İçeriğe geç

Sahih-i BuhariBölüm 65

Tefsir Kitabı

498 hadis · Kitâbu Tefsîri'l-Kur'ân (4474-4977)

Sayfa 23 / 25Yazı boyutu
  1. Hadis no. 4921

    Neyiniz var? [Bir haber yakalayamadınız mı?]

    Türkçe meal

    İbn Abbas r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ukaz panayırına gitmek üzere bir grup ashabı ile yola çıktı. Bu esnada gökten gelen haber ile şeytanlar arasına engel konuldu ve onların üzerine alev huzmeleri gönderildi. Bunun üzerine şeytanlar geri döndüler, kendilerine "Neyiniz var? [Bir haber yakalayamadınız mı?]" diye sorulduğu zaman; "Bizim ile gökten gelen haber arasına engel konuldu ve üzerimize alev huzmeleri gönderildi," dediler. Bu defa oradakiler "Sizin ile gökten gelen haber arasına bir engel konulması gerçekten yeni bir gelişmedir. Öyleyse yeryüzünün doğu ve batı bölgelerini gezin ve sizinle gökten gelen haber arasına engel konulması meselesini bir araştırın!" dediler. Bunun üzerine şeytanlar yola çıkıp yeryüzünün doğu ve batı bölgelerini dolaştılar. Kendileri ile gökten gelen haber arasına giren engelin içi yüzünü araştırmaya başladılar. İbn Abbas olayı anlatmaya şöyle devam etti: Tihame tarafına yönelen şeytanlar, Nahle mevkiinde Ukaz panayırına doğru yola çıkmış olan Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldiler. O esnada Hz. Nebi ashabı ile birlikte sabah namazını kılıyordu. Şeytanlar Kur'an'ı duyunca onu dinlemeye başladılar ve "Sizin ile gökten gelen haber arasına giren engel budur," dediler. Sonra oradan kavimlerinin yanına dönüp "Ey Halkımız! Gerçekten biz, doğru yola ileten harikulade güzel bir Kur'an dinledik de ona iman ettik. (Artık) kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayacağız," dediler. Bunun üzerine Allah Teala Hz. Nebi'e şu ayet i indirdi: "(Resulüm!) De ki: Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur'an'ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur. "(Cin 1) Hz. Nebi'e vahyedilen, cinlerin sözüdür.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Ukaz, Arapların meşhur panayırlarından birinin adıdır. Hatta onların düzenlediği en büyük panayırlardan biridir. Bu hadisin zahirinden, cinler ile vahiy arasına engel konulmasının ve alev huzmeleri gönderilmesinin hadiste bahsi geçen zamanda meydana geldiği anlaşılmaktadır. Ancak birbirini destekleyen rivayetlerin ifade ettiğine göre bunlar, daha Nebiliğin başlangıcında meydana gelmiştir. Bu da, iki kıssanın zamanı arasında farklılık olduğunu teyit eden bilgilerdendir. Cinlerin Kur'an-ı Kerım dinlemek üzere Hz. Nebi'e gelmeleri onun Taif'e gitmesinden iki sene önce gerçekleşmiştir. Bu bilgiye, bu rivayette geçen "O esnada Hz.

    Nebi ashabı ile birlikte sabah namazını kılıyordu," ifadesinden başka hiçbir şey gölge düşürmemektedir. Bu olay İsra gecesinde namazın farz kılınmasından daha önce gerçekleşmiş olabilir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem İsra olayından önce de kesinlikle namaz kılıyordu. Onun gibi ashabı da namaz kılıyordu. Ancak beş vakit namazdan önce herhangi bir namaz farz kılınmış mıydı, yoksa farz kılınmamış mıydı? İşte bu konu hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Buna göre "ilk önceleri namaz güneşin doğuşu ve batışından önce olmak üzere iki vakit olarak farz kılındı," diyenlerin görüşü doğruluk kazanmaktadır.

    Bu görüşün delili ise "Güneşin doğuşundan önce de, batışmdan önce de Rabbini hamd ile tesbih et, " ayeti ile bu manayı ifade eden diğer ayetlerdir. Buna göre yukarıdaki hadiste bahsi geçen "sabah namazı" İsra gecesi farz kılınan beş vakit namazdan biri değil, sabah vakti kılınan namazdır. Dolayısıyla cinlerin bu olayı Nebiliğin başlarında meydana gelmiştir. Bu noktaya, bu rivayetin açıklaması hakkında sözlerine vakıf olduğum alimlerden hiçbiri dikkat çekmemiştir. Kadı [yaz şöyle demiştir: "Hadisin zahirine göre, alev huzmelerinin şeytanların peşinden gönderilmesi Hz. Nebi'in nübüwetinden önce gerçekleşmemiştir.

    Çünkü şeytanlar böyle bir şeyin meydana gelmesini yadırgamışlar ve bunun nedenini araştırmak istemişlerdir. Bundan dolayıdır ki, kahinlik Araplar arasında yaygın idi. Mahkemelik meselelerde Araplar kahinlere müracaat ederlerdi. Nihayet şeytanların gökteki haberlere kulak kabartmalarının önüne geçilmiş, bu sebeple de kahinliğin zemini kalmamıştır. Nitekim Allah Teala bu surede şöyle buyurmuştur: 'Doğrusu biz (cinler), göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev huzmeleriyle doldurulmuş bulduk. Halbuki (daha önce) biz onun bazı kısımlannda (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor. '(Cin 8-9) Bir başka ayette de şöyle buyurmuştur: 'Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır. '(Şuara 212) Arap şiirinde, alev huzmelerinin atılması garip karşılanmış ve inkar edilmiştir.

    Çünkü Araplar Nebilikten önce böyle bir olayı bilmiyorlardı. Bu, Hz. Nebi'in nübüwetine delalet eden olaylardan biridir. Hadiste şeytanların bu durumu inkar etmelerinin anlatılması da bunu desteklemektedir. Ancakbazı alimler şöyle demiştir: 'Alev huzmeleri dünyanın başlangıcından beri atılmaktadır.' Alev huzmelerinin Hz. Nebi'in nübüweti ile birlikte şeytanlara atılmaya başladığını söyleyenler, Arap şiirinde anlatılanları delil olarak getirmişlerdir. Bu görüş İbn Abbas ve Zührı'den nakledilmiştir. Bu konuda İbn Abbas Hz. Nebi'den merru' bir hadis nakletmiştir. Zührı kendisine karşı çıkan birine 'Fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor, '(Cin 9) ayetini delil olarak getirip şöyle demiştir: Bu konuda katı davranılmış ve kararlılık gösterilmiştir." .

    Kadi İyad'ın temas ettiği hadisi İmam Müslim Zühri, Ubeydullah ve İbn Abbas kanalıyla ensardan birçok sahabiden nakletmiştir. Onlar bu konuda şöyle demişlerdir: "Hz. Nebi'in yanında idik. Birden bir yıldız kaydı ve etraf aydınlandı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Cahiliye döneminde yıldız kaydığı zaman bu olay için ne derdiniz?' diye sordu." Abdurrezzak İbn Hemmam Ma'mer'in şöyle söylediğini nakletmiştir: Zühri'ye yıldızların Cahiliyye döneminde kayıp kaymadığı soruldu. O da "Evet, ama İslam gelince yıldız kaymalarının sayısı arttı ve bu konuda katı olundu," şeklinde cevap verdi.

    Bu, güzel bir uzlaştırmadır. Kurtubi şöyle demiştir: "Bu iki görüş şu şekilde uzlaştırılır: Hz. Muhammed'in Nebiliğinden önce ateş huzmeleri şeytanların vahiy çalmalarını engelleyecek tarzda atılmıyordu. Kah atlıyor, kah atılmıyordu. Üstelik bütün yönlerden değil sadece bir yönden atılıyordu. Muhtemelen şu ayet ile buna işaret edilmiştir: Her taraftan taşlanırlar. Kovulup atılırlar. "(Saffat 8 - 9) Zeyn İbnu'l-Müneyyir şöyle demiştir: "Bu rivayetin zahirine göre, daha önceleri alev huzmeleri atılmıyordu. Ancak İmam Müslim'in naklettiği hadiste geçen bilgilere göre, gerçek böyle değildir. 'Fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor, '(Cin 9) ayeti ise şu anlama gelir: Alev huzmeleri daha önceleri atıldıklarında bazen hedeflerine isabet ederler, bazen de isabet etmezlerdi.

    Hz. Muhammed'in Nebiliğinden sonra ise hep isabet etmeye başlamışlardır. Bu yüzden de 'gözetleyen' olarak nitelendirilmişlerdir. Çünkü bir şeyi gözetleyen, onu ıskalamaz." Bir görüşe göre Tihame bölgesine yönelen cinler, Yahudi idiler. Bundan dolayı da şöyle demişlerdir: "Ey kavmimiz! Doğrusu biz Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve doğru yola ileten bir kitap dinledik. dediler. "(Ahkaf 30) Tihame, Hicaz bölgesinde yüksek olmayan her bölgeye verilen ortak addır. Nahle ise Mekke ile Taif arasındaki bir yerin ismidir. Maverdi şöyle demiştir: "Bu hadisin zahiri, cinlerin Kur'an'ı dinlerken iman ettiklerini gösterir.

    İman şu iki yoldan biri ile gerçekleşir: a) İ'cazın hakikatini ve mucizenin şartlarını bilmek ve bu sayede Nebiin gerçek olduğunu idrak etmekle. b) Nebiin müjdelenen elçi olduğuna dair delilleri eski kutsal kitaplardan öğrenmekle. Cinler için her iki yol da mümkündü. Her şeyi en iyi Allah bilir." Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Bu hadiste şeytan ve cinlerin var olduğu kesinlik kazanmıştır. Cin ve şeytan aynı tür varlıkları ifade eder. Bu varlıklar iman ve küfür bakımından iki gruba ayrılmışlardır. Cinlerden iman edene şeytan denmez. 2- Cemaatle namaz din tarafından hicretten önce öngörülmüştür. 3- Yolculuk esnasında cemaatle namaz kılınabilir. 4- Sabah namazında Kur'an sesli okunur. 5- Bir kul ne kadar kötülük işlerse işlesin, Allah Teala'nın onun hakkında takdir ettiği güzel sona itibar edilir.

    Sadece Kur'an dinleyerek hemen imana koşan cinler, İblis'in nezdinde şerrin zirvesinde olan şeytanlardan olmasalardı, İblis kendilerini yeni gelişmenin olduğu tarafa göndermezdi. Bu özelliklerine rağmen onlara, Allah'ın kendileri hakkında takdir ettiği güzel son sayesinde, kavuşacakları sonsuz mutluluk nasip olmuştur. Firavunun sihirbazlarının durumu bu kıssaya benzemektedir. Kitabu'l-kader'de bunun ayrıntılı açıklaması yapılacaktır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ انْطَلَقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي طَائِفَةٍ مِنْ أَصْحَابِهِ عَامِدِينَ إِلَى سُوقِ عُكَاظٍ، وَقَدْ حِيلَ بَيْنَ الشَّيَاطِينِ وَبَيْنَ خَبَرِ السَّمَاءِ، وَأُرْسِلَتْ عَلَيْهِمُ الشُّهُبُ فَرَجَعَتِ الشَّيَاطِينُ فَقَالُوا مَا لَكُمْ فَقَالُوا حِيلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَ خَبَرِ السَّمَاءِ وَأُرْسِلَتْ عَلَيْنَا الشُّهُبُ‏.‏ قَالَ مَا حَالَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ خَبَرِ السَّمَاءِ إِلاَّ مَا حَدَثَ، فَاضْرِبُوا مَشَارِقَ الأَرْضِ وَمَغَارِبَهَا فَانْظُرُوا مَا هَذَا الأَمْرُ الَّذِي حَدَثَ‏.‏ فَانْطَلَقُوا فَضَرَبُوا مَشَارِقَ الأَرْضِ وَمَغَارِبَهَا يَنْظُرُونَ مَا هَذَا الأَمْرُ الَّذِي حَالَ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ خَبَرِ السَّمَاءِ‏.‏ قَالَ فَانْطَلَقَ الَّذِينَ تَوَجَّهُوا نَحْوَ تِهَامَةَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِنَخْلَةَ، وَهْوَ عَامِدٌ إِلَى سُوقِ عُكَاظٍ، وَهْوَ يُصَلِّي بِأَصْحَابِهِ صَلاَةَ الْفَجْرِ، فَلَمَّا سَمِعُوا الْقُرْآنَ تَسَمَّعُوا لَهُ فَقَالُوا هَذَا الَّذِي حَالَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ خَبَرِ السَّمَاءِ‏.‏ فَهُنَالِكَ رَجَعُوا إِلَى قَوْمِهِمْ فَقَالُوا يَا قَوْمَنَا إِنَّا سَمِعْنَا قُرْآنًا عَجَبًا يَهْدِي إِلَى الرُّشْدِ فَآمَنَّا بِهِ، وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَا أَحَدًا‏.‏ وَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عَلَى نَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم ‏{‏قُلْ أُوحِيَ إِلَىَّ أَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ‏}‏ وَإِنَّمَا أُوحِيَ إِلَيْهِ قَوْلُ الْجِنِّ‏.‏

  2. Hadis no. 4922

    Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar! Rabbinin büyüklüğünü an!

    Türkçe meal

    Yahya İbn Ebı Kesir'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ebu Seleme İbn Abdirrahman'a ilk olarak hangi Kur'an bölümünün indiğini sordum. O da ..... Ya eyyuhe'l-müddessir" diye cevap verdi. Ben, insanların "ikra' bismi rabbikellezi halakılın ilk inen ayetler olduğunu söylediklerini ifade ettim. Bunun üzerine o şöyle dedi: Bu konuyu Cabir İbn Abdillah'a sordum ve senin bana söylediklerini ben de ona söyledim. Bunun üzerine Cabir şöyle dedi: Ben sana sadece Allah. Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bize anlattıklarını anlatıyorum. O şöyle buyurmuştu: Bir müddet Hira mağarasında itikafa girdim. İtikafımılamamlayınca dağdan indim. Birden bana seslenildi. Hemen sağıma baktım, fakat hiç kimseyi görmedim, sonra soluma baktım, yine hiç kimseyi görmedim, ardından önüme baktım, yine hiç kimseyi görmedim, daha sonra ardıma baktım yine hiç kimseyi görmedim. En sonunda başımı kaldırdım ve bir şey gördüm. Hemen Hatice'nin yanına gittim ve "Beni örtün! Üzerime soğuk su serpin!" dedim. Ev halkı beni örttü ve üzerime soğuk su serpti. İşte bunun üzerine şu ayetler indi: "Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar! Rabbinin büyüklüğünü an!" Müddessir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، سَأَلْتُ أَبَا سَلَمَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَوَّلِ، مَا نَزَلَ مِنَ الْقُرْآنِ‏.‏ قَالَ ‏{‏يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ‏}‏ قُلْتُ يَقُولُونَ ‏{‏اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ‏}‏ فَقَالَ أَبُو سَلَمَةَ سَأَلْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ رضى الله عنهما عَنْ ذَلِكَ وَقُلْتُ لَهُ مِثْلَ الَّذِي قُلْتَ فَقَالَ جَابِرٌ لاَ أُحَدِّثُكَ إِلاَّ مَا حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ جَاوَرْتُ بِحِرَاءٍ، فَلَمَّا قَضَيْتُ جِوَارِي هَبَطْتُ فَنُودِيتُ فَنَظَرْتُ عَنْ يَمِينِي فَلَمْ أَرَ شَيْئًا، وَنَظَرْتُ عَنْ شِمَالِي فَلَمْ أَرَ شَيْئًا، وَنَظَرْتُ أَمَامِي فَلَمْ أَرَ شَيْئًا، وَنَظَرْتُ خَلْفِي فَلَمْ أَرَ شَيْئًا، فَرَفَعْتُ رَأْسِي فَرَأَيْتُ شَيْئًا، فَأَتَيْتُ خَدِيجَةَ فَقُلْتُ دَثِّرُونِي وَصُبُّوا عَلَىَّ مَاءً بَارِدًا ـ قَالَ ـ فَدَثَّرُونِي وَصَبُّوا عَلَىَّ مَاءً بَارِدًا قَالَ فَنَزَلَتْ ‏{‏يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ * قُمْ فَأَنْذِرْ * وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ‏}‏ ‏"‏‏.‏

  3. Hadis no. 4923

    Hira'da i'tikafa girdim

    Türkçe meal

    Yahya İbn Ebi Kesir, Ebu Seleme kanalıyla Cabir İbn Abdillah'tan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Hira'da i'tikafa girdim

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، وَغَيْرُهُ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَرْبُ بْنُ شَدَّادٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، رضى الله عنهما عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ جَاوَرْتُ بِحِرَاءٍ ‏"‏‏.‏ مِثْلَ حَدِيثِ عُثْمَانَ بْنِ عُمَرَ عَنْ عَلِيِّ بْنِ الْمُبَارَكِ‏.‏

  4. Hadis no. 4924

    Ebu Seleme'ye; - İlk önce Kur'an'ın hangi bölümü indirildi? diye sordum. O da; - Müddessir suresi, diye cevap…

    Türkçe meal

    Yahya'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Ebu Seleme'ye; - İlk önce Kur'an'ın hangi bölümü indirildi? diye sordum. O da; - Müddessir suresi, diye cevap verdi. Bunun üzerine; - Bana ilk inen surenin Alak suresi olduğu haber verildi, dedim. O da şöyle dedi: - Cabir İbn Abdillah'a ilk inen Kur'an ayetlerini sordum. O da "Müddessir suresi," diye cevap verdi. Ben de bana ilk inen surenin İkra suresi olduğunun haber verildiğini ifade ettim. Bunun üzerine Cabir şöyle dedi: Sana sadece Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediklerini haber veriyorum. O şöyle buyurmuştu: Hira mağarasında itikafa çeki/dim. İtikafzmz tamamlayınca oradan indim ve vadiye girdim. Birden bana ses/eni/di. Önüme, arkama, sağıma ve so/uma baktım. Bir de ne göreyim, gök ile yer arasında bir kürsü üzerinde oturuyor. Hemen Hatice'nin yanına gittim ve "Beni örtün ve üzerime soğuk su serpin!" dedim ve bana "Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa ka/k ve insan/arz uyar! Rabbinin büyüklüğünü an!"(Müddessir 1-3) ayet/eri indirildi. AÇiKLAMA : Müddessir suresinin ilk defa inmesi, fetret-i vahiy veya uyarının emredilmesi meselesi ile tahsis edilmiştir. İkra suresinin ilk inen sure olduğunu söyleyen kimse, mutlak olarak onun ilk inen sure olduğunu kastetmiştir. Müddessir Suresi'nin ilk inen sure olduğunu söyleyenler ise risalet görevinin başlaması bakımından bu surenin ilk inen sure olduğunu kastetmişlerdir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا حَرْبٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ سَأَلْتُ أَبَا سَلَمَةَ أَىُّ الْقُرْآنِ أُنْزِلَ أَوَّلُ فَقَالَ ‏{‏يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ‏}‏ فَقُلْتُ أُنْبِئْتُ أَنَّهُ ‏{‏اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ‏}‏ فَقَالَ أَبُو سَلَمَةَ سَأَلْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ أَىُّ الْقُرْآنِ أُنْزِلَ أَوَّلُ فَقَالَ ‏{‏يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ‏}‏ فَقُلْتُ أُنْبِئْتُ أَنَّهُ ‏{‏اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ‏}‏ فَقَالَ لاَ أُخْبِرُكَ إِلاَّ بِمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ جَاوَرْتُ فِي حِرَاءٍ فَلَمَّا قَضَيْتُ جِوَارِي، هَبَطْتُ فَاسْتَبْطَنْتُ الْوَادِيَ فَنُودِيتُ، فَنَظَرْتُ أَمَامِي وَخَلْفِي وَعَنْ يَمِينِي وَعَنْ شِمَالِي فَإِذَا هُوَ جَالِسٌ عَلَى عَرْشٍ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ، فَأَتَيْتُ خَدِيجَةَ فَقُلْتُ دَثِّرُونِي وَصُبُّوا عَلَىَّ مَاءً بَارِدًا، وَأُنْزِلَ عَلَىَّ ‏{‏يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ * قُمْ فَأَنْذِرْ * وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ‏}‏‏"‏

  5. Hadis no. 4925

    Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanlan uyar! Rabbinin büyüklüğünü an! Elbiseni…

    Türkçe meal

    Cabir İbn Abdillah'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Fetret-i vahiyden bahsederken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in konuşması esnasında şöyle buyurduğunu işittim: Yürürken gökten bir ses duydum. Hemen başımı kaldırdım. Bir de ne göreyim, Hira mağarasında bana gelen melek gök ile yeryüzü arasında bir kürsü üzerinde oturuyor. Ondan çok korktum. Hemen eve dönüp "beni örtün, beni örtün!" dedim. Onlar da beni örttüler. Bunun üzerine "Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanlan uyar! Rabbinin büyüklüğünü an! Elbiseni tertemiz tut, maddf manevf kirlerden ann, pis ve murdar olan her şeyden kaçın!"(Müddessir 1-5) ayetleri indi. Bu ayetteki temizlik emri, henüz namaz farz kılınmadan önce verilmişti. Ayette geçen رجز pis ve murdar olan" lafzı ile putlar kastedilmiştir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    İmam Buhari bu başlık altında Cabir'den nakledilen hadisi verdi. Bu hadisin sonunda, "Bu ayetteki temizlik emri, henüz namaz farz kılınmadan önce verilmişti. Ayette geçen '-*jl/pis ve murdar olan' lafzı ile putlar kastedilmiştir," ifadesi yer almaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, bununla Buhari, elbiselerin temiz tutulmasının namazın farz kılınmasından önce emredildiğine işaret etmiştir. İbnu'l-Münzir, Muhammed İbn Sirin'in bu ayeti [Müddessir 4] şu şekilde açıkladığını nakletmiştir: "Su ile onları yıka!" İbn Ebi Hatim'in rivayetine göre, İbn Abbas da ayeti bu mana ile açıklamıştır. Yine İbn Ebi Hatim bir başka senet ile İbn Abbas'ın bu ayeti şu şekilde açıkladığını nakletmiştir: "Elbiseni günahtan arındır." İbnu'l-Münzir Hasan-ı Basri'nin bu ayeti şu şekilde açıkladığını nakletmiştir: "Ahlakını güzelleştir." İmam Şafii de bu konuda şöyle demiştir: "Bir görüşe göre ...........ve siyabeke fetahhir ayeti 'temiz elbiselerle namaz kıl' manasına, bir diğer görüşe göre ise başka bir anlama gelmektedir.

    Ancak ilk yorum daha isabetlidir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ،‏.‏ وَحَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، فَأَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يُحَدِّثُ عَنْ فَتْرَةِ الْوَحْىِ فَقَالَ فِي حَدِيثِهِ ‏"‏ فَبَيْنَا أَنَا أَمْشِي إِذْ سَمِعْتُ صَوْتًا مِنَ السَّمَاءِ فَرَفَعْتُ رَأْسِي فَإِذَا الْمَلَكُ الَّذِي جَاءَنِي بِحِرَاءٍ جَالِسٌ عَلَى كُرْسِيٍّ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ، فَجَئِثْتُ مِنْهُ رُعْبًا فَرَجَعْتُ فَقُلْتُ زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي‏.‏ فَدَثَّرُونِي فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ‏}‏ إِلَى ‏{‏وَالرِّجْزَ فَاهْجُرْ‏}‏ ـ قَبْلَ أَنْ تُفْرَضَ الصَّلاَةُ ـ وَهْىَ الأَوْثَانُ ‏"‏‏.‏

  6. Hadis no. 4926

    Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa ka/k ve insanları uyar! Rabbinin büyüklüğünü an! Elbiseni…

    Türkçe meal

    Ebu Seleme'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Cabir İbn Abdillah bana şöyle haber verdi: Fetret-i vahiyden bahsederken Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: Yürürken gökten bir ses duydum. Hemen bakışlarımı göğe çevirdim. Bir de ne göreyim, Hira mağarasında bana gelen melek gök ile yeryüzü arasında bir kürsü üzerinde oturuyor. Ondan öyle korktum ki, korkumdan yere yığıldım. Sonra ailemin yanına geldim ve "beni örtün, beni örtün!" dedim. Onlar da beni örttüler. Bunun üzerine "Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa ka/k ve insanları uyar! Rabbinin büyüklüğünü an! Elbiseni tertemiz tut, maddf manevf kir/erden arın, pis ve murdar o/an her şeyden kaçın!"(Müddessir 1-5) ayetleri indi. Ebu Seleme şöyle demiştir: ......Ricz "putlar" demektir. Fetret-i vahiyden sonra vahiy yeniden başladı ve peşpeşe geldi. AÇiKLAMA رجز Ricz ve رجس rics kelimeleri "azab" anlamına gelir," yorumu Ebu Ubeyde'ye aittir. Bir önceki rivayette ricz kelimesinin "putlar" anlamına geldiği ifade edilmişti. Bu açıklama şu anlamın tefsiridir: "Azabın nedeni olan putları terk et

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ سَمِعْتُ أَبَا سَلَمَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحَدِّثُ عَنْ فَتْرَةِ الْوَحْىِ ‏"‏ فَبَيْنَا أَنَا أَمْشِي سَمِعْتُ صَوْتًا مِنَ السَّمَاءِ فَرَفَعْتُ بَصَرِي قِبَلَ السَّمَاءِ، فَإِذَا الْمَلَكُ الَّذِي جَاءَنِي بِحِرَاءٍ قَاعِدٌ عَلَى كُرْسِيٍّ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ، فَجَئِثْتُ مِنْهُ حَتَّى هَوَيْتُ إِلَى الأَرْضِ، فَجِئْتُ أَهْلِي فَقُلْتُ زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي‏.‏ فَزَمَّلُونِي فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏فَاهْجُرْ‏}‏ ‏"‏ ـ قَالَ أَبُو سَلَمَةَ وَالرِّجْزَ الأَوْثَانَ ـ ‏"‏ ثُمَّ حَمِيَ الْوَحْىُ وَتَتَابَعَ ‏"‏‏.‏

  7. Hadis no. 4927

    (Resulüm!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma

    Türkçe meal

    İbn Abbas r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine vahiy geldiği zaman dilini kımıldatırdı. --Süfyan bunu tasvir etmiştir.-- Böylece Kur'an'! ezberlemeyi istiyordu. Bunun üzerine Allah Teala "(Resulüm!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma, "(Kıyame 16) ayetini indirdi.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Selef alimleri bu ayet ile vahyin inişi meselesinde Hz. Nebi'e hitap edildiği konusunda fikir birliği içindedirler. Nitekim burada zikredilen hadis de bunu göstermektedir. Hz. Nebi'in dilin kımıldatması ile ilgili ayetlerin Kıyame Suresi'nde yer almasının bir takım hikmetleri v

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ أَبِي عَائِشَةَ ـ وَكَانَ ثِقَةً ـ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا نَزَلَ عَلَيْهِ الْوَحْىُ حَرَّكَ بِهِ لِسَانَهُ ـ وَوَصَفَ سُفْيَانُ ـ يُرِيدُ أَنْ يَحْفَظَهُ فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ‏}‏

  8. Hadis no. 4928

    Biz onu okuduğumuz zaman

    Türkçe meal

    Musa İbn Ebi Aişe'den rivayet edildiğine göre, o Said İbn Cübeyr'e: "(Resulüm!) Dilini kımııdatma, "(Kıyame 16) ayetini sormuş, o da şu şekilde cevap vermiştir: Bu konuda İbn Abbas şöyle dedi: Hz. Nebi kendisine vahiy geldiği zaman dilini kımıldatıyordu. Bunun üzerine ona şöyle buyuruldu: Vahyi ezberleyememe korkusu ile "(Resulüm!) Dilini kımıldatma.(Kıyame 16) Şüphesiz onu toplamak ve onu okutmak bize aittir. "(Kıyame 17) Yani onu senin hafızana yJ'rleştirmek ve senin okumanla okutmak bize aittir. "Biz onu okuduğumuz zaman "(Kıyame 18) yani indirdiğimiz zaman, "sen onun okunuşunu takip et. Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir. "(Kıyame 19) Senin dilinle onu açıklamak bizim işimizdir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَبِي عَائِشَةَ، أَنَّهُ سَأَلَ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ عَنْ قَوْلِهِ تَعَالَى ‏{‏لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ‏}‏ قَالَ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ كَانَ يُحَرِّكُ شَفَتَيْهِ إِذَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ، فَقِيلَ لَهُ ‏{‏لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ‏}‏ ـ يَخْشَى أَنْ يَنْفَلِتَ مِنْهُ ـ ‏{‏إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ‏}‏ أَنْ نَجْمَعَهُ فِي صَدْرِكَ، وَقُرْآنَهُ أَنْ تَقْرَأَهُ ‏{‏فَإِذَا قَرَأْنَاهُ‏}‏ يَقُولُ أُنْزِلَ عَلَيْهِ ‏{‏فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ * ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ‏}‏ أَنْ نُبَيِّنَهُ عَلَى لِسَانِكَ‏.‏

  9. Hadis no. 4929

    (Kıyame 16) ayeti hakkında İbn Abbas r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi…

    Türkçe meal

    (Resulüm!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımııdatma, "(Kıyame 16) ayeti hakkında İbn Abbas r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Cebrall aleyhisselam kendisine vahiy getirdiği zaman dilini ve dudaklarını kımıldatır bir hal alırdı. Bu yüzden vahiy alması kendisine ağır gelirdi. Onun bu hali biliniyordu. Bundan dolayı Allah Teala لا أقسم بيوم القيامة La uksimu biyevmi'l-kıyame suresinde "(Resulüm!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımııdatma. Şüphesiz onu toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir, "(Kıyame 16-17) ayetlerini indirdi. Burada Allah Teala şöyle buyurmuştur: Kur'an'ı senin hafızanda toplamak ve okutmak bize aittir. "O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et. "(Kıyame 18) Yani biz Kur'an'ı indirdiğimiz zaman onu dinle! "Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir. "(Kıyame 19) [Ey Muhammed!] Senin dilinle Kur'an'ı açıklamak bize düşer. İbn Abbas şöyle devam etmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Cebrall aleyhisselam kendisine geldiği zaman susar, Cebrall aleyhisselam ayrıldığı zaman ise gelen vahyi Allah'ın kendisine vaad ettiği gibi okurdu

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَبِي عَائِشَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، فِي قَوْلِهِ ‏{‏لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ‏}‏ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا نَزَلَ جِبْرِيلُ بِالْوَحْىِ، وَكَانَ مِمَّا يُحَرِّكُ بِهِ لِسَانَهُ وَشَفَتَيْهِ فَيَشْتَدُّ عَلَيْهِ وَكَانَ يُعْرَفُ مِنْهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ الآيَةَ الَّتِي فِي ‏{‏لاَ أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ‏}‏ ‏{‏لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ * إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ‏}‏ قَالَ عَلَيْنَا أَنْ نَجْمَعَهُ فِي صَدْرِكَ، وَقُرْآنَهُ ‏{‏فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ‏}‏ فَإِذَا أَنْزَلْنَاهُ فَاسْتَمِعْ ‏{‏ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ‏}‏ عَلَيْنَا أَنْ نُبَيِّنَهُ بِلِسَانِكَ ـ قَالَ ـ فَكَانَ إِذَا أَتَاهُ جِبْرِيلُ أَطْرَقَ، فَإِذَا ذَهَبَ قَرَأَهُ كَمَا وَعَدَهُ اللَّهُ‏.‏ ‏{‏أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى‏}‏ تَوَعُّدٌ‏.‏

  10. Hadis no. 4930

    Sizler onun şerrinden korunduğunuz gibi, o da sizin şerrinizden korundu

    Türkçe meal

    Abdullah ibn Mes'ûd (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Bizler Rasûlüllah'ın beraberinde idik. Kendisine "Vel-murselâti" Sûresi indirildi. Biz de hemen bu sûreyi O'nun ağzından almağa çalışıyorduk. Bu sırada bir yılan çıktı. Biz hemen onu öldürmeğe koşuştuk, fakat yılan bizleri geçti ve kovuğuna girdi. Bunun üzerine Rasûlüllah(sallallahü aleyhi ve sellem): "Sizler onun şerrinden korunduğunuz gibi, o da sizin şerrinizden korundu" buyurdu

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مَحْمُودٌ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأُنْزِلَتْ عَلَيْهِ وَالْمُرْسَلاَتِ، وَإِنَّا لَنَتَلَقَّاهَا مِنْ فِيهِ فَخَرَجَتْ حَيَّةٌ، فَابْتَدَرْنَاهَا فَسَبَقَتْنَا فَدَخَلَتْ جُحْرَهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ وُقِيَتْ شَرَّكُمْ، كَمَا وُقِيتُمْ شَرَّهَا ‏"‏‏.‏

  11. Hadis no. 4931

    Siz yılanın şerrinden korunduğunuz gibi, yılan da sizin şerrinizden korundu

    Türkçe meal

    Buhârî burada bu Abdullah ibn Mes'ûd hadîsinin rivayet edildiği ayrı ayrı beş senedi tam olarak vermiş, metin vermemiştir

    Abdullah İbn Mes'ud r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte mağarada idik. Bu esnada Mürselat Suresi indi. Bu sureyi onun ağzından öğrendik. Hz. Nebi bu sureyi daha yeni bitirmişti ki, birden bir yılan peyda oldu. BUnun üzerine Allah Reslilü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Onu öldürmeniz gerekir" dedi. İbn Mes'ud olayı anlatmaya şöyle devam etti: Hemen yılanı öldürmek için harekete geçtik. Ancak yılan bizden hızlı çıktı. İbn Mes'ud şöyle devam etti: Hz. Nebi şöyle buyurdu: "Siz yılanın şerrinden korunduğunuz gibi, yılan da sizin şerrinizden korundu."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Hakim sahih bir senede Ebu Hureyre'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir: .......... Ve'l-murselati urfen ayeti "iyilikle gönderilen meleklere yemin olsun" anlamına gelir. Mücahid ............elem nec'ali'l-arda kifata ayetinde (Mürselat 25) geçen .........kifat kelimesi hakkında şöyle demiştir: İnsanlar yeryüzünde yaşarlar ve ölünce de oraya gömülürler. Yine Mücahid şöyle demiştir: .........Furata (Mürselat 27) "tatlı su," .....cimalat (Mürselat 33) ise "köprü halatı" anlamına gelir. Bu son açıklamayı Firyabi, Ebu Nüceyh kanalıyla Mücahid'den senetli olarak nakletmiştir. İbnu't-TIn ise şöyle demiştir: "Mücahid şöyle dedi: ..........Cimalat kelimesi hem cim harfinin dammesi, hem de kesresi ile okunur ve "siyah develer" anlamına gelir.

    Bu kelime ...........cimale'den türemiştir. ...........Cimale de ....cemel kelimesinin çoğuludur. Tıpkı .....hacer kelimesinin çoğulunun ........hicara olması gibi." Bu kelimeyi ............cimalat şeklinde çoğulokuyanlar, bunun anlamının "kalın ip" olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Nitekim Mücahid ............hatta yelice'l-cemelu fi semmi'l-hiyat ayetinde (A'raf 40) geçen ........cemel kelimesini "gemi halatı" olarak açıklamıştır. Ferra da bu kelimenin "kalın ip" anlamına geldiğini söylemiştir. Abd İbn Humeyd, Ali İbn Zeyd kanalıyla Ebu'd-Ouha'nın şöyle söylediğini nakletmiştir: Nafi' İbn Erzak ile Atıyye, İbn Abbas'a gelip "Bize ......la yentikun, (Mürselat 35) ........sümme innekum yevme'l-kıyameti inde Rabbikum tahtesimun,(Zümer 31) .............vallahi Rabbina ma kunna müşrikin (En'am 23) ve ...........vela yektumunallahe hadısa ayetlerini açıkla" dediler.

    İbn Abbas da şöyle cevap verdi: Yazıklar olsun sana İbn Erzak! Kıyamet günü uzun bir gündür. Bu günde çeşitli merhaleler olacaktır. Bir an gelecek müşrikler konuşamayacak, sonra onlara müsaade edilecek, onlar da davalaşacaklar. Ardından Allah dilerse yemin ve inkar edecekler. Bunu yaptıkları zaman Allah Teala onların ağızlarını mühürleyecek. Bundan sonra organlarına emredilecek, onlar da kendilerinin yaptığı amellere şahitlik edecekler. Sonra dilleri kendilerinin yaptıklarını aleyhlerine şahitlik ederek söyleyecek. İşte bu durum; 'Allah'tan hiçbir haberi gizleyemezler, '(Nisa 42) ayeti ile açıklanmıştır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ مَنْصُورٍ، بِهَذَا‏.‏ وَعَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، مِثْلَهُ‏.‏ وَتَابَعَهُ أَسْوَدُ بْنُ عَامِرٍ عَنْ إِسْرَائِيلَ،‏.‏ وَقَالَ حَفْصٌ وَأَبُو مُعَاوِيَةَ وَسُلَيْمَانُ بْنُ قَرْمٍ عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ،‏.‏ قَالَ يَحْيَى بْنُ حَمَّادٍ أَخْبَرَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ مُغِيرَةَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ،‏.‏ وَقَالَ ابْنُ إِسْحَاقَ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الأَسْوَدِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ

    حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بَيْنَا نَحْنُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَارٍ إِذْ نَزَلَتْ عَلَيْهِ وَالْمُرْسَلاَتِ فَتَلَقَّيْنَاهَا مِنْ فِيهِ وَإِنَّ فَاهُ لَرَطْبٌ بِهَا إِذْ خَرَجَتْ حَيَّةٌ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ عَلَيْكُمُ اقْتُلُوهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ فَابْتَدَرْنَاهَا فَسَبَقَتْنَا ـ قَالَ ـ فَقَالَ ‏"‏ وُقِيَتْ شَرَّكُمْ، كَمَا وُقِيتُمْ شَرَّهَا ‏"‏‏.‏

  12. Hadis no. 4932

    Biz odunu üç zira' uzunluğunda veya bundan daha kısa bir uzunlukta kaldırıp kış için saklardık. Bu şekildeki…

    Türkçe meal

    Abdurrahman İbn Abbas r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir. İbn Abbas'ın şu ayeti ...........inneha termi bişerarin ke'l-kasari şeklinde okuduğunu ve ardından şunları söylediğini işittim: Biz odunu üç zira' uzunluğunda veya bundan daha kısa bir uzunlukta kaldırıp kış için saklardık. Bu şekildeki odun parçalarına da "kasar" derdik.

    Tekrarı: 4933

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    .........Kasar kelimesi .........kasra kelimesinin çoğuludur. Deveboynu uzunluğundaki odun anlamına gelir. İbn Abbas'ın ............kasar kıraati de bunu desteklemektedir. Bir görüşe göre ağacın gövdesine, bir başka görüşe göre ise devenin boynuna kasar denir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَابِسٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، إِنَّهَا تَرْمِي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ قَالَ كُنَّا نَرْفَعُ الْخَشَبَ بِقَصَرٍ ثَلاَثَةَ أَذْرُعٍ أَوْ أَقَلَّ، فَنَرْفَعُهُ لِلشِّتَاءِ فَنُسَمِّيهِ الْقَصَرَ‏.‏

  13. Hadis no. 4933

    İbn Abbas'ın ........termi bişerar (kıvılcım saçar)(Mürselat 32) ayetini okuduğunu ve şöyle söylediğini…

    Türkçe meal

    Abdurrahman İbn Abbas r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: İbn Abbas'ın ........termi bişerar (kıvılcım saçar)(Mürselat 32) ayetini okuduğunu ve şöyle söylediğini işıttim: Biz üç zira' uzunluğunda veya bundan daha uzun odunları arar ve onları kış için kaldırıp saklardık. Bunlara da "kasar" adını verirdik. ........Keennehu cimalatun sufr ayetinde geçen .........cimalat kelimesi "gemi halatları" anlamına gelir. Bu halatlar birbirlerine eklenirdi, nihayet bir adam boyuna ulaşırdl

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَابِسٍ، سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ ‏{‏تَرْمِي بِشَرَرٍ‏}‏ كُنَّا نَعْمِدُ إِلَى الْخَشَبَةِ ثَلاَثَةَ أَذْرُعٍ وَفَوْقَ ذَلِكَ، فَنَرْفَعُهُ لِلشِّتَاءِ فَنُسَمِّيهِ الْقَصَرَ‏.‏ ‏{‏كَأَنَّهُ جِمَالاَتٌ صُفْرٌ‏}‏ حِبَالُ السُّفْنِ تُجْمَعُ حَتَّى تَكُونَ كَأَوْسَاطِ الرِّجَالِ‏.‏

  14. Hadis no. 4934

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir mağarada idik. Bu esnada Mürselat suresi indi. Hz. Nebi…

    Türkçe meal

    Abdullah (İbn Mes'ud)'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir mağarada idik. Bu esnada Mürselat suresi indi. Hz. Nebi okuyor, ben de onun ağzından bu sureyi öğreniyordum. Hz. Nebi sureyi daha yeni bitirmişti ki, birden üzerimize bir yılan sıçradı. Hz. Nebi: "Onu öldürün!" dedi. Hemen onu öldürmeye koyulduk. Ancak yılan kaçtı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Siz onun şerrinden korunduğunuz gibi, o da sizin şerrinizden korunmuştur." Ömer İbn Hafs İbn Gıyas şöyle demiştir: Babamdan bu rivayeti "Minadaki bir mağarada" şeklinde ezberlemiştim

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي غَارٍ إِذْ نَزَلَتْ عَلَيْهِ وَالْمُرْسَلاَتِ، فَإِنَّهُ لَيَتْلُوهَا وَإِنِّي لأَتَلَقَّاهَا مِنْ فِيهِ وَإِنَّ فَاهُ لَرَطْبٌ بِهَا، إِذْ وَثَبَتْ عَلَيْنَا حَيَّةٌ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اقْتُلُوهَا ‏"‏‏.‏ فَابْتَدَرْنَاهَا فَذَهَبَتْ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وُقِيَتْ شَرَّكُمْ، كَمَا وُقِيتُمْ شَرَّهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ عُمَرُ حَفِظْتُهُ مِنْ أَبِي فِي غَارٍ بِمِنًى‏.‏

  15. Hadis no. 4935

    Sûra iki üfleme arasında kırk vardır

    Türkçe meal

    Ebû Hureyre (radıyallahü anh) şöyle demiştir:Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Sûra iki üfleme arasında kırk vardır" buyurdu. Arkadaşlarından biri Ebû Hureyre'ye: Bu, kırk gün mü? diye sordu. Hureyre dedi ki: Ben cevâb vermekten çekindim. O kimse: Kırk ay mı? dedi. Hureyre dedi ki: Ben cevâb vermekten çekindim. O soran: Kırk yıl mı? dedi. Hureyre: Ben yine cevâb vermekten çekindim, dedi. Rasûlüllah: Allah semâdan bir su indirir de (ölü olan) sizler yeşil otun bitmesi gibi -kabirlerinizden- bitersiniz. İnsan bedeninden her şey çürür, yalnız bir tek kemik parçası çürümez. O da kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyâmet günündeki (ikinci) yaratma, bu parçadan terkîb olunur" buyurdu

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا بَيْنَ النَّفْخَتَيْنِ أَرْبَعُونَ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَرْبَعُونَ يَوْمًا قَالَ أَبَيْتُ‏.‏ قَالَ أَرْبَعُونَ شَهْرًا قَالَ أَبَيْتُ‏.‏ قَالَ أَرْبَعُونَ سَنَةً قَالَ أَبَيْتُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ثُمَّ يُنْزِلُ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً‏.‏ فَيَنْبُتُونَ كَمَا يَنْبُتُ الْبَقْلُ لَيْسَ مِنَ الإِنْسَانِ شَىْءٌ إِلاَّ يَبْلَى إِلاَّ عَظْمًا وَاحِدًا وَهْوَ عَجْبُ الذَّنَبِ، وَمِنْهُ يُرَكَّبُ الْخَلْقُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏

  16. Hadis no. 4936

    Kıyâmet günü ile ben şu ikisi gibi gönderildim

    Türkçe meal

    Sehl ibn Sa'd (radıyallahü anh):Ben Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) "Kıyâmet günü ile ben şu ikisi gibi gönderildim " buyurup da şehâdet parmağı ve onun yanındaki orta parmağıyle işaret ettiğini gördüm, demiştir o en büyük belâ geldiği zaman”(Âyet: 34); buradaki "et-Tâmme", "Her şeyi kaplayacak felâket" ma'nâsınadır ki, kıyâmetin isimlerindendir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الْمِقْدَامِ، حَدَّثَنَا الْفُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو حَازِمٍ، حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ سَعْدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ بِإِصْبَعَيْهِ هَكَذَا بِالْوُسْطَى وَالَّتِي تَلِي الإِبْهَامَ ‏ "‏ بُعِثْتُ وَالسَّاعَةَ كَهَاتَيْنِ ‏"‏‏.‏

  17. Hadis no. 4937

    Kur'ân'ı ezberleyerek okuyan hafız kişinin meseli (sıfat ve şânı) es-Seferetu'l-Kirâm olan meleklerle…

    Türkçe meal

    Katâde tahdîs edip şöyle demiştir: Ben Zurâre ibn Evfâ'dan işittim, o Sa'd ibn Hişâm'dan; o da Âişe (r.anha)'den tahdîs ediyordu ki, Peygamber(sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kur'ân'ı ezberleyerek okuyan hafız kişinin meseli (sıfat ve şânı) es-Seferetu'l-Kirâm olan meleklerle beraberdir. Kuran 'ı hafız olmayarak kendisine zor geldiği hâlde taahhüdedip çalışarak okuyan kimsenin meseli ise, ona iki ecir vardır"(Kur'ân okumak ecri, zorluk ecri)

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، قَالَ سَمِعْتُ زُرَارَةَ بْنَ أَوْفَى، يُحَدِّثُ عَنْ سَعْدِ بْنِ هِشَامٍ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَثَلُ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ وَهْوَ حَافِظٌ لَهُ مَعَ السَّفَرَةِ الْكِرَامِ الْبَرَرَةِ، وَمَثَلُ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ وَهْوَ يَتَعَاهَدُهُ وَهْوَ عَلَيْهِ شَدِيدٌ، فَلَهُ أَجْرَانِ ‏"‏‏.‏

  18. Hadis no. 4938

    İnsanlar (hesâb için) Âlemlerin Rabbi dîvânında durdukları gün o kadar terleyecekler ki hattâ onlardan…

    Türkçe meal

    Ma'n şöyle demiştir: Bana Mâlik, Nâfi'den; o da Abdullah ibn Omer(radıyallahü anh) 'den tahdîs etti ki, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) "İnsanlar (hesâb için) Âlemlerin Rabbi dîvânında durdukları gün o kadar terleyecekler ki hattâ onlardan herhangi biri iki kulağının yarı yerine kadar kendi teri içinde kaybolacaktır" buyurmuştur

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ ‏{‏يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ‏}‏ حَتَّى يَغِيبَ أَحَدُهُمْ فِي رَشْحِهِ إِلَى أَنْصَافِ أُذُنَيْهِ ‏"‏‏.‏

  19. Hadis no. 4939

    Hesaba çekilen herkes mutlaka helak olur

    Türkçe meal

    Aişe radiyallahu anha'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hesaba çekilen herkes mutlaka helak olur" buyurdu. Ben: "Ey Allah'ın Resulü! Canım sana feda olsun! Allah Teala: 'Hesap defteri sağ eline verilen kimsenin hesabı kolayca görülür, '(İnşikak 7-8) buyurmuyor mu?" diye sordum. O da şöyle buyurdu: "Bu ayette insanların hesaba sunulacakları arz'dan bahsedilmektedir. Kimin hesabı uzarsa o kişi helak olur

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ الأَسْوَدِ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي مُلَيْكَةَ، سَمِعْتُ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي يُونُسَ، حَاتِمِ بْنِ أَبِي صَغِيرَةَ عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنِ الْقَاسِمِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَيْسَ أَحَدٌ يُحَاسَبُ إِلاَّ هَلَكَ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ جَعَلَنِي اللَّهُ فِدَاءَكَ، أَلَيْسَ يَقُولُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ * فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا‏}‏‏.‏ قَالَ ‏"‏ ذَاكَ الْعَرْضُ يُعْرَضُونَ، وَمَنْ نُوقِشَ الْحِسَابَ هَلَكَ ‏"‏‏.‏

  20. Hadis no. 4940

    Siz halden hale geçeceksiniz

    Türkçe meal

    Mücahid'den nakledildiğine göre, İbn Abbas r.a. لتركبن طبقا عن طبق leterkebunne tabakan an tabakin ayetini "Siz halden hale geçeceksiniz, "(İnşikak 19) şeklinde açıklamış ve şöyle demiştir: Bu ayetteki hitap Nebiiniz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yöneliktir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Taberi ve Hakim, İbn Mes'ud'un ..........leterkebunne tabakan an tabakin ayetinde semadan bahsedild(ğini söylediğini nakletmişlerdir. Taberi'nin rivayetinde İbn Mes'ud şöyle demiştir: "Bu ayette semadan söz edilmiştir. Sema bazen dumana benzer bir hal alır, bazen açılır. Sonra kırmızı bir hal alır. Sonra yine açılır." Taberi ilk görüşü tercih etmiştir. ....Tabak lafzının asıl anlamı "şiddet! zorluk!katılık"tır. Burada ise bu kelime ile kıyamet günü meydana gelecek zorluklar kastedilmiştir. .......Tabak lafzı bir şeyin başka bir şeye uyumunu da ifade eder. Mesela; ........ma haza bitabak dendiği zaman "Bu, ona uymaz" anlamı kastedilir.

    İbn Abbas'ın sözünde geçen "halden hale" ifadesi "zorluk konusunda birinin diğerine uygun olduğu hal" anlamına gelir. Ya da .......tabak kelimesi ...........tabaka kelimesinin çoğuludur. Bu durumda "aşama" anlamına gelir ve kıyamet günü biri diğerinden daha zor geçecek aşamaları ifade eder. Bu kelime ile insanın cenin halinden ömrünün son aşamasına kadar geçirdiği merhalelerin kastedildiği de söylenmiştir. İnsana doğmadan önce cenin, doğduğu zaman sabı, sütten kesilince çocuk, yedi yaşına varınca yafi', on yaşına gelince hazlir, on beş yaşına varınca kamed, yirmi beş yaşına ulaşınca anatnat, otuz yaşına gelince sami, kırk yaşına varınca kehl, elli yaşına ulaşınca şeyh, seksen yaşına ulaşınca him ve doksan yaşına gelince fani denir)

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ النَّضْرِ، أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو بِشْرٍ، جَعْفَرُ بْنُ إِيَاسٍ عَنْ مُجَاهِدٍ، قَالَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ‏{‏لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ‏}‏ حَالاً بَعْدَ حَالٍ، قَالَ هَذَا نَبِيُّكُمْ صلى الله عليه وسلم‏.‏