İçeriğe geç

Riyazus Salihin, 31. hadis

Sizden önceki ümmetler içinde bir padişah, bir de onun sihirbazı vardı. Bu sihirbaz…

Diyanet baskısında 30. hadis

Arapça metin

وعن صهيب رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال‏:‏ ‏ "‏ كان ملك فيمن كان قبلكم، وكان له ساحرٌ، فلما كبر قال للملك ‏:‏ إني قد كبرت فابعث إلى غلاماً أعلمه السحر؛ فبعث إليه غلاماً يعلمه، وكان في طريقه إذا سلك راهبٌ، فقعد إليه وسمع كلامه فأعجبه، وكان إذا أتى الساحر مر بالراهب وقعد إليه، فإذا أتى الساحر ضربه، فشكا ذلك إلى الراهب فقال‏:‏ إذا خشيت الساحر فقال‏:‏ حبسني أهلي، وإذا خشيت أهلك فقل‏:‏ حبسني الساحر‏.‏ فبينما هو على ذلك إذ أتى على دابةٍ عظيمةٍ قد حبست الناس فقال‏:‏ اليوم أعلم آلساحر أفضل أم الراهب أفضل‏؟‏ فآخذ حجراً فقال‏:‏ اللهم إن كان أمر الراهب أحب إليك من أمر الساحر فاقتل هذه الدابة حتى يمضي الناس، فرماها فقتلها ومضى الناس، فأتى الراهب فأخبره‏.‏ فقال له الراهب‏:‏ أي بني أنت اليوم أفضل مني، قد بلغ أمرك ما أرى، وإنك ستبتلى، فإن ابتليت فلا تدل علي؛ وكان الغلام يبرئ الأكمه والأبرص، ويداوي الناس من سائر الأدواء‏.‏ فسمع جليس للملك كان قد عمي، فأتاه بهدايا كثيرةٍ فقال‏:‏ ما هاهُنا لك أجمع إن أنت شفيتنى، فقال‏:‏ إني لا أشفي أحداً إنما يشفى الله تعالى، فإن آمنت بالله دعوت الله فشفاك، فآمن بالله تعالى فشفاه الله تعالى، فأتى الملك فجلس إليه كما كان يجلس فقال له الملك‏:‏ من ردّ عليك بصرك‏؟‏ فقال‏:‏ ربي قال‏:‏ ولك رب غيري ‏؟‏‏(‏ قال‏:‏ ربي وربك الله، فأخذه فلم يزل يعذبه حتى دل على الغلام، فجئ بالغلام فقال له الملك‏:‏ أى بني قد بلغ من سحرك ما تبرئ الأكمه والأبرص وتفعل وتفعل فقال‏:‏ إني لا أشفي أحداً، إنما يشفي الله تعالى، فأخذه فلم يزل يعذبه حتى دل على الراهب؛ فجيء بالراهب فقيل له‏:‏ ارجع عن دينك، فأبى ، فدعا بالمنشار فوضع المنشار في مفرق رأسه، فشقه حتى وقع شقاه، ثم جيء بجليس الملك فقيل له‏:‏ ارجع عن دينك فأبى، فوضع المنشار في مفرق رأسه، فشقه به حتى وقع شقاه، ثم جيء بالغلام فقيل له ارجع عن دينك فأبى، فدفعه إلى نفر من أصحابه فقال‏:‏ اذهبوا به إلى جبل كذا وكذا فاصعدوا به الجبل فقال‏:‏ اللهم اكفنيهم بما شئت، فرجف بهم الجبل فسقطوا، وجاء يمشي إلى الملك، فقال له الملك‏:‏ ما فعل أصحابك‏؟‏ فقال‏:‏ كفانيهم الله تعالى، فدفعه إلى نفر من أصحابه فقال ‏:‏ اذهبوا به فاحملوه في قرقور وتوسطوا به البحر، فإن رجع عن دينه وإلا فاقذفوه، فذهبوا به فقال‏:‏ اللهم اكفنيهم بما شئت، فانكفأت بهم السفينة فغرقوا، وجاء يمشي إلى الملك‏.‏ فقال له الملك ‏:‏ ما فعل أصحابك‏؟‏ فقال‏:‏ كفانيهم الله تعالى‏.‏ فقال الملك إنك لست بقاتلي حتى تفعل ما آمرك به‏.‏ قال ‏:‏ ما هو‏؟‏ قال ‏:‏ تجمع الناس في صعيد واحد، وتصلبني على جذع ، ثم خذ سهماً من كنانتي، ثم ضع السهم في كبد القوس ثم قل‏:‏ بسم الله رب الغلام ثم ارمني، فإنك إن فعلت ذلك قتلتني ‏.‏ فجمع الناس في صعيد واحد، وصلبه على جذع، ثم أخذ سهما من كنانته، ثم وضع السهم في كبد القوس، ثم قال‏:‏ بسم الله رب الغلام، ثم رماه فوقع السهم في صدغه، فوضع يده في صدغه فمات‏.‏ فقال الناس آمنا برب الغلام، فأتى الملك فقيل له‏:‏ أرأيت ما كنت تحذر قد والله نزل بك حذرك‏.‏ قد آمن الناس‏.‏ فأمر بالأخدود بأفواه السكك فخدت وأضرم فيها النيران وقال‏:‏ من لم يرجع عن دينه فأقحموه فيها أو قيل له ‏:‏ اقتحم ، ففعلوا حتى جاءت امرأة ومعها صبى لها، فتقاعست ان تقع فيها، فقال لها الغلام‏:‏ يا أماه اصبري فإنك على الحق‏"‏ ‏(‏‏(‏رواه مسلم‏)‏‏)‏‏.‏

Türkçe meal (Kandemir, Çakan, Küçük çevirisi (Erkam Yayınları, 2016), c. I, s. 224)

Suheyb (-i Rûmî) radıyallâhü anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Sizden önceki ümmetler içinde bir padişah, bir de onun sihirbazı vardı. Bu sihirbaz yaşlanınca, padişaha:

- “Ben yaşlandım, bana genç birini göndersen de ona sihirbazlığı öğretsem” dedi.

Padişah da ona bir genç gönderdi. Gencin yolu üzerinde bir rahip bulunmaktaydı. Genç ona uğradı, yanında oturdu ve konuşmalarını dinledi, beğendi. Sihirbaza her gittiğinde rahibe uğrar ve yanında bir süre kalırdı. Sihirbaz ona “niçin geç kaldın?” diye kızar ve döğerdi. Delikanlı bu durumu rahibe şikâyet etti. O da şöyle dedi:

- Sihirbazdan korktuğunda, “evdekiler alıkoydular”de; âilenden çekindiğinde de “sihirbaz alıkoydu” de.

Genç, durumu böylece idare edip giderken, bir gün yolda insanların gelip geçmesine engel olan büyük ve yırtıcı bir hayvana rastladı ve kendi kendine “Sihirbazın mı yoksa râhibin mi daha üstün olduğunu işte şimdi öğreneceğim” diyerek bir taş aldı ve “Ey Allahım, rahibin yaptıklarını sihirbazın yaptıklarından daha çok seviyorsan, şu hayvanı öldür ki insanlar yollarına devam etsinler” dedi ve taşı hayvana doğru fırlatıp onu öldürdü. Halk da geçip gitti. Daha sonra delikanlı râhibe gelip olayı anlattı. Râhip ona:

- Delikanlı! Şimdi artık sen benden daha üstünsün. Zira sen bu gördüğüm mertebeye erişmişsin. Öyle sanıyorum ki, sen yakında bir belâya uğratılacaksın. Böyle bir şey olursa, sakın benim bulunduğum yeri kimseye gösterme! Dedi.

 Delikanlı, körleri, alaca hastalığına tutulmuş olanları kurtarır ve diğer hastalıkları da tedâvî ederdi. Padişahın o sıralarda kör olmuş bir yakını bunu duydu, değerli hediyelerle birlikte delikanlıya gitti ve:

- Eğer beni tedâvî edersen, bütün bunlar senin olacak dedi.

Delikanlı:

- Ben kendiliğimden kimseye şifâ veremem. Şifayı ancak Allah Teâlâ verir. Eğer sen Yüce Allah’a inanırsan, ben ona dua ederim, o da (dilerse) sana şifa verir, dedi.

Adam iman etti. Allah Teâlâ da ona şifa verdi. Adam eskiden olduğu gibi padişahın yanına gelip meclisteki yerini aldı.

Padişah:

- Senin gözünü kim iyi etti? diye sordu. O da:

- Rabbim, dedi.

Bu defa Padişah:

- Senin benden başka rabbin mi var? diye gürledi.

Adam:

- Benim de senin de rabbin Allah Teâlâ’dır, dedi.

 Bunun üzerine sinirlenen padişah adamı tutuklattı ve gencin yerini gösterinceye kadar ona işkence ettirdi. Sonuçta adam gencin yerini söyledi. Delikanlı getirildi. Padişah ona:

- Delikanlı, demek senin sihirbazlığın körleri ve alacaları iyi edecek dereceye ulaşmış. Duydum ki sen epeyce işler yapıyormuşsun, öyle mi? diye sordu.

Delikanlı:

- Hayır, ben kimseye şifa veremem. Şifa veren Allah Teâlâ’dır dedi. Padişah delikanlıyı tutuklattı ve rahibin yerini gösterinceye kadar ona işkence ettirdi. Neticede rahip getirildi ve kendisine “dininden dön!” denildi. Rahip bu teklife yanaşmadı. Bunun üzerine padişah bir testere getirtip başının tam ortasından rahibi ikiye biçtirdi. Rahibin parçalarının her biri bir yana düştü. Sonra Padişahın adamı getirildi ona da “dininden dön!” denildi. Ancak o da kabul etmedi. Padişah onu da parçalarının her biri bir tarafa düşünceye kadar testere ile başının ortasından ikiye biçtirdi. Daha sonra delikanlı getirildi ve “dininden dön (yoksa öleceksin)” diye tehdit edildi, fakat delikanlı direndi. Padişah delikanlıyı adamlarından bir gruba teslim etti ve onlara şu talimatı verdi:

 - Bunu şu dağın tepesine çıkarın, dininden dönerse ne âlâ, değilse, aşağıya yuvarlayın gitsin.

Delikanlıyı götürdüler, dağın tepesine çıkardılar.

Delikanlı:

“Allah’ım, beni bunların elinden nasıl dilersen öylece kurtar!” diye dua etti. Bunun üzerine dağ sarsıldı ve onlar aşağı yuvarlandılar. Delikanlı sapasağlam yürüyerek padişahın yanına döndü. Padişah ona:

- Yanındakiler ne oldu? Dedi.

Delikanlı da:

- Allah beni onların elinden kurtardı, dedi. Bunun üzerine padişah, delikanlıyı adamlarından bir başka gruba teslim etti ve:

 - Bunu Kurkur denilen bir gemiye bindirip denizin ortasına götürün. Dininden dönerse ne âlâ, değilse, denize atın gitsin, dedi.

Delikanlıyı alıp götürdüler. O: “Allah’ım, beni bunların elinden dilediğin şekilde kurtar!” diye dua etti.

Gemi içindekilerle beraber ala-bora oldu, hepsi boğuldu. Delikanlı sağ-salim padişahın yanına döndü.

Padişah onu görünce:

 - Yanındakiler ne oldu? diye sordu.

Delikanlı da:

- Allah beni onların elinden kurtardı, dedi ve ilâve etti:

- Benim sana söyleyeceklerimi yapmadıkça beni öldüremezsin.

Padişah:

- Neymiş onlar? Dedi.

Delikanlı:

- Halkı geniş bir meydanda topla. Beni de bir hurma kütüğüne bağla. Okdanlığımdan bir ok al, yayın tam ortasına koy. Sonra da “Delikanlının rabbinin adıyla de ve at. İşte ancak bunu yaparsan beni öldürebilirsin” dedi.

Padişah halkı geniş bir meydanda topladı. Delikanlıyı hurma kütüğüne bağladı. Sonra delikanlının sadağından bir ok aldı, yayına yerleştirdi. “Delikanlının rabbi olan Allah adıyla” deyip oku fırlattı. Ok, delikanlının şakağına isabet etti. Delikanlı elini şakağına koydu ve oracıkta öldü.

Bunun üzerine halk:

-Biz, delikanlının rabbine iman ettik, dediler. Daha sonra durumu padişaha ileterek:

-Gördün mü çekindiğin şey nihâyet başına geldi; halk iman etti, dediler. Bunun üzerine padişah, sokak başlarına büyük hendekler kazılmasını emretti. Hendekler ateşle doldurulmuştu.

Padişah:

-Bu yeni dinden dönmeyen herkesi, zorla ateşe atın (yahut “onları ateşe girmeye zorlayın”) dedi.

Emri yerine getirdiler. En sonunda kucağında çocuğu ile bir kadın geldi, bir ara ateşe girmemek ister gibi yaptı, sendeledi. Çocuk:

- “Anneciğim, sık dişini, sabret, çünkü sen hak din üzeresin!” de(mek suretiyle annesini cesaretlendir)di.

Müslim, Zühd 73

Kaynak: M. Yaşar Kandemir, İsmail Lütfi Çakan, Raşit Küçük, Riyâzü's-Sâlihîn: Peygamberimizden Hayat Ölçüleri (Tercüme ve Şerh), 8 cilt, Erkam Yayınları, İstanbul 2016, c. I, s. 224, 31 numaralı hadis (yayınevi)

Diyanet İşleri Başkanlığı çevirisi (2015) meali30. hadis, c. I, s. 71Göster

Suheyb’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle demiştir: Sizden evvelkiler içinde bir kral ve bir de onun kâhini vardı. Bu kâhin ihtiyarlayınca krala:

– Ben ihtiyarladım, bana bir genç gönder de ona kâhinlik öğreteyim, dedi. Kral da ona öğretmesi için bir delikanlı gönderdi. Gencin yolu üzerinde bir rahip vardı. Delikanlı rahibin yanında bir müddet oturdu ve sözlerine kulak verdi, söyledikleri hoşuna gitti. Sonra kâhine her gidişinde rahibe uğrar ve onun yanında oturur oldu. Kâhinin yanına geldiğinde (geç kaldın) diye kâhin delikanlıyı döverdi. Delikanlı bu durumu rahibe söyleyince, rahip ona: Kâhinden korktuğunda, “Evde alıkoydular”; ailenden korktuğunda da, “Kâhin alıkoydu” de, diye tavsiye etti. Durum böyle devam edip giderken, delikanlı günün birinde insanların yolunu kesen büyük bir hayvana rastladı ve bunun üzerine: Kâhinin mi yoksa rahibin mi üstün olduğunu işte bugün öğreneceğim, diyerek eline bir taş aldı ve: Allah’ım, eğer rahibin işlerini, kâhinin işlerinden fazla seviyorsan hayvanı öldür ki insanlar geçsin, dedi ve taşı hayvana attı, onu öldürdü. Halk da yoluna devam etti. Sonra delikanlı rahibin yanına geldi ve olanları ona anlattı. Rahip ona:

– Yavrucuğum, bugün sen benden üstünsün, senin şanın gördüğüm dereceye ermiş, sen yakında muhakkak bir belaya uğrayacaksın. Eğer başına bela gelirse, benim bulunduğum yeri kimseye söyleme, dedi. Delikanlı, körleri, alaca hastalığına tutulanları kurtarır, insanların diğer hastalıklarını da tedavi ederdi. Kralın meclis arkadaşlarından o günlerde kör olan birisi bunu duydu, birçok hediye ile delikanlının yanına gitti ve:

– Eğer, beni hastalığımdan kurtarırsan bu hediyeleri sana vereceğim, dedi. Delikanlı da:

– Ben kimseye şifa veremem, ancak Allah Teâlâ şifa verir. Allah’a iman edersen ben de Allah’a dua ederim, O da sana şifa verir, dedi. Bunun üzerine adam, Allah’a iman etti. Allah Teâlâ ona şifa verdi. Sonra bu adam kralın yanına geldi ve evvelce oturduğu gibi onunla oturdu. Kral:

– Gözünü kim iyileştirdi, diye sordu. O da:

– Rabbim, diye cevap verdi. Kral:

– Senin benden başka Rabbin mi var, dedi. O adam:

– Benim de Rabbim, senin de Rabbin Allah’tır, dedi. Bunun üzerine kral o adama işkence ettirdi. Nihayet adam, gencin yerini söyledi. Genç getirildi. Kral ona:

– Oğlum, demek senin sihrin körleri ve alaca hastalarını iyi edecek dereceye geldi, şu ve şu işleri yapıyormuşsun öyle mi, dedi. Delikanlı:

– Ben kimseye şifa veremem; ancak Allah Teâlâ şifa verir, dedi. Bunun üzerine kral onu tuttu ve devamlı surette işkence etti. Nihayet genç, rahibin yerini söyledi. Hemen rahip getirildi ve “dininden dön” denildi; fakat o dinlemedi. Bunun üzerine kral testere istedi ve onu rahibin başının tam orta yerine koyarak rahibi ikiye ayırdı. Her parçası bir yana düştü. Sonra kralın meclis arkadaşı getirildi ve ona da “dininden dön” denildi, fakat o da dinlemedi. Bunun üzerine kral, onun da başını testere ile ikiye ayırdı ve her parçası bir yana düştü. Sonra genç getirildi ve “dininden dön” denildi, fakat dinlemedi. Kral onu kendi arkadaşlarından bir gruba teslim etti ve onlara şöyle dedi:

– Bunu filan dağa götürün ve oraya çıkarın. Dağın tepesine vardığınızda dininden dönerse ne âlâ, dönmezse onu dağın tepesinden aşağı atın. Onu götürdüler ve dağa çıkardılar. Genç:

– Allah’ım, bunların haklarından gel, dedi. Bunun üzerine dağ sarsıldı ve hepsi aşağı yuvarlandı. Genç yürüyerek kralın yanına geldi. Kral ona:

– Yanındakilere ne oldu, dedi. O:

– Allah beni onlardan kurtardı, dedi. Bunun üzerine kral genci kendi arkadaşlarından diğer bir gruba teslim etti ve: Bunu karkur denilen gemiye koyup denizin ortasına götürün, dininden dönerse ne âlâ, dönmezse atın denize, dedi. Hemen onu gemiye götürdüler. Genç:

– Allah’ım, bunların da haklarından gel, bunları benden def et, dedi. Bunun üzerine gemi onlarla beraber devrildi, onlar boğuldular. Genç yürüyerek kralın yanına geldi. Kral ona:

– Yanındakiler ne yaptı, dedi. O:

– Beni, Allah Teâlâ onlardan kurtardı, dedi ve şunu ilave etti:

– Benim emredeceğim işi yapmadıkça sen beni öldüremezsin. Kral:

– Nedir o, dedi. Genç şöyle dedi:

– Halkı geniş bir meydana topla. Beni de hurma kütüğüne bağla. Sonra ok kabımdan bir ok al, onu yayın tam ortasına yerleştir. Sonra, “Bu gencin Rabbi olan Allah’ın adı ile” de ve oku at. Eğer bunu yaparsan beni öldürürsün, dedi. Bunun üzerine kral, halkı bir meydana topladı. Genci de bir hurma kütüğüne bağladı. Sonra onun ok kabından bir ok aldı. Oku yayın ortasına koydu. “Bu gencin Rabbi olan Allah’ın ismiyle” dedi ve oku attı. Ok, gencin şakağına rastladı. Genç elini şakağına koydu ve öldü. Bunun üzerine ahali, “Bu gencin Rabbine iman ettik. ” dediler. Sonra (adamları) krala gelerek ona:

– Bak gördün mü? Vallahi korktuğun başına geldi; halk ona iman etti, dediler. Bunun üzerine sokak başlarına hendekler açılmasını emretti, hendekler alevlerle dolu idi. Kral:

– Yeni dinden dönmeyen kimseleri zorla ateşe atın yahut onları ateşe girmeye zorlayın, dedi. Bunlar yapıldı. Hatta elinde çocuğuyla bir kadın geldi. Kadın biraz duraksadı. Çocuk ona:

– Anneciğim, sabret, zira sen hak üzeresin, dedi.

M7511 Müslim, Zühd, 73

Kaynak: M. Emin Özafşar, Bünyamin Erul (çev.), Riyâzü's-Sâlihîn: Metin ve Çeviri, 3 cilt, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2015, c. I, s. 71, 30 numaralı hadis.

Atıf ve kaynak gösterimiAPA, BibTeX ve düz metin biçimlerinde kopyalayın.Göster

Atıf ve kaynak

İhtiyacınıza uygun formatı tek tıkla kopyalayın.

APA

Hadis Kitapları. (2026). Riyazus Salihin, 31 Nolu Hadis. Riyazus Salihin. https://hadiskitaplari.com/riyazus-salihin/sabir/31

BibTeX

@misc{hadiskitaplari_riyazus_salihin_31_nolu_hadis_2026,
  author = {{Hadis Kitapları}},
  title = {Riyazus Salihin, 31 Nolu Hadis},
  year = {2026},
  url = {https://hadiskitaplari.com/riyazus-salihin/sabir/31},
  note = {Kaynak: Riyazus Salihin}
}

Düz metin

Hadis Kitapları. "Riyazus Salihin, 31 Nolu Hadis". Riyazus Salihin. https://hadiskitaplari.com/riyazus-salihin/sabir/31