İçeriğe geç

Sahih-i BuhariBölüm 65

Tefsir Kitabı

498 hadis · Kitâbu Tefsîri'l-Kur'ân (4474-4977)

Sayfa 11 / 25Yazı boyutu
  1. Hadis no. 4677

    Ey Ümmü Selemel Ka'b'm tevbesi kabul edildi

    Türkçe meal

    Abdullah İbn Ka'b İbn Malik, tevbesi kabul edilenlerden biri olan ve Hz. Nebi'in yaptığı seferlerden Bedir ve zorluk [Teblik] seferi hariç hiçbir seferinden geri kalmayan babası Ka'b İbn Malik'in şöyle söylediğini nakletmiştir: Kuşluk vakti Nebi'e sallallahu aleyhi ve sellem doğruyu söylemeye karar verdim. Allah Reslilü'nün sallallahu aleyhi ve sellem kuşluk vakti dışında, düzenlediği seferden döndüğü pek nadirdi. O, ilk önce Mescid'e giderdi. Sonra orada iki rekat namaz kılardı. Hz. Nebi benimle ve iki arkadaşımla konuşulmasını yasakladı. Bizim dışımızda sefere katılmayan başka herhangi biri ile konuşulmasını ise yasaklamadı. İnsanlar bizimle konuşmaya yanaşmıyordu. Bir müddet bu, böyle devam etti. Nihayet bu süre bana uzun geldi. Ölüp de Hz. Nebi'in sallallahu aleyhi ve sellem cenaze namazımı kıldırmamasından veya onun vefat edip de bu durumda insanlar arasında kalmaktan, hiç kimsenin benimle konuşmamasından ve cenaze namazımı kılmamasından daha fazla beni üzen bir durum olamazdı. Sonra Allah Teala bizim tevbemizi kabul ettiğini bildiren ayetini gecenin son 1I3'ünün kaldığı bir sırada Ümmü Seleme'nin yanında olan Nebiiine indirdi. Ümmü Selerne güzel davranan ve durumumla ilgilenen biriydi. Bundan dolayı Hz. Nebi; "Ey Ümmü Selemel Ka'b'm tevbesi kabul edildi," buyurmuş, o da; "Ona birini gönderip bu müjdeyi vereyim mi?" diye sormuştu. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle cevap vermişti: "Öyle yaparsan insanlar kalabalık edip sizi ezerler ve gecenin geri kalan kısmında uyumanıza engelolurlar." Sonunda Hz. Nebi, sabah namazını kıldırdıktan sonra insanlara Allah Teala'nın bizim tevbemizi kabul ettiğini ilan etti. Bizim bağışlandığımız haberini verirken yüzü ışıidıyordu. Öyle ki yüzü, ay parçası gibi parlıyordu. Bizzat üçümüz mazeret beyan edip de [mazeretieri] kabul edilen kimselerle aynı hükme tabi tutulmamıştık. Allah Teala bizim tevbemizin kabul edildiğini bildiren ayeti indirince, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yalan söyleyip asılsız mazeretler ileri süren kimselerden, bir kimsenin kötülenebileceği en kötü şekilde bahsedilmişti. Allah Teala onlar hakkında şöyle buyurmuştur: (Seferden) onlara döndüğünüz zaman size özür beyan edecekler. De ki: (Boşuna) özür dilemeyin! Size asla inanmayız; çünkü Allah, haberlerinizi bize bildirmiştir. (Bundan sonraki) amelinizi Allah da görecektir, Resulü de. (Tevbe)

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي شُعَيْبٍ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ أَعْيَنَ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ رَاشِدٍ، أَنَّ الزُّهْرِيَّ، حَدَّثَهُ قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ،، وَهْوَ أَحَدُ الثَّلاَثَةِ الَّذِينَ تِيبَ عَلَيْهِمْ أَنَّهُ لَمْ يَتَخَلَّفْ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَةٍ غَزَاهَا قَطُّ غَيْرَ غَزْوَتَيْنِ غَزْوَةِ الْعُسْرَةِ وَغَزْوَةِ بَدْرٍ‏.‏ قَالَ فَأَجْمَعْتُ صِدْقَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضُحًى، وَكَانَ قَلَّمَا يَقْدَمُ مِنْ سَفَرٍ سَافَرَهُ إِلاَّ ضُحًى وَكَانَ يَبْدَأُ بِالْمَسْجِدِ، فَيَرْكَعُ رَكْعَتَيْنِ، وَنَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ كَلاَمِي وَكَلاَمِ صَاحِبَىَّ، وَلَمْ يَنْهَ عَنْ كَلاَمِ أَحَدٍ مِنَ الْمُتَخَلِّفِينَ غَيْرِنَا، فَاجْتَنَبَ النَّاسُ كَلاَمَنَا، فَلَبِثْتُ كَذَلِكَ حَتَّى طَالَ عَلَىَّ الأَمْرُ، وَمَا مِنْ شَىْءٍ أَهَمُّ إِلَىَّ مِنْ أَنْ أَمُوتَ فَلاَ يُصَلِّي عَلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَوْ يَمُوتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَكُونَ مِنَ النَّاسِ بِتِلْكَ الْمَنْزِلَةِ، فَلاَ يُكَلِّمُنِي أَحَدٌ مِنْهُمْ، وَلاَ يُصَلِّي عَلَىَّ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَوْبَتَنَا عَلَى نَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ بَقِيَ الثُّلُثُ الآخِرُ مِنَ اللَّيْلِ، وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ أُمِّ سَلَمَةَ، وَكَانَتْ أُمُّ سَلَمَةَ مُحْسِنَةً فِي شَأْنِي مَعْنِيَّةً فِي أَمْرِي، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا أُمَّ سَلَمَةَ تِيبَ عَلَى كَعْبٍ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ أَفَلاَ أُرْسِلُ إِلَيْهِ فَأُبَشِّرَهُ قَالَ ‏"‏ إِذًا يَحْطِمَكُمُ النَّاسُ فَيَمْنَعُونَكُمُ النَّوْمَ سَائِرَ اللَّيْلَةِ ‏"‏‏.‏ حَتَّى إِذَا صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلاَةَ الْفَجْرِ آذَنَ بِتَوْبَةِ اللَّهِ عَلَيْنَا، وَكَانَ إِذَا اسْتَبْشَرَ اسْتَنَارَ وَجْهُهُ حَتَّى كَأَنَّهُ قِطْعَةٌ مِنَ الْقَمَرِ، وَكُنَّا أَيُّهَا الثَّلاَثَةُ الَّذِينَ خُلِّفُوا عَنِ الأَمْرِ الَّذِي قُبِلَ مِنْ هَؤُلاَءِ الَّذِينَ اعْتَذَرُوا حِينَ أَنْزَلَ اللَّهُ لَنَا التَّوْبَةَ، فَلَمَّا ذُكِرَ الَّذِينَ كَذَبُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْمُتَخَلِّفِينَ، وَاعْتَذَرُوا بِالْبَاطِلِ، ذُكِرُوا بِشَرِّ مَا ذُكِرَ بِهِ أَحَدٌ قَالَ اللَّهُ سُبْحَانَهُ ‏{‏يَعْتَذِرُونَ إِلَيْكُمْ إِذَا رَجَعْتُمْ إِلَيْهِمْ قُلْ لاَ تَعْتَذِرُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّأَنَا اللَّهُ مِنْ أَخْبَارِكُمْ وَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ‏}‏ الآيَةَ‏.‏

  2. Hadis no. 4678

    Teblik seferine katılmadığı zaman Ka'b İbn Malik'in şöyle söylediğini işittim: Allah'a yemin ederim ki, Allah…

    Türkçe meal

    [Gözleri görmez olunca] Ka'b İbn Malik'in elinden tutup ona yardımcı olan oğlu Abdullah şöyle demiştir: Teblik seferine katılmadığı zaman Ka'b İbn Malik'in şöyle söylediğini işittim: Allah'a yemin ederim ki, Allah Teala'nın doğru sözlü olma konusunda beni imtihan ettiğinden daha güzel biçimde bir başkasını imtihan ettiğini bilmiyorum. Hz. Nebi'e doğruyu söylediğim o andan şu vakte kadar yalan söylemeyi hiç düşünmedim. Allah Teala da Nebii'ne şu ayetini indirdi: Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etti). Yeryüzü, bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan (O'nun azabından) yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönmeleri için Allah onların tevbesini kabul etti. Çünkü Allah tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir. Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun.(Tevbe)

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ ـ وَكَانَ قَائِدَ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ ـ قَالَ سَمِعْتُ كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ، يُحَدِّثُ حِينَ تَخَلَّفَ عَنْ قِصَّةِ، تَبُوكَ‏.‏ فَوَاللَّهِ مَا أَعْلَمُ أَحَدًا أَبْلاَهُ اللَّهُ فِي صِدْقِ الْحَدِيثِ أَحْسَنَ مِمَّا أَبْلاَنِي، مَا تَعَمَّدْتُ مُنْذُ ذَكَرْتُ ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى يَوْمِي هَذَا كَذِبًا، وَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عَلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم ‏{‏لَقَدْ تَابَ اللَّهُ عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِرِينَ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ‏}‏

  3. Hadis no. 4679

    Ebu Bekir Yemame'de kurraların öldürülmesinin ardından bana haber yollayıp (beni çağırdı). Yanına vardığım…

    Türkçe meal

    Vahiy katiplerinden Zeyd İbn Sabit'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Ebu Bekir Yemame'de kurraların öldürülmesinin ardından bana haber yollayıp (beni çağırdı). Yanına vardığım zaman, Ömer'in orada olduğunu fark ettim. Ebu Bekir dedi ki: Ömer bana gelip 'Yemame Savaşı'nda Kur'an okuyan pek çok kimse şehid oldu. Ben diğer savaşlarda da, kurraların öldürülmesinden ve Kur'an'ın birçok kısmının kaybolmasından endişe ediyorum. Bu yüzden Kur'an'ın toplanmasını emretmen gerektiğini düşünüyorum' dedi. Ona 'Nebi'in yapmadığı bir şeyi nasıl yaparız?' diye itiraz ettim. Ömer, 'Allah'a andolsun ki, bu hayırlı bir iştir,' dedi. Israrla benden böyle bir şey yapmamı istedi. Nihayet Allah Teala aklıma bu işi yatırdı. Ben de Ömer gibi düşünür oldum." Zeyd olayı anlatmaya şöyle devam etti: "Ömer'in yanında oturduğu bir sırada Ebu Bekir bana 'sen genç ve akıllı birisin. Hiç seni ith am etmedik. Nebi için vahyi yazıyordun. O halde, Kur'an'ı araştırıp topla!' dedi. Allah'a andolsun ki, beni dağlardan birini taşımakla sorumlu tutsaydı, bu görev, bana emrettiği Kur'an'ı toplama görevinden daha ağır gelmezdi. Ebu Bekir'e 'Allah Resulü'nün yapmadığı bir şeyi sizler nasıl yaparsınız?' diyerek itiraz ettim. O da 'Allah'a andolsun ki, bu hayırlı bir iştir' dedi. Ebu Bekir'e itirazlarımı sürdürdüm. Nihayet, Allah Teala, Ebu Bekir ve Ömer'in aklına yatanı, benim de aklıma yatırdı. Sonunda Kur'an'ı bir araya getirmek için, hurma dallarından, yassı taşlardan ve insanların hafızalarından Kur'an'ı araştırdım. "Andolsun size kendinizden öyle bir Nebi gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir, " ayetinden itibaren Tevbe suresinin sonuna kadar olan kısmı sadece Ebu Huzeyme Ensari'nin yanında buldum. Onun dışında başka birinde bulamadım. Topladığım sahifeler, vefat edinceye kadar Ebu Bekir'in yanında kaldı. Sonra hayatı boyunca Ömer'de kaldı. Daha sonra ise kızı Hafsa'ya geçti." Bu rivayetin geniş biçimde açıklaması "Kitabu fedailu'l-Kur'an"da yapılacaktır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ السَّبَّاقِ، أَنَّ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ الأَنْصَارِيَّ ـ رضى الله عنه ـ وَكَانَ مِمَّنْ يَكْتُبُ الْوَحْىَ قَالَ أَرْسَلَ إِلَىَّ أَبُو بَكْرٍ مَقْتَلَ أَهْلِ الْيَمَامَةِ وَعِنْدَهُ عُمَرُ، فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنَّ عُمَرَ أَتَانِي فَقَالَ إِنَّ الْقَتْلَ قَدِ اسْتَحَرَّ يَوْمَ الْيَمَامَةِ بِالنَّاسِ، وَإِنِّي أَخْشَى أَنْ يَسْتَحِرَّ الْقَتْلُ بِالْقُرَّاءِ فِي الْمَوَاطِنِ فَيَذْهَبَ كَثِيرٌ مِنَ الْقُرْآنِ، إِلاَّ أَنْ تَجْمَعُوهُ، وَإِنِّي لأَرَى أَنْ تَجْمَعَ الْقُرْآنَ‏.‏ قَالَ أَبُو بَكْرٍ قُلْتُ لِعُمَرَ كَيْفَ أَفْعَلُ شَيْئًا لَمْ يَفْعَلْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ عُمَرُ هُوَ وَاللَّهِ خَيْرٌ‏.‏ فَلَمْ يَزَلْ عُمَرُ يُرَاجِعُنِي فِيهِ حَتَّى شَرَحَ اللَّهُ لِذَلِكَ صَدْرِي، وَرَأَيْتُ الَّذِي رَأَى عُمَرُ‏.‏ قَالَ زَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ وَعُمَرُ عِنْدَهُ جَالِسٌ لاَ يَتَكَلَّمُ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنَّكَ رَجُلٌ شَابٌّ عَاقِلٌ وَلاَ نَتَّهِمُكَ، كُنْتَ تَكْتُبُ الْوَحْىَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَتَبَّعِ الْقُرْآنَ فَاجْمَعْهُ‏.‏ فَوَاللَّهِ لَوْ كَلَّفَنِي نَقْلَ جَبَلٍ مِنَ الْجِبَالِ مَا كَانَ أَثْقَلَ عَلَىَّ مِمَّا أَمَرَنِي بِهِ مِنْ جَمْعِ الْقُرْآنِ قُلْتُ كَيْفَ تَفْعَلاَنِ شَيْئًا لَمْ يَفْعَلْهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ هُوَ وَاللَّهِ خَيْرٌ، فَلَمْ أَزَلْ أُرَاجِعُهُ حَتَّى شَرَحَ اللَّهُ صَدْرِي لِلَّذِي شَرَحَ اللَّهُ لَهُ صَدْرَ أَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ، فَقُمْتُ فَتَتَبَّعْتُ الْقُرْآنَ أَجْمَعُهُ مِنَ الرِّقَاعِ وَالأَكْتَافِ وَالْعُسُبِ وَصُدُورِ الرِّجَالِ، حَتَّى وَجَدْتُ مِنْ سُورَةِ التَّوْبَةِ آيَتَيْنِ مَعَ خُزَيْمَةَ الأَنْصَارِيِّ، لَمْ أَجِدْهُمَا مَعَ أَحَدٍ غَيْرِهِ ‏{‏لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ‏}‏ إِلَى آخِرِهِمَا، وَكَانَتِ الصُّحُفُ الَّتِي جُمِعَ فِيهَا الْقُرْآنُ عِنْدَ أَبِي بَكْرٍ حَتَّى تَوَفَّاهُ اللَّهُ، ثُمَّ عِنْدَ عُمَرَ حَتَّى تَوَفَّاهُ اللَّهُ، ثُمَّ عِنْدَ حَفْصَةَ بِنْتِ عُمَرَ‏.‏ تَابَعَهُ عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ وَاللَّيْثُ عَنْ يُونُسَ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ‏.‏ وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ خَالِدٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ وَقَالَ مَعَ أَبِي خُزَيْمَةَ الأَنْصَارِيِّ‏.‏ وَقَالَ مُوسَى عَنْ إِبْرَاهِيمَ حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ مَعَ أَبِي خُزَيْمَةَ‏.‏ وَتَابَعَهُ يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ عَنْ أَبِيهِ‏.‏ وَقَالَ أَبُو ثَابِتٍ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ وَقَالَ مَعَ خُزَيْمَةَ، أَوْ أَبِي خُزَيْمَةَ‏.‏

  4. Hadis no. 4680

    Bu gün, Musa'nın Firavun'a üstün geldiği gündür

    Türkçe meal

    İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Hz. Nebi Medine'ye geldi. Yahudiler aşura orucunu tutuyorlardı. "Bu gün, Musa'nın Firavun'a üstün geldiği gündür," diyorlardı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabına şöyle buyurdu: "Siz, Musa'ya onlardan daha layıksınız. O halde oruç tutun!"

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    .....Necve "yüksek teI?e" anlamına gelir. Çoğulu ise .....Nica şeklindedir. Ayette (Yunus 10/92) geçen ....nuneccike ifadesi "kurtulmak" anlamına gelen ......necat kökünden türememiştir. Bu kelimenin, "kurtulmak" anlamına gelen ....necat kökünden türediği de ileri sürülmüştür. Buna göre ayet in anlamı şu şekilde olur: Kavmin denizin içinde kalırken Biz seni oradan kurtardık (sahile attık). Kavram açıklamasından sonra İmam Buharı, aşura orucu hakkında İbn Abbas'tan nakledilen hadisi zikretti. Bu hadisin açıklaması "Kitabu's-sıyam"da yapılmıştı. Bu hadisin konu başlığı ile ilgisi, söz konusu haberin bazı rivayetlerinde bulunan şu ifadede mevcuttur: "Bu, Allah Teala'nın Hz.

    Musa'yı kurtarıp Firavun'u boğduğu gündür

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَدِمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ وَالْيَهُودُ تَصُومُ عَاشُورَاءَ فَقَالُوا هَذَا يَوْمٌ ظَهَرَ فِيهِ مُوسَى عَلَى فِرْعَوْنَ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأَصْحَابِهِ ‏ "‏ أَنْتُمْ أَحَقُّ بِمُوسَى مِنْهُمْ، فَصُومُوا ‏"‏‏.‏

  5. Hadis no. 4681

    İbn Abbas'a bunun anlamını sordum O da şu şekilde cevap verdi: Bazı insanlar tuvalete gidip açık bir yerde…

    Türkçe meal

    Muhammed İbn Abbad İbn Ca'fer'den, İbn Abbas'ın bu ayeti (Hud 5) ...ela innehum tesnevni suduruhum şeklinde okuduğunu işittiğini rivayet edilmiştir. Muhammed olayın geri kalan kısmını şöyle anlattı: İbn Abbas'a bunun anlamını sordum O da şu şekilde cevap verdi: Bazı insanlar tuvalete gidip açık bir yerde ihtiyaçlarını gidermekten ve hanımları ile üstü açık yerlerde birlikte olmaktan utanıyordu. İşte bu ayet onlar hakkında inmiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ صَبَّاحٍ، حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، قَالَ قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبَّادِ بْنِ جَعْفَرٍ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقْرَأُ ‏{‏أَلاَ إِنَّهُمْ تَثْنَوْنِي صُدُورُهُمْ‏}‏ قَالَ سَأَلْتُهُ عَنْهَا فَقَالَ أُنَاسٌ كَانُوا يَسْتَحْيُونَ أَنْ يَتَخَلَّوْا فَيُفْضُوا إِلَى السَّمَاءِ، وَأَنْ يُجَامِعُوا نِسَاءَهُمْ فَيُفْضُوا إِلَى السَّمَاءِ، فَنَزَلَ ذَلِكَ فِيهِمْ‏.‏

  6. Hadis no. 4682

    Ey Abbas'ın babası! تثنوني صدورهم Tesnevni suduruhum ne demek?

    Türkçe meal

    Muhammed İbn Abbad İbn Ca'fer'den rivayet edildiğine göre, İbn Abbas bu ayeti (Hud 5) {ألا إنهم تثنوني صدورهم ela innehum tesnevni suduruhum şeklinde okumuş. [Bundan sonrasını Muhammed şöyle anlatmıştır: İbn Abbasa; "Ey Abbas'ın babası! تثنوني صدورهم Tesnevni suduruhum ne demek?" diye sordum. O da şöyle cevap verdi: Erkek, karısıyla cinsel ilişkiye girer, bu vesileyle avret yeri açıldığında veya tuvalete gider, avret yeri açıldığı zaman utanırdI. İşte bu insanlar hakkında ألا إنهم تثنوني صدورهم ela innehum tesnevni ayeti inmiştir}

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، وَأَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبَّادِ بْنِ جَعْفَرٍ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ، قَرَأَ ‏{‏أَلاَ إِنَّهُمْ تَثْنَوْنِي صُدُورُهُمْ‏}‏ قُلْتُ يَا أَبَا الْعَبَّاسِ مَا تَثْنَوْنِي صُدُورُهُمْ قَالَ كَانَ الرَّجُلُ يُجَامِعُ امْرَأَتَهُ فَيَسْتَحِي أَوْ يَتَخَلَّى فَيَسْتَحِي فَنَزَلَتْ ‏{‏أَلاَ إِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ‏}‏

  7. Hadis no. 4683

    kavmi hakkındaki zannı kötü oldu

    Türkçe meal

    Amr'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: İbn Abbas [bu ayeti (Hud 5)] ألا إنهم يثنون صدورهم ليستخفوا منه ألا حين يستغشون ثيابهم ela innehum yesnune sudurahum li yestehfu minh ela hine yesteğşune siyabehum, şeklinde okumuştur. Amr'ın dışında başka bir ravi İbn Abbas'ın, يستغشون yestağşune ifadesini "başlarını kapatıyorlar," سيئ بهم sie bihim ifadesini (Hud 77) "kavmi hakkındaki zannı kötü oldu," وضاق بهم ve daka bihim ifadesindeki (Hud 77) .....hum zamirini "misafirleri" ve بقطع من الليل bi kit'in mine'l-leyl ifadesindeki ......kıt' kelimesini "karanlık" olarak tefsır ettiğini nakletmiştir.(Hud 81) Mücahid de أنيب ileyhi unib ifadesindeki........unıb fiili "dönüyorum" anlamına gelir, demiştir. "

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    İbn Abbas'ın ........ve daka bihim ifadesindeki ....hım. zamirini "Lut Nebiin misafirleri" şeklinde izah ettiğini gösteren rivayeti, ıbn Ebı Hatim Dahhak kanalıyla senedi olarak zikretmiştir. O şöyle demiştir: Misafirlerinin güzelliğini görünce, onların adına endişe etti. İbn Abbas'ın ......bi kit'in mine'l-leyl ifadesindeki .....kit' kelimesini "karanlık" olarak açıkladığını gösteren rivayeti ise, yine İbn Ebı Hatim, Ali İbn Ebı Talha kanalıyla senetli olarak ondan nakletmiştir. Ebu Ubeyde ise bu kelimeyi, "gecenin bir bölümü" olarak tefsır etmiştir. Abdurrezzak İbn Hemmam da Ma'mer İbn Raşid kanalıyla Katade'nin bu ifadeyi "gecenin bir kısmı" şeklinde izah ettiğini nakletmiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، قَالَ قَرَأَ ابْنُ عَبَّاسٍ ‏{‏أَلاَ إِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُ أَلاَ حِينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْ‏}‏ وَقَالَ غَيْرُهُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ‏{‏يَسْتَغْشُونَ‏}‏ يُغَطُّونَ رُءُوسَهُمْ ‏{‏سِيءَ بِهِمْ‏}‏ سَاءَ ظَنُّهُ بِقَوْمِهِ‏.‏ ‏{‏وَضَاقَ بِهِمْ‏}‏ بِأَضْيَافِهِ ‏{‏بِقِطْعٍ مِنَ اللَّيْلِ‏}‏ بِسَوَادٍ‏.‏ وَقَالَ مُجَاهِدٌ ‏{‏أُنِيبُ‏}‏ أَرْجِعُ‏.‏

  8. Hadis no. 4684

    MEDYEN'E DE KARDEŞLERİ Şuayb'I (GÖNDERDİK)

    Türkçe meal

    اعتراك İ'terake (Hud 54) "ona isabet ettim" anlamına gelen عروته aravtuhu kökünden iftial vezninde bir kelimedir.........ya'ruhu (Falanca ona çarptı.) ve .......i'terani (Bir şey beni sardı, kapladı) ifadeleri de aynı kök ve vezindedir. آخذ بناصيتها Ahizun bi ma'siyetiha (perçeminden tutmuş) (Hud 56) ifadesi "hakimiyeti ve otoritesı altına almak" anlamına gelir. عنيد Anid (Hud 59), عنود anud ve عاند anid kelimeleri aynı anlama gelir ve "ileri derecede' büyüklenmeyi" ifade eder. استعمركم İste'merakum (Hud 61) ifadesi, "Sizi yeryüzünü imar eden kimseler yaptı" anlamına gelir. أعمرته الدار A'martuhu ed-dara cümlesi, "Ömrü boyunca evi ona verdim," anlamına gelir. Bu durumda eve de عمرى umra denir. نكرهم Nekirahum, (Hud 70) أنكرهم enkerahum ve استنكرهم istenkerahum ifadeleri aynı anlamdadır. حميد مجيد Hamidun Mecid, (Hud 73) öyle anlaşılıyor.....Mecidun kelimesi fail sigasında ...mecid anlamında, ...Hamid kelimesi de ....hamide fiilinin ism-i mef'ulü manasında kullanılmıştır. سجيل Siccil (Hud 82-83), "sert ve büyük" anlamına gelir. سجيل وسجين Siccil ile siccin aynı manayı ifade eder. Çünkü nun harfi ile lam harfi Kardeştir. Nitekim 'Temım İbn Mukbil şu beyti söylemiştir: Nice piyadeler kuşluk vakti indirmişkılıçları boyunlara, Kahraman erler birbirlerine tavsiye eder bunu hararetle. {وإلى مدين أخاهم شعيبا} /84/ 3. "MEDYEN'E DE KARDEŞLERİ Şuayb'I (GÖNDERDİK)," (Hud 84) AYETİNİN TEFSİRİ

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَنْفِقْ أُنْفِقْ عَلَيْكَ ـ وَقَالَ ـ يَدُ اللَّهِ مَلأَى لاَ تَغِيضُهَا نَفَقَةٌ، سَحَّاءُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ ـ وَقَالَ ـ أَرَأَيْتُمْ مَا أَنْفَقَ مُنْذُ خَلَقَ السَّمَاءَ وَالأَرْضَ فَإِنَّهُ لَمْ يَغِضْ مَا فِي يَدِهِ، وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاءِ، وَبِيَدِهِ الْمِيزَانُ يَخْفِضُ وَيَرْفَعُ ‏"‏‏.‏ ‏{‏اعْتَرَاكَ‏}‏ افْتَعَلْتَ مِنْ عَرَوْتُهُ أَىْ أَصَبْتُهُ، وَمِنْهُ يَعْرُوهُ وَاعْتَرَانِي ‏{‏آخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا‏}‏ أَىْ فِي مِلْكِهِ وَسُلْطَانِهِ‏.‏ عَنِيدٌ وَعَنُودٌ وَعَانِدٌ وَاحِدٌ، هُوَ تَأْكِيدُ التَّجَبُّرِ، ‏{‏اسْتَعْمَرَكُمْ‏}‏ جَعَلَكُمْ عُمَّارًا، أَعْمَرْتُهُ الدَّارَ فَهْىَ عُمْرَى جَعَلْتُهَا لَهُ‏.‏ ‏{‏نَكِرَهُمْ‏}‏ وَأَنْكَرَهُمْ وَاسْتَنْكَرَهُمْ وَاحِدٌ ‏{‏حَمِيدٌ مَجِيدٌ‏}‏ كَأَنَّهُ فَعِيلٌ مِنْ مَاجِدٍ‏.‏ مَحْمُودٌ مِنْ حَمِدَ‏.‏ سِجِّيلٌ الشَّدِيدُ الْكَبِيرُ‏.‏ سِجِّيلٌ وَسِجِّينٌ وَاللاَّمُ وَالنُّونُ أُخْتَانِ، وَقَالَ تَمِيمُ بْنُ مُقْبِلٍ وَرَجْلَةٍ يَضْرِبُونَ الْبَيْضَ ضَاحِيَةً ضَرْبًا تَوَاصَى بِهِ الأَبْطَالُ سِجِّينَا

  9. Hadis no. 4685

    Kıyamet günü Allah'ın kulu ile konuşması konusunda Hz. Nebi'den bir şey duydun mu?

    Türkçe meal

    Safvan İbn Muhriz'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: İbn Ömer Ka'be'yi tavaf ederken bir adam onun önünü kesip; "Ey Abdurrahman'ın babası!" veya "Ey Ömer'in oğlu" diyerek söze başladı ve "Kıyamet günü Allah'ın kulu ile konuşması konusunda Hz. Nebi'den bir şey duydun mu?" diye sordu. İbn Ömer de şu şekilde cevap verdi: Bu konuda Hz. Nebi'in şöyle buyurduğunu işitim: Mümin kul Rabbine yaklaştırılır, [Hadisin ravilerinden Hişam bu kısmı "Mümin kul Rabbine yaklaşır," şeklinde rivayet etmiştir] Nihayet Allah Tedld onun üzerine örtüsünü örter. Sonra günahlarını ona ikrar ettirir. "Şu günahı biliyor musun?" diye sorar. O da; "Evet biliyorum," diye cevap verir. Ardından iki kez; "Ey Rabbim! Biliyorum," der. Bunun üzerine Allah Tedld şöyle buyurur: "Onları dünyada iken gizledim. Bugün ise senin için bağışlıyorum!" Bundan sonra kulun iyiliklerinin yazıldığı defter dürüıür. Diğerlerine veya kafirlere gelince; şahitlerin huzurunda onlara; "İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir," diye seslenilecek

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، وَهِشَامٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ مُحْرِزٍ، قَالَ بَيْنَا ابْنُ عُمَرَ يَطُوفُ إِذْ عَرَضَ رَجُلٌ فَقَالَ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ ـ أَوْ قَالَ يَا ابْنَ عُمَرَ ـ سَمِعْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي النَّجْوَى فَقَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ يُدْنَى الْمُؤْمِنُ مِنْ رَبِّهِ ـ وَقَالَ هِشَامٌ يَدْنُو الْمُؤْمِنُ ـ حَتَّى يَضَعَ عَلَيْهِ كَنَفَهُ، فَيُقَرِّرُهُ بِذُنُوبِهِ تَعْرِفُ ذَنْبَ كَذَا يَقُولُ أَعْرِفُ، يَقُولُ رَبِّ أَعْرِفُ مَرَّتَيْنِ، فَيَقُولُ سَتَرْتُهَا فِي الدُّنْيَا وَأَغْفِرُهَا لَكَ الْيَوْمَ ثُمَّ تُطْوَى صَحِيفَةُ حَسَنَاتِهِ، وَأَمَّا الآخَرُونَ أَوِ الْكُفَّارُ فَيُنَادَى عَلَى رُءُوسِ الأَشْهَادِ هَؤُلاَءِ الَّذِينَ كَذَبُوا عَلَى رَبِّهِمْ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ شَيْبَانُ عَنْ قَتَادَةَ حَدَّثَنَا صَفْوَانُ‏.‏

  10. Hadis no. 4686

    Allah Teala zalime süre tanır. Nihayet onu yakalar. [Yakaladığı zaman da] elinden kaçırmaz. Ardından da şu…

    Türkçe meal

    Ebu Musa el-Eş'ari'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Allah Teala zalime süre tanır. Nihayet onu yakalar. [Yakaladığı zaman da] elinden kaçırmaz. Ardından da şu ayeti okumuştur: Rabbin, haksızlık eden memleketleri (onların halkını) yakaladığında, onun yakalayışı işte böyle (şiddetlidir). Şüphesiz onun yakalaması pek elem vericidir, pek çetindir!

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    أترفوا Utrifu kelimesinin "helak edildiler," şeklinde açıklanması, lafzın lazımı ile yapılan bir tefsirdir. Bir başka ifade ile refah yaşam yüzünden azmala!ı, onların ,h;lak olmalarına neden olmuştur. Ebu Ubeyde ayetin ........ve't-tebeallezine zalemu ma utrifU fihi kısmını şu şekilde tefsır etmiştir: Zulmedenler, Allah'ın emrine karşı büyüklenmelerinin ve O'ndan uzaklaşmanın peşine düştüler. Hz. Nebi'in "[Yakaladığı zaman da] elinden kaçırmaz," ifadesi ise şu anlama gelir: Allah Teala onu helak ettiği zaman, ondan helakı uzaklaştırmaz. Bu yorum, zulmün "şirk" olarak açıklanmasına dayanır. Eğer buradaki zulüm daha geniş bir manada değerlendirilirse, bu ifade (kaçırmaz) de ona göre tefsir edilir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا بُرَيْدُ بْنُ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ لَيُمْلِي لِلظَّالِمِ حَتَّى إِذَا أَخَذَهُ لَمْ يُفْلِتْهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ ثُمَّ قَرَأَ ‏{‏وَكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ الْقُرَى وَهْىَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ‏}‏

  11. Hadis no. 4687

    Bu hüküm, yalnız benim için mi geçerlidir?

    Türkçe meal

    İbn Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre, bir adam kadının birini öpmüş, sonra da Hz. Nebi'e gelip bu durumu haber vermişti. Bunun üzerine şu ayet indi: Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğÜt almak isteyenlere bir hatırlatmadır. Adam: "Bu hüküm, yalnız benim için mi geçerlidir?" diye sordu. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ümmetimden kötülük işleyenler için geçerlidir," cevabını verdi.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Ayette geçen "Gündüzün iki ucunda" ifadesi ile neyin kastedildiği hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bir yoruma göre gündüzün iki ucu ile sabah ve akşam, bir başka yoruma göre ise sabah ve ikindi vakitleri kastedilmiştir. İmam Malik ve İbn Habıb'e göre ise sabah günün bir ucu, öğle ve ikindi ise günün diğer ucudur. Ayette geçen .....zulef kelimesi ile neyin kastedildiği konusunda da farklı yorumlar yapılmıştır. Mesela; İmam Malik'e göre akşam ve yatsı vakitleri kastedilmiştir. Bazı Hanefı alimleri bu ayetten vitir namazının vacib olduğunu çıkarmıştır. Çünkü .....zulef çoğuldur. Çoğulun en azı da üçtür.

    Bu yüzden, akşam ve yatsı vakitlerine vitir de eklenir. Hanefilerin bu çıkarımının pek isabetli olmadığı açıktır. İsmam nüshası ile Müslim'de Mutemir İbn Süleyman et-Teymi'nin babasından aktardığı rivayete göre bir adam, bir kadını öpmüş veya eliyle ona dokunmuştu. Ya da buna benzer bir şey yapmıştı. Öyle anlaşılıyor ki o adam, yaptığı bu işin keffaretini soruyordu. Abdurrezzak'm senediyle birlikte Ma'mer kanalıyla Süleyman et-Teymı'den aktardığı rivayete göre ise adam, kadının kalçasına vurmuştu. İmam Müslim ve Sünen sahipleri, Simak İbn Harb, İbrahim en-Nehaı ve Nkame-Esved kanalıyla İbn Mes'ud'dan şöyle nakletmişlerdir: Hz.

    Nebi'e bir adam geldi ve şöyle dedi: "Bahçenin birinde bir kadın gördüm. Onunla her şeyi yaptım. Ancak cinsel ilişkiye girmedim. Onu öptüm ve ona iyice sarıldım. Nasıl diliyorsan hakkımda öyle karar ver!" Taberı, A'meş kanalıyla İbrahim enNehaı'den şunu nakletmiştir: "Ensardan Mu'teb'in oğlu falancagelip 'Ey Allah'ın elçisi! Yanıma bir kadın geldi. Bir adamın karısıyla yaptığı her şeyi onunla yaptım. Ancak onunla cinsel ilişkiye girmedim," dedi. Adam, "Bu hüküm yalnız benim için mi geçerli?" sorusunu, namazın günahı gidermesi konusunun sadece kendisine ait olup olmadığını öğrenmek için sormuştur.

    Bundan, olayın kahramanının bunu sorduğu anlaşılmaktadır. "Ümmetimden kötülük işleyenleriçin geçerlidir," ifadesi "Kitabu's-salat"ta yine bu senetle "Ümmetimden kötülük işleyen herkes için geçerlidir," şeklinde geçmişti. Mürcie fırkası ayetin "İyilikler kötülükleri (günahları) giderir," kısmının zahirine tutunmuştur. Bu yüzden; "İyilikler ister büyük olsun, ister küçük, bütün günahlara keffaret olur," demişlerdir. Çoğunluk ise ayetteki bu mutlak kullanımı "Büyük günahlardan kaçındığın sürece, her namaz bir önceki ile arasındaki günahlara keffdret olur," hadisindeki mukayyede hamletmiştir. Bir grup da; "Eğer büyük günahlardan sakınırsan, iyilikler büyük günahların dışındaki diğer günahlara keffaret olur.

    Şayet büyük günahlardan sakınmazsan, küçük iyilikler hiçbir kötülüğü silmez," demiştir. Diğer bazı alimler ise şöyle demiştir: "Eğer büyük günahlardan sakınmazsan, iyilikler hiçbir büyük günahı yok etmez. Ancak küçük günahları yok eder." demiştir. Bu hadis, öpme, dokunma ve buna benzer durumlarda haddin gerekmediğine ve tevbe edip pişman olarak gelerek bu tür fiillerden birini işleyenkimseden tazir cezasının düştüğüne delilolarak sunulmuştur. Ayrıca İbnu'l-Münzir bu hadise dayanarak namahrem bir kadın il aynı örtü altında bulunan kimseye had cezasının verilerneyeceği hükmünü çıkartmıştır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ ـ هُوَ ابْنُ زُرَيْعٍ ـ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ التَّيْمِيُّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلاً، أَصَابَ مِنَ امْرَأَةٍ قُبْلَةً، فَأَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ فَأُنْزِلَتْ عَلَيْهِ ‏{‏وَأَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَىِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ‏}‏‏.‏ قَالَ الرَّجُلُ أَلِيَ هَذِهِ قَالَ ‏ "‏ لِمَنْ عَمِلَ بِهَا مِنْ أُمَّتِي ‏"‏‏.‏

  12. Hadis no. 4688

    Kerim oğlu kerim'in oğlu kerim'in oğlu kerim Yusuf İbn Ya'kub İbn İshak İbn İbrahim'dir

    Türkçe meal

    Abdullah İbn Ömer'den, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Kerim oğlu kerim'in oğlu kerim'in oğlu kerim Yusuf İbn Ya'kub İbn İshak İbn İbrahim'dir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    İmam Buhar! bu başlık altında İbn Ömer'den nakledilen "Kerim oğlu kerim" hadisini verdi. Hakim de buna benzer bir hadisi Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir. Bu hadis, sadece Yusuf Nebi'e ait olan bir fazilete delalet etmektedir. Başka hiç kimsede bu fazilet yoktur. Hz. Yusuf'un insanların en üstünü olması nesep bakımındandır. Nesep bakımından insanların en üstünü olması, başka açılardan da en üstün olduğu anlamına gelmez

    Arapça metin

    وَقَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْكَرِيمُ بْنُ الْكَرِيمِ بْنِ الْكَرِيمِ بْنِ الْكَرِيمِ يُوسُفُ بْنُ يَعْقُوبَ بْنِ إِسْحَاقَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ ‏"‏‏.‏

  13. Hadis no. 4689

    Allah katında insanların en üstünü en takvalı olan kimsedir

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e insanların en üstünü soruldu. O da; "Allah katında insanların en üstünü en takvalı olan kimsedir," buyurdu. Ashab-ı kiram: "Bunu [dini bakımdan en üstün olanı] sormuyoruz. (Nesep bakımından) en üstün olanı soruyoruz." dedi. Bunun üzerine Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "İnsanların en üstünü, Allah'ın Halili'nin oğlu Allah'ın Nebisinin oğlu Allah'ın Nebiinin oğlu Yusuftur," buyurdu. Ashab-ı kiram: "Sana bunu da sormuyoruz," dedi. Bunun üzerine Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Arapların köklerinden (kimin hayırlı olduğunu mu) soruyorsunuz?" diye sordu. Onlar da "Evet," dediler. Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de şöyle buyurdu: Cahiliyye döneminde sizin en hayırlılarınız, ince din anlayışına sahip oldukları zaman İslam döneminde de en hayırlı kimselerdir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    İbn Cer!r et-Taber! ve daha başka müfessirler Hz. Yusuf'un kardeşlerinin isimlerini şu şekilde vermiştir: RObll, ŞemOn, Lav!, YehOda, Ribalön, Yeşcer, Dan, Neyyal, Cad, Eşir ve Bünyam!n. En büyükleri Rubll idi. İmam Buhar! bu başlık altında Ebu Hureyre'den nakledilen hadisi verdi. Bu hadisin açıklaması geniş biçimde "Kitabu'l-enbiya"da geçmişti

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَىُّ النَّاسِ أَكْرَمُ قَالَ ‏"‏ أَكْرَمُهُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقَاهُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا لَيْسَ عَنْ هَذَا نَسْأَلُكَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَكْرَمُ النَّاسِ يُوسُفُ نَبِيُّ اللَّهِ ابْنُ نَبِيِّ اللَّهِ ابْنِ نَبِيِّ اللَّهِ ابْنِ خَلِيلِ اللَّهِ ‏"‏‏.‏ قَالُوا لَيْسَ عَنْ هَذَا نَسْأَلُكَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَعَنْ مَعَادِنِ الْعَرَبِ تَسْأَلُونِي ‏"‏‏.‏ قَالُوا نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَخِيَارُكُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُكُمْ فِي الإِسْلاَمِ إِذَا فَقِهُوا ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ أَبُو أُسَامَةَ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ‏.‏

  14. Hadis no. 4690

    Eğer suçsuz isen, Allah Teala senin masum olduğunu açıklayacaktır. Yok eğer bir günaha bulaştıysan, Allah'tan…

    Türkçe meal

    Ubeydullah İbn Abdillah, Hz. Nebi'in eşi Hz. Aişe'den aktarılan hadisi nakletmiştir. Hz. Aişe bu hadisi ifk hadisesini çıkaranların kendisine büyük iftirada bulundukları zaman aktarmıştı: Allah Teala da onun masum olduğunu açıklamıştı. [Hadisin ravilerinden Muhammed İbn Şihab ez-Zührı şöyle demiştir:] O ravilerden490 her biri bu hadisin bir bölümünü bana tahdıs etti. (Söz konusu raviler: Urve, İbnu'I-Müseyyeb, Alkame ve Ubeydullah'tır) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hz. Aişe'ye; "Eğer suçsuz isen, Allah Teala senin masum olduğunu açıklayacaktır. Yok eğer bir günaha bulaştıysan, Allah'tan bağışlanma dile ve O'na tevbe eti" dedi. O da şöyle dedi: Allah'a yemin ederim ki; Yusuf'un babasının "Artık bana düşen, güzelce sabretmektir. Ne diyeyim, sizin bu anlattıklannız karşısında Allah'tan başka yardım edebilecek hiç kimse 01amazl"(Yusuf 18) sözünden başka diyecek özlü bir söz bulamıyorum. Bunun üzerine Allah Teala "(Nebi'in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir gruptur ... " şeklinde başlayan on ayeti indirdi

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ،‏.‏ قَالَ وَحَدَّثَنَا الْحَجَّاجُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ النُّمَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ الأَيْلِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، سَمِعْتُ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، وَسَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، وَعَلْقَمَةَ بْنَ وَقَّاصٍ، وَعُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ حَدِيثِ، عَائِشَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ قَالَ لَهَا أَهْلُ الإِفْكِ مَا قَالُوا فَبَرَّأَهَا اللَّهُ، كُلٌّ حَدَّثَنِي طَائِفَةً مِنَ الْحَدِيثِ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنْ كُنْتِ بَرِيئَةً فَسَيُبَرِّئُكِ اللَّهُ، وَإِنْ كُنْتِ أَلْمَمْتِ بِذَنْبٍ فَاسْتَغْفِرِي اللَّهَ وَتُوبِي إِلَيْهِ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ إِنِّي وَاللَّهِ لاَ أَجِدُ مَثَلاً إِلاَّ أَبَا يُوسُفَ ‏{‏فَصَبْرٌ جَمِيلٌ وَاللَّهُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ‏}‏ وَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏إِنَّ الَّذِينَ جَاءُوا بِالإِفْكِ‏}‏ الْعَشْرَ الآيَاتِ‏.‏

  15. Hadis no. 4691

    Belki de o, hakkında söylenen sözlerden dolayı hasta oldu

    Türkçe meal

    Aişe r.anha'nın annesi Ümmü Ruman'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Benimle birlikteyken Hz. Aişe ateşli bir hastalığa yakalandı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Belki de o, hakkında söylenen sözlerden dolayı hasta oldu" dedi. Ümmü Ruman da "Evet," dedi. Bunun üzerine Hz. Aişe doğrulup oturdu ve "Benim ile sizin durumunuz, Yakup Nebi ile oğullarının durumu gibidir," dedi [ve şu ayeti okudu:] "Babalan Yakub: "Hayırı" dedi. "Nefisleriniz sizi aldatmış, bu işe sevketmiş. Artık bana düşen, güzelce sabretmektir. Ne diyeyim, sizin bu anlattıklannız karşısında Allah'tan başka yardım edebilecek hiç kimse 01amazl"(Yusuf 18)

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Ebu Ubeyde ......sewelet ifadesini "süslemek ve güzel göstermek" şeklinde tefsır etmiştir. İmam Buhari bu başlık altında ifk hadisinin bir bölümünü verdi. Bu hadisin tamamı ile açıklaması ise Nur suresinin tefsirinde gelecektir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مَسْرُوقُ بْنُ الأَجْدَعِ، قَالَ حَدَّثَتْنِي أُمُّ رُومَانَ، وَهْىَ أُمُّ عَائِشَةَ قَالَتْ بَيْنَا أَنَا وَعَائِشَةُ أَخَذَتْهَا الْحُمَّى، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَعَلَّ فِي حَدِيثٍ تُحُدِّثَ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ نَعَمْ وَقَعَدَتْ عَائِشَةُ قَالَتْ مَثَلِي وَمَثَلُكُمْ كَيَعْقُوبَ وَبَنِيهِ وَاللَّهُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ‏.‏

  16. Hadis no. 4692

    Onlar atalarını haktan sapmış durumda buldular

    Türkçe meal

    Abdullah İbn Mes'ud, هيت لك Heyte lek'i okudu ve şöyle dedi: Bunu ancak bize öğretildiği gibi okuruz. مثواه Mesvahu "kalacağı yer," ألفيا elfeya ise "buldular" anlamına gelir. [Nitekim şu ayetlerde de bu manada kullanılmıştır:] ألفوا آباءهم "Onlar atalarını haktan sapmış durumda buldular. "(Saffat 69) "Hayır, biz babalarımızı ne durumda bulduysak ona uyarız" derler. "(Bakara 170) İbn Mes'ud'un aşağıdaki ayeti şu şekilde okuduğu nakledilmiştir: بل عجبت ويسخرون Bel acibtu ve yesharun (Ne var ki ben onların haşri inkar etmelerine şaşarım, onlar ise seninle alayederler. )(Saffat)

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ هَيْتَ لَكَ قَالَ وَإِنَّمَا نَقْرَؤُهَا كَمَا عُلِّمْنَاهَا ‏{‏مَثْوَاهُ‏}‏ مُقَامُهُ ‏{‏أَلْفَيَا‏}‏ وَجَدَا ‏{‏أَلْفَوْا آبَاءَهُمْ‏}‏ ‏{‏أَلْفَيْنَا‏}‏ وَعَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ‏{‏بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ‏}‏

  17. Hadis no. 4693

    Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz

    Türkçe meal

    Abdullah'tan nakledildiğine göre Kureyş, Müslüman olma konusunda kendisine ayak direyince Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle demişti: Ey Ulu Allahım! Yusuf Nebiin kavmine verdiği yedi kıtlık yılı ile onlara karşı bana yardım et! Bunun üzerine kıtlık meydana geldi. Kıtlık her şeyin tükenmesine neden oldu. Sonunda insanlar kemikleri yemeye başladılar. Durum öyle bir hal aldı ki; kişi, göğe baktığı zaman kendisi ile gök arasında bir duman görür hale geldi. Allah Teala şöyle buyurmuştur: Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle!"(Duhan 10) "Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz. "(Duhan 15) Kıyamet günü onlardan hiç azap kaldırılır mı? Duman ve şiddetle yakalama sona erdi.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Hz. Yusuf'u arzulayan kadının ismi, meşhur olan görüşe göre Züleyha'dır. Rail olduğu da ileri sürülmüştür. Kocası azizin ismi ise Kıtfir'dir. İbn Mes'ud'un aşağıdaki ayet i şu şekilde okuduğu rivayet edilmiştir: ....... (Ne var ki ben onların haşri inkar etmelerine şaşarım, onlar ise seninle alayederler. ) (Saffat 12)" İmam Buhari'nin bu ayeti burada verme nedeni anlaşılmamıştır. Çünkü bu ayet Saffat suresindedir. Anlam bakımından da bu sureye uygun bir tarafı yoktur. Bir de İmam Buhari bu başlık altında Abdullah İbn Mes'ud'dan nakledilen hadisi verdi. Bu hadise göre; "Kureyş, Müslüman olma konusunda kendisine ayak direyince Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle demişti: Ey Ulu Allahım!

    Yusuf Nebiin kavmine verdiği yedi kıtlık yılı ile onlara karşı bana yardım et!" Bu hadisin de yukarıdaki başlıkta yer alan "Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi," ayeti ile bir ilgisinin bulunduğu ortaya çıkmıyor. Ebu Abdillah İbn Reşıd'in seyahatnamesinden naklettiğime göre, Ebu'l-İsba' İsa İbn Sehl "Şerh"inde rivayetlerle konu başlığının ilişkisini kurmak için kendisini zorlamıştır. Onun açıklamasının özeti şu şekildedir: İmam Buhari "Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi," ayetini konu başlığı olarak seçti. İbn Mes'ud'dan nakledilen, "Kureyş, Müslüman olma konusunda kendisine ayak direyince Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle demişti: Ey Ulu Allahım!

    Yusuf Nebiin kavmine verdiği yedi kıtlık yılı ile onlara karşı bana yardım et! .. " şeklinde başlayan hadisi de bu başlığın altında verdi. Bundan önce de İbn Mes'ud'un ......bel acibtü ve yesharun ayetini nasıl okuduğuna dair rivayeti naklettL Ancak'tam anlamın hasılolacağı yere gelince durdu ve anlamın hasılolmasını sağlayacak ifadeye yer vermedi. Anlamın hasılolacağı ifade ise "Kendilerine nasihat edildiğinde, uyarıları dikkate almazlar. Bir mucize görseler alayederler, "(Saffat 13-14) ayetidir. İşte bu ayetten söz konusu rivayet in konu başlığı ile ilişkisi ortaya çıkar. Şöyle ki; kardeşleri ve azizin hanımı tarafından Hz.

    Yusuf'a yapılanlar, kavmi tarafından Hz. Muhammed'e yapılanlara benzetilmiştir. Kardeşleri Yusuf Nebii doğup büyüdüğü topraklardan çıkarıp onu köleleştirecek kimselere satmışlardı. Kureyşlilerin Hz. Nebi'i vatanından çıkarmaları da buna benzemektedir. Hz. Yusuf, kardeşleri kendisine "Allah'a andalsun, hakikaten Allah seni bize üstün kılmış, "(Yusuf 93) dedikleri zaman, onlara kötü davranmamıştı. Bunun gibi Hz. Nebi de Mekke'yi fethedince halkına kötü davranmamıştı. Hz. Yusuf pişman olarak kendisine gelen kardeşlerine "Bugün sizi kınamak yok, Allah sizi affetsinf"(Yusuf 92) diyerek dua etmişti.

    Benzer şekilde Hz. Nebi de Ebu Süfyan kendileri için ondan yağmur duası yapmasını isteyince, Allah'tan yağmur yağdırmasını istemişti. .....Bel acibtu ve yesharun ayeti "Seninle alayetmelerine ve sapıklıklarını sürdürmelerine rağmen onlara merhametli ve yumuşak davranmama şaşırdın," anlamına gelir. İbn Mes'ud'un kıraatine göre ise şu şekildedir: "Seninle tevessül ederek, sana gelen insanlara dua edip azabın onlardan uzaklaşmasına vesile olduğun zaman, kavmine karşı merhametli Ve yumuşak davranmana şaşırdım." Hz. Nebi'in bu şekilde kavmine karşı merhametli ve yumuşak davranması, Hz. Yusuf'un muhtaç olarak kendisine gelen kardeşleri ile kocasını kendisine karşı kışkırtan, iftira atan ve hapse girmesine neden olan azizin karısına karşı merhametli ve yumuşak davranmasına benzemektedir.

    Hz. Yusuf kendisine bunca kötülük yapan azizin karısını cezalandırmamıştır. Böylece zahiren birbirinden uzak olsalar da, iki ayetin anlam bakımından ilişkisi ortaya çıkmaktadır. Bu tür durumlar, İmam Buhari'nin kitabında çoktur. Allah'ın basiret gözünü açmadığı kimseler, bundan dolayı İmam Buhari'yi eleştirmişlerdir. Kirmani de şöyle demiştir: ....Acibtu fiili her ne kadar Saffat suresinde geçse de, İmam Buhari burada ona yer verdi. Böylece tıpkı ....... heyte kelimesi dammeli okunduğu gibi, İbn Mes'ud'un da bunu dammeli olarak okuduğuna işaret etti. Kirmanı'nin rivayet ile konu başlığı arasında kurduğu münasebet uygundur.

    Ancak İbn Sehl'in görüşü onun yorumundan daha iyidir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ قُرَيْشًا لَمَّا أَبْطَئُوا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِالإِسْلاَمِ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ اكْفِنِيهِمْ بِسَبْعٍ كَسَبْعِ يُوسُفَ ‏"‏ فَأَصَابَتْهُمْ سَنَةٌ حَصَّتْ كُلَّ شَىْءٍ حَتَّى أَكَلُوا الْعِظَامَ حَتَّى جَعَلَ الرَّجُلُ يَنْظُرُ إِلَى السَّمَاءِ فَيَرَى بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا مِثْلَ الدُّخَانِ قَالَ اللَّهُ ‏{‏فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ‏}‏ قَالَ اللَّهُ ‏{‏إِنَّا كَاشِفُو الْعَذَابِ قَلِيلاً إِنَّكُمْ عَائِدُونَ‏}‏ أَفَيُكْشَفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَقَدْ مَضَى الدُّخَانُ وَمَضَتِ الْبَطْشَةُ‏.‏

  18. Hadis no. 4694

    Yoksa inanmadın mı? dedi. O da: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim), dedi

    Türkçe meal

    Ebu Hureyrelden rivayet edildiğine göre o, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurdu demiştir: Allah Lut'a rahmet etsin. o, sağlam bir rükne [Allah'a] sığınıyordu. Eğer Hz. Yusuf kadar zindanda kalsaydım, beni çıkarmak için gelen kimseye hemen uyardım. Şüphe konusunda bizim İbrahim'e göre daha haklı tarafımız var. Zira Rabbi ona "Yoksa inanmadın mı? dedi. O da: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim), dedi."(Bakara 260) İmam Buharlinin bu başlık altında verdiği hadisin açıklaması "Kitabu'lEnbiya'da İbrahim ve Lut bölümlerinde geçmişti

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ تَلِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ بَكْرِ بْنِ مُضَرَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ يُونُسَ بْنِ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي، سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَرْحَمُ اللَّهُ لُوطًا، لَقَدْ كَانَ يَأْوِي إِلَى رُكْنٍ شَدِيدٍ، وَلَوْ لَبِثْتُ فِي السِّجْنِ مَا لَبِثَ يُوسُفُ لأَجَبْتُ الدَّاعِيَ، وَنَحْنُ أَحَقُّ مِنْ إِبْرَاهِيمَ إِذْ قَالَ لَهُ ‏{‏أَوَلَمْ تُؤْمِنْ قَالَ بَلَى وَلَكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْبِي‏}‏‏"‏

  19. Hadis no. 4695

    Nebilere yalan mı söylendi, yoksa onlar yalanlandılar mı?

    Türkçe meal

    Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre, Urve İbnü'z-Zübeyr ona; "Nihayet Nebiler ümitlerini yitirip ... " ayetini sormuş. [Bundan sonrasını Urve İbnü'z-Zübeyr şöyle anlatıyor: Hz. Aişe'ye "Nebilere yalan mı söylendi, yoksa onlar yalanlandılar mı?" diye sordum. O da "Yalanlandılar," diye cevap verdi. Ben de şöyle dedim: "Nebiler toplumlarının kendilerini yalanladıkları nı zaten kesin olarak biliyorlardı. Onların bu bilgisi zan değildi." Hz. Aişe de "Evet, Yemin ederim ki onlar bunu biliyordu," dedi. Bu defa ben: "o halde onlar, kendilerine yalan söylendiğini zannediyorlardı," dedim. Bunun üzerine Hz. Aişe şöyle söyledi: [O ne biçim söz] Böyle okumaktan Allah'a sığınırım. Nebiler Rablerinin kendilerine yalan söylediğini asla düşünmezler." Ben de; "Öyleyse bu ayet hangi anlama gelir?" diye sordum. O da şöyle cevap verdi: Bu ayette, Rablerine iman eden ve Nebileri tasdik edip onlara bağlı olan kimseler kastedilmiştir. Uzun süren sıkıntıya maruz kalıp zafer de gecikince Nebiler, gönderildikleri toplumlardaıfkendilerini yalanlayanlardan ümit kesmişler ve kendilerine bağlı olan insanların da kendilerini yalanladıklarını zannetmişlerdi. İşte o zaman Allah'ın yardımı yetişmişti

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَهُ وَهُوَ يَسْأَلُهَا عَنْ قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏{‏حَتَّى إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ‏}‏ قَالَ قُلْتُ أَكُذِبُوا أَمْ كُذِّبُوا قَالَتْ عَائِشَةُ كُذِّبُوا‏.‏ قُلْتُ فَقَدِ اسْتَيْقَنُوا أَنَّ قَوْمَهُمْ كَذَّبُوهُمْ فَمَا هُوَ بِالظَّنِّ قَالَتْ أَجَلْ لَعَمْرِي لَقَدِ اسْتَيْقَنُوا بِذَلِكَ‏.‏ فَقُلْتُ لَهَا وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا قَالَتْ مَعَاذَ اللَّهِ لَمْ تَكُنِ الرُّسُلُ تَظُنُّ ذَلِكَ بِرَبِّهَا‏.‏ قُلْتُ فَمَا هَذِهِ الآيَةُ‏.‏ قَالَتْ هُمْ أَتْبَاعُ الرُّسُلِ الَّذِينَ آمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَصَدَّقُوهُمْ، فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْبَلاَءُ، وَاسْتَأْخَرَ عَنْهُمُ النَّصْرُ حَتَّى اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ مِمَّنْ كَذَّبَهُمْ مِنْ قَوْمِهِمْ وَظَنَّتِ الرُّسُلُ أَنَّ أَتْبَاعَهُمْ قَدْ كَذَّبُوهُمْ جَاءَهُمْ نَصْرُ اللَّهِ عِنْدَ ذَلِكَ‏.‏

  20. Hadis no. 4696

    Bu şekilde okumaktan Allah'a' sığınırım!

    Türkçe meal

    Urve'den şöyle rivayet edilmiştir: Hz. Aişe'ye bu fiilin şeddesiz olarak كذبوا kuzibu şeklinde olabileceğini söyledim. O da "Bu şekilde okumaktan Allah'a' sığınırım!" dedi.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    İsmaili nüshasına göre Urve bu fiilin şeddesiz olarak ......kuzibu şeklinde okunduğunu söyleyince Hz. Aişe "Böyle okumaktan Allah'a sığınırım!" diyerek tepki göstermiştir. Bu rivayet Hz. Aişe'nin söz konusu fiildeki zamirin Nebilere döndüğünü varsayarak şeddesiz kıraati inkar ettiğini açıkça göstermektedir. Ancak ifade ettiğim gibi, o zamir Nebileri göstermemektedir. Bu durumda, sabit olan bu kıraati inkar etmenin bir manası yoktur. Muhtemelen Hz. Aişe'ye, kıraat konusunda otorite sayılan insanlardan böyle bir kıraatin olduğu bilgisi ulaşmamıştır. Asım, Yahya İbn Sabit, A'meş, Hamza ve Kisai gibi Kufe imamlarından olan kuralar bu fiili şeddesiz okumuşlardır.

    Hicazilerden Ebu Ca'fer İbnu'l-Ka'ka' da onlara katılmıştır. Ayrıca bu kıraat, diğer kuralardan İbn Mes'ud, İbn Abbas, Ebu Abdirrahman es-Sülemı, Hasan-ı Basrı ve Hamd İbn Ka'b Kurazı'ye de aittir. Taberı'nin rivayetine göre, kendisine bu ayet sorulunca Saıd İbn Cübeyr şöyle demiştir: Nebiler gönderildikleri toplumların kendilerini tasdik etmelerinden ümitlerini kesmişti. Onlar da Nebilerin kendilerine yalan söylediklerini zannetmişlerdi. Dahhak İbn Müzahim de şöyle demiştir: Bu kelime için Yemen'e gitse m yine de çok bir iş yapmış olmam. Saıd İbn Cübeyr, İbn Abbas'ın sözlerini en iyi anlayan öğrencilerinin başında gelir.

    İşte o, ayeti benim yukarıda belirttiğim ikinci ihtimale hamletmiştir. Rivayet edildiğine göre Müslim İbn Yesar, Saıd İbn Cübeyr'e "Bir ayet var ki, ne yaptıysam onu anlayamadım," dedi ve bu ayeti [Yusuf 110] okudu. Saıd İbn Cübeyr de "Bu konuda Nebilerin kendilerine yalan söylendiğini zannederek yanlış yaptın," dedi ve yukarıdakine benzer şekilde cevap verdi. Bunun üzerine Müslim: "Benim bir sıkıntımı giderdin. Allah da senin sıkıntını gidersin," dedi ve sonra kalkıp ona sarıldı. Bu yorum, Saıd İbn Cübeyr kanalıyla bizzat İbn Abbas'tan da nakledilmiştir. Nesaı başka bir senetle Saıd İbn Cübeyr kanalıyla İbn Abbas'ın "Nihayet Nebiler ümitlerini yitirip ...

    " ayeti hakkında şöyle söylediğini nakletmiştir: Nebiler gönderildikleri toplumların iman etmesinden ümitlerini kestiler. Onlar da Nebilerin kendilerine yalan söylediğini zannettiler." Bu rivayetin senedi hasendir. Ayrıca bu rivayet, bu ayetin yorumu hakkında İbn Abbas'tan nakledilen görüşler içinde muteber olmalıdır. Zira o, kendisinin neyi kastettiğini herkesten daha iyi bilir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، فَقُلْتُ لَعَلَّهَا ‏{‏كُذِبُوا‏}‏ مُخَفَّفَةً‏.‏ قَالَتْ مَعَاذَ اللَّهِ‏ نَحْوَهُ