İçeriğe geç

Sünen-i İbni MaceBölüm 1

Taharet ve Sünnetleri Kitabı

393 hadis · No. 267–666

Sayfa 17 / 20Yazı boyutu
  1. Hadis no. 594

    Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) helaya uğrayıp ihtiyacını giderdikten sonra çıkar ve (abdest…

    Türkçe meal

    Abdullah bin Seleme (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Ben. Ali bin Ebi Talib (r.a.)'ın yanına girdim Buyurdu ki : «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) helaya uğrayıp ihtiyacını giderdikten sonra çıkar ve (abdest almadan) bizimle beraber ekmekle et yiyer, Kur'an okurdu. Cünüplükten başka hiçbir şey, O'nu Kur'an okumaktan men etmezdi.»

    Açıklama

    Ahmed, İbn-i Hibban, Ebu Davud, El-Hakim, El-Bezzar. Darekutni. El-Beyhaki, Em-Nesai de bu hadisi tahriç etmişler, Tirmizi, İbnü's-Seken, Abdu'l-Hak ve Bağavi bunun sahih olduğunu söylemişlerdir. Bazı rivayetler daha .uzundur. Tıybi: Et yendikten sonra abdest tazelenmeden ve ağza su alınmadan namaza durmak sahih olduğu gibi. Kur'an okumanın da sahih olduğunu bildirmek için burada et yemek ile Kur'an. okumak bir arada anlatılmış olabilir demiştir. Ravi, Hz. Ali (r.anh)'in; لا يحجبه veya; لا يحجزه dediğinde tereddüd etmiştir. Hangi fiil kullanılmış ise netice değişmez. Her iki fiilin manası men etmektir.

    Onun için tercemede: ''Onu men etmez." diye anlatıldı. Hadis, cünüp adamın Kur'an okumasının caiz olmadığına. delalet eder. Cumhur'un görüşü budur. Delilleri de bu hadis, bundan sonra gelen İbn-i Ömer (r.anh)'in hadisi ve Darekutni'nin Ebu'l-Ğarif El-Hemedani'den rivayetle Hz. Ali r.anh'in şu mealdeki haberidir: ''Cünüp olmadığınız müddetçe Kur'an okuyunuz. Birinize cünüplük isabet ederse Kur'art okumasın. Tek bir harfini de okumasın..'' Cumhurun görüşüne,delalet eden rivayetler çoktur. Bazılarının sahihliğine itiraz edilmiş ise de rivayetler birbirini takviye eder. Malikiler: 'Ayetü'l-Kürsi, ihlas ve Muavvizeteyn gibi az bir parçayı, korunmak ve benzeri maksadlarla okumak caizdir.

    Fakat uzun parça okumak haramdır. demişlerdir. Şafiiler: Kur'an niyeti ile değil, zikir veya dua niyetiyle az bir şey okumak caizdir, demişlerdir."•" Ahmed bin Hanbel: Cünübün bir ayet mikdarını okumasına ruhsat verilmiştir, der. Ebu Hanife: Bir ayetin bir parçasını okumak caizdir, demiştir. El-Hattabi şöyle der: ''Cünübün Kur'an okuyamıyacağı hükmü, hadisten .çıkarılıyor. Aybaşı adetini gören kadin'da okuyamaz. Çünkü onun abdestsizliği, cünübün abdestsizliğinden daha ağırdır. imam Malik, cünübün bir ayet miktarını okuyabileceğini söylemiştir. Kendisinin: Aybaşı adeti gören kadın Kur'an okuyabilir.

    Fakat cünüb okuyamaz. Hayz süresi uzayabildiği için kadın okumadığı takdirde, Kur'an'ı unutabilir. Fakat cünüblük süresi uzun değildir, dediği rivayet edilmiştir. İbnü'l-Müseyyeb ve İkrime'nin de, cünübün Kur'an okurnasında beis görmedikleri rivayet edilmiştir. Alimlerin ekserisi, cünübün Kur'an okumasının haram olduğunu söylemişlerdir.'' EI-Menhel yazarı 'Cünübün Kur'an Okuması Babı'ında yukarıdaki bilgileri verdikten sonra, cünübün Kur'an'a dokunmasının cumhura göre haram olduğunu bildirir. Bu arada cumhurun delil olarak gösterdikleri ayet ve hadisleri nakleder. Konunun uzatılmaması için delilleri buraya nakletmekten vazgeçtim.

    EI-Menhel yazarı daha sonra abdestsiz olarak Kur'an'a ellemenin hükmüne ait fıkıhçıların görüşlerini şöylece nakleder: ''Hanefiler, Şafiiler ve Hanbeliler: 'Kur'an'ı öğreten ve öğrenen dahil hiç kimse abdestsiz olarak Kur'an'a dokumaöaz. Ancak çocuğun, ayetlerin yazılı olduğu levhalan ellemesi zaruret icabı caizdir. Mushaf'ın cildini, sahifelerin yazısız olan kenarlarını, satırlar arasındaki boşlukları ellemesi de haramdır. Keza kılıf içinde veya rahle üzerinde. yahut eşya içerisinde Kur'an'ı taşıması da.haramdır. Ancak, eşyanın taşınması da kasdedildiği takdirde haram değildir." demişlerdir. Hanefi ve HanbelI alimlerine göre Mushaf'a yapıak olmayan kılıfı içinde Kur'an'ı abdestsiz olarak taşımak caizdir.

    Mushaf'ın yangın ve sel gibi bir afetle zayi olması tehlikesi karşısında, yahut kafirlerin İslam memleketini işgal etmesi halinde, veyahut pis yere atılmış olan Mushaf'ı kurtarmak niyetiyle abdestsizin onu taşıması, hatta cÜnübün taşıması vacibtir. Mushaf'ın korunması ve saygınlığı bunu gerektirir. Eğer abdestsiz veya cünüp kişi, Mushaf'ı kurtarabildiği halde taşımaz da yangın veya selde zayi olmasına yahut kafirlerin istilasına maruz kalmasına göz yumarsa günahkar olur. Şayet pis yerden kaldırmazsa kafir olur. Keza abdestsiz olarak Kur'an ayetini yazmak da haramdır. Beğavi: 'Duvarları ve elbiseleri ayetlerle veya Allah'ın adlarıyla süslemek, yani bu yerlere yazmak mekruhtur.

    Mushaf'ları yastık gibi kullanmak caiz değildir. Keza dini ilimlere ait kitapları yastık gibi kullanmak caiz değildir. Ancak kaybolmasından korkulduğu takdirde, ona dayanmak caizdir. küçük yaştaki çocuğa ve deliye Kur'an'ı elletmek caiz değildir,' demiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلِمَةَ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ فَقَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَأْتِي الْخَلاَءَ فَيَقْضِي الْحَاجَةَ ثُمَّ يَخْرُجُ فَيَأْكُلُ مَعَنَا الْخُبْزَ وَاللَّحْمَ وَيَقْرَأُ الْقُرْآنَ وَلاَ يَحْجُبُهُ - وَرُبَّمَا قَالَ وَلاَ يَحْجُزُهُ - عَنِ الْقُرْآنِ شَىْءٌ إِلاَّ الْجَنَابَةُ ‏.‏

  2. Hadis no. 595

    Cünüb ve aybaşı halindeki kadın Kur'an okuyamaz

    Türkçe meal

    (Abdullah) ibn-i Ömer (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Cünüb ve aybaşı halindeki kadın Kur'an okuyamaz.»

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ لاَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ الْجُنُبُ وَلاَ الْحَائِضُ ‏"‏ ‏.‏

  3. Hadis no. 596

    Cünüb ve hayz halindeki kadın Kur'an'dan hiçbir şey okuyamazlar buyurmuştur

    Türkçe meal

    (Abdullah) İbn-İ Ömer (r.a.)'dan: şöyle demiştir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Cünüb ve hayz halindeki kadın Kur'an'dan hiçbir şey okuyamazlar buyurmuştur.»

    Açıklama

    Tirmizi de İbn-i Ömer r.a.'in hadisini 596 nolu metinle rivayet ederek; Bunu İsmail bin Ayyaş'ın şu senediyle tanırız, demiş ve buradaki senedi zikretmiştir. Tirmizi bu arada şöyle der: Cünüb ve hayız halindeki kadının Kur'an'ı okuyamıyacağı hükmü, Sahabiler, tabiiler ve Onlardan sonra gelen alimlerin çoğunun kavlidir. Süfyan-i Sevri, İbnü'l-Mübarek, Şafii, Ahmed ve İshak'ın dahil oldukları bu Alimlere göre cünüb ve hayz halindeki kadın Kur'an'dan bir ayet dahi okuyamaz. Ancak bir harf ve ayetin bir kısmını okuyabilir diyenler vardır. Alimler cünüp ve hayz halindeki kadının tesbih ve tevhid kelimesini çekmelerine ruhsat vermişlerdir.

    Ben, Muhammed bin İsmail'den şunu işıttim: İsmail bin Ayyaş Hicaz ve Irak ehlinden bir takım münker hadisler rivayet eder.' İsmail bin Ayyaş'ın yalnız olarak bu iki bölge sakinlerinden yaptığı rivayetin zayıflığını belirtmek için Muhammed bin İsmail'in böyle söylediğini sanırım. Bu zat şunu da söyledi: İsmail bin Ayyaş'ın Şam halkından rivayet ettiği hadis, sahihtir. Ahıned bin Hanbel : İsmail bin Ayyaş, Bakiyye'den iyidir. demiştir. Tirmizi 'nin şerhi Tuhfe yazarı şöyle der: 'İbn-i Mace de İbn-i Ömer (r.anh)'in hadisini bu yoldan rivayet etmiştir. Hadis zayıftır. Çünkü hadis imamları, İsmail bin Ayyaş'ı Şam halkından yaptığı rivayetlerde sika saymışlar.

    Fakat Hicazlılardan yaptığı rivayetleri zayıf görmüşlerdir. Kendisi bu hadisi Hicaz halkından olan Musa bin Ukbe'den rivayet etmiştir.'' Hulasa, bu hadisin senedi zayıf da sayılsa metni sahihtir. Çünkü bu hususta müteaddit hadisler bulunur. Bunlar birbirini takviye ettiği için Cumhur, cünüb ve hayz halindekilerin Kur'an okumalarını haram saymıştır. Dikkat: Kastedilen 'okuma' sadece Kur'an sayfalarından değil hafuza'dan okumayı da içerir. Kur'an'a Dokunmaya dair açıklama 595 da geçti

    Arapça metin

    قَالَ أَبُو الْحَسَنِ وَحَدَّثَنَا أَبُو حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ لاَ يَقْرَأُ الْجُنُبُ وَالْحَائِضُ شَيْئًا مِنَ الْقُرْآنِ ‏"‏ ‏.‏

  4. Hadis no. 597

    Her kılın altında bir cünüblük bulunur. Bunun için kılları yıkayınız ve deriyi iyice temizleyiniz

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre (r.a.)'den: şöyle söylemiştir; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Her kılın altında bir cünüblük bulunur. Bunun için kılları yıkayınız ve deriyi iyice temizleyiniz.» Not: Tirmizi ve Ebu Davud, bu hadisi zayıf görmüşlerdir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا الْحَارِثُ بْنُ وَجِيهٍ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ دِينَارٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِنَّ تَحْتَ كُلِّ شَعَرَةٍ جَنَابَةً فَاغْسِلُوا الشَّعَرَ وَأَنْقُوا الْبَشَرَةَ ‏"‏ ‏.‏

  5. Hadis no. 598

    Beş vakit namaz, Cum'a namazları ve emaneti eda etmek, aralarındaki (küçük) günahlara keffaret olur

    Türkçe meal

    Ebu Eyyub El-Ensari (r.a.)'den: şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Beş vakit namaz, Cum'a namazları ve emaneti eda etmek, aralarındaki (küçük) günahlara keffaret olur.» Ben ı Emaneti eda etmek nedir? diye sordum. Buyurdular ki: «Cünüblük guslüdür. Çünkü her kılın altında bir cünüblük vardır.» Not: Ravilerden Talha bin Nafi', Ebu Eyyub'dan hadis işitmediği için, bu senedin zayıf olduğu Zevaid'de bildirilmiştir.

    Açıklama

    Ebu Hureyre r.a.'in hadisini Beyhaki, Ebu Davud ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Tirmizi: Ra vi El-Haris İbn-i Vecih'in hadisi ğaribtir. Kendisini yalnız hadisinden tanırız, demiştir. Ebu D avud da: El-Haris bin Vecih'in hadisi münker olup, kendisi zayıftır, demiştir. Hadisin manasına gelince: ''Her kılın altında bir cünüblük vardır.'' cümlesi ile vücudunun dış kısmının tamamen cünüb sayıldığı bildirilmek istenmiştir. Vücudun her tarafı cünüb sayıldığı için, vücuddaki bütün kılların yıkanması emrediliyor. Hattabi: ''Hadisin zahiri saç örgülerinin cünüblükten ğusül edilirken çözülmesini vacib kılıyor.

    Çünkü örgü, çözülmedikçe bütün kılların her tarafının ıslatılması mümkün değildir. İbrahim En-Nahai, örgünün çözdürülmesini vacib görmüştür. Fakat alimlerin kahir ekseriyetine göre örgünün çözülmesi önemli değildir. Mühim olan bütün kılların her tarafının ıslatılmasıdır. Islatıldığı takdirde örgü çözdürülmeden yapılan ğusül kafidir.' demiştir. Örgü çözdürme ile ilgili geniş tafsilat 108. babta anlatılacak inşaallah.!!! Hadisin: ''Deriyi iyice temizleyiniz.'' cümlesinden maksad, derinin kirlerden ve suyun deriyi ıslamasına mani olan maddelerden giderilmesidir. Çünkü herhangi bir şey, derinin en küçÜk bir yerine suyun ulaşmasına mani olduğu takdirde cünüblük kalkmaz.

    Hattabi: "Cüpüblükte buruna su çekmek ve ağıza su almak vacibtir, diyenler bu hadise dayanırlar. Çünkü burun içinde kıl bulunur. Ağzın içi de vücudun dışından sayılır, demişlerdir. Fakat bu görüş lügat ehlinin sözüne aykırıdır. Şöyle ki: Hadiste geçen "beşere'' kelimesi, bakan adamın gözle gördüğü bedenin dış kısmına denir. Ağızın iç kısmı bilindiği gibi karşıdan bakıldığı zaman görülmez. Ağız ve burunun iç kısmına; ... denir, demiştir. Hattabi'nin bu sözü reddedilmiştir. Çünkü lügat ehlinden Cevheri ve başkaları ...'nin, derinin ete bakan iç yüzüne denildiğini belirtmişlerdir. Ağız ve burun'un iç kısmı böyle değildir.

    Bu itibarla ğusülde ağıza su almanın gerekliliği bu hadisten çıkarılabilir. Ayni de: 'İmam-ı Azam bu hadise dayanarak ğusülde mazmaza ve istinşak'ın farz olduğunu söylemiştir. İstinşak farzdır. Çünkü Resul-i Ekrem (s.a.v.): "Her kılın altında cünüblük var.'' buyurmuştur. Burunun içinde de kıllar vardır. Mazmazaya gelince; Ağızın içi, bedenin dış kısmından sayılır. Nitekim,oruçta ağıza bir şey alınabilir. Mazmaza bu itibarla farz kılınmış, Hattabi'nin dediği itibarla farz kılınmamıştır,'' demiştir. HADİSTEN ÇIKARILAN FIKIH HÜKÜMLERİ 1 - Bütün deriyi ve kılları suyla ıslatmak ğuslün farzıdır. 2 - Deri ve kıllara suyun ulaşmasına mani olan şeyleri gidermek gerekir ..

    Ebu Eyyub-i Ensari (r.anh)'in hadisine gelince; Bu hadiste beş vakit namaz ile Cuma namazının ve emaneti ödemenin fazileti anlatılarak, bunlara riayet edildiği takdirde bunların, aralarında işlenen günahlara kefaret olduğu bildirilmiştir. Günahlardan maksad, kul hakkı ile ilgisi olmayan küçük günahlardır. Buna benzer hadisler böyle yorumlanır. Hadiste geçen: "Emanetin edası'' ile cünüblükten dolayı, yapılan ğuslün kasdedildiği, ravinin sorusu üzerine Resul-i Ekrem (s.a.v.) tarafından açıklanmıştır .. Sindi, cünüblükten dolayı yapılan, ğuslün, bir emaneti ödemek olarak sayılması ile ilgili olarak şöyle der: 'Emanet sahibi, emanete müstahak olduğu gibi, insan vücudu da, cünüplükten sonra ğusle müstahak olur.

    Bu nedenle ğusül,sahibine ödenmesi vacip olan emanetler cümlesinden sayılmış ve ona emanet denmiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنِي عُتْبَةُ بْنُ أَبِي حَكِيمٍ، حَدَّثَنِي طَلْحَةُ بْنُ نَافِعٍ، حَدَّثَنِي أَبُو أَيُّوبَ الأَنْصَارِيُّ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏"‏ الصَّلَوَاتُ الْخَمْسُ وَالْجُمُعَةُ إِلَى الْجُمُعَةِ وَأَدَاءُ الأَمَانَةِ كَفَّارَةٌ لِمَا بَيْنَهَا ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ وَمَا أَدَاءُ الأَمَانَةِ قَالَ ‏"‏ غُسْلُ الْجَنَابَةِ فَإِنَّ تَحْتَ كُلِّ شَعَرَةٍ جَنَابَةً ‏"‏ ‏.‏

  6. Hadis no. 599

    Cünüblükten guslederken, cesedinden bir kıl yerini terkedip yıkamayan kimseye cehennem ateşinden şöyle, şöyle…

    Türkçe meal

    Ali bin Ebi Talib (r.a.)'den : şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Cünüblükten guslederken, cesedinden bir kıl yerini terkedip yıkamayan kimseye cehennem ateşinden şöyle, şöyle azab verilir.» buyurmuştur. Ali (r.a.): İşte bundan dolayı ben, kıllarıma karşı düşmanca davrandım, demiştir. Ve kıllarını traş ederdi."

    Diğer tahric: Ahmed ,Ebu Davud, Darimi ve Beyhaki

    Açıklama

    Hadisteki (kıl yeri) tabiriyle, kılın deri içindeki kökü kasdedilmemiştir. Suyun oraya ulaşması vacib değildir. Bu tabirden maksad, cünüblükten ğusledilirken, yıkanmayan en ufak bir yerdir. Hadisin tehdid ile ilgili cümlesinde: '' ... Ona ... '' zamiriyle, bedeninden kuru bir yer bırakan kişi veyahut, kuru kalan yer kasdedilmiştir. Yani ya adamın ta'zib edileceği veya kuru kalan yerin ta'zib edileceği haber veriliyor. Ali (r.anh): ''Ben kıllarıma karşı düşmanca davrandım.'' sözü ile şunu kasdeder: 'Bu tehdidi ve şiddetli azabı duyduğum için başımın saçlarına karşı düşmanca davrandım.' Hz. Ali (r.anh) derisinin ve kıllarının her tarafına suyun bulaşmaması endişesi ile saçını sık sık kısaltır veya usturayla kazıtırdı.

    HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Cünüblük ğuslünde bütün bedeni ve beden üzerindeki kılların hepsini suyla ıslatmak vaciptir. 2- Bundan az bir parçayı bile terkeden kişinin ğuslü batıl olduğu için, Allah'ın dilediği sürece ateşte ta'zib edilir. Ğuslederken, bir yeri terkedip, pek ara vermeden orayı da yıkayan kimsenin ğuslü, alimlerin ittifakı ile sahihtir. Ve bir azaba müstahak olmaz. Şayet ğuslederken ıslattığı uzuvlar mutedil bir havada kuruduktan bir süre sonra yıkamadığı yeri su ile ıslatırsa, Hanefi, Şafii ve Hanbeli imamlarına göre ğusül sahihtir. Çünkü bütün vücudu aralıksız yıkamayı şart koşmamıştır.

    Maliki mezhebine göre, bu adamın bütün vücudunu yeniden yıkaması gerekir. Çünkü onlara göre bütün vücudu aralıksız yıkamak gerekir. 3- Başı usturayla traş etmek veya saçı kısaltmakcaizdir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا الأَسْوَدُ بْنُ عَامِرٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ، عَنْ زَاذَانَ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ مَنْ تَرَكَ مَوْضِعَ شَعَرَةٍ مِنْ جَسَدِهِ مِنْ جَنَابَةٍ لَمْ يَغْسِلْهَا فُعِلَ بِهِ كَذَا وَكَذَا مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ عَلِيٌّ فَمِنْ ثَمَّ عَادَيْتُ شَعَرِي ‏.‏ وَكَانَ يَجُزُّهُ ‏.‏

  7. Hadis no. 600

    Evet. Kadın su (men!) gördüğü zaman gusletsin

    Türkçe meal

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve &ellem)'in muhterem hanımlarından) Ümmü Seleme (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: (Enes bin Malik (r.a.)'ın annesi) Ümmü Süleym (r.anha), Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e giderek, rüyasında erkeğin gördüğü şeyi gören kadının durumunu O'na sordu. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Evet. Kadın su (men!) gördüğü zaman gusletsin.» buyurdu. Bunun üzerine ben (soru sahibi Ümmü Süleym'e): Sen kadınları rezil ettin, kadın ihtilam olur mu? dedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (bana): «Elin topraklansın. (ayıp ediyorsun) Kadın'ın suyu yoksa hangi sebeple çocuğu kendisine benzer?» buyurdu.

    Diğer tahric: Buhari, Müslim, Ebu Davud ve Tirmizi de Ümmü Seleme (r.anha)'nın hadisini farklı lafızlarla rivayet etmişlerdir.

    Açıklama

    Bütün rivayetlerde Ümmü Süleym (r.anha)'nın, ihtilam olan kadının hükmünü Resul-i Ekrem (s.a.v.)'e sorduğu ve verilen cevapta, meni gördüğü takdirde ğusletmesinin gerekli olduğu belirtiliyor. Ümmü Süleym (r.anha)'nın sorusu ve verilen cevabı rivayet eden Sahabi, bazı rivayetlerde• Ümmü Seleme (r.anha) olduğu gibi, diğer bir kısım rivayetlerde de Aişe (r.anha)'dır. Bazı rivayetlerde Enes bin Malik (r.a.), olayı anlatıyor. Nitekim 601 nolu hadis böyledir. Keza bazı rivayetlerde Ümmü Seleme (r.anha)'nın, diğer bir kısım rivayetlerde Aişe (r.anha)'nın Ümmü Süleym (r.anha)'ya itiraz ettiği bildirilmektedir.

    Bu nedenle Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in bu iki muhterem hanımının beraber itiraz etmiş olmaları muhtemeldir. Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in, kadının su görmesi halinde ğusletmesinin gerekliliğini bildirmesinden sonra böyle bir soruyu sorduğundan dolayı Ümmü Süleym (r.anha)'yi kınayan Ümmü Seleme (r.anha) veya Aişe (r.anha)'nın: ''Kadın ihtilam olur mu?'' sorusu inkar anlamını taşır. Yani böyle bir şey olmaz denmek istenmiştir. El-İraki bu hususta şöyle der: 'Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in cevabından sonra Nebi (s.a.v.)'in muhterem zevcesi, soru sahibine : ''Kadın ihtilam olmaz'' demiştir. Bu söz Nebi (s.a.v.)'in buyruğuna ters düşmez.

    Çünkü bir şeyin şer''i hükmünü anlatmak, onun bilfiil vuku' bulmasını gerektirmez. Nitekim fıkıhçılar, hükümleri bilinsin diye, vuku' bulması aklen mümkün olan birçok meseleyi anlatırlar .. Halbuki hiç de vaki olmaz. Kadının ihtilam olması aklen mümkün olmakla beraber bilfiil vuku bulmasını tahmin etmeyen muhterem annemiz, kadınları mahçup eden bu soruya gerek görmediği için soru sahibini yadırgamış ve böyle şeyolmaz demiştir.'' İbn-i Abdi'l-Berr ise şöyle der: 'Her kadının ihtilam olmadığı hadisten anlaşılıyor. Çünkü her kadın bunu görseydi Aişe ve Ümmü Seleme (r.anhuma), bunu inkar etmezlerdi.

    Bazı erkekler de ihtilam olmaz. ancak kadınlarda ihtilam olmamak oranı daha yüksektir.' Suyuti de; 'Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in muhterem zevcelerinin bir özelliği mahiyetinde olmak üzere ihtilam olmaktan korunmuş olmaları muhtemeldir. Nasıl ki, Nebiler de ihtilam olmazlar.' demiştir. ....... cümlesini terceme ederken; ''Elin topraklansın.'' diye manalandırdık ve parentez içi ifadeyle; ''Ayıp ediyorsun, diye yorumladık. Bu cümlenin asıl manası, dediğimiz gibi; ''Elin topraklansın.'' olup, fakir olmaktan kinayedir. Yani; ''fakir olasın'' demektir. Lakin araplar bu cümleyi asıl manasından başka manalards. kullanmayı itiyat haline getirmişler ve bir beddua anlamını kasdetmez olmuşlardır.

    Bu nedenle Resul-i Ekrem (s.a.v.), muhterem zevcesine hitaben kullandığı bu cümle ile beddua kasdetmemiştir. Gaye, zevcesinin soruyu yadırgamasını red etmek ve bilakis onu kınamaktır. Hadisin son kısmında çocuğun anasına benzemesinin nedeni olarak, onun menisi gösteriliyor. EI-Menhel yazarı benzer başlık altında açılan babta rivayet olunan bu hadisin açıklamasını yaparken, çocuğun annesine benzemesini şöyle anlatır: ''Buradaki benzemekten maksad bazı vasıflarda çocuğun annesine ortak olmasıdır. Şöyle ki; Erkeğin suyu kadının suyuna galip geldiği zaman çocuk babaya benzer. Aksi halde anneye benzer.

    Eğer annenin suyu olmasaydı çocuk, asla ona benzemezdi. Müslim'in sahih'inde: ''Annenin suyu babanın suyuna üstün gelirse çocuk dayılarına benzer. Babanın suyu üstün geldiği zaman, çocuk amcalarına benzer. Çocuk annesine benzediği için dayılarına, babasına benzediği için amcalarma benzer.'' HADİsİN FıKıH YÖNÜ 1. Yararlı olan mes'eleyi sormaktan haya edilmemelidir. 2. Lüzumu halinde böyle soru soran kişi kınanmamalıdır. 3. Onu kınayan kişi, davranışından dolayı ayıplanmalıdır. 4. Kadın ihtilam olup, su gördüğü zaman ğusletmelidir. 5. Kadın, erkek gibi ihtilam olabilir. Ve suyu vardır. 6. Çocuk, bazen babasına benzediği gibi bazen de annesine benzer

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّهَا أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ جَاءَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ إِلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَسَأَلَتْهُ عَنِ الْمَرْأَةِ تَرَى فِي مَنَامِهَا مَا يَرَى الرَّجُلُ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ إِذَا رَأَتِ الْمَاءَ فَلْتَغْتَسِلْ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ فَضَحْتِ النِّسَاءَ وَهَلْ تَحْتَلِمُ الْمَرْأَةُ قَالَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏"‏ تَرِبَتْ يَمِينُكِ فَبِمَ يُشْبِهُهَا وَلَدُهَا إِذًا ‏"‏ ‏.‏

  8. Hadis no. 601

    Kadın onu (ihtilamı) rüyasında görüp meni çıkarırsa gusletmesi gerekir

    Türkçe meal

    Enes (bin Malik) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Ümmü Süleym (r.anha), uykusunda erkeğin gördüğü şeyi gören kadının hükmünü, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sormuş ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Kadın onu (ihtilamı) rüyasında görüp meni çıkarırsa gusletmesi gerekir.» buyurmuştur. Bunun üzerine (Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerinden) Ümmü Seleme (r.anha): Ya Resulallah! Bu olur mu? diye sormuştur. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) O'na: «Evet (olur). Erkeğin suyu koyu beyazdır. Kadın'ın suyu ince sarıdır. İki sudan hangisi önce gelir veya galip olursa, çocuk onun sahibine benzer.» buyurmuştur

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، وَعَبْدُ الأَعْلَى، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ أُمَّ سُلَيْمٍ، سَأَلَتْ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَنِ الْمَرْأَةِ تَرَى فِي مَنَامِهَا مَا يَرَى الرَّجُلُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏"‏ إِذَا رَأَتْ ذَلِكَ فَأَنْزَلَتْ فَعَلَيْهَا الْغُسْلُ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَتْ أُمُّ سَلَمَةَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَيَكُونُ هَذَا قَالَ ‏"‏ نَعَمْ مَاءُ الرَّجُلِ غَلِيظٌ أَبْيَضُ وَمَاءُ الْمَرْأَةِ رَقِيقٌ أَصْفَرُ فَأَيُّهُمَا سَبَقَ أَوْ عَلاَ أَشْبَهَهُ الْوَلَدُ ‏"‏ ‏.‏

  9. Hadis no. 602

    Su inzal etmedikçe erkeğe gusletmek gerekmediği gibi kadın'a da, su inzal etmedikçe gusletmek gerekmez

    Türkçe meal

    Havle bint-i Hakim (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre: Rüyasında erkeğin gördüğü şeyi gören kadın'ın hükmünü kendisi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sormuş ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Su inzal etmedikçe erkeğe gusletmek gerekmediği gibi kadın'a da, su inzal etmedikçe gusletmek gerekmez.» Not: 'Ravi Ali bin Zeyd zayıf olduğu için, hadisin isnadının zayıf olduğu Zevaid'de bildirilmiştir. Nesai, hadisin aslını rivayet etmiştir.' Nesai. Ahmed ve İbn-i Ebi Şeybe'nin bu hadisi rivayet ettiklerini beyan eden Miftahu'l-Hace yazarı şöyle der: Suyuti, El-Camiu'l-Kebir'de bu hadisin sahih olduğunu söylemiştir. EI-Hafız dli. Fethu'l-Bari'de bu hadisi zikretmiş fakat üzerinde konuşmamıştır. Hadisin manası üzerinde ittifak vardır. 601 nolu Enes (R.A. )'in hadisini Müs!im de rivayet etmiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ خَوْلَةَ بِنْتِ حَكِيمٍ، أَنَّهَا سَأَلَتْ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَنِ الْمَرْأَةِ تَرَى فِي مَنَامِهَا مَا يَرَى الرَّجُلُ فَقَالَ ‏ "‏ لَيْسَ عَلَيْهَا غُسْلٌ حَتَّى تُنْزِلَ كَمَا أَنَّهُ لَيْسَ عَلَى الرَّجُلِ غُسْلٌ حَتَّى يُنْزِلَ ‏"‏ ‏.‏

  10. Hadis no. 603

    Başına üç avuç su atman, sonra vücuduna su dökmen kafidir. Sen bununla temizlenirsin

    Türkçe meal

    Ümmü Seleme (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre kendisi şöyle demiştir: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e: Ya Resulallah l Ben saçımın örgüsünü çok sıkı bağlayan bir kadınım. Cünüblük ğuslü için örgümü çözeyim mi? diye sordum. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki : «Başına üç avuç su atman, sonra vücuduna su dökmen kafidir. Sen bununla temizlenirsin.» veya buyurdu ki : «İşte o zaman sen temizlenmiş olursun.»"

    Diğer tahric: Müslim, Nesai, Ebu Davud, Beyhaki ve Tirmizi.

    Açıklama

    Tirmizi, hadisinin hasen - sahih olduğunu söylemiştir. Ümmü Seleme, sıkı bağladığı peliklerini, cünüblük ğuslü için çözmek mecburiyetinde olup olmadığını sorunca Nebi (s.a.v.), üç avuç suyu başına dökmesinin kafi geldiğini buyurmuştur. Pelikleri çözmenin gerekli olmadığı anlaşılıyor. Üç avuç suyu dökmek şartı kasdedilmemiştir. Gaye, suyun her tarafa ulaşmasıdır. Örgülü saçın iç kısımlarının ıslatılması için çoğu zaman, üç defa su dökmek gerektiği için, hadiste, ''Üç defa'' tabiri kullanılmıştır. Bazen bir defa ile her taraf ıslatılabilir, bazen de üç defadan fazlaya ihtiyaç duyulur. Hattabi: 'Cünüp adamın suya daldığı veya bol suyu vücuduna döktÜgÜ zaman, eliyle vücudunu ovalamasa bile ğuslünün sahih olduğu hadisten anlaşılıyor.

    Malik bin Enes hariç bütün fıkıhçıların kavli budur. Malik bin Enes'e göre, kişi cünüblükten ğuslettiği zaman elini vücudunun her tarafına sürmedikçe ğusül tam sayılmaz. Keza, kolunu veya ayağını suya taharet niyetiyle batırdığı zaman onu eliyle ovalamadıkça o uzvun tahareti yapılmış olmaz. Hattabi, sözlerine devamla şöyle der: Bir avuç suyla başın her tarafı ıslatıldığı zaman bunun kafi geldiği ve üç defa yıkamanın vacib olmayıp, müstahab olduğu hadisten anlaşılıyor' demiştir. EI-Menhel yazarı, bu konu için açılan babta rivayet olunan mezkur hadisin açıklaması bahsinde şöyle der: ''Hadis, kadının cünüblük ğuslünü yaparken pelikleri çözmek zorunda olmadığına delalet eder.

    Bu hususta, alimler arasında ihtilaf vardır: 1- Hanefi alimlerine göre; peliklerin dip kısmı ıslanırsa kadın, onu çözmek mecburiyetinde değildir. Fakat erkek, peliklerinin dip kısmına su ulaşsa bile, çözmek mecburiyetindedir. Erkek ile kadın arasındaki ayırımın hikmeti şudur: Pelikleri çözmek kadına güçtür. Saçlarını kesmesi de suçtur. Bunun için pelikleri çözmek yükümlülüğü kalkmıştır. Fakat erkek böyle değildir. ğuslederken mutlaka pelikleri çözmek mecburiyetindedir. Çünkü güçlük yoktur. (Yani saçını da kısaltabilir, peilklerini kesebilir. Delilleri bu ve benzeri hadislerdir. 2- Şafiiler'e göre; Pelik çözülmeden saçların her tarafına su ulaşırsa çözmek vacip değildir.

    Aksi takdirde vacibtir. Bu hususta erkek ile kadın arasında bir fark yoktur. Aynı şekilde cünüplük, lohusalık ve aybaşı adeti arasında bir fark yoktur. Delilleri ise; 597 - 59B nolu hadislerdir. Bir de: Ümmü Seleme (r.anha)'nın saçları hafifti. Nebi (s.a.v.), saçının her tarafına suyun ulaşacağını bildiği için peliklerini çözmesini emretmemiştir, derler. 3 - Maliki'lere göre; Saç, kıvırcık olup, çok sıkı ise ğusülde çözülmesi vaciptir. Abdestte vacib değildir. Şayet üç veya daha fazla iple örülmüş ise, sıkı olsun olmasın ğusül ve abdestte çözülmesi vacibtir. Eğer bir veya iki iple örülü olup, sıkı ise çözülür, aksi takdirde çözülmesi mecburi değildir.

    Bu hususta erkekle kadın arasında bir fark yoktur. Keza cünüplük ğuslü ile diğer gusüller arasında bir fark yoktur. Onların delilleri de, Şafiiler'in delil olarak gösterdikleri hadislerdir. 4- Hanbeli alimlerine göre hayz ve nifas ğuslünde pelikleri çözmek vacibtir. Cünüplük ğuslünde ise peliklerin dip kısmına su ulaşırsa peliği çözmek vacib değildir. Bu ayırıma delil olarak da Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in hayızdan ğuslünü yapmak isteyen Aişe (r.anha)'ya buyurduğu şu emri göstermişlerdir: ''Başını (saçını) çöz ve tara.'' Hanbeliler: Taramak, örgülü olmayan saçta mümkündür, demişlerdir. Fakat bu delil şöyle reddedilmiştir: Aişe (r.anha)'nın hadisi hac mevsiminde idi.

    Umre için ihrama girmişti. Sonra Mekke'ye girmeden aybaşı adetini gördü. Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.v.) O'na başının peliklerini çözüp taramasını ve yıkanıp, hac için ihrama girmesini emretmişti. Aişe (r.anha) , hayzdan henüz temizlenmemişti. Bu nedenle, onun yaptığı gusül, hayzdan kesilme ğuslü değil, temizlik için yıkanmadır. Dolayısıyla Ümmü Seleme'nin hadisine muarız olamaz.'' HADiSTEN ÇIKARILAN FIKIH HÜKÜMLERİ : 1 - Cünüplük ğuslünde kadın, peliklerini çözmeye mecbur değildir. 2 - Vücudun her tarafının suyla ıslatılması kafidir. Bu husustaki tafsilatı ve pelikleri çözme hususunda alimler arasındaki ihtilafı yukarda verdik

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ أَيُّوبَ بْنِ مُوسَى، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَافِعٍ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي امْرَأَةٌ أَشُدُّ ضَفْرَ رَأْسِي أَفَأَنْقُضُهُ لِغُسْلِ الْجَنَابَةِ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّمَا يَكْفِيكِ أَنْ تَحْثِي عَلَيْهِ ثَلاَثَ حَثَيَاتٍ مِنْ مَاءٍ ثُمَّ تُفِيضِي عَلَيْكِ مِنَ الْمَاءِ فَتَطْهُرِينَ ‏"‏ ‏.‏ أَوْ قَالَ ‏"‏ فَإِذَا أَنْتِ قَدْ طَهُرْتِ ‏"‏ ‏.‏

  11. Hadis no. 604

    Bu İbn-i Amr'e şaşarım. Kadınlara, guslettikleri zaman saçlarını traş etmelerini niye emretmiyor? Vallahi ben…

    Türkçe meal

    Ubeyd bin Umeyr (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Aişe (r.anha), Abdullah bin Amr (r.a.)'in, kendi yakını olan kadınlara guslettikleri zaman peliklerini çözmelerini emrettiğini duymuş ve : «Bu İbn-i Amr'e şaşarım. Kadınlara, guslettikleri zaman saçlarını traş etmelerini niye emretmiyor? Vallahi ben ve Resulullah (SallallahuAleyhi ve Sellem) bir kab'dan guslederdik. Başıma üç defa su dökmekten fazla bir şey yapmazdım.»

    Açıklama

    Miftahü'l-Hace'nin beyanına göre bu hadisi Ahmed ve Müslim de rivayet etmişlerdir. Hadis kadınların ğusül için peliklerini çözmelerinin vacib olmadığına delalet eder. Abdullah bin Amr'ın pelikleri çözme emrine gelince; O'nun, yakını olan hanımların saçlarının gür olup, çözülmeden ıslanmayacağını bildiği için bu emri verdiği muhtemeldir. Yahut Ümmü Seleme ve Aişe (r.anhuma)'nın hadisleri kendisine ulaşmadığı için, behemehal pelikleri çözmeyi vacib görmüş olabilir. Bir de şu ihtimal var: Müstehablık ve ihtiyat için bu emri vermiş olup, vacibliği görüşünde olduğu için değildir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ، قَالَ بَلَغَ عَائِشَةَ أَنَّ عَبْدَ، اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو يَأْمُرُ نِسَاءَهُ إِذَا اغْتَسَلْنَ أَنْ يَنْقُضْنَ رُءُوسَهُنَّ فَقَالَتْ يَا عَجَبًا لاِبْنِ عَمْرٍو هَذَا أَفَلاَ يَأْمُرُهُنَّ أَنَّ يَحْلِقْنَ رُءُوسَهُنَّ لَقَدْ كُنْتُ أَنَا وَرَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ نَغْتَسِلُ مِنْ إِنَاءٍ وَاحِدٍ فَلاَ أَزِيدُ عَلَى أَنْ أُفْرِغَ عَلَى رَأْسِي ثَلاَثَ إِفْرَاغَاتٍ ‏.‏

  12. Hadis no. 605

    Herhangi biriniz cünüb iken, sakın durgun, su da yıkanmasın

    Türkçe meal

    Hişam bin Zühre'nin mevlası Ebü's-Saib (r.a.)'den Ebu Hureyre (r.a.)'den şöyle dediğini işittim: Besulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu kii : «Herhangi biriniz cünüb iken, sakın durgun, su da yıkanmasın,» Ebü's-Saib: Ya Eba Hureyre! Adam nasıl yapacak? diye sordu. Bunun üzerine Ebu Hureyre (r.a.): O su'dan alıp, yıkanacak, dedi.

    Açıklama

    Hadiste geçen; لاَ يغتسل cümlesi olumsuzluk veya yasaklık için olabilir. Olumsuzluk için ise ''ğusledemez.'', yasaklık için ise ''ğusletmesin.'' demektir. Sindi'nin dediğine göre El-Kadi, EI-Mesabih şerhinde şöyle demiştir: ''ğusletmeme hükmünün durgun suya bağlanması, cünüblük ğuslünde kullanılan suyun, durgun olduğu takdirde temizleyicilik vasfını yitirmiş olduğuna delalet eder. Eğer temizleyicilik vasfı kalmış olsaydı durgunluk kaydı manasız olurdu. Temizleyicilik vasfı kalkınca ya Ebu Hanife'nin dediği gibi temizliği de kalmaz yani o su pis sayılırdı. Yada Şafii'nin dediği gibi temizleyicilik vasfı gitmekle beraber temizdir.

    Yani abdest, ğusül ve necasetin giderilmesinde kullanılamaz. Fakat başka türlü kullanılabilen temiz bir sudur.'' Sindi bu nakli yaptıktan sonra: Bence hadisteki yasaklama, şer'i veya tıbbi yönden mekruhluk içindır. Yani durgun suda ğusletmek dinen mekruhtur. Veyahut sağlık yönünden mekruhtur. Yasaklama, durgun su içinde ğusül edile edile, onun renk, koku ve tad bakımından değişmesine yol açma endişesi için de olabilir. Durgun su miktarı belirtilmeden konmuş olan yasaklama, sözümüzü te'yid eder. Kadı'nın dediği gibi olmuş olsaydı, o durgun suyun az su olması şartı koşulacaktı. Ki Hanefi mezhebine göre boyutları 10 zira'dan az olan; Şafii mezhebine göre de iki kulleden az olan su, şer'an az sayılır.

    Hulasa: hadiste musta'mel su hakkında, mezheblerden herhangi birisinin görüşüne delalet yoktur.'' demiştir. Hadis, Müslim'in (Durgun Suda ğusletmeyi Yasaklama) babında rivayet edilmiştir. Nevevi, bu hadisi açıklarken aşağıdaki malumatı veriyor; ''Ravi Ebu's-Saib'in adı bilinmiyor. Durgun suda ğusletmenin hükümlerine gelince; Şafii olan arkadaşlarımız ve başka alimler demişler ki: 'Durgun su az olsun, çok olsun içinde ğusletmek mekruhtur.' Keza, akan kaynak suyu içinde ğusletmek de mekruhtur. Şafii rahmetli, EI-Buveyti'de: 'Taşsın, taşmasın, cünübün kuyu içinde ğusletmesi mekruhtur. Durgun suyun azı ve çoğu birdir.

    Ben, onda ğusletmeyi mekruh görürüm,'' demiştir. İşte Şafii imam'ının nassı budur. Keza arkadaşlarımız ve başka alimler, aynı sözü söylemişlerdir. Anılan kerahet tahrim için değil, tenzih içindir. Mekruh olduğu halde kişi, durgun suda cünüblük ğuslünü yaptığı zaman su musta'mel (kullanılmış ve taharet için elverişli sayılmayan suya bu isim verilir) sayılır mı? Bu hususta arkadaşlarımızca bilinen şu tafsilat vardır; Eğer su iki kulle (yaklaşık olarak 210 lt) veya daha çok ise, içinde birkaç kişi ayrı ayrı zamanlarda ğusletseler bile müsta'mele dönüşmez. Şayet su iki kulle'den az ise, cünüb kişi ğusle niyet etmeden içine dalar da, bütün vücudu su içine gömüldükten sonra ğusle niyet ederse cünüblüğü kalkmış olur.

    Su da müsta'mel sayılır. Eğer vücudunun bir kısmı, mesela dizlerine kadar su'ya girdikten sonra ve henüz bütün vücudu suyun içine gömülmeden önce ğusle niyet ederse su müsta'mele dönüşür. Su içinde bulunan uzuvlarının cünüblüğü alimlerin ittifakıyla kalkar. Dışarıda kalan vücudunu suya gömdüğü zaman Şafii mezhebinin sahih, meşhur ve fetva verilen kavle göre, o yerlerin cünüblüğü de kalkmış olur. Çünkü ğusleden kişi, o sudan çıkmadıkça onun için müsta'mel sayılmaz. Arkadaşlarımızdan Ebu Abdillah El-Hıdri: Kişinin su dışında kalan uvuzlarının cünüblügü artık o suyla kalkmaz, demiş ise de, doğrusu ilk görüştÜr.

    Yukarıdaki hüküm, vücudunun bir kısmını suya daldırıp, ğusle niyetlendikten sonra, sudan çıkmadan vücudunun kalan kısmını da suya daldıran kimse içindir. Şayet vücudunun bir kısmını daldırıp, ğusle niyetlendikten sonra, su içinden çıkar da, sonra tekrar suya girip, kalan uzuvlarını daldırırsa alimlerimizin ittifakıyla ikinci girişte yıkanan uzuvların cünüblügü kalkmaz. Şayet iki kulle'den az su içine iki kişinin dalması mümkün olur da, ikisi daldıktan sonra beraber ğusle niyet ederlerse, ğusülleri sahih olur. Su da müsta'mel sayılır. Eger birisi diğerlerinden önce ğusle niyet ederse, onun cünüplügü kalkar.

    Su da arkadaşı için müsta'mel sayılır. Dolayısıyla arkadaşın cünüblüğü kalkmaz. Mezhebin sahih ve meşhur kavli budur.'' Hanefi alimlerinin görüşüne gelince; Onlara göre durgun su aslında temiz ise de, içinde cünüblük ğuslü yapıldıktan dolayı temizleyici olma vasfını kaybeder. Bunun için, içinde ğusledilmesi yasaklanmıştır. Abdest veya ğusülde kullanılan suya müsta'mel denilir. Hanefi alimleri, suyun ne şekilde müsta'mel sayılacagı hakkında ihtilaf etmişlerdir. Ebu Yusuf'a göre, hadesten taharette veya cünüblükten taharette veyahut ibadet niyetiyle kullanılan su, müsta'mel sayılır. Ebu Hanife'den yapılan bir rivayet de böyledir.

    İmam Muhammed'e göre ibadet niyetiyle kullanılan su müsta'mel sayılır. Ebu Hanife ve Ebu Yusuf'a göre müsta'mel su, pis sayılır. Hatta Ebu Hanife'den bir rivayete göre necaset-i ğalize sayılır. Başka bir rivayete göre hafif necasetten sayılır. İmam Muhammed, İmam Şafii gibi müsta'mel suyu temiz saymış, ancak; temizleyici degildir, demiştir. Yani tekrar abdest ve ğusülde kullanılamaz. Fetva bu kavle göredir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عِيسَى، وَحَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى الْمِصْرِيَّانِ، قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَشَجِّ، أَنَّ أَبَا السَّائِبِ، مَوْلَى هِشَامِ بْنِ زُهْرَةَ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ لاَ يَغْتَسِلْ أَحَدُكُمْ فِي الْمَاءِ الدَّائِمِ وَهُوَ جُنُبٌ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ كَيْفَ يَفْعَلُ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ فَقَالَ يَتَنَاوَلُهُ تَنَاوُلاً ‏.‏

  13. Hadis no. 606

    Sana acele ettirilir (de meninin çıkmasına fırsat verilmez) veya meninin çıkmasından tutulursan sana gusül…

    Türkçe meal

    Ebu Said-i Hudri (r.a.h)'den şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ensar'dan bir adam'a uğramış ta kendisini çağırtmış. Adam da, başından su damladığı halde hemen çıkmıştır. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : — «Galiba sana acele ettirdik» buyurmuştur. Adam da : — Evet, Ya Besulallahl diye cevap vermiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : . — «Sana acele ettirilir (de meninin çıkmasına fırsat verilmez) veya meninin çıkmasından tutulursan sana gusül gerekmez de abdest gerekir.» buyurmuştur.

    Diğer tahric: Buhari ve Müslim de bu hadisi rivayet etmişlerdir.

    Açıklama

    Buradan ve Müslim' de yapılan rivayetten Nebi (s.a.v.)'in Ensar'dan olan zat'ın evine uğradığı ve onu çağırttığı anlaşılıyor. Müslim'in bir rivayetinde uğranılan Ensari'nin İtban olduğu belirtilmiştir. Bazı rivayetlere göre uğranılan zat'ın adı Salih'tir. Bu duruma göre olay iki yerde olmuştur. Adamın, başından su damlaya damlaya huzura çıkması üzerine durumu fark eden Nebi (s.a.v.) : ''Herhangi bir nedenle meni çıkmazsa yalnız cinsi münasebette bulunulmakla cünüblük halinin olmıyacağını ve dolayısıyla ğusle gerek olmayıp abdest almakla yetinileceğini bildirmiştir.'' Sindi, hadisin (608, 609, 610 ve 611 nolu) hadislerle mensuh olduğuna Cumhurca hükmedildiğini, hatta müteahhirin alimlerinin bu nesih işinde icma' ettiklerinin söylendiğini nakleder.

    Sahabi ve tabiinden bir cemaat meni inmedikçe cinsi münasebetle ğusül gerekmez, demiştir. Ebu Eyyub- i Ensari, Ebu Said-i Hudri, İbn-i Mes'ud, Sa'd bin Ebi Vakkas, Ubeyy bin Ka'b, Rafi' bin Hadic ve Zeyd bin Halid (r.anhum) böyle demişlerdir. Tabiilerden de Ata' bin Ebi Rabah, Ebi Seleme ve Süleyman El-A'meş (r.a.) böyle demişlerdir. Zahiriye mezhebine mensub alimlerin görüşü de budur. Delilleri ise . Ebu Said-i Hudri (r.a.)'in mezkur hadisi, Ebu Eyyub-i Ensari (r.a.)'in (607 nolu) hadisi ve bunlara benzeyen Ebu Hureyre (r.a.) ile Osman bin Affan (r.a.)'dan rivayet edilen hadislerdir. Fakat bu hüküm, Hulafa-i Raşidin, Aişe, Abdullah bin Ömer, Abdullah İbn-i Abbas, Abdullah bin Mes'ud (r.anhum)'dan ve diğer muhacirlerden rivayet olunan.hadislerle mensuhtur.

    Bu duruma muttali' olan Osman bin Affan, Ali b Ebi Talib, İbn-i Mes'ud ve İbn-i Abbas (r.anhum)'un ilk fetvalarından rücu' ettikleri İbn-i Hazm tarafından açıklanmıştır. Nevevi de: 'Sahabilerden bir cemaat meni inzal olmadıkça (çıkmadıkça) cima' (cinsi ilişki) ile ğusül icab etmez, demişler ise de, bir kısmı bu fetvadan rücu' etmiş ve diğerlerden sonra, meni gelsin gelmesin cima' ile ğuslün icab ettiği hakkında icma' olmuştur,' der

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ عَنْ شُعْبَةَ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ ذَكْوَانَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مَرَّ عَلَى رَجُلٍ مِنَ الأَنْصَارِ فَأَرْسَلَ إِلَيْهِ فَخَرَجَ رَأْسُهُ يَقْطُرُ فَقَالَ ‏"‏ لَعَلَّنَا أَعْجَلْنَاكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ إِذَا أُعْجِلْتَ أَوْ أُقْحِطْتَ فَلاَ غُسْلَ عَلَيْكَ وَعَلَيْكَ الْوُضُوءُ ‏"‏ ‏.‏

  14. Hadis no. 607

    Su, sudan dolayı gerekir

    Türkçe meal

    Ebu Eyyub (El-Ensari) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir: «Su, sudan dolayı gerekir.»

    Diğer tahric: Bu hadisi Nesai de Ebu Eyyub (r.a.)'den; Müslim, Tirmizi, Tahavi ve Beyhaki de Ebu Said-i Hudri (r.a.)'den rivayet etmişlerdir.

    Açıklama

    Hadisteki birinci 'Su, kelimesi ile ğusül suyu, ikinci 'Su, kelimesi ile'de meni kasdedilmiştir. Hadisin manası şudur: ''ğusül için su, meni'den dolayı gerekir.'' Hadis iki şekilde yorumlanmıştır: Birinci yorum: 'Cinsi münasebet yapıldığı zaman meni gelmezse ğusül icab etmez. Meni gelince ğusül gerekir.' Bu takdirde hadis İslamiyetin ilk zamanlarındaki durumuna ait olup, sonradan buyurulan hadislerle neshedilmiştir. İkinci yorum şekli İbn-i Abbas (r.a.)'a aittir. O da şudur: Hadis mensuh değildir ve cinsi münasebetle ilgisi yoktur. Maksad: Rüyasında ihtilam olan kimsenin menisi gelmedikçe, ğusletmesi gerekmez.

    Tirmizi, İbn-i Abbas r.a.'ın bu yorumu yaptığını, kendisine intikal eden bir sened ile belirtmiştir. Nesai de bu hadisi 'Rüyasında Ihtihim olup Meni Görmeyen Babı'nda rivayet etmekle İbn-i Abbas (r.a.)'ın yorumuna işaret etmiştir. Bu yorum şekli, cima' halinde meni gelmese bile ğuslün gerektiğine dair hadislerle bu hadis arasında zahiren görülen çelişkiyi kaldırır. Fakat bu yorum şekli reddedilmiştir. Şöyle ki: Bu hadis ihtilam hakkında değil, cima hakkında buyurulmuştur. Çünkü Müslim kendi sahih'inde, Ebu Said-i Hudri (r.a.)'den rivayet ettiği bu hadiste Ebu Said şöyle der: ''Bir pazartesi günü ben, Resulullah (s.a.v.)'in beraberinde Kuba'ya doğru yola çıktım.

    Beni Selim kabilesinin bulunduğu yere vardığımız zaman Resulullah (s.a.v.), İtban'ın kapısı önünde durarak ona seslendi. İtban elbisesini (üzerine) çekerek çıktı. Resulullah (s.a.v.) : ''Adam'a acele ettirdik'' buyurdu. İtban: Ya Resulallah! Ne hüküm buyurursun; Adam karısı ile cima' ederken ona acele ettirilir de meni indirmezse ona ne gerekir? diye sordu. Resulullah (s.a.v.) de: ''Su ancak su (= meni) den dolayı gerekir.'' buyurdu.'' İbn-i Abbas (r.a.)'e bu hadis ulaşmadığından dolayı mezkur yorumu yapmış olabilir. Eğer ulaşsaydı böyle tefsir etmezdi. Şöyle denebilir: Hadis mensuh olsa bile ihtilam bakımından hükmü geçerlidir.

    Çünkü ihtilam halinde ğuslün gerekliliği hususunda meninin çıkması esastır. İbn-i Abbas (r.a.) bu yönden hadisin hükmünün geçerliliğini belirtmek istemiş olabilir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ السَّائِبِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سُعَادٍ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ الْمَاءُ مِنَ الْمَاءِ ‏"‏ ‏.‏

  15. Hadis no. 608

    Sünnet yerleri birbirine kavuştuğu zaman gusül vacib olmuş olur. Ben ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve…

    Türkçe meal

    Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in (mübarek) zevcesi Aişe (r.a.a)'den şöyle demiştir : Sünnet yerleri birbirine kavuştuğu zaman gusül vacib olmuş olur. Ben ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu yapmışız ve gusletmişizdir.

    Açıklama

    Mu'minlerin anası Hz. Aişe (r.anha)'nın, kardeşi Muhammed'in oğlu El-Kasım (r.a.)'a beyan buyurduğu bu hadisi Tirmizi de rivayet etmiştir. O'nun rivayeti şöyle başlar: '' Sünnet yeri sünnet yerini geçtiği zaman ... '' Bu rivayet daha sarihtir. Çünkü tenasül uzuvlarının birbirine dokunması ile ğusül gerekmez. Ancak erkeğin tenasül uzvunun sünnet yeri içeri girerse o zaman ğusül gerekir. 611 nolu hadiste de bu açıklık vardır. Tirmizi, Hz. Aişe (r.anha)'nın hadisini müteaddit senedlerle rivayet ederek hasen-sahih olduğunu belirtmiştir. Bu arada şunları da söyler: 'Bu hususta Ebu Hureyre, Abdullah bin Amr ve Rafi' bin Hadic'ten de rivayetler vardır.

    Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali ve Aişe (r.anhuma)'nın dahil oldukları alim sahabilerin ekserisi, Tabiilerin fıkıhçıları ve onlardan sonra gelen Süfyan-i Sevri, Şafii, Ahmed ve İshak gibi fıkıhçılar: Sünnet yerleri birbirine kavuşunca (= erkeğin sünnet mahalli duhul edince) ğusül gerekir, demişlerdir.'' Tuhfetu'l-Ahvezi yazarı da: 'Hz. Aişe (r.anha)'nın hadisinin zahirine göre maksadı şudur: ''Meni nazil olmasa bile duhul olunca ğusül gerekir ve ''Su ancak su'dandır.'' mealindeki hadis mensuhtur.'', demiştir. Sindi: 'Buradaki rivayete göre hadis, Hz. Aişe (r.anha) üzerinde mevkuf ise de Müslim'de ve başka kitaplarda merfu' olarak rivayet olunmuş sahih bir hadistir.

    Merfu' olmakla delil oluşu tamamlanır .. .' demiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ الطَّنَافِسِيُّ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدِّمَشْقِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، أَنْبَأَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْقَاسِمِ، أَخْبَرَنَا الْقَاسِمُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَتْ إِذَا الْتَقَى الْخِتَانَانِ فَقَدْ وَجَبَ الْغُسْلُ فَعَلْتُهُ أَنَا وَرَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَاغْتَسَلْنَا ‏.‏

  16. Hadis no. 609

    O hüküm (= su, meniden dolayı gerekir hükmü) İslamiyetin ilk zamanlarına ait bir ruhsat idi. Sonra, gusül…

    Türkçe meal

    Ubeyy bin Ka'b (r.a.)'den; şöyle demiştir: O hüküm (= su, meniden dolayı gerekir hükmü) İslamiyetin ilk zamanlarına ait bir ruhsat idi. Sonra, gusül etmekle emrolunduk.

    Diğer tahric: Beyhaki, Ahmed, Darimi, Ebu Davud ve Tirmizi

    Açıklama

    Tirmizi'nin lafzı şöyledir: ''Su, meni'den dolayı gerekir, hükmü İslamın başlangıcına mahsus bir ruhsat idi. Sonra bu ruhsat yasaklandı.'' Ebu Davud'un rivayeti ise şöyledir: ''Resulullah (s.a.v.), İslam'ın ilk zamanlarında elbiselerin azlığı nedeniyle, su meni'den dolayı gerekir, hükmünü halk için bir ruhsat kılmıştı. Sonra (meni gelmese bile, cima olunca) ğusletmeyi emretti. Ve o ruhsatı yasakladı.'' Tirmizi bu hadisin hasen-sahih olduğunu ve ilim ehlinin ekserisinin bununla amel ettiğini söylemiştir. İbn-i Huzeyme ve İbn-i Hibban da, bunun sahih olup hüccet olmaya elverişli olduğunu söylemişlerdir.

    EI-Menhel yazarı 'İksal babı'nda rivayet olunan bu hadisi açıklarken aşağıdaki ma'lumatı veriyor: ''İslamiyetin ilk zamanlarında müslümanların elbiseleri azdı. Sık sık ıslatılması, onun çabuk çürümesine sebebiyet verirdi. Müslümanların çok ğusül yapmaları halinde onlara zarar dokunabilirdi. Bu nedenle meni gelmeden yapılan her duhulün ğuslü icab ettirmesi müslümanların için güçlük ve sıkıntı olabilirdi. Bu nedenle kolaylık olsun diye müslümanlara bu ruhsat verildi. Sonra duhul ile ğuslün gerekliliği hükmü kondu. Hulafa-i Raşidin, Sahabilerin cumhuru ile fıkıhçıların cumhuru, meni gelmese bile mutlak duhul ile ğuslün gerekliliğine hükmetmişlerdir.

    Nevevi, Müslim'in şerhinde: 'Bilki meni gelmese bile cima' ile ğuslün gerekliliği üzerinde ümmetin tümü ictima etmiştir. Sahabilerden bir grup: Meni gelmedikçe ğusül icab etmez demişse de bilahare bir kısmı bu fetvadan rücu' etmiş ve kalan kısımdan sonra, meni gelmese bile, sırf cima' ile ğuslün gerekliliği üzerinde icma' olmuştur. Cumhur, bu hususta varid olan birçok hadisi delil göstermişlerdir. Bunların bir kısmı bu babta geçen hadislerdir. (EI-Menhel yazarı, Ebu Davud'un süneninde rivayet olunmayan ve Cumhurun delil gösterdiği Buhari ve Müslim'deki bazı hadisleri de nakleder. Bunlardan birisi 610 nolu Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisidir.

    Cumhur, meni gelmedikçe ğusül gerekmez diyenlerin gösterdikleri delillerin, Ubeyy bin Ka'b (r.a.)'ın bu babtaki hadisi (kitabımızdaki 609 nolu hadisi kasdeder ve Tahavi'nin Yezid bin Ebi Habib'den rivayet ettiği Rifaa (r.a.)'nın şu hadisiyle mensuh olduğunu söylemişlerdir: Rifaa (r.a.) şöyle demiştir: 'Ben, Ömer birı El-Hattab (r.a.)'ın yanında oturuyordum. Aniden bir adam gelerek: Ya Emire'l-Mu'minin! Şu Zeyd bin Sabit, cünüblükten ğusül hakkında kendi re'yi ile halka fetva veriyor, dedi. Bunun üzerine Halife: Bana acele Zeyd'i getirin, dedi. Biraz sonra Zeyd geldi. Halife Zeyd (r.a.)'e: - Nebi (s.a.v.)'in mescidinde senin kendi re'yinle cünüblükten ğusül hakkında halk'a fetva verdiğin haberi bana ulaştı, dedi.

    Zeyd (r.a.) O'na': - Ya Emire'l-Mu'minin! Vallahi ben kendi re'yimle fetva vermedim. Lakin amcalarımdan bir şey işitmiştim. Onunla hükmettim, diye cevap verdi. Halife ona: - Hangi amcalarından? diye sordu. Zeyd: - Ubeyy bin Ka'b, Ebu Eyyub ve Rifaa bin Rafi (r.a.)'den işittim, dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.), bana bakarak: Bu genç ne diyor? diye sordu. Ravi Rifa'a bin Rafi' dedi ki: Bu soru üzerine ben halife'ye: - Biz, Resulullah (s.a.v.), zamanında hakikaten bunu yapardık. Sonra ğusletmezdik, dedim. Halife: - Siz; şu yaptığınızı Nebi (s.a.v.)'e sordunuz mu? dedi. Ben: Hayır, dedim. Halife: - O halde sahabileri bana toplayın, dedi.

    Bunun üzerine toplanan halk; ''Su, ancak meni'den dolayı gerekir.'' hükmünde ittifak ettiler. Yalnız Ali ve Muaz bin Cebel (r.anhuma) tarafından gelen bilgi böyle değildir. Onlar; Sünnet yeri içeri girince ğusül gerekir, dediler. Bunun üzerine ravi: Ey Mu'minlerin Emiri! Bu hususta Resulullah (s.a.v.)'in emrini muhterem zevcelerinden daha iyi bilen hiçbir kimseyi bulamam, dedi. Bundan sonra Halife, Hz. Hafsa (r.anha)'ya haber gönderip sordu. Hz; Hafsa (r.anha): Bu hususta bilgim yok diye cevab gönderdi. Sonra Halife, Hz. Aişe (r.anha)'ya haber gönderdi. Hz. Aişe (r.anha): Sünnet yeri, sünnet yerini geçince ğusül vacib olmuş olur dedi.

    Bunun üznine Halife hiddetlendi ve ''Vallahi bir kimsenin böyle yapıp ğusletmediği haberini alırsam. o'nu cezalandırırım, dedi.' Cumhurun delil olarak gösterdikleri hadislerden birisi de yine Tahavi'nin Ubeydullah, bin Adiyy bin El-Hiyar (r.a.)'dan rivayet ettiği hadistir ki. bu hadiste de Rifaa'nın anlattığı olay zikredilmiştir. Tahavi: 'İşte, Halife Ömer (r.a.), Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in sahabilerinin huzurunda halkı ğusletmeye zorlamış, sahabilerden hiç kimse bu hükme karşı çıkmamıştır' der. HADİSTEN ÇIKARILAN FIKIH HÜKÜMLERİ : 1- Meni gelmese bile cima: ile ğusül vacibtir. 2- Ğuslün, yalnız meni gelmesine tahsisi İslamiyetin ilk zamanlarına ait olup, sonradan neshedilmiştir. 3- Şer'i hükümlerin bir kısmı, diğer bir kısmı ile neshedilir. 4 - Hadis, hadis ile neshedilir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَنْبَأَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ قَالَ سَهْلُ بْنُ سَعْدٍ السَّاعِدِيُّ أَنْبَأَنَا أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ، قَالَ إِنَّمَا كَانَتْ رُخْصَةً فِي أَوَّلِ الإِسْلاَمِ ثُمَّ أُمِرْنَا بِالْغُسْلِ بَعْدُ ‏.‏

  17. Hadis no. 610

    Erkek, kadın'ın dört şu'besi arasında oturup, duhul ederse, her ikisine gusül vacip olur

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki : «Erkek, kadın'ın dört şu'besi arasında oturup, duhul ederse, her ikisine gusül vacip olur.»

    Açıklama

    Bu hadisi Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi, ayrıca Beyhaki , Darekutni ve Tahavi de az bir lafız farkıyla rivayet etmiştir. mana bakımından hepsi, meni gelmese bile sırf duhul ile iki tarafa ğuslün vacibliğini (farz oluşunu) ifade ederler. Hatta Müslim'in bir rivayetinde: ''Meniyi inzal etmese bile ... '' cümlesi de vardır. Hadiste geçen ''Şuab'' kelimesi, ''şu'be''nin çoğuludur. Şu'be aslında ağaç dalına denir. Hadisteki ''Şu'beler'' kelimesi ile kadının kolları ve ayakları kasdedilmiştir. Erginlik çağına gelen taraflara ğusletmek vacibtir. Hadis, bir önceki hadisi te'yid eder

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ دُكَيْنٍ، عَنْ هِشَامٍ الدَّسْتَوَائِيِّ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ إِذَا جَلَسَ الرَّجُلُ بَيْنَ شُعَبِهَا الأَرْبَعِ ثُمَّ جَهَدَهَا فَقَدْ وَجَبَ الْغُسْلُ ‏"‏ ‏.‏

  18. Hadis no. 611

    Sünnet yerleri birbirine kavuştuğu ve erkeğin sünnet mahalline kadar olan kısmı kaybolduğu zaman gusül vacib…

    Türkçe meal

    Amr bin Şuayb'ın dedesi (olan Abdullah bin Amr bin El-As) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir: «Sünnet yerleri birbirine kavuştuğu ve erkeğin sünnet mahalline kadar olan kısmı kaybolduğu zaman gusül vacib olmuş olur.» Not: Ravi Haccac bin Ertat zayıf olduğu için hadisin isnadının zayıf olduğu rivayet edilmiştir. Müslim ve başkaları, aynı hadisi başka senedlerle rivayet etmişlerdir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ حَجَّاجٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِذَا الْتَقَى الْخِتَانَانِ وَتَوَارَتِ الْحَشَفَةُ فَقَدْ وَجَبَ الْغُسْلُ ‏"‏ ‏.‏

  19. Hadis no. 612

    Biriniz uykusundan uyanır da ihtilam olduğunu hatırlamadığı halde bir ıslaklık görürse gusletsin. İhtilam…

    Türkçe meal

    Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Biriniz uykusundan uyanır da ihtilam olduğunu hatırlamadığı halde bir ıslaklık görürse gusletsin. İhtilam olduğunu bilir de ıslakhk görmediği zaman ona gusletmek gerekmez.»

    Diğer tahric: Beyhaki, Tirmizi, Ahmed, Darimi, İbn-i Ebi Şeybe ve Ebu Davud

    Açıklama

    Hadisin hükmünü belirtmeden önce şunu söyleyeyim: Tenasül uzvundan çıkan sidikten başka üç çeşit su var. Bunlardan meni;.normal lezzetle ve sıçrayarak çıkar ıslak iken hamur kokusunu, kuruduktan sonra yumurta kokusunu vermekle tanınır. Mezi ise az şehvet olduğu zaman bile çıkabilen ince, sarımtırak bir sudur. Bazen çıktığının farkına varılmaz da kilotun ıslanması ile çıktığı anlaşılır. Vedi ise genellikle sidikten hemen sonra veya ağır bir yük kaldırıldığı zaman çıkan kalın, beyaz ve bulanık bir sıvıdr. Hadis, Beyhaki, Tirmizi, Ahmed, Darimi, İbn-i Ebi Şeybe ve Ebu Davud tarafından da rivayet edilmiştir.

    Ebu Davud'un rivayeti şöyledir: "Aişe (r.anha) demiştir ki: Islaklık bulup da ihtilam olduğunu hatırlamayan adam'ın hükmü Resulullah (s.a.v.)'e soruldu. Resıılullah (s.a.v.) : ''Adam ğusleder (ğusletsin)'' buyurdu. Bu defa ihtilam olup da, ıslaklık bulamayan adamın durumu soruldu. Resulullah (s.a.v.) : ''Ona ğusül gerekmez.,. cevabını buyurdu. Ümmü Süleym: Kadın bunu görebilir. O'na da ğusül gerekir mi? diye sordu. Resulullah (s.a.v.) : ''Kadınlar, erkeklerin kardeşleridir. (Huy, tabiat ve hükümlerde erkekler gibidir,) buyurdu." EI-Menhel yazarı bu hadisin açıklaması bahsinde şöyle der: ''Hadisin zahirine göre uykudan kalkan kişi, ıslaklık bulduğu takdirde, o ıslaklık ne olursa-olsun, yani meni, mezi ve vedi'den hangisi olursa olsun ğusül gerekir.

    İbn-i Abbas, Şa'bi, İbn-i Cübeyr ve Nahai böyle demişlerdir. Tirmizi: Sahabi ve Tabiilerden böyle söyleyen bir kişi değildir, demiştir. Ebu İshak, Ata ve Mücahid: Islaklık, meni olduğu zaman ğusledilir, demişlerdir. Hanefi alimlerine göre kişi ihtilam'ı hatırlar ve ıslaklığın meni veya mezi olduğunu bHirse yahutta meni midir, mezi midir, vedi midir? diye şüphe içinde kalırsa ona ğusletmek gerekir. Şayet vedi olduğuna hükmederse, ğusletmesi gerekmez. Eğer ihtilam olduğunu hatırlamazsa durumuna bakılır. Şayet ıslaklığın vedi olduğuna inanırsa ğusül gerekmez. Meni olduğuna inanırsa ğusletmesi gerekir.

    Meni mi, mezi mi, vedi mi diye şüphe ederse Ebu Hanife ve Muhammed'e göre yine ğusletmesi gerekir. Ebu Yusuf: 'İhtilam olduğunu hatırlamadıkça ona ğusletmek gerekmez. Asıl olan, kişinin cünüb olmamasıdır. Kesin bilgi olmadıkça ğusül gerekmez. Kıyas da budur' demiştir. Ebu Hanife ve Muhammed (r.a.), ihtiyatlı davranmışlar. Çünkü uyuyan kişi garildir. Meni, hava ile inceleşerek meziye benzeyebilir. İhtiyaten ğusletmesi gerekir, diye ictihad etmişlerdir. " Şafii alimlerine gelince, uykudan uyanıp ıslaklık gören kişi, meni mi, mezi mi diye şüphe ederse, kanaatine göre hareket eder. Eğer meni olduğu ihtimalini seçerse ğusleder.

    Mezi olduğu ihtimalini tercih ederse o yeri yıkar ve abdest alır. Tahkik budur ki; eğer meni olduğunu bilirse ihtilam'ı hatırlasın hatırlamasın ğusletmesi gerekir. Şayet ıslaklığın sidik, mezi veya vedi olduğuna inanırsa ğusül gerekmez. Eğer meni mi, diğerleri mi, diye şüphe ederse ihtiyaten ğusletmesi gerekir. Malikiler'e göre: Uykudan uyanıp, elbisesinde veya bedeninde ıslaklık bulan kişi, meni olduğunu bilirse yahut, meni mi başka bir şey mi diye şüphe ederse ğusletmesi vacibtir (şarttır). Şayet meni'den başka bir şey olduğunu bilirse, yahut meni mi, mezi mi, vedi mi diye şüphe ederse ğusletmesi gerekmez.

    Hanbeliler'e göre; uyuyan veya bayılan kişi uyanıp da, elbisesinde veya vücüdunda bir ıslaklık görürse bakar; Eğer meni olduğu tahakkuk ederse, ihtilam olduğunu hatırlamazsa bile ğusletmesi vacibtir. Islaklığı yıkaması gerekmez. Çünkü meni tahirdir. Eger. mezi olduğu tahakkuk ederse, oraları yıkar ve ona ğusül gerekmei. Şayet meni veya mezi olduğu tahakkuk etmezse ve uyumadan önce hanımıyla oynaşmak, şehvani şeyleri düşünmek veya üşütmek gibi bir şey geçirmemişse ğusletmesi ve ıslaklığın dokunduğu yeri temizlemesi gerekir. Eğer uyumadan önce, anılan bir neden geçmiş ise ğusül gerekmez. O yeri yıkamak gerekir.

    Çünkü zahire göre o ıslaklık mezidir. Zira uyumadan önce bir sebebi görülmüştür. Eğer bu adam ihtilam olduğunu hatırlarsa ğusül gerekir. Çünkü, çıkan ıslaklık ihtilam sebebine bağlanır. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Uykudan uyanınca bir ıslaklık bulunduğu takdirde, ihtilam hatırlanmasa bile ğusül gerekir. Bu husustaki tafsilat yukarıda.geçti. 2- Şer'i bir hükmü bilmeyen kişi sormalı, bundan çekinmem lidir. 3- Ebu Davud'un rivayetinde belirtildiği gibi erkek nasıl ihtilam oluyorsa kadın da ihtilam olabilir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ خَالِدٍ، عَنِ الْعُمَرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنِ الْقَاسِمِ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ إِذَا اسْتَيْقَظَ أَحَدُكُمْ مِنْ نَوْمِهِ فَرَأَى بَلَلاً وَلَمْ يَرَ أَنَّهُ احْتَلَمَ اغْتَسَلَ وَإِذَا رَأَى أَنَّهُ قَدِ احْتَلَمَ وَلَمْ يَرَ بَلَلاً فَلاَ غُسْلَ عَلَيْهِ ‏"‏ ‏.‏

  20. Hadis no. 613

    Sırtını bana döndür

    Türkçe meal

    Ebü's-Semh (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e hizmet ederdim. Gusletmek istediği zaman : «Sırtını bana döndür.» buyurdu. Ben ensemi O'na döndürür ve elbiseyi gererek ona perde tutardım.

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا الْعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْعَظِيمِ الْعَنْبَرِيُّ، وَأَبُو حَفْصٍ عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ الْفَلاَّسُ وَمُجَاهِدُ بْنُ مُوسَى قَالُوا حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ الْوَلِيدِ، أَخْبَرَنِي مُحِلُّ بْنُ خَلِيفَةَ، حَدَّثَنِي أَبُو السَّمْحِ، قَالَ كُنْتُ أَخْدُمُ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَكَانَ إِذَا أَرَادَ أَنْ يَغْتَسِلَ قَالَ ‏ "‏ وَلِّنِي ‏"‏ ‏.‏ فَأُوَلِّيهِ قَفَاىَ وَأَنْشُرُ الثَّوْبَ فَأَسْتُرُهُ بِهِ ‏.‏