Riyazus Salihin, 1870. hadis
Kıyamet gününde insanların efendisi benim. Bu da neden biliyor musunuz? Allah Teâlâ…
Diyanet baskısında 1873. hadis
Arapça metin
« وعنه قال كنا مع رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم في دعوة فرفع إليه الذراع وكانت تُّعجبه فَنَهسَ منها نَهَسةَ وقال : أنا سيد الناس يوم الْقِيَامَةِ ، هَلْ تَدْرُونَ مِمَّ ذَاكَ ؟ يَجْمعُ اللَّه الأوَّلِينَ والآخِرِينَ في صعِيدٍ وَاحِد ، فَيَنْظُرُهمُ النَّاظِرُ ، وَيُسمِعُهُمُ الدَّاعِي ، وتَدْنُو مِنْهُمُ الشَّمْسُ ، فَيَبْلُغُ النَّاسُ مِنَ الْغَمِّ والْكَرْبِ مَالاَ يُطيقُونَ وَلاَ يحْتَمِلُونَ ، فَيَقُولُ النَّاسُ : أَلاَ تَروْنَ إِلى مَا أَنْتُمْ فِيهِ ، إِلَى ما بَلَغَكُمْ ؟ أَلاَ تَنْظُرُونَ مَنْ يشْفَعُ لَكُمْ إِلى رَبَّكُمْ ؟
فيَقُولُ بعْضُ النَّاسِ لِبَعْضٍ : أبُوكُمْ آدَمُ ، ويأتُونَهُ فَيَقُولُونَ : يَا أَدمُ أَنْتَ أَبُو الْبَشرِ ، خَلَقَك اللَّه بيِدِهِ ، ونَفخَ فِيكَ مِنْ رُوحِهِ ، وأَمَرَ المَلائِكَةَ فَسَجَدُوا لَكَ وَأَسْكَنَكَ الْجَنَّةَ ، أَلا تَشْفعُ لَنَا إِلَى ربِّكَ ؟ أَلاَ تَرى مَا نَحْنُ فِيهِ ، ومَا بَلَغَنَا ؟ فَقَالَ : إِنَّ رَبِّي غَضِبَ غضَباً لَمْ يغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ . وَلاَ يَغْضَبُ بَعْدَهُ مِثْلَهُ ، وَإِنَّهُ نَهَاني عنِ الشَّجَرةِ ، فَعَصَيْتُ . نَفْسِي نَفْسِي نَفْسي . اذهَبُوا إِلَى غَيْرِي ، اذْهَبُوا إِلَى نُوحٍ . فَيَأْتُونَ نُوحاً فَيقُولُونَ : يَا نُوحُ ، أَنْتَ أَوَّلُ الرُّسُل إِلى أَهْلِ الأرْضِ ، وَقَدْ سَمَّاك اللَّه عَبْداً شَكُوراً ، أَلا تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ ، أَلاَ تَرَى إِلَى مَا بَلَغَنَا ، أَلاَ تَشْفَعُ لَنَا إِلَى رَبِّكَ؟ فَيَقُولُ : إِنَّ ربِّي غَضِبَ الْيوْمَ غَضَباً لمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ ، وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ، وَأَنَّهُ قدْ كانَتْ لِي دَعْوةٌ دَعَوْتُ بِهَا عَلَى قَوْمِي ، نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي ، اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى إِبْرَاهِيمَ . فَيْأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ فَيَقُولُونَ : يَا إِبْرَاهِيمُ أَنْتَ نَبِيُّ اللَّهِ وَخَلِيلُهُ مِنْ أَهْلِ الأرْضِ ، اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ ، أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ ؟ فَيَقُولُ لَهُمْ : إِنَّ ربِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَباً لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ ، وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ وَإِنِّي كُنْتُ كَذَبْتُ ثَلاَثَ كَذْبَاتٍ نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي، اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي ، اذْهَبُوا إِلَى مُوسَى . فَيأْتُونَ مُوسَى ، فَيقُولُون : يا مُوسَى أَنْت رسُولُ اللَّه ، فَضَّلَكَ اللَّه بِرِسالاَتِهِ وبكَلاَمِهِ على النَّاسِ ، اشْفعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ ، أَلاَ تَرَى إِلى مَا نَحْنُ فِيهِ ؟ فَيَقول إِنَّ ربِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَباً لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ ، وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ وَإِنِّي قَدْ قتَلْتُ نَفْساً لَمْ أُومرْ بِقْتلِهَا. نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي ، اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي ، اذْهَبُوا إِلَى عِيسى . فَيَأْتُونَ عِيسَى . فَيقُولُونَ : يا عِيسى أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ وَكلمتُهُ أَلْقَاهَا إِلَى مَريم ورُوحٌ مِنْهُ وَكَلَّمْتَ النَّاسَ في المَهْدِ . اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ . أَلاَ تَرَى مَا نَحْنُ فِيهِ ، فيَقولُ : : إِنَّ ربِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَباً لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ ، وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ ، وَلمْ يَذْكُرْ ذنْباً ، نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي ، اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي ، اذْهَبُوا إِلَى مُحمَّد صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم . فيأْتون محَمداً صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم .
وفي روايةٍ : « فَيَأْتُوني فيَقُولُونَ : يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ رسُولُ اللَّهِ ، وَخاتَمُ الأَنْبِياءَ ، وقَدْ غَفَرَ اللَّه لَكَ ما تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَما تَأخَّر ، اشْفَعْ لَنَا إِلَى ربِّكَ ، أَلاَ تَرَى إِلَى ما نَحْنُ فِيهِ ؟ فَأَنْطَلِقُ ، فَآتي تَحْتَ الْعَرْشِ ، فأَقَعُ سَاجِداً لِربِّي » ثُمَّ يَفْتَحُ اللَّه عَلَيَّ مِنْ مَحَامِدِهِ ، وحُسْن الثَّنَاءِ عَلَيْهِ شَيْئاً لِمْ يَفْتَحْهُ عَلَى أَحَدٍ قَبْلِي ثُمَّ يُقَالُ : يَا مُحَمَّدُ ارفَع رأْسكَ ، سَلْ تُعْطَهُ ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ ، فَأَرفَعُ رَأْسِي ، فَأَقُولُ أُمَّتِي يَارَبِّ ، أُمَّتِي يَارَبِّ ، فَيُقَالُ : يامُحمَّدُ أَدْخِلْ مِنْ أُمَّتك مَنْ لاَ حِسَابَ عَلَيْهِمْ مِنَ الْباب الأَيْمَنِ مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ وهُمْ شُركَاءُ النَّاسِ فِيمَا سِويَ ذَلِكَ مِنَ الأَبْوَابِ » ثُمَّ قال : « وَالَّذِي نَفْسِي بِيدِهِ إِنَّ مَا بَيْنَ المصراعَيْنِ مِنْ مَصَارِيعِ الْجَنَّةِ كَمَا بَيْن مَكَّةَ وَهَجَر ، أَوْ كَمَا بَيْنَ مَكَّةَ وَبُصْرَى » متفقٌ عليه.
Türkçe meal (Kandemir, Çakan, Küçük çevirisi (Erkam Yayınları, 2016), c. VII, s. 559)
Ebû Hureyre radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir yemek dâvetinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber bulunuyorduk. Kendisine etin kol tarafı ikram edildi. Resûl-i Ekrem etin kol tarafını severdi. Ondan bir lokma kopardıktan sonra şöyle buyurdu:
“Kıyamet gününde insanların efendisi benim. Bu da neden biliyor musunuz? Allah Teâlâ gelmiş gelecek bütün insanları düz bir yere toplayacak. Orası, insanlara bakan kimsenin hepsini görebileceği, onlara çağıranın hepsine sesini duyurabileceği bir yerdir. Güneş onlara yaklaşacak, insanlar sıkıntıdan ve kederden artık dayanamayacak hale gelince birbirlerine:
- İçinde bulunduğunuz sıkıntıyı, başınıza gelen hali görmüyor musunuz? Halinizi Rabbinize arzederek size şefaat edecek birini bulmayı düşünmüyor musunuz? diyecekler. Bazıları ötekilerine:
- Babanız Âdem’e gidiniz, diyecekler. Âdeme gelip:
- Ey Âdem! Sen insanların babasısın. Seni Allah kudret eliyle yarattı. Sana kendi rûhundan üfledi. Meleklere sana secde etmelerini emretti, onlar da secde ettiler. Seni cennete yerleştirdi. Rabbine varıp bizim için şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali, başımıza gelen derdi görmüyor musun? diyecekler. O da:
- Bugün Rabbim çok gazaplı. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Rabbim o ağaca yaklaşmamı yasakladı, ama ben O’nu dinlemedim. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; Nûh’a gidin, diyecek. Onlar da Nûh’a gelerek:
- Ey Nûh! Sen yeryüzü halkına gönderilen resûllerin ilkisin. Allah Teâlâ sana “çok şükreden kul” demişti. İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? Başımıza gelenleri görmüyor musun? Rabbinin huzurunda bize şefaat etmeyecek misin? diyecekler. O da:
- Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Benim bir duam vardı; onu da kavmimin aleyhine kullandım. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin. İbrâhim’e gidin, diye karşılık verecek. Onlar da İbrâhim’e gelerek:
- Sen Allah’ın peygamberisin, yeryüzü halkı içinde Allah’ın dostu sensin. Rabbinin huzurunda bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? diyecekler. O da şunları söyleyecek:
- Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Ben vaktiyle üç yalan söylemiştim. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; Mûsâ’ya gidin. Onlar da Mûsâ’ya gelerek şöyle diyecekler:
- Ey Mûsâ! Sen Allah'ın Resûlüsün. Allah sana peygamberlik vermek ve seninle konuşmak suretiyle seni diğer insanlardan üstün kılmıştır. Rabbinin huzurunda bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun? O da:
- Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Ben öldürülmesine dair emir almadığım bir adamı öldürdüm. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; Îsâ’ya gidin, diyecek. Onlar da Îsâ’ya gelerek:
- Ey Îsâ! Sen Allah’ın Resûlü, O’nun Meryem’e yönelttiği kelimesi ve O’nun yarattığı bir ruhsun. Sen daha beşikte iken insanlarla konuştun. Rabbinin huzurunda bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? diyecekler. Îsâ da:
- Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır, diyecek, ama bir günah zikretmeyecek. Sonra da, asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; Muhammed’e gidin, diyecek.
Başka bir rivayete göre Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu: Onlar da bana gelerek:
- Yâ Muhammed! Sen Allah’ın Resûlü ve son peygambersin. Allah Teâlâ senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışlamıştır. Rabbinin huzurunda bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? diyecekler. Ben de yürüyüp Arş’ın altına geleceğim, Rabbime secdeye kapanacağım. Sonra Allah Teâlâ daha önce kimseye öğretmediği en güzel hamdü senâyı bana ilham edecek. Sonra bana hitaben:
- Yâ Muhammed! Secdeden başını kaldır! İste! İstediğin sana verilecek. Şefaat et, şefaatin kabul edilecek, buyuracak. Ben de başımı secdeden kaldıracağım ve:
- Yâ Rabbî! Ümmetimi bana bağışla! Yâ Rabbî! Ümmetimi kurtar! Yâ Rabbî! Ümmetimi bağışla! diye yalvaracağım. O zaman bana:
- Yâ Muhammed! Ümmetinden hesaba çekilmeyecek olanları cennet kapılarının en sağındaki Bâbü’l-eymen’den içeri al! Onlar başkalarıyla beraber cennetin diğer kapılarından da gireceklerdir, buyurulacak. Sonra Resûl-i Ekrem sözüne şöyle devam etti: Canımı kudretiyle yaşatan Allah’a yemin ederim ki, cennet kapılarının iki kanadı arasındaki mesafe, Mekke ile (Bahreyn’deki) Hecer veya Mekke ile (Suriye’deki) Busrâ arasındaki mesafe kadar geniştir.”
Buhârî, Enbiyâ 3, 9, Tefsîru sûre (17), 5; Müslim, Îmân 327, 328. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyâmet 10
Kaynak: M. Yaşar Kandemir, İsmail Lütfi Çakan, Raşit Küçük, Riyâzü's-Sâlihîn: Peygamberimizden Hayat Ölçüleri (Tercüme ve Şerh), 8 cilt, Erkam Yayınları, İstanbul 2016, c. VII, s. 559, 1870 numaralı hadis (yayınevi)
Diyanet İşleri Başkanlığı çevirisi (2015) meali1873. hadis, c. III, s. 389Göster
Ebû Hüreyre’den (ra) nakledilmiştir: Bir gün Resûlullah ile bir davette idik. Kendisine bir koyunun kolu ikram edildi. O, etin bu kısmını severdi. Ondan bir lokma kopardı, sonra:
– Ben kıyamet gününde insanların efendisiyim. Bunun sebebini bilir misiniz, diyerek şöyle buyurdu :
– Allah Teâlâ, (gelmiş-geçmiş) herkesi kıyamet gününde, düz ve geniş bir sahada toplayacaktır. Öyle ki onları gözeten biri hepsini görebilecek, onlara seslenen biri de sesini hepsine duyurabilecektir. Güneş de insanlara yaklaşacaktır. O kadar ki artık mahşer halkının hüzün ve sıkıntısı dayanılmayacak bir dereceye varacaktır. Bunun üzerine insanlar birbirlerine:
– İçinde bulunduğunuz şu (dayanılmaz) hâli görmüyor musunuz? Rabbinize karşı size aracılık (şefaat) yapacak birine bakmayacak mısınız, diyecekler. Bunun üzerine içlerinden bazısı bazısına:
– Bu babanız Âdem (as) olabilir, der ve bunun üzerine Âdem’e (as) gelerek:
– Ey Âdem, sen insanların babasısın, Allah seni eliyle yarattı, sana kendi ruhundan üfledi (hayat verdi). Meleklere emretti ve sana secde ettiler (saygı gösterdiler). Seni cennete yerleştirdi. Bizim için Rabbine aracılık edemez misin? İçinde bulunduğumuz şu (dayanılmaz) hâli görmüyor musun, diyecekler. Âdem de (as): Rabbim bugün, daha önce hiç öfkelenmediği ve daha sonra da hiç öfkelenmeyeceği kadar çok öfkelendi. Çünkü bana (cennetteki) o ağacın meyvelerinden yemeyi yasaklamıştı ben ise (ondan yiyip Allah’a) asi olmuştum. Bundan dolayı ben kendimi düşünüyorum, kendimi, kendimi! Siz benden başkasına bakın; Nuh’a (as) gidin, diyecektir. Onlar da Nuh Peygambere gidip:
– Ey Nuh, sen, yeryüzündeki insanlara gönderilen Resûllerin ilkisin. Allah seni (Kur’an’da) “çok şükreden kul” diye nitelendirdi. İçinde bulunduğumuz (dayanılmaz) vaziyeti görmüyor musun? Bizim için Rabbine aracılık edemez misin, diyecekler. Nuh da (as): Rabbim bugün, daha önce hiç öfkelenmediği ve daha sonra da hiç öfkelenmeyeceği kadar çok öfkelendi. Çünkü ben vaktiyle kavmimin helâkı için dua etmiştim. Bundan dolayı ben kendimi düşünüyorum, kendimi, kendimi! Siz benden başkasına bakın, İbrahim’e (as) gidin. Onlar da Hz. İbrahim’e varıp:
– Ey İbrahim, sen Allah’ın Peygamberi ve yeryüzündeki halk içinde Allah’ın dostusun. Bizim için Rabbine aracılık edemez misin? İçinde bulunduğumuz şu (dayanılmaz) hâlimizi görmüyor musun, diyecekler. İbrahim de (as):
– Rabbim bugün, daha önce hiç öfkelenmediği ve daha sonra da öfkelenmeyeceği kadar çok öfkelendi. Çünkü ben vaktiyle üç yerde yalan söylemiştim. Bu yüzden ben kendimi düşünüyorum, kendimi, kendimi! Siz benden başkasına bakın, Musa’ya (as) gidin. Onlar da Musa’ya (as) varıp:
– Ey Musa, sen Allah’ın Resûlüsün. Allah, sana peygamberlik vermek ve seninle konuşmak suretiyle seni diğer insanlardan üstün kılmıştır. Bizim için Rabbine aracılık edemez misin? İçinde bulunduğumuz şu hâlimizi görmüyor musun, diyecekler. Musa (as) da onlara:
– Rabbim bugün, daha önce hiç öfkelenmediği ve daha sonra da öfkelenmeyeceği kadar çok öfkelendi. Çünkü ben vaktiyle, emrolunmadığım hâlde bir adamı (kazara) öldürdüm. Bundan dolayı ben kendimi düşünüyorum, kendimi, kendimi! Siz benden başkasına bakın, İsa’ya (as) gidin. Onlar da İsa’ya (as) varıp: Ey İsa, sen Allah’ın Resûlü ve O’nun Meryem’e verdiği sözüsün. Allah’ın üflemesiyle vücuda gelen bir ruhsun. Sen ki daha beşikte iken insanlarla konuştun. Bizim için Rabbine aracılık edemez misin? İçinde bulunduğumuz şu hâli görmüyor musun, diyecekler. Hz. İsa da onlara: “Rabbim bugün, daha önce hiç öfkelenmediği ve daha sonra da öfkelenmeyeceği kadar çok öfkelendi. ” dedi ve her hangi bir günah söylemedi. “Ben kendimi düşünüyorum, kendimi, kendimi! Siz benden başkasına bakın, Muhammed’e gidin!” diyecek. Onlar da Muhammed’e gelirler: (Bir diğer rivayette “Bana gelirler. ” ve:) Yâ Muhammed, sen Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncususun. Allah senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışladı. Bizim için Rabbine aracılık edemez misin? İçinde bulunduğumuz şu hâli görmüyor musun, diyecekler. Bunun üzerine ben de hemen Allah Teâlâ’nın Arşı altına varıp Rabbime secdeye kapanacağım. Secdede, Allah benden evvel hiçbir peygambere ilham etmediği en güzel hamdü senayı bana ilham buyuracak. Sonra Yüce Allah bana: “Yâ Muhammed, başını secdeden kaldır! İste, dilediğin verilecek; aracılık et, kabul edilecek!” buyuracaktır. Ben de secdeden başımı kaldırıp: “Ümmetim, ey Rabbim, ümmetim, ey Rabbim, (onları bağışla!)” diyeceğim. Yüce Allah bana: “Yâ Muhammed, ümmetinden hesap ve sorguya lüzumu olmayanları cennet tedir. İlki, putperestlerin bayramına katılmamak için onlara “hasta olduğunu” söylemesi (Sâffât, 37/88-89); ikincisi, onlar ba yram yerinde iken, putlarını kimin kırdığını sorduklarında en büyük putu göstererek “o yaptı” demesidir. (Enbiyâ, 21/63) Üçüncüsü ise, Mısır’da bulunduğu sırada kadın düşkünü bir kral karşısında can güvenliği kaygısıyla din kardeşliğini kastederek eşi Sâre’yi “kız kardeşi” olarak tanıtmasıdır. (Bk. Buhârî, “Enbiyâ”, 8; DİA, “İbrahim” c. XXI. s. 266-273.) Bununla birlikte, Fahri Râzî gibi rivayetin bizzat kendisini eleştiren âlimler de vardır. kapılarından olan sağ kapıdan koy. Onlar, cennetin diğer kapılarından girişte de diğer insanlarla ortaktırlar. ” buyuracaktır, dedi. Sonra Resûl-i Ekrem (bu hadisin sonunda): Bu canı bu tende tutan Allah Teâlâ’ya yemin ederim ki, cennetin kapılarındaki iki kanadın arası Mekke ile Hecer (Bahreyn), yahut Mekke ile (Suriye’deki) Busra arası kadar geniştir, buyurdu. (B3340, B3361 Buhârî, Enbiyâ, 3, 9, B4712 Buhârî, Tefsîr, (Benî İsraîl) 5; M480-M481 Müslim, Îmân, 327, 328)
Kaynak: M. Emin Özafşar, Bünyamin Erul (çev.), Riyâzü's-Sâlihîn: Metin ve Çeviri, 3 cilt, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2015, c. III, s. 389, 1873 numaralı hadis.
Atıf ve kaynak gösterimiAPA, BibTeX ve düz metin biçimlerinde kopyalayın.Göster
Atıf ve kaynak
İhtiyacınıza uygun formatı tek tıkla kopyalayın.
APA
Hadis Kitapları. (2026). Riyazus Salihin, 1870 Nolu Hadis. Riyazus Salihin. https://hadiskitaplari.com/riyazus-salihin/belli-bir-konuya-ait-olmayan-ilgi-cekici-hadisler/1870
BibTeX
@misc{hadiskitaplari_riyazus_salihin_1870_nolu_hadis_2026,
author = {{Hadis Kitapları}},
title = {Riyazus Salihin, 1870 Nolu Hadis},
year = {2026},
url = {https://hadiskitaplari.com/riyazus-salihin/belli-bir-konuya-ait-olmayan-ilgi-cekici-hadisler/1870},
note = {Kaynak: Riyazus Salihin}
}Düz metin
Hadis Kitapları. "Riyazus Salihin, 1870 Nolu Hadis". Riyazus Salihin. https://hadiskitaplari.com/riyazus-salihin/belli-bir-konuya-ait-olmayan-ilgi-cekici-hadisler/1870