İçeriğe geç

Sahih-i BuhariBölüm 78

Âdâb Kitabı

254 hadis · Kitâbu'l-Edeb (5970-6226)

Sayfa 11 / 13Yazı boyutu
  1. Hadis no. 6173

    Ömer İbn el-Hattab, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabından birkaç kişi ile beraber İbn…

    Türkçe meal

    Abdullah İbn Ömer'den rivayete göre; "Ömer İbn el-Hattab, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabından birkaç kişi ile beraber İbn Seyyad'ın bulunduğu tarafa doğru gittiler. Sonunda onu Meğale oğulları kalesinde diğer çocuklarla birlikte oynarken buldu. -O gün İbn Seyyad ergenlik yaşına yaklaşmıştı.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem eliyle İbn Seyyad'ın sırtına vuruncaya kadar fark etmedi. Daha sonra Allah Rasulü: Benim gerçekten Allah'ın Rasulü olduğuma şehadet ediyor musun, diye sordu. İbn Sayyad ona bir baktıktan sonra: Senin ümmilerin rasulü olduğuna şehadet ederim, dedi. Daha sonra İbn Seyyad: Peki, sen benim gerçekten Allah'ın Rasulü olduğuma şehadet eder misin, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem böyle dediği için onu itti, sonra da: Ben Allah'a ve rasullerine iman ettim, buyurdu. Sonra İbn Seyyad'a: Ne görüyorsun, diye sordu. İbn Seyyad: Bana doğru söyleyen de gelir, yalancı da gelir, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: O halde iş senin için içinden çıkılamaz bir hale getirilmiştir, buyurdu. Daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ben sana bir şey sakladım, dedi. İbn Sayyad: O ed-duh'tur deyince, Allah Rasulü: Defol, git, sen haddini asla aşamayacaksın, dedi. Ömer: Ey Allah'ın Rasulü, bunun boynunu vurmama izin verir misin deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Eğer bu, o ise sen ona musallat edilmezsin, eğer o değilse onu öldürmende senin için bir hayır yoktur, buyurdu

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ انْطَلَقَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي رَهْطٍ مِنْ أَصْحَابِهِ قِبَلَ ابْنِ صَيَّادٍ، حَتَّى وَجَدَهُ يَلْعَبُ مَعَ الْغِلْمَانِ فِي أُطُمِ بَنِي مَغَالَةَ، وَقَدْ قَارَبَ ابْنُ صَيَّادٍ يَوْمَئِذٍ الْحُلُمَ، فَلَمْ يَشْعُرْ حَتَّى ضَرَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ظَهْرَهُ بِيَدِهِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَتَشْهَدُ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ ‏"‏‏.‏ فَنَظَرَ إِلَيْهِ فَقَالَ أَشْهَدُ أَنَّكَ رَسُولُ الأُمِّيِّينَ‏.‏ ثُمَّ قَالَ ابْنُ صَيَّادٍ أَتَشْهَدُ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ فَرَضَّهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ ‏"‏ آمَنْتُ بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَالَ لاِبْنِ صَيَّادٍ ‏"‏ مَاذَا تَرَى ‏"‏‏.‏ قَالَ يَأْتِينِي صَادِقٌ وَكَاذِبٌ‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ خُلِّطَ عَلَيْكَ الأَمْرُ ‏"‏‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنِّي خَبَأْتُ لَكَ خَبِيئًا ‏"‏‏.‏ قَالَ هُوَ الدُّخُّ‏.‏ قَالَ ‏"‏ اخْسَأْ، فَلَنْ تَعْدُوَ قَدْرَكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتَأْذَنُ لِي فِيهِ أَضْرِبْ عُنُقَهُ‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنْ يَكُنْ هُوَ لاَ تُسَلَّطُ عَلَيْهِ، وَإِنْ لَمْ يَكُنْ هُوَ فَلاَ خَيْرَ لَكَ فِي قَتْلِهِ ‏"‏‏.‏ قَالَ سَالِمٌ فَسَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، يَقُولُ انْطَلَقَ بَعْدَ ذَلِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ الأَنْصَارِيُّ يَؤُمَّانِ النَّخْلَ الَّتِي فِيهَا ابْنُ صَيَّادٍ، حَتَّى إِذَا دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم طَفِقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَتَّقِي بِجُذُوعِ النَّخْلِ، وَهْوَ يَخْتِلُ أَنْ يَسْمَعَ مِنِ ابْنِ صَيَّادٍ شَيْئًا قَبْلَ أَنْ يَرَاهُ، وَابْنُ صَيَّادٍ مُضْطَجِعٌ عَلَى فِرَاشِهِ فِي قَطِيفَةٍ لَهُ فِيهَا رَمْرَمَةٌ أَوْ زَمْزَمَةٌ، فَرَأَتْ أُمُّ ابْنِ صَيَّادٍ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يَتَّقِي بِجُذُوعِ النَّخْلِ، فَقَالَتْ لاِبْنِ صَيَّادٍ أَىْ صَافِ ـ وَهْوَ اسْمُهُ ـ هَذَا مُحَمَّدٌ‏.‏ فَتَنَاهَى ابْنُ صَيَّادٍ‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَوْ تَرَكَتْهُ بَيَّنَ ‏"‏‏.‏ قَالَ سَالِمٌ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي النَّاسِ فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ، ثُمَّ ذَكَرَ الدَّجَّالَ فَقَالَ ‏"‏ إِنِّي أُنْذِرُكُمُوهُ، وَمَا مِنْ نَبِيٍّ إِلاَّ وَقَدْ أَنْذَرَ قَوْمَهُ، لَقَدْ أَنْذَرَهُ نُوحٌ قَوْمَهُ، وَلَكِنِّي سَأَقُولُ لَكُمْ فِيهِ قَوْلاً لَمْ يَقُلْهُ نَبِيٌّ لِقَوْمِهِ، تَعْلَمُونَ أَنَّهُ أَعْوَرُ، وَأَنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِأَعْوَرَ ‏"‏‏. قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ خَسَأْتُ الْكَلْبَ بَعَّدْتُهُ خَاسِئِينَ مُبْعَدِينَ

  2. Hadis no. 6174

    Bundan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ensardan Ubey İbn Ka'b, İbn Sayyad'ın içinde…

    Türkçe meal

    Abdullah İbn Ömer'den, diyor ki: "Bundan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ensardan Ubey İbn Ka'b, İbn Sayyad'ın içinde bulunduğu hurmalıklara doğru gittiler. Nihayet Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hurmalığa girince, hurma gövdeleriyle gizlenip saklanmaya çalıştı. Böyle yaparak İbn Sayyad kendisini görmeden ondan bir şeyler işitmeye çalışıyordu. İbn Sayyad döşeği üzerinde bir kadife içerisinde uzanmış yatıyordu. Kadifenin altından da hınltılı bir ses geliyordu. İbn Sayyad'ın annesi hurma ağaçlarının gövdeleri arkasında saklanırken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördü. İbn Sayyad'a: Ey Safi! -ki Safi onun adı idi- İşte Muhammed (geldi), dedi. Bunun üzerine İbn Sayyad bulunduğu hale son verdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Eğer annesi onu o halinde bırakmış olsaydı, o da ne olduğunu açıkça ortaya koymuş olurdu, dedi

  3. Hadis no. 6175

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanlar arasında ayağa kalktı. Allah'a layık olduğu şekilde övgülerde…

    Türkçe meal

    Abdullah dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanlar arasında ayağa kalktı. Allah'a layık olduğu şekilde övgülerde bulundu. Sonra Deccal'i söz konusu ederek şöyle dedi: Ben sizi ondan sakındırarak uyarıyorum. Esasen Deccal'i hatırlatarak kavmini korkutup uyarmamış hiçbir Nebi de yoktur. Andolsun Nuh onu hatırlatarak kavmini korkutup uyarmıştır. Ama ben sizlere onun hakkında hiçbir Nebiin kavmi ne söylememiş olduğu bir söz söyleyeceğim. Şunu biliniz ki, onun bir tek gözü kördür. Allah'ın ise gözü kör değildir."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Bir kimsenin bir diğerine: Defol, git, demesi." İbn Battal dedi ki: "İhsa': Defol, git" sözü, köpeği azarlamak ve uzaklaştırmak için söylenen bir sözdür. Bu sözün asıl anlamı budur. Araplar bunu yüce Allah'ın gazap ettiği ve söylememesi gereken bir sözü söyleyen yahut yapmaması gereken bir işi yapan herkes hakkında kullanmaya başladılar. Bu rivayette geçen "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu itti" ifadesi hakkında el-Hattabi şunları söylemektedir: Burada bu lafız "radda" şeklinde noktalı dat ile gelmiştir. Ancak bu yanlıştır. Doğrusu ise bunun noktasız sad ile olmasıdır. Yani Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem elbisesinin kenarlarını birbirine yaklaştırarak onu yakaladı, demektir.

    İbn Battal da şöyle demiştir: Bunu noktalı (dat) ile rivayet edenin bu rivayeti: Onu itti ve düşüp kırıldı, anlamındadır

  4. Hadis no. 6176

    Abdulkays oğulları heyeti Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna geldiklerinde, o: Horlanmayarak ve…

    Türkçe meal

    İbn Abbas r.a.'dan, dedi ki: ''Abdulkays oğulları heyeti Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna geldiklerinde, o: Horlanmayarak ve pişman olmayarak gelmiş bulunan bu heyete merhaba, diye buyurdu. Heyettekiler de: Ey Allah'ın Rasulü, biz Rabia'ya mensup bir kabileyiz. Seninle bizim aramızda da Mudarlılar vardır. Bu sebeple biz sana ancak haram aylarda ulaşabiliyoruz. Bundan dolayı sen bize kendisi ile cennete gireceğimiz ayırt edici bir emir ver. Biz de geride bıraktıklarımızı ona davet edelim, dediler. Buna karşılık Allah Rasulü şöyle buyurdu: Size dört şey(i emrediyorum), dört şey(i de nehyediyorum): Namazı dosdoğru kılınız, zekatı veriniz, ramazan ayı orucunu tutunuz, aldığınız ganimetierin beşte birini veriniz. Dubba, hantem, nakır ve müzeffet denilen kaplardan da içmeyiniz."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    llKişinin merhaba demesi." çoğu rivayet bu şekilde olmakla birlikte elMüstemll rivayetinde "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in merhaba demesi" şeklindedir. el-Esmaı dedi ki: IIMerhaba" sözü sen bir rahab (genişlik) ve bolluk ile karşılaştın, demektir. el-ferra dedi ki: "Merhaba" lafzı nasb ile, mastar olarak gelir. Bunda genişlik ve bolluk ile dua anlamı bulunmaktadır. Daha sonra Buhari, İbn Abbas'ın, Abdulkays heyeti ile ilgili hadisini zikretmektedir. Bu hadiste Nebi s.a.v.'in: "Gelen heyete merhaba" hitabı da yer almaktadır. Hadise dair yeterli açıklamalar daha önceden İman bölümünde (53 nolu hadiste) ve Eşribe (içecekler) bölümünde geçmiş bulunmaktadır.

    İbn Ebi Asım bu başlıkta Bureyde'nin rivayet ettiği şu hadisi de zikretmektedir: "Ali Fatıma'ya evlenmek için talip olunca, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Merhaban ve ehlen diye hitap etti." Bu hadis Nesai'de yer almakta olup Hakim bunun sahih olduğunu belirtmiştir. Yine Hakim, AIi'den: "Ammar İbn Yasir, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girmek üzere izin istedi. Allah Rasulü de: Tayyib ve mutayyeb olana merhaba dedi." Hadis Tirmizi'de, İbn Mace'de, Buhari'nin el-Edebu'l-Müfred adlı eserinde yer almakta olup İbn Hibban ve Hakim de sahih olduğunu söylemişlerdir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَبُو التَّيَّاحِ، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا قَدِمَ وَفْدُ عَبْدِ الْقَيْسِ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَرْحَبًا بِالْوَفْدِ الَّذِينَ جَاءُوا غَيْرَ خَزَايَا وَلاَ نَدَامَى ‏"‏‏.‏ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا حَىٌّ مِنْ رَبِيعَةَ وَبَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مُضَرُ، وَإِنَّا لاَ نَصِلُ إِلَيْكَ إِلاَّ فِي الشَّهْرِ الْحَرَامِ، فَمُرْنَا بِأَمْرٍ فَصْلٍ نَدْخُلُ بِهِ الْجَنَّةَ، وَنَدْعُو بِهِ مَنْ وَرَاءَنَا‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ أَرْبَعٌ وَأَرْبَعٌ أَقِيمُوا الصَّلاَةَ، وَآتُوا الزَّكَاةَ، وَصَوْمُ رَمَضَانَ، وَأَعْطُوا خُمُسَ مَا غَنِمْتُمْ، وَلاَ تَشْرَبُوا فِي الدُّبَّاءِ، وَالْحَنْتَمِ، وَالنَّقِيرِ، وَالْمُزَفَّتِ ‏"‏‏.‏

  5. Hadis no. 6177

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Hiç şüphesiz verdiği sözde durmayan kimse için kıyamet…

    Türkçe meal

    İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Hiç şüphesiz verdiği sözde durmayan kimse için kıyamet gününde yüksekçe bir bayrak dikilecek ve: Bu filan oğlu filanın sözünde durmaması(nın alametildir, denilecektir." Hadisin geçtiği diğer yerler: 6178, 6966 ve)

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْغَادِرُ يُرْفَعُ لَهُ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، يُقَالُ هَذِهِ غَدْرَةُ فُلاَنِ بْنِ فُلاَنٍ ‏"‏‏.‏

  6. Hadis no. 6178

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurdu

    Türkçe meal

    Abdullah İbn Ömer r.a. şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurdu: "Hiç şüphesiz verdiği sözde durmayan kimse için kıyamet gününde hıyaneti ölçüsünde sancak dikilecek ve denecek ki: Bu filan oğlu filanın sözünde durmaması(nın alametildir, denilecektir." Hadisin geçtiği diğer yerler: 6177, 6966 ve 7111

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "İnsanların babalarının adı ile çağrılmaları." İbn Battal dedi ki: Bu hadiste kıyamet gününde insanların babalarının hallerinin örtülüp saklanması amacıyla ancak annelerinin adı ile çağrılacaklarını iddia edenlerin görüşü reddedilmektedir. Derim ki: Bu da Taberani'nin, İbn Abbas'tan diye rivayet ettiği ve senedi oldukça zayıf bir hadistir. İbn Battal dedi ki: Kişinin babasının adı ile çağrılması, daha ileri derecede bir tanıtma ve başkalarından ayırt etmek bakımından da daha beliğ, daha ileri bir derecedir. Hadisten işlerin zahirine göre hüküm vermenin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Derim ki: Bu da hadisteki "babalar" lafzının dünyada kişinin kendisine nispet edildiği babası hakkında yorumlanmasını, gerçekte babası olduğu kimse hakkında anlaşılmamasını gerektirmektedir ki, kabul edilen görüş de budur.

    İbn Battal'ın buna dair açıklamaları için bu husustaki şerhine bakılabilir. İbn Ebi Cemra da şöyle demiştir: Gadr etmek (sözünde durmamak) küçük büyük her şey hakkında geneldir. Bundan anlaşıldığına göre yüce Allah'ın açığa çıkarmayı murad ettiği her bir günah işleyen kimse için kendisi ile tanınacağı bir alamet koyacağıdır. Bunu yüce Allah'ın: "Günahkarlar simalarından (alametlerinden) tanınacaktır ... "(Rahman,41) buyruğu da desteklemektedir. İbn Ebi Cemra devamla der ki: Hadisin zahirinden anlaşıldığına göre her bir sözde durmayış için bir bayrak dikilecektir. Buna göre aynı kişinin, sözünde durmaması sayısınca birden çok bayrağı olacaktır.

    Bayrağın dikilmesindeki hikmete gelince, ceza çoğunlukla günahın zıttı iledir. Sözünde durmayış gizli yapılan işlerden olduğu için bunun cezasının da teşhir edilmek suretiyle olması uygundur. Bir bayrağın dikilmesi ise, Araplara göre bir şeyi açıklayıp yaymanın en ileri derecesidir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ الْغَادِرَ يُنْصَبُ لَهُ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَيُقَالُ هَذِهِ غَدْرَةُ فُلاَنِ بْنِ فُلاَنٍ ‏"‏‏.‏

  7. Hadis no. 6179

    Sizden hiçbir kimse nefsim habis oldu (murdar oldu) demesin

    Türkçe meal

    Aişe r.anha.'dan, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden hiçbir kimse nefsim habis oldu (murdar oldu) demesin. Bunun yerine nefsim lakis (kötü) oldu, desin

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَقُولَنَّ أَحَدُكُمْ خَبُثَتْ نَفْسِي‏.‏ وَلَكِنْ لِيَقُلْ لَقِسَتْ نَفْسِي ‏"‏‏.‏

  8. Hadis no. 6180

    Sakın sizden herhangi bir kimse nefsim habis oldu, demesin. Bunun yerine nefsim lakis oldu desin

    Türkçe meal

    Ebu Umame İbn Sehl'den, o babasından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sakın sizden herhangi bir kimse nefsim habis oldu, demesin. Bunun yerine nefsim lakis oldu desin."

    Diğer tahric: Müslim, elfaz; Ebu Davud, edeb; Nesai sünen-i kübra, yevm ve leyl

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Nefsim habis oldu, demesin." Rağıb dedi ki: el-Hubs (habis olmak), itikadda batıl, konuşmada yalan, işlerde de çirkin olanlar hakkında kullanılır. Derim ki: Sözlü ve ameli yerilen sıfatlar ve haram hakkında da kullanılır. el-Hattabi, Ebu Ubeyd'e uyarak şunları söylemektedir: Lakiset ve habuset (lakis oldu, habis oldu) aynı anlamdadır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem habis olma lafzını hoş karşılamamış, bunun olumsuzluklarından uzak bir anlam taşıyan lafzı seçmiştir. Zaten çirkin ismi güzel ile değiştirmek de onun sünnetindendir. İbn Battal dedi ki: Bu, edebe uygun olan bu Iab kullanmaktır, anlamındadır.

    Yoksa vücub ifade etmek anlamında söylenmiş değildir. Daha önce Namaz bölümünde şeytanın, ensesinin köküne düğüm yapıp bundan dolayı nefsi habis olarak sabahı eden kimseye dair hadis geçmiş bulunmaktadır. Kur'an-ı Kerim de bu Iab kullanmış ve yüce Allah: "Ve habis bir kelimenin misali ... "(İbrahim, 26) diye buyurmuş bulunmaktadır. Derim ki: Ama Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in maksadı, sadece yergi sadedinde bu sözün kullanılmamasını tavsiye etmektir. O halde, bu başlığın hadisinin delalet ettiği mekruhluk ve insanın kendisini böylece nitelendirmemesi gereği arasında bir aykırılık söz konusu değildir.

    İbn Ebi Cemra dedi ki: Bunun kullanılmasının nehyedilmesİ, mendubluk ifade etmek içindir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Lakiset" lafzını kullanmayı emir buyurması da aynı şekilde mendubluk içindir. Eğer onun anlamını ifade eden bir başka lafız kullanacaksa bu da yeter. Ama bunu yaparken daha uygun (evla) olanı terk etmiş olur. (İbn Ebi Cemra devamla) dedi ki: Hadisten, çirkin lafız ve isimleri kullanmaktan uzaklaşıp çirkinlik ihtiva etmeyen lafızlara yönelmenin müstehap olduğu anlaşılmaktadır. Habis ve lakis oluş lafızlarının her birisi ile anlatılmak istenen mana ifade edilse bile, habis oluş Iab çirkindir ve anlatılmak istenenden daha başka hususları da ifade eder.

    Oysa lakis oluş, sadece midenin tıkabasa dolu olmasını özellikle ifade eder. Yine hadisten anlaşıldığına göre kişi, güzel beklentiye (tefe'üle) varıncaya kadar hayır istemeli ve herhangi bir yolla dahi olsa kendisine hayrı izafe etmeli, mümkün olduğu kadar kendisinden şerri uzaklaştırmalıdır. Kendisi ile şer ehli arasındaki ilişkiyi, ortak anlam ihtiva eden müşterek lafızlarda dahi kesmelidir. İşte buna şu da ilave edilir: Zayıf bir kimseye kendi haline dair soru sorulursa: Ben iyi değilim demesin, aksine: Zayıfım desin ve kendilerini iyi olanlar arasından çıkartıp habis olanlar (kötüler, murdarlar) arasına katmasın

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَقُولَنَّ أَحَدُكُمْ خَبُثَتْ نَفْسِي، وَلَكِنْ لِيَقُلْ لَقِسَتْ نَفْسِي ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ عُقَيْلٌ‏.‏

  9. Hadis no. 6181

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah: Ademoğlu dehr'e söver

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre r.a.'dan: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah: Ademoğlu dehr'e söver. Oysa dehr benim, gece ve gündüz benim elimdedir, buyurdu

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، قَالَ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قَالَ اللَّهُ يَسُبُّ بَنُو آدَمَ الدَّهْرَ، وَأَنَا الدَّهْرُ، بِيَدِي اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ ‏"‏‏.‏

  10. Hadis no. 6182

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Üzüm'e el-kerm demeyiniz, haybete'd-dehr diye de beddua…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre'den rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Üzüm'e el-kerm demeyiniz, haybete'd-dehr diye de beddua etmeyiniz. Çünkü Allah dehrin kendisidir (onu yaratandır)." Hadis'in geçtiği diğer yer 6183

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Dehre sövmenin yasaklanmasının anlamı şudur: Bir kimse hoş olmayan şeyleri yapanın dehr (zaman) olduğuna inanıp da ona söverse hata etmiş olur. Çünkü şüphesiz her bir işi yapan Allah'tır. Dolayısıyla sizler başınıza bu işi getirene sövecek olursanız, bu sövmeniz Allahla döner. Hadise dair açıklamalar daha önce el-Casiye suresinin tefsirinde geçmiş bulunmaktadır. Bu hususta yapılmış yorumların neticesi üç türlüdür: 1- "Şüphesiz Allah dehrin ta kendisidir" sözünden maksat, işleri çekip çeviren, tedbir eden odur, demektir. 2- İfadede muzaf hazfedilmiştir. Dehrin sahibi odur, demektir. 3- İfade, dehri evirip çeviren takdirindedir.

    Bundan dolayı hemen akabinde: "Gece ve gündüz benim elimdedir" diye buyurulmuştur. Zeyd İbn Eslem'in Ebu Salihiten, onun Ebu Hureyre'den rivayetinde de şu lafızladır: "Gece ve gündüz benim elimdedir. Onu ben yeniler, ben eskitirim. Hükümdarları ortadan kaldıran benim." Bu hadisi Ahmed rivayet etmiştir. İyad şöyle demektedir: Meseleyi tahkik edemeyen bazı kimseler, dehrin Allah'ın isimlerinden birisi olduğunu iddia etmişlerdir. Ancak bu bir yanlışlıktır. Çünkü dehr, dünyadaki zamanın süresidir. Yine bu hadisten, alışverişierde 'ıne gibi hileli yolların yasaklandığı hükmü de çıkartılmıştır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dehre sövmeyi yasaklayışının sebebi, mana itibariyle onun götürdüğü sonuçtur ve ona sövmeyi yaratıcısına sövmek olarak değerlendirmiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تُسَمُّوا الْعِنَبَ الْكَرْمَ، وَلاَ تَقُولُوا خَيْبَةَ الدَّهْرِ‏.‏ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ الدَّهْرُ ‏"‏‏.‏

  11. Hadis no. 6183

    Bir de el-kerm diyorlar. Oysa el-kerm, ancak mu'minin kalbidir, buyurdu

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bir de el-kerm diyorlar. Oysa el-kerm, ancak mu'minin kalbidir, buyurdu."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in:' el-Kerm, ancak mu'minin kalbidir buyruğu. Ayrıca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Müflis kıyamet gününde iflas edendir, buyurmuştur. Bu da: "Rakibin sırtını yere getirmek, ancak öfkelendiği vakit kendi nefsine hakim olanın yaptığıdır." Nebi efendimiz: "Allah'tan başka melik yoktur" buyurarak onu, mülkün nihai olarak ona ulaşacağıyla nitelendirmiştir. Daha sonra hükümdarları söz konusu ederek: "Şüphesiz hükümdarlar bir şehre girdiklerinde orayı ifsad ederler. "(NemI, 34) buyurmaktadır." Buhari'nin amacı (hadis-i şerifteki) sınırlandırıcı (hasr) ifadenin zahiri üzere olmadığını, "kerm" adını daha çok hak edenin mu'minin kalbi olduğunu anlatmaktır.

    Ondan başkasına kerm adının verilmeyeceğini kastetmemiş olduğuna işaret etmektir. Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Müflis ancak kıyamet gününde iflas eden kimsedir" buyruğundan maksat da, sözünü ettiği kimsedir. Yoksa dünya hayatında iflas eden kimseye de müflis denilmez, demek istememiştir. Aynı şekilde "rakibinin sırtını yerine getiren kişi ancak. .. " ifadesi de böyledir. "Allah'tan başka melik yoktur" ifadesi de böyledir. Bu sözlerle başkasına me lik (kral, hükümdar) adının verilmeyeceğini kastetmemiştir. Bununla ancak gerçek anlamdaki hükümdarlığı (malik oluşu) kastetmiştir. Başkasına melik adı verilse de böyledir.

    Bunun için de yüce Allah'ın: "Şüphesiz hükümdarlar. .. (melikler)" buyruğunu delil göstermiştir. İbn Battal şuna da işaret etmiştir: Bu ifadelerden, niteliği söz konusu edilen kimse o nitelemeleri hak etmiyor ise, nitelendirmede aşırıya gidip ileriye götürmenin terk edilmesi gerektiği de anlaşılmaktadır. el-Hattabi de özetle şunları söylemektedir: Buradaki yasaklamadan maksat, hamrın (sarhoşluk verici içkinin, şarabın) isminin büsbütün silinmesi de dahil olmak üzere, haram kılınışının daha da pekiştirilmesidir. Çünkü onun bu adının bırakılması, yaşatılması, cahiliye dönemi insanlarının vehmettikleri, içki içen kimsenin kerem sahibi olacağı şeklindeki kanaatlerini benimsemek olur.

    Bundan dolayı üzüme "kerm" adının verilmesini nehyederek: "Kerm ancak mu'minin kalbidir" diye buyurmuştur. Buna sebep ise mu'minin kalbindeki iman nuru ve İslam hidayetidir. Nevevi der ki: Bu hadiste üzüme "kerm" adının verilmesinin, ağacına da aynı şekilde bu ismin verilmesinin nehyedilmesi, mekruhluk ifade etmek içindir. Kurtubi, el-Mazeri'den şunu nakletmektedir: Bu yasağın sebebi şudur: Onlara hamr haram kılınınca, tabiatıarı da onları kerm (cömertlik)e teşvik ettiğinden, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem haram kılınan bu içeceği n adının anılması esnasında kendilerinde arzu ve istek uyandıracak bir isimle adlandırılmasını hoş görmedi.

    Çünkü böyle bir anış onları tahrik edici olabilirdi. Ancak buna şöyle itiraz edilmiştir: Hadiste nehyedilen şey, üzüme kerm adının verilmesidir. Yoksa üzümün kendisi haram değildir. Hamr'a da üzüm denilmez. Aksine üzüme bazen sonunda olacak şeyin adı ile "hamr" adı verilebilir. Derim ki: el-Mazeri'nin söylediği, uygun bir açıklamadır. Çünkü içkinin esasını teşkil eden meyveye böyle güzel bir isim vermek, terk edilmek suretiyle o içkinin kökünün kazınması isteğine yorumlanır. Şeyh Ebu Muhammed İbn Ebi Cemra da özetle şunları söylemektedir: "Kerem" niteliği "kerm"den türetildiği, kerime diye nitelendirilen arazi türünün arazilerin en güzeli olmasından dolayı, bu niteliğin eşyanın en hayırlısı olan mu'minin kalbinden başkasına verilmesi uygun düşmez.

    Çünkü mu'min, canlı türlerinin en hayırlısıdır. Ondaki en hayırlı şey de onun kalbidir. Zira onun kalbi düzelirse, bedeninin tamamı düzelir. Onun kalbi iman ağacının yeşerdiği topraktır, arazidir. (Devamla) der ki: Bu hadisten şu da anlaşılır: Lafız, mana yahut her ikisi ya da bundan türetilmiş yahut onunla adlandırılmış hayırlı her bir şey, şeriatteki gerçek anlamına izafe edilir. Çünkü iman ve iman ehli olan mu'minler, eğer bundan başkasına izafe edilecek olursa bu mecazi olur. Kermin mu'minin kalbine benzetilmesi de oldukça incelikli bir anlam taşır. Çünkü şeytan Ademoğlunun içerisinde nasıl kan ın aktığı gibi akıyorsa, şeytanın nitelikleri de üzüm ile bu şekilde cereyan eder.

    Nasıl ki üzümün suyunu koklamadan gaflete düşen bir kimse o suyun şaraba dönüşüp necis olmasına sebep oluyorsa, mu'min de şeytandan yana gaflete düşecek olursa bu, onu emirlere muhalefete iter. Bu benzetmeyi güçlendiren diğer husus da şudur: Hamr (şarap) ya kendiliğinden yahut onu dönüştürmek suretiyle sirke oluverir ve böylelikle (necisken) tahir olur. mu'min de nasCıh bir şekilde tevbe ederse derhal daha önce onlarla nitelendirildiğinden ötürü kendisini kirletmiş bulunan önceki günahların pisliğinden tertemiz oluverir O, bu tevbeye ya öğüt ve buna benzer başkasının etkisi ile yönelir, -bu da şarabı sirkeleştirmeye benzer- yahut kendiliğinden bu yola gider.

    Bu da şarabın kendiliğinden sirkeye dönüşmesine benzer. O halde aklı başında olan bir kimsenin, yerilen niteliğe sahip halde ölüp gitmemek için kalbini tedaviye yönelmesi gerekir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ وَيَقُولُونَ الْكَرْمُ، إِنَّمَا الْكَرْمُ قَلْبُ الْمُؤْمِنِ ‏"‏‏.‏

  12. Hadis no. 6184

    Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Sa'd 'dan başkasına 'anam babam sana feda olsun' dediğini…

    Türkçe meal

    Ali r.a.'dan, dedi ki: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Sa'd 'dan başkasına 'anam babam sana feda olsun' dediğini işitmedim. Ben onu (Sa'd'a): Ok atı babam anam sana feda olsun, derken işittim. Bu sözü zannederim Uhud günü söylemişti

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، حَدَّثَنِي سَعْدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَدَّادٍ، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَا سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُفَدِّي أَحَدًا غَيْرَ سَعْدٍ، سَمِعْتُهُ يَقُولُ ‏ "‏ ارْمِ فَدَاكَ أَبِي وَأُمِّي ‏"‏‏.‏ أَظُنُّهُ يَوْمَ أُحُدٍ‏.‏

  13. Hadis no. 6185

    Kendisi ve Ebu Talha, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte (seferden) dönüyorlardı. Nebi Sallallahu…

    Türkçe meal

    Enes İbn Malik'ten rivayete göre; "Kendisi ve Ebu Talha, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte (seferden) dönüyorlardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Safiyye vardı. Onu kendi devesinin terkisine bindirmişti. Yolun bir yerinde iken deve tökezledi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Safiye r.anha yere düştüler, Ebu Talha, kendisini devesinden aşağı atatcasına Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitti ve: Ey Allah'ın Nebii, Allah beni yoluna feda etsin! Sana bir şeyoldu mu, diye sordu. Allah Rasulü: Hayır, ama kadına dikkat et, buyurdu. EbD. Talha kendi elbisesini yüzüne koyarak Safiyye radıyalliihu anhii'nın bulunduğu yere doğru gitti ve elbisesini onun üzerine bıraktı. Safiyye radıyalliihu anha ayağa kalktı, sonra da EbD. Talha onların eşyalarını develeri üzerinde güzelce bağladı. Her ikisi (Nebi ve Safiyye) deveye binip yola koyuldular. Nihayet Medine sırtına vardıklarında -yahut, Medine'yi yüksekten gördükleri zaman Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: AibD.ne, taibD.ne, abidD.ne li Rabbina hamidD.ne: Biz dönücüleriz, tevbe edenleriz, ibadet edenleriz, Rabbimize hamd edenleriz, buyurdu ve Medine'ye girene kadar bu sözlerini tekrarlad!."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Kişinin: Allah beni yoluna feda etsin, demesi." Yani böyle bir söz mubah mıdır yoksa mekruh mudur? Bu sözü söylemenin caiz olduğuna delil teşkil eden bütün haberleri EbD. Bekir İbn Ebi Asım "Adabu'l-Hukema" adlı eserinin baş taraflarında zikretmiş ve bunun caiz olduğunu kesin bir dille söyleyerek şunları ifade etmiştir: Kişinin bunu sultanına, büyüğüne, ilim sahiplerine, kardeşlerinden sevdiği kimselere söylemesi mümkündür ve bunda onun için herhangi bir sakınca yoktur. Hatta o kişiye saygı göstermek, onun kalbini kendisine daha çok meylettirmek için yaparsa sevap dahi kazanır. Eğer bunu söylemek yasak olsaydı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözü söyleyeni nehyeder ve ona bunun kendisinden başkasına söylenmesinin caiz olmadığını öğretirdi.

    Daha sonra Buhari Enes'in, Safiyye radıyalliihu anha'yı bineğinin arkasına bindirmiş olması ile ilgili hadisi zikretmektedir. Bu hadise dair açıklamalar Libas (giyim) bölümünün sonlarında (5968.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. İbn Ebi Asım da İbn Ömer'den şu hadisi rivayet etmektedir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Fatıma'ya: "Baban sana feda olsun" diye buyurmuştur. İbn Mesud'dan naklettiği rivayete göre de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabına: "Babam anam size feda olsun" demiştir. Enes'in rivayet etmiş olduğu hadise göre de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bunun bir benzerini ensar için de söylemiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ أَقْبَلَ هُوَ وَأَبُو طَلْحَةَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم صَفِيَّةُ، مُرْدِفَهَا عَلَى رَاحِلَتِهِ، فَلَمَّا كَانُوا بِبَعْضِ الطَّرِيقِ عَثَرَتِ النَّاقَةُ، فَصُرِعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَالْمَرْأَةُ، وَأَنَّ أَبَا طَلْحَةَ ـ قَالَ أَحْسِبُ ـ اقْتَحَمَ عَنْ بَعِيرِهِ، فَأَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ جَعَلَنِي اللَّهُ فِدَاكَ، هَلْ أَصَابَكَ مِنْ شَىْءٍ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لاَ وَلَكِنْ عَلَيْكَ بِالْمَرْأَةِ ‏"‏‏.‏ فَأَلْقَى أَبُو طَلْحَةَ ثَوْبَهُ عَلَى وَجْهِهِ فَقَصَدَ قَصْدَهَا، فَأَلْقَى ثَوْبَهُ عَلَيْهَا فَقَامَتِ الْمَرْأَةُ، فَشَدَّ لَهُمَا عَلَى رَاحِلَتِهِمَا فَرَكِبَا، فَسَارُوا حَتَّى إِذَا كَانُوا بِظَهْرِ الْمَدِينَةِ ـ أَوْ قَالَ أَشْرَفُوا عَلَى الْمَدِينَةِ ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ آيِبُونَ تَائِبُونَ، عَابِدُونَ لِرَبِّنَا حَامِدُونَ ‏"‏‏.‏ فَلَمْ يَزَلْ يَقُولُهَا حَتَّى دَخَلَ الْمَدِينَةَ‏.‏

  14. Hadis no. 6186

    Bizden bir adam'ın bir oğlu dünyaya geldi. Ona el-Kasım adını verince, biz de: Biz seni Ebu'l-Kasım künyesi…

    Türkçe meal

    Cabir r.a.'dan, dedi ki: "Bizden bir adam'ın bir oğlu dünyaya geldi. Ona el-Kasım adını verince, biz de: Biz seni Ebu'l-Kasım künyesi ile çağırmayız ve sana ikram da etmeyiz, dedi. O da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e durumu haber verince, Allah Rasulü: Oğluna Abdurrahman adını ver, buyurdu."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Aziz ve celil olan Allah'ın en sevdiği isimler." Bu lafızla Müslim'in, Naf! yoluyla İbn Ömer'den merfu olarak rivayet ettiği şu hadis varid olmuştur: "Size verilen isimler arasında Allah'ın en sevdiği isimler Abdullah ve Abdurrahman'dır." Kurtubi dedi ki: Bunlara benzeyen Abdurrahim, Abdulmelik ve Abdussamed gibi isimler de bunlar gibi değerlendirilir. Bunların yüce Allah'ın en sevdiği isimler olması, şanı yüce Allah'ın hakkında vacip olan bir sıfat ile insanın sıfatı olan, onun için vacip olan ubCıdiyeti aynı zamanda ihtiva etmeleri, sonra da kulun yüce Rabbe gerçek manada izafe edilmesi dolayısıyladır.

    Böylelikle bu isimlerin her bir kelimesi bir hakikate karşılık gelmekte ve bu terkib ile bu isimler şeref kazanmaktadır. Bundan dolayı da bu gibi isimler böyle bir fazilete sahip olmuşlardır. Başkası da şöyle demektedir: Sadece bu iki ismin söz konusu edilmesindeki hikmet, Kur'an-ı Kerim'de şanı yüce Allah'ın isimleri arasında bu iki ismin dışında herhangi bir ismin kula izafe edilerek zikredilmemiş olmasıdır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Şu da bir gerçek ki Allah'ın kulu (Abdullah) ona ibadet etmek için ayağa kalktığı zaman ... "(Cin, 19) diye buyurmaktadır. Bir başka ayette de: "Rahmanın kulları ...

    (ibadurrahman -ki ibad, abd'in çoğuludur-)"(Furkan, 63) diye buyurmaktadır. Yüce Allah'ın: "İster Allah diye dua edin, ister Rahman diye çağırın ... "(İsra, 110) buyruğu da bunu desteklemektedir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ وُلِدَ لِرَجُلٍ مِنَّا غُلاَمٌ فَسَمَّاهُ الْقَاسِمَ فَقُلْنَا لاَ نَكْنِيكَ أَبَا الْقَاسِمِ وَلاَ كَرَامَةَ‏.‏ فَأَخْبَرَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ سَمِّ ابْنَكَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ ‏"‏‏.‏

  15. Hadis no. 6187

    Bizden bir adamın bir oğlu oldu da ona el-Kasım adını verdi

    Türkçe meal

    Cabir r.a.'dan, dedi ki: "Bizden bir adamın bir oğlu oldu da ona el-Kasım adını verdi. Bunun üzerine ashab: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sormadıkça onu (Ebu'l-Kasım diye) künyelemeyiz, dediler. (Gidip sorduktan sonra Allah Rasulü): Benim adımı ad olarak veriniz ama benim künyem ile künyelenmeyiniz, buyurdu

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ وُلِدَ لِرَجُلٍ مِنَّا غُلاَمٌ فَسَمَّاهُ الْقَاسِمَ فَقَالُوا لاَ نَكْنِيهِ حَتَّى نَسْأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ سَمُّوا بِاسْمِي، وَلاَ تَكْتَنُوا بِكُنْيَتِي ‏"‏‏.‏

  16. Hadis no. 6188

    Benim adımı ad olarak veriniz, ama benim künyem ile künyelenmeyiniz

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre'den: Ebu'l-Kasım Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Benim adımı ad olarak veriniz, ama benim künyem ile künyelenmeyiniz" buyurdu

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ أَبُو الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ سَمُّوا بِاسْمِي، وَلاَ تَكْتَنُوا بِكُنْيَتِي ‏"‏‏.‏

  17. Hadis no. 6189

    Bizden bir adamın bir oğlu oldu da ona el-Kasım adını verdi. Ashab: Biz seni Ebu'l-Kasım diye künyelemeyiz ve…

    Türkçe meal

    Cabir İbn Abdullah r.a.'dan: "Bizden bir adamın bir oğlu oldu da ona el-Kasım adını verdi. Ashab: Biz seni Ebu'l-Kasım diye künyelemeyiz ve böylelikle de senin gözünün aydın olmasını sağlamayız deyince, o da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidip ona bunu söyledi. Bu sefer Allah Rasulü: Oğluna Abdurrahman adını ver, buyurdu."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Nevevı dedi ki: "Ebu'l-Kasım" diye künyelenmek hususunda üç farklı görüş vardır: Birincisi, kişinin adı Muhammed olsun ya da olmasın mutlak olarak bunun yasak oluşudur. Bu görüş Şafiı'den sabittir. İkincisi, mutlak olarak caizdir. Yasak sadece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayatı ile sınırlıdır. Üçüncü görüş ise: Adı Muhammed olan kimseler için caiz değildir, başkası için caizdir. er-Ram dedi ki: Bunun daha sahih olma ihtimali vardır. Çünkü insanlar herhangi bir tepki gösterilmeksizin bütün çağlarda böyle yapagelmişlerdir. Nevevi der ki: Ama bu, hadisin zahirine aykırıdır. İnsanların bu hususta mutabakat etmiş olması ise, ikinci görüşü pekiştirmektedir.

    Sanki onların dayanak noktaları, daha önce işaret olunan Enes'in rivayet ettiği hadiste geçen: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem pazarda bulunuyordu. Bir adamın: Ey Ebe'l-Kasım diye seslendiğini işitince, ona döndü. Adam Allah Rasulüne: Ben seni kastetmemiştim deyince, Allah Rasulü de: Benim adımı ad olarak veriniz, ama benim künyem ile künyelenmeyiniz, buyurdu" hadisi gibi görünüyor. Nevevı der ki: Buradaki yasaktan, sözü geçen sebep dolayısıyla onun hayatı dönemine has olduğu ve ondan sonra da bu yasağın ortadan kalktığı anlamını çıkarmışlardır. --- Nevevı'nin açıklamaları özetle burada sona ermektedir. --- Söz konusu bu sebep, Sahih'te de sabittir.

    Dolayısı ile sözü geçen görüşün sahibi, hadisin zahirinden ancak bir delile dayanarak uzaklaşmıştır. Burada dikkat çekmemiz gereken hususlardan birisi de şudur: Nevevı üçüncü görüşü ters çevirerek zikredip şöyle demiştir: Adı Muhammed olan kimseler için caizdir, başkaları için değildir. Ama böyle bir görüşü söyleyen kimse bilinmemektedir. Bu ancak bir kalem yanılmasıdır. Bu üç görüşü el-Ezkar adlı eserinde doğru olarak zikretmiştir. Zahiriyye mezhebi mensupları birinci görüşü benimsemiş, bazıları aşırıya giderek: Bir kimsenin Ebu'l-Kasım diye künyelenmesini önlemek için oğluna elKasım adını vermemelidir, vermesi caiz değildir, demişlerdir.

    İkinci görüşün lehine de Buhari'nin el-Edebu'I-Müfred'in de, Ebu Davud'un, İbn Mace'nin ve sahih olduğunu belirterek Hakim'in rivayet ettikleri Ali r.a.'ın şu hadisi delildir: "Ey Allah'ın Rasulü, dedim. Senden sonra benim oğlum olursa ona senin adını ve senin künyeni verebilir miyim? Allah Rasulü: Evet, buyurdu." Bu hadisin bazı rivayet yollarında: "Bana Muhammed adını verdi ve beni Ebu'l-Kasım diye künyeledi" denilmektedir. Bu da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ali İbn Ebi Talib'e verdiği bir ruhsatıdır. Biz bu ruhsatı "Emali el-Cevherı" adlı eserimizde rivayet ettik. Ayrıca bu rivayeti İbn Asakir, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in siretini anlatırken kendi senedi ile rivayet etmiş bulunmaktadır.

    O rivayetin senedi de kavi (güçlü)dir. Taberi dedi ki: Bunun Ali'ye mubah kılınması ve sonra da ona oğluna göre Ebu'I-Kasım künyesinin verilmesi, bu husustaki nehyin haramlık anlamıyla değil de mekruhluk anlamıyla olduğuna bir işarettir. (Devamla) der ki: Bunu da, eğer haramlık ifade etmiş olsaydı, ashabın buna mutlaka tepki gösterecekleri ve oğluna Ebu'l-Kasım künyesini vermesine asla imkan tanımayacakları gerçeği de desteklemektedir. O halde bu durum, onların buradaki nehyi ancak tenzih anlamında aldıklarını göstermektedir. Ancak bu görüşe şöyle itiraz edilmiştir: Durum sadece onun dediği çerçeveden ibaret değildir.

    Onlar belki de hadisin bir başka rivayetinde görüldüğü gibi, ruhsatın başkası için değil de sadece onun için söz konusu olduğunu bilmiş yahut yasağın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zamanına mahsus olduğu anlamını da çıkarmış olabilirler. Bu görüş de daha güçlüdür. Çünkü ashabdan bazıları oğluna Muhammed adını ve Ebu'l-Kasım künyesini vermiş bulunmaktadır. Söz konusu sahabi Talha İbn Ubeydullah'tır. Taberani de kesin bir dille ona bu künyeyi verenin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olduğunu belirtmiştir. Bunu da İsa İbn Talha yoluyla, Muhammed İbn Talha'nın süt annesinden diye rivayet etmiştir.

    Aynı şekilde "el-Muhammedun: Adı Muhammed olanlar" diye bilinen kimseler hakkında da böyle denilir. Ebu Bekir'in oğlu, Sa'd'ın oğlu, Cafer İbn Ebi Talib'in oğlu, Abdurrahman İbn Avf'ın oğlu, Hatıb İbn Ebi Beitaa'nın oğlu, el-Eş'as İbn Kays'ın oğlunun adı da Muhammed olup künyeleri Ebu'l-Kasım'dır ve bu künyeleri onlara babaları vermişti. İyad dedi ki: Selefin de, halefin de cumhuru ile çeşitli bölgelerin fukahası(nın cumhuru} bu görüştedirler

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ الْمُنْكَدِرِ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما وُلِدَ لِرَجُلٍ مِنَّا غُلاَمٌ فَسَمَّاهُ الْقَاسِمَ فَقَالُوا لاَ نَكْنِيكَ بِأَبِي الْقَاسِمِ، وَلاَ نُنْعِمُكَ عَيْنًا‏.‏ فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ ‏ "‏ أَسْمِ ابْنَكَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ ‏"‏‏.‏

  18. Hadis no. 6190

    Babasının babası Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelince, ona: Adın nedir, diye sordu. O da: Hazn'dır…

    Türkçe meal

    İbnu'l-Müseyyeb'den, O babasından rivayet ettiğine göre; "Babasının babası Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelince, ona: Adın nedir, diye sordu. O da: Hazn'dır deyince, Allah Rasulü: Sen Sehl'sin, buyurdu. O: Babamın bana verdiği adı değiştirmem, dedi." İbnu'l-Müseyyeb: O zamandan beri bizde hazn (sert ve kaba oluş) süregelmiştir, dedi. Hadis 6193 tede geçiyor. Fethu’l-Bari

    Açıklama

    "Hazn adı". Hazn, sert ve kaba olan araziye denilir. Sehl'in (yumuşak) zıttıdır. Huy hakkında da kullanılmıştır. Filan kişide hazn'lik vardır, yani huyunda bir sertlik, bir katılık vardır, denilir. İbn Battal dedi ki: Hadisten anlaşıldığına göre isimlerin güzel seçilmesi ve bir adın daha güzeli ile değiştirilmesi vaciplik ifade etmez. ed-Davudi dedi ki: İbnu'l-Müseyyeb huylarında bir sertlik olduğunu anlatmak istemektedir. Ancak bu huy sebebiyle Said İbn el-Müseyyeb, Allah için gazap edip hiddetlenecek bir hale sahipti

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ أَبَاهُ، جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ مَا اسْمُكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ حَزْنٌ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَنْتَ سَهْلٌ ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ أُغَيِّرُ اسْمًا سَمَّانِيهِ أَبِي‏.‏ قَالَ ابْنُ الْمُسَيَّبِ فَمَا زَالَتِ الْحُزُونَةُ فِينَا بَعْدُ‏.‏ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، وَمَحْمُودٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، بِهَذَا‏.‏

  19. Hadis no. 6191

    el-Münzir İbn Ebi Useyd dünyaya gelince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirildi

    Türkçe meal

    Sehl'den, dedi ki: "el-Münzir İbn Ebi Useyd dünyaya gelince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirildi. Allah Rasulü onu uyluğu üzerine oturttu. -Ebu Useyd de oturuyordu.- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem önünde bulunan bir şey ile meşgul idi. Bunun üzerine Ebu Useyd'in emri ile oğlu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in uyluğu üzerinden kaldırıldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem daldığı işten uzaklaşıp fark edince: Küçük çocuk nerede, diye sordu. Ebu Useyd: Biz onu geri aldık, dedi. Allah Rasulü: Adı ne, diye sordu. Ebu Useyd: Filandır deyince, Allah Rasulü: Hayır, onun ismi el-Münzir olsun, buyurdu ve babası da o gün çocuğa el-Münzir adını verdi

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ، قَالَ أُتِيَ بِالْمُنْذِرِ بْنِ أَبِي أُسَيْدٍ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ وُلِدَ، فَوَضَعَهُ عَلَى فَخِذِهِ وَأَبُو أُسَيْدٍ جَالِسٌ، فَلَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِشَىْءٍ بَيْنَ يَدَيْهِ، فَأَمَرَ أَبُو أُسَيْدٍ بِابْنِهِ فَاحْتُمِلَ مِنْ فَخِذِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَفَاقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ أَيْنَ الصَّبِيُّ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَبُو أُسَيْدٍ قَلَبْنَاهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا اسْمُهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ فُلاَنٌ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَلَكِنْ أَسْمِهِ الْمُنْذِرَ ‏"‏‏.‏ فَسَمَّاهُ يَوْمَئِذٍ الْمُنْذِرَ‏.‏

  20. Hadis no. 6192

    Zeyneb'in adı Berre idi. O, kendisini tezkiye edip öğüyor denilince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre'den rivayete göre; "Zeyneb'in adı Berre idi. O, kendisini tezkiye edip öğüyor denilince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da ona Zeyneb adını verdi

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي مَيْمُونَةَ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ زَيْنَبَ، كَانَ اسْمُهَا بَرَّةَ، فَقِيلَ تُزَكِّي نَفْسَهَا‏.‏ فَسَمَّاهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَيْنَبَ‏.‏