Riyazus Salihin, 439. hadis
Hısım ve akrabanın gözetilmesi, putların kırılması, Allah’ın bir bilinmesi, O’na hiçbir…
Diyanet baskısında 441. hadis
Arapça metin
وعن أبي نجيحٍ عَمرو بن عَبْسَةَ بفتح العين والباءِ السُّلَمِيِّ ، رضي اللَّه عنه قال : كنتُ وَأَنَا في الجَاهِلِيَّةِ أَظُنُّ أَنَّ النَّاسَ عَلى ضَلالَةٍ ، وَأَنَّهُمْ لَيْسُوا على شيءٍ ، وَهُمْ يَعْبُدُونَ الأَوْثَانَ ، فَسَمِعْتُ بِرَجُلٍ بِمكَّةَ يُخْبِرُ أَخْبَاراً ، فَقَعَدْتُ عَلى رَاحِلَتي ، فَقَدِمْتُ عَلَيْهِ، فَإِذَا رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم مُسْتَخْفِياً جُرَءَاءُ عليهِ قَوْمُهُ ، فَتَلَطَّفْتُ حَتَّى دَخلْتُ عَلَيهِ بِمَكَّة ، فَقُلْتُ له : ما أَنَتَ ؟ قال : « أَنا نَبي » قلتُ : وما نبي ؟ قال : « أَرْسَلِني اللَّه » قلت: وبِأَيِّ شَيْءٍ أَرْسلَكَ ؟ قال : « أَرْسَلني بِصِلَةِ الأَرْحامِ ، وكسرِ الأَوْثان ، وَأَنْ يُوَحَّدَ اللَّه لايُشْرَكُ بِهِ شَيْء » قلت : فَمنْ مَعَكَ عَلى هَذا ؟ قال : « حُر وَعَبْدٌ » ومعهُ يوْمَئِذٍ أَبو بكر وبلالٌ رضي اللَّه عنهما . قلت : إِنِّي مُتَّبعُكَ ، قال إِنَّكَ لَنْ تَستطِيعَ ذلكَ يَوْمَكَ هَذا . أَلا تَرى حَالى وحالَ النَّاسِ ؟ وَلَكِنِ ارْجعْ إِلى أَهْلِكَ فَإِذا سمعْتَ بِي قد ظَهَرْتُ فَأْتِني » قال فَذهبْتُ إِلى أَهْلي ، وَقَدِمَ رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم المَدينَةَ . وكنتُ في أَهْلي . فَجَعَلْتُ أَتَخَبَّرُ الأَخْبَارَ ، وَأَسْأَلُ النَّاسَ حينَ قَدِمَ المدينة حَتَّى قَدِمَ نَفرٌ مِنْ أَهْلي المدينةَ ، فقلتُ : ما فَعَلَ هذا الرَّجُلُ الذي قدِم المدينةَ ؟ فقالوا : النَّاسُ إِليهِ سِراعٌ وَقَدْ أَرَادَ قَوْمُه قَتْلَهُ ، فَلَمْ يَستْطَيِعُوا ذلِكَ ، فَقَدِمتُ المدينَةَ فَدَخَلتُ عليهِ ، فقلتُ : يا رسولَ اللَّه أَتَعرِفُني ؟ قال : «نَعم أَنتَ الَّذي لَقيتنَي بمكةَ » قال : فقلتُ : يا رسول اللَّه أَخْبرني عمَّا عَلَّمكَ اللَّه وَأَجْهَلُهُ، أَخبِرنْي عَنِ الصَّلاَةِ؟ قال : « صَلِّ صَلاَةَ الصُّبحِ ، ثُمَّ اقْصُرْ عَنِ الصَّلاةِ حَتَّى تَرتفَعِ الشَّمْسُ قِيدَ رُمْحٍ ، فَإِنَّهَا تَطْلُعُ حين تطلع بَيْنَ قَرْنَي شَيْطَانٍ ، وَحِينئِذٍ يَسْجُدُ لَهَا الكفَّارُ ، ثُمَّ صَل ، فَإِنَّ الصَّلاَةَ مشهودة محضورة . حتى يستقِلَّ الظِّلُّ بالرُّمحِ ، ثُمَّ اقْصُر عن الصَّلاةِ، فإِنه حينئذٍ تُسجَرُ جَهَنَّمُ ، فإِذا أَقبلَ الفَيء فصَلِّ ، فإِنَّ الصَّلاةَ مَشهودةٌ محضورة حتى تُصَلِّيَ العصرَ ثم اقْصُر عن الصلاةِ حتى تَغْرُبَ الشمسُ ، فإِنها تُغرُبُ بين قَرنيْ شيطانٍ ، وحينئذٍ يَسْجُدُ لها الكُفَّارُ » .
قال : فقلت : يا نَبِيَّ اللَّه ، فالوضوءُ حدّثني عنه ؟ فقال : « ما منْكُمْ رجُل يُقَرِّبُ وَضُوءَهُ ، فَيَتَمَضْمضُ ويستنْشِقُ فَيَنْتَثِرُ ، إِلاَّ خَرَّتْ خطايَا وجههِ وفيهِ وخياشِيمِهِ . ثم إِذا غَسَلَ وجهَهُ كما أَمَرَهُ اللَّه إِلاَّ خرّت خطايا وجهِهِ مِنْ أَطرافِ لحْيَتِهِ مع الماءِ . ثم يغسِل يديهِ إِلى المِرفَقَينِ إِلاَّ خرّت خطايا يديه من أَنامِلِهِ مع الماءِ ، ثم يَمْسحُ رَأْسَهُ ، إِلاَّ خَرَّتْ خَطَايَا رَأْسِهِ من أَطرافِ شَعْرهِ مع الماءِ ، ثم يَغْسِل قَدَمَيهِ إِلى الكَعْبَيْنِ ، إلاَّ خَرت خطايا رِجْلَيه من أَنَامِلِهِ مَع الماءِ ، فإِن هو قامَ فصلَّى ، فحمِدِ اللَّه تعالى ، وأَثْنَى عليهِ وَمجَّدَهُ بالذي هو له أَهل ،وَفَرَّغَ قلبه للَّه تعالى . إِلا انصَرَفَ من خطيئَتِهِ كَهَيْئَتِهِ يومَ وَلَدَتْهُ أُمُّهُ».
فحدّثَ عَمرو بنُ عَبسةَ بهذا الحديثَ أَبَا أُمَامَة صاحِبِ رسولِ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم فقال له أبو أمامة: يا عَمْروُ بن عَبْسَةَ ، انظر ما تقولُ . في مقامٍ واحِدٍ يُعطى هذا الرَّجُلُ ؟ فقال عَمْرو : يا أَبَا أُمامةَ . فقد كِبرَتْ سِنِّي ، ورَقَّ عَظمِي ، وَاقْتَرَبَ أَجَلي ، وما بي حَاجة أَنْ أَكذِبَ على اللَّهِ تعالى ، ولا على رسول اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم لو لم أَسْمَعْهُ من رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم إِلاَّ مَرَّةً أَوْ مَرْتَيْن أو ثلاثاً ، حَتَّى عَدَّ سبعَ مَراتٍ ، ما حَدَّثتُ أَبداً بِهِ ، ولكنِّي سمِعتُهُ أَكثَرَ من ذلك رواه مسلم .
قوله : « جُرَءَاءُ عليهِ قومُهُ » : هو بجيمٍ مضمومة وبالمد على وزنِ عُلماء ، أَي : جاسِرُونَ مُستَطِيلونَ غيرُ هائِبينَ . هذه الرواية المشهورةُ ، ورواه الحُمَيْدِي وغيرهُ : « حِراء» بكسر الحاءِ المهملة . وقال : معناه غِضَابُ ذُوُو غَمٍّ وهمٍّ ، قد عيلَ صبرُهُمْ بهِ ، حتى أَثَّرَ في أَجسامِهِم ، من قوَلِهم : حَرَىَ جِسمُهُ يَحْرَى، إِذَا نقصَ مِنْ أَلمٍ أَوْ غم ونحوه ، والصَّحيحُ أَنَهُ بالجيمِ .
وقوله صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « بين قَرنَي شيطانٍ » أَيْ : ناحيتي رأسهِ . والمرادُ التَّمثِيلُ . معناهُ : أَنه حينئذٍ يَتَحرَّكُ الشَّيطانُ وشيِعتهُ . وَيَتَسَلَّطُونَ .
وقوله : « يُقَرِّبُ وَضُوءَه » معناه : يُحْضِرُ الماءَ الذي يَتَوَضَّأُ بِه. وقوله :« إِلاَّ خَرّتْ خَطاياهُ » هو بالخاءِ المعجمة : أَيْ سقطَت . ورواه بعضُهُم . « جرتْ » بالجيم . والصحيح بالخاءِ ، وهو رواية الجُمهور .
وقوله : « فَيَنْتَثرُ » أَيْ : يَستَخرجُ ما في أَنفه مِنْ أَذَى ، والنَّثرَةُ : طرَفُ الأَنفِ .
Türkçe meal (Kandemir, Çakan, Küçük çevirisi (Erkam Yayınları, 2016), c. III, s. 130)
Ebû Necîh Amr İbni Abese es-Sülemî radıyallahu anh şöyle dedi:
Ben Câhiliye devrindeyken, halkın sapıklık üzere bulunduğunu ve doğru bir yolda olmadığını biliyordum. Çünkü onlar putlara tapıyorlardı. Derken Mekke’de bir kişinin önemli haberler verdiğini duydum. Bineğime atlayıp derhal o zâta geldim. Bir de baktım, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gizlenmiş, Mekkeliler onun aleyhinde cür’etkar bir vaziyette.. Onunla görüşmenin yolunu aradım, Mekke’de kendisine ulaştım ve:
- Sen kimsin, necisin? dedim.
- “Ben peygamberim” cevabını verdi.
- Peygamber ne demek? dedim.
- “Beni Allah gönderdi” dedi.
- Ne ile gönderdi seni? dedim.
- “Hısım ve akrabanın gözetilmesi, putların kırılması, Allah’ın bir bilinmesi, O’na hiçbir şeyin ortak koşulmaması vazifesiyle gönderdi” buyurdu.
- Sana bu konuda yardımcı olacak yanında kim var? dedim.
- “Hür bir erkek ve bir köle” cevabını verdi. O gün yanında müminlerden sadece Ebû Bekir ile Bilâl vardı. Ben:
- Sana ben de tâbî olup yardım etmek için yanında kalmak istiyorum, dedim.
- “Sen bugün, bu dediğini yapamazsın. Benim halimi ve ortalığın durumunu görmüyor musun? Şimdi sen ailene dön. Ne zaman benim meydana çıktığımı duyarsan, yanıma gel” buyurdu.
Ben ailemin yanına döndüm. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine’ye hicret etti. Ben hâlâ ailemin yanındaydım. Onun Medine’ye gelişini bekliyor ve haberlerini almaya gayret ediyordum. Derken Medinelilerden bir kaç kişi yanıma geldi.
- Medineye gelen o zât ne yaptı? diye sordum.
- Halk ona koşuyor; kavmi onu öldürmek istemiş, başaramamış, cevabını verdiler.
Bunun üzerine Medine’ye gelip Peygamber’in huzuruna çıktım ve:
- Ey Allahın Resûlü, beni tanıdınız mı? dedim.
- “Evet, Mekke’de sen benimle görüşmüştün” buyurdu.
- Evet, cevabını verdim. Sonra da:
- Ya Resûlallah! Allah’ın sana öğrettiği ve benim bilmediğim şeyleri bana öğret; bana namazı öğret! dedim.
- “Sabah namazını kıl. Sonra güneş doğup bir mızrak boyu yükselinceye kadar namaz kılma. Çünkü güneş, şeytanın iki boynuzu arasından (tepesinden) doğar. Kâfirler de ona o zaman secde ederler. Sonra dikilmiş mızrağın gölgesi azalıp bitinceye kadar (nâfile olmak üzere) namaz kıl. Çünkü namaz isbatlı şahitlidir. Sonra namaza ara ver. Çünkü o vakit cehennem kızdırılır. Sonra gölge döndüğü zaman öğle namazını kıl. Çünkü namaz isbatlı şahitlidir. Onu İkindiye kadar kılmaya devam et. İkindi namazını kıldıktan sonra güneş batıncaya kadar namaza ara ver; çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasından (tepesinden) batar, kâfirler de o zaman güneşe secde ederler” buyurdu. Ben:
- Yâ Nebiyyallah! Bana abdestten de bahset, dedim.
- “İçinizden her kim, abdest suyunu hazırlayıp ağzına burnuna su verir ve burnunu temizlerse, mutlaka yüzünün, ağzının ve burnunun günahları dökülür! Sonra Allah’ın emrettiği gibi yüzünü yıkarsa, yüzünün günahları su ile birlikte sakalının etrafından dökülür. Sonra dirsekleriyle birlikte ellerini yıkarsa, elinin günahları su ile beraber parmak uçlarından akar gider. Sonra başını meshederse, başının günahları su ile birlikte saçlarının ucundan dökülür. Sonra topuklarıyla beraber ayaklarını yıkarsa, ayaklarının günahları su ile beraber ayak parmaklarının ucundan akar. Eğer (böylece abdest alan) bu adam, kalkıp namaz kılar, Allah’a hamd ve senâ eder, O’nu layık olduğu vasıflarla yüceltir ve gönlünü tam anlamıyla Allah’a bağlarsa, mutlaka anasından doğduğu günkü gibi günahlarından arınmış olur” buyurdu.
Amr İbni Abese bu hadisi, sahâbî Ebû Ümâme’ye haber vermiş. Ebû Ümâme:
- Ey Amr, bir işten dolayı şu kişiye verilen büyük mükâfat konusundaki sözlerini iyi düşün, ikâzında bulunmuştur. Bunun üzerine Amr:
- Ey Ebû Ümâme! Yaşım ilerledi, kemiklerim zayıfladı, ecelim yaklaştı. Ne Allah’a ne de Resûlullah’a yalan söyleme ihtiyacındayım. Ben bu hadisi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den bir, iki, üç hatta yedi kere işitmemiş olsaydım aslâ rivâyet etmezdim. Bu hadisi ben, Resûlullah’dan bundan da fazla duymuş bulunmaktayım” demiştir.
Müslim, Müsâfirîn 294
Kaynak: M. Yaşar Kandemir, İsmail Lütfi Çakan, Raşit Küçük, Riyâzü's-Sâlihîn: Peygamberimizden Hayat Ölçüleri (Tercüme ve Şerh), 8 cilt, Erkam Yayınları, İstanbul 2016, c. III, s. 130, 439 numaralı hadis (yayınevi)
Diyanet İşleri Başkanlığı çevirisi (2015) meali441. hadis, c. I, s. 416Göster
Ebû Necîh Amr b. Abese el-Sülemî’nin (ra) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ben Câhiliye devrinde bile halkın sapıklıkta olduğunu ve hiçbir esas üzere bulunmadıklarını düşünürdüm. Onlar putlara tapıyorlardı. Bu sırada Mekkeli birinin mühim haberler yaydığını duydum. Hayvanıma binerek yanına geldim. Bir de ne göreyim? Resûlullah gizli gizli davet yapıyor, kavmi de kendisine karşı baskı uyguluyor. Peygamber’le gizlice görüşmenin bir yolunu aradım ve yanına gidip:
– Sen nesin, dedim.
– Peygamberim, dedi.
– Peygamber nedir, deyince.
– Beni Allah gönderdi, cevabını verdi.
– Ne ile gönderdi, dedim.
– Akrabalık ilişkilerini gözetmek, putları kırmak, Allah’ın birliğini kabul etmek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamakla gönderdi, dedi.
– Senin bu davetine kimler uyuyor, dedim.
– Bir hür ve bir de köle, dedi. O gün beraberinde Ebû Bekir ve Bilâl (ra) bulunuyordu. Bunun üzerine:
– Ben sana tabi olacağım (senin yanında kalıp İslâmiyeti yaymak için çalışacağım) dedim.
– Bugün buna gücün yetmez; hâlimi ve halkın durumunu görmüyor musun? Ailenin yanına dön, İslâmiyet’in yayılışını duyduğun zaman bana gel, dedi. Bunun üzerine ailemin yanına geri döndüm, Peygamber daha sonra Medine’ye teşrif etti. Ben de kavmim arasında oturuyor, haber almaya çalışıyordum. Medine’ye gelip gelmediğini halktan soruşturmaya başladım. Derken Medineli birkaç kişi geldi. Onlara:
– Medine’ye gelen şu zat ne yaptı, diye sordum.
– Kavmi onu öldürmek istediği hâlde insanlar ona koşuyor. Fakat bunu yapamadılar, dediler. Bunun üzerine Medine’ye gelip Peygamber’in yanına girdim ve:
– Yâ Resûlallah, beni tanıdın mı, dedim.
– Evet, Mekke’de sen benimle buluşmuştun, dedi. Ravi devamla diyor ki:
– Yâ Resûlallah, Allah’ın sana öğrettiği ve benim bilmediğim şeyleri bana öğret; namazı öğret, dedim. Resûlullah:
– Sabah namazını kıl, sonra güneş bir mızrak boyu yükselinceye kadar ara ver; çünkü güneş şeytanın boynuzları arasından doğar ve o vakitte k âfirler ona secde ederler. Sonra dikilmiş mızrağın gölgesi azalıp bitinceye kadar (nafile) namaz kıl; çünkü bu namaza melekler şahit olur, taat ehli de hazır bulunur. Sonra ara ver, zira o vakit cehennem iyice alevlenir. Mızrağın gölgesi artmaya başlayınca öğle namazını kıl. Çünkü bu namaza melekler katılır ve namaza tanıklık ederler. Nihayet ikindiyi kıl; sonra güneş batıncaya kadar ara ver; çünkü güneş şeytanın iki boynuzu ar asından batar ve o zaman kâfirler ona taparlar. Ravi diyor ki:
– Yâ Resûlallah, bana abdesti öğret, dedim. Resûlullah:
– Sizden her kim abdest suyunu hazırlayıp ağzına, burnuna su verir ve burnunu temizlerse yüzünün, ağzının ve burnunun günahları dökülür. Sonra Allah’ın emri üzere yüzünü yıkarsa su ile beraber sakalının etrafından yüzünün günahları düşer. Sonra dirsekleriyle beraber ellerini yıkarsa, su ile birlikte elinin günahları parmaklarının ucundan akar gider. Sonra başını meshederse saçının uçlarından başının günahları su ile beraber dökülür. Sonra topuklarıyla birlikte ayaklarını yıkarsa muhakkak ayaklarının günahları parmaklarının ucundan su ile birlikte akar gider. Bu adam kalkıp namaz kılar, Allah’a hamd eder ve layık olduğu vasıflarla O’nu yüceltir ve kalbini de tam manasıyla Allah’a bağlarsa muhakkak o kimse, günahlarından sıyrılır ve annesindan doğduğu günkü gibi olur. Ravi Amr b. Abese bu hadisi, Resûlullah’ın ashâbından Ebû Ümâme’ye haber verdiği zaman Ebû Ümâme:
– Ey Amr b. Abese, dediğine dikkat et! Bu kadar büyük sevap bir adama verilir mi, demişti. Bunun üzerine Amr:
– Ey Ebû Ümâme, yaşım ilerledi, kemiklerim zayıfladı, ecelim de yaklaştı, Allah ve Resûlü’ne yalan söylemek zorunda değilim. Eğer bu hadisi Resûlullah’tan bir, iki, üç, hatta yedi defa duymamış olsaydım, bunu hiçbir zaman söylemezdim. Fakat bu hadisi ondan defalarca duydum, demiştir.
M1930 Müslim, Müsâfirîn, 294
Kaynak: M. Emin Özafşar, Bünyamin Erul (çev.), Riyâzü's-Sâlihîn: Metin ve Çeviri, 3 cilt, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2015, c. I, s. 416, 441 numaralı hadis.
Atıf ve kaynak gösterimiAPA, BibTeX ve düz metin biçimlerinde kopyalayın.Göster
Atıf ve kaynak
İhtiyacınıza uygun formatı tek tıkla kopyalayın.
APA
Hadis Kitapları. (2026). Riyazus Salihin, 439 Nolu Hadis. Riyazus Salihin. https://hadiskitaplari.com/riyazus-salihin/allahtan-yana-umitvar-olmak-reca/439
BibTeX
@misc{hadiskitaplari_riyazus_salihin_439_nolu_hadis_2026,
author = {{Hadis Kitapları}},
title = {Riyazus Salihin, 439 Nolu Hadis},
year = {2026},
url = {https://hadiskitaplari.com/riyazus-salihin/allahtan-yana-umitvar-olmak-reca/439},
note = {Kaynak: Riyazus Salihin}
}Düz metin
Hadis Kitapları. "Riyazus Salihin, 439 Nolu Hadis". Riyazus Salihin. https://hadiskitaplari.com/riyazus-salihin/allahtan-yana-umitvar-olmak-reca/439