İçeriğe geç

Sahih-i BuhariBölüm 65

Tefsir Kitabı

498 hadis · Kitâbu Tefsîri'l-Kur'ân (4474-4977)

Sayfa 6 / 25Yazı boyutu
  1. Hadis no. 4577

    Hasta olduğum bir sırada Sallallahu Alyhi ve Sellem ile Ebu Bekir radıyaHahu anh yürüyerek gelip Ebu Seleme…

    Türkçe meal

    Cabir'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Hasta olduğum bir sırada Sallallahu Alyhi ve Sellem ile Ebu Bekir radıyaHahu anh yürüyerek gelip Ebu Seleme mahallesindeki evimde beni ziyaret ettiler. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim baygın olduğumu, hiçbir surette aklı melekelerimi kullan amadığımı fark etmiş. Bunun üzerine su istemiş. Sonra getirilen su ile abdest almış. Ardından üzerime su serpmiş. Bunun üzerine ben hemen ayıldım ve: - Ey Allah'ın Elçisi! Malım hakkında ne yapmamı emredersin? diye sordum. Bunun üzerine şu ayet indi: "Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Kitabu'l-vudu / Abdest Bölümü"nde Hz. Nebi'in, abdestten artan suyu Cabir'in üzerine serptiğini iddia edenlere cevap vermiştik. Nitekim "i'tisam Bölümü"nde de Allah Resulü'nün s.a.v. abdest aldığı suyu Cabir'e serpti ği açıkça beyan edilecektir. Hadiste geçen, Ey Allah'ın Elçisi! Malım hakkında ne yapmamı emredersin? ifadesi, Şu'be'den gelen rivayette şu şekildedir: "Ey Allah'ın Resulü! Ben ölürsem mirasım kime aittir. Bana yalnızca kelale yoluyla mirasçı olur." Bu ifadenin açıklaması, "Feraiz Bölümü"nde yapllacaktır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ مُنْكَدِرٍ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ عَادَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ فِي بَنِي سَلِمَةَ مَاشِيَيْنِ فَوَجَدَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لاَ أَعْقِلُ، فَدَعَا بِمَاءٍ فَتَوَضَّأَ مِنْهُ، ثُمَّ رَشَّ عَلَىَّ، فَأَفَقْتُ فَقُلْتُ مَا تَأْمُرُنِي أَنْ أَصْنَعَ فِي مَالِي يَا رَسُولَ اللَّهِ فَنَزَلَتْ ‏{‏يُوصِيكُمُ اللَّهُ فِي أَوْلاَدِكُمْ‏}‏

  2. Hadis no. 4578

    İslam'ın ilk yıllarındaki uygulamaya göre, miras erkek çocuklara verilirdi

    Türkçe meal

    İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "İslam'ın ilk yıllarındaki uygulamaya göre, miras erkek çocuklara verilirdi. Vasiyyet de sadece anne-babaya yapılırdı. Sonra Allah Teala bu uygulamanın dilediği kısmını yürürlükten kaldırdı. Erkek çocuklara, kız çocuklarının payının iki katı pay verdi. Anne-babanın her biri için [çocukların olduğu durumlarda] 116, [çocukların olmadığı durumlarda ise] 113, eş için [eşinin mirasından çocukları olması durumunda] 118, [çocuklarının olmaması durumunda] 1/4, koca için [eşinin çocukları olmaması durumunda] 1/2, [eşinin çocukları olması durumunda ise] 114 pay tespit etmiştir. (

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Yukarıdaki rivayette "Miras erkek çocuklara verilirdi" ifadesi, Arapların İslam öncesi "Miras Hukuku"na işaret etmektedir. İmam Taberı, başka bir senetle İbn Abbas'ın şöyle dediğini nakletmiştir: "Bu ayet indiği zaman insanlar, Hz. Nebi'e gelip 'Ey Allah'ın Elçisi! Ne ata binebilen, ne de düşman saldırısını savabilen küçük kız çocuğuna mirasın yarısını mı vereceğiz?' diye sordular." İbn Abbas şöyle demiştir: "Araplar ancak düşman ile savaşan kimselere miras veriyorlardı." Yukarıdaki rivayette yer alan "Sonra Allah Teala bu uygulamanın dilediği kısmını yürürlükten kaldırdı" ifadesi, ilk uygulamanın bu ayetin indiği zamana kadar devam ettiğini gösterir.

    Bu rivayet, neshi reddedenlere cevap niteliğindedir. Zaten tefsır müellifi Ebu Müslim el-İsfehanı'den başkası da neshin varlığını inkar etmemiştir. Ebu Müslim neshin bütün çeşitlerini reddetmiştir. Ancak İslam şeriatının, bütün şeriatıarı neshettiği konusunda icma' olduğu belirtilerek ona cevap verilmiştir. Bu cevaba da şu şekilde karşılık verilmiştir: Ebu Müslim'e göre, önceki şeriatlar bizim şeriatımızın zuhuruna kadar yürürlükte idi. Dolayısıyla bizim şeriatımızın o şeriatıarı yürürlükten kaldırmasına nesih değil, tahsis denir. Bu yüzden olsa gerek İbnu's-Sem'anı şöyle demiştir: "Ebu Müslim el-İsfehanı İslam şeriatında neshin vukli bulduğu olayların varlığını itiraf etmiyorsa, bile bile hakkı inkar ediyor demektir.

    Yok 'Ben buna nesh demiyorum,' diyorsa, o zaman bu konudaki ihtilaf lafzldir." Her şeyi en iyi Allah bilir)

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ وَرْقَاءَ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ الْمَالُ لِلْوَلَدِ، وَكَانَتِ الْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ، فَنَسَخَ اللَّهُ مِنْ ذَلِكَ مَا أَحَبَّ، فَجَعَلَ لِلذَّكَرِ مِثْلَ حَظِّ الأُنْثَيَيْنِ، وَجَعَلَ لِلأَبَوَيْنِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسَ وَالثُّلُثَ، وَجَعَلَ لِلْمَرْأَةِ الثُّمُنَ وَالرُّبُعَ، وَلِلزَّوْجِ الشَّطْرَ وَالرُّبُعَ‏.‏

  3. Hadis no. 4579

    Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Onlara verdiğinizin bir kısmını ele…

    Türkçe meal

    İbn Abbas'ten rivayet edildiğine göre, o, "Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayın!" ayeti hakkında şöyle demiştir: İslamıdan önce Arapların adetine göre, biri öldüğü zaman onun velileri hanımı hakkında herkesten daha çok söz sahibi olurdu. İsterse kadınla evlenirler, isterse onu başkasıyla evlendirirler, isterlerse evlendirmezlerdi. Kadının ailesinden çok, onun hakkında söz sahibi idiler. Bunun üzerine bu ayet inmiştir. Hadisin geçtiği diğer yerler: 4579, 6984.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    İbn Abbas'ın ..........1lla ta'dulDhünne ifadesini bu şekilde tefsir ettiğini gösteren rivayet, İmam Taberi ve İbn Ebi HMim tarafından Ali İbn Ebi Talha kanalıyla naklediimiştir. Bu ayet (Nisa 19) o dönemdeki Arapların şu uygulamasını anlatıyor: Bazıları, hoşlanmadığı karısından ayrılmak isterdi. Fakat ona mehir borcu olurdu. Bunu da ödemek istemezdi. Bu yüzden mehirden vazgeçip ayrılması için hanımını rahatsız etmeye başlardı. Mücahid'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Tıpkı Bakara suresinde olduğu gibi,(Bakara 232) bu ayetin muhatabı, kadının ailesidir. Sonra bu görüş zayıflamaya başladı ve diğeri tercih edilir oldu." İbn Abbas'ın "';......huben kelimesini "günah" şeklinde tefsır etmesi, İbn Ebı Hatim tarafından Davud İbn Ebı Hind ve İkrime kanalıyla senetli olarak nakledilmiştir.

    Bu rivayete göre, İbn Abbas bunu ......innehCı kane hCıben kebıra "Bu, büyük bir günahtır," şeklinde tefsır etmiştir. İbn Abbas'ın ....nihleten kelimesini mehir olarak tefsır etmesi ise, İbn Ebı Hatim ve Taberı tarafindan Ali İbn Ebı Talha kanalıyla nakledilmiştir. İsterlerse kadınla evlenirler, isterlerse onu başkasıyla evlendirirler, isterlerse evlendirmezlerdi. Kadının ailesinden çok, onun hakkında söz sahibi idiler. Ali İbn Ebı Talha kanalıyla İbn Abbas'ın şöyle söylediği nakledilmiştir: "Adamın biri öldüğü zaman geride bir hanım bırakırsa, yakını olan kimse hanımının üstüne bir elbise atardı.

    Böylece onun diğer insanlarla ilişki kurmasına engelolurdu. Kadın güzelse, onunla evlenirdi. Şayet kadın çirkinse, ölünceye kadar onunla ne evlenir, ne de onu başkasıyla evlendirirdi. Kadın ölünce de ona varis olurdu

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، حَدَّثَنَا أَسْبَاطُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا الشَّيْبَانِيُّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ،‏.‏ قَالَ الشَّيْبَانِيُّ وَذَكَرَهُ أَبُو الْحَسَنِ السُّوَائِيُّ وَلاَ أَظُنُّهُ ذَكَرَهُ إِلاَّ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، ‏{‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ يَحِلُّ لَكُمْ أَنْ تَرِثُوا النِّسَاءَ كَرْهًا وَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَا آتَيْتُمُوهُنَّ‏}‏ قَالَ كَانُوا إِذَا مَاتَ الرَّجُلُ كَانَ أَوْلِيَاؤُهُ أَحَقَّ بِامْرَأَتِهِ، إِنْ شَاءَ بَعْضُهُمْ تَزَوَّجَهَا، وَإِنْ شَاءُوا زَوَّجُوهَا، وَإِنْ شَاءُوا لَمْ يُزَوِّجُوهَا، فَهُمْ أَحَقُّ بِهَا مِنْ أَهْلِهَا، فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ فِي ذَلِكَ‏.‏

  4. Hadis no. 4580

    (Erkek ve kadından) her biri için, varisler kıldık

    Türkçe meal

    İbn Abbas'tan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: ولكل جعلنا موالي Ve liküllin cealna mevaliye ayetinde geçen Jıylmevaliye kelim-esi varisler' anlamına gelir. والذين عاقدت أيمانكم vellezine akadet eymanüküm ifadesi ise şu şekilde izah edilir: Muhacirler Medıne'ye geldikleri zaman, muhacir biri akraba olmamasına rağmen ensardan birine varis oluyordu. Çünkü Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem aralarında kardeşlik bağı kurmuştu. "(Erkek ve kadından) her biri için, varisler kıldık," ayeti, indi ve bu uygulamayı yürürlükten kaldırdı. Sonra İbn Abbas şöyle dedi: .....vellezıne akadet eymanüküm ayeti ise şu anlama gelir: Yeminlerinizin bağladığı kimselere de yardım edin, hediye verin ve nasihatte bulunun. Artık [yeminleşenler arasında] miras hakkı kalkmıştır. Ancak kişi arkadaşına vasiyyet edebilir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "(Erkek ve kadından) her biri için, varisler kıldık," ayeti indi ve bu uygulamayı yürürlükten kaldırdı, rivayetinden, yeminleşen kimselerin mirasçı olduklarına dair hükmün bu ayet ile neshedildiği anlaşılır. İmam Taberı, Ali İbn Ebı Talha kanalıyla İbn Abbas'tan, onun şu sözünü nakletmiştir: İslam'dan önce insanlar birbirleri ile akit yaparlardı. Bu akit gereğince, onlardan biri öldüğü zaman, diğeri ona varis olurdu. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: "Akraba olanlar, Allah'ın Kitabına göre, (mirasçılık bakımından) birbirlerine, diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar. Ancak, dostlannıza uygun bir vasiyyet yapmanız müstesnadır.

    "(Ahzab 6) Bu ayette Allah Teala yeminleşilen dostlara vasiyyette bulunabileceğini gösterdi. Katade'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Cahiliyye döneminde insanlar birbirleri ile akit yaparlardı. Birbirlerine 'benim kanım, senin kanındır, sen bana, ben de sana mirasçı olurum' derlerdi. İslam dini gelince bu insanlara, mirastan payları olan 1/6'yı vermeleri emredildi. Sonra bu uygulama miras ayeti ile neshedildi. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurdu. "Akraba olanlar, Allah'ın Kitabına göre, (mirasçılık bakımından) birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar." Farklı senetlerle ilk dönem alimlerinden bir çoğundan bu görüş nakledilmiştir.

    Kabul gören görüş de budur

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي الصَّلْتُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ إِدْرِيسَ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ مُصَرِّفٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاس ٍ ـ رضى الله عنهما ـ ‏{‏وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ‏}‏ قَالَ وَرَثَةً‏.‏ ‏{‏وَالَّذِينَ عَاقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ‏}‏ كَانَ الْمُهَاجِرُونَ لَمَّا قَدِمُوا الْمَدِينَةَ يَرِثُ الْمُهَاجِرُ الأَنْصَارِيَّ دُونَ ذَوِي رَحِمِهِ لِلأُخُوَّةِ الَّتِي آخَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُمْ فَلَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ‏}‏ نُسِخَتْ، ثُمَّ قَالَ ‏{‏وَالَّذِينَ عَاقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ ‏}‏ مِنَ النَّصْرِ، وَالرِّفَادَةِ وَالنَّصِيحَةِ، وَقَدْ ذَهَبَ الْمِيرَاثُ وَيُوصِي لَهُ‏.‏ سَمِعَ أَبُو أُسَامَةَ إِدْرِيسَ، وَسَمِعَ إِدْرِيسُ طَلْحَةَ‏.‏

  5. Hadis no. 4581

    Her millet kendisine ibadet ettiğinin peşine düşsün!

    Türkçe meal

    Ebu Saıd el-Hudrı'den rivayet edildiğine göre, bazı insanlar asrı saadette Hz. Nebi'e gelip: Ey Allah'ın Elçisi! Kıyamet günü Rabbimizi görecek miyiz? diye sordular. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem de şöyle buyurdu: - Evet. Bulutsuz bir havada ışık saçan güneşi gün ortasında görmek için tartışıp itişip kakışarak birbirinize zarar verir misiniz? Ashab-ı kiram "Hayır," cevabını verince, bu defa Hz. Nebi şöyle buyurdu: Peki bulutsuz bir dolunay gecesi gökyüzünde parlayan ayı görmek için tartışıp itişip kakışarak birbirinize zarar verir misiniz? Ashab-ı kiram yine "Hayır," cevabını verdi. Bunun üzerine Hz. Nebi şöyle buyurdu: Kıyamet günü de Allah'ı görmek için tartışıp itişip kakışarak birbirinize zarar vermeyeceksiniz. Allah'ı görme konusuda, güneş ve ayı görme hususunda birbirinize verdiğiniz zarardan başka zarar vermeyeceksiniz. Kıyamet günü bir tellal çıkıp "Her millet kendisine ibadet ettiğinin peşine düşsün!" diye ilan edecektir. İşte o an Allah 'ın dışında putlara ve dikili taşlara ibadet eden herkes Cehenneme dökülecektir. Nihayet Allah'a ibadet eden iyi ve kötü insanlarla ehl-i kitabın son temsilcileri kalacak. Sonra Yahudiler çağırılacak. Onlara: Kime tapıyordunuz? diye sorulacak. Yahudiler: - Biz Allah'ın oğlu Üzeyr'e tapıyorduk, cevabını verecek. Bunun üzerine onlara şöyle denilecek: Yalan söylediniz! Zira Hak Teala ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk. Şimdi [söyleyin bakalım] ne istiyorsunuz? Yahudiler: Ey Rabbimiz! Çok susadık. Bizi suya kandır, diye yalvaracaklar. - Onlara işaret yoluyla "Hadi su başına buyurun" denecek. Sonra Cehenneme sürülecekler. Serap görecekler ve yalımları birbirine çarpan Cehennem ateşini su zannedecekler. Bu yüzden birbirlerinin peşi sıra Cehenneme atlayacaklar. / Sonra Hıristiyanlar çağırlacak. Onlara da; - Kime tapıyordunuz? sorusu sorulacak. Hıristiyanlar: Allah'ın oğlu Mesih'e tapıyorduk, cevabını erecekler. Bunun üzerine onlara da: Yalan söylüyorsunuz! Zira Allah ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk. Sonra onlara: Şimdi ne istiyorsunuz? diye sorulacak. Daha sonra Yahudilerin başlarına gelen onların da başına gelecek. Geride, Allah'a ibadet eden iyi ve kötü kimselerden başkası kalmayacak. Bu sırada alemlerin Rabbi, müminlerin daha önceden öğrendiği vasfına yakın bir surette gelip onlara; Ne bekliyorsunuz? Her ümmet ibadet ettiği ilaha tabi oldu, buyuracak. İnsanlar da şöyle cevap verecekler: Dünyada iken kendilerine en fazla ihtiyaç duyduğumuz konularda bile onlardan aynıdık. Asla onlarla birlikte olmadık. Şimdi biz, taptığımlZ Rabbimizi bekliyoruz. Bunun üzerine Yüce Allah, "Ben sizin Rabbinizim," buyuracak. İnsanlar da iki ya da üç kez "Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayız," diyecektir. AÇiKLAMA : İmam Buhari! bu hadisi şefaat konusunda da zikretmişti. Bu hadisin geniş açıklaması, "Kitabu'r-rikak"ta yapılacaktır.

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، حَدَّثَنَا أَبُو عُمَرَ، حَفْصُ بْنُ مَيْسَرَةَ عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ أُنَاسًا فِي زَمَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، هَلْ نَرَى رَبَّنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ نَعَمْ، هَلْ تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَةِ الشَّمْسِ بِالظَّهِيرَةِ، ضَوْءٌ لَيْسَ فِيهَا سَحَابٌ ‏"‏‏.‏ قَالُوا لاَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَهَلْ تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَةِ الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ، ضَوْءٌ لَيْسَ فِيهَا سَحَابٌ ‏"‏‏.‏ قَالُوا لاَ‏.‏ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَةِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، إِلاَّ كَمَا تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَةِ أَحَدِهِمَا، إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ أَذَّنَ مُؤَذِّنٌ تَتْبَعُ كُلُّ أُمَّةٍ مَا كَانَتْ تَعْبُدُ‏.‏ فَلاَ يَبْقَى مَنْ كَانَ يَعْبُدُ غَيْرَ اللَّهِ مِنَ الأَصْنَامِ وَالأَنْصَابِ إِلاَّ يَتَسَاقَطُونَ فِي النَّارِ، حَتَّى إِذَا لَمْ يَبْقَ إِلاَّ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللَّهَ، بَرٌّ أَوْ فَاجِرٌ وَغُبَّرَاتُ أَهْلِ الْكِتَابِ، فَيُدْعَى الْيَهُودُ فَيُقَالُ لَهُمْ مَنْ كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ قَالُوا كُنَّا نَعْبُدُ عُزَيْرَ ابْنَ اللَّهِ‏.‏ فَيُقَالُ لَهُمْ كَذَبْتُمْ، مَا اتَّخَذَ اللَّهُ مِنْ صَاحِبَةٍ وَلاَ وَلَدٍ، فَمَاذَا تَبْغُونَ فَقَالُوا عَطِشْنَا رَبَّنَا فَاسْقِنَا‏.‏ فَيُشَارُ أَلاَ تَرِدُونَ، فَيُحْشَرُونَ إِلَى النَّارِ كَأَنَّهَا سَرَابٌ، يَحْطِمُ بَعْضُهَا بَعْضًا فَيَتَسَاقَطُونَ فِي النَّارِ، ثُمَّ يُدْعَى النَّصَارَى، فَيُقَالُ لَهُمْ مَنْ كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ قَالُوا كُنَّا نَعْبُدُ الْمَسِيحَ ابْنَ اللَّهِ‏.‏ فَيُقَالُ لَهُمْ كَذَبْتُمْ، مَا اتَّخَذَ اللَّهُ مِنْ صَاحِبَةٍ وَلاَ وَلَدٍ‏.‏ فَيُقَالُ لَهُمْ مَاذَا تَبْغُونَ فَكَذَلِكَ مِثْلَ الأَوَّلِ، حَتَّى إِذَا لَمْ يَبْقَ إِلاَّ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللَّهَ مِنْ بَرٍّ أَوْ فَاجِرٍ، أَتَاهُمْ رَبُّ الْعَالَمِينَ فِي أَدْنَى صُورَةٍ مِنَ الَّتِي رَأَوْهُ فِيهَا، فَيُقَالُ مَاذَا تَنْتَظِرُونَ تَتْبَعُ كُلُّ أُمَّةٍ مَا كَانَتْ تَعْبُدُ‏.‏ قَالُوا فَارَقْنَا النَّاسَ فِي الدُّنْيَا عَلَى أَفْقَرِ مَا كُنَّا إِلَيْهِمْ، وَلَمْ نُصَاحِبْهُمْ، وَنَحْنُ نَنْتَظِرُ رَبَّنَا الَّذِي كُنَّا نَعْبُدُ‏.‏ فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ، فَيَقُولُونَ لاَ نُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا‏.‏ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا ‏"‏‏.‏

  6. Hadis no. 4582

    Kur'an size indirilmişken, ben size Kur'an mı okuyacağım!

    Türkçe meal

    Amr bin Mürre, (İbn Mes'ud)'dan şöyle nakletmiştir: Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem benden kendisine Kur'an okumamı istedi. Ben de, "Kur'an size indirilmişken, ben size Kur'an mı okuyacağım!" diyerek hayretimi ifade ettim. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Ben Kur'an'ı başkalarından dinlemeyi seviyorum," dedi. Ben de Nisa suresinden okumaya başladım. "Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak gösterdiğimiz zaman halleri nice olacak!" ayetine kadar okudum. Bu ayeti okuyunca Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bu kadarı kafi," dedi. Bir de baktım ki, Allah Resulü'nün gözlerinden yaş boşanmış.

    Diğer tahric: Tirmizî, Tefsir-ül Kur’ân; Müslim, Salat-ül Müsafirin

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا صَدَقَةُ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ يَحْيَى بَعْضُ الْحَدِيثِ عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، قَالَ قَالَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اقْرَأْ عَلَىَّ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ آقْرَأُ عَلَيْكَ وَعَلَيْكَ أُنْزِلَ قَالَ ‏"‏ فَإِنِّي أُحِبُّ أَنْ أَسْمَعَهُ مِنْ غَيْرِي ‏"‏‏.‏ فَقَرَأْتُ عَلَيْهِ سُورَةَ النِّسَاءِ حَتَّى بَلَغْتُ ‏{‏فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ أُمَّةٍ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَى هَؤُلاَءِ شَهِيدًا‏}‏ قَالَ ‏"‏ أَمْسِكْ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا عَيْنَاهُ تَذْرِفَانِ‏.‏

  7. Hadis no. 4583

    [Kendisinden ödünç alarak taktığım kız kardeşim] Esma'nın gerdanlığı kayboldu

    Türkçe meal

    Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "[Kendisinden ödünç alarak taktığım kız kardeşim] Esma'nın gerdanlığı kayboldu. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu bulmak için birilerini gönderdi. Derken namaz vakti girdi. Ancak bu adamların abdesti yoktu, su da bulamamışlardı. Bu yüzden abdestsiz olarak namaz kıldılar. İşte bu olay üzerine Allah Teala teyemmüm ayetini indirdi.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    İmam Buharıinin bab başlığında kullandığı "Eğer hasta olur veya bir yolculukta bulunursanız yahut sizden biri tuvaletten gelirse ... " ifadesi, hem el-Maide suresindeki ayette,(Maide 6) hem de Nisa suresindeki ayette geçmektedir. İmam Buharı, bu ifadeyi Nisa suresindeki ayetin tefsirinde kullanmak suretiyle, bu ayetin Hz. Aişe'nin olayı hakkında indiğine göndermede bulunmak istemiştir. Söz konusu olay, "Teyemmüm Bölümü"nde anlatılmıştı. .....Saıden, yeryüzünün yüzeyi anlamına gelir. Ebu Ubeyde .....feteyemmemu saıden tayyiben ayet i hakkında şu yorumu yapmıştı ....... Fteyemmemu "yönelin" anlamına, .....saıden ise "yeryüzünün yüzeyi "anlamına gelir." Zeccac da şöyle demiştir: .....Salden kelimesinin yeryüzünün yüzeyi anlamına geldiği konusunda dil alimleri arasında bir görüş ayrılığının bulunduğunu bilmiyorum.

    Yeryüzünün hem üzerinde toprak bulunan, hem de toprak bulunmayan yüzeyine /saıd denir." Nitekim şu ayetlerde bu manada kullanılmıştır: ...... (Şüphesiz Biz, yeryüzünde olanları kupkuru bir toprak haline getirebiliriz.),...... (Belki Rabbim bana, senin bağından 'daha iyisini verir; senin bağına ise gökten yıldırımlar gönderir de, bağ kupkuru bir toprak haline gelir). "(Kehf 40) Yeryüzünün yüzeyi, yerden çıkılan son nokta olduğu için ......sald olarak isimlendirilmiştir. Ayrıca düz araziye de ..w....;,/sald denir. Doğrusu şu ki; ..w....;,/sald üzerinde ağaç, bitki ve bina bulunmayan dümdüz yeryüzü yüzeyi anlamı:ıa gelir.

    Teyemmüm alırken mutlaka toprağın kullanılmasını gerekli görenler /tayyib kelimesine dayanmışlardır. Çünkü bu kelime, bitki yetişmesine elverişli toprak anlamına gelir. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur:..... ........(lyi toprak Rabbinin izniyle bitki verir).(A'raf 58) Abdurrezzak ıbn Hemmam da ıbn Abbas'tan i .....es-saıdü't tayyıb tamlamasının "ekin" anlamına geldiğini nakletmiştir. Abd İbn Humeyd, İkrime'nin, ......el-cibt Habeşlilerin dilinde şeytan, .......et-tağut da kahin anlamına geli;' sözünü sahıh bir senetle ondan nak- letmiştir. İmam Taberı de Katade'den buna benzer bir rivayet aktarmıştır.

    Ancak bu rivayette Habeşistan ifadesi geçmemektedir., Söz konusu rivayet şu şekildedir: Biz, .....el-cibt kelimesinin "şeytan," ......et-tağut kelimesinin de kahin anlamına geldiğini söylerdik. Ali İbn Talha kanalıyla İbn Abbas'tan şu yorum rivayet edilmiştir: .....el-Cibt Huyey İbn Ahtab, .....et-tagtlt da Ka'b İbn Eşref'tir. ' İmam Taberı, ......el-cibt ve ;tkıl/et-tağut kelimelerinin cins isim olduğunu ifade eden görüşü tercih etmiştir. Buna göre; Allah'ın dışında tapılan put, şeytan, cin, insan vs. her ne varsa hepsi bu kavramların kapsamına girer. Dola- . yısıyla büyücü ve kahin de bu kavramın içinde yer alır.

    Her şeyi en iyi Allah bilir. Kelime açıklamalarından sonra İmam Buharı, Hz. Aişe'nin gerdanlığının kayboluşu ve teyemmüm ayetinin inişi ile ilgili rivayetin bir bölümüne yer verdi. Bu hadisin şerhi ayrıntılı biçimde "Teyemmüm Bölümü"nde geçmişti

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ هَلَكَتْ قِلاَدَةٌ لأَسْمَاءَ فَبَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي طَلَبِهَا، رِجَالاً فَحَضَرَتِ الصَّلاَةُ وَلَيْسُوا عَلَى وُضُوءٍ‏.‏ وَلَمْ يَجِدُوا مَاءً، فَصَلَّوْا وَهُمْ عَلَى غَيْرِ وُضُوءٍ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ‏.‏ يَعْنِي آيَةَ التَّيَمُّمِ‏.‏

  8. Hadis no. 4584

    Ey İman Edenler! Allah'a itaat edin. Nebi'e ve sizden olan ulu 'I-em re {idarecilere} de itaat edin

    Türkçe meal

    İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Ey İman Edenler! Allah'a itaat edin. Nebi'e ve sizden olan ulu 'I-em re {idarecilere} de itaat edin," ayeti Hz. Nebi'in bir askeri birliğin başında kumandan olarak gönderdiği Abdullah İbn Huzafe İbn Kays İbn Adiyy hakkında inmiştir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Abdullah İbn Huzafe İbn Kays İbn Adiyy hakkında inmiştir ifadesi, söz konusu ayetin Abdullah İbn Huzafe'nin olayı hakkında indiği anlamına gelir. Çünkü onun olayından maksat, "Eğer bir hususta anlaşmazlzğa düşerseniz, Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız, onu Allah'a ve Resul'e götürün (onların ta/imatına göre hal/edin}," ayetidir. Davudi bu maksadı görememiştir. Bu yüzden şöyle demiştir: "Bu, İbn Abbas'a nispet edilen yanlış bir yorumdur. Çünkü Abdullah İbn Huzafe bir ordunun başında sefere çıkmıştı. Bir sebepten askerlere kızmıştı. Askerler ateş yakmıştı. Onlara "Hadi ateşe atlayın!" talimatını verdi.

    Bazıları bu emre karşı geldi. Bazıları ise bu emri yerine getirmeye yeltendi ... Eğer bu ayet (en-Nisa 4/59) bu olaydan önce inmiş ise, ulu'l-emre itaat başkalarına değil de, sadece Abdullah İbn Huzafe'ye tahsis edilemez. Eğer bu ayet bu olaydan sonra inmiş ise, o zaman da, yetkiliye itaatin ancak iyi ve güzel hususlarda olduğu söylenir. Bu yüzden askerlere, 'Neden ona itaat etmediniz?' denemezdi." Yukarıda getirdiğim izah, bu rivayetten neyin kastedildiğini açıklıyor ve Davudi'nin ortaya koyduğu problemi çözüyor. Şöyle ki; askerler Abdullah'ın kendilerine verdiği emri yerine getirip getirmeme konusunda tartışmıştı.

    Ona itaat etmeye meyledenler, bu emrin yerine getirilmesi hususunda duraklamışlardı. Ona karşı gelenler ise, ateşten kaçma düşüncesi taşıyortardı. İşte bu sebeple, bu konuda kendilerine ihtilaf anında ne yapacaklarını gösteren bir ayetin inmesi uygun oldu. İhtilaf anında yapılması gereken, anlaşılamayan konuyu Allah'a ve Nebii'ne götürmektir. Bir şeyin uygun olup olmadığı hususunda bir anlaşmazlık meydana gelirse, bu anlaşmazlık Kitab'a ve sünnete müracaat ile çözüme kavuşturulur. İmam Taberi bu ayetin Ammar İbn Yasir ile Halid İbn Velid arasında geçen bir olay hakkında indiğini nakletmiştir. Söz konusu rivayet şu şekildedir: Halid İbn Velld komutan idi.

    Ammar onun emri dışında bir adamı himaye etmişti. Bu yüzden Halid İbn Velid ile aralarında tartışma yaşanmıştı. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. Bu seriyyenin durumu ve komutanının ismi hakkındaki ihtilaf, biraz önce Kitabu'l-megazi/Megazi Bölümü"nde "Huneyn Gazvesi"nden hemen sonra anlatılmıştı. Ulu'l-emr iıe kimin kastedildiği hakkında farklı görüşler vardır. Bunları şu şeklide sıralayabiliriz: 1- Ebu Hureyre'ye göre, ulu'l-emr ile idareciler kastedilmiştir. Ondan bu görüşü İmam Taberi sahih bir senetle nakletmiştir. Ayrıca Meymun İbn Mihran ve daha başkalarından da buna benzer rivayetleri aktarmıştır. 2- Cabir İbn Abdillah'a göre ulu'l-emr, ilim ve iyilik sahibi kimselerdir. 3- Mücahid, Hasan-ı Basri ve Ebu'ı-Aliye'ye göre ulu'l-emr alimlerdir. 4- Müdı.hid'den, bir önceki görüşünü taşıyan rivayetten daha sahih bir senetle ulu'l-emrin sahabe olduğuna dair bir gilrüş daha nakledilmiştir.

    Bu, dar kapsamlı bir yorumdur. 5- İkrime'ye göre ulu'l-emr, Hz. Ebu Bekir'dir. Bu, bir önceki yorumdan daha da dar kapsamlıdır. İmam Şafii ilk yorumu tercih etmiştir. Bu tercihini de şu şekilde güçlendirmiştir: "Kureyşiiler devlet anlayışından yoksun bir kabileydi. Bu yüzden bir lidere boyun eğmezlerdi. İşte bu nedenden dolayı, onlara idareyi elinde bulundurana itaat etmeleri emredilmiştir. Yine bu nedenden dolayı Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Tayin ettiğim idareciye ve. komutana itaat edenler, bana itaat etmiş olurlar." Bu hadis müttefekun aleyhtir. Imam Taberi', her ne kadar bu ayet özel bir nedenle inmiş olsa da, içeriğinin genelolduğunu gösteren yorumu tercih etmiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ يَعْلَى بْنِ مُسْلِمٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ ‏{‏أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الأَمْرِ مِنْكُمْ‏}‏‏.‏ قَالَ نَزَلَتْ فِي عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حُذَافَةَ بْنِ قَيْسِ بْنِ عَدِيٍّ، إِذْ بَعَثَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي سَرِيَّةٍ‏.‏

  9. Hadis no. 4585

    Ey Allah'ın Elçisi! Halanın oğlu olduğu için böyle hükmetlin!

    Türkçe meal

    Urve'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Zübeyr, Harra bölgesinden gelen su kanalı hakkında ensardan biri ile tartıştı. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem [aralarında hüküm verip] şöyle buyurdu: Ey Zübeyr! Bahçeni sula! Sonra suyu komşuna gönder. Ensardan olan adam, "Ey Allah'ın Elçisi! Halanın oğlu olduğu için böyle hükmetlin!" dedi. Bunun üzerine Allah Resu!ü'nün sallallahu aleyhi ve sellem yüz ifadesi değişti. Akabinde şöyle buyurdu: Ey Zübeyr! Bahçeni sula! Ağaçların göletleri doluncaya kadar sulamaya devam et. Daha sonra suyu komşuna gönder! Ensardan olan adam kendisini kızdınnca Hz. Nebi apaçık bir hüküm ile Zübeyr'in hakkını tam olarak verdi. Halbuki daha önce içinde esneklik bulunan bir çözümü onlara önermişti. Zübeyr şöyle demiştir: "Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlzk hususunda seni hakem kılzp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar," ayetinin bu olay hakkında indiğini kesin olarak biliyorum.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    İmam Buhar! bu başlık altında Zübeyr ile Harra kanalı hakkında onunla tartışan ensardan birinin yaşadığı olaya yer verdi. Bu rivayetin açıklaması geniş biçimde Kitabuş-şurb'da geçmişti

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، قَالَ خَاصَمَ الزُّبَيْرُ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ فِي شَرِيجٍ مِنَ الْحَرَّةِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اسْقِ يَا زُبَيْرُ ثُمَّ أَرْسِلِ الْمَاءَ إِلَى جَارِكَ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ الأَنْصَارِيُّ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْ كَانَ ابْنَ عَمَّتِكَ فَتَلَوَّنَ وَجْهُهُ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ اسْقِ يَا زُبَيْرُ ثُمَّ احْبِسِ الْمَاءَ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَى الْجَدْرِ، ثُمَّ أَرْسِلِ الْمَاءَ إِلَى جَارِكَ ‏"‏‏.‏ وَاسْتَوْعَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِلزُّبَيْرِ حَقَّهُ فِي صَرِيحِ الْحُكْمِ حِينَ أَحْفَظَهُ الأَنْصَارِيُّ، كَانَ أَشَارَ عَلَيْهِمَا بِأَمْرٍ لَهُمَا فِيهِ سَعَةٌ‏.‏ قَالَ الزُّبَيْرُ فَمَا أَحْسِبُ هَذِهِ الآيَاتِ إِلاَّ نَزَلَتْ فِي ذَلِكَ ‏{‏فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ‏}‏

  10. Hadis no. 4586

    Hastalanan bütün Nebiler, dünya ile ahiret arasında tercih yapma konusunda serbest bırakılırlar

    Türkçe meal

    Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle söylediğini işitmiştim: "Hastalanan bütün Nebiler, dünya ile ahiret arasında tercih yapma konusunda serbest bırakılırlar." Nebi s.a.v. vefat ettiği hastalığına yakalanınca şiddetli boğaz ağrısına tutulmuştu. Bu yüzden sesi de kalınlaşmıştı. Bu haldeyken onun: "İşte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu Nebiler, sıddıklar, şehidler ve salih kişilerle beraberdir," ayetini okuduğunu işittim ve bundan, onun dünya ile ahiret arasında tercih yapma konusunda serbest bırakıldığını anladım. İmam Buhari bu başlık altında Hz. Aişe'den nakledilen hadisi zikretti. Bu hadisin açıklaması "Nebi s.a.v.'in vefatı" konusunda yapılmıştı

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَوْشَبٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ مَا مِنْ نَبِيٍّ يَمْرَضُ إِلاَّ خُيِّرَ بَيْنَ الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ ‏"‏‏.‏ وَكَانَ فِي شَكْوَاهُ الَّذِي قُبِضَ فِيهِ أَخَذَتْهُ بُحَّةٌ شَدِيدَةٌ فَسَمِعْتُهُ يَقُولُ ‏{‏مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحِينَ‏}‏ فَعَلِمْتُ أَنَّهُ خُيِّرَ‏.‏

  11. Hadis no. 4587

    Ben İbn Abbâs'tan: Ben, annem (Ümmü’l-Fadl Lubâbe bintu'l-Hâris el-Hilâliyye, Mekke'de) zaîf kılınmak…

    Türkçe meal

    Ubeydullah (ibn Ebî Yezîd): Ben İbn Abbâs'tan: Ben, annem (Ümmü’l-Fadl Lubâbe bintu'l-Hâris el-Hilâliyye, Mekke'de) zaîf kılınmak istenenlerden idim, dediğini işittim, demiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، قَالَ كُنْتُ أَنَا وَأُمِّي، مِنَ الْمُسْتَضْعَفِينَ‏.‏

  12. Hadis no. 4588

    Erkekler, kadınlar ve çocuklardan (gerçekten) aciz olup hiçbir çareye gücü yetmeyenıer

    Türkçe meal

    İbn Ebi Müleyke'den rivayet edildiğine göre, İbn Abbas "Erkekler, kadınlar ve çocuklardan (gerçekten) aciz olup hiçbir çareye gücü yetmeyenıer ... " ayetini okudu ve: "Ben ve annem, Allah'ın mazur gördüğü bu kimseler arasındaydık," dedi

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ، تَلاَ ‏{‏ِلاَّ الْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ‏}‏ قَالَ كُنْتُ أَنَا وَأُمِّي مِمَّنْ عَذَرَ اللَّهُ‏.‏ وَيُذْكَرُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ‏{‏حَصِرَتْ‏}‏ ضَاقَتْ ‏{‏تَلْوُوا‏}‏ أَلْسِنَتَكُمْ بِالشَّهَادَةِ‏.‏ وَقَالَ غَيْرُهُ الْمُرَاغَمُ الْمُهَاجَرُ‏.‏ رَاغَمْتُ هَاجَرْتُ قَوْمِي‏.‏ ‏{‏مَوْقُوتًا‏}‏ مُوَقَّتًا وَقْتَهُ عَلَيْهِمْ‏.‏

  13. Hadis no. 4589

    Medfne güzeldir. Ateşin, gümüşün kirini temizlediği gibi, o da kötü insanları temizler

    Türkçe meal

    (Size ne oldu da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız?" ayeti hakkında Zeyd İbn Sabit'ten şöyle nakledilmiştir: Hz. Nebi'in ashabından bir grup Uhud savaşına giderken geri dönmüştü. Müslümanlar onlar hakkında iki gruba ayrılmışt!. Bir grup onların öldürülmesi gerektiğini söylerken, diğer grup öldürülmemeleri gerektiğini söylüyordu. Bunun üzerine bu ayet indi. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Medfne güzeldir. Ateşin, gümüşün kirini temizlediği gibi, o da kötü insanları temizler."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    أركسهم Erkesehüm ifades.inin "Onların birliğini bozdu anlamına gelir. Taberı, ıbn Cüreyc ve Ata kanalıyla ıbn Abbas'tan ........ vallahu erkesehüm bima kesebu ayeti hakkında şu yorumu nakletmiştir: r+:SI!Erksehüm ifadesi "Onların birliğini bozdu," anlamına gelir .. Yine ondan, fakat Ali ıbn Ebı Talha kanalıyla şu tefsiri rivayet etmiştir: r+:SI!Erkesehül!l "Onları düşürdü," anlamına gelir. Katade'den ise şu yorumu aktarmıştır: )IErkesehüm "Onları helak etti," manasını ifade eder. Bu, ayetin lazımı ile yapılmış bir yorumdur. Çünkü

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ، قَالاَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيٍّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِت ٍ ـ رضى الله عنه ـ ‏{‏فَمَا لَكُمْ فِي الْمُنَافِقِينَ فِئَتَيْنِ‏}‏ رَجَعَ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ أُحُدٍ، وَكَانَ النَّاسُ فِيهِمْ فِرْقَتَيْنِ فَرِيقٌ يَقُولُ اقْتُلْهُمْ‏.‏ وَفَرِيقٌ يَقُولُ لاَ فَنَزَلَتْ ‏{‏فَمَا لَكُمْ فِي الْمُنَافِقِينَ فِئَتَيْنِ‏}‏ وَقَالَ ‏"‏ إِنَّهَا طَيْبَةُ تَنْفِي الْخَبَثَ كَمَا تَنْفِي النَّارُ خَبَثَ الْفِضَّةِ ‏"‏‏.‏

  14. Hadis no. 4590

    Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, Cehennemdir

    Türkçe meal

    Said İbn Cübeyr'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Kufe halkı bir ayetin anlamı hakkında ihtilafa düştü. Bunun üzerine bineğime binip İbn Abbas'a gittim. Ona bu ayetin açıklamasını sordum. O da şu cevabı verdi: "Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, Cehennemdir," ayeti indi. Bu konuda en son inen ayet budur. Bu ayeti hiçbir nas nesh etmemiştir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Bu ayet, Mıkyes İbn Subabe hakkında nazil olmuştur. Mıkyes ve kardeşi Hişam Müslüman olmuştu. Ensardan tespit edilemeyen bir zat suikast düzenleyip Hişam'ı öldürmüştü. Ama kimin öldürdüğü tespit edilememişti. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem birini gönderip öldüren kişinin kabilesine, Mıkyes'e diyet ödemelerini emretti. Mıkyes diyeti teslim aldı. Sonra [Hz. Nebi'in] elçisini öldürdü ve mürted olarak Mekke'ye kaçtı. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. Hz. Nebi Mekke'nin fethedildiği gün, bazı insanların öldürülmesine izin vermişti. Mıkyes de onlardan biriydi. Bu rivayeti İbn Ebı Hatim, Saıd İbn Cübeyr kanalıyla nakletmiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا مُغِيرَةُ بْنُ النُّعْمَانِ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ، قَالَ ‏{‏آيَةٌ‏}‏ اخْتَلَفَ فِيهَا أَهْلُ الْكُوفَةِ، فَرَحَلْتُ فِيهَا إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ فَسَأَلْتُهُ عَنْهَا فَقَالَ نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ‏}‏ هِيَ آخِرُ مَا نَزَلَ وَمَا نَسَخَهَا شَىْءٌ‏.‏

  15. Hadis no. 4591

    Size selam verene, 'Sen mümin değilsin, i demeyin

    Türkçe meal

    (İbn Abbas'ın "Size selam verene, 'Sen mümin değilsin, i demeyin," ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Adamın biri kendisine ait küçük bir sürüyü otlatıyordu. Derken Müslümanlar onun yanına geldi. Adam onlara, "es-Selamu aleykum/Allah'ın selamı üzerinize olsun," dedi. Buna rağmen Müslümanlar onu öldürüp koyunlarına el koydular. İşte bu olay hakkında Allah Teala "Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek 'Sen mümin değilsin,' demeyin," ayetini indirdi. Bu ayette geçen dünya hayatının geçici menfaati ile kastedilen, küçük koyun sürüsüdür. İbn Abbas ayette geçen ve farklı şekillerde okunan r)l:ıl/es-selam ifadesini bir elif ile uzatarak es-selam şeklinde okumuştur.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Simak rivayetine göre . !fekateıo.hü ifadesinden sonra şu ziyade bulunmaktadır: "Bu adam sadece bizden korunmak için selam verdi." Bu ayete göre, bir şekilde Müslümanlık alameti taşıdığını gösteren hiç kimse, Müslüman olup olmadığı konusunda imtihan edilmedikçe öldürülmez. Çünkü selam vermek, Müslümanlara özgü bir selamlaşmadır. İnsanlar Cahiliyye döneminde bundan farklı sözlerle selamlaşıyordu. Dolayısıyla r)Ul/es-selamü aleyküm şeklinde selam vermek, Müslümanlığın bir alametidir. Bu ayetin diğer kıraatında r)l:ıl/es-selame kelimesi, r-LJyes-seleme şeklinde okunmuştur. Anlamı ise boyun eğmektir.

    Boyun eğmek de Islam'ın bir alametidir. Çünkü İslam kelimesi sözlükte boyun eğmek anlamına gelir. Bu anlattıklarımdan, selam vermek veya boyun eğmek gibi dinin alametlerinden sadece birini taşıyan kimsenin Müslüman olduğu ve Müslümanlar gibi muamele göreceği sonucu çıkmaz. Aksine mutlaka kelime-i şehadetin söylenmesi gerekir. Ehl-i Kitab'ın ve müşriklerin kelime-i şehadeti söylemeleri arasında fark vardır. Kişi buna göre kelime-i şehadeti söylemelidir

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ ‏{‏وَلاَ تَقُولُوا لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلاَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا‏}‏‏.‏ قَالَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ كَانَ رَجُلٌ فِي غُنَيْمَةٍ لَهُ فَلَحِقَهُ الْمُسْلِمُونَ فَقَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ، فَقَتَلُوهُ وَأَخَذُوا غُنَيْمَتَهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ فِي ذَلِكَ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا‏}‏ تِلْكَ الْغُنَيْمَةُ‏.‏ قَالَ قَرَأَ ابْنُ عَبَّاسٍ السَّلاَمَ‏.‏

  16. Hadis no. 4592

    Mu’minlerden oturanlarla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz

    Türkçe meal

    Zeyd İbn Sabit'ten rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem ona, "Mu’minlerden oturanlarla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz," ayetini yazdırmış. [Olayın bundan sonraki kısmını Zeyd şöyle anlatmıştır:] Tam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu ayeti bana yazdırdığı sırada Abdullah İbn Ümmi MektOm onun yanına geldi ve şöyle dedi: - Ey Allah'ın Elçisi! Allah'a yemin ederim ki, cihad edebilsem mutlaka cihad ederdim. Abdullah kör biri idi. Onun bu sözü üzerine Allah Teala Nebiine vahiy indirdi. O sırada Hz. Nebi'in uyluğu benim uyluğumun üstünde idi. Vahyin ağırlığından dolayı uyluğu bana o kadar ağır geldi ki, bir an bacağımın un ufak olacağından endişe ettirrı. Sonra vahyin gelişi tamamlandı. Allah Teala bu ayet içinde yer alan .Jı..,ı) ;j./gayra üli'd-darari (-özür sahibi olanlar dışında-) (Nisa 95) ifadesini indirmişti

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي سَهْلُ بْنُ سَعْدٍ السَّاعِدِيُّ، أَنَّهُ رَأَى مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ فِي الْمَسْجِدِ، فَأَقْبَلْتُ حَتَّى جَلَسْتُ إِلَى جَنْبِهِ، فَأَخْبَرَنَا أَنَّ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَمْلَى عَلَيْهِ لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَجَاءَهُ ابْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ وَهْوَ يُمِلُّهَا عَلَىَّ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَاللَّهِ لَوْ أَسْتَطِيعُ الْجِهَادَ لَجَاهَدْتُ ـ وَكَانَ أَعْمَى ـ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم وَفَخِذُهُ عَلَى فَخِذِي، فَثَقُلَتْ عَلَىَّ حَتَّى خِفْتُ أَنْ تُرَضَّ فَخِذِي، ثُمَّ سُرِّيَ عَنْهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏غَيْرَ أُولِي الضَّرَرِ‏}‏

  17. Hadis no. 4593

    Müminlerden oturanlarla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz

    Türkçe meal

    Bera’ İbn Azib'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Müminlerden oturanlarla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz," ayeti inince Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem, [gelen vahyi yazması için] Zeyd'i çağırdı. Zeyd bu ayeti yazdı. Derken İbn Ümmi MektDm geldi ve körljiğünü şikayet etti. Bunun üzerine Allah Teala, [bu ayet içinde yer alan] ..... (-özür sahibi olanlar dışında-) ifadesini indirdi

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ‏}‏ دَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَيْدًا فَكَتَبَهَا، فَجَاءَ ابْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ فَشَكَا ضَرَارَتَهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏غَيْرَ أُولِي الضَّرَرِ‏}‏

  18. Hadis no. 4594

    Muminlerden oturanlarla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz

    Türkçe meal

    Bera'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Muminlerden oturanlarla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz," ayeti inince Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem, "Falancayı çağırın!" dedi. Çağırılan kişi divit ve levha veya kürek kemiği ile birlikte geldi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona, لا يستوي القاعدون من المؤمنين والمجاهدون في سبيل الله (Mu’minlerden oturanlaria, Allah yolunda 'cihad edenler bir olmaz.) ayetini yazmasını emretti. O esnada Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkasında İbn Ümmi MektCım vardı. Hz. Nebi'e, - Ey Allah'ın Elçisi! Ben ama bir adamım, diyerek durumunu arz etti. Bunun üzerine bu ayetin yerine şu ayet indi: ............. (Mu’minlerden -özür ;ahibi olanlar dışında- oturanlarla, Allah yolunda cihad edenler bir olmaz)

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ‏}‏ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ادْعُوا فُلاَنًا ‏"‏‏.‏ فَجَاءَهُ وَمَعَهُ الدَّوَاةُ وَاللَّوْحُ أَوِ الْكَتِفُ فَقَالَ ‏"‏ اكْتُبْ لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏"‏‏.‏ وَخَلْفَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ابْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنَا ضَرِيرٌ‏.‏ فَنَزَلَتْ مَكَانَهَا ‏{‏لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُولِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏}‏

  19. Hadis no. 4595

    Mu’minlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla, Allah yolunda cihad edenler bir olmaz

    Türkçe meal

    İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, "Mu’minlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla, Allah yolunda cihad edenler bir olmaz," ayeti Bedir savaşına katılmayanlar ile katılanlar hakkında inmiştir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    İmam Buhar! İbn Abbas'tan gelen rivayeti burada özet olarak verdi. Tirmizı de bu rivayeti nakletmiştir. Onun rivayetinde şu fazlalık vardır: Allah Teala'nın Bedir savaşı ile ilgili emri gelince, her ikisi de ama olan Abdullah İbn Cahş ile İbn Ümmi MektUm Hz. Nebi'e gelip - Ey Allah'ın elçisi! Bizim için bir izin var mı? diye sordular. Bunun üzerine, "Müminierden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlaria, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canlan ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı," ayeti nazil oldu. Bu ayette cihada çıkmayıp geride evlerinde oturanlar ile herhangi bir özru bulunmayan kimseler kastedilmiştir.

    "Mücahidleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır," ifadesinde belirtilen mücahidlerin üstünlüğü, bir özru bulunmadığı halde cihada katılmayan müminlere karşıdır." İmam Tirmizı bu rivayeti tek bir siyak içinde nakletmiştir. Ancak bu rivayette idrac vardır. "Bu ayette cihada çıkmayıp geride evlerinde oturanlar ... " ifadesi İbn Cüreyc tarafından hadise idrac edilmiştir. Taberi bunu açıklamıştır. İbn Cüreyc'in bu tefsiri şu şekilde özetlenebilir: Mücahidlerin üstün olduğu kimseler, bir özrü olmadığı halde cihada katılmayan müminlerdir. Özür sahibi müminler ise, niyetleri halis olduğu süece üstünlük konusunda cihad edenlerle bir tutulur.

    Nitekim bu husus "Megazı Bölümü"nde Enes İbn Malik'ten nakledilen rivayette açıklanmıştır. Söz konusu rivayette cihada katılan müminlere Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Medıne'de öyle insanlar var ki, attığınız her adımda, geçtiğiniz her vadide mutlaka onlar sizinle beraberdir. Özürleri onlann size katılmasına engelolmuştur." "Allah, mallan ve canlan ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı," ayetinin, cihad edenleri, özür sahibi olmadan cihada katılmayıp evlerinde oturan insanlara üstün kıldığı anlamına gelmesi ihtimali vardır. Bu ihtimal, yukarıda zikredilen Enes hadisi ile çelişmez.

    Aynı şekilde ayetin delalet ettiği özür sahiplerinin, cihad eden mücahidlerle bir tutulması anlamı ile de çelişmez. Ayette özür sahipleri, "eşit olmazlar" hükmünden istisna edilmiştir. Böylece Allah yolunda cihada çıkanlarla eşit tutulmuşlardır. Çünkü eşit olmakla olmamak arasında üçüncü bir mertebe yoktur. Bu ayette geçen ifade ile özür sahibi kimselerin kat kat sevaba nail olmak konusunda değil de, sevaba iştirak konusunda mücahidlerle eşit oldukları kastedilmiştir. Ancak geride kalanların kat kat sevaba nail olma konusunda diğer salih amelleri ile cihad edenlere kavuşma imkanları vardır. Hadisten Çıkan Sonuçlar: 1 - Katip tutulabilir. 2- Katip kişinin yakınında bulunabilir. 3- İlim yazı ile kayıt altına alınır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ ح، وَحَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ الْكَرِيمِ، أَنَّ مِقْسَمًا، مَوْلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ أَخْبَرَهُ أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ ‏{‏لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ‏}‏ عَنْ بَدْرٍ وَالْخَارِجُونَ إِلَى بَدْرٍ‏.‏

  20. Hadis no. 4596

    Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: 'Ne işde idiniz!' diye sordular. Bunlar: 'Biz…

    Türkçe meal

    Muhammed İbn Abdirrahman Ebu'l-Esved'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Medine halkının bir ordu çıkarması kesinleşmişti. Ben de bu orduya yazılmıştım. Derken İbn Abbas'ın azatlı kölesi İkrime ile karşılaştım. Ona, orduya yazıldığımı haber verdim. İkrime benim orduya katılmarnı kesin bir dille yasakladı ve İbn Abbas'ın kendisine şöyle dediğini anlattı: Bazı Müslümanlar [imanlarını gizleyerek] müşriklerle birlikte [Mekke'de] kalmıştı. Hz. Nebi döneminde [yapılan Bedir savaşına katılarak] onların çok görünmesine neden olmuşlardı. Savaşta oklar atılıyordu. Bu okı ar müşriklerin içinde bulunan Müslümanlara isabet edip onları öldürüyordu. Bazen de onlar, savrulan kılıç darbeleriyle can veriyorlardı. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: "Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: 'Ne işde idiniz!' diye sordular. Bunlar: 'Biz yeryüzünde çaresizdik,' diye cevap verdiler. Melekler de: 'Allah'ın yeri geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!' dediler."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Mekke'de kalıp Müslümanlığını gizleyenlerin isimleri Eş'as İbn Sewar'ın İkrime kanalıyla İbn Abbas'tan yaptığı rivayette belirtilmiştir. Buna göre şu kimseler Mekke'de kalıp Müslümanlıklarını gizlemişlerdi: Kays İbn Velid İbn Mughe, Ebu Kays İbnu'l-Fakih İbn İbnu'I-Muğıre, Velıd İbn Utbe İbn Rabıa, Amr İbn Ümeyye İbn Süfyan ve Ali İbn Ümeyye İbn Halef. Anlatıldığına göre bu insanlar, müşriklerle birlikte Bedir'e gelmişlerdi. Müslümanların az olduğunu görünce şüphelenip "Bu insanları dinleri aldatmış," demişlerdi. Sonra Bedir'de öldürülmüşlerdi. Bu rivayeti İbn MerdCıye nakletmiştir. Bu rivayet ayetin sebeb-i nüzCılünü açıklamaktadır.

    Taberı ve İbn Münzir'de, Amr İbn Dinar'ın İkrime kanalıyla İbn Abbas'tan naklettiği bir rivayet şu şekildedir: Mekke halkından bir grup Müslüman olmuştu. Ancak imanlarını gizliyorlardı. Müşrikler Bedir savaşı için onları da getirmişlerdi. Bu kimselerden bazıları söz konusu savaşta öldürülmüş, bazıları da yaralanmıştı. Bunun üzerine Müslümanlar "Onlar Müslümandı. Bizimle savaşmaları için onlara baskı yapılmıştı. Bu yüzden onların bağışlanmasını dileyin!" demişlerdi. Bunun üzerine bu ayet nazil olmuştur. Daha sonra Müslümanlar, bu ayet ile birlikte bir mektup yazıp onlardan Mekke'de kalanlara göndermişlerdi.

    Ayrıca Mekke'de kalma konusunda bir mazeretierinin kalmadığını da bildirmişlerdi. Bunun üzerine Mekke'deki Müslümanlar Medıne'ye doğru yola çıkmıştı. Müşrikler yolda onlara yetişip baskı uygulamışlardı. Bu yüzden Müslümanlar geri dönmüşlerdi. Bunun üzerine de şu ayet nazil olmuştu: "İnsanlardan kimi vardır ki: 'Allah'a inandık' der; fakat Allah uğrunda eziyete uğratıldığı zaman, insanların işkencesini Allah'ın azabı gibi tutar. Halbuki Rabbinden bir yardım gelecek olsa, mutlaka, 'Doğrusu biz de sizinle beraberdik' derler. İyi de, Allah, herkesin kalbindekileri en iyi bilen değil midir?" Müslümanlar bu ayeti de yazıp Mekke'de kalanlara gönderdi.

    Onlar da yeniden Mekke'den Medıne'ye doğru yola çıktılar. Müşrikler yine onları yakaladı. Bazıları müşriklerden kurtulurken, bazıları da öldürüldü. Meleklerin bu insanlara "Ne işte idiniz!" şeklinde soru yöneltmeleri, onları azarlamak ve paylamak içindir. Saıd İbn Cübeyr bu ayetten, Allah'a isyan edilen bölgeden hicret etmenin :arz olduğu sonucunu çıkarmıştır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ الْمُقْرِئُ، حَدَّثَنَا حَيْوَةُ، وَغَيْرُهُ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَبُو الأَسْوَدِ، قَالَ قُطِعَ عَلَى أَهْلِ الْمَدِينَةِ بَعْثٌ فَاكْتُتِبْتُ فِيهِ، فَلَقِيتُ عِكْرِمَةَ مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ فَأَخْبَرْتُهُ، فَنَهَانِي عَنْ ذَلِكَ أَشَدَّ النَّهْىِ، ثُمَّ قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ عَبَّاسٍ أَنَّ نَاسًا مِنَ الْمُسْلِمِينَ كَانُوا مَعَ الْمُشْرِكِينَ يُكَثِّرُونَ سَوَادَ الْمُشْرِكِينَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْتِي السَّهْمُ فَيُرْمَى بِهِ، فَيُصِيبُ أَحَدَهُمْ فَيَقْتُلُهُ أَوْ يُضْرَبُ فَيُقْتَلُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏إِنَّ الَّذِينَ تَوَفَّاهُمُ الْمَلاَئِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ‏}‏ الآيَةَ‏.‏ رَوَاهُ اللَّيْثُ عَنْ أَبِي الأَسْوَدِ‏.‏