İçeriğe geç

Sahih-i BuhariBölüm 61

Menkıbeler Kitabı

160 hadis · Kitâbu'l-Menâkıb (3489-3648)

Sayfa 5 / 8Yazı boyutu
  1. Hadis no. 3569

    O, Aişe r.anha: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ramazan ayında namazı nasıldı diye sormuş, o da şu…

    Türkçe meal

    Ebu Seleme b. Abdurrahman'dan rivayete göre; "O, Aişe r.anha: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ramazan ayında namazı nasıldı diye sormuş, o da şu cevabı vermişti: Ramazanda olsun başka aylarda olsun onbir rekattan fazla namaz kılmazdı. (Önce) dört rekat kılardı, güzelliklerini uzunluklarını hiç sorma, sonra dört rekat daha kılardı, onların da güzelliklerini uzunluklarını hiç 3arma, sonra da üç rekat kılardı. Ben: Ey Allah'ın Resulü, vitir kılmadan önce mi uyuyacaksın, diye sordum. O: Gözlerim uyur ama kalbim uyumaz, diye buyurdu

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهُ سَأَلَ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ كَيْفَ كَانَتْ صَلاَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي رَمَضَانَ قَالَتْ مَا كَانَ يَزِيدُ فِي رَمَضَانَ وَلاَ غَيْرِهِ عَلَى إِحْدَى عَشْرَةَ رَكْعَةً، يُصَلِّي أَرْبَعَ رَكَعَاتٍ فَلاَ تَسْأَلْ عَنْ حُسْنِهِنَّ وَطُولِهِنَّ، ثُمَّ يُصَلِّي أَرْبَعًا فَلاَ تَسْأَلْ عَنْ حُسْنِهِنَّ وَطُولِهِنَّ، ثُمَّ يُصَلِّي ثَلاَثًا فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ تَنَامُ قَبْلَ أَنْ تُوتِرَ قَالَ ‏ "‏ تَنَامُ عَيْنِي وَلاَ يَنَامُ قَلْبِي ‏"‏‏.‏

  2. Hadis no. 3570

    Enes b. Malik'i bizlere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in geceleyin Ka'be'deki mescidden İsra ile…

    Türkçe meal

    Şerik b. Abdullah b. Ebi Nemir'den: "Enes b. Malik'i bizlere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in geceleyin Ka'be'deki mescidden İsra ile götürülüşünü anlatırken dinledim: Ona vahiy gönderilmeye başlamadan önce Mescid-i Haram'da uyurken üç kişi geldi. Onlardan ilki: Bunların hangisi odur, dedi. Ortancaları: O bunların hayırlısıdır, diye cevap verdi. Diğeri: Onların en hayırlılarını alın, dedi. İşte bu böyle olmuştu. Daha sonra yine kalbinin gördüğü bir husus olarak, bir diğer gece ona geldikleri zamana kadar bir daha onları görmedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gözleri uyuyor fakat kalbi uyumazdı. Nebiler hep böyledir. Gözleri uyur, kalpleri uyumaz. Sonra Cibril onu veli edindi ve onu alıp semaya yükseltti. " Hadis ileride 4964, 5610, 6581 ve 7517 numara ile gelecektir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Ona üç kişi geldi." Bunlar melekti, fakat isimlerini tahkik ve tespit edemedim. "Onların ilki: Bu hangileridir" diye sordu. Bu, onun iki ya da daha fazla sayıda kişi arasında uykuda olduğu kanaatini vermektedir. Onun amcası Harr.za ile amcasının oğlu Ca'fer b. Ebi Talib arasında uyuduğu da söylenmiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ شَرِيكِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يُحَدِّثُنَا عَنْ لَيْلَةِ، أُسْرِيَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ مَسْجِدِ الْكَعْبَةِ جَاءَ ثَلاَثَةُ نَفَرٍ قَبْلَ أَنْ يُوحَى إِلَيْهِ، وَهُوَ نَائِمٌ فِي مَسْجِدِ الْحَرَامِ، فَقَالَ أَوَّلُهُمْ أَيُّهُمْ هُوَ فَقَالَ أَوْسَطُهُمْ هُوَ خَيْرُهُمْ وَقَالَ آخِرُهُمْ خُذُوا خَيْرَهُمْ‏.‏ فَكَانَتْ تِلْكَ، فَلَمْ يَرَهُمْ حَتَّى جَاءُوا لَيْلَةً أُخْرَى، فِيمَا يَرَى قَلْبُهُ، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم نَائِمَةٌ عَيْنَاهُ وَلاَ يَنَامُ قَلْبُهُ وَكَذَلِكَ الأَنْبِيَاءُ تَنَامُ أَعْيُنُهُمْ وَلاَ تَنَامُ قُلُوبُهُمْ، فَتَوَلاَّهُ جِبْرِيلُ ثُمَّ عَرَجَ بِهِ إِلَى السَّمَاءِ‏.‏

  3. Hadis no. 3571

    Bir yolculukta Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idiler

    Türkçe meal

    İmran b. Husayn'dan rivayete göre; "Bir yolculukta Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idiler. Geceleri boyunca yol aldılar. Sabaha doğru inip konakladılar. Fakat uykuya yenilip uykuya daldılar. Nihayet güneş yükseldi. İlk uyanan kişi Ebu Bekir idi. O da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i kendisi uykusundan uyanmadıkça uyandırmazdı. Sonra Ömer uyandı. Ebu Bekir başının ucunda oturdu. Yüksek sesle tekbir getirmeye başladı. Nihayet Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem uyandı. (Yerinden) indi ve bize sabah namazını kıldırdı. Aramızdan birisi bir kenara çekildi, bizimle beraber namaz kılmadı. Namazını bitirince: Ey filan, bizimle beraber namaz kılmana engelolan nedir, dedi. Adam: Ben cünup oldum deyince, ona toprak ile teyemmüm etmesini emretti. Daha sonra namaz kıldı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de beni önünden giden binekler üzerinde gönderdi. İleri derecede susadık. Biz yolda giderken (bineği üzerinde) ayaklarını iki su kırbası arasına salmış bir kadın ile karşılaştık. Ona: Su nerede, diye sorduk. O, su diye bir şey yok, dedi. Peki, senin yakınların ile su arasında ne kadarlık bir mesafe var, diye sorduk. Bir gündüz, bir gece, dedi. Biz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına git, dedik. Kadın: Resulullah da ne demek, dedi. Bizler onu Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'in karşısına çıkarıncaya kadar onunla konuşmadık. Bize söylediklerinin benzerini ona da anlattı. Ancak ona ayrıca kendisinin yetimleri olan bir kadın olduğunu söyledi. Allah Resulü onun iki kırbasının getirilmesini emretti. Elini kırbaların ağzına sürdü. Susamış kırk adam olduğumuz halde kanıncaya kadar su içtik. Ayrıca beraberimizde kırba, matara gibi her ne varsa onları da doldurduk. Ancak hiçbir deveye de su vermedik. Kaplarımız adeta su ile dolup taşıyordu. Sonra: Yanınızda ne varsa getirin, dedi. Ne kadar ekmek parçası ve hurma varsa o kadın için getirilip, bir araya konuldu. Nihayet kadın yakınlarının yanına gitti ve dedi ki: Ben insanların en büyücü olanları ile karşılaştım ya da o kendilerinin iddia ettikleri gibi bir Nebidir. Yüce Allah, o kadın vesilesi ile o birkaç haneye hidayet verdi. Kadın da Müslüman oldu, onun yakınları da Müslüman oldular

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا سَلْمُ بْنُ زَرِيرٍ، سَمِعْتُ أَبَا رَجَاءٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ حُصَيْنٍ، أَنَّهُمْ كَانُوا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي مَسِيرٍ، فَأَدْلَجُوا لَيْلَتَهُمْ حَتَّى إِذَا كَانَ وَجْهُ الصُّبْحِ عَرَّسُوا فَغَلَبَتْهُمْ أَعْيُنُهُمْ حَتَّى ارْتَفَعَتِ الشَّمْسُ، فَكَانَ أَوَّلَ مَنِ اسْتَيْقَظَ مِنْ مَنَامِهِ أَبُو بَكْرٍ، وَكَانَ لاَ يُوقَظُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ مَنَامِهِ حَتَّى يَسْتَيْقِظَ، فَاسْتَيْقَظَ عُمَرُ فَقَعَدَ أَبُو بَكْرٍ عِنْدَ رَأْسِهِ فَجَعَلَ يُكَبِّرُ وَيَرْفَعُ صَوْتَهُ، حَتَّى اسْتَيْقَظَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَنَزَلَ وَصَلَّى بِنَا الْغَدَاةَ، فَاعْتَزَلَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ لَمْ يُصَلِّ مَعَنَا فَلَمَّا انْصَرَفَ قَالَ ‏"‏ يَا فُلاَنُ مَا يَمْنَعُكَ أَنْ تُصَلِّيَ مَعَنَا ‏"‏‏.‏ قَالَ أَصَابَتْنِي جَنَابَةٌ‏.‏ فَأَمَرَهُ أَنْ يَتَيَمَّمَ بِالصَّعِيدِ، ثُمَّ صَلَّى وَجَعَلَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي رَكُوبٍ بَيْنَ يَدَيْهِ، وَقَدْ عَطِشْنَا عَطَشًا شَدِيدًا فَبَيْنَمَا نَحْنُ نَسِيرُ إِذَا نَحْنُ بِامْرَأَةٍ سَادِلَةٍ رِجْلَيْهَا بَيْنَ مَزَادَتَيْنِ، فَقُلْنَا لَهَا أَيْنَ الْمَاءُ فَقَالَتْ إِنَّهُ لاَ مَاءَ‏.‏ فَقُلْنَا كَمْ بَيْنَ أَهْلِكِ وَبَيْنَ الْمَاءِ قَالَتْ يَوْمٌ وَلَيْلَةٌ‏.‏ فَقُلْنَا انْطَلِقِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قَالَتْ وَمَا رَسُولُ اللَّهِ فَلَمْ نُمَلِّكْهَا مِنْ أَمْرِهَا حَتَّى اسْتَقْبَلْنَا بِهَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم، فَحَدَّثَتْهُ بِمِثْلِ الَّذِي حَدَّثَتْنَا غَيْرَ أَنَّهَا حَدَّثَتْهُ أَنَّهَا مُؤْتِمَةٌ، فَأَمَرَ بِمَزَادَتَيْهَا فَمَسَحَ فِي الْعَزْلاَوَيْنِ، فَشَرِبْنَا عِطَاشًا أَرْبَعِينَ رَجُلاً حَتَّى رَوِينَا، فَمَلأْنَا كُلَّ قِرْبَةٍ مَعَنَا وَإِدَاوَةٍ، غَيْرَ أَنَّهُ لَمْ نَسْقِ بَعِيرًا وَهْىَ تَكَادُ تَنِضُّ مِنَ الْمِلْءِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ هَاتُوا مَا عِنْدَكُمْ ‏"‏‏.‏ فَجُمِعَ لَهَا مِنَ الْكِسَرِ وَالتَّمْرِ، حَتَّى أَتَتْ أَهْلَهَا قَالَتْ لَقِيتُ أَسْحَرَ النَّاسِ، أَوْ هُوَ نَبِيٌّ كَمَا زَعَمُوا، فَهَدَى اللَّهُ ذَاكَ الصِّرْمَ بِتِلْكَ الْمَرْأَةِ فَأَسْلَمَتْ وَأَسْلَمُوا‏.‏

  4. Hadis no. 3572

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ez-Zevra denilen yerde iken ona bir kap getirildi. Elini o kaba daldırdı. Su…

    Türkçe meal

    Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ez-Zevra denilen yerde iken ona bir kap getirildi. Elini o kaba daldırdı. Su, parmakları arasından kaynamaya başladı. Etrafında bulunanlar abdest aldılar." Katade dedi ki: Enes'e: Kaç kişi idiniz, diye sordum. O: "Üçyüz yahut üçyüz kadardık" dedi

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِإِنَاءٍ وَهْوَ بِالزَّوْرَاءِ، فَوَضَعَ يَدَهُ فِي الإِنَاءِ، فَجَعَلَ الْمَاءُ يَنْبُعُ مِنْ بَيْنِ أَصَابِعِهِ، فَتَوَضَّأَ الْقَوْمُ‏.‏ قَالَ قَتَادَةُ قُلْتُ لأَنَسٍ كَمْ كُنْتُمْ قَالَ ثَلاَثَمِائَةٍ، أَوْ زُهَاءَ ثَلاَثِمِائَةٍ‏.‏

  5. Hadis no. 3573

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördüm

    Türkçe meal

    Enes b. Malik r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördüm. İkindi namazı vakti yaklaşmıştı. Abdest almak üzere su arandı, bulamadılar. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir abdest suyu getirildi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini o su kabının içine koydu. İnsanlara da ondan su almalarını emretti. Suyun parmaklarının altından kaynadığını gördüm. Sonuncularına kadar herke abdest aldı

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَحَانَتْ صَلاَةُ الْعَصْرِ، فَالْتُمِسَ الْوَضُوءُ فَلَمْ يَجِدُوهُ فَأُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِوَضُوءٍ، فَوَضَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ فِي ذَلِكَ الإِنَاءِ، فَأَمَرَ النَّاسَ أَنْ يَتَوَضَّئُوا مِنْهُ، فَرَأَيْتُ الْمَاءَ يَنْبُعُ مِنْ تَحْتِ أَصَابِعِهِ، فَتَوَضَّأَ النَّاسُ حَتَّى تَوَضَّئُوا مِنْ عِنْدِ آخِرِهِمْ‏.‏

  6. Hadis no. 3574

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dıarı çıktığı seferlerinden birisinde idi

    Türkçe meal

    Enes b. Malik r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dıarı çıktığı seferlerinden birisinde idi. Beraberinde ashabından bazı kimeler de vardı. Yola koyuldular. Namaz vakti geldiğinde abdest alacakları su bulamadılar. Aralarından bir kişi gitti ve bir çömlekte az miktarda bir su ile geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu alıp abdest aldı. Sonra da dört parmağını o çömleğin üzerine uzattı. Sonra: Haydi kalkın ve abdest alın, diye buyurdu. Beraberinde bulunanlar istedikleri gibi abdest aldılar. Yetmiş kişi ya da o civarda idiler

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُبَارَكٍ، حَدَّثَنَا حَزْمٌ، قَالَ سَمِعْتُ الْحَسَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ مَخَارِجِهِ وَمَعَهُ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِهِ، فَانْطَلَقُوا يَسِيرُونَ، فَحَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَلَمْ يَجِدُوا مَاءً يَتَوَضَّئُونَ، فَانْطَلَقَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ، فَجَاءَ بِقَدَحٍ مِنْ مَاءٍ يَسِيرٍ فَأَخَذَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَتَوَضَّأَ، ثُمَّ مَدَّ أَصَابِعَهُ الأَرْبَعَ عَلَى الْقَدَحِ ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ قُومُوا فَتَوَضَّئُوا ‏"‏‏.‏ فَتَوَضَّأَ، الْقَوْمُ حَتَّى بَلَغُوا فِيمَا يُرِيدُونَ مِنَ الْوَضُوءِ، وَكَانُوا سَبْعِينَ أَوْ نَحْوَهُ‏.‏

  7. Hadis no. 3575

    Namaz vakti geldi. Evi mescide yakın olan kalktı ve gidip abdest aldı. Geriye de bazı kimseler kaldı. Nebi…

    Türkçe meal

    Enes r.a. dedi ki: Namaz vakti geldi. Evi mescide yakın olan kalktı ve gidip abdest aldı. Geriye de bazı kimseler kaldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e içinde su bulunan taştan bir leğen getirildi. O da elini içine koydu. Faat leğen elini içinde açacak kadar geniş değildi. Bundan dolayı parmaklarını bir araya getirerek onları leğenin içine koydu. Orada bulunanların hepsi abdest aldılar." Ben (Enes'ten rivayet eden Humeyd): Kaç kişi idiler, diye sordum. O: "Seken kişi idiler" dedi

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ يَزِيدَ، أَخْبَرَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ حَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَقَامَ مَنْ كَانَ قَرِيبَ الدَّارِ مِنَ الْمَسْجِدِ يَتَوَضَّأُ، وَبَقِيَ قَوْمٌ، فَأُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمِخْضَبٍ مِنْ حِجَارَةٍ فِيهِ مَاءٌ، فَوَضَعَ كَفَّهُ فَصَغُرَ الْمِخْضَبُ أَنْ يَبْسُطَ فِيهِ كَفَّهُ، فَضَمَّ أَصَابِعَهُ فَوَضَعَهَا فِي الْمِخْضَبِ، فَتَوَضَّأَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ جَمِيعًا‏.‏ قُلْتُ كَمْ كَانُوا قَالَ ثَمَانُونَ رَجُلاً‏.‏

  8. Hadis no. 3576

    Hudeybiye günü insanlar susadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önünde ise küçük bir su kabı vardı…

    Türkçe meal

    Cabir b. Abdullah r.a dedi ki: "Hudeybiye günü insanlar susadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önünde ise küçük bir su kabı vardı. Abdest aldı. Orada bulunanlar ona doğru hızlıca koşuşunca, ne oluyor size, dedi. Onlar: Şu önündekinden başka yanımızda abdest alacağımız, içeceğimiz su yok, dediler. O da elini o kaba koydu. Su, parmakları arasından pınarlar gibi fışkırmaya başladı. Bizler de su içtik ve abdest aldık." Ben (Cabir'den rivayet eden Salim b. Ebi'I-Ca'd): Kaç kişi idiniz, diye sordum. O şöyle dedi: "Yüzbin kişi dahi olsaydık bize yeterdi. Biz binbeşyüz kişi idik." Bu Hadis 4152,4153,4154,4854 ve 6539 numara ile gelecektir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ عَطِشَ النَّاسُ يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ يَدَيْهِ رَكْوَةٌ فَتَوَضَّأَ فَجَهَشَ النَّاسُ نَحْوَهُ، فَقَالَ ‏ "‏ مَا لَكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا لَيْسَ عِنْدَنَا مَاءٌ نَتَوَضَّأُ وَلاَ نَشْرَبُ إِلاَّ مَا بَيْنَ يَدَيْكَ، فَوَضَعَ يَدَهُ فِي الرَّكْوَةِ فَجَعَلَ الْمَاءُ يَثُورُ بَيْنَ أَصَابِعِهِ كَأَمْثَالِ الْعُيُونِ، فَشَرِبْنَا وَتَوَضَّأْنَا‏.‏ قُلْتُ كَمْ كُنْتُمْ قَالَ لَوْ كُنَّا مِائَةَ أَلْفٍ لَكَفَانَا، كُنَّا خَمْسَ عَشْرَةَ مِائَةً‏.‏

  9. Hadis no. 3577

    Hudeybiye günü bindörtyüz kişi idik. Hudeybiye, bir kuyunun adıdır. O kuyudan su çektik ve nihayet orada tek…

    Türkçe meal

    Bera' r.a. dedi ki: "Hudeybiye günü bindörtyüz kişi idik. Hudeybiye, bir kuyunun adıdır. O kuyudan su çektik ve nihayet orada tek bir damla dahi su bırakmadık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kuyunun başında oturdu. Su getirilmesini istedi. Suyu ağzında çalkaladıktan sonra kuyuya püskürttü. Aradan fazla zaman geçmeden kuyudan su çektik. Biz de suya kandık, bineklerimiz de suya kandı." Bu Hadis 4150 ve 4151 numara ile gelecektir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "İslam geldikten sonra nübuwet alametleri." "Alametler: el-alamat" lafzı, "alamet"in çoğuludur. Musannıfın bu lafzı kullanmasının sebebi, bu hususta zikredeceği rivayetlerin mucize ve kerametin kapsamından daha geniş oluşundan dolayıdır. Aralarındaki farka gelince, mucize daha özeldir. Çünkü mucizede Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisini yalanlayan kimselere, eğer ben bunu yapacak olursam benim doğru söylediğimi kabul edecek misin diye meydan okuması yahut da kendisine meydan okuyan kimsenin: Sen bunu yapmadıkça seni tasdik etmem, demesi şarttır. Ayrıca kendisi ile meydan okunan hususun sürekli olarak görülen, alışılmış adete göre insanların acze düşecekleri şeylerden olması gerekir.

    Değişik konumlarda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem her iki durum ile de karşılaşmıştır. Mucizeye bu adın veriliş sebebi bu hal ile karşılaşan kimselerin ona karşı çıkamayışlarıdır. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in en ünlü mucizesi ise Kur'an-ı Kerim'dir. Çünkü Nebi salı allah u aleyhi ve sellem Kur'an-ı Kerim'le insanlar arasında diııeri en fasih ve söz söylemeye en ileri derecede muktedir olan Araplara, onun bir suresinin benzerini getirmelerini isteyerek meydan okumuş, onlar da ona aşırı düşmanlıklarına ve başkalarını onu izlemekten alıkoymalarına rağmen bunu yapamamış, aciz düşmüşlerdir.

    Hatta kimi ilim adamı şöyle demektedir: Kur'an.-ı Kerim'deki en kısa sure "inna a'taynake'l-kevser"dir. Bir başka sureden "inna a'taynake'l-kevser" suresi kadar bir miktar, ister bir ayet, ister daha fazla sayıda ayet, isterse bir ayetin bir kısmı kadar olsun, bu kadarı da onun onlara karşı kendisi ile meydan okuduğu şeyin kapsamı içerisindedir. Buna göre Kur'an mucizeleri bu yönüyle oldukça çok sayıya ulaşabilmektedir. Kur'an-ı Kerim'in i'caz çeşitleri lafızlarının güzel bir şekilde bir araya gelişinde, sözlerinin uyumunda, fesahatinde, veciz olarak kuııanılması gereken yerlerde veciz oluşunda ortaya çıktığı gibi; onun ne derece belağatli olduğu da oldukça ortadadır.

    Ayrıca buna söz düzeninin güzelliği ve üslubunun alışılmadık bir üslup . olmasını da eklemek gerekir. Bununla beraber onun bu anlatım tarzı nazım ve nesir ile ilgili kuraııarın da dışındadır. Diğer taraftan Kur'an-ı Kerim, gaybı bir takım hususları haber veren buyrukları da ihtiva etmektedir. Kitap ehlinin tek tek bilmedikleri geçmiş ümmetiere dair haberler bu türdendir. Ayrıca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kitap ehlinden herhangi birisiyle bir araya geldiği, onlardan bir şeyler öğrendiği de bilinmemekte idi. Hem Kur'an okunduğunda dinleyen kimseyi bir heybet ve bir haşyet kuşatır. Onu okuyan da, dinleyen de bıkıp usanmaz.

    Onu öğrenmek isteyenler onu kolaylıkla ezberleyebilirler. Okuyan bir kimse de kolaylıkla ve takılmadan onu okur. Bir cahil ya da inatçı biri olması dışında, kimse bunların herhangi birisini inkar edemez. Bundan dolayı önder ilim adamları Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mucizelerinin en büyüğünün Kur'an olduğunu söylemişlerdir. Kur'an mucizelerinin en belirgin olanı da i'caz halinin devamı ile birlikte muhafaza edilmiş olmasıdır. Kur'an'ın mucizesinden farklı olarak Nebiimizin parmakları arasından suyun fışkırması, yemeğin çoğaltılması, ayın yarılması, cansız varlıkların konuşması gibi hususlara gelince, bunlardan kimisi meydan okumak amacı ile gerçekleşmiştir, kimisi de herhangi bir meydan okuma söz konusu olmadan Nebiimizin söylediklerinin doğruluğuna delilolmak üzere gerçekleşmiştir.

    Bütün bunların toplamı, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem eliyle olağanüstü pek çok olayın meydana geldiğini kat'i olarak ortaya koymaktadır. "İslam döneminde" yani Nebi olarak gönderildiği andan itibaren ve Nebiliğin süresi boyunca -daha önce meydana gelenler hariç- meydana gelmiş şeyler demektir. Onun doğumu esnasında ve doğumundan sonra nübuwetinin alametleri olarak ortaya çıkan olaylar arasında Taberani'nin zikrettiği şu rivayette sözü geçenler de bulunmaktadır: Taberani, Osman b. Ebi'l-As es-Sakafi'den, o da annesinden rivayet ettiğine göre annesi, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in annesi Amine'nin huzurunda idi.

    Doğum sancıları tutunca şunları söylemişti: Ben semadaki yıldızlara baktığımda, kesin olarak üzerime düşecekler diyene kadar aşağı sarktıklarını gördüm. Amine doğum yapınca ondan adayı ve evin her tarafını aydınlatan bir nur çıktı. İbn Hibban ve Hakim de Nebi sallaııahu aieyhi ve sellem'in süt emmesi ile ilgili kıssada İbn İshak yoluyla Sa'd oğullarından, Halime'ye kadar ulaşan bir sened ile uzunca bir hadis zikretmektedir. Orada belirtildiğine göre nübuwet alametleri arasında Halime'nin memelerinde sütü n çoğalması, aşırı zayıf bulunan dişi devesinin süt vermeye başlaması, eşeğinin hızlıca yürümesi, bundan sonra koyunlarının sütünün artması, topraklarının ekininin bollaşıp, otunun hızlıca büyümesi, iki meleğin göğsünü yarması gibi hususlar söz konusu edilmektedir.

    Ayrıca bu sonuneusunu Müslim, Enes yoluyla gelen bir hadiste de zikretmiş bulunmaktadır. 3571- "Susamış kırk adam su içti." Yani bizler o vakit kırk kişi idik. (Kadı) Iyad dedi ki: Bu kıssayı çok sayıda sika kimseler büyük kalabalıklardan ve herkesten ashab-ı kiram'a kadar muttası! olarak ulaşan bir sened ile rivayet etmişlerdir. Bu olayanların pek çoğunun çeşitli yerlerde bulunduğu ve toplu sayıda askerlerin olduğu yerlerde olmuştur. Onlardan herhangi bir kimsenin bunu rivayet edene karşı çıktığı da varid olmamıştır. İşte bu tür rivayetler ile anlatılanlar, onun kat'i olarak bilinen mucizeleri arasında sayılır.

    Kurtubi der ki: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in parmakları arasından suyun fışkırması hadisesi birçok yerde ve büyük kalabalıklar karşısında defalarca tekrarlanmıştır. Toplamı manevi tevatür yoluyla elde edilen kat'i bir bilgi ifade edecek şekilde pek çok yolla da rivayet edilmişlerdir. Yine Kurtubi der ki: Bizim Nebiimiz sallallahu aleyhi ve sellem hakkında nakledilenler dışında böyle bir mucizenin benzerinin başkasından nakledildiği işitilmemiştir. Çünkü su onun kemikleri, damarları, eti ve kanı arasından fışkırm1ştır. İbn Abdi'l-Berr'in naklettiğine göre el-Müzenı şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in parmakları arasından suyun fışkırması, suyun taştan fışkırması mucizesinden daha ileri derecededir.

    Musa asası ile taşa vurmuş ve ondan sular fışkırmıştı. Ama suyun taştan fışkırması alışılagelmiş bir iştir. Oysa et ve kan arasından suyun fışkırması böyle değildir.'" 3572- "ez-Zevra" Medine'de pazarın yanında bilinen bir Y;1 adıdır. 3576- "Hudeybiye günü insanlar susadı. Nebi sallallahu tY;i ve sellem'in de önünde küçük bir su kabı vardı." Buna dair yeterli açıklamalar, ileride yüce Allah'ın izniyle Hudeybiye gazvesi anlatılırken gelecektir.(Hadis no: 41S2'de)

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ أَرْبَعَ عَشْرَةَ مِائَةً، وَالْحُدَيْبِيَةُ بِئْرٌ فَنَزَحْنَاهَا حَتَّى لَمْ نَتْرُكْ فِيهَا قَطْرَةً، فَجَلَسَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى شَفِيرِ الْبِئْرِ، فَدَعَا بِمَاءٍ فَمَضْمَضَ وَمَجَّ فِي الْبِئْرِ، فَمَكَثْنَا غَيْرَ بَعِيدٍ ثُمَّ اسْتَقَيْنَا حَتَّى رَوِينَا وَرَوَتْ ـ أَوْ صَدَرَتْ ـ رَكَائِبُنَا‏.‏

  10. Hadis no. 3578

    Ebu Talha, Ümmü Süleym'e dedi ki: Andolsun Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sesinin çok güçsüz…

    Türkçe meal

    Enes b. Malik dedi ki: "Ebu Talha, Ümmü Süleym'e dedi ki: Andolsun Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sesinin çok güçsüz çıktığını duydum. Onun aç olduğunu anladım. Sende bir şeyler var mı? Ümmü Süleym: Evet deyip, birkaç parça arpa ekmeği çıkardı. Daha sonra bir başörtüsünü çıkartıp, ekmeği o örtünün bir kısmı ile sardı. Sonra onu elime verdi. Diğer kısmı ile beni sardıktan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gönderdi. (Enes) dedi ki: Onu alıp gittiğimde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mescidde olduğunu gördüm. Onunla beraber diğer insanlar da vardı. Yanlarında ayakta dikildim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Seni Ebu Talha mı gönderdi, diye sordu. Ben: Evet dedim. Beraberinde yiyecek de gönderdi mi, diye sordu. Ben: Evet deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberindekilere: Kalkın, dedi. Yola koyuldu, ben de önlerinde yola koyuldum. Nihayet Ebu Talha'nın yanına geldim, ona durumu bildirdim. Ebu Talha: Ey Ümmü Süleym, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem diğer insanlarla birlikte geldi. Bizde de onlara yedirecek bir şey yok, dedi. Ümmü Süleym: Allah ve Resulü daha iyi bilir dedi. Ebu Talha onları karşılamaya çıktı. Nihayet Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile karşılaştı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Talha ile birlikte geldi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ey Ümmü Süleym, yanında ne varsa getir, dedi. O da o ekmekleri getirdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emri üzere ekmek doğrandı. Ümmü Süleym yağın bulunduğu bir torbayı sıktı ve böylece ekmeğe de katık oldu. Arkasından Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun üzerine Allah'ın dilediği şeyleri söyledi, sonra şöyle buyurdu: On kişiye izin ver. Onlara izin verdi, doyuncaya kadar yediler sonra çıktılar. Daha sonra: On kişiye daha izin ver, diye buyurdu. Onlara izin verdi, onlar da doyuncaya kadar yediler sonra çıktılar. Arkasından yine: On kişiye izin ver, dedi. Onlara izin verdi. Onlar da doyuncaya kadar yediler, sonra çıktılar. Daha sonra tekrar: On kişiye izin ver dedi, onlara izin verdi. Doyuncaya dar yediler, sonra çıktılar. Daha sonra: On kişiye izin ver, dedi. Böylelikle hepsi doyuncaya kadar yemiş oldular. Orada bulunanların sayısı yetmiş ya da seksen kişi idiler

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ أَبُو طَلْحَةَ لأُمِّ سُلَيْمٍ لَقَدْ سَمِعْتُ صَوْتَ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَعِيفًا، أَعْرِفُ فِيهِ الْجُوعَ فَهَلْ عِنْدَكِ مِنْ شَىْءٍ قَالَتْ نَعَمْ‏.‏ فَأَخْرَجَتْ أَقْرَاصًا مِنْ شَعِيرٍ، ثُمَّ أَخْرَجَتْ خِمَارًا لَهَا فَلَفَّتِ الْخُبْزَ بِبَعْضِهِ، ثُمَّ دَسَّتْهُ تَحْتَ يَدِي وَلاَثَتْنِي بِبَعْضِهِ، ثُمَّ أَرْسَلَتْنِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَذَهَبْتُ بِهِ، فَوَجَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ وَمَعَهُ النَّاسُ، فَقُمْتُ عَلَيْهِمْ فَقَالَ لِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ آرْسَلَكَ أَبُو طَلْحَةَ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ بِطَعَامٍ‏.‏ فَقُلْتُ نَعَمْ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمَنْ مَعَهُ ‏"‏ قُومُوا ‏"‏‏.‏ فَانْطَلَقَ وَانْطَلَقْتُ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ حَتَّى جِئْتُ أَبَا طَلْحَةَ فَأَخْبَرْتُهُ‏.‏ فَقَالَ أَبُو طَلْحَةَ يَا أُمَّ سُلَيْمٍ، قَدْ جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالنَّاسِ، وَلَيْسَ عِنْدَنَا مَا نُطْعِمُهُمْ‏.‏ فَقَالَتِ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ‏.‏ فَانْطَلَقَ أَبُو طَلْحَةَ حَتَّى لَقِيَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَأَقْبَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو طَلْحَةَ مَعَهُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلُمِّي يَا أُمَّ سُلَيْمٍ مَا عِنْدَكِ ‏"‏‏.‏ فَأَتَتْ بِذَلِكَ الْخُبْزِ، فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَفُتَّ، وَعَصَرَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ عُكَّةً فَأَدَمَتْهُ، ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيهِ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ، فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ، فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ، فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَكَلَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ وَشَبِعُوا، وَالْقَوْمُ سَبْعُونَ ـ أَوْ ثَمَانُونَ ـ رَجُلاً‏.‏

  11. Hadis no. 3579

    Bizler ayetleri (harikulade olayları) bir bereket sayıyorduk

    Türkçe meal

    Abdullah (b Mes'ud) dedi ki: "Bizler ayetleri (harikulade olayları) bir bereket sayıyorduk. Sizler ise bunları korkutan şeyler olarak sayıyorsunuz. Bir yolculukta Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idik. Su azaldı. Bana bir mik:ar artık su arayın, diye buyurdu. İçinde az bir miktar su bulunan bir kap getirdiler. Elini o kaba soktu, sonra: Haydi bu mubarek su'ya geliniz, dedi. Bereket Allah'tandır. Andolsun ben suyun Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in parmaklarının arasından kaynadığını gördüm. Andolsun bizler yemeğin yenilirken tesbih getirciğini duyardık

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ الزُّبَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنَّا نَعُدُّ الآيَاتِ بَرَكَةً وَأَنْتُمْ تَعُدُّونَهَا تَخْوِيفًا، كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ فَقَلَّ الْمَاءُ فَقَالَ ‏"‏ اطْلُبُوا فَضْلَةً مِنْ مَاءٍ ‏"‏‏.‏ فَجَاءُوا بِإِنَاءٍ فِيهِ مَاءٌ قَلِيلٌ، فَأَدْخَلَ يَدَهُ فِي الإِنَاءِ، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ حَىَّ عَلَى الطَّهُورِ الْمُبَارَكِ، وَالْبَرَكَةُ مِنَ اللَّهِ ‏"‏ فَلَقَدْ رَأَيْتُ الْمَاءَ يَنْبُعُ مِنْ بَيْنِ أَصَابِعِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَلَقَدْ كُنَّا نَسْمَعُ تَسْبِيحَ الطَّعَامِ وَهْوَ يُؤْكَلُ‏.‏

  12. Hadis no. 3580

    Babası borçlu olduğu halde vefat etmişti

    Türkçe meal

    Cabir r.a.'dan rivayete göre: "Babası borçlu olduğu halde vefat etmişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardım. Babam geriye borç bıraktı. Bende ise hurma ağaçlarının vereceği mahsülden başkası yok. Senelerce alınacak mahsül onun borcunu ödemeye yetmez. Alacaklılar bana karşı aşırı gitmesinler diye benimle birlikte gel, dedim. O da hurma harmanlarından bir harmanın etrafında yürüdü, dua etti. Daha sonra bir başkası(na da bunu yaptı). Sonra başına oturarak: Bunu ayırın, dedi. Alacaklılara haklarını verdi, geriye de onlara verdiği kadar kaldı

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَامِرٌ، قَالَ حَدَّثَنِي جَابِرٌ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ أَبَاهُ، تُوُفِّيَ وَعَلَيْهِ دَيْنٌ، فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ إِنَّ أَبِي تَرَكَ عَلَيْهِ دَيْنًا وَلَيْسَ عِنْدِي إِلاَّ مَا يُخْرِجُ نَخْلُهُ، وَلاَ يَبْلُغُ مَا يُخْرِجُ سِنِينَ مَا عَلَيْهِ، فَانْطَلِقْ مَعِي لِكَىْ لاَ يُفْحِشَ عَلَىَّ الْغُرَمَاءُ‏.‏ فَمَشَى حَوْلَ بَيْدَرٍ مِنْ بَيَادِرِ التَّمْرِ فَدَعَا ثَمَّ آخَرَ، ثُمَّ جَلَسَ عَلَيْهِ فَقَالَ ‏ "‏ انْزِعُوهُ ‏"‏‏.‏ فَأَوْفَاهُمُ الَّذِي لَهُمْ، وَبَقِيَ مِثْلُ مَا أَعْطَاهُمْ‏.‏

  13. Hadis no. 3581

    Suffa ashabı fakir kimseler idi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bir defasında şöyle buyurdu: Kimin…

    Türkçe meal

    Abdurrahman b. Ebi Bekr r.a.'dan rivayete göre; "Suffa ashabı fakir kimseler idi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bir defasında şöyle buyurdu: Kimin yanında iki kişilik yemek varsa üçüncüsünü alıp götürsün. Yanında dört kişilik yemek bulunan kimse beşincisini ya da altıncısını alsın -ya da buna yakın buyurdu- o Ebu Bekir de üç kişi alıp geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem on kişi alıp götürdü, Ebu Bekir ise üç kişi (getirmişti). (Abdurrahman) dedi ki: Durum şu ki ben, babam ve annem -(Ebu Osman hadisinde) dedi ki: Hanımım ve bizim evimiz ile Ebu Bekir'in evi arasında (ortaklaşa hizmet eden) hizmetçim (deyip) de(me)diğini bilmiyorum.- Ebu Bekir, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında akşam yemeğini yedi. Sonra da yatsı namazını kılıncaya kadar orada kaldı. Sonra geri döndü ve Resuullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de akşam yemeğini yiyinceye kadar bekledi. Gecenin AIlah'ın dilediği kadar bir bölümü geçtikten sonra geldi. Hanımı ona: Misafirlerinin yanına -ya da misafirinin yanına- gelmekten seni alıkoyan ne oldu, dedi. Onlara yemek yedirmedin mi yoksa, diye sordu. Hanımı: Sen gelinceye kadar yemek yemeyi kabul etmediler, dedi. (Hizmetçiler) Onlara yemek yemelerini söylediler ama kabul ettiremediler. (Abdurrahman) dedi ki: Ben de gidip saklandım. Ey pis herif, ağzın, burnun, kulağın kopsun deyip, ağır sözler de söyledi. (Misafirlere): Yiyin dedi. Ben asla ondan yemeyeceğim, diye ekledi. (Abdurrahman) dedi ki: Allah'a yemin ederim, bizim aldığımız her bir lokmanın altından ondan daha fazlası artıyordu. Nihayet hepsi doydular ve yemek önceki halinden daha fazla kaldı. Ebu Bekir yemeğe baktığında olduğu gibi hatta daha fazla kaldığını göcünce, hanımına: Ey Firas oğullarının kızkardeşi, dedi. Hanımı: Hayır, gözümün aydınlığına yemin ederim, o şu anda öncekinin üç kat fazlasıdır, dedi. Ebu Bekir ondan yiyerek dedi ki: O -yeminini kastediyor- şeytandan idi. Sonra ondan bir lokma yedi. Daha sonra yemeği alıp Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdü. Sabaha kadar yemek orada kaldı. Bizimle başka bir topluluk arasında bir antlaşma vardı. Antlaşma süresi sona erince (onlardan da) gelenler oldu. Bunun üzerine (Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizleri, her bir grupta kaç kişinin olduğunu en iyi Allah'ın bildiği on iki gruba ayırdı ve her bir grubun başına bir kişiyi tayin etti. Şu kadar var ki, onlarla birlikte bu kimseleri gönderdiği muhakkaktı. (Abdurrahman) dedi ki: Hepsi de o kaptaki yemekten yediler -ya da buna yakın bir ifade kullandı.- (Şüphe eden hadisi Abdurrahman'dan rivayet eden kişi olan Ebu Osman'dır.) " Başkası ise: "Arıflik"ten gelen bir kelime olarak "biz de ona tarif ettik" (yani durumu Allah Resulüne bildirdik) demiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ أَبِيهِ، حَدَّثَنَا أَبُو عُثْمَانَ، أَنَّهُ حَدَّثَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ أَصْحَابَ، الصُّفَّةِ كَانُوا أُنَاسًا فُقَرَاءَ، وَأَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم قَالَ مَرَّةً ‏ "‏ مَنْ كَانَ عِنْدَهُ طَعَامُ اثْنَيْنِ فَلْيَذْهَبْ بِثَالِثٍ، وَمَنْ كَانَ عِنْدَهُ طَعَامُ أَرْبَعَةٍ فَلْيَذْهَبْ بِخَامِسٍ أَوْ سَادِسٍ ‏"‏‏.‏ أَوْ كَمَا قَالَ، وَأَنَّ أَبَا بَكْرٍ جَاءَ بِثَلاَثَةٍ وَانْطَلَقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِعَشَرَةٍ، وَأَبُو بَكْرٍ وَثَلاَثَةً، قَالَ فَهْوَ أَنَا وَأَبِي وَأُمِّي ـ وَلاَ أَدْرِي هَلْ قَالَ امْرَأَتِي وَخَادِمِي ـ بَيْنَ بَيْتِنَا وَبَيْنَ بَيْتِ أَبِي بَكْرٍ، وَأَنَّ أَبَا بَكْرٍ تَعَشَّى عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ لَبِثَ حَتَّى صَلَّى الْعِشَاءَ، ثُمَّ رَجَعَ فَلَبِثَ حَتَّى تَعَشَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَاءَ بَعْدَ مَا مَضَى مِنَ اللَّيْلِ مَا شَاءَ اللَّهُ، قَالَتْ لَهُ امْرَأَتُهُ مَا حَبَسَكَ عَنْ أَضْيَافِكَ أَوْ ضَيْفِكَ‏.‏ قَالَ أَوَ عَشَّيْتِهِمْ قَالَتْ أَبَوْا حَتَّى تَجِيءَ، قَدْ عَرَضُوا عَلَيْهِمْ فَغَلَبُوهُمْ، فَذَهَبْتُ فَاخْتَبَأْتُ، فَقَالَ يَا غُنْثَرُ‏.‏ فَجَدَّعَ وَسَبَّ وَقَالَ كُلُوا وَقَالَ لاَ أَطْعَمُهُ أَبَدًا‏.‏ قَالَ وَايْمُ اللَّهِ مَا كُنَّا نَأْخُذُ مِنَ اللُّقْمَةِ إِلاَّ رَبَا مِنْ أَسْفَلِهَا أَكْثَرُ مِنْهَا حَتَّى شَبِعُوا، وَصَارَتْ أَكْثَرَ مِمَّا كَانَتْ قَبْلُ، فَنَظَرَ أَبُو بَكْرٍ فَإِذَا شَىْءٌ أَوْ أَكْثَرُ قَالَ لاِمْرَأَتِهِ يَا أُخْتَ بَنِي فِرَاسٍ‏.‏ قَالَتْ لاَ وَقُرَّةِ عَيْنِي لَهْىَ الآنَ أَكْثَرُ مِمَّا قَبْلُ بِثَلاَثِ مَرَّاتٍ‏.‏ فَأَكَلَ مِنْهَا أَبُو بَكْرٍ، وَقَالَ إِنَّمَا كَانَ الشَّيْطَانُ ـ يَعْنِي يَمِينَهُ ـ ثُمَّ أَكَلَ مِنْهَا لُقْمَةً، ثُمَّ حَمَلَهَا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَصْبَحَتْ عِنْدَهُ‏.‏ وَكَانَ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمٍ عَهْدٌ، فَمَضَى الأَجَلُ، فَتَفَرَّقْنَا اثْنَا عَشَرَ رَجُلاً مَعَ كُلِّ رَجُلٍ مِنْهُمْ أُنَاسٌ‏.‏ اللَّهُ أَعْلَمُ كَمْ مَعَ كُلِّ رَجُلٍ، غَيْرَ أَنَّهُ بَعَثَ مَعَهُمْ، قَالَ أَكَلُوا مِنْهَا أَجْمَعُونَ‏.‏ أَوْ كَمَا قَالَ‏.‏ وَغَيْرُهُ يَقُولُ فَعَرَفْنَا مِنْ الْعِرَافَةِ

  14. Hadis no. 3582

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde Medinelilerde kıtlık baş gösterdi. Cuma günü hutbesini…

    Türkçe meal

    Enes r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde Medinelilerde kıtlık baş gösterdi. Cuma günü hutbesini verirken bir adam ayağa kalkarak: Ey Allah'ın Resulü, bineklerimiz telef oldu, koyunlarımız telef oldu. Yüce Allah'a dua et de bize yağmur yağdırsın, dedi. O da ellerini uzatıp, dua etti. Enes dedi ki: Gerçekten gök bir cam parçası gibi idi. Bir rüzgar esti ve bir bulut meydana geldi. Daha sonra bulutlar bir araya geldi. Arkasından gök ağzını salıverdi, bizler adeta suda yüzerek çıktık ve nihayet evlerimize vardık. Bir sonraki cumaya kadar yağmur kesilmedi. Aynı adam -ya da bir başkası- kalkıp ona: Ey Allah'ın Resulü dedi. Evler yıkıldı. Allah'a dua et de bu yağmuru kessin. Resulullah gülümsedi, sonra: (Rabbim) etrafımıza yağdır, üzerimize değil. Bulutlara baktım, Medine'nin etrafında adeta bir taç oluşturur gibi parçalanmakta olduğunu gördüm."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    3578- "Ebu Talha dedi ki:" Ebu Talha'nın adı Zeyd b. Sehl el-Ensari olup, !::nes'in annesi Ümmü Süleym'in kocasıdır. Mescidden kasıt da Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in Hendek gazvesinde Ahzabın Medine'yi muhasarası esnasında namaz kılmak üzere hazırlamış olduğu yerdir. "Diğer bir kısmıyla beni sardı." Maksat, örtüsünün bir kısmını başının üzerine, bir kısmını da koltuğunun üzerine sardığıdır. "Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana: Seni Ebu Talha mı gönderdi, diye sordu. Ben: Evet dedim. Beraberinde yiyecek bir şey var mı, diye sordu. Evet, dedim. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Beraberinde bulunanlara: Kalkınız dedi." Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, bu ifadenin zahirinden Ebu Talha'nın kendisini evine davet ettiği anlamını çıkarmıştı.

    Bundan dolayı yanında bulunanlara: Kalkınız, dedi. Ancak ifadenin baş tarafı, Ümmü Süleym ile Ebu Talha'nın, Enes ile birlikte ekmek göndermiş olmalarını gerektirmektedir. Bu iki husus şöylece telif edilebilir: Onlar Enes ile birlikte ekmek göndererek Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in onu alıp yemesini istemişlerdi. Fakat Enes oraya ulaşıp, Nebi sallalliihu aleyhi .. e sellem'in etrafında bulunanların kalabalık olduğunu görünce utandı. Tek başına Nebi'in kendisi ile birlikte eve gelmesi için onu davet etmeyi uygun gördü. Böylelikle Nebie yemek yedirmek maksatları gerçekleşmiş olacaktı. Bunun, Enes'i gönderenin görüşü olması ihtimali de vardır.

    Ona etrafında çok kimse olduğunu görecek olursa yalnızca Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'i davet etmesini söylemişti. Çünkü o miktarın Nebie ve beraberindekilere yetmeyeceği korkusu vardı. Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'in ise başkasını kendisine tercih edeceğini ve tek başına yemek yiyeceğini biliyorlardı. Gördüğüm rivayetlerin birçoğu, Ebu Talha'nın bu olayda Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'i davet etmiş olmasını gerektirmektedir. "Ümmü Talha bir parça yağı sıktı ve ona katık yaptı." Yani o yağ topundan ,ıkanı ekmeğe katık yaptı. "el-Ukke" tabiri genellikle deriden yuvarlak olarak yapılmış ve içine yağ ve bal konan kabın adıdır. 3579- "Biz ayetleri" hariımlade olayları "sayardık." "Bereket (sayardık), siz ise onları korkutma sebebi olarak değerlendiriyorsunuz." İfadenin zahirinden anlaşıldığına göre onların bütün harikulade olayları orkutma sebebi olarak değerlendirmelerine tepki göstermiştir.

    Yoksa bütün ha'kulade olaylar da bereket değildir. Meselenin tahkiki, çok sayıda kimsenin az iktardaki yemekle doymasında olduğu gibi, bir kısmını Allah'tan bir bereket, iğer bir kısmını da -güneşin ve ayın tutulmasında olduğu gibi- Allah'tan bir kor"utma olarak saymayı gerektirmektedir. Nitekim Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz güneş ve ay Allah'ın ayetlerinden iki ayettir. Allah onlarla kullarını korkutur." "Haydi, mübarek abdest suyuna geliniz." Yani bu su ile abdest almaya geliniz. "Andolsun bizler yemeğin yenirken tesbihini duyardık." Resulullah salı allah u aleyhi ve sellem'in döneminde çoğunlukla duyardık, demektir. 3580- "Onun babası" Abdullah b.

    Amr b. Haram'dır. "Benim yanımda ise hurma ağaçlarından çıkan mahsulden başkası yok." Yani o geriye sözü geçen o bahçeden başkasını bırakmamıştı. "O bahçenin hurma ağaçlarından senelerce gelecek olan mahsul üzerindekini" yani onun borcunu seneler boyunca "karşılamaya yetmez." "Alacaklılar bana karşı aşırılık etmesinler diye benimle beraber gel. O da onunla beraber gitti." İfadede şu takdirde kaldırılmış lafızlar vardır: O da: Evet diye buyurdu. Onunla beraber yola koyuldu, bahçeye ulaşınca (bir harmanın) yanına yürüdü. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Vadesi gelmiş borcun alacaklılarının daha sonraya ertelenmesi caizdir.

    Aynı şekilde borçlunun da, borcun ödeneceği malın maslahatı açısından ödemeyi geciktirmesi caizdir. 2- İmamın yönetimi altındakilerin ihtiyaçlarını gidermeye çalışması ve bazıları adına bazıları nezdinde şefaat ve iltimasta bulunması gerekir. 3- Ayrıca hadiste nübuvvet alametlerinden apaçık bir alamet bulunmaktadır. Çünkü az miktardaki bir mahsulün çoğalması söz konusu oldu ve nihayet çok miktardaki alacak, o mahsulden ödendiği halde geriye yine ondan bir şeyler arttı. 3581- "Suffa ashabı fakir kimselerdi." İleride onlardan er-Rikak bölümünde sözedilecektir. Suffa, Nebi mescidinin geri taraflarında üstü kapalı bir yer idi.

    Aileleri ve barınakları olmayan garip kimselerin kalması için hazırlanmıştı. Onlardan evlenenlere, ölenlere ya da yolculuğa çıkanlara göre oda sayıları artar veya eksilirdi. Ebu Nuaym, el-Hilye adlı eserinde bunların isimlerini sıralamış ve yüz kişiden fazla olduklarını tespit etmiştir. "Pis herif dedi, ağzın, burnun, kulağın kopsun diye beddua etti, sövüp saydı." el-Cureyr1'nin rivayetinde şöyle demektedir: "Pis herif, sana and veriyorum. eğer sesimi işitiyorsan mutlaka buraya gel. (Abdurrahman) dedi ki: Ben de olduğum yerden çıktım. Allah'a yemin ederim, benim hiçbir günahım yok, dedim. Bunlar işte senin misafirlerin, onlara sor.

    Misafirleri: Sana doğru söylüyor, o bize . 'emek getirdi dediler." "Kulağın, bumun, kopsun diye beddua etti, sövüp saydı" ifadesinde kulağın, ağzın ya da dudağın kopması için beddua anlamı vardır. Kurtubi dedi ki: Ebu Bekir, Abdurrahman'ın misafirlere karşı kusurlu dav!andığını zannetmişti. "Ebediyen bunun tadına bakmayacağım." İbnu't-Tın dedi ki: Ebu Bekir bu .sözleriyle misafirlerine değil, hanımına ve aile halkına hitap etmişti. "Mutlaka altından ... artar çoğalırdı." Yani lokmanın alındığı yerden arttığı görülüyordu. "Hanımı: Hayır, gözümün aydınlığına yemin ederim ki. .. " Bununla sevinç e insanın sevdiği ve hoşuna gidecek şeyleri görmesi kastedilmektedir.

    "Ebu Bekir ondan yedi ve bu şeytan (dan) idi, dedi. Bununla da yaptığı ye:ııini kastediyordu." Bundan önce hazfedilmiş.ifadeler vardır ki takdiri şöyledir: 3eni bunu yapmaya iten şeytandı. Yani Allah'a yemin ederim, bunu yemeyeceğim diye yemin etmeye beni iten şeytan olmuştu, demektir. Müslim ile el-İsmaill'deki rivayette: "Bu ancak şeytandandı" denilmektedir. Yine kastedilen onun yeminidir. Çünkü o şeytan Ebu Bekir r.a.'a yemin etmesini güzel ve süslü göstermek suretiyle kendisiyle misafirleri arasında bir mesafenin ortaya çıkmasını istemişti. Ebu Bekir ise daha hayırlı olanı işleyip, . 'eminini bozarak onu rusvayetmişti.

    "Sonra onu (yemek kabını) Nebi salı allah u aleyhi ve sellem'e alıp götürdü. abaha kadar onun yanında kaldı." Yani yemek kabı o haliyle kaldı. Geceleyin ondan yemediler. Çünkü bu olay, gecenin uzun bir süresinin geçmesinden sonra olmuştu. "Bizleri her birisi ile bir miktar kimsenin olduğu on iki kişi olarak ayırdı." Yani onları oniki gruba böldü. "Her bir adam ile birlikte kaç kişi bulunduğunu en iyi bilen Allah'tır. Ancak onlarla birlikte ... gönderdi." Yani o kat'i olarak şunu biliyordu: Her bir grubun başına bir kişi olmak üzere başlarına arif olarak oniki kişiyi görevlendirdi, fakat :-ıer bir arifin komutası altında onlardan kaçar kişi olduğunu bilmiyordu.

    Çünkü bu durumda çok olmaları ihtimali de, az olma ihtimali de vardır. Şu kadar var i o kat'i olarak onlarla -yani her bir grup kimse ile- birlikte birer arif göndermiş olduğundan emin idi. "(Abdurrahman) dedi ki: Hepsi de ondan yediler. -(Hadisi ondan rivayet eden (Ebu Osman): Ya da onun gibi, dedi." Hulasa askerlerin tamamı Ebu Bekir'in, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e göndermiş olduğu, o kaptan yemek yediler. Böylelikle sözü geçen yemekte bereketin tamamlanmasının Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nezdinde bulunması ile gerçekleştiği ortaya çıkmış oldu. Çünkü Ebu Bekir'in evinde görülen bereket sadece bu yemekteki bereketin başlangıçlarının ortaya çıkması idi.

    Nihai derecesine ulaşması ve bütün askerlere yetecek hale gelmesi ise, ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında kalmasından sonra tahakkuk etmiştir. Rivayetin zahirinden anlaşılan budur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Hadisten Çıkan Sonuçlar Az önce geçen hususların dışında şunlar da anlaşılmaktadır: 1- Fakirler, bakıma muhtaç iseler, mescidlere sığınabilirler. Ancak bu konuda bir ısrarları olmamalı, yüzsüzlük etmemeleri, namaz kılanların da şaşırmasına sebep olmamalıdıriar. 2- Bu şartların bulunması halinde fakirleri görüp gözetmek müstehaptır. 3- Darlık ve kıtlık zamanlarında ek mali yükümlülükler getirilebilir. 4- Misafir için yeteri kadar ikram hazırlanmış olduğu takdirde; hanımın, çocuğun ve misafirin yanında bulunmamak caizdir. 5- Evin hanımı, kocasından özel bir izin olmadan misafirlere yapacağı hazırlıklarda ve sunacağı yemekte (görüşüne göre) tasarruf edebilir. 6- Tedib etmek, hayır işleme alışkanlığı kazandırmak amacıyla babanın ev- ladına ağır sözler söylemesi caizdir. 7 - Yemin edildikten sonra yemini bozmak caizdir. 8- Velilerin ve Salihlerin yemekleri ile teberrük caizdir. 9- Bereketin göründüğü yemeği büyüklere takdim edebilir, onlar da bunu kabul ederler. 10- Şanı yüce Allah'ın velilerine ihsan ettiği lütuftarı da görülmektedir.

    Çünkü Ebu Bekir'in düşüncesi karışmış olduğu gibi çocuğu, hanımı ve misafirleri de yemeği kabul etmediklerinden ötürü karışmıştır. Bundan dolayı Ebu Bekir üzülmüş ve az önce açıklandığı üzere yemin etmek, sonra yeminini bozmak gibi ve benzeri sıkıntılara maruz kalmıştı. Ancak yüce Allah bu sıkıntılarını ona ihsan ettiği keramet ile kaldırmıştı. Böylelikle sıkıntıları rahatlığa, kederi de sevince dönüşmüş oldu. Hamd Allah'adır, minnet duygularımız O'nadır. 3582- "Binekler helak oldu." Bununla kasıt atlardır. Bazen atların dışındaki hayvanlar hakkında da kullanılabilir. "Cam gibi" Aşırı berraklığından, onda hiç bulut olmadığından cama benzetilmiştir.

    "Taç (ikliı)" başın etrafını kuşatan ve başa bağlanan şeye denilir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ، وَعَنْ يُونُسَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَصَابَ أَهْلَ الْمَدِينَةِ قَحْطٌ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَبَيْنَا هُوَ يَخْطُبُ يَوْمَ جُمُعَةٍ إِذْ قَامَ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلَكَتِ الْكُرَاعُ، هَلَكَتِ الشَّاءُ، فَادْعُ اللَّهَ يَسْقِينَا، فَمَدَّ يَدَيْهِ وَدَعَا‏.‏ قَالَ أَنَسٌ وَإِنَّ السَّمَاءَ لَمِثْلُ الزُّجَاجَةِ فَهَاجَتْ رِيحٌ أَنْشَأَتْ سَحَابًا ثُمَّ اجْتَمَعَ، ثُمَّ أَرْسَلَتِ السَّمَاءُ عَزَالِيَهَا، فَخَرَجْنَا نَخُوضُ الْمَاءَ حَتَّى أَتَيْنَا مَنَازِلَنَا، فَلَمْ نَزَلْ نُمْطَرُ إِلَى الْجُمُعَةِ الأُخْرَى، فَقَامَ إِلَيْهِ ذَلِكَ الرَّجُلُ ـ أَوْ غَيْرُهُ ـ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، تَهَدَّمَتِ الْبُيُوتُ، فَادْعُ اللَّهَ يَحْبِسْهُ‏.‏ فَتَبَسَّمَ ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ حَوَالَيْنَا وَلاَ عَلَيْنَا ‏"‏‏.‏ فَنَظَرْتُ إِلَى السَّحَابِ تَصَدَّعَ حَوْلَ الْمَدِينَةِ كَأَنَّهُ إِكْلِيلٌ‏.‏

  15. Hadis no. 3583

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir hurma kütüğünün yanında hutbe okuyordu

    Türkçe meal

    İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir hurma kütüğünün yanında hutbe okuyordu. Minber edinince oraya geçti. Bunun üzerine kütük inledi. Nebiimiz onun yanına gitti ve eliyle üzerini sıvazladı

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ كَثِيرٍ أَبُو غَسَّانَ، حَدَّثَنَا أَبُو حَفْصٍ ـ وَاسْمُهُ عُمَرُ بْنُ الْعَلاَءِ أَخُو أَبِي عَمْرِو بْنِ الْعَلاَءِ ـ قَالَ سَمِعْتُ نَافِعًا، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ إِلَى جِذْعٍ فَلَمَّا اتَّخَذَ الْمِنْبَرَ تَحَوَّلَ إِلَيْهِ، فَحَنَّ الْجِذْعُ فَأَتَاهُ فَمَسَحَ يَدَهُ عَلَيْهِ‏.‏ وَقَالَ عَبْدُ الْحَمِيدِ أَخْبَرَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَخْبَرَنَا مُعَاذُ بْنُ الْعَلاَءِ، عَنْ نَافِعٍ، بِهَذَا‏.‏ وَرَوَاهُ أَبُو عَاصِمٍ عَنِ ابْنِ أَبِي رَوَّادٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

  16. Hadis no. 3584

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cuma günü bir ağacın ya da bir hurma ağacının yanında ayakta dururdu (ve…

    Türkçe meal

    Cabir b. Abdullah r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cuma günü bir ağacın ya da bir hurma ağacının yanında ayakta dururdu (ve öylece hutbe okurdu.) Ensardan bir kadın -ya da bir adam- dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, sana bir minber yapmayalım mı? Allah Resulü: Dilerseniz (yapınız), dedi. Bunun üzerine ona bir minber yaptılar. Cuma günü olunca minbere doğru gitti. Bu sefer hurma ağacı küçük bir çocuk gibi feryat etti. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem indi, onu kucakladı. Tıpkı teskin edilen küçük çocuk gibi inliyordu. (Cabir) dedi ki: O hurma ağacı (kütüğü) yanıbaşında duyduğu zikirlerden uzak kaldığı için ağlarnıştL

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ أَيْمَنَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُومُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ إِلَى شَجَرَةٍ أَوْ نَخْلَةٍ، فَقَالَتِ امْرَأَةٌ مِنَ الأَنْصَارِ ـ أَوْ رَجُلٌ ـ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ نَجْعَلُ لَكَ مِنْبَرًا قَالَ ‏"‏ إِنْ شِئْتُمْ ‏"‏‏.‏ فَجَعَلُوا لَهُ مِنْبَرًا، فَلَمَّا كَانَ يَوْمُ الْجُمُعَةِ دُفِعَ إِلَى الْمِنْبَرِ، فَصَاحَتِ النَّخْلَةُ صِيَاحَ الصَّبِيِّ، ثُمَّ نَزَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَضَمَّهُ إِلَيْهِ تَئِنُّ أَنِينَ الصَّبِيِّ، الَّذِي يُسَكَّنُ، قَالَ ‏"‏ كَانَتْ تَبْكِي عَلَى مَا كَانَتْ تَسْمَعُ مِنَ الذِّكْرِ عِنْدَهَا ‏"‏‏.‏

  17. Hadis no. 3585

    Mescidin tavanı hurma kütükleri üzerinde duruyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de hutbe irad etti mi bu…

    Türkçe meal

    Cabir b. Abdullah r.a. diyor ki: "Mescidin tavanı hurma kütükleri üzerinde duruyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de hutbe irad etti mi bu kütüklerden birisinin yanında dururdu. Ona minber yapılınca minberin üzerinde (hutbe okur) oldu. Bu sebeple biz de o kütüğün on aylık gebe develerin sesi gibi bir ses çıkardığını işittik. Nihayet Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem geldi. Elini o kütüğün üzerine koydu ve kütük sakinleşti."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Kütüğün yanına geldi ve eliyle üzerini sıvazladı" el-İsmaili'nin, Yahya b. es-Seken yoluyla, onun da Muaz'dan yaptığı rivayette şöyle denilmektedir: "O kütüğün yanına geldi, onu kucakladı, o da sakinleşti. Allah Resulü: Eğer bunu yapmayacak olsaydım asla sakinleşmezdi, diye buyurdu." el-Hasen'in Enes'ten diye naklettiği rivayette de şöyle denilmektedir: el-Hasen bu hadisi nakletti mi şöyle derdi: Ey Müslümanlar, ağaç kütüğü bile Resulullah'a kavuşmak şevki ile için inliyordu. Ona şevk duyup, özlemeye sizler daha layıksınız. "On aylık gebe deve sesi gibi." "el-İşar" gebeliği on ayı bulmuş olan deve demektir.

    Hadiste yüce Allah'ın bazen cansız varlıklarda canlı varlıklar gibi hatta canlıların en şereflileri gibi bir idrak yaratacağına delil vardır. Yine hadis-i şerif "O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur"[İsra, 41] buyruğunu zahirine göre yorumlayanların görüşlerini de desteklemektedir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بِلاَلٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي حَفْصُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ كَانَ الْمَسْجِدُ مَسْقُوفًا عَلَى جُذُوعٍ مِنْ نَخْلٍ فَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا خَطَبَ يَقُومُ إِلَى جِذْعٍ مِنْهَا، فَلَمَّا صُنِعَ لَهُ الْمِنْبَرُ، وَكَانَ عَلَيْهِ فَسَمِعْنَا لِذَلِكَ الْجِذْعِ صَوْتًا كَصَوْتِ الْعِشَارِ، حَتَّى جَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَوَضَعَ يَدَهُ عَلَيْهَا فَسَكَنَتْ‏.‏

  18. Hadis no. 3586

    Ömer b. el-Hattab r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fitne hakkında söylediklerini…

    Türkçe meal

    Huzeyfe'den rivayete göre "Ömer b. el-Hattab r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fitne hakkında söylediklerini hanginiz ezbere biliyor? Huzeyfe dedi ki: Ben onu söylediği gibi hıfzetmiş bulunuyorum. Ömer: Haydi söyle, sen cesur birisin, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dedi ki: Adamın ailesi, malı ve komşusu dolayısıyla fitneye maruz kalması (günaha düşmesi)ne namaz, sadaka, iyiliği emredip kötülükten alıkoymak keffarettiL Ömer: Benim istediğim bu değiL. Ben denizin dalgaları gibi coşup gelecek olandan söz ediyorum. Huzeyfe dedi ki: Ey mu'minlerin emiri, ondan dolayı senin için korkacak bir şey yok. Çünkü seninle onun arasında kilitlenmiş bir kapı vardır. Ömer r.a.: Bu kapı açılacak mı yoksa kırılacak mı diye sorunca, Huzeyfe: Hayır kırılacak deyince, Ömer dedi ki: Böyle ise muhtemelen kapanmayacaktır. Bizler (Huzeyfe'ye): (Ömer) kapının kim olduğunu bildi mi, diye sorduk. Huzeyfe: Evet dedi. Yarın gelmeden önce bu gecenin geleceğini bildiği gibi biliyordu. Çünkü ben ona yalan yanlış olmayan bir hadis nakletmiştim. Bizler ona sormaya çekindiğimiz için Mesruk'a söyledik de ona sordu: Peki kapı kimdi, o: Ömer'di dedi

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ شُعْبَةَ،‏.‏ حَدَّثَنِي بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، يُحَدِّثُ عَنْ حُذَيْفَةَ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَيُّكُمْ يَحْفَظُ قَوْلَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْفِتْنَةِ فَقَالَ حُذَيْفَةُ أَنَا أَحْفَظُ كَمَا قَالَ‏.‏ قَالَ هَاتِ إِنَّكَ لَجَرِيءٌ‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ فِتْنَةُ الرَّجُلِ فِي أَهْلِهِ وَمَالِهِ وَجَارِهِ تُكَفِّرُهَا الصَّلاَةُ وَالصَّدَقَةُ وَالأَمْرُ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْىُ عَنِ الْمُنْكَرِ ‏"‏‏.‏ قَالَ لَيْسَتْ هَذِهِ، وَلَكِنِ الَّتِي تَمُوجُ كَمَوْجِ الْبَحْرِ‏.‏ قَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ لاَ بَأْسَ عَلَيْكَ مِنْهَا، إِنَّ بَيْنَكَ وَبَيْنَهَا بَابًا مُغْلَقًا‏.‏ قَالَ يُفْتَحُ الْبَابُ أَوْ يُكْسَرُ قَالَ لاَ بَلْ يُكْسَرُ‏.‏ قَالَ ذَاكَ أَحْرَى أَنْ لاَ يُغْلَقَ‏.‏ قُلْنَا عَلِمَ الْبَابَ قَالَ نَعَمْ، كَمَا أَنَّ دُونَ غَدٍ اللَّيْلَةَ، إِنِّي حَدَّثْتُهُ حَدِيثًا لَيْسَ بِالأَغَالِيطِ‏.‏ فَهِبْنَا أَنْ نَسْأَلَهُ، وَأَمَرْنَا مَسْرُوقًا، فَسَأَلَهُ فَقَالَ مَنِ الْبَابُ قَالَ عُمَرُ‏.‏

  19. Hadis no. 3587

    Ayakkabıları kıldan yapılmış bir kavimle savaşmadıkça; gözleri küçük, yüzleri kırmızı, burunları basık…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ayakkabıları kıldan yapılmış bir kavimle savaşmadıkça; gözleri küçük, yüzleri kırmızı, burunları basık, yüzleri kat kat derilerden yapılmış kalkanları andıran Türklerle de savaşmadığınız sürece kıyamet kapmayacaktır." [-3588-] "Bu işten -içine düşünceye kadar- en ileri derecede hoşlanmayan kimselerin insanların en hayırlıları olduğunu göreceksinizdir. İnsanlar maden cevherleridir. Cahiliye dönemindeki hayırlıları, İslam'da da hayırlılarıdır." [-3589-] "Andolsun sizden birinizin üzerine öyle bir zaman gelecek ki, beni görmeyi, ailesinin ve malının bir mislinin daha kendisine verilmesinden daha çok sevecektir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا قَوْمًا نِعَالُهُمُ الشَّعَرُ، وَحَتَّى تُقَاتِلُوا التُّرْكَ، صِغَارَ الأَعْيُنِ، حُمْرَ الْوُجُوهِ، ذُلْفَ الأُنُوفِ كَأَنَّ وُجُوهَهُمُ الْمَجَانُّ الْمُطْرَقَةُ ‏"‏‏.‏ "«وَتَجِدُونَ مِنْ خَيْرِ النَّاسِ أَشَدَّهُمْ كَرَاهِيَةً لِهَذَا الأَمْرِ، حَتَّى يَقَعَ فِيهِ، وَالنَّاسُ مَعَادِنُ، خِيَارُهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُهُمْ فِي الإِسْلاَمِ." "وَلَيَأْتِيَنَّ عَلَى أَحَدِكُمْ زَمَانٌ لأَنْ يَرَانِي أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنْ أَنْ يَكُونَ لَهُ مِثْلُ أَهْلِهِ وَمَالِهِ

  20. Hadis no. 3588

    Ayakkabıları kıldan yapılmış bir kavimle savaşmadıkça; gözleri küçük, yüzleri kırmızı, burunları basık…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ayakkabıları kıldan yapılmış bir kavimle savaşmadıkça; gözleri küçük, yüzleri kırmızı, burunları basık, yüzleri kat kat derilerden yapılmış kalkanları andıran Türklerle de savaşmadığınız sürece kıyamet kapmayacaktır." [-3588-] "Bu işten -içine düşünceye kadar- en ileri derecede hoşlanmayan kimselerin insanların en hayırlıları olduğunu göreceksinizdir. İnsanlar maden cevherleridir. Cahiliye dönemindeki hayırlıları, İslam'da da hayırlılarıdır." [-3589-] "Andolsun sizden birinizin üzerine öyle bir zaman gelecek ki, beni görmeyi, ailesinin ve malının bir mislinin daha kendisine verilmesinden daha çok sevecektir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا قَوْمًا نِعَالُهُمُ الشَّعَرُ، وَحَتَّى تُقَاتِلُوا التُّرْكَ، صِغَارَ الأَعْيُنِ، حُمْرَ الْوُجُوهِ، ذُلْفَ الأُنُوفِ كَأَنَّ وُجُوهَهُمُ الْمَجَانُّ الْمُطْرَقَةُ ‏"‏‏.‏ "«وَتَجِدُونَ مِنْ خَيْرِ النَّاسِ أَشَدَّهُمْ كَرَاهِيَةً لِهَذَا الأَمْرِ، حَتَّى يَقَعَ فِيهِ، وَالنَّاسُ مَعَادِنُ، خِيَارُهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُهُمْ فِي الإِسْلاَمِ." "وَلَيَأْتِيَنَّ عَلَى أَحَدِكُمْ زَمَانٌ لأَنْ يَرَانِي أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنْ أَنْ يَكُونَ لَهُ مِثْلُ أَهْلِهِ وَمَالِهِ