İçeriğe geç

Sahih-i BuhariBölüm 92

Fitneler Kitabı

88 hadis · Kitâbu'l-Fiten (7048-7136)

Sayfa 3 / 5Yazı boyutu
  1. Hadis no. 7089

    Biz Allah Teala'yı Rab, İslam'ı din, Muhammed'i Resul olarak kabul ve tasdik ettik. Bizler fitnelerin…

    Türkçe meal

    Enes şöyle demiştir: Sahabiler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e birtakım sorular sordular ve nihayet işi ısrar derecesine vardırdılar. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün minbere çıktı. "Bana soracağınız her şeyi açıklayacağım" dedi. Bu sırada ben sağa ve sola bakmaya başladım. Bir de ne göreyim herkes başını elbisesinin içine gömmüş ağ.lıyordu. Bu arada birisi söze başladı. Bu kişi, birisi ile tartıştığı zaman yüzüne babasının başkası olduğu iddia ediliyordu. O kişi "Ey Allah'ın Nebii! Benim babam kimdir?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Baban Huzafe'dir!" dedi. Bunun üzerine Ömer söze başlayıp "Biz Allah Teala'yı Rab, İslam'ı din, Muhammed'i Resul olarak kabul ve tasdik ettik. Bizler fitnelerin kötülüğünden Allah'a sığınırız!" dedi. Bu sözü üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ben hayırda ve şerde asla bugünün benzerini görmüş değilim. Şu muhakkak ki cennet ve ceh8nnem' benim önümde canlandırıldı da nihayet bu ikisini şu duvarın önünde gördüm" buyurdu

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ فَضَالَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَأَلُوا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَحْفَوْهُ بِالْمَسْأَلَةِ، فَصَعِدَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ الْمِنْبَرَ فَقَالَ ‏"‏ لاَ تَسْأَلُونِي عَنْ شَىْءٍ إِلاَّ بَيَّنْتُ لَكُمْ ‏"‏‏.‏ فَجَعَلْتُ أَنْظُرُ يَمِينًا وَشِمَالاً، فَإِذَا كُلُّ رَجُلٍ رَأْسُهُ فِي ثَوْبِهِ يَبْكِي، فَأَنْشَأَ رَجُلٌ كَانَ إِذَا لاَحَى يُدْعَى إِلَى غَيْرِ أَبِيهِ فَقَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ مَنْ أَبِي فَقَالَ ‏"‏ أَبُوكَ حُذَافَةُ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ أَنْشَأَ عُمَرُ فَقَالَ رَضِينَا بِاللَّهِ رَبًّا، وَبِالإِسْلاَمِ دِينًا، وَبِمُحَمَّدٍ رَسُولاً، نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ سُوءِ الْفِتَنِ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا رَأَيْتُ فِي الْخَيْرِ وَالشَّرِّ كَالْيَوْمِ قَطُّ، إِنَّهُ صُوِّرَتْ لِي الْجَنَّةُ وَالنَّارُ حَتَّى رَأَيْتُهُمَا دُونَ الْحَائِطِ ‏"‏‏.‏ قَالَ قَتَادَةُ يُذْكَرُ هَذَا الْحَدِيثُ عِنْدَ هَذِهِ الآيَةِ ‏{‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَسْأَلُوا عَنْ أَشْيَاءَ إِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ‏}‏

  2. Hadis no. 7090

    Fitnelerin kötülüğünden Allah'a sığınıcı olarak

    Türkçe meal

    Katade dedi ki: Enes bu olayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den onlara bu şekilde nakletti ve şöyle söyledi: Herkes başını elbisesinin içine gömmüş ağlıyordu. Enes "Fitnelerin kötülüğünden Allah'a sığınıcı olarak" demiş ya da "Fitnelerin kötülüğünden Allah'a sığınınm diyerek" şeklinde bir nitelemede bulunmuştur

    Arapça metin

    وَقَالَ عَبَّاسٌ النَّرْسِيُّ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، أَنَّ أَنَسًا، حَدَّثَهُمْ أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا وَقَالَ كُلُّ رَجُلٍ لاَفًّا رَأْسَهُ فِي ثَوْبِهِ يَبْكِي‏.‏ وَقَالَ عَائِذًا بِاللَّهِ مِنْ سُوءِ الْفِتَنِ‏.‏ أَوْ قَالَ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ سُوءِ الْفِتَنِ‏.‏

  3. Hadis no. 7091

    Her bir kişi fitnelerin kötülüğünden Allah'a sığınarak başı elbisesinin içine gömülmüş olarak ağlıyordu

    Türkçe meal

    Katade'nin nakline göre Enes söz konusu hadisi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den bu şekilde nakletmiş ve "Her bir kişi fitnelerin kötülüğünden Allah'a sığınarak başı elbisesinin içine gömülmüş olarak ağlıyordu" demiştir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    AÇIKLAMA SONRASI BİR BAB VE HADİSELER DAHA VAR "Fitnelerden Allah'a sığınmak." İbn Battal şöyle demiştir: Bunun meşruluğu "Allah'tan fitne dileyiniz. Çünkü fitne münafıkları biçer" görüşünü savunaniara bir cevaptır. Bu gC?rüşü savunanlar söz konusu yaklaşımın hadiste yer aldığını iddia etmişlerdir. Oysa bu rivayetin merfu olduğu sabit değildir. Tam aksine sahih olanı bunun tersidir. Dualar bölümünde birçok şeyden sığınma şeklinde birden fazla başlık yer almıştı. Bunların içinde "Zenginliğin fitnesinden Allah'a sığınma", "Fakirliğinden fitnesinden Allah'a sığınma", "Yaşlanıp köhnemekten Allah'a sığınma", "Dünyanın fitnesinden Allah'a sığınma", "Cehennemin fitnesinden Allah'a sığınma" vs. gibi başlıklar vardı.

    Bilginler şöyle demişlerdir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, fitneden Allah'a sığınmanın ümmetine meşru olduğunu vurgulamak istemektedir. "Ahfevhu." Bu kelime soru sormada ısrarcı oldular anlamınadır. "ı..? 1;1 iJlS Kane iza laha "......" mücadele ve tartışma anlamına olan "mülahat" kökündendir. "Baban Huza!e'dir." Ahmed b. Hanbel'de Muhammed b. Amr'ın Ebu Seleme vasıtasıyla Ebu Hureyre' den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bana bugün ne soraı:gınız size cevaplayacağım." Abdullah b. Huzafe "Ya Resulallah! Babam kimdir?" diye sorunca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Baban Huzafe b.

    Kays'tır" demiştir. Bu cevap üzerine Abdullah annesine döner. Annesi "Neden böyle bir soru sorma ihtiyacı hissetti n? Bizler o zamanlar cahiliye döneminde idik" der. Abdullah, "Babamın kim olduğunu, hangi kişinin babam olduğunu öğrenmek istiyordum" diye cevap verir

    Arapça metin

    وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، وَمُعْتَمِرٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ قَتَادَةَ، أَنَّ أَنَسًا، حَدَّثَهُمْ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا وَقَالَ عَائِذًا بِاللَّهِ مِنْ شَرِّ الْفِتَنِ‏.‏

  4. Hadis no. 7092

    Fitne şu taraftadır, fitne şu taraftadır. Şeytanın boynuzunun doğduğu yerdedir! -veya- Güneşin boynuzunun…

    Türkçe meal

    Salim'in babasından nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün minberin yanında ayağa kalkmış ve "Fitne şu taraftadır, fitne şu taraftadır. Şeytanın boynuzunun doğduğu yerdedir! -veya- Güneşin boynuzunun doğduğu yerdedir" buyurmuştur

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَامَ إِلَى جَنْبِ الْمِنْبَرِ فَقَالَ ‏"‏ الْفِتْنَةُ هَا هُنَا الْفِتْنَةُ هَا هُنَا مِنْ حَيْثُ يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ ‏"‏‏.‏ أَوْ قَالَ ‏"‏ قَرْنُ الشَّمْسِ ‏"‏‏.‏

  5. Hadis no. 7093

    Dikkat edin! İyi biliniz ki fitne işte bu taraftadır, şeytanın boynuzunun doğduğu yerdedir!

    Türkçe meal

    İbn Ömer'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gün doğusu tarafına yönelmiş olarak "Dikkat edin! İyi biliniz ki fitne işte bu taraftadır, şeytanın boynuzunun doğduğu yerdedir!" buyurmuştur

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ مُسْتَقْبِلٌ الْمَشْرِقَ يَقُولُ ‏ "‏ أَلاَ إِنَّ الْفِتْنَةَ هَا هُنَا مِنْ حَيْثُ يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ ‏"‏‏.‏

  6. Hadis no. 7094

    Allah'ım! Şam'ımızda bize bereket ihsan eyle! Allah'ım Yemen'imizde bize bereket ihsan eyle!

    Türkçe meal

    İbn Ömer şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün söze başladı ve "Allah'ım! Şam'ımızda bize bereket ihsan eyle! Allah'ım Yemen'imizde bize bereket ihsan eyle!" diye dua etti. Sahabiler "Ya Resulallah! Necd'imizde de!" diye niyaz ettiler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah'ım! Şam'ımızda bize bereket ihsan eyle! Allah 'ım Yemen'imizde bize bereket ihsan eyle!" diye dua etti. Sahabiler "Ya Resulallah' Necd'imizde de!" dediler. İbn Ömer dedi ki: Zannediyorum Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem üçüncü defasında "Zelzeleler ve fitneler işte oradadır. Şeytan ın boynuzu da orada çıkacaktır!" buyurdu

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَزْهَرُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ ذَكَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي شَأْمِنَا، اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي يَمَنِنَا ‏"‏‏.‏ قَالُوا وَفِي نَجْدِنَا‏.‏ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي شَأْمِنَا، اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي يَمَنِنَا ‏"‏‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَفِي نَجْدِنَا فَأَظُنُّهُ قَالَ فِي الثَّالِثَةَ ‏"‏ هُنَاكَ الزَّلاَزِلُ وَالْفِتَنُ، وَبِهَا يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ ‏"‏‏.‏

  7. Hadis no. 7095

    Ey Ebu Abdurrahman! Bize fitne anındaki çarpışmadan söz et!

    Türkçe meal

    Said b. CUbeyr şöyle anlatmıştır: Bir gün yanımıza Abdullah b. Ömer çıkageldi. Biz de kendisinden bize güzel bir hadis rivayet etmesini rica ettik. Said dedi ki: Bizden önce birisi ona doğru ileri geçerek "Ey Ebu Abdurrahman! Bize fitne anındaki çarpışmadan söz et!" Yüce Allah "Fitne tamamen yok edilinceye ve din de yalnız Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın"(Bakara 193) buyuruyor dedi. Bunun üzerine İbn Ömer "Sen fitne nedir bilir misin? Anası evlatsız kalasıca! Muhammed ancak müşriklerle savaşırdI. Onların dinlerine girmek bir fitnedir. Onun savaşı sizin savaşınız gibi mülk yani iktidar üzerine değildi" demiştir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Nebi s.a.v.'in "Fitne doğu tarafından gelecektir" ifadesi, doğu cihetinden gelecektir anlamınadır. İmam Buhari bu konuda üç hadise yer vermiştir. Bunlardan birincisini iki açıdan zikretmiştir. Ben Fiten bölümünün baş taraflarında Üsame hadisinin açıklamasına yer vermiş ve bu hadisle "Ben fitnelerin evlerinizin arasından çıktığını görüyorum" ifadesinin nasıl cem ve telif edileceğini belirtmiştim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in O hitabı Medinelilere idi. Mühelleb şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem doğu tarafında yaşanlar< dua etmemiştir. Çünkü onlar şeytanın fitnelerle istilası nedeniyle kendi yörelerine inmiş olan kötülük karşısında zayıftılar.

    "01 0}" ifadesi hakkında Davudi şöyle demiştir: Güneşin gerçekten iki adet boynuzu (0}) bulunmaktadır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu ifade ile şeytan ın gücünü ve insanları saptırmak için yardımına başvurduğu şeyleri kastetmiş olma ihtimali vardır. Ağır basan ihtimal de budur. Bazıları şöyle demiştir: Şeytan güneş doğarken kendisine tapanların secdesi kendine olsun diye başını güneşe yaklaştırır. Başka bazıları ise güneşin, iki boynuzunun arasından doğduğu şeytanı bulunma ihtimali vardır demişlerdir. Hattabl'nin görüşü ise şöyledir: "0,;JI" insan topluluğu olup, bir nesil yok olduktan sonra diğeri gelir demiştir.

    Bir başkası ise şöyle demiştir: O gün doğu yöresindeki insanlar küfür ehli idi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem fitnenin O bölgeden çıkacağını haber vermiştir ki gerçek de aynen böyle olmuştur. Fitnelerin ilki doğu tarafından çıkmıştır. Bu, Müslümanlar arasındaki tefrikaya sebep olmuştur. Tefrika, şeytan ın sevdiği ve sevinç duyduğu bir şeydir. Bid'atler de aynı şekilde o taraftan çıkmıştır. Hartab! şöyle der: Necd, doğu tarafı demektir. Medine'de bulunan bir kimsenin ne cidi Irak çölü ve civarıdır. Burası Medinelilerin doğusuna düşer. "Necd" kelimesi esasen yüksekçe yer anlamınadır. Bunun zıttı "el-ğavr"dır.

    Çünkü ğavr alçak olan yer anlamınadır. Tihame baştan sonra ğavr olup Mekke, Tihame'ye dahildir. Bu açıklamayla Davudl'nin "Necd Irak tarafındadır" şeklindeki ifadesinin zayıflığı ortaya çıkmaktadır. Zira onun açıklaması Necd'in özel bir yer olduğu izlenimini vermektedir. Oysa gerçek böyle değildir. Tam aksine yanındakine nispetle yüksek olan her şey necddir. Bundan dolayı yüksek yerlere necd, alçak yerlere ğavr denilir. "Bize fitne anındaki çarpışmadan söz et. Yüce Allah buyuruyor ki ... " Abdullah'a bu talepte bulunan kişi, okuduğu ayetle çarpışmçının meşru olduğuna delil getirmek ve ayette İbn Ömer gibi çarpışmayı terkedene cevap olduğunu vurgulamak istemektedir.

    "........." Anası evlatsız kalasıca! Anan seni kaybetsin! Bu ifadenin zahiri duadır. Ancak bu cümle burada olduğu gibi kaçındırma yerinde gelebilir. İbn Ömer'in cevabı şöyledir: ".....= onlarla çarpışınız" ayetindeki zamir "kafirler" yerine kullanılmıştır. Yüce Allah mu'minlere dini yüzünden fitneye uğrayan ve irtidad eden hiç kimse kalmasın diye kafirlerle çarpışmayı emretmektedir. Kafirlerin dinine girmek fitnedir. İnsan dini yüzünden fitneye uğruyordu. Onu ya öldürüyorlar ya da eline ayağına kelepçe vuruyorlardı. Sonunda Müslümanlar çoğaldı ve hiçbir fitne kalmadı. ".......'' yani kafirlerden hiçbir kimseden, hiçbir mü mine karşı herhangi bir fitne kalmadı.

    İbn Ömer'in görüşü, iki zümreden biri haklı, diğeri haksız olduğunda fitne zamanında savaşa katılmamak şeklinde idi. Bazıları, buradaki fitnenin iktidar talebinde galip gelme amacıyla çıkan savaş durumuna mahsus olduğunu söylemişlerdir. Buna karşılık meşru idareciye karşı isyan edenler "bağıler" söz konusu olduğunda buna fitne denmez ve onlar itaata dönünceye kadar kendileriyle çarpışmak gerekli olur. Çoğunluğun görüşü bu doğrultudadır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ الْوَاسِطِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ بَيَانٍ، عَنْ وَبَرَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ خَرَجَ عَلَيْنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ فَرَجَوْنَا أَنْ يُحَدِّثَنَا، حَدِيثًا حَسَنًا ـ قَالَ ـ فَبَادَرَنَا إِلَيْهِ رَجُلٌ فَقَالَ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ حَدِّثْنَا عَنِ الْقِتَالِ فِي الْفِتْنَةِ وَاللَّهُ يَقُولُ ‏{‏وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ‏}‏ فَقَالَ هَلْ تَدْرِي مَا الْفِتْنَةُ ثَكِلَتْكَ أُمُّكَ، إِنَّمَا كَانَ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم يُقَاتِلُ الْمُشْرِكِينَ، وَكَانَ الدُّخُولُ فِي دِينِهِمْ فِتْنَةً، وَلَيْسَ كَقِتَالِكُمْ عَلَى الْمُلْكِ‏.‏

  8. Hadis no. 7096

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fitne hakkındaki sözlerini hanginiz ezberinde tutuyor?

    Türkçe meal

    Huzeyfe şöyle anlatmıştır: Bizler Hz. Ömer'in yanında oturuyorduk. Ömer bir ara "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fitne hakkındaki sözlerini hanginiz ezberinde tutuyor?" diye sordu. Huzeyfe: "İnsanın ailesi, malı, evladı, komşusu yüzünden uğrayacağı fitnelere namaz, sadaka, marufu emir ve mürıkerden nehy amelleri kefaret olur" dedi. Ömer Huzeyfe'ye "Benim senden sormak istediğim bunlar değildir, fakat ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Denizin dalgalanması gibi dalgalanacak" buyurduğu fitneyi soruyorum, dedi. Huzeyfe, Ömer'e "Ey mu'minlerin emiri! O fitneden sen etkilenmeyeceksin. Çünkü seninle onun arasında kilitli bir kapı vardır" dedi. Ömer, Huzeyfe'ye "Kapı kınlacak mı, yoksa açılacak mı?" diye sordu. Huzeyfe "Kınlacaktır" dedi. Ömer "Demek ki bir daha ebediyyen kapanmayacak" dedi. Huzeyfe "Ben evet dedim" diye ekledi. Biz Huzeyfe'ye "Ömer kapıyı biliyor muydu?" diye sorduk. Huzeyfe "Evet, yarından önce bu gece olduğunu bildiği gibi biliyordu. Sebebine gelince, ben ona öyle bir hadis rivayet ettim ki içinde yalan olan hiçbir şey yoktur" dedi. Biz "Kapı kimdir" diye sormaya cesaret edemedik de Mesruk'a sormasını rica ettik. Mesruk Huzeyfe'ye "Kapı kimdir?" diye sordu. O da "Ömer'dir" dedi

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا شَقِيقٌ، سَمِعْتُ حُذَيْفَةَ، يَقُولُ بَيْنَا نَحْنُ جُلُوسٌ عِنْدَ عُمَرَ قَالَ أَيُّكُمْ يَحْفَظُ قَوْلَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْفِتْنَةِ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ فِتْنَةُ الرَّجُلِ فِي أَهْلِهِ وَمَالِهِ وَوَلَدِهِ وَجَارِهِ، تُكَفِّرُهَا الصَّلاَةُ وَالصَّدَقَةُ وَالأَمْرُ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْىُ عَنِ الْمُنْكَرِ ‏"‏‏.‏ قَالَ لَيْسَ عَنْ هَذَا أَسْأَلُكَ، وَلَكِنِ الَّتِي تَمُوجُ كَمَوْجِ الْبَحْرِ‏.‏ قَالَ لَيْسَ عَلَيْكَ مِنْهَا بَأْسٌ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، إِنَّ بَيْنَكَ وَبَيْنَهَا بَابًا مُغْلَقًا‏.‏ قَالَ عُمَرُ أَيُكْسَرُ الْبَابُ أَمْ يُفْتَحُ قَالَ بَلْ يُكْسَرُ‏.‏ قَالَ عُمَرُ إِذًا لاَ يُغْلَقَ أَبَدًا‏.‏ قُلْتُ أَجَلْ‏.‏ قُلْنَا لِحُذَيْفَةَ أَكَانَ عُمَرُ يَعْلَمُ الْبَابَ قَالَ نَعَمْ كَمَا أَعْلَمُ أَنَّ دُونَ غَدٍ لَيْلَةً، وَذَلِكَ أَنِّي حَدَّثْتُهُ حَدِيثًا لَيْسَ بِالأَغَالِيطِ‏.‏ فَهِبْنَا أَنْ نَسْأَلَهُ مَنِ الْبَابُ فَأَمَرْنَا مَسْرُوقًا فَسَأَلَهُ فَقَالَ مَنِ الْبَابُ قَالَ عُمَرُ‏.‏

  9. Hadis no. 7097

    Ben bugün kendisi bana emretmediği halde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kapıcısı olacağım

    Türkçe meal

    Ebu Musa el-Eş'ari şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün bir ihtiyacını gidermek için Medine bahçelerinden birine çıktı, ben de onun izi üzerinde arkasından çıktım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bahçeye girince onun kapısı önünde oturdum ve kendi kendime "Ben bugün kendisi bana emretmediği halde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kapıcısı olacağım" diye ahd ettim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gidip ihtiyacını gördü ve oradaki kuyunun etrafında oturmak için yapılmış yere oturdu ve baldırıarını açarak ayaklarını kuyunun içine doğru sarkıttı. Bu halde iken Ebu Bekir gelerek yanına girmek için izin istedi. Ben Ebu Bekir'e" Burada dur. Senin için izin isteyeyim" dedim. Ebu Bekir durdu. Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip, "Ey Allah'ın Resulü! Ebu Bekir yanına gelmek için izin istiyor" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ona izin ver ve kendisini cennetle müjdele!" buyurdu. Ebu Bekir girdi ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sağ yanına gelip oturdu. O da baldırlarını açıp ayaklarını kuyunun içine doğru sarkıttı. Bundan sonra Ömer geldi. Ona da "Burada dur! Senin için izin isteyeyim" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ona izin ver ve onu da cennetle müjdele" buyurdu. Ömer gelip, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sol tarafına oturdu. O da baldırlarını açıp, ayaklarını kuyuya sarkıttı. Bu suretle kuyunun yanındaki yer doldu ve oturacak başka bir yer kalmadı. Sonra Osman geldi. Ona da "Olduğun yerde dur! Senin için izin alayım!" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ona izin ver ve kendisine isabet edecek bela ile birlikte cennetle müjdele!" buyurdu. Osman da bahçeye girdi ve onların yanında oturacak bir yer bulamadı da değişik bir yere çekildi ve nihayet onların karşılarına gelip, kuyunun bir tarafı üzerine oturdu. O da baldırlarını açtı, sonra ayaklarını kuyunun içine sarkıttı. Ebu Musa dedi ki: Ben bu sırada bir kardeşim olmasını temenni etmeye ve onun da buraya gelmesi için Allah'a dua etmeye başladım

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شَرِيكِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، قَالَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى حَائِطٍ مِنْ حَوَائِطِ الْمَدِينَةِ لِحَاجَتِهِ، وَخَرَجْتُ فِي إِثْرِهِ، فَلَمَّا دَخَلَ الْحَائِطَ جَلَسْتُ عَلَى بَابِهِ وَقُلْتُ لأَكُونَنَّ الْيَوْمَ بَوَّابَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَلَمْ يَأْمُرْنِي فَذَهَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَقَضَى حَاجَتَهُ، وَجَلَسَ عَلَى قُفِّ الْبِئْرِ، فَكَشَفَ عَنْ سَاقَيْهِ وَدَلاَّهُمَا فِي الْبِئْرِ، فَجَاءَ أَبُو بَكْرٍ يَسْتَأْذِنُ عَلَيْهِ لِيَدْخُلَ فَقُلْتُ كَمَا أَنْتَ حَتَّى أَسْتَأْذِنَ لَكَ، فَوَقَفَ فَجِئْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا نَبِيَّ اللَّهِ أَبُو بَكْرٍ يَسْتَأْذِنُ عَلَيْكَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ، وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَدَخَلَ فَجَاءَ عَنْ يَمِينِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَكَشَفَ عَنْ سَاقَيْهِ وَدَلاَّهُمَا فِي الْبِئْرِ، فَجَاءَ عُمَرُ فَقُلْتُ كَمَا أَنْتَ حَتَّى أَسْتَأْذِنَ لَكَ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ، وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَجَاءَ عَنْ يَسَارِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَكَشَفَ عَنْ سَاقَيْهِ فَدَلاَّهُمَا فِي الْبِئْرِ، فَامْتَلأَ الْقُفُّ فَلَمْ يَكُنْ فِيهِ مَجْلِسٌ، ثُمَّ جَاءَ عُثْمَانُ فَقُلْتُ كَمَا أَنْتَ حَتَّى أَسْتَأْذِنَ لَكَ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ، وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ، مَعَهَا بَلاَءٌ يُصِيبُهُ ‏"‏‏.‏ فَدَخَلَ فَلَمْ يَجِدْ مَعَهُمْ مَجْلِسًا، فَتَحَوَّلَ حَتَّى جَاءَ مُقَابِلَهُمْ عَلَى شَفَةِ الْبِئْرِ، فَكَشَفَ عَنْ سَاقَيْهِ ثُمَّ دَلاَّهُمَا فِي الْبِئْرِ‏.‏ فَجَعَلْتُ أَتَمَنَّى أَخًا لِي وَأَدْعُو اللَّهَ أَنْ يَأْتِيَ‏.‏ قَالَ ابْنُ الْمُسَيَّبِ فَتَأَوَّلْتُ ذَلِكَ قُبُورَهُمُ اجْتَمَعَتْ هَا هُنَا وَانْفَرَدَ عُثْمَانُ‏.‏

  10. Hadis no. 7098

    Şüphesiz ben onunla konuştum. Ancak ilk açanı ben olarak (fitne) kapısını açmadan! Ben Resulullah Sallallahu…

    Türkçe meal

    Ebu Vail şöyle anlatmıştır: Üsame'ye "Şununla konuşsan!" denildi. Üsame cevaben şöyle dedi: "Şüphesiz ben onunla konuştum. Ancak ilk açanı ben olarak (fitne) kapısını açmadan! Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittiğim bir sözden sonra insanlardan iki kişi üzerine emir olan bir şahsa "Sen hayırlısın" diyecek değilim. Zira Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyordu: "Kıyamet günü bir adam getirilir ve cehenneme atılır da cehennem, eşeğin değirmen taşın döndürerek öğütmesi gibi onu öğütür. Bunun üzerine cehennem halkı da onun başına toplanırlar 'Ey filan! Sen marufu emredip, münkeri yasaklıyar değil miydin?' derler. O da 'Evet, ben marufu emreder ancak kendim yapmazdım ve yine ben münkeri yasaklar, onu da kendim işlerdim" der.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    AÇIKLAMA’DAN SONRA DA BİR BAB VE HADİSLER VAR "Denizin dalgalanması gibi dalgalanacak olan fitne." İmam Buhari bu başlıkla İbn Ebi Şeybe'nin naklettiği şu hadise işaret eder gibidir: "Yüce Allah bu ümmete beş fitne vermiştir. "(İbn Ebi Şeybe, Musannef, VII, 453) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dört fitneyi zikrettikten sonra beşincisini şöyle anlatmıştır: "Denizin dalgalanması gibi dalgalanacak olan fitne. Bu fitne esnasında insanlar hayvanlar gibi yani akılsız olacaklardır." Bunu Ebu Musa'nın "O zamanın çoğunluğunun aklı gidecektir" şeklindeki rivayet ettiği hadis teyid etmektedir. İbn Ebi Şeybe'nin bir başka rivayet yoluyla nakline göre Huzeyfe şöyle demiştir: "Dinini bildiğin sürece fitne sana zarar vermeyecektir.

    Asıl fitne hak ile batılı karıştırdığında (zararlı olacaktır}."(İbn Ebi Şeybe, Musannef, VII, 468) "Onlar fitne anında" yani fitne başgösterdiğinde "şu beyit1eri örnek edinmeyi severlerdi." "Genç bir dilberdir savaş, ilk baş gösterdiğinde." Yani savaş genç kız gibi olur. Bir başka ifade ile savaş ilk çıktığında onu denemeyen kimse uzak durur ve sonra içine girer. Böylece savaş onu yok eder. "O tutuştuğunda" Bu ifade savaşın kızışmasının kinayeli anlatımıdır. "Kocakarı" Bunun manası savaşın kendisiyle evlenmeyi hiç kimsenin istemediği bir hale geldiğini vurgulamaktır. "Şamta" Bu şiirde sözü edilen koca karıyı niteleyen bir kelimedir.

    Davudl'ye göre bu kadının saçlarının çok çok ağardığının kinayeli anlatımıdır. "Huzeyfe şöyle demiştir: Ömer'in yanında oturuyorduk." Bu hadisin açıklaması Nebilik alametleri bölümünde geniş bir şekilde yapılmıştı. "Yarından önce bu gece olduğunu bildiği gibi biliyordu." Yani onun bilgisi tıpkı yarından önce bugünün olduğu gibi zorunlu bir bilgiydi. İbn Battal şöyle demiştir: Huzeyfe'nin Ömer kendisine en büyük fitneyi sorduğunda özel fitneyi haber vermesinin sebebi, kederlenip, kafasını meşgul etmemesi içindir. Bundan dolayı ona şöyle demiştir: "Seninle onun arasında kapalı bir kapı vardır. Huzeyfe kapının o olduğunu bildiği halde kendisine "Kapı sensin" demedi ve anlayacağı şekilde üstü kapalı olarak ifade edip, açıkça belirtmedi.

    Bu onun güzel edebindendi. Hz. Ömer "Kapı kırılırsa bir daha kapanmaz" sonucunu kırma işleminin ancak galebe çalmakla olmasından çıkarmıştır. Galebe çalmak, ancak fitnede olur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in haberinden ümmetin kendi arasında savaşacağı ve kıyamete kadar öldürmenin sürüp gideceği anlaşılmaktadır. Nitekim Şeddad'ın naklettiği bir hadiste buna benzer bir ifade yer almaktadır: "Ümmetimin içine kılıç (bir defa) girdi mi kıyamete kadar kaldlnlmayacaktır." Bu hadisi Taberi rivayet etmiş, İbn Hibban sahih olduğunu belirtmiştir.(İbn Hibban, Sahih, XVI, 220) "Nebi s.a.v. bir gün bir ihtiyacını gidermek için Medine bahçelerinden birine çıktı." Bu hadisin açıklaması Ebu Bekir'in menkıbeleri bölümünde geçmişti.

    "Kuffu'l-bi'ri" tamlaması, kuyunun etrafında oturmak için yapılan yer anlamına gelir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Osman hakkında "Kendisine isabet edecek beJa" ifadesine gelecek olursak, İbn Battal şu açıklamayı yapmıştır: Hz. Ömer de öldürüldüğü halde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in belayı Osman için zikretmesi, Ömer'in onun gibi bir imtihan geçirmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü halifelikten çekilmesini isteyen bazı insanlar ona musallat olmuşlardı. Zira kendisinin hiç alakası yokken ve ona karşı ileri sürdükleri şeylerden mazur iken zalim ve haksız olarak nitelenmişti. Sonra evine saldırmışlar, aile mahremiyetine dokunmuşlardı.

    Bütün bunlar öldürülmesine ilaveten fazladan uğradığı haksızlıklardı. Biz de şunu ekleyelim: Kısacası Hz. Osman'a mahsus olan beladan maksat öldürülmesine ilaveten gördüğü birtakım sıkıntılardır. Nitekim aynen böyle olmuştur. "Üsame'ye şununla konuşsan denildi." Burada hem söyleyen ve hem de kendisiyle konuşulması istenen kişi müphem bırakılmıştır. Müslim'in rivayetinde kendisiyle konuşulması istenen kişinin adı şöyle geçmektedir: "Ona Osman'ın huzuruna girip kendisiyle konuşsan denildi. "(Müs!im, Zühd) "Şüphesiz ben onunla konuştum. Ancak ilk açanı ben olarak (fitne) kapısını açmadan!" Yani işaret ettiğiniz konuda onunla konuştum.

    Fakat sözümde fitne ve benzeri şeyleri uyandırmaksızın gizlice maslahatı gözetip, edebe uyarak konuştum. "Eşeğin, değirmen taşlarıyla öğütmesi gibi onu öğütür." Süfyan ve Ebu Muaviye rivayetinde "Bağırsakları dışarıya fırlayacak ve eşeğin döndüğü gibi dönecek" ifadesi geçmişti. Burada yer alan "aktab", "kıtb" kelimesinin çoğulu olup, bağırsaklar demektir. "İndilak" bağırsakların hızla dışarıya dökülmesi demektir. Arapça'da kılıç herhangi bir kimse tarafından çekilmeksizin kınından çıkarsa bunu "indeleka's-seyfu min ğımdihi''' cümlesiyle ifade ederler. "Cehennem halkı onun başına toplanırlar." Yani etrafında toplanırlar.

    "EtMe bihi'l-kavmu" bir topluluk onun etrafında dönmeseler bile halka oldular demektir. "Ben marufu emreder ancak kendim yapmazdım ve yine ben münkeri yasaklar, onu da kendim işlerdim." Kadı Iyaz şöyle demiştir: Üsame'nin demek istediği halifeye açıktan tepki koyma kapısını açmak istemediğidir. Çünkü o bunun kötü akıbetinden endişe duyuyordu. Tam tersine ona kibar davranıp, gizlice nasihat etmiştir. Bu, kabul edilmeye daha layık bir tavırdır. "Üzerime emir olan bir kişi hakkında o insanların hayırlısıdır diyecek değilim." Bu ifade de -aslı esası olmayan bir şeyle kuyruk sallayan kimse gibi- hak söz konusu olduğunda, emirlere yağcılık yapıp, içinden gecenin aksini dışa vurmayı kınama vardır.

    Üsame güzel görülen mudarat ile kınanmış olan yağcılığa işaret etmektedir. Mudaratın ölçüsü bunu yaparken dine herhangi bir zararın gelmemesidir. Kınanmış yağcılığın ölçüsü ise bunda çirkin olan bir şeyi süsleme, batılı doğru gösterme ve benzeri tavırlar söz konusudur. Taberi' şöyle demiştir: Selef bilginleri iyiliği emretme konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bazı bilginler iyiliği emretmek mutlak olarak vaciptir demişler ve buna delil olarak Tarık b. Şihab'ın naklettiği "Cihadın en üstünü zalim sultanın huzurunda gerçeği söylemektir" hadisi ile "Herhangi biriniz bir kötülüğü görürse bunu eliyle değiştirsin" hadisinin genelliğini göstermişlerdir.

    Bazıları ise münkere tepki koymak gereklidir, fakat şartı tepki koyan kimseye öldürülme k ve benzeri gibi daha önce söz konusu olmayan bir belanın gelmemesidir demişlerdir. Bir başka bilgin grubu ise kişi münkere Ümmü Seleme hadisi dolayısıyla kalpten tepki koyar demişler ve delilolarak onun rivayet ettiği "Benden sonra başınıza birtakım idareciler gelecek. Onların yaptıklarını kim çirkin görürse sorumluluğundan kurtulur, kim tepki gösterirse selamet bulur. Fakat sorumluluk (yaptıklarına) razı olup, ardından gidenedir" hadisini delilolarak göstermişlerdir. Bir başkası ise şöyle demiştir: İyiliği emretmek buna gücü yeten ve kendi nefsi için herhangi bir zarar geleceği endişesi duymayan kimseye vaciptiı;.

    İsterse bunu emreden kimse günah işliyor olsun. Çünkü genelolarak iyiliği emretmek sevap kazandırır. Özellikle emreden kişi, itaat edilen bir şahıs ise. O kişinin özel günahına gelince, Yüce Allah onu bağışlayabilir de, hesaba çekebilir de! "İyiliği kendisinde hiçbir ayıp ve kusur olmayan kimse ancak emreder" diyen kimse bununla daha iyiyi kastediyorsa ne ala! Aksi takdirde kendisinden başka bunu yapan bulunmadığı takdirde böyle bir anlayış iyiliği emretme kapısının kapanmasını gerektirir. Taberi şöyle devam eder: "Yukarıda zikredilen Üsame hadisinde iyilik yapmaları emredilen kimseler nasıloluyor da cehenneme gidiyorlar?" diye sorulacak olursa cevabımız şudur: Onlar kendilerine emredilene sarılmadılar ve günahlarından dolayı azaba uğradılar.

    Kendilerine iyiliği emreden kişi ise onlara yasak ettiği şeyi kendisi yaptığı için cehenneme gitti. Bu hadisten emirlere saygı göstermek, onlara edep dairesi içinde davranmak ve insanların haklarında konuştuklarını kendilerine bildirmek gerektiği anlaşılmaktadır. Bundan maksat kötülükten vazgeçmeleri, başkasına eziyet etmeksizin amaca ulaşacak şekilde kibarlıkla ve güzel bir üslupla tedbir almalarıdır. 18. BAB

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، قَالَ قِيلَ لأُسَامَةَ أَلاَ تُكَلِّمُ هَذَا‏.‏ قَالَ قَدْ كَلَّمْتُهُ مَا دُونَ أَنْ أَفْتَحَ بَابًا، أَكُونُ أَوَّلَ مَنْ يَفْتَحُهُ، وَمَا أَنَا بِالَّذِي أَقُولُ لِرَجُلٍ بَعْدَ أَنْ يَكُونَ أَمِيرًا عَلَى رَجُلَيْنِ أَنْتَ خَيْرٌ‏.‏ بَعْدَ مَا سَمِعْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ يُجَاءُ بِرَجُلٍ فَيُطْرَحُ فِي النَّارِ، فَيَطْحَنُ فِيهَا كَطَحْنِ الْحِمَارِ بِرَحَاهُ، فَيُطِيفُ بِهِ أَهْلُ النَّارِ فَيَقُولُونَ أَىْ فُلاَنُ أَلَسْتَ كُنْتَ تَأْمُرُ بِالْمَعْرُوفِ، وَتَنْهَى عَنِ الْمُنْكَرِ فَيَقُولُ إِنِّي كُنْتُ آمُرُ بِالْمَعْرُوفِ وَلاَ أَفْعَلُهُ، وَأَنْهَى عَنِ الْمُنْكَرِ وَأَفْعَلُهُ ‏"‏‏.‏

  11. Hadis no. 7099

    İdarelerini bir kadına veren hiçbir kavim iflah olmamıştır

    Türkçe meal

    Ebu Bekre şöyle demiştir: Yemin olsun ki Allah beni Cemel vakası günlerinde bir kelime ile mükafatlandırmıştır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kulağına Fars halkının Kisra Perviz'in kızını başlarına hükümdar seçtikleri haberi gidince "İdarelerini bir kadına veren hiçbir kavim iflah olmamıştır" buyurmuştu

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ الْهَيْثَمِ، حَدَّثَنَا عَوْفٌ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، قَالَ لَقَدْ نَفَعَنِي اللَّهُ بِكَلِمَةٍ أَيَّامَ الْجَمَلِ لَمَّا بَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ فَارِسًا مَلَّكُوا ابْنَةَ كِسْرَى قَالَ ‏ "‏ لَنْ يُفْلِحَ قَوْمٌ وَلَّوْا أَمْرَهُمُ امْرَأَةً ‏"‏‏.‏

  12. Hadis no. 7100

    Talha, ZUbeyr ve Hz. Aişe Basra'ya doğru yola çıktıkları zaman Hz. Ali, Ammar b. Yasir ve Hasen b. Ali'yi…

    Türkçe meal

    Ebu Meryem'in nakline göre Abdullah b. Ziyad el-Esedi şöyle demiştir: Talha, ZUbeyr ve Hz. Aişe Basra'ya doğru yola çıktıkları zaman Hz. Ali, Ammar b. Yasir ve Hasen b. Ali'yi gönderdi. Bunların ikisi Kufe'ye bizim yanımıza geldi. İkisi de minbere çıktı. AIi'nin oğlu Hasen minberin üzerinde üst tarafına geçti. Ammar ise {minber üzerinde} Hasan'den daha aşağıda ayağa kalktı. Bizler onu dinlemek üzere toplandık. Ebu Meryem dedi ki: Ben Ammar'dan şöyle derken işittim. Hz. Aişe Basra'ya doğru yürümüştür ve Allah'a yemin ederim ki Hz. Aişe elbette dünyada ve ahirette sizin Nebiinizin eşidir. Fakat Allah Teala Ali b. Ebi Talib'e mi itaat ediyorsunuz, yoksa Hz. Aişe'yi mi itaat ediyorsunuz diye belli etmek için Hz. Aişe ile sizleri imtihan etmiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا أَبُو حَصِينٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مَرْيَمَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زِيَادٍ الأَسَدِيُّ، قَالَ لَمَّا سَارَ طَلْحَةُ وَالزُّبَيْرُ وَعَائِشَةُ إِلَى الْبَصْرَةِ بَعَثَ عَلِيٌّ عَمَّارَ بْنَ يَاسِرٍ وَحَسَنَ بْنَ عَلِيٍّ، فَقَدِمَا عَلَيْنَا الْكُوفَةَ فَصَعِدَا الْمِنْبَرَ، فَكَانَ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ فَوْقَ الْمِنْبَرِ فِي أَعْلاَهُ، وَقَامَ عَمَّارٌ أَسْفَلَ مِنَ الْحَسَنِ، فَاجْتَمَعْنَا إِلَيْهِ فَسَمِعْتُ عَمَّارًا يَقُولُ إِنَّ عَائِشَةَ قَدْ سَارَتْ إِلَى الْبَصْرَةِ، وَوَاللَّهِ إِنَّهَا لَزَوْجَةُ نَبِيِّكُمْ صلى الله عليه وسلم فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ، وَلَكِنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى ابْتَلاَكُمْ، لِيَعْلَمَ إِيَّاهُ تُطِيعُونَ أَمْ هِيَ‏.‏

  13. Hadis no. 7101

    Muhakkak ki Hz. Aişe dünyada da, ahirette de sizin Nebiinizin eşidir, fakat o, kendisi ile imtihan…

    Türkçe meal

    Ebu Vail şöyle demiştir: Ammar b. Yasir, Kufe minberi üzerinde ayağa kalkarak Hz. Aişe'den ve onun {Beraberindekilerle} Basra'ya doğru yürüyüşünden söz etti ve "Muhakkak ki Hz. Aişe dünyada da, ahirette de sizin Nebiinizin eşidir, fakat o, kendisi ile imtihan olunduğunuz zatlardan biridir" dedi

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي غَنِيَّةَ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، قَامَ عَمَّارٌ عَلَى مِنْبَرِ الْكُوفَةِ، فَذَكَرَ عَائِشَةَ وَذَكَرَ مَسِيرَهَا وَقَالَ إِنَّهَا زَوْجَةُ نَبِيِّكُمْ صلى الله عليه وسلم فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ، وَلَكِنَّهَا مِمَّا ابْتُلِيتُمْ‏.‏

  14. Hadis no. 7102

    Biz senin İslam'a girdiğinden beri bu işe süratle girmenden daha sevimsiz bir iş yaptığını görmüş değiliz

    Türkçe meal

    [– 7103 - 7104-] Ebu Vail şöyle demiştir: Ebu Musa ve Ebu Mesud, Ammar'ın huzuruna girdiler. Zira Hz. Ali onu Kufelileri seferber etmek için göndermişti. Ebu Musa ve Ebu Mesud "Biz senin İslam'a girdiğinden beri bu işe süratle girmenden daha sevimsiz bir iş yaptığını görmüş değiliz" dediler. Ammar da onlara "Ben de sizin İslam'a girmenizden bu yana benim katımda bu işten geri durmanızdan daha sevimsiz bir iş yaptığınızı görmedim" dedi ve Ebu Musa ile Ebu Mesud'a birer takım elbise giydirdi ve sonra beraberce mescide gittiler

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا بَدَلُ بْنُ الْمُحَبَّرِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، يَقُولُ دَخَلَ أَبُو مُوسَى وَأَبُو مَسْعُودٍ عَلَى عَمَّارٍ حَيْثُ بَعَثَهُ عَلِيٌّ إِلَى أَهْلِ الْكُوفَةِ يَسْتَنْفِرُهُمْ فَقَالاَ مَا رَأَيْنَاكَ أَتَيْتَ أَمْرًا أَكْرَهَ عِنْدَنَا مِنْ إِسْرَاعِكَ فِي هَذَا الأَمْرِ مُنْذُ أَسْلَمْتَ‏.‏ فَقَالَ عَمَّارٌ مَا رَأَيْتُ مِنْكُمَا مُنْذُ أَسْلَمْتُمَا أَمْرًا أَكْرَهَ عِنْدِي مِنْ إِبْطَائِكُمَا عَنْ هَذَا الأَمْرِ‏.‏ وَكَسَاهُمَا حُلَّةً حُلَّةً، ثُمَّ رَاحُوا إِلَى الْمَسْجِدِ‏.‏

  15. Hadis no. 7103

    Biz senin İslam'a girdiğinden beri bu işe süratle girmenden daha sevimsiz bir iş yaptığını görmüş değiliz

    Türkçe meal

    [– 7103 - 7104-] Ebu Vail şöyle demiştir: Ebu Musa ve Ebu Mesud, Ammar'ın huzuruna girdiler. Zira Hz. Ali onu Kufelileri seferber etmek için göndermişti. Ebu Musa ve Ebu Mesud "Biz senin İslam'a girdiğinden beri bu işe süratle girmenden daha sevimsiz bir iş yaptığını görmüş değiliz" dediler. Ammar da onlara "Ben de sizin İslam'a girmenizden bu yana benim katımda bu işten geri durmanızdan daha sevimsiz bir iş yaptığınızı görmedim" dedi ve Ebu Musa ile Ebu Mesud'a birer takım elbise giydirdi ve sonra beraberce mescide gittiler

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا بَدَلُ بْنُ الْمُحَبَّرِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، يَقُولُ دَخَلَ أَبُو مُوسَى وَأَبُو مَسْعُودٍ عَلَى عَمَّارٍ حَيْثُ بَعَثَهُ عَلِيٌّ إِلَى أَهْلِ الْكُوفَةِ يَسْتَنْفِرُهُمْ فَقَالاَ مَا رَأَيْنَاكَ أَتَيْتَ أَمْرًا أَكْرَهَ عِنْدَنَا مِنْ إِسْرَاعِكَ فِي هَذَا الأَمْرِ مُنْذُ أَسْلَمْتَ‏.‏ فَقَالَ عَمَّارٌ مَا رَأَيْتُ مِنْكُمَا مُنْذُ أَسْلَمْتُمَا أَمْرًا أَكْرَهَ عِنْدِي مِنْ إِبْطَائِكُمَا عَنْ هَذَا الأَمْرِ‏.‏ وَكَسَاهُمَا حُلَّةً حُلَّةً، ثُمَّ رَاحُوا إِلَى الْمَسْجِدِ‏.‏

  16. Hadis no. 7104

    Biz senin İslam'a girdiğinden beri bu işe süratle girmenden daha sevimsiz bir iş yaptığını görmüş değiliz

    Türkçe meal

    [– 7103 - 7104-] Ebu Vail şöyle demiştir: Ebu Musa ve Ebu Mesud, Ammar'ın huzuruna girdiler. Zira Hz. Ali onu Kufelileri seferber etmek için göndermişti. Ebu Musa ve Ebu Mesud "Biz senin İslam'a girdiğinden beri bu işe süratle girmenden daha sevimsiz bir iş yaptığını görmüş değiliz" dediler. Ammar da onlara "Ben de sizin İslam'a girmenizden bu yana benim katımda bu işten geri durmanızdan daha sevimsiz bir iş yaptığınızı görmedim" dedi ve Ebu Musa ile Ebu Mesud'a birer takım elbise giydirdi ve sonra beraberce mescide gittiler

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا بَدَلُ بْنُ الْمُحَبَّرِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، يَقُولُ دَخَلَ أَبُو مُوسَى وَأَبُو مَسْعُودٍ عَلَى عَمَّارٍ حَيْثُ بَعَثَهُ عَلِيٌّ إِلَى أَهْلِ الْكُوفَةِ يَسْتَنْفِرُهُمْ فَقَالاَ مَا رَأَيْنَاكَ أَتَيْتَ أَمْرًا أَكْرَهَ عِنْدَنَا مِنْ إِسْرَاعِكَ فِي هَذَا الأَمْرِ مُنْذُ أَسْلَمْتَ‏.‏ فَقَالَ عَمَّارٌ مَا رَأَيْتُ مِنْكُمَا مُنْذُ أَسْلَمْتُمَا أَمْرًا أَكْرَهَ عِنْدِي مِنْ إِبْطَائِكُمَا عَنْ هَذَا الأَمْرِ‏.‏ وَكَسَاهُمَا حُلَّةً حُلَّةً، ثُمَّ رَاحُوا إِلَى الْمَسْجِدِ‏.‏

  17. Hadis no. 7105

    Senden başka arkadaşlarından her birine isteseydim şöyle derdim: 'Ben senin Nebi s.a.v.'e sahabi olduğundan…

    Türkçe meal

    [– 7106 - 7107-] Şekık b. Seleme şöyle demiştir: Ebu Mesud, Ebu Musa ve Ammar ile birlikte oturuyardum. Ebu Mesud, Ammar'a "Senden başka arkadaşlarından her birine isteseydim şöyle derdim: 'Ben senin Nebi s.a.v.'e sahabi olduğundan beri benim nazarımda bu işe süratle girişinden daha ayıp bir iş yaptığını görmedim!' Ammar da "Ey Ebu Mesud! Ben de ne senin, ne de arkadaşlarının Nebi s.a.v.'e sahabi olmanızdan bu yana benim nazarımda bu işten geri durmanızdan daha ayıp bir iş yaptığınızı görmedim" dedi. Bunun üzerine zengin olan Ebu Mesud hizmetçisine "Evladım! İki takım elbise getir" dedi ve bunlardan birini Ebu Musa'ya, diğerini Ammar'a verdi. Sonra onlara "Bu yeni elbiseler içinde Cuma namazına gidin" dedi.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Yemin olsun ki Allah beni Cemel vakası günlerinde bir kelime ile mükafatlandırmıştır." Humeyd'in rivayetine göre Ebu Bekre "Allah beni Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den duyduğum bir şeyle korumuştur" demiştir. Ömer b. Şebbe, Kitabu Ahbari'l-Basra isimli eserde Cemel vakasını uzun uzun anlatmıştır. Biz olayı özetlemek ve onun sahih veya hasen isnadla nakletlikleri ile kısıtlı kalmak ve onun dışındakilerden uzak durmak istiyoruz. Davud b. Ebi Hind'in nakline göre Şa'bı şöyle demiştir: Hz. Osman katledilince, insanlar Ali'ye geldiler. Ali o esnada Medine çarşısında bulunuyordu. Ona "Uzat elini sana bey'at edelim"?ediler.

    Ali "Bekleyin, insanlarla danışmalarda bulunayım" dedi. Danıştığı kirhselerden bazıları, "İnsanlar, kendi beldelerine dönüp, Osman'ın öldüğünü söylerler ve ondan sonra yerine biri geçmezse ihtilaf çıkmayacağı ve ümmetin fesada uğramayacağından emin olunamaz" dediler. Bunun üzerine Eşter, Ali'nin elini tuttu ve insanlar ona bey' at ettiler. İbn Şihab yoluyla gelen rivayete göre Şa'bi şöyle demiştir: Osman katledildiğinde Ali onların arasında idi. İnsanların Talha'ya bey'at edeceklerinden korkunca onları kendisine bey'at etmeye davet etti. Halk onu bırakıp, Talha'ya veya bir başkasına gitmedi. Sonra Talha ve ZUbeyr' e haber gönderdi, onlar da Ali'ye bey'at ettiler.

    Ömer b. Şebbe'nin İbn Şihab yoluyla yaptığı rivayete göre Talha ve ZUbeyr, Ali'den umre yapmak için izin istediler. Sonra Mekke'ye doğru yola çıktılar. Hz. Aişe ile karşılaştılar ve Osman'ın katillerini öldürmek için kanını talep etme noktasında ittifak ettiler. Avf el-A'rabi yoluyla yaptığı nakle göre Şa'bi şöyle demiştir: Hz. Osman Ya'la b. Umeyye'yi San'a'ya vali yaptı. Ya'la Osman'ın nezdinde değeri yüksek bir kişi idi. Osman'ın katledildiği sıralarda Ya'la hacca gelmişti. Talha ve ZUbeyr' e dört yüz bin (dinar) yardımda bulundu. Kureyş'ten yetmiş kişiyi techiz etti. Hz. Aişe'ye seksen dinara "Asker" adında bir deve satın aldı.

    Asım b. Küleyb'in babası Asım'dan nakline göre Hz. Ali "Neyle imtihan edildiğimi biliyor musunuz? İnsanların en itaatkarı Hz. Aişe'dir, en şiddetlisi ZUbeyr'dir, en dahisi Talha'dır. Kendisiyle en iyi geçinilen Ya'IS b. Umeyye'dir" demiştir. Ömer b. Şebbe İbn Ebi Leyla vasıtasıyla yaptığı rivayette şöyle demiştir: Hz. Ali 36 yılının Rebiulewel ayının sonunda yola çıktı. Muhammed b. Ali b. Ebi Talib yoluyla gelen rivayete göre ise Medine' den beraberinde dokuz yüz binitli olduğu halde yola çıktı ve Zukar denilen yerde konakladı. Kays b. Ebi Hazim yoluyla gelen rivayete göre Ömer b. Şebbe şöyle demiştir: Hz.

    Aişe yola çıkınca Amir oğulları suyunun birinin başında konakladı. O sırada köpekler ona karşı havladı. Hz. Aişe "Bu hangi sudur" diye sordu. Orada bulunanlar "el-hav'eb" dediler. Hz. Aişe "Geri dönmekten başka bir şey düşünmüyorum" dedi. beraberinde bulunan bazı kimseler ona "Tam tersine ilerle. Müslümanlar seni görür de Allah aralarını düzeltir" dediler. Hz. Aişe Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün bize "el-Hav'eb köpekleri birinize havladığında onun durumu nice olur!" diye sormuştu dedi. Ahmed ve el-Bezzar'ın hasen isnadla Ebu Rafi'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hz.

    Ali'ye "İleride seninle Hz. Aişe arasında bir sorun çıkacak" dedi. Ali "Ya Resulallah! Onların en bedbahtı ben mi olacağım?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır! Fakat böyle bir durumla karşılaştığında onu güvenli yerine geri çevir" buyurdu.(Ahmed b. Hanbel, VI, 393) "İdarelerini bir kadına veren hiçbir kavim if/ah o/mamıştır." "İdarelerini bir kadına verenler" ifadesi üzerine el-İsmallı, en-Nadr b. Şumeyl vasıtasıyla Avf'tan şöyle bir farklı rivayette bulunmuştur: "Ebu Bekre dedi ki: Ben Cemel vakasında yer alanların iflah olmayacakların anladım." İbn Battal'ın Mühelleb'den nakline göre Ebu Bekre hadisinin zahiri, Hz.

    Aişe'nin o tavrı sergilediği esnadaki görüşünü değersiz kılma izlenimi vermektedir. Oysa gerçek böyle değildir. Zira Ebu Bekre'nin görüşü olarak bilinen, onun insanlar arasını düzeltme talebinde Hz. Aişe'nin görüşünde olduğudur. Onların maksadı savaşmak değildi, fakat savaş patlak verince Hz. Aişe'yle birlikte bulunanların savaşmaktan başka çareleri kalmadı. Ebu Bekre Hz. Aişe'nin görüşünden geri dönmemiştir. Ancak Hz. Aişe yanında yer alanların onun emri altında olduklarını görünce ve Fars halkının Kisra Perviz'in kızını başlarına hükümdar seçtiklerini duyunca onların galip geleceklerini düşünmüşllir.

    Mühelleb şöyle der: Hiç kimsenin Hz. Aişe ve yanında yer alanların Ali ile halifelik üzerine çekiştiklerini ve aralarından herhangi birisine halifeliği üstlenmesi çağrısında bulunduklarını nakletmemesi, bu fikrin doğru olduğunu göstermektedir. Hz. Aişe'nin bizzat kendisi ve beraberinde bulunanlar Ali'ye ve beraberindekilere Osman'ın katillerini öldürmemesi ve onları kısas etmeme si dolayısıyla tepki göstermişlerdir. Ali, Osman'ın ailesinden bazı kimselerin bu konuda kendisine başvurmalarinı bekliyordu. Muayyen olarak herhangi bir kimsenin Osman' ın katillerinden olduğu tespit edilirse onu kısasen öldürecekti.

    Onlar bu yüzden ihtilafa düştüler. Osman'ı öldürdüğü ileri sürülenlerin onları öldürmek üzere aralarında anlaşacaklarından korktular ve kendi aralarında savaşı başlattılar. Sonunda olanlar oldu. Ali onlara galip gelince Ebu Bekre - Osman'ın kanını talep etme konusunda Hz. Aişe'nin görüşüne katılmakla birlikte- savaşa katılmama yolundaki görüşünden dolayı Allah'a hamdetti. Ömer b. Şebbe'nin anlattıkları burada son bulmaktadır. Onun söylediklerinin bazıları zikrettiğim ve edeceğim sebepten dolayı tartışılır. İki Müslümanın birbirlerine kılıç çekmeleri bölümünde kısa süre önce elAhnef hadisinde onun Ali'ye yardım etmek için yola çıktığı ve Ebu Bekre ile karşılaştığı, Ebu Bekre'nin ona savaşa katılmayı yasakladığı geçmişti.

    Ondan bir bölüm önce İbnü'l-Hadramı yakıldığında Ebu Bekre'nin bu gibi durumlarda esasen çarpışma taraftarı olmadığını gösteren ifadeler geçmişti. O ne Hz. Aişe'nin görüşüne ve ne de Müslümanlar arasında savaşın caiz olduğu yolunda Hz. Ali'nin düşüncesine esasen katılmıyordu. Onun görüşü Sa' d b. Ebi Vakkas, Muhammed b. Mesleme, Abdullah b. Ömer ve başkaları gibi savaşa katılmama şeklinde idi. Bundan dolayı Ebu Bekre Sıffın savaşına ne Ali'nin ve ne de Muaviye'nin safında katılmamıştır. İbnü't-Tın şöyle der: Ebu Bekre hadisi kadının yargı görevine getirilmesinin caiz olmadığı görüşünü savunanlara delil olmuştur.

    Çoğunluğun görüşü bu doğrultudadır. İbn Cerır et-Taberi buna muhalif olmuş ve kadınların şahitliklerinin kabul edildiği hususlarda hüküm vermeleri caizdir, demiştir. Bazı Malikiler ise bu caizliğin mutlak olduğunu söylemişlerdir. "Talha, ZUbeyr ve Hz. Aişe Basra'ya yürüyünce." Ömer b. Şebbe ceyyid bir isnadla onların sene başında Mekke'den yola çıktıklarından söz etmektedir. Yine kendisine ait bir başka isnatla; ifadesine göre aralarındaki olay hicri 36 senesinin cemaziyelahirinin yarısında olmuştur. Ömer el-Medainl'nin el-Ala Ebu Muhammed vasıtasıyla babasından yaptığı rivayette şöyle der: Adamın biri zaviyede iken Ali'ye gelir ve "Bunlarla ne üzere savaşıyorsun?" diye sorar.

    Ali "Hak üzere" deyince, adam "Onlar kendilerinin haklı olduklarını söylüyorlar" der. Ali "Onlarla İslam toplumundan ayrılmaları ve bey'atı bozmaları nedeniyle çarplŞIyorum" der. Taberl'nin İsam b. Küleyb el-Cermı yoluyla nakline göre babası şöyle demiştir: Osman zamanında bir emirin hastalandığını ve başucunda bir kadın olduğunu gördüm. İnsanlar o emiri istiyorlardı. Kadın onlara yasak getirse, bundan vazgeçeceklerdi. Fakat o kadın bunu yapmadı ve halk da söz konusu emiri öldürdü. Sonra o sene ben savaşa katıldım ve Osman'ın katledildiği haberini duyduk. Savaştan dönüp Basra'ya ulaştığımızda bize şöyle denildi: Bu Talha, ZUbeyr ve Hz.

    Aişe'dir. İnsanlar hayrete düştüler ve onlara neden gittiklerinin seb.ebini sordular. Onlar Osman' a kızdıkları için ve kendisine destek vermemelerinden dolayı tövbe etmek için çıktıklarını söylediler. Hz. Aişe dedi ki: Üç hususta sizin adınıza Osman'a kızdık. Bir genci emir yapması, kamçı ve sopa vurması. Onun adına üç şeye kızmazsak ona adil davranmış olmayız: Bunlar, Kan dökülmesi, ay ve belde dokunulmazlığıdır. İsam'ın babası şöyle davam eder: Ben ve kavmimden iki kişi Ali'ye gittik. Ona selam verdik. Kendisine sorduk. Bize şöyle dedi: İnsanlar bu kişiye düşmanlık ettiler ve onu öldürdüler.

    Ben onlardan uzağım. Sonra beni göreve getirdiler. Din hakkında endişem olmasaydı, isteklerine olumlu cevap vermezdim. Bundan sonra ZUbeyr ve Talha umre konusunda benden izin istediler. Onlardan söz aldım ve kendilerine izin verdim. Onlar mu'minlerin annesine kendisine uygun olmayan şeyi teklif ettiler. Yaptıklarını duydum ve İslam'da bir gedik açılacağından korktum ve onlara uydum. Arkadaşları şöyle dediler: Vallahi onlar çarpışmadıkça, kendileriyle çarpışmayı istemiyoruz. Biz ancak arayı düzeltmek için çıktık. İsam'ın babası olayı anlattı. Buna göre savaşın ilk patlak vermesi, iki ordunun çocuklarının birbirine sövmesi, sonra ok atmaları üzerine oldu.

    Ardından köleler, sonra ayak takımı bazı kimseler onlara uydu. Böylece savaş patlak verdi. Basra'da hendek kazmışlardı. Bir grup. kişi katlediidi, diğerleri yaralandı. Ali taraftarları galip geldiler ve onların adına birisi şöyle seslendi: Geri kaçanı takip etmeyin, yaralıyı öldürmeyin, hiç kimsenin evine girmeyin! Sonra Ali insanları topladı ve onlardan bey'at aldı. İbn Abbas'ı Basra'ya vali yapıp, KUfe'ye döndü. İbn Ebi Şeybe'nin ceyyid bir isnatla nakline göre Abdurrahman b. Ebza şöyle demiştir: Abdullah b. Büdeyl b. Verka el-Huzaı Cemel günü Hz. Aişe'ye gitti. Hz. Aişe hevdecin içindeydi. Ona "Ey mu'minlerin annesi!

    Biliyor musun Osman katledildiğinde sana gelmiştim. Bana 'Ali'den ayrılma' demiştin" dedi. Hz. Aişe cevap vermedi. Abdullah b. Büdeyl "Deveyi kesiniz" dedi ve kestiler. Bunun üzerine ben ve Hz. Aişe'nin kardeşi Muhammed indik, onun hevdecini taşıdık ve Ali'nin önüne koyduk. Ali'nin emri üzerine Hz. Aişe bir eve alındı. Yine İbn Ebi Şeybe'nin sahih bir isnatla nakline göre Zeyd b. Vehb şöyle demiştir: Hz. Ali, karşı taraf savaşa başlamadıkça savaştan geri durdu ve onlarla öğleden sonra savaştı. Güneş batınca devenin çevresinde onu savunanlardan bir gözcü vardı. Ali "Hiçbir yaralıyı öldürmeyiniz, geri kaçanı yakalayıp katletmeyiniz, kapısını kapatıp silahını atan can güvenliği içindedir" dedi.(İbn Eb!

    Şeybe, Musannef, VII, 546) İmam Şafiı'nin nakline göre Ali b. el-Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib şöyle demiştir: Mervan b. el-Hakem'in huzuruna girdim. Bana "Baban Ali'den daha kerim birisini görmedim. Cemel olayı günü biz geri çekildiğimizde onun bir nidacısı 'Geri dönen öldürülmeyecektir, hiçbir yaralı öldürülmeyecektir' diye nida etti" dedi. Taberl'nin nakline göre el-Ahnef şöyle demiştir: Sonra iki grup birbiriyle karşı karşıya geldi. İlk öldürülen Talha oldu. ZUbeyr geri döndü ve o da katlediidi. "Hz. Ali b. Ebi Talib, Ammar b. Yasir ile Hasen b. Ali'yi (insanları seferber etmeleri için) yolladı.

    Bu iki kişi Kufe'ye bizim yanımıza geldiler." Ömer b. Şebbe ve Taberi bunun sebebini kendi isnadlarıyla İbn Ebi leyla'dan şöyle nakletmiştir: Ali, Ebu Musa'nın Kufe emirliğini kabul etti. Medine'den çıkınca Haşim b. Utbe b. Ebi Vakkas'ı ona göndererek "Yanındaki Müslümanlarla birliktekal ve hak yolunda benim yardımcılarım ol" diye haber gönderdi. Ebu Musa es-Saib b. Malik el-Eş'arl'ye danıştı. O da "Ali'nin sana emrettiğine uy" dedi. Ebu Musa "Ben bu kanaatte değilim" dedi ve halkı seferber olmaktan caydırmaya başladı. Haşim bunu Ali'ye mektupla bildirdi. Mektubunu Muhil b. Halife et-Taı ile birlikte gör..derdi.

    Ali, Ammar b. Yasir ve el-Hasen b. Ali'yi halkı seferber etmeleri için gönderdi. Kurza b. Kab'ı Kufe'ye emir tayin etti. Kurza onun Ebu Musa'ya yazdığı mektubu okuyunca, Ebu Musa görevden çekildi. Hasen ve Ammar mescide girdiler. "İkisi de minbere çıktı. Ali'nin oğlu Hasen minberin üzerinde üst tarafına geçti. Ammar ise (minber üzerinde) Hasen'den daha aşağıda ayağa kalktı. Bizler onu dinlemek üzere toplandık. Ebu Meryem dedi ki: Ben Ammar'dan şöyle derken işittim." İshak b. Rahuye'nin rivayetinde Ammar'ın sözü şöyle aktarılmaktadır: "mu'minierin emiri bizi sizleri seferber etmek üzere gönderdi.

    Annemiz (Hz. Aişe radıyallahu anha) Basra'ya yürümüştü." İbn Ebi Leyla'nın bu olayla ilgili rivayet i ise şöyledir: "el-Hasen dedi ki: "Ali şöyle diyor: 'Ben Allah'ın üzerindeki hakkını gözeten herkese seferber olmasını hatırlatıyorum. Eğer ben mazlumsam bana yardım eder, zalimsem benden desteğini çeker. Allah'a yemin olsun ki Talha ve ZUbeyr bana ilk bey' at eden kişilerdi. Sonra ahidıerini bozdular. Ben hiçbir malı tercih etmedim, hiçbir hükmü değiştirmedim." İbn Ebi Leyla "Bu konuşma üzerine oniki bin kişi onun saflarında yer almak üzere ortaya çıktı" dedi. "Hz. Aişe Basra'ya doğru yürümüştür ve Allah'a yemin ederim ki Hz.

    Aişe elbette dünyada ve ahirette sizin Nebiinizin eşidir. Fakat Allah Teala Ali b. Ebi Talib'e mi itaat ediyorsunuz, yoksa Hz. Aişe'yi mi itaat ediyorsunuz diye belli etmek için Hz. Aişe ile sizleri imtihan etmiştir." İbn Ebi Şeybe'de bu olay şöyle nakledilir: Ammar dedi ki: Annemiz bu yürüyüşüne çıkmıştır. Vallahi o dünya ve ahirette Muhammed'in eşidir, fakat Yüce Allah Ali'ye mi yoksa ona mı itaat edeceğimizi belli etmek için bizi onunla denemiştir."(İbn Ebi Şeybe, Musannej, VI, 390) Ammar'ın bu sözüyle söylemek istediği bu olayda doğru Ali'nin yanında idi. Hz. Aişe bununla birlikte İslam' dan çıkmış olmadığı gibi, cennette Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi olmaktan mahrum olacak değildir.

    Bu söz Ammar'ın insafı, takvasının şiddeti ve hak olan sözü araştırma titizliğinden sayılır. "Sonra beraberce mescide gittiler." İbn Battal şöyle demiştir: Onların aralarında geçen bu karşılıklı konuşma her iki zümrenin kendi içtihadına göre hareket ettiğini ve doğrunun kendi yanında olduğu kanaatini taşıdığını göstermektedir. İbn Battal şöyle der: Ebu Mesud varlıklı ve cömert bir kişi idi. O ikisi Ebu Mesud'un yanında Cuma günü toplanmışlardı. Ebu Mesud, Ammar'a cumaya katılması için bir elbise giydirdi. Zira o sefer elbisesi içinde ve savaşçı kılığında idi. Ebu Mesud bu elbiseyle Ammar'ın Cumaya gitmesini hoş görmedi.

    Elbiseyi ona Ebu Musa'nın huzurunda giydirmek istemedi. Çünkü Ebu Musaya giydirmemişti. Bunun üzerine Ebu Musa'ya da giydirdi. "A'yebe" Bu kelime "ayb" kelimesinin ism-i tafdilidir. Ebu Mesud onların her birinin işe süratli koyulmalarını kendi inancına göre ayıp kabul etti. Ammar' ın ayıbı halifeye muhalefette geçkalmak ve Yüce Allah'ın "Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın"(Hucurat 9) ayet-i kerimesine sarılmayı terk etmekti. Diğer ikisinin ayıbı ise fitne zamanı doğrudan savaşa katılmayı terk etme tarzındaki hareketleriydi. Ebu Mesud bu konudaki hadisleri esas aldığı için ve Müslümana karşı silah çekme konusunda var olan tehdit dolayısıyla savaşa katılmama fikrinde idi.

    Ammar meşru idareciye isyan edenle (baği), ahdini bozanlar ve "Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın" ayet-i kerimesine yapışma konusunda Ali'nin görüşünü taşıyordu. O, savaş konusunda varid olan tehdidi, arkadaşına saldırgan olan kimselere yönelik olarak değerlendiriyordu

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقِ بْنِ سَلَمَةَ، كُنْتُ جَالِسًا مَعَ أَبِي مَسْعُودٍ وَأَبِي مُوسَى وَعَمَّارٍ فَقَالَ أَبُو مَسْعُودٍ مَا مِنْ أَصْحَابِكَ أَحَدٌ إِلاَّ لَوْ شِئْتُ لَقُلْتُ فِيهِ غَيْرَكَ، وَمَا رَأَيْتُ مِنْكَ شَيْئًا مُنْذُ صَحِبْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَعْيَبَ عِنْدِي مِنِ اسْتِسْرَاعِكَ فِي هَذَا الأَمْرِ‏.‏ قَالَ عَمَّارٌ يَا أَبَا مَسْعُودٍ وَمَا رَأَيْتُ مِنْكَ وَلاَ مِنْ صَاحِبِكَ هَذَا شَيْئًا مُنْذُ صَحِبْتُمَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَعْيَبَ عِنْدِي مِنْ إِبْطَائِكُمَا فِي هَذَا الأَمْرِ‏.‏ فَقَالَ أَبُو مَسْعُودٍ وَكَانَ مُوسِرًا يَا غُلاَمُ هَاتِ حُلَّتَيْنِ‏.‏ فَأَعْطَى إِحْدَاهُمَا أَبَا مُوسَى وَالأُخْرَى عَمَّارًا وَقَالَ رُوحَا فِيهِ إِلَى الْجُمُعَةِ‏.‏

  18. Hadis no. 7106

    Senden başka arkadaşlarından her birine isteseydim şöyle derdim: 'Ben senin Nebi s.a.v.'e sahabi olduğundan…

    Türkçe meal

    [– 7106 - 7107-] Şekık b. Seleme şöyle demiştir: Ebu Mesud, Ebu Musa ve Ammar ile birlikte oturuyardum. Ebu Mesud, Ammar'a "Senden başka arkadaşlarından her birine isteseydim şöyle derdim: 'Ben senin Nebi s.a.v.'e sahabi olduğundan beri benim nazarımda bu işe süratle girişinden daha ayıp bir iş yaptığını görmedim!' Ammar da "Ey Ebu Mesud! Ben de ne senin, ne de arkadaşlarının Nebi s.a.v.'e sahabi olmanızdan bu yana benim nazarımda bu işten geri durmanızdan daha ayıp bir iş yaptığınızı görmedim" dedi. Bunun üzerine zengin olan Ebu Mesud hizmetçisine "Evladım! İki takım elbise getir" dedi ve bunlardan birini Ebu Musa'ya, diğerini Ammar'a verdi. Sonra onlara "Bu yeni elbiseler içinde Cuma namazına gidin" dedi.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Yemin olsun ki Allah beni Cemel vakası günlerinde bir kelime ile mükafatlandırmıştır." Humeyd'in rivayetine göre Ebu Bekre "Allah beni Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den duyduğum bir şeyle korumuştur" demiştir. Ömer b. Şebbe, Kitabu Ahbari'l-Basra isimli eserde Cemel vakasını uzun uzun anlatmıştır. Biz olayı özetlemek ve onun sahih veya hasen isnadla nakletlikleri ile kısıtlı kalmak ve onun dışındakilerden uzak durmak istiyoruz. Davud b. Ebi Hind'in nakline göre Şa'bı şöyle demiştir: Hz. Osman katledilince, insanlar Ali'ye geldiler. Ali o esnada Medine çarşısında bulunuyordu. Ona "Uzat elini sana bey'at edelim"?ediler.

    Ali "Bekleyin, insanlarla danışmalarda bulunayım" dedi. Danıştığı kirhselerden bazıları, "İnsanlar, kendi beldelerine dönüp, Osman'ın öldüğünü söylerler ve ondan sonra yerine biri geçmezse ihtilaf çıkmayacağı ve ümmetin fesada uğramayacağından emin olunamaz" dediler. Bunun üzerine Eşter, Ali'nin elini tuttu ve insanlar ona bey' at ettiler. İbn Şihab yoluyla gelen rivayete göre Şa'bi şöyle demiştir: Osman katledildiğinde Ali onların arasında idi. İnsanların Talha'ya bey'at edeceklerinden korkunca onları kendisine bey'at etmeye davet etti. Halk onu bırakıp, Talha'ya veya bir başkasına gitmedi. Sonra Talha ve ZUbeyr' e haber gönderdi, onlar da Ali'ye bey'at ettiler.

    Ömer b. Şebbe'nin İbn Şihab yoluyla yaptığı rivayete göre Talha ve ZUbeyr, Ali'den umre yapmak için izin istediler. Sonra Mekke'ye doğru yola çıktılar. Hz. Aişe ile karşılaştılar ve Osman'ın katillerini öldürmek için kanını talep etme noktasında ittifak ettiler. Avf el-A'rabi yoluyla yaptığı nakle göre Şa'bi şöyle demiştir: Hz. Osman Ya'la b. Umeyye'yi San'a'ya vali yaptı. Ya'la Osman'ın nezdinde değeri yüksek bir kişi idi. Osman'ın katledildiği sıralarda Ya'la hacca gelmişti. Talha ve ZUbeyr' e dört yüz bin (dinar) yardımda bulundu. Kureyş'ten yetmiş kişiyi techiz etti. Hz. Aişe'ye seksen dinara "Asker" adında bir deve satın aldı.

    Asım b. Küleyb'in babası Asım'dan nakline göre Hz. Ali "Neyle imtihan edildiğimi biliyor musunuz? İnsanların en itaatkarı Hz. Aişe'dir, en şiddetlisi ZUbeyr'dir, en dahisi Talha'dır. Kendisiyle en iyi geçinilen Ya'IS b. Umeyye'dir" demiştir. Ömer b. Şebbe İbn Ebi Leyla vasıtasıyla yaptığı rivayette şöyle demiştir: Hz. Ali 36 yılının Rebiulewel ayının sonunda yola çıktı. Muhammed b. Ali b. Ebi Talib yoluyla gelen rivayete göre ise Medine' den beraberinde dokuz yüz binitli olduğu halde yola çıktı ve Zukar denilen yerde konakladı. Kays b. Ebi Hazim yoluyla gelen rivayete göre Ömer b. Şebbe şöyle demiştir: Hz.

    Aişe yola çıkınca Amir oğulları suyunun birinin başında konakladı. O sırada köpekler ona karşı havladı. Hz. Aişe "Bu hangi sudur" diye sordu. Orada bulunanlar "el-hav'eb" dediler. Hz. Aişe "Geri dönmekten başka bir şey düşünmüyorum" dedi. beraberinde bulunan bazı kimseler ona "Tam tersine ilerle. Müslümanlar seni görür de Allah aralarını düzeltir" dediler. Hz. Aişe Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün bize "el-Hav'eb köpekleri birinize havladığında onun durumu nice olur!" diye sormuştu dedi. Ahmed ve el-Bezzar'ın hasen isnadla Ebu Rafi'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hz.

    Ali'ye "İleride seninle Hz. Aişe arasında bir sorun çıkacak" dedi. Ali "Ya Resulallah! Onların en bedbahtı ben mi olacağım?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır! Fakat böyle bir durumla karşılaştığında onu güvenli yerine geri çevir" buyurdu.(Ahmed b. Hanbel, VI, 393) "İdarelerini bir kadına veren hiçbir kavim if/ah o/mamıştır." "İdarelerini bir kadına verenler" ifadesi üzerine el-İsmallı, en-Nadr b. Şumeyl vasıtasıyla Avf'tan şöyle bir farklı rivayette bulunmuştur: "Ebu Bekre dedi ki: Ben Cemel vakasında yer alanların iflah olmayacakların anladım." İbn Battal'ın Mühelleb'den nakline göre Ebu Bekre hadisinin zahiri, Hz.

    Aişe'nin o tavrı sergilediği esnadaki görüşünü değersiz kılma izlenimi vermektedir. Oysa gerçek böyle değildir. Zira Ebu Bekre'nin görüşü olarak bilinen, onun insanlar arasını düzeltme talebinde Hz. Aişe'nin görüşünde olduğudur. Onların maksadı savaşmak değildi, fakat savaş patlak verince Hz. Aişe'yle birlikte bulunanların savaşmaktan başka çareleri kalmadı. Ebu Bekre Hz. Aişe'nin görüşünden geri dönmemiştir. Ancak Hz. Aişe yanında yer alanların onun emri altında olduklarını görünce ve Fars halkının Kisra Perviz'in kızını başlarına hükümdar seçtiklerini duyunca onların galip geleceklerini düşünmüşllir.

    Mühelleb şöyle der: Hiç kimsenin Hz. Aişe ve yanında yer alanların Ali ile halifelik üzerine çekiştiklerini ve aralarından herhangi birisine halifeliği üstlenmesi çağrısında bulunduklarını nakletmemesi, bu fikrin doğru olduğunu göstermektedir. Hz. Aişe'nin bizzat kendisi ve beraberinde bulunanlar Ali'ye ve beraberindekilere Osman'ın katillerini öldürmemesi ve onları kısas etmeme si dolayısıyla tepki göstermişlerdir. Ali, Osman'ın ailesinden bazı kimselerin bu konuda kendisine başvurmalarinı bekliyordu. Muayyen olarak herhangi bir kimsenin Osman' ın katillerinden olduğu tespit edilirse onu kısasen öldürecekti.

    Onlar bu yüzden ihtilafa düştüler. Osman'ı öldürdüğü ileri sürülenlerin onları öldürmek üzere aralarında anlaşacaklarından korktular ve kendi aralarında savaşı başlattılar. Sonunda olanlar oldu. Ali onlara galip gelince Ebu Bekre - Osman'ın kanını talep etme konusunda Hz. Aişe'nin görüşüne katılmakla birlikte- savaşa katılmama yolundaki görüşünden dolayı Allah'a hamdetti. Ömer b. Şebbe'nin anlattıkları burada son bulmaktadır. Onun söylediklerinin bazıları zikrettiğim ve edeceğim sebepten dolayı tartışılır. İki Müslümanın birbirlerine kılıç çekmeleri bölümünde kısa süre önce elAhnef hadisinde onun Ali'ye yardım etmek için yola çıktığı ve Ebu Bekre ile karşılaştığı, Ebu Bekre'nin ona savaşa katılmayı yasakladığı geçmişti.

    Ondan bir bölüm önce İbnü'l-Hadramı yakıldığında Ebu Bekre'nin bu gibi durumlarda esasen çarpışma taraftarı olmadığını gösteren ifadeler geçmişti. O ne Hz. Aişe'nin görüşüne ve ne de Müslümanlar arasında savaşın caiz olduğu yolunda Hz. Ali'nin düşüncesine esasen katılmıyordu. Onun görüşü Sa' d b. Ebi Vakkas, Muhammed b. Mesleme, Abdullah b. Ömer ve başkaları gibi savaşa katılmama şeklinde idi. Bundan dolayı Ebu Bekre Sıffın savaşına ne Ali'nin ve ne de Muaviye'nin safında katılmamıştır. İbnü't-Tın şöyle der: Ebu Bekre hadisi kadının yargı görevine getirilmesinin caiz olmadığı görüşünü savunanlara delil olmuştur.

    Çoğunluğun görüşü bu doğrultudadır. İbn Cerır et-Taberi buna muhalif olmuş ve kadınların şahitliklerinin kabul edildiği hususlarda hüküm vermeleri caizdir, demiştir. Bazı Malikiler ise bu caizliğin mutlak olduğunu söylemişlerdir. "Talha, ZUbeyr ve Hz. Aişe Basra'ya yürüyünce." Ömer b. Şebbe ceyyid bir isnadla onların sene başında Mekke'den yola çıktıklarından söz etmektedir. Yine kendisine ait bir başka isnatla; ifadesine göre aralarındaki olay hicri 36 senesinin cemaziyelahirinin yarısında olmuştur. Ömer el-Medainl'nin el-Ala Ebu Muhammed vasıtasıyla babasından yaptığı rivayette şöyle der: Adamın biri zaviyede iken Ali'ye gelir ve "Bunlarla ne üzere savaşıyorsun?" diye sorar.

    Ali "Hak üzere" deyince, adam "Onlar kendilerinin haklı olduklarını söylüyorlar" der. Ali "Onlarla İslam toplumundan ayrılmaları ve bey'atı bozmaları nedeniyle çarplŞIyorum" der. Taberl'nin İsam b. Küleyb el-Cermı yoluyla nakline göre babası şöyle demiştir: Osman zamanında bir emirin hastalandığını ve başucunda bir kadın olduğunu gördüm. İnsanlar o emiri istiyorlardı. Kadın onlara yasak getirse, bundan vazgeçeceklerdi. Fakat o kadın bunu yapmadı ve halk da söz konusu emiri öldürdü. Sonra o sene ben savaşa katıldım ve Osman'ın katledildiği haberini duyduk. Savaştan dönüp Basra'ya ulaştığımızda bize şöyle denildi: Bu Talha, ZUbeyr ve Hz.

    Aişe'dir. İnsanlar hayrete düştüler ve onlara neden gittiklerinin seb.ebini sordular. Onlar Osman' a kızdıkları için ve kendisine destek vermemelerinden dolayı tövbe etmek için çıktıklarını söylediler. Hz. Aişe dedi ki: Üç hususta sizin adınıza Osman'a kızdık. Bir genci emir yapması, kamçı ve sopa vurması. Onun adına üç şeye kızmazsak ona adil davranmış olmayız: Bunlar, Kan dökülmesi, ay ve belde dokunulmazlığıdır. İsam'ın babası şöyle davam eder: Ben ve kavmimden iki kişi Ali'ye gittik. Ona selam verdik. Kendisine sorduk. Bize şöyle dedi: İnsanlar bu kişiye düşmanlık ettiler ve onu öldürdüler.

    Ben onlardan uzağım. Sonra beni göreve getirdiler. Din hakkında endişem olmasaydı, isteklerine olumlu cevap vermezdim. Bundan sonra ZUbeyr ve Talha umre konusunda benden izin istediler. Onlardan söz aldım ve kendilerine izin verdim. Onlar mu'minlerin annesine kendisine uygun olmayan şeyi teklif ettiler. Yaptıklarını duydum ve İslam'da bir gedik açılacağından korktum ve onlara uydum. Arkadaşları şöyle dediler: Vallahi onlar çarpışmadıkça, kendileriyle çarpışmayı istemiyoruz. Biz ancak arayı düzeltmek için çıktık. İsam'ın babası olayı anlattı. Buna göre savaşın ilk patlak vermesi, iki ordunun çocuklarının birbirine sövmesi, sonra ok atmaları üzerine oldu.

    Ardından köleler, sonra ayak takımı bazı kimseler onlara uydu. Böylece savaş patlak verdi. Basra'da hendek kazmışlardı. Bir grup. kişi katlediidi, diğerleri yaralandı. Ali taraftarları galip geldiler ve onların adına birisi şöyle seslendi: Geri kaçanı takip etmeyin, yaralıyı öldürmeyin, hiç kimsenin evine girmeyin! Sonra Ali insanları topladı ve onlardan bey'at aldı. İbn Abbas'ı Basra'ya vali yapıp, KUfe'ye döndü. İbn Ebi Şeybe'nin ceyyid bir isnatla nakline göre Abdurrahman b. Ebza şöyle demiştir: Abdullah b. Büdeyl b. Verka el-Huzaı Cemel günü Hz. Aişe'ye gitti. Hz. Aişe hevdecin içindeydi. Ona "Ey mu'minlerin annesi!

    Biliyor musun Osman katledildiğinde sana gelmiştim. Bana 'Ali'den ayrılma' demiştin" dedi. Hz. Aişe cevap vermedi. Abdullah b. Büdeyl "Deveyi kesiniz" dedi ve kestiler. Bunun üzerine ben ve Hz. Aişe'nin kardeşi Muhammed indik, onun hevdecini taşıdık ve Ali'nin önüne koyduk. Ali'nin emri üzerine Hz. Aişe bir eve alındı. Yine İbn Ebi Şeybe'nin sahih bir isnatla nakline göre Zeyd b. Vehb şöyle demiştir: Hz. Ali, karşı taraf savaşa başlamadıkça savaştan geri durdu ve onlarla öğleden sonra savaştı. Güneş batınca devenin çevresinde onu savunanlardan bir gözcü vardı. Ali "Hiçbir yaralıyı öldürmeyiniz, geri kaçanı yakalayıp katletmeyiniz, kapısını kapatıp silahını atan can güvenliği içindedir" dedi.(İbn Eb!

    Şeybe, Musannef, VII, 546) İmam Şafiı'nin nakline göre Ali b. el-Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib şöyle demiştir: Mervan b. el-Hakem'in huzuruna girdim. Bana "Baban Ali'den daha kerim birisini görmedim. Cemel olayı günü biz geri çekildiğimizde onun bir nidacısı 'Geri dönen öldürülmeyecektir, hiçbir yaralı öldürülmeyecektir' diye nida etti" dedi. Taberl'nin nakline göre el-Ahnef şöyle demiştir: Sonra iki grup birbiriyle karşı karşıya geldi. İlk öldürülen Talha oldu. ZUbeyr geri döndü ve o da katlediidi. "Hz. Ali b. Ebi Talib, Ammar b. Yasir ile Hasen b. Ali'yi (insanları seferber etmeleri için) yolladı.

    Bu iki kişi Kufe'ye bizim yanımıza geldiler." Ömer b. Şebbe ve Taberi bunun sebebini kendi isnadlarıyla İbn Ebi leyla'dan şöyle nakletmiştir: Ali, Ebu Musa'nın Kufe emirliğini kabul etti. Medine'den çıkınca Haşim b. Utbe b. Ebi Vakkas'ı ona göndererek "Yanındaki Müslümanlarla birliktekal ve hak yolunda benim yardımcılarım ol" diye haber gönderdi. Ebu Musa es-Saib b. Malik el-Eş'arl'ye danıştı. O da "Ali'nin sana emrettiğine uy" dedi. Ebu Musa "Ben bu kanaatte değilim" dedi ve halkı seferber olmaktan caydırmaya başladı. Haşim bunu Ali'ye mektupla bildirdi. Mektubunu Muhil b. Halife et-Taı ile birlikte gör..derdi.

    Ali, Ammar b. Yasir ve el-Hasen b. Ali'yi halkı seferber etmeleri için gönderdi. Kurza b. Kab'ı Kufe'ye emir tayin etti. Kurza onun Ebu Musa'ya yazdığı mektubu okuyunca, Ebu Musa görevden çekildi. Hasen ve Ammar mescide girdiler. "İkisi de minbere çıktı. Ali'nin oğlu Hasen minberin üzerinde üst tarafına geçti. Ammar ise (minber üzerinde) Hasen'den daha aşağıda ayağa kalktı. Bizler onu dinlemek üzere toplandık. Ebu Meryem dedi ki: Ben Ammar'dan şöyle derken işittim." İshak b. Rahuye'nin rivayetinde Ammar'ın sözü şöyle aktarılmaktadır: "mu'minierin emiri bizi sizleri seferber etmek üzere gönderdi.

    Annemiz (Hz. Aişe radıyallahu anha) Basra'ya yürümüştü." İbn Ebi Leyla'nın bu olayla ilgili rivayet i ise şöyledir: "el-Hasen dedi ki: "Ali şöyle diyor: 'Ben Allah'ın üzerindeki hakkını gözeten herkese seferber olmasını hatırlatıyorum. Eğer ben mazlumsam bana yardım eder, zalimsem benden desteğini çeker. Allah'a yemin olsun ki Talha ve ZUbeyr bana ilk bey' at eden kişilerdi. Sonra ahidıerini bozdular. Ben hiçbir malı tercih etmedim, hiçbir hükmü değiştirmedim." İbn Ebi Leyla "Bu konuşma üzerine oniki bin kişi onun saflarında yer almak üzere ortaya çıktı" dedi. "Hz. Aişe Basra'ya doğru yürümüştür ve Allah'a yemin ederim ki Hz.

    Aişe elbette dünyada ve ahirette sizin Nebiinizin eşidir. Fakat Allah Teala Ali b. Ebi Talib'e mi itaat ediyorsunuz, yoksa Hz. Aişe'yi mi itaat ediyorsunuz diye belli etmek için Hz. Aişe ile sizleri imtihan etmiştir." İbn Ebi Şeybe'de bu olay şöyle nakledilir: Ammar dedi ki: Annemiz bu yürüyüşüne çıkmıştır. Vallahi o dünya ve ahirette Muhammed'in eşidir, fakat Yüce Allah Ali'ye mi yoksa ona mı itaat edeceğimizi belli etmek için bizi onunla denemiştir."(İbn Ebi Şeybe, Musannej, VI, 390) Ammar'ın bu sözüyle söylemek istediği bu olayda doğru Ali'nin yanında idi. Hz. Aişe bununla birlikte İslam' dan çıkmış olmadığı gibi, cennette Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi olmaktan mahrum olacak değildir.

    Bu söz Ammar'ın insafı, takvasının şiddeti ve hak olan sözü araştırma titizliğinden sayılır. "Sonra beraberce mescide gittiler." İbn Battal şöyle demiştir: Onların aralarında geçen bu karşılıklı konuşma her iki zümrenin kendi içtihadına göre hareket ettiğini ve doğrunun kendi yanında olduğu kanaatini taşıdığını göstermektedir. İbn Battal şöyle der: Ebu Mesud varlıklı ve cömert bir kişi idi. O ikisi Ebu Mesud'un yanında Cuma günü toplanmışlardı. Ebu Mesud, Ammar'a cumaya katılması için bir elbise giydirdi. Zira o sefer elbisesi içinde ve savaşçı kılığında idi. Ebu Mesud bu elbiseyle Ammar'ın Cumaya gitmesini hoş görmedi.

    Elbiseyi ona Ebu Musa'nın huzurunda giydirmek istemedi. Çünkü Ebu Musaya giydirmemişti. Bunun üzerine Ebu Musa'ya da giydirdi. "A'yebe" Bu kelime "ayb" kelimesinin ism-i tafdilidir. Ebu Mesud onların her birinin işe süratli koyulmalarını kendi inancına göre ayıp kabul etti. Ammar' ın ayıbı halifeye muhalefette geçkalmak ve Yüce Allah'ın "Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın"(Hucurat 9) ayet-i kerimesine sarılmayı terk etmekti. Diğer ikisinin ayıbı ise fitne zamanı doğrudan savaşa katılmayı terk etme tarzındaki hareketleriydi. Ebu Mesud bu konudaki hadisleri esas aldığı için ve Müslümana karşı silah çekme konusunda var olan tehdit dolayısıyla savaşa katılmama fikrinde idi.

    Ammar meşru idareciye isyan edenle (baği), ahdini bozanlar ve "Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın" ayet-i kerimesine yapışma konusunda Ali'nin görüşünü taşıyordu. O, savaş konusunda varid olan tehdidi, arkadaşına saldırgan olan kimselere yönelik olarak değerlendiriyordu

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقِ بْنِ سَلَمَةَ، كُنْتُ جَالِسًا مَعَ أَبِي مَسْعُودٍ وَأَبِي مُوسَى وَعَمَّارٍ فَقَالَ أَبُو مَسْعُودٍ مَا مِنْ أَصْحَابِكَ أَحَدٌ إِلاَّ لَوْ شِئْتُ لَقُلْتُ فِيهِ غَيْرَكَ، وَمَا رَأَيْتُ مِنْكَ شَيْئًا مُنْذُ صَحِبْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَعْيَبَ عِنْدِي مِنِ اسْتِسْرَاعِكَ فِي هَذَا الأَمْرِ‏.‏ قَالَ عَمَّارٌ يَا أَبَا مَسْعُودٍ وَمَا رَأَيْتُ مِنْكَ وَلاَ مِنْ صَاحِبِكَ هَذَا شَيْئًا مُنْذُ صَحِبْتُمَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَعْيَبَ عِنْدِي مِنْ إِبْطَائِكُمَا فِي هَذَا الأَمْرِ‏.‏ فَقَالَ أَبُو مَسْعُودٍ وَكَانَ مُوسِرًا يَا غُلاَمُ هَاتِ حُلَّتَيْنِ‏.‏ فَأَعْطَى إِحْدَاهُمَا أَبَا مُوسَى وَالأُخْرَى عَمَّارًا وَقَالَ رُوحَا فِيهِ إِلَى الْجُمُعَةِ‏.‏

  19. Hadis no. 7107

    Senden başka arkadaşlarından her birine isteseydim şöyle derdim: 'Ben senin Nebi s.a.v.'e sahabi olduğundan…

    Türkçe meal

    [– 7106 - 7107-] Şekık b. Seleme şöyle demiştir: Ebu Mesud, Ebu Musa ve Ammar ile birlikte oturuyardum. Ebu Mesud, Ammar'a "Senden başka arkadaşlarından her birine isteseydim şöyle derdim: 'Ben senin Nebi s.a.v.'e sahabi olduğundan beri benim nazarımda bu işe süratle girişinden daha ayıp bir iş yaptığını görmedim!' Ammar da "Ey Ebu Mesud! Ben de ne senin, ne de arkadaşlarının Nebi s.a.v.'e sahabi olmanızdan bu yana benim nazarımda bu işten geri durmanızdan daha ayıp bir iş yaptığınızı görmedim" dedi. Bunun üzerine zengin olan Ebu Mesud hizmetçisine "Evladım! İki takım elbise getir" dedi ve bunlardan birini Ebu Musa'ya, diğerini Ammar'a verdi. Sonra onlara "Bu yeni elbiseler içinde Cuma namazına gidin" dedi.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Yemin olsun ki Allah beni Cemel vakası günlerinde bir kelime ile mükafatlandırmıştır." Humeyd'in rivayetine göre Ebu Bekre "Allah beni Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den duyduğum bir şeyle korumuştur" demiştir. Ömer b. Şebbe, Kitabu Ahbari'l-Basra isimli eserde Cemel vakasını uzun uzun anlatmıştır. Biz olayı özetlemek ve onun sahih veya hasen isnadla nakletlikleri ile kısıtlı kalmak ve onun dışındakilerden uzak durmak istiyoruz. Davud b. Ebi Hind'in nakline göre Şa'bı şöyle demiştir: Hz. Osman katledilince, insanlar Ali'ye geldiler. Ali o esnada Medine çarşısında bulunuyordu. Ona "Uzat elini sana bey'at edelim"?ediler.

    Ali "Bekleyin, insanlarla danışmalarda bulunayım" dedi. Danıştığı kirhselerden bazıları, "İnsanlar, kendi beldelerine dönüp, Osman'ın öldüğünü söylerler ve ondan sonra yerine biri geçmezse ihtilaf çıkmayacağı ve ümmetin fesada uğramayacağından emin olunamaz" dediler. Bunun üzerine Eşter, Ali'nin elini tuttu ve insanlar ona bey' at ettiler. İbn Şihab yoluyla gelen rivayete göre Şa'bi şöyle demiştir: Osman katledildiğinde Ali onların arasında idi. İnsanların Talha'ya bey'at edeceklerinden korkunca onları kendisine bey'at etmeye davet etti. Halk onu bırakıp, Talha'ya veya bir başkasına gitmedi. Sonra Talha ve ZUbeyr' e haber gönderdi, onlar da Ali'ye bey'at ettiler.

    Ömer b. Şebbe'nin İbn Şihab yoluyla yaptığı rivayete göre Talha ve ZUbeyr, Ali'den umre yapmak için izin istediler. Sonra Mekke'ye doğru yola çıktılar. Hz. Aişe ile karşılaştılar ve Osman'ın katillerini öldürmek için kanını talep etme noktasında ittifak ettiler. Avf el-A'rabi yoluyla yaptığı nakle göre Şa'bi şöyle demiştir: Hz. Osman Ya'la b. Umeyye'yi San'a'ya vali yaptı. Ya'la Osman'ın nezdinde değeri yüksek bir kişi idi. Osman'ın katledildiği sıralarda Ya'la hacca gelmişti. Talha ve ZUbeyr' e dört yüz bin (dinar) yardımda bulundu. Kureyş'ten yetmiş kişiyi techiz etti. Hz. Aişe'ye seksen dinara "Asker" adında bir deve satın aldı.

    Asım b. Küleyb'in babası Asım'dan nakline göre Hz. Ali "Neyle imtihan edildiğimi biliyor musunuz? İnsanların en itaatkarı Hz. Aişe'dir, en şiddetlisi ZUbeyr'dir, en dahisi Talha'dır. Kendisiyle en iyi geçinilen Ya'IS b. Umeyye'dir" demiştir. Ömer b. Şebbe İbn Ebi Leyla vasıtasıyla yaptığı rivayette şöyle demiştir: Hz. Ali 36 yılının Rebiulewel ayının sonunda yola çıktı. Muhammed b. Ali b. Ebi Talib yoluyla gelen rivayete göre ise Medine' den beraberinde dokuz yüz binitli olduğu halde yola çıktı ve Zukar denilen yerde konakladı. Kays b. Ebi Hazim yoluyla gelen rivayete göre Ömer b. Şebbe şöyle demiştir: Hz.

    Aişe yola çıkınca Amir oğulları suyunun birinin başında konakladı. O sırada köpekler ona karşı havladı. Hz. Aişe "Bu hangi sudur" diye sordu. Orada bulunanlar "el-hav'eb" dediler. Hz. Aişe "Geri dönmekten başka bir şey düşünmüyorum" dedi. beraberinde bulunan bazı kimseler ona "Tam tersine ilerle. Müslümanlar seni görür de Allah aralarını düzeltir" dediler. Hz. Aişe Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün bize "el-Hav'eb köpekleri birinize havladığında onun durumu nice olur!" diye sormuştu dedi. Ahmed ve el-Bezzar'ın hasen isnadla Ebu Rafi'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hz.

    Ali'ye "İleride seninle Hz. Aişe arasında bir sorun çıkacak" dedi. Ali "Ya Resulallah! Onların en bedbahtı ben mi olacağım?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır! Fakat böyle bir durumla karşılaştığında onu güvenli yerine geri çevir" buyurdu.(Ahmed b. Hanbel, VI, 393) "İdarelerini bir kadına veren hiçbir kavim if/ah o/mamıştır." "İdarelerini bir kadına verenler" ifadesi üzerine el-İsmallı, en-Nadr b. Şumeyl vasıtasıyla Avf'tan şöyle bir farklı rivayette bulunmuştur: "Ebu Bekre dedi ki: Ben Cemel vakasında yer alanların iflah olmayacakların anladım." İbn Battal'ın Mühelleb'den nakline göre Ebu Bekre hadisinin zahiri, Hz.

    Aişe'nin o tavrı sergilediği esnadaki görüşünü değersiz kılma izlenimi vermektedir. Oysa gerçek böyle değildir. Zira Ebu Bekre'nin görüşü olarak bilinen, onun insanlar arasını düzeltme talebinde Hz. Aişe'nin görüşünde olduğudur. Onların maksadı savaşmak değildi, fakat savaş patlak verince Hz. Aişe'yle birlikte bulunanların savaşmaktan başka çareleri kalmadı. Ebu Bekre Hz. Aişe'nin görüşünden geri dönmemiştir. Ancak Hz. Aişe yanında yer alanların onun emri altında olduklarını görünce ve Fars halkının Kisra Perviz'in kızını başlarına hükümdar seçtiklerini duyunca onların galip geleceklerini düşünmüşllir.

    Mühelleb şöyle der: Hiç kimsenin Hz. Aişe ve yanında yer alanların Ali ile halifelik üzerine çekiştiklerini ve aralarından herhangi birisine halifeliği üstlenmesi çağrısında bulunduklarını nakletmemesi, bu fikrin doğru olduğunu göstermektedir. Hz. Aişe'nin bizzat kendisi ve beraberinde bulunanlar Ali'ye ve beraberindekilere Osman'ın katillerini öldürmemesi ve onları kısas etmeme si dolayısıyla tepki göstermişlerdir. Ali, Osman'ın ailesinden bazı kimselerin bu konuda kendisine başvurmalarinı bekliyordu. Muayyen olarak herhangi bir kimsenin Osman' ın katillerinden olduğu tespit edilirse onu kısasen öldürecekti.

    Onlar bu yüzden ihtilafa düştüler. Osman'ı öldürdüğü ileri sürülenlerin onları öldürmek üzere aralarında anlaşacaklarından korktular ve kendi aralarında savaşı başlattılar. Sonunda olanlar oldu. Ali onlara galip gelince Ebu Bekre - Osman'ın kanını talep etme konusunda Hz. Aişe'nin görüşüne katılmakla birlikte- savaşa katılmama yolundaki görüşünden dolayı Allah'a hamdetti. Ömer b. Şebbe'nin anlattıkları burada son bulmaktadır. Onun söylediklerinin bazıları zikrettiğim ve edeceğim sebepten dolayı tartışılır. İki Müslümanın birbirlerine kılıç çekmeleri bölümünde kısa süre önce elAhnef hadisinde onun Ali'ye yardım etmek için yola çıktığı ve Ebu Bekre ile karşılaştığı, Ebu Bekre'nin ona savaşa katılmayı yasakladığı geçmişti.

    Ondan bir bölüm önce İbnü'l-Hadramı yakıldığında Ebu Bekre'nin bu gibi durumlarda esasen çarpışma taraftarı olmadığını gösteren ifadeler geçmişti. O ne Hz. Aişe'nin görüşüne ve ne de Müslümanlar arasında savaşın caiz olduğu yolunda Hz. Ali'nin düşüncesine esasen katılmıyordu. Onun görüşü Sa' d b. Ebi Vakkas, Muhammed b. Mesleme, Abdullah b. Ömer ve başkaları gibi savaşa katılmama şeklinde idi. Bundan dolayı Ebu Bekre Sıffın savaşına ne Ali'nin ve ne de Muaviye'nin safında katılmamıştır. İbnü't-Tın şöyle der: Ebu Bekre hadisi kadının yargı görevine getirilmesinin caiz olmadığı görüşünü savunanlara delil olmuştur.

    Çoğunluğun görüşü bu doğrultudadır. İbn Cerır et-Taberi buna muhalif olmuş ve kadınların şahitliklerinin kabul edildiği hususlarda hüküm vermeleri caizdir, demiştir. Bazı Malikiler ise bu caizliğin mutlak olduğunu söylemişlerdir. "Talha, ZUbeyr ve Hz. Aişe Basra'ya yürüyünce." Ömer b. Şebbe ceyyid bir isnadla onların sene başında Mekke'den yola çıktıklarından söz etmektedir. Yine kendisine ait bir başka isnatla; ifadesine göre aralarındaki olay hicri 36 senesinin cemaziyelahirinin yarısında olmuştur. Ömer el-Medainl'nin el-Ala Ebu Muhammed vasıtasıyla babasından yaptığı rivayette şöyle der: Adamın biri zaviyede iken Ali'ye gelir ve "Bunlarla ne üzere savaşıyorsun?" diye sorar.

    Ali "Hak üzere" deyince, adam "Onlar kendilerinin haklı olduklarını söylüyorlar" der. Ali "Onlarla İslam toplumundan ayrılmaları ve bey'atı bozmaları nedeniyle çarplŞIyorum" der. Taberl'nin İsam b. Küleyb el-Cermı yoluyla nakline göre babası şöyle demiştir: Osman zamanında bir emirin hastalandığını ve başucunda bir kadın olduğunu gördüm. İnsanlar o emiri istiyorlardı. Kadın onlara yasak getirse, bundan vazgeçeceklerdi. Fakat o kadın bunu yapmadı ve halk da söz konusu emiri öldürdü. Sonra o sene ben savaşa katıldım ve Osman'ın katledildiği haberini duyduk. Savaştan dönüp Basra'ya ulaştığımızda bize şöyle denildi: Bu Talha, ZUbeyr ve Hz.

    Aişe'dir. İnsanlar hayrete düştüler ve onlara neden gittiklerinin seb.ebini sordular. Onlar Osman' a kızdıkları için ve kendisine destek vermemelerinden dolayı tövbe etmek için çıktıklarını söylediler. Hz. Aişe dedi ki: Üç hususta sizin adınıza Osman'a kızdık. Bir genci emir yapması, kamçı ve sopa vurması. Onun adına üç şeye kızmazsak ona adil davranmış olmayız: Bunlar, Kan dökülmesi, ay ve belde dokunulmazlığıdır. İsam'ın babası şöyle davam eder: Ben ve kavmimden iki kişi Ali'ye gittik. Ona selam verdik. Kendisine sorduk. Bize şöyle dedi: İnsanlar bu kişiye düşmanlık ettiler ve onu öldürdüler.

    Ben onlardan uzağım. Sonra beni göreve getirdiler. Din hakkında endişem olmasaydı, isteklerine olumlu cevap vermezdim. Bundan sonra ZUbeyr ve Talha umre konusunda benden izin istediler. Onlardan söz aldım ve kendilerine izin verdim. Onlar mu'minlerin annesine kendisine uygun olmayan şeyi teklif ettiler. Yaptıklarını duydum ve İslam'da bir gedik açılacağından korktum ve onlara uydum. Arkadaşları şöyle dediler: Vallahi onlar çarpışmadıkça, kendileriyle çarpışmayı istemiyoruz. Biz ancak arayı düzeltmek için çıktık. İsam'ın babası olayı anlattı. Buna göre savaşın ilk patlak vermesi, iki ordunun çocuklarının birbirine sövmesi, sonra ok atmaları üzerine oldu.

    Ardından köleler, sonra ayak takımı bazı kimseler onlara uydu. Böylece savaş patlak verdi. Basra'da hendek kazmışlardı. Bir grup. kişi katlediidi, diğerleri yaralandı. Ali taraftarları galip geldiler ve onların adına birisi şöyle seslendi: Geri kaçanı takip etmeyin, yaralıyı öldürmeyin, hiç kimsenin evine girmeyin! Sonra Ali insanları topladı ve onlardan bey'at aldı. İbn Abbas'ı Basra'ya vali yapıp, KUfe'ye döndü. İbn Ebi Şeybe'nin ceyyid bir isnatla nakline göre Abdurrahman b. Ebza şöyle demiştir: Abdullah b. Büdeyl b. Verka el-Huzaı Cemel günü Hz. Aişe'ye gitti. Hz. Aişe hevdecin içindeydi. Ona "Ey mu'minlerin annesi!

    Biliyor musun Osman katledildiğinde sana gelmiştim. Bana 'Ali'den ayrılma' demiştin" dedi. Hz. Aişe cevap vermedi. Abdullah b. Büdeyl "Deveyi kesiniz" dedi ve kestiler. Bunun üzerine ben ve Hz. Aişe'nin kardeşi Muhammed indik, onun hevdecini taşıdık ve Ali'nin önüne koyduk. Ali'nin emri üzerine Hz. Aişe bir eve alındı. Yine İbn Ebi Şeybe'nin sahih bir isnatla nakline göre Zeyd b. Vehb şöyle demiştir: Hz. Ali, karşı taraf savaşa başlamadıkça savaştan geri durdu ve onlarla öğleden sonra savaştı. Güneş batınca devenin çevresinde onu savunanlardan bir gözcü vardı. Ali "Hiçbir yaralıyı öldürmeyiniz, geri kaçanı yakalayıp katletmeyiniz, kapısını kapatıp silahını atan can güvenliği içindedir" dedi.(İbn Eb!

    Şeybe, Musannef, VII, 546) İmam Şafiı'nin nakline göre Ali b. el-Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib şöyle demiştir: Mervan b. el-Hakem'in huzuruna girdim. Bana "Baban Ali'den daha kerim birisini görmedim. Cemel olayı günü biz geri çekildiğimizde onun bir nidacısı 'Geri dönen öldürülmeyecektir, hiçbir yaralı öldürülmeyecektir' diye nida etti" dedi. Taberl'nin nakline göre el-Ahnef şöyle demiştir: Sonra iki grup birbiriyle karşı karşıya geldi. İlk öldürülen Talha oldu. ZUbeyr geri döndü ve o da katlediidi. "Hz. Ali b. Ebi Talib, Ammar b. Yasir ile Hasen b. Ali'yi (insanları seferber etmeleri için) yolladı.

    Bu iki kişi Kufe'ye bizim yanımıza geldiler." Ömer b. Şebbe ve Taberi bunun sebebini kendi isnadlarıyla İbn Ebi leyla'dan şöyle nakletmiştir: Ali, Ebu Musa'nın Kufe emirliğini kabul etti. Medine'den çıkınca Haşim b. Utbe b. Ebi Vakkas'ı ona göndererek "Yanındaki Müslümanlarla birliktekal ve hak yolunda benim yardımcılarım ol" diye haber gönderdi. Ebu Musa es-Saib b. Malik el-Eş'arl'ye danıştı. O da "Ali'nin sana emrettiğine uy" dedi. Ebu Musa "Ben bu kanaatte değilim" dedi ve halkı seferber olmaktan caydırmaya başladı. Haşim bunu Ali'ye mektupla bildirdi. Mektubunu Muhil b. Halife et-Taı ile birlikte gör..derdi.

    Ali, Ammar b. Yasir ve el-Hasen b. Ali'yi halkı seferber etmeleri için gönderdi. Kurza b. Kab'ı Kufe'ye emir tayin etti. Kurza onun Ebu Musa'ya yazdığı mektubu okuyunca, Ebu Musa görevden çekildi. Hasen ve Ammar mescide girdiler. "İkisi de minbere çıktı. Ali'nin oğlu Hasen minberin üzerinde üst tarafına geçti. Ammar ise (minber üzerinde) Hasen'den daha aşağıda ayağa kalktı. Bizler onu dinlemek üzere toplandık. Ebu Meryem dedi ki: Ben Ammar'dan şöyle derken işittim." İshak b. Rahuye'nin rivayetinde Ammar'ın sözü şöyle aktarılmaktadır: "mu'minierin emiri bizi sizleri seferber etmek üzere gönderdi.

    Annemiz (Hz. Aişe radıyallahu anha) Basra'ya yürümüştü." İbn Ebi Leyla'nın bu olayla ilgili rivayet i ise şöyledir: "el-Hasen dedi ki: "Ali şöyle diyor: 'Ben Allah'ın üzerindeki hakkını gözeten herkese seferber olmasını hatırlatıyorum. Eğer ben mazlumsam bana yardım eder, zalimsem benden desteğini çeker. Allah'a yemin olsun ki Talha ve ZUbeyr bana ilk bey' at eden kişilerdi. Sonra ahidıerini bozdular. Ben hiçbir malı tercih etmedim, hiçbir hükmü değiştirmedim." İbn Ebi Leyla "Bu konuşma üzerine oniki bin kişi onun saflarında yer almak üzere ortaya çıktı" dedi. "Hz. Aişe Basra'ya doğru yürümüştür ve Allah'a yemin ederim ki Hz.

    Aişe elbette dünyada ve ahirette sizin Nebiinizin eşidir. Fakat Allah Teala Ali b. Ebi Talib'e mi itaat ediyorsunuz, yoksa Hz. Aişe'yi mi itaat ediyorsunuz diye belli etmek için Hz. Aişe ile sizleri imtihan etmiştir." İbn Ebi Şeybe'de bu olay şöyle nakledilir: Ammar dedi ki: Annemiz bu yürüyüşüne çıkmıştır. Vallahi o dünya ve ahirette Muhammed'in eşidir, fakat Yüce Allah Ali'ye mi yoksa ona mı itaat edeceğimizi belli etmek için bizi onunla denemiştir."(İbn Ebi Şeybe, Musannej, VI, 390) Ammar'ın bu sözüyle söylemek istediği bu olayda doğru Ali'nin yanında idi. Hz. Aişe bununla birlikte İslam' dan çıkmış olmadığı gibi, cennette Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi olmaktan mahrum olacak değildir.

    Bu söz Ammar'ın insafı, takvasının şiddeti ve hak olan sözü araştırma titizliğinden sayılır. "Sonra beraberce mescide gittiler." İbn Battal şöyle demiştir: Onların aralarında geçen bu karşılıklı konuşma her iki zümrenin kendi içtihadına göre hareket ettiğini ve doğrunun kendi yanında olduğu kanaatini taşıdığını göstermektedir. İbn Battal şöyle der: Ebu Mesud varlıklı ve cömert bir kişi idi. O ikisi Ebu Mesud'un yanında Cuma günü toplanmışlardı. Ebu Mesud, Ammar'a cumaya katılması için bir elbise giydirdi. Zira o sefer elbisesi içinde ve savaşçı kılığında idi. Ebu Mesud bu elbiseyle Ammar'ın Cumaya gitmesini hoş görmedi.

    Elbiseyi ona Ebu Musa'nın huzurunda giydirmek istemedi. Çünkü Ebu Musaya giydirmemişti. Bunun üzerine Ebu Musa'ya da giydirdi. "A'yebe" Bu kelime "ayb" kelimesinin ism-i tafdilidir. Ebu Mesud onların her birinin işe süratli koyulmalarını kendi inancına göre ayıp kabul etti. Ammar' ın ayıbı halifeye muhalefette geçkalmak ve Yüce Allah'ın "Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın"(Hucurat 9) ayet-i kerimesine sarılmayı terk etmekti. Diğer ikisinin ayıbı ise fitne zamanı doğrudan savaşa katılmayı terk etme tarzındaki hareketleriydi. Ebu Mesud bu konudaki hadisleri esas aldığı için ve Müslümana karşı silah çekme konusunda var olan tehdit dolayısıyla savaşa katılmama fikrinde idi.

    Ammar meşru idareciye isyan edenle (baği), ahdini bozanlar ve "Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın" ayet-i kerimesine yapışma konusunda Ali'nin görüşünü taşıyordu. O, savaş konusunda varid olan tehdidi, arkadaşına saldırgan olan kimselere yönelik olarak değerlendiriyordu

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقِ بْنِ سَلَمَةَ، كُنْتُ جَالِسًا مَعَ أَبِي مَسْعُودٍ وَأَبِي مُوسَى وَعَمَّارٍ فَقَالَ أَبُو مَسْعُودٍ مَا مِنْ أَصْحَابِكَ أَحَدٌ إِلاَّ لَوْ شِئْتُ لَقُلْتُ فِيهِ غَيْرَكَ، وَمَا رَأَيْتُ مِنْكَ شَيْئًا مُنْذُ صَحِبْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَعْيَبَ عِنْدِي مِنِ اسْتِسْرَاعِكَ فِي هَذَا الأَمْرِ‏.‏ قَالَ عَمَّارٌ يَا أَبَا مَسْعُودٍ وَمَا رَأَيْتُ مِنْكَ وَلاَ مِنْ صَاحِبِكَ هَذَا شَيْئًا مُنْذُ صَحِبْتُمَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَعْيَبَ عِنْدِي مِنْ إِبْطَائِكُمَا فِي هَذَا الأَمْرِ‏.‏ فَقَالَ أَبُو مَسْعُودٍ وَكَانَ مُوسِرًا يَا غُلاَمُ هَاتِ حُلَّتَيْنِ‏.‏ فَأَعْطَى إِحْدَاهُمَا أَبَا مُوسَى وَالأُخْرَى عَمَّارًا وَقَالَ رُوحَا فِيهِ إِلَى الْجُمُعَةِ‏.‏

  20. Hadis no. 7108

    Allah bir kavme azap indirince, o kavim içinde bulunan her ferde azap gelir. Sonra herkes kendi amellerine…

    Türkçe meal

    İbn Ömer'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah bir kavme azap indirince, o kavim içinde bulunan her ferde azap gelir. Sonra herkes kendi amellerine göre diriltilir" buyurdu.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    ''Allah'ın bir topluluğa azap indirmesi." Yani Allah'ın, bir kavme kötü amellerine ceza olarak azap indirmesi. "Sonra herkes kendi amellerine göre diriltilir." Yani onlardan her bir fert, kendi ameline göre diriltilir. Ameli salih ise akıbeti salih, aksi takdirde kötü olur. Bu azap, salihler için temizlik, fasıklar için intikam olmuş olur. İbn Hibban'ın Sahih'inde Aişe r.anha'nın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Yüce Allah aralarında salih kimseler olduğu halde cezasını hak edenlere darbesini indirdiğinde salih kimseler de onlarla birlikte aynı darbeye maruz kalırlar.

    Sonra herkes kendi niyetine ve ameline göre diriltilir. "(İbn Hibban, Sahih, XVI, 305) İbn Battal şöyle der: Bu hadis, Zeynep bnt. Cahş hadisini açıklamaktadır. Zeynep, Res.ulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "İçimizde bu kadar salih kimseler varken biz helak or muyuz?" diye sormuş, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet, fısk u fücur çoğaldığı zaman (helak olursunuz)" cevabını vermiştir. Münker açığa vurulup, günahlar alenen işlendiğinde herkes helak edilir. Biz de şunu ekleyelim: İbn Battal'ın son sözüne uygun düşen Hz. Ebu Bekir'in naklettiği şu hadistir: "İnsanlar bir münkeri görür de onu değiştirmezlerse Yüce Allah'ın onların tümüne ceza vermesi yakındır." Bu hadisi Sünen imamları rivayet etmiş, İbn Hibban sahih olduğunu belirtmiştir.

    (İbn Hibban, Sahih, 1,540; Ebu Dawd, Melahim; İbn Mace, Rten; Tirmizi, Tefsir Maide) Bunun bir benzeri Hz. Aişe radıyallilhu anha'nın naklettiği şu hadistir: "Hayret vericidir ki ümmetimden bazı kimseler Beytullah'a sığınmış bir adamı (yakalamaya) yönelirler. Onlar daha çölde iken yerin dibine batırılırlar." Biz "Ya Resulallah! Bazen yolda her çeşit insan bulunabilir" dedik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet! Bunların aralarında oraya kasten yola çıkan olduğu gibi, istemeden çıkan, onlardan olmadığı halde onlarla birlikte bulunan olabi/ir. Bunların tümü helak olup gider ancak değişik şekilde dirilirler.

    Yüce Allah onları niyetlerine göre diri/tir" buyurdu.(Müs!im, fiten) Müslim'in, Ümmü Seleme'den de buna benzer bir nakli vardır: "Ben Ya Resulallah! Buna istemeden katılanın durumu nasılolur?" diye sordum. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem "O da onlarla birlikte yerin dibine batırılır, fakat kıyamet günü niyetine göre diri/ir." buyurdu.(Müs!im, fiten) Onun Cabir'den de bir nakli daha vardır. Buna göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her kul öldüğü şekil üzere diri/ir" buyurmuştur. Davudi şöyle der: İbn Ömer hadisinin manası şudur: "Küfürlerinden dolayı azaba uğrayan milletlerin içerisinde çarşı-pazarlarda alışveriş edenler ve onlardan olmayanlar bulunabilir.

    Bunların tümü eceııeriyle ölür. Ancak kıyamet günü kendi ameııerine göre dirilirler." Kısacası aynı ölümü paylaşmak, aynı sevabı veya cezayı paylaşmayı gerektirmez. Tam tersine her bir ferde kendi niyetine göre amelinin karşılığı verilir. İbn Ebi Cemre bu akıbete uğrayan kimselerin başına bunun gelmesi, marufu emretmeyerek, münkeri yasaklamayarak sessiz kalmaları olduğu kanaatini benimsemiştir. İyiliği emredip, kötülüğü yasaklayanlar ise gerçek mu'minlerdir. Yüce Allah onların başlarına azap göndermez. Tam tersine azabı onlardan savuşturur. Nitekim şu ayetler bu anlayışı teyit etmektedir: "Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helak etmişizdir.

    "(Kasas,59) "Halbuki sen onların içinde iken Allah onları azap edecek değildir ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici deği/dir. "(Enfal 33) Kendisi yapmasa bile kötülüğü yasaklamayanların başına azabın geleceğini şu ayet-i kerime göstermektedir:: "Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini yahut onlarla alayedildiğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıneaya kadar kafirlerle beraber oturmayın yoksa siz de onlar gibi olursunuz. "(Nisa 140) Bu ayetten kafirlerden ve zalimlerden kaçmanın meşru olduğu hükmü anlaşılmaktadır. Çünkü onlarla birlikte bulunmak, insanın kendisini tehlikeye atması anlamına gelmektedir.

    Bu, kişinin onlara yardım etmediği ve yaptıklarına razı olmadığında söz konusudur. Buna karşılık onlara yardım eder veya yaptıklarından hoşlanırsa artık onlardan olur. Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Semud diyarından çıkmakta acele etme emri vermesi bunu teyit etmektedir. İnsanların kendi amellerine göre dirilmeleri adil bir hükümdür. Çünkü onlar ahirette yaptıkları salih amellerin karşılığını alacaklardır. Dünyada ise başlarına hangi bela gelirse gelsin bu yaptıkları kötü amelin kefareti olacaktır. Dolayısıyla dünyada zulmedenlerin üzerine gönderilecek olan azap, onlarla birlikte bulunup, yaptıklarına ses çıkarmayanlara da gelecektir.

    Bu onların yağcılıklarına bir cezadır. Sonra kıyamet günü her bir fert dirilecek ve kendi amelinin karşılığını alacaktır. Bu hadis-i şerif kötülüğü yasaklamayan kimselere bir uyarı ve büyük bir korkutma niteliklidir. Onların hali bu olduğuna göre yağcılık yapanların hali nice olacaktık! Yapılanlara razı olanların durumu nice olacaktır! Onlarla iş birliği yapanların durumu nice olacaktır! Yüce Allah'tan esenlik dileriz. Biz de şunu ekleyelim: İbn Ebi Cemre'nin açıklamasından çıkan zorunlu sonuç şudur: Asilerin yaptıklarından dolayı itaatkarlara dünyada azap gelmez. Kurtubi et-Tezkire'de bu yaklaşıma meyletmiştir.

    Az önce yaptığımız açıklama bu hadisin zahirine çok daha yakındır. Bunun bir benzerini Kadı İbnü'l-Arabi benimsemiştir. Bu konu, Zeynep bnt. Cahş'ın naklettiği hadis açıklanırken ele alınacaktır. Zeynep "İçimizde bu kadar iyi kimseler varken biz helak edilir miyiz?" diye sorunca, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet, fısk u füeur çoğa/dığı zaman {helak olursunuz)!" diye cevap vermiştir. Bu hadis Fiten bölümünün sonunda gelecektir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُثْمَانَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي حَمْزَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا أَنْزَلَ اللَّهُ بِقَوْمٍ عَذَابًا، أَصَابَ الْعَذَابُ مَنْ كَانَ فِيهِمْ، ثُمَّ بُعِثُوا عَلَى أَعْمَالِهِمْ ‏"‏‏.‏