Bölümler

Hadisler

2- İslam, İman ve İhsan

No: 1902
Ömer’den (radiyallahu anh) şöyle rivayet edilmiştir: Biz bir gün Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanında otururken, birden, elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah bir adam çıkageldi. Üzerinde yolculuk yaptığını gösteren herhangi bir belirti olmadığı gibi aramızda da onu tanıyan birisi yoktu. Adam, Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına kadar gelip oturdu; dizlerini onun dizlerine dayadı; ellerini dizlerinin üzerine koydu ve şöyle dedi: - Ya Muhammed! (sallallahu aleyhi ve sellem) Bana İslam’ın ne demek olduğunu söyle? Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şu cevabı verdi: - İslam, Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in de Allah’ın Resulü olduğuna şehadet etmen, namaz kılman, zekât vermen, Ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse haccetmendir. Adam, doğru söyledin, dedi. Biz onun, hem sormasına hem de tasdik etmesine şaşırdık. Adam sonra: - Şimdi de bana imanın ne demek olduğunu söyle, dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin O’ndan olduğuna inanmandır, buyurdu. Adam yine: - Doğru söyledin, dedi. Arkasından: -Bana ihsanı anlat, dedi. Rasululah (sallallahu aleyhi ve sellem): - İhsan, görüyormuş gibi Allah’a ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmüyorsan da o, muhakkak seni görmektedir, cevabını verdi. Adam: - Bana, kıyametin ne zaman kopacağını söyle, dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): -Sorulan, (bu konuda) sorandan daha bilgili değildir (senin gibi ben de bilmiyorum), dedi. O: - Öyleyse bana kıyametin alametlerinden söz et, dedi. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): - Cariyenin hanımefendisini doğurması ve yalınayak, çıplak, fakir deve çobanlarını yaptırdıkları binalarla boy ölçüşürken görmendir, dedi. Hz. Ömer (radiyallahu anh) sözüne şöyle devam etti: Daha sonra adam çıkıp gitti. Bir süre hayretler içinde kaldım. Sonra Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Ömer! Soru soran kimdi, biliyor musun? dedi. Ben de: - Allah ve Resulü daha iyi bilir, dedim. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): - O Cebrail’di. Size dininizi öğretmeye gelmişti, buyurdu.” (Müslim, Tirmizi, Ebu Davud ve Nesai)

19- Allah'ın Yardımı, Koruması ve Desteği

No: 1919
Ebu’l Abbas, Abdullah bin Abbas (radiyallahu anh) şöyle anlattı: Bir gün, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bindiği hayvanın terkisindeydim (arkasına binmiştim). Dedi ki: - “Yavrum! Sana birkaç söz öğreteceğim; Allah’ın (celle celaluhu) emir ve yasaklarını gözet ki, Allah da (celle celaluhu) seni gözetsin. Allah’ı (celle celaluhu) gözet ki, onu karşında (hazır) bulasın. İsteyeceğin zaman Allah’tan (celle celaluhu) iste. Yardım dileyeceğin zaman Allah’tan (celle celaluhu) yardım dile. Bilmiş ol ki, bütün insanlar, herhangi bir hususta sana fayda vermek için bir araya gelmiş olsa, ancak Allah’ın (celle celaluhu) senin için takdir ettiği hususta (ve takdir ettiği kadar) sana yararlı olabilirler. Aynı zamanda, sana herhangi bir hususta zarar vermek için bir araya gelmiş olsalar, ancak Allah’ın takdir ettiği kadarıyla sana zarar verebilirler. Çünkü kalemler, (vaki olacak her şeyi tespit ettikten sonra) kaldırılmış, sayfaların mürekkebi kurumuştur. (Artık kaderi değiştirme imkanı kalmamıştır.)” Hadisin başka bir rivayeti de şöyledir: “Allah’ı (celle celaluhu)'ı gözet ki, onu karşında bulasın. Bolluk ve genişlik zamanında, Allah’ı (celle celaluhu) an ki, sıkıntıda da o seni ansın (İhtiyacını görüp sıkıntını gidersin). Şunu bil ki: Sana gelmeyen, (kaderine yazılmayan), başına gelecek değildir. Sana gelecek musibet de, gelmeyecek değildir. Zaferin sabırla birlikte, sevincin kederle birlikte, kolaylığın da zorlukla birlikte olduğunu bil.” (Tirmizi, Ahmed b. Hanbel ve Abdullah b. Humeyd)