Riyazus Salihin, 1506. hadis
İki kişilik yemeği olan (suffe ashâbından) bir üçüncüsünü; dört kişilik yemeği olan da…
Diyanet baskısında 1508. hadis
Arapça metin
وعنْ أبي مُحَمَّدٍ عَبْدِ الرَّحْمن بنِ أبي بكر الصِّدِّيقِ رضي اللَّه عنْهُما أنَّ أصْحاب الصُّفَّةِ كانُوا أُنَاساً فُقَرَاءَ وأنَّ النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ مرَّةً « منْ كانَ عِنْدَهُ طَعامُ اثنَينِ ، فَلْيذْهَبْ بِثَالث ، ومَنْ كَانَ عِنْدهُ طعامُ أرْبَعَةٍ ، فَلْيَذْهَبْ بخَامِسٍ وبِسَادِسٍ » أوْ كَما قَالَ ، وأنَّ أبَا بَكْرٍ رضي اللَّه عَنْهُ جاءَ بثَلاثَةٍ ، وَانْطَلَقَ النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم بِعَشرَةٍ ، وَأنَّ أبَا بَكْرٍ تَعَشَّى عِنْد النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم ، ثُّمَّ لَبِثَ حَتَّى صلَّى العِشَاءَ ، ثُمَّ رَجَعَ ، فَجَاءَ بَعْدَ ما مَضَى من اللَّيلِ مَا شاءَ اللَّه . قَالَتْ امْرَأَتُهُ : ما حبسَكَ عَنْ أضْيافِكَ ؟ قَالَ : أوَ ما عَشَّيتِهمْ ؟ قَالَتْ : أبوْا حَتَّى تَجِيءَ وَقدْ عرَضُوا عَلَيْهِم قَال : فَذَهَبْتُ أنَا ، فَاختبأْتُ ، فَقَالَ : يَا غُنْثَرُ ، فجدَّعَ وَسَبَّ وَقَالَ : كُلُوا هَنِيئاً ، واللَّه لا أَطْعمُهُ أبَداًِ ، قال : وايمُ اللَّهِ ما كُنَّا نَأْخذُ منْ لُقْمةٍ إلاَّ ربا مِنْ أَسْفَلِهَا أكْثَرُ مِنْهَا حتَّى شَبِعُوا ، وصَارَتْ أكثَرَ مِمَّا كَانَتْ قَبْلَ ذلكَ ، فَنَظَرَ إلَيْهَا أبُو بكْرٍ فَقَال لا مْرَأَتِهِ : يَا أُخْتَ بني فِرَاسٍ مَا هَذا ؟ قَالَتْ : لا وَقُرّةِ عَيني لهي الآنَ أَكثَرُ مِنْهَا قَبْلَ ذَلكَ بِثَلاثِ مرَّاتٍ ، فَأَكَل مِنْهَا أبُو بكْرٍ وَقَال : إنَّمَا كَانَ ذلكَ مِنَ الشَّيطَانِ ، يَعني يَمينَهُ ، ثُمَّ أَكَلَ مِنهَا لٍقمةً ، ثُمَّ حَمَلَهَا إلى النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم فَأَصْبَحَت عِنْدَهُ . وكانَ بَيْننَا وبَيْنَ قَومٍ عهْدٌ ، فَمَضَى الأجَلُ ، فَتَفَرَّقنَا اثني عشَرَ رَجُلاً ، مَعَ كُلِّ رَجُلٍ مِنْهُم أُنَاسٌ ، اللَّه أعْلَم كَمْ مَعَ كُلِّ رَجُلٍ فَأَكَلُوا مِنْهَا أَجْمَعُونَ .
وفي روايَة : فَحَلَفَ أبُو بَكْرٍ لا يَطْعمُه ، فَحَلَفَتِ المرأَةُ لا تَطْعِمَه ، فَحَلَفَ الضِّيفُ أوِ الأَضْيَافُ أن لا يَطعَمَه ، أوْ يطعَمُوه حَتَّى يَطعَمه ، فَقَالَ أبُو بَكْرٍ : هذِهِ مِنَ الشَّيْطَانِ ، فَدَعا بالطَّعامِ فَأَكَلَ وَأَكَلُوا ، فَجَعَلُوا لا يَرْفَعُونَ لُقْمَةً إلاَّ ربَتْ مِنْ أَسْفَلِهَا أَكْثَرَ مِنْهَا ، فَقَال: يَا أُخْتَ بَني فِرَاس ، ما هَذا ؟ فَقالَتْ : وَقُرَّةِ عَيْني إنهَا الآنَ لأَكْثَرُ مِنْهَا قَبْلَ أنْ نَأْكُلَ ، فَأَكَلُوا ، وبَعَثَ بهَا إلى النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم فذَكَرَ أَنَّه أَكَلَ مِنهَا .
وفي روايةٍ : إنَّ أبَا بَكْرٍ قَالَ لِعَبْدِ الرَّحْمَنِ : دُونَكَ أَضْيافَكَ ، فَإنِّي مُنْطَلِقٌ إلى النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم ، فَافْرُغْ مِنْ قِراهُم قَبْلَ أنْ أجِيءَ ، فَانْطَلَقَ عبْدُ الرَّحمَن ، فَأَتَاهم بمَا عِنْدهُ . فَقَال : اطْعَمُوا ، فقَالُوا :أيْنَ رَبُّ مَنزِلَنَا ؟ قال : اطعموا ، قَالُوا : مَا نَحْنُ بآكِلِين حتَى يَجِيىء ربُ مَنْزِلَنا ، قَال : اقْبَلُوا عَنَّا قِرَاكُم ، فإنَّه إنْ جَاءَ ولَمْ تَطْعَمُوا لَنَلقَيَنَّ مِنْهُ ، فَأَبَوْا ، فَعَرَفْتُ أنَّه يَجِد عَلَيَّ ، فَلَمَّا جاءَ تَنَحَّيْتُ عَنْهُ ، فَقالَ :ماصنعتم ؟ فأَخْبَروهُ ، فقالَ يَا عَبْدَ الرَّحمَنِ فَسَكَتُّ ثم قال : يا عبد الرحمن. فسكت ، فَقَالَ : يا غُنثَرُ أَقْسَمْتُ عَلَيْكَ إن كُنْتَ تَسمَعُ صوتي لما جِئْتَ ، فَخَرَجتُ ، فَقُلْتُ : سلْ أَضْيَافِكَ ، فَقَالُوا : صَدقَ ، أتَانَا بِهِ .فَقَالَ: إنَّمَا انْتَظَرْتُموني وَاللَّه لا أَطعَمُه اللَّيْلَةَ ، فَقالَ الآخَرون : وَاللَّهِ لا نَطعَمُه حَتَّى تَطعمه ، فَقَالَ : وَيْلَكُم مَالَكُمْ لا تَقْبَلُونَ عنَّا قِرَاكُم ؟ هَاتِ طَعَامَكَ ، فَجاءَ بِهِ ، فَوَضَعَ يَدَه ، فَقَالَ: بِسْمِ اللَّهِ ، الأولى مِنَ الشَّيطَانِ فَأَكَلَ وَأَكَلُوا . متفقٌ عليه .
قوله : « غُنْثَر » بغين معجمةٍ مضمومةٍ ، ثم نونٍ ساكِنةٍ ، ثُمَّ ثاءٍ مثلثةٍ وهو : الغَبيُّ الجَاهٍلُ ، وقوله : « فجدَّع » أي شَتَمه وَالجَدْع : القَطع . قوله : « يجِدُ عليَّ » هو بكسر الجيمِ ، أيْ : يَغْضَبُ .
Türkçe meal (Kandemir, Çakan, Küçük çevirisi (Erkam Yayınları, 2016), c. VI, s. 405)
Ebû Muhammed Abdurrahman İbni Ebû Bekr es-Sıddîk radıyallahu anhümâ şöyle dedi:
Suffe ashâbı fakir kişilerdi. Bir keresinde Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
- "İki kişilik yemeği olan (suffe ashâbından) bir üçüncüsünü; dört kişilik yemeği olan da bir beşincisini ve hatta altıncısını yemeğe buyur edip götürsün!" Yahut buna benzer bir tavsiyede bulundu.
Ebû Bekir, onlardan üç kişiyi evine getirdi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de on kişiyi alıp götürdü.
Ebû Bekir, akşam yemeğini Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in evinde yedi. Yatsı namazı kılınıncaya kadar orada kaldı. Gecenin hayli ilerlemiş bir vaktinde evine döndü. Hanımı ona:
- Seni misafirlerinin yanında bulunmaktan alıkoyan nedir? diye sordu. O da:
- Vay! Sen onlara hâlâ yemek vermedin mi? diye çıkıştı. Hanımı:
- Sen gelmedikçe yemek yemeyeceklerini söylediler, sofra kurduk, yemediler, dedi.
(Hadisin râvîsi) Abdurrahman şöyle dedi: Ben ortalıktan kaybolup saklandım. Ebû Bekir bana:
- Behey anlayışsız herif! diye bağırdı. Verdi veriştirdi. Sonra hiddetle:
- İçinize sinmesin, yiyin. Vallahi ben bu yemekten yemiyeceğim, dedi.
(Abdurrahman dedi ki), Allah'a yemin ederim ki, bizim her el uzattığımız lokmanın altından yemek daha artıyordu. Nihayet misafirler doydular. Yemek de ilk getirildiğinden daha fazla olarak ortada duruyordu. Ebû Bekir yemeğe baktı, olduğu gibi duruyordu. Hanımına hitâben:
- Bu ne hal? Ey Benî Firâsın kızı! dedi. O da:
- Gözümün nuruna yemin ederim ki, yemek şimdi öncekinden üç misli fazladır, dedi.
Bunun üzerine Ebû Bekir o yemekten yedi ve ettiği yemini kastederek, "O, şeytandandı" dedi. O yemekten bir lokma aldıktan sonra, geri kalanı Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e gönderdi. Yemek orada sabaha kadar durdu. Bizim ile bir topluluk arasında bir sözleşme vardı. Sözleşmenin süresi bittiği için o topluluk Medine'ye gelmişlerdi. İçlerinden sözcü olarak on iki kişi ayırdık. Her biri ile beraber kaç kişinin bulunduğunu Allah bilir. İşte onların hepsi o yemekten yediler.
Buhârî'nin bir rivâyetinde (Edeb 87) şöyle denilmektedir:
(Misâfirlerin, kendisi gelmedikçe yemek yemek istemediklerini öğrenince) Ebû Bekir, o yemekten yemeyeceğine dair yemin etti. Hanımı da o yemedikce yemeyeceğine yemin etti. Misafir veya misafirler de, zaten o yemedikçe sofraya oturmayacağına – veya oturmayacaklarına- yemin etmişlerdi. Bunun üzerine Ebû Bekir:
- Başlangıçta yaptığım yemin şeytandandır, haydi buyurun yemeğe, dedi. Kendisi de misafirleri de yediler. Her el uzattıkları lokmanın altından yemek çoğalıyordu. Bunun üzerine Ebû Bekir, hanımına:
- Ey Benî Firasın kızı, bu ne hal? dedi. O da:
- Gözümün nûruna yemin ederim ki, yemek şimdi, ilk halinden daha fazladır, dedi. Oradakiler yediler, mevcut yemeği Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e gönderdiler.
Abdurrahman, Hz. Peygamber'in bu yemekten yediğini haber verdi.
Bir başka rivâyette (Buhârî, Edeb 88) olay şöyle anlatılmaktadır:
Ebû Bekir, oğlu Abdurrahman'a;
- Ben Hz. Peygamber'in yanına gideceğim. Ben gelinceye kadar misafirlerin hizmetinde bulun, yemeklerini yedirmiş ol, diye tenbihde bulundu. Abdurrahman misafirlere yemek getirdi, "Buyurunuz," dedi. Onlar:
- Bu evin sahibi nerede? dediler. Abdurrahman:
- Siz buyurun, yiyin, dedi. Onlar:
- Evin sahibi gelinceye kadar biz yemiyeceğiz, dediler. Abdurrahman:
- Yemeğinizi lutfen yiyiniz. Eğer babam geldiğinde siz yemek yememiş olursanız, bana darılır, kızar, diye ısrar ettiyse de misafirleri yemeye ikna edemedi. (Abdurrahman diyor ki) babam geldiğinde bana fenâ halde çıkışacağını bildiğim için o gelince hemen savuşup bir yere gizlendim.
- Misafirlere ne yaptınız? diye sordu. Durumu haber verdiler. Bunun üzerine:
- Abdurrahman! diye bana seslendi. Cevap vermedim. Sonra yine:
- Abdurrahman! diye bağırdı. Ben yine ses vermedim. Bu defa:
- Behey anlayışsız herif! Sesimi duyuyorsan, Allah aşkına gel, dedi. Ben de yanına gelip:
- Benim kusurum yok, istersen misafirlere sor, dedim. Misafirler:
- Abdurrahman doğru söylüyor, bize yemek getirdi ama biz yemedik, dediler. Bunun üzerine:
- Demek beni beklediniz! Ben de bu gece bu yemeği yemiyeceğim işte! dedi. Onlar:
- Allaha yemin ederiz ki sen yemezsen, biz de yemeyiz, dediler. Ebû Bekir:
- Allah iyiliğinizi versin! Size ne oluyor ki, yemeğimizi kabul etmiyorsunuz? Haydi buyurun yemeğe! dedi. Yemek geldi, babam elini koydu, besmele çekti, "Kızgınlığımdan ötürü başta ettiğim yemin şeytandandır" deyip yemeği yedi, misafirler de yediler.
Buhârî, Mevâkît 41, Menâkıb 25, Edeb 87-88; Müslim, Eşribe 176, 177
Kaynak: M. Yaşar Kandemir, İsmail Lütfi Çakan, Raşit Küçük, Riyâzü's-Sâlihîn: Peygamberimizden Hayat Ölçüleri (Tercüme ve Şerh), 8 cilt, Erkam Yayınları, İstanbul 2016, c. VI, s. 405, 1506 numaralı hadis (yayınevi)
Diyanet İşleri Başkanlığı çevirisi (2015) meali1508. hadis, c. III, s. 99Göster
Ebû Muhammed Abdurrahmân b. Ebû Bekr’den (ra) rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Suffe Ashâbı fakir kimselerdi. Bir defasında Peygamber: İki kişilik yiyeceği olan, (Suffe Ashâbı’ndan) bir üçüncüsünü, dört kişilik yiyeceği olan da bir beşincisini veya altıncısını birlikte götürsün, buyurdu. Yahut buna benzer bir şey söyledi. Ebû Bekir (ra) bunlardan üçünü evine götürdü. Hz. Peygamber ise on kişiyi alıp kendi evine götürdü. Hz. Ebû Bekir, akşam yemeğini Peygamber’in yanında yedi. Yatsı namazını kılıncaya kadar orada kaldı. Gece hayli ilerledikten sonra evine döndü. Hanımı ona:
– Neden misafirlerinin yanında bulunmadın, diye sordu. O:
– Yoksa sen, onlara hâlâ yemek vermedin mi, diye çıkıştı. O da:
– Sen gelmedikçe yemek yiyemeyeceklerini söylediler. Yemek sunduk ama kabul etmediler, dedi. (Hz. Ebû Bekir’in oğlu) Abdurrahmân diyor ki:
– Ben hemen gidip saklandım. Babam (burnundan soluyarak):
– Be anlayışsız herif, diye beni bir güzel payladı.
– Buyrun siz afiyetle yiyin; vallahi ben bu yemekten yemeyeceğim, dedi. Abdurrahmân dedi ki:
– Allah’a yemin ederim ki, yemekten aldığımız her lokmanın altından, onlar doyuncaya kadar yemek çoğaldı ve önceki miktarından daha fazla oldu. Hz. Ebû Bekir tabağa baktı ve hanımına:
– Ey Firâsoğulları’nın kardeşi, bu ne hâl, dedi. O da:
– Gözümün nuruna yemin ederim ki şu anda yemek, öncekinden üç kat daha fazladır, dedi. Bunun üzerine Ebû Bekir o yemekten yedi ve yeminini kastederek:
– O (ettiğim yemin) şeytandandı, dedi. Yemekten bir lokma yedikten sonra Hz. Peygamber’e gönderdi. Yemek orada sabaha kadar durdu. Bizimle bir topluluk arasında anlaşma vardı. Anlaşmanın süresi bitmiş (ve onlar Medine’ye gelmiş)ti. Biz on iki kişi (onlarla ilgilenmek üzere) ayrıldık. Gelenlerin hepsi beraberce o yemekten yediler. Onların kaç kişi olduğunu da ancak Allah bilir. (Buhârî’nin) diğer rivayetine göre şöyle denilmiştir: (Misafirlerin yemediklerini öğrenen) Ebû Bekir (ra) ve hanımı yemekten yemeyeceklerine dair yemin ettiler, misafirler de o yemedikçe yemeyeceklerine dair yemin ettiler. Bunun üzerine Ebû Bekir:
– Bu (ettiğim yemin) şeytandandır, haydi buyrun yemeğe, dedi. Kendisi de, misafirler de yediler. Onlar her bir lokmayı aldıkça yemek alttan artarak çoğaldı. Bunun üzerine Ebû Bekir (ra) (eşi Ümmü Rûmân’a):
– Ey Firâsoğulları’nın kardeşi, bu ne hâl, dedi. O da:
– Gözümün nuruna yemin olsun ki şimdi yemek, öncekinden daha fazla, dedi. Bunlar yemeklerini yediler, Peygamber’e de gönderdiler. Hadisi rivayet eden Abdurrahmân, Hz. Peygamber’in de bu yemekten yediğini söylemiştir. Diğer bir rivayet ise şu şekildedir: Ebû Bekir (ra), oğlu Abdurrahmân’a:
– Bu misafirleri al ve ben gelinceye kadar misafirleri ağırlamış ol. Ben Peygamber’in yanına gidiyorum. dedi. Abdurrahmân gidip misafirlere yemek getirerek “Buyrun!”, dedi. Onlar:
– Ev sahibi nerede, dediler. Abdurrahmân:
– Siz buyrun, dedi. Misafirler:
– Evin sahibi gelinceye kadar biz de yemeyiz, dediler.
– İkramımızı kabul edin. Eğer (babam) gelir de yemek yemediğinizi görürse onun hışmına uğrarız, diye ısrar ettiyse de onlar yemekten çekindiler. Babam geldiğinde, bana fena hâlde çıkışacağını biliyordum. O gelince savuşup bir yere gizlendim. Gelir gelmez:
– Ne yaptınız, diye sordu. Durumu haber verdiler. Bunun üzerine:
– Yâ Abdurrahmân, diye beni çağırdı. Sustum. Sonra yine:
– Yâ Abdurrahmân, dedi. Yine seslenmeyince:
– Be anlayışsız herif, sesimi işitiyorsan Allah aşkına gel, dedi. Bunun üzerine çıktım ve:
– Misafirlere sor, dedim. Misafirler:
– O doğru söylüyor, bize yemek getirmişti, dediler. Bunun üzerine, “Demek beni beklediniz ha! Ben de bu gece bu yemeği yemeyeceğim işte. ” dedi. Onlar da:
– Vallahi sen yemedikçe biz de yemeyiz, dediler. Ebû Bekir (ra):
– Yazık size, ne oluyor da ikramı kabul etmiyorsunuz? Haydi buyrun yemeğe, dedi. Yemek geldi, babam elini yemeğe uzattı ve besmele çekti. İlk ettiğim yemin şeytandandı, deyip yemeği yedi; misafirler de yediler.
B3581 Buhârî Menâkıb, 25, B6140 Buhârî, Edeb, 87; M5365 Müslim, Eşribe, 176
Kaynak: M. Emin Özafşar, Bünyamin Erul (çev.), Riyâzü's-Sâlihîn: Metin ve Çeviri, 3 cilt, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2015, c. III, s. 99, 1508 numaralı hadis.
Atıf ve kaynak gösterimiAPA, BibTeX ve düz metin biçimlerinde kopyalayın.Göster
Atıf ve kaynak
İhtiyacınıza uygun formatı tek tıkla kopyalayın.
APA
Hadis Kitapları. (2026). Riyazus Salihin, 1506 Nolu Hadis. Riyazus Salihin. https://hadiskitaplari.com/riyazus-salihin/allah-dostlarinin-keramet-ve-faziletleri/1506
BibTeX
@misc{hadiskitaplari_riyazus_salihin_1506_nolu_hadis_2026,
author = {{Hadis Kitapları}},
title = {Riyazus Salihin, 1506 Nolu Hadis},
year = {2026},
url = {https://hadiskitaplari.com/riyazus-salihin/allah-dostlarinin-keramet-ve-faziletleri/1506},
note = {Kaynak: Riyazus Salihin}
}Düz metin
Hadis Kitapları. "Riyazus Salihin, 1506 Nolu Hadis". Riyazus Salihin. https://hadiskitaplari.com/riyazus-salihin/allah-dostlarinin-keramet-ve-faziletleri/1506