İçeriğe geç

Sahih-i MüslimBölüm 1

İman Kitabı

431 hadis · No. 93–533

Sayfa 13 / 22Yazı boyutu
  1. Hadis no. 338

    Şüphesiz Allah iyilikleri ve kötülükleri yazmış sonra da bunları beyan etmiştir. Kim bir iyilik yapmak…

    Türkçe meal

    Bize Şeybân b. Ferruh rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdülvâris, Ebu Osman Ca'd'dan rivayet etti. (Ebu Osman demiş ki): Bize Ebu Recâ'el-Utâridi, İbni Abbâs'dan, İbn Abbas, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem}'den Aziz ve Celil Rabbi hakkında rivayetle buyurdu ki: "Şüphesiz Allah iyilikleri ve kötülükleri yazmış sonra da bunları beyan etmiştir. Kim bir iyilik yapmak isteyip de onu yapmayacak olursa Allah onu kendi nezdinde tam bir iyilik olarak yazar. Kim içinden iyilik yapmak isteyip de onu yaparsa Aziz ve Celil Allah onu kendi nezdinde on iyilikten yedi yüz katına kadar ve daha pek çok kat fazlasıyla yazar. Eğer içinden bir kötülük yapmayı isteyip de ollu yapmayacak olursa bu sefer Allah onu kendi nezdinde tam bir iyilik olarak yazar eğer içinden bir kötülük yapmayı geçirip de yaparsa Allah da onu tek bir kötülük olarak yazar. "

    Diğer tahric: Buhari, 6126; Tuhfetu'I-Eşraf

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنِ الْجَعْدِ أَبِي عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو رَجَاءٍ الْعُطَارِدِيُّ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيمَا يَرْوِي عَنْ رَبِّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى قَالَ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ الْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّئَاتِ ثُمَّ بَيَّنَ ذَلِكَ فَمَنْ هَمَّ بِحَسَنَةٍ فَلَمْ يَعْمَلْهَا كَتَبَهَا اللَّهُ عِنْدَهُ حَسَنَةً كَامِلَةً وَإِنْ هَمَّ بِهَا فَعَمِلَهَا كَتَبَهَا اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عِنْدَهُ عَشْرَ حَسَنَاتٍ إِلَى سَبْعِمِائَةِ ضِعْفٍ إِلَى أَضْعَافٍ كَثِيرَةٍ وَإِنْ هَمَّ بِسَيِّئَةٍ فَلَمْ يَعْمَلْهَا كَتَبَهَا اللَّهُ عِنْدَهُ حَسَنَةً كَامِلَةً وَإِنْ هَمَّ بِهَا فَعَمِلَهَا كَتَبَهَا اللَّهُ سَيِّئَةً وَاحِدَةً ‏"‏ ‏.‏

  2. Hadis no. 339

    Allah onu siler, Allah'a karşı (isyana) aşırı düşkün olanlardan başkası da helak olmaz

    Türkçe meal

    Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ca'fer b. Süleyman, Ebu Osman el-Ca'd'dan bu isnadla Abdulvaris hadisinin manasında bir hadis rivayet etti. O şunu da ziyade etti: "Allah onu siler, Allah'a karşı (isyana) aşırı düşkün olanlardan başkası da helak olmaz. "

    Diğer tahric: Buhari, 42; Tuhfetu'l-Eşraf, 14714

    Nevevî Şerhi

    Bu babtaki senet bilgileri: (325) Umeyye b. Bistam el-Ayşl' vardır ki Bistam'ın be harfi meşhur görüşe göre kesrelidir. el-Metali sahibi fethalı olarak Bestam diye okunabileceğini de nakletmektedir. (2/144) el-Ayşi'nin nasıl okunacağı ile ilgili açıklamalarla birlikte Bistam'ın munsarıf olup olmadığı ile ilgili görüş ayrılıklarını da kaydetmiş bulunmaktayız. "Ebu Hureyre' den dedi ki... ve bu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabına ağır geldi dedi" rivayetinde "dedi" lafzını tekrar etmesi arada sözün uzamasından dolayıdır. Çünkü ifadenin asıl hali: Ayet nazil olunca (ashaba) ağır geldi, şeklindedir ama aradaki açıklamalar uzadığından "dedi" kelimesinin tekrarı güzeldir.

    Bu kitapta bunun benzeri ifadeler daha önce iki yerde de geçmiş ve bunu da açıklamasıyla birlikte zikretmiş idik. Ayrıca bunun benzerinin Kur'fın-ı Azimuşşan'da yüce Allah'ın: '~'kaba siz ölüp toprak ve kemik olduktan sonra (evet) siz muhakkak çıkartılacaksınız diye sizi tehdit mi ediyor?" (Mu'minun, 35) buyruğunda "siz" lafzını tekrar ettiği gibi "önceden kendisi vasıtası ile kafirlere karşı zafer istedikleri ... Kendilerine gelince, onu inkar ettiler" (Bakara, 89) buyruğunda da benzeri anlatım ın geçtiğini de belirtmiştik. Allah en iyi bilendir. Hadiste, yüce Allah'ın: "Resullerinden hiçbirini diğerinden ayırmayız" (Bakara, 285) buyruğu bizler kitap ehlinin yaptıkları gibi bir kısmına iman edip, bir kısmını inkar ederek iman bakımından aralarında fark gözetmeyiz.

    Aksine onların hepsine iman ederiz. Burada "bir" lafzı çoğul anlamındadır. Bundan dolayı "arasında" anlamındaki lafız gelmiş bulunmaktadır. Yüce Allah'ın: "O zaman da sizden hiçbir kimse bunu ona yapmamıza engelolamazdı" (Hakka, 47) buyruğunda da böyledir. (327) Hadiste Muhammed b. Ubeyd el-Gubari vardır ki Gubar oğullarına mensuptur. (2/145) Mukaddimede buna dair açıklamalarda bulunmuştuk. Aynı hadisin senedinde geçen Ebu Avane'nin adı da el-Vaddfıh b. Abdullah'tır. (2/146) Yine aynı hadiste Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Allah ümmetime içlerinden geçirdiklerini bağışlamıştır" buyruğundaki "içlerinden" anlamındaki lafzı ilim adamları hem nasb, hem ref ile harekelemişlerdir.

    Her iki şekil de açıkça anlaşılmaktadır. Ancak nasb ile okunması daha anlaşılır ve daha meşhurdur. Kadı Iyaz dedi ki: "İçleri" anlamındaki lafız nasb ile okunmalıdır. Buna (hadiste geçen ve sahabinin sorduğu): "Herhangi birimiz içinden ... geçiriyor" ifadesi de buna delildir. Tahavi ve dilbilginleri dedi ki: Eğer içlerinden lafzını ref ile okurlarsa onun iradesi dışında içinden geçirdiklerini kastetmiş olurlar. Yüce Allah'ın: "Ve nefsinin ona ne vesveseler verdiğini biliriz" (Kaf, 16) buyruğunda olduğu gibi. Allah en iyi bilendir. (330) Hadiste "Ebu'z-Zinfıd, Arec'den" isnadı yer almaktadır ki Ebu'z-Zinad'ın adı Abdullah b.

    Zekvan, künyesi Ebu Abdurrahman'dır. Ebu'z-Zinad da onun daha meşhur olan lakabıdır. Bu lakabıyla çağrıldığında da kızarmış. A'rec'in adı ise Abdurrahman b. Hurmuz'dür. (2/147) Bu iki ravi her ne kadar meşhur iseler de bunlara dair açıklamalar da daha önceden geçti. Şu kadar var ki her ikisinin de isimlerinin ne olduğunu bu kitabı tetkik eden bazı kimseler için bilinmeyebilir (bunun için hatırlattık). (334) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Sizden biriniz İslamını güzelleştirirse ... " (2/148) buyruğundaki İslamını güzelleştirmesi münafıkların Müslümanlığı gibi değil de gerçek manada Müslüman olursa demektir.

    Buna dair açıklama daha önceden de geçmişti. Yine bu babta (335) Ebu Halid el-Ahmer geçmektedir ki adı Süleyman b. Hayyan'dır. Daha önceden açıklaması geçtiği gibi. (336) Şeyban b. Ferruh hem acemi (Arapça olmayan), hem özel bir isim olduğundan dolayı (Ferruh) munsarıf değildir. Daha önceden de açıklaması geçmişti. Yine aynı hadisin senedinde Ebu Reca el-Utaridi geçmektedir ki adı İmran b. Teym'dir, b. Milhan ve b. Abdullah olduğu da söylenmiştir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zamanına yetişmiş olmakla birlikte onu görmemiştir, Mekke fethedildiği sene Müslüman olmuştur. 120 yıl yaşamıştır. 128 yıl yaşadığı, 130 yıl yaşadığı da söylenmiştir.

    HADİSLERİN FIKHİ ANLAMLARI Bu başlık(lar)daki hadislerin fıkhi hükümleri ve anlamları pek çoktur. Yüce Allah'ın izniyle ben bunlardan gözetilen maksatları kısaca kaydedeceğim. 1- "Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini açıklasanız da, gizleseniz de Allah onunla sizi hesaba çekecektir" (Bakaraı 284) ayeti nazil olunca, bu ashab (r.a.)'a ağır geldi ve "buna güç yetiremiyoruz dediler" bölümü ile ilgili olarak İmam Ebu Abdullah el-Maziri (rahimehullah) şöyle diyor: Korkup çekinmelerinin ve bizim bunun altından kalkmaya gücümüz yetmez demelerinin sebebinin onların irade ile isteyerek kazanılmayan, insanın içinden geçen ve önlemeye gücü yetmediği hususlar sebebiyle sorumlu tutulacaklarına inanmalarından ötürü olabilir.

    Bundan dolayı onlar böyle bir işi güç yetirilemeyen işlerden kabul ettiler. Mezhebimize göre güç yetirilemeyen hususların teklifi aklen caizdir ama şeriatta bu tür teklifler ile taabbüd emrinin bulunup bulunmadığı hususunda görüş ayrılığı vardır. Allah en iyi bilendir. 2- (325) Hadisteki: "Onlar bunu yapınca yüce Allah da onu nesh etti ve: "Allah hiçbir kimseye gücünün yetmeyeceğini yüklemez" (Bakara, 286) buyruğunu indirdi" ifadeleri ile ilgili olarak el-Maziri (rahimehullah) dedi ki: Buna nesh denilmesi tartışılır. çünkü nesh ancak ikisi ile amelde bulunmanın imkansız olması ve ayetlerden birinin diğeri ile birlikte ele alınmasına imkan bulunmaması halinde söz konusu olur.

    Yüce Allah'ın: "İçinizdekini açıklasanız da, gizleseniz de ... " (Bakara, 284) buyruğu, kişinin önleyebilme imkanı bulunan ve bulunmayan içinden geçen düşünceleri kapsayabilmesi mümkün, umumi bir ifadedir. Bu durumda diğer ayet, bunu tahsis eden bir buyruk olur. Şu kadar var ki, eğer sahabe halin karinesi ile kişinin içinden geçmesini önleyemediği hususlarla da taabbud etmeleri kanaati yer etmiş ise, o takdirde bu nesh olur. Çünkü böylelikle sabit ve yerleşmiş bir hüküm kaldırılmış olur. el-Maziri'nin sözleri bunlardır. Kadı Iyaz da şöyle diyor: Bu meselede neshin uzak bir ihtimalolduğunu söylemenin açıklanabilir bir tarafı yoktur.

    Çünkü bu ayeti rivayet eden kişi onun nesh olduğunu da rivayet etmiş ve açık lafızla da bunu ifade etmiştir. Ayrıca Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kendilerine iman etmek, dinleyip itaat etmek emrini vermesi suretiyle mana itibariyle de söz konusu olmuştur. Çünkü yüce Allah kendilerine (bunlardan dolayı) kendilerini sorgulayacağını bildirmişti. Onlar denileni yapıp, yüce Allah da kalplerine imanı sağlamca yerleştirip -bu hadiste açıkça belirtildiği üzere- dilleri de bunu kolaylıkla ifade edip teslimiyet gösterince Allah karşı karşıya kaldıkları darlığı kaldırdı, bu yükümlülüğü nesh etti. Nesh olduğunu bilmenin yolu ise ya onun ile ilgili haber vermek yoluyla olur yahut tarih (nesheden buyruk ve neshedilen buyruğun bildirilme zamanları) ile bilinir.

    Bu iki husus da bu ayet-i kerimede bir arada bulunmaktadır. Kadı Iyaz dedi ki: el-Maziri'nin: İki buyrukla am el imkansız olduğu zaman ancak nesh olur sözü, hakkında neshe dair nassın bulunmadığı hallerde doğrudur. Eğer nas gelmiş ise o takdirde biz de orada dururuz. Fakat usul alimleri sahabinin (r.a.um): Şu hüküm bununla nesh olmuştur şeklindeki sözü ile neshin sabit olduğu bir delil midir yoksa sadece onun sözü ile nesh sabit olmaz mı, hususunda ihtilaf etmişlerdir. Yalnızca sahabinin sözü ile neshin sabit olmayacağı Kadı Ebu Bekr'in ve usul alimlerinin muhakkiklerinin görüşüdür. Çünkü sahabinin söylediği bu söz kendi içtihadı ve yorumundan hareketle söylenmiş olabilir.

    Bu durumda bu husus Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den nakledilmediği sürece ne sh olmaz. İlim adamları bu ayet hakkında da ihtilaf etmişlerdir. Sahabe-i kiram ve onlardan sonra gelenlerin müfessirlerinin çoğunluğu az önce geçtiği gibi bu ayette neshin söz konusu olduğu kanaatindedirler. Ancak müteahhirlerden kimisi bunu kabul etmeyerek şöyle demiştir: Bu buyruk bir haberdir, haberlerde ise nesh söz konusu değildir ama durum müteahhir alimlerden olan bu kimsenin söylediği gibi değildir. Her ne kadar buyruk bir haber ise de bu bir yükümlülüğü ve nefislerin içinden geçirdiklerinden dolayı sorumlu tutulacağını ve Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kendilerine bunu emretmek suretiyle taabbud etmelerini dinleyip, itaat ettik demelerini ifade eden bir haberdir.

    Bunlar ise dil ile söylenen sözler ve dilin ve kalbin amelleridir sonra yüce Allah üzerlerinden sıkınbyı ve sorumlu tutulmayı kaldırmak suretiyle bu hükmü neshetmiştir. Kimi müfessirden burada söz konusu edilen neshin, kalplerine anı olan sıkıntı ve bu emirden korkunun kaldırılması olduğunu söylediği de rivayet edilmiştir. Onların bu halleri diğer ayet-i kerime ile giderilmiş ve böylelikle nefisleri rahatlamış oldu. Bu kanaat sahibi kişi onların güç yetiremedikleri şeylerle yükümlü tutulmadıkları ama kendilerine ağır gelen içlerinden geçenlerden korunmak ve içlerini ihlaslı kılmak gibi ağır bir işle yükümlü tutuldukları kanaatindedir.

    Bu sebeple onlar da bu türden güçlerinin yetmeyeceği işlerle yükümlü tutulacaklarından korktular. Bu buyrukla bu korkuları da izale edilmiş oldu. Böylelikle onların ancak güçlerinin yettiği hususlarla mükellef kılındıklarını da peyan buyurulmuş oldu. Buna göre ise bu buyrukta güç yetirilemeyen hususlar ile mükellef tutmanın caiz (mümkün) olduğuna dair bir delil bulunmamaktadır. Çünkü bu buyrukta böyle bir husus ile mükellef tutulduğuna dair nas yoktur. Bazıları da yüce Allah'ın: "Rabbimiz güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükletme" (Bakara, 286) buyruğu ile onların bu halden (güç yetiremeyecekleri şeylerle yükümlü tutulmalarından) Allah'a sığınmış olduklarını delil göstermektedir (2/150).

    Onlar ise ancak teklifi mümkün olan şeylerden ona sığınırlar. Kimisi de buna, bu ancak zorlanarak, meşakkat çekerek güç yetirebileceğimiz şeyleri bizlere yükleme demektir, diyerek cevap vermişlerdir. Bazılarının kanaatine göre de ayet-i kerime müminlerle kafirlerin yakin ve şüphelerinin saklılığı hususunda muhkemdir. Müminlerin (bu husustaki kusurları) mağfiret olunur, kafirlere ise azap edilir. Kadı Iyaz (rahimehullah)'ın açıklamaları burada sona ermektedir. İmam Vahidi (rahimehullah) de ayet-i kerimenin neshi hususundaki görüş ayrılıklarını söz konusu ettikten sonra şunları söylemektedir: Muhakkikler ayet-i kerimenin mensuh değil, muhkem olduğu kanaatini tercih ederler.

    Allah en iyi bilendir. 3- Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (327): "Söylemedikçe yahut gereğince amel etmedikçe ümmetime içlerinden geçenleri bağışlamıştır" buyruğu ile (331 diğer hadiste: "Kulum bir kötülük yapmak isterse onu aleyhine yazmayınız ... "ve (334) diğer hadiste iyilik hakkında: "Yedi yüz katına kadar" (333) önceki hadiste kötülük hakkında: "Onu benim için terketti" buyrukları hakkında İmam el-Maziri (rahimehullah) dedi ki: Kadı Ebu Bekr b. et-Tayyib'in görüşüne göre kalbinden bir masiyeti kararlaştırıp, içten içe buna kendini hazırlarsa bu şekildeki inanç ve kararlılığından ötürü günahkar olur.

    Bu ve benzeri hadislerde söz konusu edilen hükümler ise bunların kendisini masiyet işlemekte içten içe hazırlayıp alıştırmayan içinde yer etmeksizin böyle bir şeyi hatırından geçiriveren kimseler hakkında yorumlanır. İşte buna (hadiste geçtiği üzere) "hemm" denilir. Böyle diyerek hem ile azm (kararlaştırmak) arasında ayırım gözetmektedir. Kadı Ebu Bekr'in görüşü budur. Fakat fukahanın ve muhaddislerin çoğunluğu da ona muhalefet etmiş ve hadisin zahiri anlamını kabul etmişlerdir. Kadı Iyaz (rahimehullah) dedi ki: Genelolarak selef ve fakihlerle muhaddislerin ilim ehli, Kadı Ebu Bekr'in benimsediği kanaattedir.

    Bunun sebebi ise kalplerin amellerinden dolayı sorgulamanın söz konusu olduğuna delil teşkil eden hadis-i şerifterdir. Ama onlar böyle bir azim ve kararlılık bir günah olarak yazılır fakat içinden geçirdiği günah böyle değildir. Çünkü onu fiilen işlememiştir. Yüce Allah'ın korkusu ve ona yönelişten başka bir husus da onu işlemekten onu engellemiştir. Ama ısrarın kendisi ve kararlılık bir masiyettir, bu sebeple bu bir masiyet olarak yazılır. Şayet onu işleyecek olursa bu sefer ikinci bir masiyet olarak yazılır. Eğer yüce Allah'tan korkusundan dolayı onu terk ederse bir hasene olarak yazılır. Hadiste: "Çünkü onu benim için terk etmiştir" denildiği gibi.

    Böylelikle onun o masiyeti işlemeyi terk etmesi yüce Allah'tan korktuğu içindir. Onun kötülüğü emreden nefsine karşı bu hususta direnmesi ve hevasına karşı gelmesi de bir iyiliktir. 4- Herhangi bir şekilde yazılmayan içten geçen düşünceler ise nefsin kendilerine alıştırılmadığı, beraberinde bir kararlılık, bir niyet ve bir azim bulunmayan geçici düşüncelerdir. Bazı kelamcılar yüce Allah korkusundan dolayı değil de insanlardan korktuğu için böyle bir düşünceyi terk etmesi halinde ona bir iyilik yazılıp yazılmayacağı hususunda görüş ayrılığı bulunduğunu söz konusu etmiş ve yazılmaz demişlerdir. Çünkü onu terk etmeye iten husus hayasıdır.

    Fakat bu görüş oldukça zayıftır, açıklanabilir bir tarafı yoktur. Kadı Iyaz'ın sözleri burada sona ermektedir. Bu açıklamalar güzeldir, buna herhangi bir şeyeklemeye gerek yoktur. 5- Kalpte yer eden kararlılık sebebiyle sorumluluğun söz konusu olacağına dair şer'i naslar birbirini desteklemektedir. Yüce Allah'ın şu buyrukları bunlardandır: "Şüphe yok ki müminler arasında hayasızlıkların yayılmasını sevenlere ... çok acıklı bir azap vardır." (Nur, 19); "Zannın birçoğundan kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır." (Hucurat, 12) Bu hususta (2/151) ayet-i kerimeler pek çoktur. Kıskanmanın, Müslümanları küçük görmenin, onlar hakkında hoş olmayan şeyleri dilemenin ve daha başka kalp amellerinin ve bunları kararlaştırmanın haram olduğu üzerinde şer'i naslar ve alimlerin icmaı birbirini pekiştirmektedir. 6- Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (337): ''Allah'a karşı (isyana) aşırı düşkün olandan başkası helak olmaz" buyruğu hakkında Kadı Iyaz (rahimehullah) şunları söylemektedir: Yüce Allah'ın rahmetinin genişliği, lütfu keremi ve işlememesi halinde kötülüğü bir hasene, işlemesi halinde tek bir kötülük, iyiliği niyet edip işlememesi halinde bir iyilik, işlemesi halinde on katından yedi yüz katına ve daha pek çok katına kadar mükafat vermekle birlikte helak olması kesinleşmiş ve karşısında hidayetin kapıları kapanmış kimse demektir.

    İşte bunca geniş rahmetten mahrum kalan, bu lütfu elde edemeyip, birer birer yazılmakla birlikte kötülükleri, kat kat yazılan hasenatından daha fazla gelecek şekilde çoğalan bir kimse elbette ki helak olmuş ve mahrum kalmış bir kimsedir. Allah en iyi bilendir. İmam Ebu Cafer et-Tahavi (rahimehullah) dedi ki: Bu hadislerde hafa:za meleklerinin kalplerin amellerini ve kararlılıklarını -zahir ameller dışındakiler yazılmaz diyen kimselerin kanaatine aykırı olarak- yazdıklarına delil bulunmaktadır. Allah en iyi bilendir. 7- Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (336): "Yedi yüz katına kadar ve daha pek çok katına kadar" buyruğu ise, ilim adamları tarafından sahih ve tercih edilen kanaati açıkça ifade etmektedir.

    Söz konusu bu kanaat ise iyiliklerin kat kat ödüllendirilmesinin yedi yüz kat ile sınırlı olmadığıdır. Kadıların en kadısı Ebu'l-Hasan el-Maverdi bazı ilim adamlarından kat kat mükafatın yedi yüz katı aşmayacağı görüşünü nakletmiş ise de bu görüş bu hadis dolayısıyla yanlıştır. Allah en iyi bilendir. 8- Bu babtaki hadisler yüce Allah'ın bu ümmete -Allah şerefini daha da arttırsın- lütuf ve ikramını açıkça ifade etmekte, diğer ümmetler üzerindeki ağır yükleri üzerlerinden hafifletmiş olduğunu ortaya koymakta, ashab-ı kiram (r.a.um)'ın şeriatın hükümlerine itaat ve boyun eğmekte ne kadar ellerini çabuk tuttuklarını beyan etmektedir.

    Ebu İshak ez-Zeccac dedi ki: Yüce Allah'ın: "Rabbimiz unutur yahut hata edersek bizi sorumlu tutma" (Bakara, 286) ile başlayıp, surenin sonuna kadar devam eden bu duada yüce Allah Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ve müminlerin durumunu haber vermekte ve bunu Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den ve ashabtan sonra gelecek olan kimselerin bu duayı yapmaları için kitabına koymuş bulunmaktadır. Bundan dolayı bu ezberlenmesi ve çokça yapılması gereken bir duadır. 9- ez-Zeccac dedi ki: Yüce Allah'ın: "Kafir/er topluluğuna karşı da bize yardım et" (Bakara, 286) buyruğu hem delil bakımından, hem savaşta, hem de dinin yükselip, güçlenmesinde bizleri onlara karşı muzaffer kıl, demektir.

    Bu Sahihin namaz bölümünde Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem'in: "Kim bir gecede Bakara suresinin sonundaki iki ayeti okursa onlar ona yeter" buyurduğu gelecektir. O gecenin kıyam ile geçirilmesi yerine ona yeter diye açıklandığı gibi, o gece hoşuna gitmeyecek hususlara karşı ona yeterler diye de açıklanmıştır. (2/152) Allah en iyi bilendir

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنِ الْجَعْدِ أَبِي عُثْمَانَ، فِي هَذَا الإِسْنَادِ بِمَعْنَى حَدِيثِ عَبْدِ الْوَارِثِ ‏.‏ وَزَادَ ‏ "‏ وَمَحَاهَا اللَّهُ وَلاَ يَهْلِكُ عَلَى اللَّهِ إِلاَّ هَالِكٌ ‏"‏ ‏.‏

  3. Hadis no. 340

    Gerçekten böyle bir şey hissettiniz mi

    Türkçe meal

    Bize Zübeyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Cerir Süheyl'den, o da Babasından, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebu Hureyre şöyle demiş: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından bazı kimseler Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek ona: Bizler içimizde herhangi birimizin söylemeyi pek büyük bir iş gördüğü birtakım şeyler hissediyoruz diye sordular. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Gerçekten böyle bir şey hissettiniz mi" buyurdu. Onlar, evet deyince, O: "İşte apaçık iman budur" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ جَاءَ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلُوهُ إِنَّا نَجِدُ فِي أَنْفُسِنَا مَا يَتَعَاظَمُ أَحَدُنَا أَنْ يَتَكَلَّمَ بِهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَقَدْ وَجَدْتُمُوهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ذَاكَ صَرِيحُ الإِيمَانِ ‏"‏ ‏.‏

  4. Hadis no. 341

    Bize Ebu'l-Cevvab, Ammar b. Zureyk'den tahdis etti. Her ikisi (yani Şube ve Ammar) A'meş'ten (2/40b), o Ebu…

    Türkçe meal

    Bize Muhammed b. Beşşar tahdis etti, bize İbn Ebi Adiy, Şube'den tahdis etti (H). Bana Muhammed b. Amr b. Cebele b. Ebi Rewad ve Ebi Bekr b. İshak da tahdis edip dediler ki: Bize Ebu'l-Cevvab, Ammar b. Zureyk'den tahdis etti. Her ikisi (yani Şube ve Ammar) A'meş'ten (2/40b), o Ebu Salih'ten, o Ebu Hureyre'den, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bu hadisi rivayet ettiler. Yalnız Müs\im rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 12446

    Açıklaması: LAR 136. sayfada

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ شُعْبَةَ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ جَبَلَةَ بْنِ أَبِي رَوَّادٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ إِسْحَاقَ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو الْجَوَّابِ، عَنْ عَمَّارِ بْنِ رُزَيْقٍ، كِلاَهُمَا عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا الْحَدِيثِ ‏.‏

  5. Hadis no. 342

    Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e vesvese hakkında soru soruldu. O: "O, katıksız imandır" buyurdu. Yalnız…

    Türkçe meal

    Bize Yusuf b. Yakub es-Saffâr rivayet etti. (Dediki): Bana Aliyyü'bnü Assam , Suayr b. Hıms'dan , o da Mugire'den, o da İbrahim'den, o da Alkame'den , o da Abdullah'dan naklen rivayet etti. Abdullah şöyle demiş: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e vesvese hakkında soru soruldu. O: "O, katıksız imandır" buyurdu. Yalnız Müs\im rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 9446

    Açıklaması: LAR 136. sayfada

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ يَعْقُوبَ الصَّفَّارُ، حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ عَثَّامٍ، عَنْ سُعَيْرِ بْنِ الْخِمْسِ، عَنْ مُغِيرَةَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْوَسْوَسَةِ قَالَ ‏ "‏ تِلْكَ مَحْضُ الإِيمَانِ ‏"‏ ‏.‏

  6. Hadis no. 343

    İnsanlar soruşturup duracaklar, hatta haydi Allah yaratılmışları yarattı. Peki, Allah'ı kim yarattı…

    Türkçe meal

    Bize Harun b. Ma'ruf ile Muhammed b. Abbad rivayet ettiler. Lafız Harun'undur. Dediler ki: Bize Süfyan, Hişam'dan o da Babasından, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet eti. Ebu Hureyre şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İnsanlar soruşturup duracaklar, hatta haydi Allah yaratılmışları yarattı. Peki, Allah'ı kim yarattı, denilecek. Her kim bu türden bir şeyle karşılaşırsa, derhal Amentu Billah = Allah'a iman ettim, desin. "

    Diğer tahric: Buhari, 3102'de buna yakın; Ebu Davud, 4721; Tuhfetu'I-Eşraf

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ مَعْرُوفٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبَّادٍ، - وَاللَّفْظُ لِهَارُونَ - قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يَزَالُ النَّاسُ يَتَسَاءَلُونَ حَتَّى يُقَالَ هَذَا خَلَقَ اللَّهُ الْخَلْقَ فَمَنْ خَلَقَ اللَّهَ فَمَنْ وَجَدَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا فَلْيَقُلْ آمَنْتُ بِاللَّهِ ‏"‏ ‏.‏

  7. Hadis no. 344

    Şeytan birinize gelip: Göğü kim yarattı, yeri kim yarattı, der. Kişi Allah diye karşılık verir

    Türkçe meal

    Bize Mahmud b. Gaylan'da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebu'n-Nadr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebu Said el-Müeddip Hişam b. Urve'den, bu isnadla rivayet etti ki, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Şeytan birinize gelip: Göğü kim yarattı, yeri kim yarattı, der. Kişi Allah diye karşılık verir. " Sonra hadisi önceki gibi zikretti ve: "Ve Resullerine de (iman ettim, desin)" ibaresini ekledi. (Yani: ''Amentu Billahi ve Resulihi) Tahric bilgisi 341 ile aynı

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو النَّضْرِ، حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الْمُؤَدِّبُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ يَأْتِي الشَّيْطَانُ أَحَدَكُمْ فَيَقُولُ مَنْ خَلَقَ السَّمَاءَ مَنْ خَلَقَ الأَرْضَ فَيَقُولُ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ ذَكَرَ بِمِثْلِهِ وَزَادَ ‏"‏ وَرُسُلِهِ ‏"‏ ‏.‏

  8. Hadis no. 345

    Şeytan birinize gelip: Şunu şunu kim yarattı, der. Sonunda ona: Rabbini kim yarattı, der. İş buraya varınca…

    Türkçe meal

    Bana Zuheyr b. Harb ve Abd b. Humeyd birlikte Yakub'tan tahdis etti. Zuheyr dedi ki: Bize Yakub b. İbrahim tahdis etti. Bize İbn Şihab'ın kardeşinin oğlu amcasından tahdis etti. Bana Urve b. ez-Zubeyr'in haber verdiğine göre Ebu Hureyre dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Şeytan birinize gelip: Şunu şunu kim yarattı, der. Sonunda ona: Rabbini kim yarattı, der. İş buraya varınca derhal Allah'a sığınsın ve buna son versin. " Tahric bilgisi 341 ile aynı

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، جَمِيعًا عَنْ يَعْقُوبَ، قَالَ زُهَيْرٌ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَخِي ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَمِّهِ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَأْتِي الشَّيْطَانُ أَحَدَكُمْ فَيَقُولُ مَنْ خَلَقَ كَذَا وَكَذَا حَتَّى يَقُولَ لَهُ مَنْ خَلَقَ رَبَّكَ فَإِذَا بَلَغَ ذَلِكَ فَلْيَسْتَعِذْ بِاللَّهِ وَلْيَنْتَهِ ‏"‏ ‏.‏

  9. Hadis no. 346

    Şeytan kula gelerek şunu ve şunu kim yarattı, der

    Türkçe meal

    Bana Abdülmelik b. Şuayb b. el-Leys rivayet etti. Dedi ki: Bana Babam, Dedemden rivayet etti. Demiş ki: Bana Ukayl b. Halid rivayet etti. Dedi ki: İbni Şihab: Bana Urvetü'bnü'z-Zübeyr Ebu Hureyre'ınn şÖyle dediğini haber verdi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Şeytan kula gelerek şunu ve şunu kim yarattı, der" Sonra da, Zührı'nin kardeşinin oğlunun rivayetinin aynısını zikretti.

    Diğer tahric: Buhari, 3102'de buna yakın; Ebu Davud, 4721; Tuhfetu'I-Eşraf, 14160. Açıklaması: LAR 136. sayfada

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ اللَّيْثِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ جَدِّي، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلُ بْنُ خَالِدٍ، قَالَ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَأْتِي الْعَبْدَ الشَّيْطَانُ فَيَقُولُ مَنْ خَلَقَ كَذَا وَكَذَا ‏"‏ مِثْلَ حَدِيثِ ابْنِ أَخِي ابْنِ شِهَابٍ ‏.‏

  10. Hadis no. 347

    İnsanlar size ilme dair soru sorup duracaklar. Nihayet: Allah bizi yarattı. Peki, Allah'ı kim yarattı…

    Türkçe meal

    Bize Abdulvaris b. Abdussamed tahdis etti. Bana babam, dedemden tahdis etti, o Eyyub'dan, o Muhammed b. Sirin'den, o Ebu Hureyre'den, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyurduğunu nakletti: "İnsanlar size ilme dair soru sorup duracaklar. Nihayet: Allah bizi yarattı. Peki, Allah'ı kim yarattı, diyecekler." (İbn Sirin) dedi ki: O sırada o (Ebu Hureyre) bir adamın elinden tutuyordu. Şöyle dedi: Allah ve Resulü doğru söylemiştir. İki kişi daha önce bana (bunu) sormuştu, bu da onların üçüncüleridir yahut şöyle dedi: Bir kişi bana sormuştu, bu da ikincisidir. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي عَبْدُ الْوَارِثِ بْنُ عَبْدِ الصَّمَدِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ جَدِّي، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَزَالُ النَّاسُ يَسْأَلُونَكُمْ عَنِ الْعِلْمِ حَتَّى يَقُولُوا هَذَا اللَّهُ خَلَقَنَا فَمَنْ خَلَقَ اللَّهَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَهُوَ آخِذٌ بِيَدِ رَجُلٍ فَقَالَ صَدَقَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ قَدْ سَأَلَنِي اثْنَانِ وَهَذَا الثَّالِثُ ‏.‏ أَوْ قَالَ سَأَلَنِي وَاحِدٌ وَهَذَا الثَّانِي ‏.‏

  11. Hadis no. 348

    İnsanlar sorup duracaklar

    Türkçe meal

    Bunu bana Zuheyr b. Harb ve Yakub ed-Devraki de tahdis edip dediler ki: Ebu Hureyre: "İnsanlar sorup duracaklar" diyerek Abdulvaris'in rivayet ettiği hadisi aynen rivayet etti. Ancak o isnatta Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i zikretmedi, ama hadisin sonunda: Allah ve Resulü doğru söylemiştir, dedi. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنِيهِ زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَيَعْقُوبُ الدَّوْرَقِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، وَهُوَ ابْنُ عُلَيَّةَ عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، قَالَ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ ‏ "‏ لاَ يَزَالُ النَّاسُ ‏"‏ ‏.‏ بِمِثْلِ حَدِيثِ عَبْدِ الْوَارِثِ غَيْرَ أَنَّهُ لَمْ يَذْكُرِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي الإِسْنَادِ وَلَكِنْ قَدْ قَالَ فِي آخِرِ الْحَدِيثِ صَدَقَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ ‏.‏

  12. Hadis no. 349

    Ey Ebu Hureyre (insanlar) sana sorup duracaklar. Hatta haydi Allah (her şeyi yarattı) peki Allah'ı kim…

    Türkçe meal

    Bana Abdullah b. er-Rumî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Nadr b. Muhammed rivayet etti, (Dedi ki): Bize Ikrime —ki İbni Ammâr'dır — rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebu Seleme, Ebu Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebu Hureyre dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ey Ebu Hureyre (insanlar) sana sorup duracaklar. Hatta haydi Allah (her şeyi yarattı) peki Allah'ı kim yarattı, diyecekler. " (Ebu Hureyre) dedi ki: Ben mescitte iken bana bedevilerden bazı kimseler geldi ve: Ey Ebu Hureyre, haydi Allah (her şeyi yarattı) peki Allah'ı kim yarattı, dediler. (Ebu Seleme) dedi ki: Ebu Hureyre avucuna çakıl taşlan aldı, onlara attı sonra da: Kalkın, kalkın can dostum doğru söylemiştir, dedi. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الرُّومِيِّ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ، - وَهُوَ ابْنُ عَمَّارٍ - حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يَزَالُونَ يَسْأَلُونَكَ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ حَتَّى يَقُولُوا هَذَا اللَّهُ فَمَنْ خَلَقَ اللَّهَ ‏"‏ قَالَ فَبَيْنَا أَنَا فِي الْمَسْجِدِ إِذْ جَاءَنِي نَاسٌ مِنَ الأَعْرَابِ فَقَالُوا يَا أَبَا هُرَيْرَةَ هَذَا اللَّهُ فَمَنْ خَلَقَ اللَّهَ قَالَ فَأَخَذَ حَصًى بِكَفِّهِ فَرَمَاهُمْ ثُمَّ قَالَ قُومُوا قُومُوا صَدَقَ خَلِيلِي ‏.‏

  13. Hadis no. 350

    Andolsun insanlar size her şey hakkında soru soracaklar. Hatta: Allah her şeyi yarattı, peki Allah'ı kim…

    Türkçe meal

    Bana Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Kesir b. Hişâm rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ca'fer b. Burkaan rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yezîd b. el-Esamm rivayet etti. Dedi ki: Ebu Hureyre'yi şöyle derken dinledim: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Andolsun insanlar size her şey hakkında soru soracaklar. Hatta: Allah her şeyi yarattı, peki Allah'ı kim yarattı diyecekler" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 14825

    Açıklaması: LAR 136. sayfada

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا كَثِيرُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ بُرْقَانَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ الأَصَمِّ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَيَسْأَلَنَّكُمُ النَّاسُ عَنْ كُلِّ شَىْءٍ حَتَّى يَقُولُوا اللَّهُ خَلَقَ كُلَّ شَىْءٍ فَمَنْ خَلَقَهُ ‏"‏ ‏.‏

  14. Hadis no. 351

    Aziz ve Celil olan Allah buyurdu ki: Senin ümmetin bu nedir, bu nedir deyip duracaklar. Hatta Allah…

    Türkçe meal

    Bize Abdullah b. Amir b. Zürarate'l-Hadramî rivayet etti. Dediki: Bize Muhammed b. Fudayl, Muhtar b. Fulful'den, o da Enes b. Malik'den o da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar: ''Aziz ve Celil olan Allah buyurdu ki: Senin ümmetin bu nedir, bu nedir deyip duracaklar. Hatta Allah yaratılmışları yarattı. Peki, Allah'ı kim yarattı, diyecekler. " Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَامِرِ بْنِ زُرَارَةَ الْحَضْرَمِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ مُخْتَارِ بْنِ فُلْفُلٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ إِنَّ أُمَّتَكَ لاَ يَزَالُونَ يَقُولُونَ مَا كَذَا مَا كَذَا حَتَّى يَقُولُوا هَذَا اللَّهُ خَلَقَ الْخَلْقَ فَمَنْ خَلَقَ اللَّهَ ‏"‏ ‏.‏

  15. Hadis no. 352

    (Allah Rasulü) buyurdu ki: Allah: Senin ümmetin ... buyurdu

    Türkçe meal

    Bunu bize İshak b. İbrahim tahdis etti. Bize Cerir haber verdi. (H) Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de tahdis etti (2/43a). Bize Huseyn b. Ali, Zaide'den tahdis etti. Her ikisi (Cerir ve Huseyn) el-Muhtar'dan, o Enes'ten, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bu hadisi nakletti. Ancak İshak: "(Allah Rasulü) buyurdu ki: Allah: Senin ümmetin ... buyurdu" ibaresini zikretmedi. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 1580 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN

    Nevevî Şerhi

    Bu babta geçen hadisler: (338) Ebu Hureyre (r.a.) dedi ki: "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellemi'in ashabından bazı kimseler gelerek ... İşte bu apaçık imandır" buyurdu. (340) Diğer rivayette: "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e vesveseye dair soru soruldu ... İşte o katıksız imandır, buyurdu," (341) Diğer hadiste: "İnsanlar ... soruşturup, duracaklardır ... Allah'a iman ettim, desin." Bundan sonraki (342) rivayette (2/153): ''Allah'a ve Resullerine iman ettim desin." (343) Diğer rivayette de: "Şeytan birinize gelir ve şunu şunu kim yarattı, der ... " buyurulmaktadır. HADİSLERİN ANLAMI VE FIKHİ HÜKÜMLER: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellemi'in: "Bu apaçık bir imandır, katıksız imandır" buyruklarının manası şudur: Sizin bunları sözlü olarak ifade etmeyi pek büyük bir iş görmeniz apaçık imandır çünkü bunu -inanmak şöyle dursun- büyük bir iş olarak görüp ondan ve onu telaffuz etmekten korkmak ancak imanını kesin olarak kemale erdirmiş, şüphe ve tereddütlerinin söz konusu olmadığı imanı kamil bir kişi için söz konusudur.

    Şunu da belirtelim ki ikinci rivayette bu işin büyük görüldüğü söz konusu edilmemiş ise dahi bu husus kastedilmiştir. Çünkü bir sonraki rivayet bir önceki ilk rivayetin kısaltılmışıdır. Bundan dolayı Müslim (rahimehullah) birinci rivayeti öne almıştır. Anlamının şu olduğu da söylenmiştir: Şüphesiz şeytan azdırıp, kandırmaktan ümit kestiği kimselere vesvese verir. Onu azdırmaktan acze düştüğü için vesvese ile onu rahatsız eder. Kafire ise dilediği taraftan gider ve kafire sadece vesvese vermekle kalmaz aksine onunla istediği gibi oynar. Buna göre hadisin manası şöyle olur: Vesvesenin sebebi katıksız imandır, yahut vesvese katıksız imanın alametidir.

    Bu Kadı İyaz'ın tercih ettiği görüştür. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (341): "Bunu hisseden bir kimse Allah'a iman ettim, desin." (343) Diğer rivayette (2/154): ''Allah'a sığınsın ve ondan vazgeçsin" buyruğu ise, bu batıl düşünceden yüz çevirmek ve bunu gidermek için yüce Allah'a sığınmak (yolunu seçsin) demektir. İmam el-Maziri (rahimehullah) dedi ki: Hadisin zahirinden anlaşıldığı üzere Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara hatıra gelen bu gibi düşüncelerden bunları çürütüp iptal etmek için delile başvurmaksızın ve düşünmeksizin yüz çevirerek ve onları geri püskürterek önlerine geçmelerini emir buyurmuştur.

    Bu husus ile ilgili olarak şunlar söylenebilir: Hatıra gelen düşünceler iki türlüdür. Eğer bunlar yer etmeyen ve karşı karşıya kalınan bir şüphenin etkisi ile ortaya çıkmamış düşünceler ise, işte onlardan yüz çevirmek suretiyle geri çevrilecek olanlar bunlardır. Hadis de buna göre yorumlanır. Vesvese de bunun benzeri durum hakkında kullanılır. Sanki bu bir dayanağı bulunmayan gelip geçici bir halolduğu için herhangi bir delili incelemeye gitmeksizin önlenmiş olmaktadır. Çünkü bunun üzerinde durulup, düşünülecek asli bir dayanağı yoktur. Şüphenin gereği olarak karar kılıp, yerleşen düşüncelere gelince, bunlar ancak delil getirmekle ve çürütülmeleri üzerinde düşünmekle önlenir.

    Allah en iyi bilendir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: ''Allah'a sığınsın ve ondan vazgeçsin" buyruğunun anlamı da şudur: Kişiye böyle bir vesvese arız olacak olursa o vesvesenin şerrini kendisinden savmak hususunda yüce Allah'a sığınsın ve bunun üzerinde düşünmekten yüz çevirsin. Hatırına gelen bu düşüncenin şeytan vesvesesinden olduğunu bilsin. Şeytan ise ancak fesada ve iğvaya çalışır. Onun vesvesesine (2/155) kulak vermekten yüz çevirsin, başka bir şeyle uğraşmak suretiyle onu kesip koparmaya yönelsin. Allah en iyi bilendir. Babtaki Senetlere Dair: (339) Muhammed b. Amr b. Cebele'nin adı Muhammed b.

    Amr b. Abbad b. Cebele'dir. Aynı hadiste Ebu'I-Cewab Ammar b. Ruzeyk'den rivayeti vardır. Ebu'I-Cewab'ın adı el-Ahvas b. Cewab'dır. Ruzeyk isminde ise re harfi, ze harfinden öncedir. (340) Müslim dedi ki: "Bize Yusuf b. Yakub es-Saffar tahdis etti. Bana Ali b. Assam, Suayr b. el-Hims'den tahdis etti. O Muğire'den, o İbrahim'den, o Alkame' den, o Abdullah'tan." Abdullah sahabi Abdullah b. Mesud (r.a.)' dır. Bu isnattaki ravilerin tamamı Kufelidir. el-Hims ha harfi kesreli, mim sakindir. Suayf ve babasının (el-Hims'in) benzerleri bilinmemektedir. Muğire, İbrahim ve Alkame de tabiindendir. Bu isnada itirazda bulunulmuştur.

    (342) Ebu'n-Nadr, el-Müeddib'den rivayeti vardır ki, Ebu'n-Nadr'ın adı Haşim b. el-Kasım, Ebu Said el-Müeddib'in adı da Muhammed b. Müslim b. Ebu'I-Vaddah'tır. Ebu'I-Vaddah'ın adı el-Müsenna'dır. Kendisi el-Mehdi'yi ve diğer halifeleri tedib ederdi. (2/156) (343) İbn Şihab'ın kardeşinin oğlu geçmektedir ki adı Muhammed b. Abdullah b. Müslim b. Ubeydullah b. Abdullah b. Şihab Ebu Abdullah'tır. (346) Yakub ed-Devraki de vardır ki buna dair açıklama mukaddimenin şerhinde geçmişti. (347) Abdullah b. er-Rumi vardır ki Abdullah b. Muhammed'dir. İbn Ömer olduğu da söylenmiştir. Bağdatlıdır. (348) Cafer b.

    Burkan vardır ki buna dair açıklamalar da mukaddimede geçti. Allah en iyi bilendir. (349) Metin lafızlannda: .....: Nihayet Allah her şeyi yarattı derler" ibaresi bazı asıllarda bu şekilde "derler" anlamındaki fiilin sonunda "nun" harfi yazılmamıştır. Bazılannda ise nun harfi yazılmıştır. Her ikisi de sahihtir. Nasb edat ile birlikte nun harfinin fiilin sonunda yer alması az görülen bir söyleyiştir. Bunu muhakkik nahivcilerinden bir topluluk zikretmiş, sahih hadislerde de -yüce Allah'ın izniyle yeri geldikçe göreceğiniz gibi- tekrar edilmiştir. Allah en iyi bilendir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَاهُ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ زَائِدَةَ، كِلاَهُمَا عَنِ الْمُخْتَارِ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا الْحَدِيثِ غَيْرَ أَنَّ إِسْحَاقَ لَمْ يَذْكُرْ قَالَ ‏ "‏ قَالَ اللَّهُ إِنَّ أُمَّتَكَ ‏"‏ ‏.‏

  16. Hadis no. 353

    Yaptığı yemin ile Müslüman bir kimsenin hakkını kesip alan bir kimseye Allah cehennemi vacip kı/mış ve…

    Türkçe meal

    Bize Yahya b. Eyyub, Kuteybe b. Said ve Ali b. Hucr birlikte İsmail b. Cafer'den tahdis etti. İbn Eyyub dedi ki: Bize İsmail b. Cafer tahdis etti. Bana el-Ala -ki o el-Huraka'nın azatlısı İbn Abdurrahman'dır- Mabed b. Ka'b es-Selemi'den haber verdi. O kardeşi Abdullah b. Ka'b'dan, o Ebu Umame'den rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Yaptığı yemin ile Müslüman bir kimsenin hakkını kesip alan bir kimseye Allah cehennemi vacip kı/mış ve cenneti de ona haram etmiş o/ur. " Bir adam ona: Önemsiz bir şeyolsa da mı ey Allah'ın Resulü, dedi. Allah Resulü: "İsterse misvak ağacından bir çubuk o/sun" buyurdu.

    Diğer tahric: Nesai, 5434; ıbn Mace, 2324; Tuhfetu'l-Eşraf, ı

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَعَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، جَمِيعًا عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ جَعْفَرٍ، - قَالَ ابْنُ أَيُّوبَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، - قَالَ أَخْبَرَنَا الْعَلاَءُ، - وَهُوَ ابْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ مَوْلَى الْحُرَقَةِ - عَنْ مَعْبَدِ بْنِ كَعْبٍ السَّلَمِيِّ، عَنْ أَخِيهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنِ اقْتَطَعَ حَقَّ امْرِئٍ مُسْلِمٍ بِيَمِينِهِ فَقَدْ أَوْجَبَ اللَّهُ لَهُ النَّارَ وَحَرَّمَ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ وَإِنْ كَانَ شَيْئًا يَسِيرًا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ وَإِنْ قَضِيبًا مِنْ أَرَاكٍ ‏"‏ ‏.‏

  17. Hadis no. 354

    Ebu Umame el-Harisl'nin kendisine tahdis ettiğine göre o Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellemı'i bunun…

    Türkçe meal

    Bunu bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe, İshak b. İbrahim ve Harun b. Abdullah da hep birlikte Ebu Usame'den tahdis ettiler. O Velid b. Kesir'den, o Muhammed b. Ka'b'dan rivayet ettiğine göre o kardeşi Abdullah b. Ka'b'ı şöyle tahdis ederken dinlemiştir: Ebu Umame el-Harisl'nin kendisine tahdis ettiğine göre o Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellemı'i bunun aynısını söylerken dinlemiştir.

    Açıklaması: LAR 139.sayfada

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَهَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، جَمِيعًا عَنْ أَبِي أُسَامَةَ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ كَثِيرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ كَعْبٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَخَاهُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ كَعْبٍ، يُحَدِّثُ أَنَّ أَبَا أُمَامَةَ الْحَارِثِيَّ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ ‏.‏

  18. Hadis no. 355

    Kim yalancı olduğu halde bir sabr yemini edip, onunla Müslüman bir kimsenin malını haksızca alırsa Allah'ın…

    Türkçe meal

    Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de tahdis etti. Bize Vekl' tahdis etti (H). Bize İbn Numeyr de tahdis etti, bize Ebu Muaviye ve Vekl' tahdis etti (H). Bize İshak b. İbrahim el-Hanzali -ki lafız onundur- de tahdis etti. Bize Vekl' haber verdi. Bize A'meş, Ebu Vail'den tahdis etti. O Abdullah'tan, o Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyurduğunu nakletti: "Kim yalancı olduğu halde bir sabr yemini edip, onunla Müslüman bir kimsenin malını haksızca alırsa Allah'ın huzuruna O kendisine gazap etmiş olduğu halde çıkar." (Ebu Vail) dedi ki: Derken Eş'as b. Kays girdi ve Ebu Abdurrahman size neler anlalıyor, dedi. Oradakiler şunları şunları anlalıyor, dediler. Eş'as: Ebu Abdurrahman doğru söylemiştir. Ayet benim hakkımda indi. Benimle bir adam arasında (anlaşmazlık konusu) Yemen'de bir arazi parçası vardı. Onu Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e dava ettim (beyyinen -delilin- var mı?) Ben, hayır dedim. Allah Resulü: "O halde o yemin etsin" buyurdu. Ben: O da yemin ediverir, dedim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) O vakit şöyle buyurdu: "Kim yalancı olduğu halde o yolla Müslüman bir kimsenin malını haksızca alacağı bir sabr yemini ederse Allah kendisine gazap etmiş olduğu halde huzuruna çıkar." Sonra da: "Şüphesiz Allah'a olan ahitlerini ve yeminlerini az bir pahaya satanlar ... " (AJ-i İmran, 77) ayeti sonuna kadar nazil oldu.

    Diğer tahric: Buhari, 2356, 2515, 2666, 2676 -muhtasar olarak-, 2673, 2416, 4549, 6659, 6676, 7183, 7184; Ebu Davud, 3243; Tirmizi, 1269, 2996; İbn Mace, 2322, 2323'te de muhtasar olarak; Tuhfetu'I-Eşraf

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَوَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - أَخْبَرَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينِ صَبْرٍ يَقْتَطِعُ بِهَا مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ هُوَ فِيهَا فَاجِرٌ لَقِيَ اللَّهَ وَهُوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَدَخَلَ الأَشْعَثُ بْنُ قَيْسٍ فَقَالَ مَا يُحَدِّثُكُمْ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ قَالُوا كَذَا وَكَذَا ‏.‏ قَالَ صَدَقَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ فِيَّ نَزَلَتْ كَانَ بَيْنِي وَبَيْنَ رَجُلٍ أَرْضٌ بِالْيَمَنِ فَخَاصَمْتُهُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ هَلْ لَكَ بَيِّنَةٌ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَيَمِينُهُ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ إِذًا يَحْلِفُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ ذَلِكَ ‏"‏ مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينِ صَبْرٍ يَقْتَطِعُ بِهَا مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ هُوَ فِيهَا فَاجِرٌ لَقِيَ اللَّهَ وَهُوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ‏"‏ ‏.‏ فَنَزَلَتْ ‏{‏ إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلاً‏}‏ إِلَى آخِرِ الآيَةِ ‏.‏

  19. Hadis no. 356

    Ya senin iki şahidin yahut onun yemini

    Türkçe meal

    Bize İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerir, Mansur'dan o da Ebu Vail'den, o da Abdullah'dan naklen haber verdi. Abdullah dedi ki: Her kim yalan söylediği halde bir yemin edip, onunla hak etmediği bir şeyi alırsa Allah'ın huzuruna ona gazap etmiş olduğu halde çıkar. Sonra A'meş'in rivayet ettiği (353.) hadise yakın olarak hadisi zikretti. Şu kadar var ki o şöyle dedi: Benimle bir adam arasında bir kuyu ile ilgili bir anlaşmazlık vardı. Davamızı Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e götürdük. O: "Ya senin iki şahidin yahut onun yemini" buyurdu. Tahric bilgisi 353 ile aynı

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينٍ يَسْتَحِقُّ بِهَا مَالاً هُوَ فِيهَا فَاجِرٌ لَقِيَ اللَّهَ وَهُوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ‏.‏ ثُمَّ ذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِ الأَعْمَشِ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ كَانَتْ بَيْنِي وَبَيْنَ رَجُلٍ خُصُومَةٌ فِي بِئْرٍ فَاخْتَصَمْنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ شَاهِدَاكَ أَوْ يَمِينُهُ ‏"‏ ‏.‏

  20. Hadis no. 357

    Her kim hakkı olmadığı halde Müslüman bir kimsenin malı üzerine yemin ederse Allah'ın huzuruna o kendisine…

    Türkçe meal

    Bize İbni Ebî Ömer el-Mekkî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân Cami' b. Ebu Râşid ile Abdülmelik b. A'yen' den rivayet etti. Bunlar Şakîk b. Seleme'yi şöyle derken işitmişler. İbnî Mes'ud'u dinledim şöyle diyordu: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim: "Her kim hakkı olmadığı halde Müslüman bir kimsenin malı üzerine yemin ederse Allah'ın huzuruna o kendisine gazap etmiş olarak çıkar. " Abdullah dedi ki: Sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize Aziz ve Celil Allah'ın kitabından bunu doğrulayan: "Şüphesiz Allah'a olan ahitlerini ve yeminlerini az bir pahaya satanlar ... " (Al-i İmran, 77) ayetini sonuna kadar okudu.

    Diğer tahric: Buhari, 7007; Tuhfetu'l-Eşraf, 9238. Açıklaması: LAR 139. sayfada

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ الْمَكِّيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ جَامِعِ بْنِ أَبِي رَاشِدٍ، وَعَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَعْيَنَ، سَمِعَا شَقِيقَ بْنَ سَلَمَةَ، يَقُولُ سَمِعْتُ ابْنَ مَسْعُودٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ مَنْ حَلَفَ عَلَى مَالِ امْرِئٍ مُسْلِمٍ بِغَيْرِ حَقِّهِ لَقِيَ اللَّهَ وَهُوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ‏"‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ ثُمَّ قَرَأَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِصْدَاقَهُ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ ‏{‏ إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلاً‏}‏ إِلَى آخِرِ الآيَةِ ‏.‏