İçeriğe geç

Sahih-i MüslimBölüm 1

İman Kitabı

431 hadis · No. 93–533

Sayfa 21 / 22Yazı boyutu
  1. Hadis no. 503

    Ey Muhammed'in kızı Fatıma, Ey Abdulmuttalib'in kızı Safiye, Ey Abdulmuttalib oğulları Allah'a karşı benim…

    Türkçe meal

    Bize Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr rivayet etti. (Dediki): Bize Veki' ile Yunus b. Bukeyr rivayet ettiler Dedilerki: Bize Hişâm b. Urve babasından, o da Aişe'den naklen rivayet etti. Aişe dedi ki: ''Aşiretini, en yakın akrabanı uyar." (Şuara, 214) buyruğu nazil olunca, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Safa tepesi üzerinde ayakta şöyle buyurdu: "Ey Muhammed'in kızı Fatıma, Ey Abdulmuttalib'in kızı Safiye, Ey Abdulmuttalib oğulları Allah'a karşı benim size hiçbir faydam olmaz. Malımdan istediğinizi benden isteyebilirsiniz. " Yalnız Müs\im rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 17338 NEVEVİ İZAHI 206.sayfada. DAVUDOĞLU

    Açıklama

    Bu hadis-i Buhari «Kitabül Vasâyâ» ile «Kitabü't-Tefsir» de Nesaî «Kitabül Vasâyâ» da tahriç etmişlerdir. Hadîs Sahabenin mürsellerinden sayılmıştır. Çünkü Ebu Hureyre Medine'de müslüman olmuş, bu kıssa ise Mekke'de geçmiştir. Bazıları kıssanın iki defa vakî olduğunu söylerler. Buna delâlet eden rivayetlerde vardır. Hadisin muhtelif rivayetlerinden anlaşılan ma'na şudur: «Benim hısımlığıma güvenmeyin; Çünkü ben Allah'ın dilediği azabı sizden def etmeğe kadir değilim.» «Şu kadar var ki sizin bir hısımlığınız var; ben bunu hısımlık suyu ile sulayacağım» cümlesinden murad sila-i rahmimi yani akrabalık hakkımı edâ edeceğim demektir.

    Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) akraba hakkına rivayet etmemeyi hararete benzeterek onu söndürmek suretiyle hafifleteceğini ifade buyurmuştur. Tahâvî diyor ki: «Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i Allah Teâlâ yakın hısımlarını inzar etmesini emir buyurunca Kureyş aşiretlerini davet etti. Bunların içinde nesebi Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile babasında birleşenler olduğu gibi üçüncü babada, dördüncü babada, beşinci babada, yedinci babada hatta bunlardan daha uzak babalarda birleşen akrbası da vardı. Ancak hepsi Kureyş kabilesine mensup olmakla bu kabile onları bir araya topluyordu.

    Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Se!lem)'in hadisde görülen hısımlarına birer birer kabile ve şahıs isimleriyle hitap etmesi en yakın akrabası olduklarındandır. Hadis şerif akrabaya vasiyyet hususunda mezhep imamlarının delillerindendir. Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'İn umumî hitabından murad: «Ey Kureyş sözü», hususi hitabından murad da kabile ve şahısların birer birer isimlerini zikir ederek kendilerini çağırmasıdır. Nefislerini Cehennemden kurtarmaktan maksad; imanı olmayanların iman etmesi, imanı olanlarında onu kuvvetlendirmesidir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، وَيُونُسُ بْنُ بُكَيْرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏ وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الصَّفَا فَقَالَ ‏"‏ يَا فَاطِمَةَ بِنْتَ مُحَمَّدٍ يَا صَفِيَّةُ بِنْتَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ يَا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ لاَ أَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا سَلُونِي مِنْ مَالِي مَا شِئْتُمْ ‏"‏ ‏.‏

  2. Hadis no. 504

    Ey Kureyş topluluğu, nefsinizi Allah'tan satın alınız. Allah'a karşı benim size hiçbir faydam olmayacaktır…

    Türkçe meal

    Bana Harmeletü'bnü Yahya da rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Vehb haher verdi. Dediki: Bana Yunus, İbni Şihab'dan naklen haber verdi. Demişki: Bana İbnü'l-Müseyyeb ile Ebu Seleme b. Abdirrahman haber verdiler ki Ebu Hureyre şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) üzerine: "Aşiretini, en yakın akrabam uyar." (Şuara, 26/214) buyruğu nazil olunca dedi ki: "Ey Kureyş topluluğu, nefsinizi Allah'tan satın alınız. Allah'a karşı benim size hiçbir faydam olmayacaktır. Ey Abdulmuttalib oğulları Allah'a karşı benim size hiçbir faydam olmayacaktır. Ey Abdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas, Allah'a karşı benim sana hiçbir faydam olmayacaktır. Ey Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in halası Safiye, Allah'a karşı benim sana faydam olmayacaktır. Ey Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kızı Fatıma, neyi arzu edersen benden isteyebilirsin, ama Allah'a karşı benim sana faydam olmayacaktır. "

    Diğer tahric: Buhari, 2753 -muallak olarak-, 4771 -muallak olarak-; Nesai, 3648; Tuhfetu'l-Eşraf

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ الْمُسَيَّبِ، وَأَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ أُنْزِلَ عَلَيْهِ ‏{‏ وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏ ‏"‏ يَا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ اشْتَرُوا أَنْفُسَكُمْ مِنَ اللَّهِ لاَ أُغْنِي عَنْكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا يَا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ لاَ أُغْنِي عَنْكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا يَا عَبَّاسَ بْنَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ لاَ أُغْنِي عَنْكَ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا يَا صَفِيَّةُ عَمَّةَ رَسُولِ اللَّهِ لاَ أُغْنِي عَنْكِ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا يَا فَاطِمَةُ بِنْتَ رَسُولِ اللَّهِ سَلِينِي بِمَا شِئْتِ لاَ أُغْنِي عَنْكِ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا ‏"‏ ‏.‏

  3. Hadis no. 505

    Bize Muaviye b. Amr rivayet etti. (Dediki): Bize Zaide rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Zekvan…

    Türkçe meal

    Bana Amrun-Nakid de rivayet etti. (Dediki): Bize Muaviye b. Amr rivayet etti. (Dediki): Bize Zaide rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Zekvan, A'rac'dan, o da Ebu Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den bunun gibi bir hadis rivayet etti. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 13660 DAVUDOĞLU 207.sayfada.

    Nevevî Şerhi

    "Ka'b b. Luey oğulları" Metali' sahibi dedi ki: Luey hemzeli ve hemzesiz okunmakla birlikte hemzeli daha çok kullanılmıştır. (3/79) "Ey Fatıma, kendini kurtar." Bazı asıl nüshalarda bu şekilde "Fatıma" şeklindedir. Bazılarında ya da çoğunda sondaki yuvarlak te hazfedilerek terhım olmak üzere "ya Fatım" şeklindedir. Bu şekilde yazıldığı takdirde mim harfinin -benzerlerinde olduğu gibi- ötreli ve fethalı okunması mümkündür. "Benim Allah'a karşı size hiçbir faydam olmaz." Yani bana yakınlığınıza bel bağlamayın. Çünkü yüce Allah'ın sizin hakkınızda murad ettiği hoşlanılmayan herhangi bir hali önleyecek gücüm yoktur.

    "Şu kadar var ki, ıslaklığıyla ıslak tutacağım bir akrabalığınız var." Hadisin bu ifadelerinin anlamı da şudur: Ben sizin akrabalık bağınızı gözeteceğim. Böylelikle akrabalık bağını koparmak sıcaklığa, akrabalık gözetmek de serinlikle o sıcaklığı söndürmeye benzetilmiştir. "Akrabalık bağınızı ıslak tutunuz" yani gözetiniz, ifadesi de bu türdendir. "Ey Muhammed'in kızı Fatıma, ey Abdulmuttalib'in kızı Safiye, ey Abdulmuttalib'in oğlu Abbas" ifadelerinde Fatıma, Safiye ve Abbas lafızlarımn son harekelerinin nasb olması da, öİreli okunması da mümkündür, nasb ile okunması daha fasih ve daha meşhurdur.

    "Bint ve bin (kızı ve oğlu)" lafızları ise sadece nasb ile okunur. Bu husus açık ve bilinen bir nokta olmakla birlikte bunu bilmeyenler için buna dikkat çekmekte bir sakınca yoktur. Özellikle bunları bağımsız olarak anması, kendisinin çok yakın akrabaları olmalarından dolayıdır

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنِي عَمْرٌو النَّاقِدُ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا زَائِدَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ ذَكْوَانَ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ هَذَا ‏.‏

  4. Hadis no. 506

    Ey Abdi Menaf oğulları, ey Abdi Menaf oğulları! Ben, uyarıp korkutanım. Benim misalim ile sizin misaliniz…

    Türkçe meal

    Bize Ebu Kâmil El Cahderî rivayet etti. (Dediki): Bize Yezid b. Zürey rivayet etti. (Dediki): Bize Teymi, Ebu Osman'dan, o da Kabisa b. Muharik'tan, oda Züheyr b. Amr'dan naklen rivayet etti. Kabisa ile Zuheyr demişler ki: "Aşiretini, en yakın akrabanı uyar" (Şuara, 215) ayeti nazil olunca, Allah'ın nebisi dağdan kopmuş bir taş ve kaya yığınına gidip onun en üstündeki bir taşın üzerine çıktıktan sonra şöyle seslendi: "Ey Abdi Menaf oğulları, ey Abdi Menaf oğulları! Ben, uyarıp korkutanım. Benim misalim ile sizin misaliniz onlar için gözcülük yapmaya gidip, kendi yakınlarını uyarmak isteyen ve düşmanın kendisinden önce varacakları korkusuyla:Sabah baskınına uğradık, diye bağırıp feryat eden kimsenin durumuna benzer. " Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 3652 ve

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ الْجَحْدَرِيُّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا التَّيْمِيُّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ قَبِيصَةَ بْنِ الْمُخَارِقِ، وَزُهَيْرِ بْنِ عَمْرٍو، قَالاَ لَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏ وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏ قَالَ انْطَلَقَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى رَضْمَةٍ مِنْ جَبَلٍ فَعَلاَ أَعْلاَهَا حَجَرًا ثُمَّ نَادَى ‏"‏ يَا بَنِي عَبْدِ مَنَافَاهْ إِنِّي نَذِيرٌ إِنَّمَا مَثَلِي وَمَثَلُكُمْ كَمَثَلِ رَجُلٍ رَأَى الْعَدُوَّ فَانْطَلَقَ يَرْبَأُ أَهْلَهُ فَخَشِيَ أَنْ يَسْبِقُوهُ فَجَعَلَ يَهْتِفُ يَا صَبَاحَاهْ ‏"‏ ‏.‏

  5. Hadis no. 507

    Bize Mu'temir, babasından rivayet etti: Bize Ebu Osman, Züheyr b. Amr ile Kabisa b. Muharıkdan, onlarda Nebi…

    Türkçe meal

    Bize Muhamnıed b. Abdil A'lâ da rivayet etti: Bize Mu'temir, babasından rivayet etti: Bize Ebu Osman, Züheyr b. Amr ile Kabisa b. Muharıkdan, onlarda Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen bunun gibi bir hadis rivayet etti. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; T uhfetu'l-Eşraf, 3652 ve 11066 DAVUDOĞLU

    Açıklama

    Hadisi şerifte Kabisa ile Züheyr şöyle dediler denilerek her ikisinin âyeti okudukları sonra Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir taş yığınına gittiğini ifade içinde «dedi» tabiri kullanıldığı görülüyorsa da bundan murad yine ikisinin birden söyledikleridir. Rivayette ittifak ettikleri için bir adam gibi kabul edilerek fiil müfred olarak kullanılmıştır. Bu söz ibareden hazf edilse manâya hiçbir zararı olmazdı. Lâkin cümle biraz uzaymca ravi bunu te'kid için tekrarlamıştır, Kur'an-ı Kerim ile Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in hadislerinde bunun emsalleri çoktur. NEVEVİ ŞERHİ: "Kabisa b. el-Muharik ve Zuheyr b.

    Amr'dan dediler ki. .. " Burada (hadisin rivayetinde) "dedi" fiili tekilolarak kullanılmış ise de kasıt Kabisa ve Zuheyr olduklarından, ikisi dediler demektir. Ancak (3/81) rivayetlerinde ittifak ettikleri için tek bir kişi gibi sayıldıklarında onlar hakkındaki fiili tekil olarak kullanmışbr. Şayet "dedi" lafzını hazfetmiş olsaydı, ifade yine açık ve muntazam olurdu. Ancak anlatımda bir parça uzama olunca pekiştirmek için "dedi" lafzının bir daha tekrar edilmesi güzeldir. Bunun bir benzeri de Kur'an-ı Azimuşşan'daki: ''lkaba siz ölüp toprak ve kemik olduktan sonra muhakkak çıkartılacaksınlZ diye sizi tehdit mi ediyor?" (Mu'minan, 23/35) Burada "siz" anlamındaki lafız tekrar edilmiştir.

    Kur'an-ı Azimuşşan'da ve hadis-i şerifte bunun benzerleri pek çoktur. Buna dair açıklama bu kitabın çeşitli yerlerinde geçmiş bulunmaktadır. Allah en iyi bilendir. Hadiste geçen "radme" kelimesi "rademe" diye de telaffuz edilebilir, bu iki şekli Metilli' sahibi ve başkaları nakletmiş olmakla birlikte Kitabu'l-Ayn sahibi ile Cevherı, Herevı ve başkaları sadece "radme" söyleyişini zikretmişlerdir. İbn Faris ve bazıları ise yalnızca "rademe" şeklini söz konusu etmektedirler. Derler ki: Radme'nin tekili "radm" ve "ridam" diye gelir. Üst üste yığılmış büyük taşlara denilir. Kitabu'l-Ayn'in müellifi şöyle der: Radme dağılmış gibi duran, yerde sabit olmayan bir aradaki taş yığınına denilir.

    "Yerbeu" yakınlarını korumak ve onlar için gözcülük yapmak demektir. Bu işi yapan kişiye "rabie" denilir. Düşmanın ani baskın yapmaması için gözcülük ve öncülük yapan kişidir. Çoğunlukla böyle bir kişi ya bir dağın yahut yüksekçe bir yerin üzerinde bulunur ki, uzağı iyice görebilsin. "Ya sabahah" ise pek büyük işlerin meydana gelmesi halinde kullanmayı alışkanlık haline getirdikleri bir sözdür. Bu sözü toplanıp, bir araya gelmek ve bu büyük iş için gerekli hazırlığı yapmak için söylerler. Allah en iyi bilendir

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ، عَنْ أَبِيهِ، حَدَّثَنَا أَبُو عُثْمَانَ، عَنْ زُهَيْرِ بْنِ عَمْرٍو، وَقَبِيصَةَ بْنِ مُخَارِقٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِنَحْوِهِ ‏.‏

  6. Hadis no. 508

    Ey filan oğulları, ey filan oğulları, ey filan oğulları, ey Abdi Menaf oğulları, ey Abdulmuttalib oğulları

    Türkçe meal

    Bize Ebu Küreyb Muhammed b. El Ala'da rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu Usame, A'meş'ten, o da Anır b. Murra'dan, o da Sa'id b. Cübeyr'den, o da İbni Abbas'tan naklen rivayet etti. İbn Abbas dedi ki: Şu: ''Aşiretini, en yakın akrabanı" ve onların arasından en seçkin olanlarını "uyar." (Şuara, 214) ayeti nazil olunca, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dışarı çıkıp, Safa tepesinin üzerine çıktı. "Sabah baskınına uğradık" diye seslendi. Bu bağıran kim, dediler. (Bir kısmı) Muhammed'dir diye cevap verdiler. Bunun üzerine onun yanına gelip toplandılar. Allah Resulü: "Ey filan oğulları, ey filan oğulları, ey filan oğulları, ey Abdi Menaf oğulları, ey Abdulmuttalib oğulları" diye seslendi. Onun yanına gelip toplandılar. O: "Ne dersiniz, ben size bu dağın alt taraflarından birtakım atlıların çıkıp gelmekte olduğunu haber verecek olursam benim doğru söylediğimi kabul eder miydiniz" buyurdu. Etrafındakiler: Senin yalan söylediğini hiç görmedik, dediler. Bu sefer: "O halde şunu bilin ki, şüphesiz ben size oldukça şiddetli bir azabın öncesinde sİzi uyarıp, korkutan birisiyim" buyurdu. (İbn Abbas) dedi ki: Bu sefer Ebu Leheb: yazıklar olsun sana! Bizi bunun için mi topladın, dedi ve kalktı. Bunun üzerine şu: "Kurusun Ebu Leheb'in iki eli, kendisi de -kesinlikle- helak oldu zaten" (Tebbet, 1) suresi nazil oldu. A'meş bu şekilde surenin sonuna kadar okudu.

    Diğer tahric: Buhari, 1394 -muhtasar olarak-, 3526, 4801, 4971, 4972, 4973 -muhtasar olarak-; Tirmizi, 3363; Tuhfetu'I-EşrM

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏ وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏ وَرَهْطَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ ‏.‏ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى صَعِدَ الصَّفَا فَهَتَفَ ‏"‏ يَا صَبَاحَاهْ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا مَنْ هَذَا الَّذِي يَهْتِفُ قَالُوا مُحَمَّدٌ ‏.‏ فَاجْتَمَعُوا إِلَيْهِ فَقَالَ ‏"‏ يَا بَنِي فُلاَنٍ يَا بَنِي فُلاَنٍ يَا بَنِي فُلاَنٍ يَا بَنِي عَبْدِ مَنَافٍ يَا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ ‏"‏ فَاجْتَمَعُوا إِلَيْهِ فَقَالَ ‏"‏ أَرَأَيْتَكُمْ لَوْ أَخْبَرْتُكُمْ أَنَّ خَيْلاً تَخْرُجُ بِسَفْحِ هَذَا الْجَبَلِ أَكُنْتُمْ مُصَدِّقِيَّ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا مَا جَرَّبْنَا عَلَيْكَ كَذِبًا ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنِّي نَذِيرٌ لَكُمْ بَيْنَ يَدَىْ عَذَابٍ شَدِيدٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقَالَ أَبُو لَهَبٍ تَبًّا لَكَ أَمَا جَمَعْتَنَا إِلاَّ لِهَذَا ثُمَّ قَامَ فَنَزَلَتْ هَذِهِ السُّورَةُ تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَقَدْ تَبَّ ‏.‏ كَذَا قَرَأَ الأَعْمَشُ إِلَى آخِرِ السُّورَةِ ‏.‏

  7. Hadis no. 509

    Aşiretini, en yakın akrabam uyar

    Türkçe meal

    Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ve Ebu Kureyb de tahdis edip dediler ki: Bize Ebu Muaviye, A'meş'ten bu isnad ile tahdis etti. (İbn Abbas) dedi ki: Bir gün Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Safa tepesine çıktı ve: "Sabah baskınına uğradık" dedi ve: Bir önceki Ebu Üsame'nin hadisine yakın olarak hadisi rivayet etti ama o bu rivayetinde: "Aşiretini, en yakın akrabam uyar." (Şura, 214) ayetinin inişini söz konusu etmedi. Tahric bilgisi 507 ile aynı

    Nevevî Şerhi

    "İbn Abbas (radıyal1ahu anh) dedi ki: Şu ... ayeti nazil olunca" İbn Abbas'ın ifadelerinden "onlar arasından en seçkin olanlarını" anlamındaki lafızlar Kur'an'ın indirilmiş lafızları iken, sonradan tilavetinin nesh edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Buhari'nin rivayetlerinde bu fazlalık yer almamıştır. "Sefhu'l-cebel" dağın alt tarafı, eteği demektir. Yan tarafı anlamında olduğu da söylenmiştir. "Bunun üzerine şu ... suresi nazil oldu. A'meş bu şekilde surenin sonuna kadar okudu." Yani A'meş meşhur kıraatten farklı olarak "kad" lafzını (tercümede:-kesinlikle- kelimesiyle buna işaret etmek istedik)eklemiştir.

    "Surenin som.:na kadar" sözü de surenin geri kalan kısmını ise herkesin okuduğu gibi oku)'up bitirdi, demektir. "Sure" kelimesinin-İbn Kuteybe'nin naklettiğine göre- biri hemzeli (su're şeklinde), diğeri hemzesiz (sure) şeklinde olmak üzere iki söyleyişi vardır. Ancak meşhur olan hemzesiz okuyuştur. Şehrin etrafındaki sur gibi yüksekliği nden ötürü bu ismi almıştır. Hemzeli söyleyenlere göre de "su' re" yiyecek ve içecekten artana benzetilerek Kur'an-ı Kerim'in bir bölümünün adı olur. Ebu Leheb'in bir diğer söyleyiş şekli de he harfi sakin olarak "Ebu Lehb"dir. Asıl adı Abduluzza'dır. Kadı İyaz dedi ki: Bu sure kafire künye vermenin caiz oluşuna delil gösterilmiştir.

    Halbuki ilim adamları bu hususta farklı kanaatlere sahiptir. Kafire künye vermek hususunda caiz ve mekruh olduğu şeklinde İmam Malik'ten farklı rivayet gelmiştir. Bazıları da şöyle demektedir: Kalbini ısındırmak maksadıyla ona künye vermek caizdir, değilse caiz olmaz; çünkü künye vermekte tazim ve büyütmek vardır. Yüce Allah'ın Ebu Leheb'den künyesi ile söz etmesi ise bu türden değildir. Onun adı Abduluzza ise bu isim batıl bir isimlendirme olduğundan ötürü isminin yerine künyesi söz konusu edildiğinden bunun delil gösterilecek bir tarafı yoktur. (3/83) Şöyle de açıklanmıştır: O bu künye ile tanınan birisi idi.

    Bununla birlikte "Ebu Leheb"in künye değil, lakap olduğu da söylenmiştir. Künyesi ise Ebu Utbe idi. "Ebu Leheb"in sözdeki mücanese (cinas) için kullanıldığı da söylenmiştir. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Ebu Bekr İsmaili: yukarıdaki Ebu Hureyre rivayetiyle buradaki îbni Abbas rivayeti hakkında söz etmiş ve: «Ebu Hureyre'nin bu rivayeti ile İbni Abbas'ın rivayeti mürseldirler. Çünkü bu ayet Mekke'de nazil olmuştur; İbni Abbas o zaman küçüktü Ebu Hureyre ise Medine'de müslüman olmuştur.» demişse de kendisine cevap verilmiş ve: «Onlar bu hadisi ya Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'den yahut bir sahabîden işitmiş olabilirler.» denilmiştir.

    Nevevî diyor ki: İbni Abbas hadisinin, zahirine bakılırsa «Ve onlardan en seçkin kabileni» ibaresi ayet olarak nazil olmuş sonra tilaveti neshedilmiştir. Buharî'nin rivayetinde bu ziyade yoktur. A'meş «Mesed» suresini sonuna kadar okumuş yalnız meşhur olan kıraatin hilafına tahkik edatı olan «Kad» kelimesini ziyade etmiştir. «Sure» kelimesi hemze ile «Su're» şeklinde okunabilir. Fakat meşhur kıraeti hemzesiz olanıdır. Sure okunduğuna göre kelime yükseklik manasına gelen sur'dan alınmıştır. Su're ise su'rdan alınmış olup bakiyye manasına gelir. Ebu Leheb, kelimesi Ebu Lehb şeklinde de okunur. Ebu Lehb'in ismi Abdul Uzza b.

    Abdulmuttalib'tir. Yani bu adam Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in Nesebce amcasıdır. Bazıları kendisine Ebu Leheb künyesinin verilmesi Leheb adında bir oğlu olduğu içindir demişler bir takımları yanaklarının pek kırmızı olduğu için daha başkaları yüzü pek güzel olup alev gibi parladığı için kendisine Ebu Leheb' (Yani Alemin babası) denildiğini söylemişlerdir. Ona bu künyenin verilmesi akibetinede muvafık düşmüştür. Çünkü ebedî olarak cehennemin alevli ateşinde azab görecektir. Ebu Leheb Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in en büyük düşmanlarından biridir. Bu düşmanlığı ölünceye kadar devam. etmiştir.

    Hatta Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e «Yazıklar olsun sana bizi bunun için mi topladin?» demesi de bu eziyetler cümlesindendir. Ayet-i kerimede Ebu Leheb hakkında: «Elleri kurudu» buyurulmuştur. Bundan murad helak oldu demektir. Mezkur ayet surede iki defa tekrar edilmiştir. Bunlardan birincisi Ebu Leheb'in helaki için beddua ikincisi hakikaten helak olduğunu ihbardır. Kaadi îyaz diyor ki: «Bu sure île kafire künye verilmesinin caiz olduğuna istidlal edilmiştir. Bu hususta ulemanın ihtilafı vardır. İmam-ı Malik'ten bir rivayete göre caiz bir rivayete göre de mekruhtur. Bazıları kafirin kalbini yatıştırmak: için ona künye verilebilir.

    Aksi takdirde verilemez. Çünkü künyede ta'zim ve hürmet vardır. Allah Teala'nm Ebu Lehebe künye vermesi bu kabilden değildir. Demişlerdir. İsminin Abdul Uzza olması hususunda hiçbir delil yoktur. Bu tesmiye batıldır. Onun için de künyesi ile anılmıştır. Bazıları Ebu Leheb onun künyesi değil lakabıdır. Künyesi Ebu Utbedir, derler. Ona Ebu Leheb denilmesi ayet sonlarındaki kelimelerin mücaneseti içindir diyenler de vardır

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ قَالَ صَعِدَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ الصَّفَا فَقَالَ ‏"‏ يَا صَبَاحَاهْ ‏"‏ ‏.‏ بِنَحْوِ حَدِيثِ أَبِي أُسَامَةَ وَلَمْ يَذْكُرْ نُزُولَ الآيَةِ ‏{‏ وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏

  8. Hadis no. 510

    Evet, o topuklarına kadar varan bir ateştedir. Ben olmasaydım hiç şüphesiz cehennemin en aşağı basamağında…

    Türkçe meal

    Bize Ubeydullah b. Ömer El-Kavariri ile Muhammed b. Ebi Bekr, El-Mukaddemi ve Muhammed b. Abdilmelik, El-Emevi'de rivayet ettiler dedilerki: Bize Ebu Avane Abdülmelik b. Umeyr'den, o da Abdullah b. Haris b. Nevferden, o da Abbas b. Abdulmuttalip'ten naklen rivayet etti ki Abbas b. Abdulmuttalib: Ey Allah'ın Resulü, Ebu Talib'e hiç faydan oldu mu, çünkü o seni korur, senin için öfkelenirdi, dedi. Allah Resulü: "Evet, o topuklarına kadar varan bir ateştedir. Ben olmasaydım hiç şüphesiz cehennemin en aşağı basamağında olacaktı. "

    Diğer tahric: Buhari, 3883, 6208, 6572 -muhtasar olarak-; Tuhfetu'l-Eşraf

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْقَوَارِيرِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرِ الْمُقَدَّمِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ الأُمَوِيُّ، قَالُوا حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ نَوْفَلٍ، عَنِ الْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، أَنَّهُ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ نَفَعْتَ أَبَا طَالِبٍ بِشَىْءٍ فَإِنَّهُ كَانَ يَحُوطُكَ وَيَغْضَبُ لَكَ قَالَ ‏ "‏ نَعَمْ هُوَ فِي ضَحْضَاحٍ مِنْ نَارٍ وَلَوْلاَ أَنَا لَكَانَ فِي الدَّرْكِ الأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

  9. Hadis no. 511

    Evet, ben onu cehennemin derinliklerinde buldum, onu topuklarına kadar varan bir yere kadar çıkardım

    Türkçe meal

    Bize İbni Ebi Ömer rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyan, Abdulmelik b. Umeyr'den, o da Abdullah b. Haris'ten naklen rivayet etti. Demişki. Abbas'ı şunları söylerken işittim: Ey Allah'ın Resulü, şüphesiz Ebu Talib seni koruyor, sana yardım ediyordu. Bunun ona bir faydası oldu mu, dedim. Allah Resulü: "Evet, ben onu cehennemin derinliklerinde buldum, onu topuklarına kadar varan bir yere kadar çıkardım" buyurdu.

    Diğer tahric: Buhari, 3883, 6208, 6572 -muhtasar olarak-; Tuhfetu'l-Eşraf

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ سَمِعْتُ الْعَبَّاسَ، يَقُولُ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبَا طَالِبٍ كَانَ يَحُوطُكَ وَيَنْصُرُكَ فَهَلْ نَفَعَهُ ذَلِكَ قَالَ ‏ "‏ نَعَمْ وَجَدْتُهُ فِي غَمَرَاتٍ مِنَ النَّارِ فَأَخْرَجْتُهُ إِلَى ضَحْضَاحٍ ‏"‏ ‏.‏

  10. Hadis no. 512

    Bize Yahya b. Sa'id Süfyan'dan rivayet etti. Demişki: Bana Abdilmelik b. Umeyr rivayet etti. Dedi ki: Bana…

    Türkçe meal

    Bu hadisi bana Muhammed b. Hatim'de rivayet etti. (Dediki): Bize Yahya b. Sa'id Süfyan'dan rivayet etti. Demişki: Bana Abdilmelik b. Umeyr rivayet etti. Dedi ki: Bana Abdullah b. Haris rivayet etti. Dediki: Bana Abbas b. Abdulmuttalib haber verdi. H. Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vekî Süfyan'dan bu isnadla Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen Ebu Avane hadisi gibi rivayet etti.

    Nevevî Şerhi

    213.sayfada. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buhari «Menakıbu'I Ensar» babında tahric etmiştir. Hadis-i şerif Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in amcası Ebu Talib'e şefa'atta bulunduğunu ve bu şefa'atınm azabını tahfif ettiğini bildirmektedir. Allah-u Alem. Bu şefa'at ya İsra gecesinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cehennemi gördüğü zaman fiilen olmuştur. Yahut kıyamet günü olacaktır. Ebu Talib'in iman edip etmediği ulema arasında ihtilaflıdır. Bazıları küfrüne kail olmuşlardır. Bunların delilleri «Sen dilediğini hidayete erdiremezsin, lakin Allah dilediğini hidayete erdirir.» ayeti kelimesidir.

    Mezkur ayetin bilittifak Ebu Talip hakkında nazil olduğunu söylerlersede icma' iddiası sahih değildir. Buradaki hadisler dahi küfrüne kail olanlara delildir. İmanına kail olanlar İbni İshak'ın İfani Abbas (Radiyallahu anh) 'dan rivayet ettiği bir hadisle istidlal ederler. Bu hadise göre Ebu Talib'in vefatı yaklaştığı zaman Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine (La ilahe illallah) demesini telkinde bulunmuş o bundan imtina etmiş. Fakat orada bulunan Abbas (Radiyallahu anh) Ebu Talib'in dudaklarının kıpırdadığını görerek ne söylediğini dinlemiş ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'e dönerek: «Ey kardeşim oğlu!

    Vallahi kardeşim Ebu Talib senin emrettiğin kelimeyi söyledi» demiştir. Hadis uleması bu hadis için: «Senedinde ismi zikredilmeyen bir ravî vardır. Hadis Sahih bile olsa babımızın hadislerine muarızdır. Halbuki; bu hadisler ondan daha sahihdir» diyerek îbni Abbas rivayetini çürütmüşlerdir. Maamafih kelam, ulemasından bazıları Ebu Talib'in küfrü hakkında söz soylemeyi zaid addetmişlerdir. Onlara göre bu babta ileri geri söz söylemek Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i gücendirebilir. Çünkü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) amcası Ebu Talib'i çok severdi. Binaenaleyh gerek Ebu Talib gerekse Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in ebeveyni ile ecdadı hakkında hiçbir şey söylemeyip sükut etmeyi ihtiyata daha uygun görmüşlerdir.

    Dahdah: Ancak topuğa kadar ayaklan örten sığ su demektir. Burada bu kelime ile Ebu Talib'in azabının hafifletildiği ifade olunmuştur. Hadis-İ Şerif küffarın derece derece azab edileceklerine delildir. Ebu Talib‘in iman etmediği kabul edilirse Resuli Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e yaptığı iyiliklerin ne faydası olabilir; Küffarın hayır amelleri heba olup gider? şeklindeki bir suale Buhari şarihi Aynî şu cevabı vermektedir : «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Ebu Talib'e şefaatta bulunması onun azabını bir dereceye kadar azaltmıştır. Bu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bereket ve hasaisindendir.»

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنِيهِ مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ عُمَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْحَارِثِ، قَالَ أَخْبَرَنِي الْعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِنَحْوِ حَدِيثِ أَبِي عَوَانَةَ ‏.‏

  11. Hadis no. 513

    Kıyamet gününde şefaatimin ona fayda vermesi umulur. Bunun neticesinde topuklarına kadar varan bir ateşe…

    Türkçe meal

    Bize Kuteybetü'bnü Sa'id de rivayet etti. (Dediki): Bize Leys İbnu'l Had'dan, o da Abdullah b. Habbab'dan, o da Ebu Said el-Hudri'den naklen rivayet etti ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzurunda amcası Ebu Talib'ten söz edilince şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde şefaatimin ona fayda vermesi umulur. Bunun neticesinde topuklarına kadar varan bir ateşe konulur ve ondan dolayı da beyni kaynar. "

    Diğer tahric: Buhari, 3885, 3886, 6564; Tuhfetu'l-Eşraf, 4094 DAVUDOĞLU

    Açıklama

    Hadisin buradaki rivayetinde Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında amcası Ebu Talib'in zikri geçtiği meçhul sığası ile ifade olunmuştur. Bazıları 209 nolu rivayetin delâleti ile Ebu Talib hakkında lâf edip sual soranın yine Abbas (Radiyallahu anh) olduğunu söylemişlersede Allâme Aynî hadisten bu mânanın kafi olarak anlaşılmadığını; başkasının sormuş olması ihtimalininde mevcut bulunduğunu söylemiştir. NEVEVİ ŞERHİ 213.sayfada

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنِ ابْنِ الْهَادِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ خَبَّابٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذُكِرَ عِنْدَهُ عَمُّهُ أَبُو طَالِبٍ فَقَالَ ‏ "‏ لَعَلَّهُ تَنْفَعُهُ شَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُجْعَلُ فِي ضَحْضَاحٍ مِنْ نَارٍ يَبْلُغُ كَعْبَيْهِ يَغْلِي مِنْهُ دِمَاغُهُ ‏"‏ ‏.‏

  12. Hadis no. 514

    Cehennemlikler arasında azabı en hafif olan kişi, ateşten iki (tek) ayakkabı giyecek ve ayakkabılarının…

    Türkçe meal

    Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Yahya b. Ebi Bükeyr rivayet etti. (Dediki): Bize Züheyr b. Muhammed, Süheyl b. Ebu Salih'ten, o da Nu'man b. Ebi Ayyaş'tan, o da Ebu Said elHudri'den rivayetine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Cehennemlikler arasında azabı en hafif olan kişi, ateşten iki (tek) ayakkabı giyecek ve ayakkabılarının sıcağından dimağı (beyni) kaynayacak. " Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'I-Eşraf, 4393

    Açıklaması: LAR 213.sayfada

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ أَبِي عَيَّاشٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ أَدْنَى أَهْلِ النَّارِ عَذَابًا يَنْتَعِلُ بِنَعْلَيْنِ مِنْ نَارٍ يَغْلِي دِمَاغُهُ مِنْ حَرَارَةِ نَعْلَيْهِ ‏"‏ ‏.‏

  13. Hadis no. 515

    Cehennemlikler arasında azabı en hafif olacak kişi Ebu Talib'tir. O iki (tek) ayakkabı giyinecek ve bunlardan…

    Türkçe meal

    Bize Ebu Bekr b. EM Şeybe'de rivayet etti. (Dediki): Bize Affan rivayet etti. (Dediki): Bize Hammad b. Seleme rivayet etti. (Dediki): Bize Sabit Ebu Osman en-Nehdi'den, o da İbni Abbas'tan naklen rivayet ettiki: Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Cehennemlikler arasında azabı en hafif olacak kişi Ebu Talib'tir. O iki (tek) ayakkabı giyinecek ve bunlardan dolayı da beyni kaynayacaktır" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'I-Eşraf, 5821

    Açıklaması: LAR 213.sayfada

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَهْوَنُ أَهْلِ النَّارِ عَذَابًا أَبُو طَالِبٍ وَهُوَ مُنْتَعِلٌ بِنَعْلَيْنِ يَغْلِي مِنْهُمَا دِمَاغُهُ ‏"‏ ‏.‏

  14. Hadis no. 516

    Şüphesiz kıyamet gününde cehennemlikler arasında azabı en hafif olacak kişi, ayaklarının altındaki çukura iki…

    Türkçe meal

    Bize Muhammed b. EI-Müsenna ile İbni Beşşâr da rivayet ettiler lâfız İbnü'I Müsenna'nındır. Dedilerki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be rivayet etti. Dediki: Ebu İshâk-ı şöyle derken işittim. Nu'man b. Beşir'i hutbe irâd ederken dinledim, şöyle diyordu: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: "Şüphesiz kıyamet gününde cehennemlikler arasında azabı en hafif olacak kişi, ayaklarının altındaki çukura iki kor ateş konulacak bir adamdır. Bu kor ateşten dolayı da beyni kaynayacaktır. " dediğini işittim.

    Diğer tahric: Buhari, 6561, 6562; Tirmizi, 2604; Tuhfetu'I-Eşraf

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الْمُثَنَّى - قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا إِسْحَاقَ، يَقُولُ سَمِعْتُ النُّعْمَانَ بْنَ بَشِيرٍ، يَخْطُبُ وَهْوَ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ أَهْوَنَ أَهْلِ النَّارِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ لَرَجُلٌ تُوضَعُ فِي أَخْمَصِ قَدَمَيْهِ جَمْرَتَانِ يَغْلِي مِنْهُمَا دِمَاغُهُ ‏"‏ ‏.‏

  15. Hadis no. 517

    Şüphesiz cehennemlikler arasında azabı en hafif olacak kişi, ateşten ayakkabıları ve ayak bağları olan…

    Türkçe meal

    Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu Usâme, Amelden, o da Ebu İshak'tan, o da Nu'man b. Beşir'den naklen rivayet etti. Numan b. Beşir dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Şüphesiz cehennemlikler arasında azabı en hafif olacak kişi, ateşten ayakkabıları ve ayak bağları olan kişidir. Bunlardan dolayı beyni bir tencerenin kaynaması gibi kaynayacaktır. Hem bu kişi azabı kendisinden daha şiddetli bir kimse olmadığını düşünecektir. Hdlbuki o aralarında azabı en hafif olan kişidir. " Tahric bilgisi 515 ile aynı. DAVUDOĞLU

    Açıklama

    Bu hadisi Buhâri «Kitabur Rikak» ta, Tirmizî «Sifatü cehennem» bahsinde rivayet etmişlerdir. Bu rivayetlerin yalnız bir danesi müstesna diğerlerinde azabı en az olan kimsenin ismi bildirilmemiştir, îbni Tin'in beyanına göre bu bâbtaki rivayetlerden murad Ebu Talib olabilir. Bu rivayetlerle bunlara benzeyen diğer hadislerde cehennemliklerin muhtelif azab görecekleri tasrih edilmiştir. NEVEVİ ŞERHİ: (509-516 numaralı hadisler): "Seni koruyordu." Seni himaye ediyor, senin menfaatine olan işleri yapıyordu. "Ben onu cehennem ateşinin derinliklerinde buldum ve onu topuklarına kadar ateşin vardığı bir yere çıkardım." Hadiste geçen "dahdah" yer üzerinde topuklara kadar ulaşan, derin olmayan, sığ su demektir.

    Ateş için istiare yoluyla kullanılmıştır. "Ben olmasaydım cehennem in en alt basamaklarında olacaktı. " Dilciler "ed-derk" kelimesinin derek olarak da söylenebileceğini ve bu iki söyleyişin meşhur ve fasih olduğunu söylemişler, yedi kıraatte de her iki şekilde de okunmuştur. Ferra dedi ki: Bunlar iki ayrı söyleyiştir, çoğulları da "edrak" olarak gelir. Zeccac dedi ki: Her iki söyleyişi de dilciler nakletmiş olmakla birlikte tercih edilen "derek" şeklinde re harfinin fethalı okunuşudur; çünkü daha çok kullanılan odur. Ebu Hatim ise "ed-derek"in çoğulu "edrak" olarak gelir. (3/84) "ed-derk"in çoğulu ise "edruk" olarak gelir.

    Anlamına gelince, bütün dilbilginleri ile meani ve garip alimleri ile müfessirlerin çoğunluğu derk'in cehennemin dibinin en alt tarafı ve en derin yeri olduğunu söylemişlerdir. Cehennem in pek çok derekleri vardır, onun tabakalarından her birisine de derk veya derek denilir. Allah en iyi bilendir. (3/85) "Ayaklarının çukur yerine konulur. " Ayağın çukur yeri, yerden uzak yere yapışmayan kısmıdır. "Cehennemliklerin azabı en hafif olanı. .. tencerenin kaynadığı gibi beyni kaynar." Ayakkabı bağı (şirak) ayakkabının bağının her birisinin adıdır, ayakkabının üst tarafında ayağın yukarı bakan tarafı üzerinde bulunur.

    Kaynamanın (galeyan) ne olduğu ise bellidir. Bu da oldukça alevli yandığından dolayı ateş üzerinde su ve benzeri şeylerin ileri derecede çalkalanması, hareket etmesi demektir. Mircel (tencere) ise demir, bakır, taş ya da çömlekten yapılmış olabilir. Daha sahih olanı budur. Metali' sahibi ise şöyle diyor: Bunun özelolarak bakırdan yapılmış tencere olduğu da söylenir, ama birincisi daha çok bilinen bir husustur. Başındaki mim ise zaidedir . . Bu hadiste ve benzerlerinde -cennetliklerin nimetlerinde farklılık olduğu gibi- cehennemliklerin azabının da farklı olduğu açıkça ifade edilmektedir. Allah en iyi bilendir

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ أَهْوَنَ أَهْلِ النَّارِ عَذَابًا مَنْ لَهُ نَعْلاَنِ وَشِرَاكَانِ مِنْ نَارٍ يَغْلِي مِنْهُمَا دِمَاغُهُ كَمَا يَغْلِي الْمِرْجَلُ مَا يَرَى أَنَّ أَحَدًا أَشَدُّ مِنْهُ عَذَابًا وَإِنَّهُ لأَهْوَنُهُمْ عَذَابًا ‏"‏ ‏.‏

  16. Hadis no. 518

    Hayır, ona faydası olmayacak çünkü o bir gün olsun Rabbim, din gününde bana günahımı bağışla, demiş değildir

    Türkçe meal

    Bana Ebu Bekr b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Hafs b. Ğıyas Davud'dan, o da Şa'bi'den, o da Mesruk'tan, o da Aişe'den naklen haber verdi. Aişe (r.anha) dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, İbn Cud'an cahiliye döneminde akrabalık bağını gözetir, yoksula yemek yedirirdi. Bunun ona faydası olacak mı dedim. Allah Resulü: "Hayır, ona faydası olmayacak çünkü o bir gün olsun Rabbim, din gününde bana günahımı bağışla, demiş değildir" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 18623

    Nevevî Şerhi

    Bu babta Aişe (r.anha)'nın rivayet ettiği: "Ey Allah'ın Rasuıü ... dedim. O: HayıL .. buyurdu." (3/86) hadisinin anlamı şudur: Onun (İbn Cud'fm'ın) akrabalık bağını gözetmesi, yemek yedirmesi, türlü iyilik ve faziletlerinin -kafir olması sebebiyle- ahirette kendisine hiçbir faydası olmayacaktır. İşte Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Rabbim din günü günahımı bana bağışla, dememiştir" sözünün anlamı budur. Yani o ölümden sonra dirilişi tasdik etmiyordu. Onu tasdik etmeyen kişi de kafirdir ve ona hiçbir amelin faydası olmaz. Kadı İyaz (rahimehullah) dedi ki: Kafirlere amellerinin bir fayda vermeyeceği ve ne herhangi bir nimet ihsanı, ne de azaplarının hafifletilmesi yoluyla bundan dolayı mükafat görmeyecekleri üzerinde icma gerçekleşmiş bulunmaktadır.

    Ancak aralarından bazılarının azabı diğerlerine göre -günahlarına uygun olarak- daha ağır, daha çetindir. İmam, hafız, fakih Ebu Bekr el-Beyhaki de el-Ba's ve'n-Nuşur adlı eserinde buna yakın bir görüşü bazı ilim ve nazar ehlinden rivayet etmiş bulunmaktadır. Beyhaki dedi ki: İbn Cud'an hadisi ile kafir bir kimsenin küfür üzere ölmesi halinde, işlemiş oldukları hayırların batıl ve geçersiz olduğuna dair var id olmuş ayetler ile haberlerin, bunların onları cehennem ateşinden kurtarıp, cennete girmelerini sağlayacak bir durumda olamayacakları ama küfür dışında işlemiş olduğu çeşitli suç ve cinayetleri dolayısıyla, görmesi gereken azabının bir kısmını işlemiş olduğu hayırların hafifletebilecek olması ihtimali vardır.

    Beyhaki'nin ifadeleri bunlardır. ilim adamları der ki: İbn Cud'an çokça yemek yediren birisi idi. O misafirler için yanına merdivenle çıkılan pek büyük bir kazan yapmıştı. Aişe (r.anha)'nın akrabaları olan Temim b. Murre oğullarından idi. Kureyş'in de ileri gelenlerindendi. Adı Abdullah'tır. Akrabalık bağını gözetmek (sıla-i rahim) ise akrcıbalara iyilik yapmak demektir. Buna dair açıklamalar daha önceden geçti. Cahiliye ise nübüwetten önceki dönemin adıdır. Bu adın veriliş sebebi ise o dönemde yaşayanların cahilliklerinin çokluğudur. Yüce JJlah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: İbni Cüd'an misafir perver bir adammış misafirleri için yüksek bir küp yaptırdığı ve içinden yiyecek almak için ona merdivenle çıktığı rivayet olunur.

    Kureyş'in reislerinden imiş. Bidayette ahlaksız ve kopuk bir canı imiş durmadan cinayet işler; işlediği cinayetlerin bedelini kabilesi ödermiş. Bu sebeple kavm-i kabilesi onu kovmuşlar. Bir gün intihar etmeyi düşünerek dağ yollarında dolaşırken dağda bîr mağara görmüş. Orada bir yılan olurda beni Öldürür korkusu ile mağrayı tetkik etmiş fakat bir şey göremeyince içeriye girmiş birde ne görsün karşısında büyük bir yılan!... Gözleri kandil gibi pırıl pırıl yanıyor!... Yılan derhal onun üzerine hücum etmiş. İbni Cüd'an can havliyle yılandan sıyrılıp kurtulmuş fakat o anda bu yılanın hakiki değil yapma olacağı hatırına gelerek yılanı eli ile tutmuş.

    Birde bakmış ki; yılan altından yapma gözleride yakuttur!... Derhal yılanın başını kırarak yakutları çıkarmış ve sonra mağaranın içindeki bir odaya girmiş. Orada bir sedir üzerine uzanmış öyle uzun ve büyük bir takım cesetler yatıyormuş ki bunları görünce hayrette kalmış. Zira ömründe görmediği cesamette insanlarmış başlarının ucunda gümüşten mamul bir levha bulunuyormuş. Levhayı okuyunca; anlamış ki bu cesetler Cürhüm kabilesinin eski kralları imiş. Zamanla üzerlerindeki elbiseler o kadar eskimiş ki dokunur dokunmaz dağılırlarmış, gümüş levhada : «Ben Nüfeyl b. Abrîiddar'ım Hud A.S.'ın torunlarındanım.

    Beş yüz sene yaşadım servet ve şan şeref uğrunda dünyanın her tarafını dolaştım. Ama bunlar beni ölümden kurtaramadı,..» ibaresi ile bazı beyitler yazılı imiş. Odanın ortasında altın, yakut, İnci ve zebercetten müteşekkil bir yığın görmüş. O yığından alabildiği kadar almış mağarayı güzelce belleyerek taşlarla kapadıktan sonra oradan gitmiş. Aldığı kıymetli mallardan babasına göndermiş. Babası kendisini affetmiş aşiretine de yardımlar da bulunmuş, nihayet günün birinde kavmine kıral olmuş. Bulduğu defineden fakir fıkarayı doyurur muhtelif ihsanlarda bulunurmuş. Bir rivayette öyle büyük yiyecek kapları yaptırmış ki oradan geçen bir misafir devesinin üzerinden inmeden o kaplardan karnını doyurabiliyormuş» Hz.

    Aişe (Radiyallahu Anha) 'nın Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e İbni Cüd'an'ı sorması kendisi onun kabilesine mensub olduğundandır. Hadis-i şerif kafir olarak Ölen bir kimsenin sila-ı rahim yapmak fakirleri doyurmak gibi hayır hasenatının ahirette kendisine hiçbir fayda vermiyeceğini bildirmektedir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: «Çünkü o hiçbir gün : Yarabbi! Kıyamet gününde benim günahlarımı mağfiret buyur, dememiştir.» sözünün manasıda budur. Yani bu adam kıyamete inanmamıştır. Kıyamete imanı olmayan bir adama ise; dünyada yaptığı hayır hasenatın hiçbir faydası yoktur.

    Kaadî îyaz diyor ki: «Kafirlere amellerinin fayda vermiyecegine, bunlardan dolayı sevap görmiyeceklerine azaplarında hafifletilmiyoceğine icma-ı ümmet mün'akıt olmuştur. Lakin suçlarına göre küffarın azapları birbirinden şiddetli olacaktır.» Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in şefa'ati sayesinde Ebu Tal'ib 'in azabının hafifletilmesine gelince yine Kaadî İyaz: «Bu tahfif onun Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i koruduğu ve ona yardım ettiği için mükafat olarak değil Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hatırı içindir. Küffar'a azab tahfifi yoktur. Yalnız onların birbirlerine nisbetle bazılarının azabı hafiftir.» diyor

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، عَنْ دَاوُدَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ابْنُ جُدْعَانَ كَانَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ يَصِلُ الرَّحِمَ وَيُطْعِمُ الْمِسْكِينَ فَهَلْ ذَاكَ نَافِعُهُ قَالَ ‏ "‏ لاَ يَنْفَعُهُ إِنَّهُ لَمْ يَقُلْ يَوْمًا رَبِّ اغْفِرْ لِي خَطِيئَتِي يَوْمَ الدِّينِ ‏"‏ ‏.‏

  17. Hadis no. 519

    Dikkat edin Ebu -yani filan- oğulları benim velilerim (dostlarım) değildir. Benim velim ancak Allah ve…

    Türkçe meal

    Bana Ahmet b. Hanbel rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, İsmail b. Ebî Hâlid'den, o da Kays'dan, o da Amr b. As'dan naklen rivayet eyledi. Amr b. As dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i gizli değil, açıkça şöyle buyururken dinledim: "Dikkat edin Ebu -yani filan- oğulları benim velilerim (dostlarım) değildir. Benim velim ancak Allah ve müminlerin salihleridir. "

    Diğer tahric: Buhari, 5890; Tuhfetu'l-Eşraf, 10744

    Nevevî Şerhi

    "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i. .. buyururken dinledim." Hadisteki "filan" şeklindeki kinayeli ifade (3/87) ravilerden birisi tarafından kullanılmışlır. Kişinin ismini verip, bundan dolayı bir kötülük ve bir fitne ortaya çıkmasından korkmasından ya kendisi ile ilgili ya da başkası hakkında böyle bir korku taşıdığından ötürü o kişiyi bu şekilde bir kinayeli lafızla ifade etmiş olmaktadır. Maksat ise Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Muhakkak benim velim Allah ve müminlerin salihleridir" buyruğudur. Bu da şu demektir: Benim velim (dostum) nesebi benden uzak olsa dahi salih olan kimsedir.

    Ama salih olmayan bir kişinin nesebi bana yakın olsa dahi benim velim (dostum) değildir. Kadı İyaz (r.a.) dedi ki: Denildiğine göre burada kendisinden kinayeli olarak söz edilen kişi Hakem b. Ebi'l-As'tır. Allah en iyi bilendir. "Açıkça" ifadesi ise bunu gizlemeyip, aksine açıkça ifade edip, yaydığı anlamındadır. Hadisten (Allah'ın emirlerine) muhalefet edenlerden uzak kalmak, salihlerle dost olmak ve bundan dolayı bir fitne ile karşılaşmaktan korkmaması halinde de bunu açıkça ilan etmek gerektiği anlaşılmaktadır. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buhâri . «Kitabu'l-Edep» te tahriç etmiştir.

    Onun rivayetinde sarahaten «Âl-î ebî filân» denilmişse de Müslim'in rivayetinde yalnız «Âl'ebi »zikredilmiş sonunu «Yani filân» diyerek tamamlamıştır. Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bununla kimi kasdettiğini ya kendi nefsi hakkında yahut eshabma ait bir fitne ve fesat mülâhaza ettiği için tasrih buyurmamıştır. Kurtubî Müslim'in asıl nüshalarında »filân» kelimesinin yeri açık bırakıldığını sonradan bazı kimselerin tashih yolu ile oraya «fulân» kelimesini yazdığını söyler. Bu kelime bir isimden kinayedis. Kaadî îyâz bununla Hakem b. Ebi'l Âs'ın kasdedildiğini söylemiştir. Hadis-i Şeriften murad Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in velisi yalnız Allah ve salih mu'minler olduğunu bildirmektedir.

    Yani: «Salih mu'minler akrabam olmasada benim için velîdirler. Salih mu'min olmayanlar akrabam dahi olsalar benim için velî olamazlar.» demek istemişlerdir. Kurtubî'ye göre; bu hadisin faidesi yakın akraba dahi olsa mu'minle kâfirin arasındaki vilâyetin kesildiğini anlatmaktır. Tîybî'de şunları söylemiştir: «Hadisin mânası: Ben hiçbir kimseye akrabalık sebebi ile muvâlât ve dostlukta bulunmam. Ben ancak Allah'ı severim. Çünkü O'nun kulları üzerine vacip olan bir hakkı vardır. Salih mu'minleri de Allah rızası için severim. Sevdiklerime iman ve Salâhlarından dolayı muvâlât eylerim. Bu hususta akrabam olup olmamaları mevzubahis değildir.

    Şu kadar var ki; akrabamın akrabalık haklarına da riayet eylerim. Bu tefsir büyük ulema tarafından söylenmiş büyük sözlerdir.» Mu'minlerin salihlerinden kimlerin kastedildiği ihtilaflıdır. Bu hususta birkaç kavil vardır. Şöyle ki : 1- Taberî'nin Katade'den rivayetine göre bunlardan murad Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'dir. 2- İbni Ebî Hatîm'in Süddi'den rivayetine göre murad sahabe-i kiramdır. 3- Yine İbni Ebi Hatim'in Dahhâk'tan rivayetine göre mu'minlerin salihleridir. 4- Yine İbni Ebu Hatim'in Hasan-ı Basrî 'den rivayetine göre Ebi Bekr, Ömer, ve Osman (Radiyallahu Anhüm) hazarâtıdır. 5- Taberî 'nin İbni Mes'ud'dan merfu' olarak tahriç ettiği bir rivayete göre Ebu Bekr ile Ömer (Radiyallahu anhumâ) 'dır.

    Fakat bu hadisin senedinde zaaf vardır. 6- İbni Ebi Hatim'in sahih bir senedle Sa'id b. Cübeyr'den tahriç ettiği bir rivayete göre yalnız Ömer (Radiyallahu anh) dır 7- Kurtubî'nin Müseyyeb b. Şerik'den rivayetine göre hasseten Ebu Bekr (R.A.j'dır. 8- İbni Ebi Hatim'in Mücahit'ten rivayetine göre yalnız Ali (R.A.)'dır

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ قَيْسٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جِهَارًا غَيْرَ سِرٍّ يَقُولُ ‏ "‏ أَلاَ إِنَّ آلَ أَبِي - يَعْنِي فُلاَنًا - لَيْسُوا لِي بِأَوْلِيَاءَ إِنَّمَا وَلِيِّيَ اللَّهُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ ‏"‏ ‏.‏

  18. Hadis no. 520

    Benim ümmetimden yetmiş bin kişi cennete hesapsız girecektir

    Türkçe meal

    Bize Abdurrahman b. Sellam b. Ubeydulâh el-Cümehî rivayet etti. (Dediki): Bize Rabi yani İbni Müslim, Muhammed b. Ziyâd'dan, o da Ebu Hureyre'deh naklen rivayet ettiki Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : "Benim ümmetimden yetmiş bin kişi cennete hesapsız girecektir. " Bir adam: Ey Allah'ın Resulü, Allah'ın beni onlardan kılması için Allah'a dua et, dedi. Allah Resulü: "Allah'ım, onu onlardan kıl" buyurdu. Sonra başka birisi kalktı, o da: Ey Allah'ın Resulü, Allah'ın beni onlardan kılması için Allah'a dua et, dedi. Allah Resulü: "Bunu Ukkaşe senden önce istedi" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 14370

    Nevevî Şerhi

    "Ümmetimden cennete yetmiş bin kişi hesapsız girecek." Bu buyruktan şanı yüce Allah'ın Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ve ümmetine -Allah bu ümmetin fazilet ve şerefini daha da arttırsın- pek büyük ikram ve lütufta bulunduğu anlaşılmaktadır. Yine Müs!im'in sahihinde "onların her birisi ile yetmiş bin kişi olmak üzere yetmiş bin kişi" buyurduğu (3/88) rivayet edilmiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَلاَّمِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ الْجُمَحِيُّ، حَدَّثَنَا الرَّبِيعُ، - يَعْنِي ابْنَ مُسْلِمٍ - عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ يَدْخُلُ مِنْ أُمَّتِي الْجَنَّةَ سَبْعُونَ أَلْفًا بِغَيْرِ حِسَابٍ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ اجْعَلْهُ مِنْهُمْ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَامَ آخَرُ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ سَبَقَكَ بِهَا عُكَّاشَةُ ‏"‏ ‏.‏

  19. Hadis no. 521

    Muhammed b. Ziyâdı dinledim dedi ki: Ebu Hureyreyi şöyle derken işittim: Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve…

    Türkçe meal

    Bize Muhammed b. Bessar da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be rivayet etti. Dedi ki: Muhammed b. Ziyâdı dinledim dedi ki: Ebu Hureyreyi şöyle derken işittim: Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: Şöyle buyururken işittim. Diyerek Rabî'in hadisi gibi rivayet te bulundu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ زِيَادٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏.‏ بِمِثْلِ حَدِيثِ الرَّبِيعِ ‏.‏

  20. Hadis no. 522

    Ümmetimden yetmiş bin kişilik bir zümre cennete girecektir ki bunların yüzleri ondördündeki ayın aydınlığı…

    Türkçe meal

    Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Vehb haber verdi. Dediki: Bana Yunus, .ibni Şihâp'tan naklen haber verdi. Demiş ki: Bana Sa'id b. El-Müseyyeb rivayet etti, ona da Ebu Hureyre rivayet ederek şöyle demiş: Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i "Ümmetimden yetmiş bin kişilik bir zümre cennete girecektir ki bunların yüzleri ondördündeki ayın aydınlığı gibi aydınlatacaktır (ışık saçacaktır)." Ebu Hureyre dedi ki: Bunun üzerine Ukkaşe b. Mihsan el-Esedi üzerindeki çizgili bir elbiseyi (nemire) kaldırarak ayağa kalktı ve: Ey Allah'ın Resulü, beni onlardan kılması için Allah'a dua et, dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de: ''Allah'ım onu onlardan kıl" buyurdu. Sonra Ensar'dan bir adam kalkarak: Ey Allah'ın Resulü, beni onlardan kılması için Allah'a dua et, dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ukkaşe bunu senden önce istedi" buyururken işittim.

    Diğer tahric: Buhari, 6542; Tuhfetu'l-Eşraf, 1332

    Nevevî Şerhi

    "Ukkaşe b. Mihsan." Ukkaşe ismi ayn harfi ötreli olmakla birlikte kef harfi şeddeli ve şeddesiz olarak da okunur. Her ikisi de meşhur birer söyleyiştir, bunları aralarında Sa'leb, Cevheri ve başkalarının da bulunduğu pek çok kimse zikretmiş bulunmaktadır. Sa'leb: Kef harfi şeddelidir, şeddesiz söylendiği olduğu da olur. Metali' sahibi: Şeddeli kullanım daha çoktur demiştir. Kadı İyaz ise burada sadece şeddeli okuyuşu söz konusu etmiştir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ikinci zata: "Bunu Ukkaşe senden önce istedi" buyruğu ile ilgili olarak Kadı İyaz şunları söylemektedir: Denildiğine göre bu ikinci zat Ukkaşe'nin aksine böyle bir konumu hak eden kimselerden olmadığı gibi bu mevkiye ehil olanların niteliklerine de sahip değildi.

    Hayır, bu kişi münafık idi. Bundan dolayı Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de ihtimalli bir söz söyleyerek ona cevap vermiş ve sen onlardan değilsin diye açıkça ifadede bulunmayı uygun görmemiştir. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) güzel geçimli birisi idi. Bir diğer açıklamaya göre Ukkaşe'nin böyle bir isteğinin kabul olunacağına dair bir vahiy önceden bildirilmiş, diğeri için• böyle bir şey söz konusu olmamış da olabilir. Derim ki: Hatib Bağdadi"el-Esmau'l-Mübheme" adlı eserinde belirttiğine göre bu adamın Sa'd b. Ubade (r.a.) olduğu söylenir. Eğer bu sahih ise bu istekte bulunan kimsenin münafık olduğunu ileri süren kişinin görüşü de çürümüş olur.

    Bununla birlikte daha güçlü ve tercih edilen son kanaattir. Allah en iyi bilendir. "Çizgili elbisesini (nemire) kaldırarak" Nemire beyaz, siyah ve kırmızı çizgileri bulunan elbiseye denilir. Farklı renklerde çizgileri olması bakımından nemir denilen kaplan derisi ile bu ortak yönü dolayısıyla bu isim verilmiş gibidir. Nemire Arapların kullandıkları izar (belden aşağısını örten elbise)lerdendir. DAVUDOĞLU ŞERHİ 219.sayfada

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، حَدَّثَهُ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ يَدْخُلُ مِنْ أُمَّتِي زُمْرَةٌ هُمْ سَبْعُونَ أَلْفًا تُضِيءُ وُجُوهُهُمْ إِضَاءَةَ الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ فَقَامَ عُكَّاشَةُ بْنُ مِحْصَنٍ الأَسَدِيُّ يَرْفَعُ نَمِرَةً عَلَيْهِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اللَّهُمَّ اجْعَلْهُ مِنْهُمْ ‏"‏ ثُمَّ قَامَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ سَبَقَكَ بِهَا عُكَّاشَةُ ‏"‏ ‏.‏