İçeriğe geç

Sahih-i BuhariBölüm 64

Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Gazveleri Kitabı

522 hadis · Kitâbu'l-Meğâzî (3949-4473)

Sayfa 10 / 27Yazı boyutu
  1. Hadis no. 4131

    İmam kıbleye dönerek namaza durur. Askerlerden bir grup da onunla birlikte dururken bir diğer grup yüzleri…

    Türkçe meal

    Sehl b. Ebi Hasme dedi ki: "İmam kıbleye dönerek namaza durur. Askerlerden bir grup da onunla birlikte dururken bir diğer grup yüzleri düşmanlara dönük olarak düşmanın karşısında dururlar. Kendisiyle birlikte olanlarla bir rekat kılar. Sonra onlar kalkıp kendi kendilerine ve bulundukları yerde bir rekat kılıp, iki secde yaparlar. Daha sonra bunlar öbürlerinin yerine gider. Öbürleri gelir (imarnın arkasında dururlar.) O da onlarla bir rekat kılar. Böylelikle o iki rekat kılmış olur. Daha sonra onlar (sonra gelenler) rüku edip, iki defa secde yaparlar

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْقَطَّانُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ الأَنْصَارِيِّ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ صَالِحِ بْنِ خَوَّاتٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، قَالَ يَقُومُ الإِمَامُ مُسْتَقْبِلَ الْقِبْلَةِ، وَطَائِفَةٌ مِنْهُمْ مَعَهُ وَطَائِفَةٌ مِنْ قِبَلِ الْعَدُوِّ، وُجُوهُهُمْ إِلَى الْعَدُوِّ، فَيُصَلِّي بِالَّذِينَ مَعَهُ رَكْعَةً، ثُمَّ يَقُومُونَ، فَيَرْكَعُونَ لأَنْفُسِهِمْ رَكْعَةً وَيَسْجُدُونَ سَجْدَتَيْنِ فِي مَكَانِهِمْ، ثُمَّ يَذْهَبُ هَؤُلاَءِ إِلَى مَقَامِ أُولَئِكَ فَيَرْكَعُ بِهِمْ رَكْعَةً، فَلَهُ ثِنْتَانِ، ثُمَّ يَرْكَعُونَ وَيَسْجُدُونَ سَجْدَتَيْنِ‏.‏ حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ صَالِحِ بْنِ خَوَّاتٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ يَحْيَى، سَمِعَ الْقَاسِمَ، أَخْبَرَنِي صَالِحُ بْنُ خَوَّاتٍ، عَنْ سَهْلٍ، حَدَّثَهُ قَوْلَهُ‏.‏

  2. Hadis no. 4132

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Necid'e doğru bir gazaya katıldım

    Türkçe meal

    İbn Ömer r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Necid'e doğru bir gazaya katıldım. Tam düşmana karşı geldiğimizde onların önünde saf halinde durduk

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمٌ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ غَزَوْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قِبَلَ نَجْدٍ، فَوَازَيْنَا الْعَدُوَّ فَصَافَفْنَا لَهُمْ‏.‏

  3. Hadis no. 4133

    Resfılullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki kesimden birisine namaz kıldırırken diğer kesim düşmana karşı…

    Türkçe meal

    Salim b. Abdullah b. Ömer, babasından rivayetle "Resfılullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki kesimden birisine namaz kıldırırken diğer kesim düşmana karşı durmuştu. Daha sonra arkasında namaz kılanlar gidip diğer arkadaşlarının yerinde durdular. Öbürleri gelince onlara da bir rekat kıldırdı, sonra onlar arkasında iken selam verdi. Onlar ayağa kalkıp geri kalan rekatlerini kaza ettiler (kıldılar). Öbürleri de kalkıp diğer rekatlerinin kazasını yaptılar."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte Nahl denilen mevkide idik deyip, korku namazını nakletti." Buhari bu hadisi muhtasar ve muallak olarak zikretmiş bulunmaktadır. Çünkü onun bundan maksadı Cabir yoluyla gelen rivayetlerin ittfakla korku namazının kılındığı gazvenin Zatu'r-Rikal gazvesi olduğunu belirtmektir. Ancak böyle bir iddia su götürür. Zira Hişam'ın Ebfı'z-Zfıbeyr yoluyla gelen bu rivayeti bir başka hadisin bir başka gazvede (korku namazının kılındığını) göstermektedir. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Bu hadisin Tayalisi ve başka kaynaklardaki rivayetlerinde "müşrikler şöyle demişlerdi: Onları bırakın.

    Onların kendi öz çocuklarından daha çok sevdikleri bir namazıarı vardır. (Cabir) dedi ki: Bunun üzerine Cibril inip ona (durumu) haber verdi. O da ashabına ikindi namazını kıldırdı ve onları iki saf halinde dizdi" diyerek korku namazının nasıl kılınacağını nakletti. Bu olay ise Usfan gazvesinde cereyan etmiştir. Bu hadisi de Müslim rivayet etmiş bulunmaktadır. "Bu benim korku namazına dair duyduklarım ın en hasenidir." Bu ifade Maliklin korku namazının nasıl kılınacağına dair değişik şekiller ihtiva eden rivayetler duymuş olmasını gerektirmektedir. Durum da böyledir. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'den korku namazının nasıl kılınacağına dair çeşitli şekilleri ihtiva eden rivayetler gelmiş bulunmaktadır.

    Bazı ilim adamları bu farklı şekilleri durumların farklılığı ile açıklamışlardır. Diğerleri ise bu hususta genişliğin bulunduğu ve herhangi bir şekli alıp ona göre kılmakta muhayyer olduğu şeklinde açıklamışlardır. Bundan önce "korku namazı" bahsinde bu hususa işaret edilmiş bulunmaktadır. Şafiı, Ahmed ve Davfıd da bu keyfiyeti tercih hususunda İmam Malik'e muvafakat etmişlerdir. Çünkü bu keyfiyete dair rivayete çokça muhalif rivayet bulunmamaktadır. Ayrıca savaş hali için de daha ihtiyatlı bir şekildir. Bununla birlikte İbn Ömer hadisinde zikredilen keyfiyeti de caiz kabul etmektedirler. İbn Ömer yoluyla gelen hadiste sözü edilen keyfiyetin neshedildiğine dair bir görüş Şafil'den nakledilmiş ise de böyle bir kanaati belirttiği sabit olarak ondan gelmemiştir.

    Malikilerin ifadelerinin zahirinden anlaşıldığına göre İbn Ömer'in rivayet ettiği hadiste söz konusu edilen keyfiyet caiz kabul edilmemiştir. "İbn Ömer r.a. dedi ki: Resulullah s.a.v. ile birlikte Necid taraflarına yaptığı bir gazada bulundum. Düşman ile karşı karşıya geldik." Onlarla savaştık demektir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلَّى بِإِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ، وَالطَّائِفَةُ الأُخْرَى مُوَاجِهَةُ الْعَدُوِّ، ثُمَّ انْصَرَفُوا، فَقَامُوا فِي مَقَامِ أَصْحَابِهِمْ، فَجَاءَ أُولَئِكَ فَصَلَّى بِهِمْ رَكْعَةً، ثُمَّ سَلَّمَ عَلَيْهِمْ، ثُمَّ قَامَ هَؤُلاَءِ فَقَضَوْا رَكْعَتَهُمْ، وَقَامَ هَؤُلاَءِ فَقَضَوْا رَكْعَتَهُمْ‏.‏

  4. Hadis no. 4134

    Kendisinin Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Necid taraflarına doğru bir gazaya katılmış…

    Türkçe meal

    Sinan ve Ebu Seleme'den rivayete göre Cabir: "Kendisinin Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Necid taraflarına doğru bir gazaya katılmış olduğunu ... " haber vermiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، حَدَّثَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي سِنَانٌ، وَأَبُو سَلَمَةَ أَنَّ جَابِرًا، أَخْبَرَ أَنَّهُ، غَزَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قِبَلَ نَجْدٍ‏.‏

  5. Hadis no. 4135

    o, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Necid taraflarına doğru bir gazaya katılmıştı…

    Türkçe meal

    Cabir b. Abdullah r.a.'dan rivayete göre "o, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Necid taraflarına doğru bir gazaya katılmıştı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem geri döndüğünde kendisi de onunla birlikte geri dönmüştü. Arabistan kirazı gibi oldukça yüksek ağaçların bulunduğu bir vadide gün ortası sıcağı vaktinde yetişmiş oldular. Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bineğinden indi. Herkes ağaçların gölgesinden istifade etmek üzere ağaçların altına çekilerek dağılmış oldu. Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da bir Arabistan kirazı ağacının altına oturdu ve kılıcını da o ağaca astı. Cabir dedi ki: Bir uykuya daldık ki uyandığımızda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in seslenerek bizi çağırdığını işittik. Onun yanına vardık. Yanında bedevi bir arap oturuyordu. Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ben uyuyorken bu gelip benim kılıcımı çekti. Uyandığımda kılıcımın kınından sıyrılmış olduğu halde elinde olduğunu gördüm. Bana: Seni elimden kim kurtarabilir, dedi. Ben: Allah deyiverdim. İşte şu oturan adam odur. Daha sonra Allah Reslilü Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu cezalandırmadı. " Tekrarı (2910, 2913, 4139),

    Diğer tahric: Hadisi Nesai (s.kübra) siyer (8719, 8801) Müslim 4/1786 (13), Ahmed, Müsned (14335) ve İbn Hibban (4537) rivayet etmişlerdir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي عَتِيقٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سِنَانِ بْنِ أَبِي سِنَانٍ الدُّؤَلِيِّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، غَزَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قِبَلَ نَجْدٍ، فَلَمَّا قَفَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَفَلَ مَعَهُ، فَأَدْرَكَتْهُمُ الْقَائِلَةُ فِي وَادٍ كَثِيرِ الْعِضَاهِ، فَنَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَتَفَرَّقَ النَّاسُ فِي الْعِضَاهِ يَسْتَظِلُّونَ بِالشَّجَرِ، وَنَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَحْتَ سَمُرَةٍ، فَعَلَّقَ بِهَا سَيْفَهُ، قَالَ جَابِرٌ فَنِمْنَا نَوْمَةً، ثُمَّ إِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدْعُونَا، فَجِئْنَاهُ فَإِذَا عِنْدَهُ أَعْرَابِيٌّ جَالِسٌ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ هَذَا اخْتَرَطَ سَيْفِي، وَأَنَا نَائِمٌ فَاسْتَيْقَظْتُ، وَهْوَ فِي يَدِهِ صَلْتًا، فَقَالَ لِي مَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّي قُلْتُ اللَّهُ‏.‏ فَهَا هُوَ ذَا جَالِسٌ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ لَمْ يُعَاقِبْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

  6. Hadis no. 4136

    bu adamın adı Gavres b. el-Haris'tir. (Allah Resulü) onda (o gazvede) Hasfelilerden olan Muhariblilere karşı…

    Türkçe meal

    Cabir dedi ki: "Zatu'r-Rika"da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idik. Gölgesi etrafa iyice yayılmış bir ağacın yanından geçtik. Onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bıraktık. Müşriklerden bir adam geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kılıcı da ağaca asılı bulunuyordu. O kılıcı kınından sıyırdı ve ona: Benden korkuyor musun, dedi. Allah Reslilü ona: Hayır diye cevap verdi. Adam: Peki, seni elimden kim kurtarabilir, dedi. Allah Reslilü: Allah diye buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı onu tehdit ettiler. Sonra namaz için kamet getirildi. Bir kesim ile iki rekat kıldı. Sonra onlar geri çekildiler. Diğer kesime de iki rekat kıldırdı. Böylelikle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dört rekat, diğerleri ikişer rekat kılmış oldular." Müsedded'in, Ebu Avane'den, onun da Ebu Bişr'den rivayetine göre "bu adamın adı Gavres b. el-Haris'tir. (Allah Resulü) onda (o gazvede) Hasfelilerden olan Muhariblilere karşı savaşmıştı

    Arapça metin

    وَقَالَ أَبَانُ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِذَاتِ الرِّقَاعِ، فَإِذَا أَتَيْنَا عَلَى شَجَرَةٍ ظَلِيلَةٍ تَرَكْنَاهَا لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَجَاءَ رَجُلٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَسَيْفُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُعَلَّقٌ بِالشَّجَرَةِ فَاخْتَرَطَهُ فَقَالَ تَخَافُنِي قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَمَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّي قَالَ ‏"‏ اللَّهُ ‏"‏‏.‏ فَتَهَدَّدَهُ أَصْحَابُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، وَأُقِيمَتِ الصَّلاَةُ فَصَلَّى بِطَائِفَةٍ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ تَأَخَّرُوا، وَصَلَّى بِالطَّائِفَةِ الأُخْرَى رَكْعَتَيْنِ، وَكَانَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَرْبَعٌ وَلِلْقَوْمِ رَكْعَتَيْنِ‏.‏ وَقَالَ مُسَدَّدٌ عَنْ أَبِي عَوَانَةَ عَنْ أَبِي بِشْرٍ اسْمُ الرَّجُلِ غَوْرَثُ بْنُ الْحَارِثِ، وَقَاتَلَ فِيهَا مُحَارِبَ خَصَفَةَ‏.‏

  7. Hadis no. 4137

    Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Nahl denilen mevkide bulunuyorduk. Korku namazı kıl(dır)dı

    Türkçe meal

    Cabir'den rivayete göre "Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Nahl denilen mevkide bulunuyorduk. Korku namazı kıl(dır)dı." Ebu Hureyre de şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Necid gazvesinde korku namazını kıldım." Ebu Hureyre de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına Hayber günlerinde gelmiştir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Gün ortası sıcağında yetiştiler." Gün ortasında ve sıcağın ilerlediği bir zamanda yetiştiler. "İri ağaçları bol bir yer" oldukça iri dikenleri olan her bir ağaç için "el-İdah" ifadesi kullanılır. "Resulullah sallall€ıhu aleyhi ve sellem" yaprakları pek çok bir ağaç olan "bir Arabistan kirazı altında konakladı." "Resulullah sallall€ıhu aleyhi ve sellem bizi çağırıyordu. Yanına gittik. Yanında bir bedevi vardı." Bu anlatılanlar Yahya yoluyla gelen rivayetin mahiyetini açıklamaktadır. Çünkü o rivayette: "Müşriklerden bir adam eldi. .. " denilmektedir. (Sözü edilen 4136 nolu hadisteki rivayettir) "Bana: Seni benim elimden kim kurtarabilir dedi." Yahya yoluyla gelen (4136 nolu hadisteki) rivayette şöyle denilmektedir: "Benden korkuyor musun, dedi.

    Allah Resulü: Hayır diye cevap verdi. Peki, seni benim elimden kim kurtarabilir, dedi." Bu soruyu Ebu'l-Yeman yoluyla gelen ve Cihad bölümündeki rivayette üç defa tekrarlamış olduğu belirtilmektedir. Böyle bir soru inkar anlamını ihtiva eden bir istifhamdır. Yani seni kimse benim elimden kurtaramaz. Çünkü bedevi arap kılıç elinde bulunduğu halde ayakta duruyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da oturuyordu ve kılıcı da yoktu. Bedevi arabın sözlerini birkaç defa tekrarlamış oluşundan şu anlaşılmaktadır: Şam yüce Allah ona karşı Nebiini korumuş bulunuyordu. Yoksa Nebii öldürmek suretiyle kavmi arasında üstün bir mevkiye ulaşmaya gerek görmekle birlikte sözlerini birkaç defa tekrarlamasına hiç de ihtiyaç olmazdı.

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ona "Allah" diye cevap vermesi yani beni senin elinden Allah kurtarabilir demesi de buna bir işarettir. Bundan dolayı bedevi arap bu sorusunu tekrarlamış, fakat Allah Resulü de ona bundan farklı bir cevap vermemiştir. Bu şekildeki cevap ile adamın o halini alabildiğine küçümsediği ve hiçbir şekilde ona aldırmadığı da görülmektedir. "İşte o kişi burada oturuyor. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu cezalandırmadı bile." Sanki bedevi arap Allah Resulünün o pek büyük sebatını görünce kendisinin de ona yapmak istediğinin engellendiğini anlayınca Allah Resulünün doğru olduğundan emin olmuş ve hiçbir şekilde ona zarar veremeyeceğini anlamış olduğundan silahı elinden bırakmış ve kendisinin teslim alınmasına hazır olduğunu izhar etmişti. el-Vakidı buna yakın bir şekilde olayı zikretmiş ve bu kişinin Müslüman olduğunu belirtmiş, kavminin yanına geri dönerek onun vasıtası ile pek çok kimsenin hidayete erdiğini de bildirmiştir.

    İşaret ettiğimiz İbn İshak rivayetinde de "bundan sonra o adam Müslüman oldu" denilmektedir. Hadis-i şeriften, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in aşırı derecede kahraman olduğu, çok güçlü bir yakıninin bulunduğu, eziyetlere karşı sabırlı olduğu, cahillere karşı da halim (cehaletlerini affedici ve bağışlayıcı) olduğu anlaşılmaktadır. Yine hadisten anlaşıldığına göre konaklama halinde askerlerin etrafa dağılıp uyumaları caizdir. Ancak bu onların korkmalarım gerektirecek herhangi bir durum olmadığı takdirde söz konusu olabilir

    Arapça metin

    وَقَالَ أَبُو الزُّبَيْرِ عَنْ جَابِرٍ، كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِنَخْلٍ فَصَلَّى الْخَوْفَ‏.‏ وَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ صَلَّيْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم غَزْوَةَ نَجْدٍ صَلاَةَ الْخَوْفِ‏.‏ وَإِنَّمَا جَاءَ أَبُو هُرَيْرَةَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَيَّامَ خَيْبَرَ‏.‏

  8. Hadis no. 4138

    Mescide girdim. Ebu Said el-Hudri'yi gördüm

    Türkçe meal

    İbn Muhayrİz'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Mescide girdim. Ebu Said el-Hudri'yi gördüm. Onun yanına oturdum. Ona azil yapmaya dair soru sordum. Ebu Said dedi ki: Mustalik oğulları gazvesinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte çıktık. Arap kadın esirlerinden bir takım esirler aldık. Canımız kadınlarla beraber olmayı çekti. Bekarlık da bize ağır gelmeye başladı. Bununla birlikte de azilde bulunmayı yani azl yapmayı istedik. Kendi aramızda: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem aramızda bulunuyorken ona sormadan nasıl azl yapabiliriz, diye konuştuk. Ona bu hususa dair soru sorduk. O da şöyle buyurdu: Bunu yapmamanızda bir beis yoktur (yani azl yapmamak sizin için vacip değildir). Çünkü kıyamet gününe kadar var olacağı takdir edilmiş her bir can mutlaka var olacaktır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنِ ابْنِ مُحَيْرِيزٍ، أَنَّهُ قَالَ دَخَلْتُ الْمَسْجِدَ فَرَأَيْتُ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ فَجَلَسْتُ إِلَيْهِ فَسَأَلْتُهُ عَنِ الْعَزْلِ،، قَالَ أَبُو سَعِيدٍ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَةِ بَنِي الْمُصْطَلِقِ، فَأَصَبْنَا سَبْيًا مِنْ سَبْىِ الْعَرَبِ، فَاشْتَهَيْنَا النِّسَاءَ وَاشْتَدَّتْ عَلَيْنَا الْعُزْبَةُ، وَأَحْبَبْنَا الْعَزْلَ، فَأَرَدْنَا أَنْ نَعْزِلَ، وَقُلْنَا نَعْزِلُ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ أَظْهُرِنَا قَبْلَ أَنْ نَسْأَلَهُ فَسَأَلْنَاهُ عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ ‏ "‏ مَا عَلَيْكُمْ أَنْ لاَ تَفْعَلُوا، مَا مِنْ نَسَمَةٍ كَائِنَةٍ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ إِلاَّ وَهْىَ كَائِنَةٌ ‏"‏‏.‏

  9. Hadis no. 4139

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Necid gazvesine katıldık. Öğle sıcağı bastırınca…

    Türkçe meal

    Cabir b. Abdullah dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Necid gazvesine katıldık. Öğle sıcağı bastırınca dikenleri Arabistan kirazı ağacı gibi iri ağaçların çokça bulunduğu bir vadide idi. Bineğinden inip bir ağacın altına geçip o ağacın gölgesinde oturdu, kılıcını da (ağaca) astı. Herkes gölgelenrnek üzere ağaçların arasına çekilip dağıldı. Biz bu halde iken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bizi çağırdığını duyduk. Yanına gittik. Önünde bedevi bir arab’ın oturduğunu gördük. Bize dedi ki: Ben uyuyorken bu yanıma geldi. Kılıcımı kınından çekti. Uyandığımda başıma dikilmiş ve kılıcımı kınından sıyırmış olduğu halde duruyordu. Seni elimden kim kurtarabilir, dedi. Ben: Allah dedim. Sonra onu (kılıcımı) kınına yerleştirdi ve yerine oturdu. İşte bu adam odur." (Cabir) dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu cezalandırmadı bile

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مَحْمُودٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ غَزَوْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَزْوَةَ نَجْدٍ، فَلَمَّا أَدْرَكَتْهُ الْقَائِلَةُ وَهْوَ فِي وَادٍ كَثِيرِ الْعِضَاهِ، فَنَزَلَ تَحْتَ شَجَرَةٍ وَاسْتَظَلَّ بِهَا وَعَلَّقَ سَيْفَهُ، فَتَفَرَّقَ النَّاسُ فِي الشَّجَرِ يَسْتَظِلُّونَ، وَبَيْنَا نَحْنُ كَذَلِكَ إِذْ دَعَانَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجِئْنَا، فَإِذَا أَعْرَابِيٌّ قَاعِدٌ بَيْنَ يَدَيْهِ، فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّ هَذَا أَتَانِي وَأَنَا نَائِمٌ، فَاخْتَرَطَ سَيْفِي فَاسْتَيْقَظْتُ، وَهْوَ قَائِمٌ عَلَى رَأْسِي، مُخْتَرِطٌ صَلْتًا، قَالَ مَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّي قُلْتُ اللَّهُ‏.‏ فَشَامَهُ، ثُمَّ قَعَدَ، فَهْوَ هَذَا ‏"‏‏.‏ قَالَ وَلَمْ يُعَاقِبْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

  10. Hadis no. 4140

    Ben Enmar gazvesinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i devesi üzerinde doğuya doğru yüzünü dönmüş olduğu…

    Türkçe meal

    Cabir b. Abdullah el-Ensari dedi ki: Ben Enmar gazvesinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i devesi üzerinde doğuya doğru yüzünü dönmüş olduğu halde nafile namaz kılarken gördüm."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Huzaalılardan Mustalık oğulları gazvesi -ki el-Mureysı' gazvesidir-" Mustalık Huzaa oğullarından bir kolun lakabıdır. el-Mureysı' ise Huzaa oğullarına ait bir su olup bu su ile el-Fera' denilen yer arasında bir günlük mesafe vardır. "en-Numan b. Raşid, ez-Zühri'den naklen dedi ki: İfk hadisesi el-Mureysı' gazvesinde olmuştur." İbn İshak da, megazi alimlerinden daha başkaları da böyle demiştir. Bunlara göre İfk hadisesi Mureysl' gazvesinden döndükleri zaman meydana gelmiştir. İbn İshak'ın hocaları Asım b. Ömer b. Katade ile başkalarından ona rivayet edildiğine göre Nebi s.a.v. Mustalık oğullarının kendisi ile savaşmak üzere karar aldıklarını ve bunun için savaşçıları toplayıp bir araya getirdiklerini, kumandanlarının da el-Haris b.

    Ebi Oırar olduğunu haber aldı. Bu sebeple üzerlerine gitmek üzere yola çıktı ve nihayet onlarla kendilerine ait bir suyun yakınında karşılaştı. Bu su sahile yakın ve el-Mureysı' diye bilinen bir su idi. Orduların biri diğerinin üzerine yürüdü ve savaştılar. Yüce Allah onları bozguna uğrattı ve onlardan bir takım kimseler öldürüldü. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınlarını, çocuklarını, mallarını da ganimet olarak aldı. İbn İshak mürsel bir takım senetlerle bu gazayı böylece zikretmiş bulunmaktadır. Fakat daha 'önce İtk (köle azadı) bölümünde geçtiği üzere Sahih(-i Buharil'de yer alan İbn Ömer'in rivayet ettiği hadise göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onların üzerine gafil bulundukları bir sırada baskın yapmış, onlara büyük çapta zararlar vermiştir.

    Bu hadis lafzen şöyledir: "Nebi s.a.v. gafil bulundukları bir sırada davarları su içmekte iken Mustalık oğullarına baskın düzenledi, savaşçılarını öldürdü, kadınlarını ve çocuklarını da esir aldı. .. " O halde onlara baskın düzenlediği esnada az bir süre karşı durup direnmiş olmaları ihtimal dahilindedir. Onlardan pek çok kimsenin öldürülmesi üzerine bozguna uğramışlardır. Böylelikle onlar su kenarında iken Allah Resulü onlara baskın düzenleyince karşı durmuş, saf halinde dizilmiş ve her iki kesim arasında da savaş meydana gelmiş, bundan sonra ise yenik düşmüşlerdir. Bu olayı İbn Said da İbn İshak'ın naklettiğine yakın bir şekilde zikretmiş bulunmaktadır.

    Buna göre el-Haris askerler toplamış ve Müslümanların durumları ile ilgili kendisine haber getirmek üzere cas us dahi göndermiştir. Ancak Müslümanlar bu casusu ele geçirerek onu öldürmüşlerdi. el-Haris bunu haber alınca korkmuş, drafındaki kalabalıklar dağılmış, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem da el-Mureysı' diye bilinen suyun yanına varmış idi. Ashabını savaşmak üzere saf halinde dizip, onlara ok attılar. Sonra da onlara tek bir hamle yaptılar. Onlardan kurtulan olmadı. Daha doğrusu onlardan on kişiyi öldürüp, diğerlerini erkekleriyle kadınlarıyla esir aldı. İleride yüce Allah'ın izniyle buna dair açıklamalar Nikah bölümünde(5210. hadiste) gelecektir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سُرَاقَةَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَةِ أَنْمَارٍ يُصَلِّي عَلَى رَاحِلَتِهِ، مُتَوَجِّهًا قِبَلَ الْمَشْرِقِ مُتَطَوِّعًا‏.‏

  11. Hadis no. 4141

    Aişe dedi ki: Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir sefere çıkmak istediği takdirde zevceleri arasında…

    Türkçe meal

    (İbn Şihab dedi ki): Bana Urve b. Zübeyr, Said b. el-Museyyeb, Alkame b. Vakkas ile Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mes'ud, Nebi s.a.v.'in zevcesi Aişe r.anha'dan diye, ifkde bulunanlar (ona iftira edenlerlin o iftiralarını söyledikleri ile ilgili olarak naklettiği hadisinde, onların her biri bana bir bölümünü anlattı. Onların kimi onun hadisini diğerinden daha iyi bellemiş, ona dair anlattıklarını daha sağlam bir şekilde hıfzetmiş idi. Ben de bu adamların her birisinin Aişe'den diye bana anlattığı hadisi ayrı ayrı belledim. Onların naklettikleri hadisin her bir bölümü diğerini -her ne kadar onların kimisi bir diğerinden onu daha iyi bellemiş ise de- tasdik ediyordu. Dediler ki: "Aişe dedi ki: Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir sefere çıkmak istediği takdirde zevceleri arasında kura çekerdi. Kura hangisine isabet ederse Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O zevcesini de beraber alıp sefere çıkardı. Aişe dedi ki: Çıktığı bir gazada aramızda kura çekti. O gazada kur'a bana isabet etti. Bu sebeple ben de hicab emri nazil olduktan sonra. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte (sefer) çıktım. Ben hevdecimde olduğum halde taşınıyor (deveye yükleniyor)dum ve hevdecimin içinde olduğum halde (devemin üzerinden) yere indiriliyor idim. Bu şekilde yolumuza devam ettik. Nihayet Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O gazasını tamamlayıp geri dönünce biz de dönüş yolunda Medine'ye yaklaştığımız sırada gecelerden birisinde yola koyulmak için ilan verildi. Yola çıkma ilanı verilince ben de kalktım ve askerin bulunduğu karargahın dışına Çıkacak şekilde yürüyüp gittim. İşimi gördükten sonra bineğimin yanına geri döndüm. Elimle göğsümü yoklayınca Zafar boncuğumdan gerdanlığımın kopmuş olduğunu gördüm. Geri dönüp gerdanlığımı aramaya başladım. Onu arayışım beni alıkoydu. (Aişe devamla) dedi ki: Beni (hevdecimi) deveye yüklemekle görevli olanlar gelip hevdecimi taşıyarak üzerine bindiğim deveye yerleştirdiler. Beni de hevdecim içinde zannediyorlardı. O dönemde kadınlar hafifti, kilolu değillerdi, yağ ve et bağlamamışlardı. Onlar ancak çok az miktarda yemek yerlerdi. Bundan dOlayı hevdeci taşımakla görevli olanlar onu kaldırıp deveye yüklediklerinde hevdecin hafifliğinin farkına varmamışlardı bile. Ben de henüz yaşı küçük birisi idim. Deveyi çöktüğü yerden kaldırıp yola koyuldular. Ben ise ordu yoluna koyulup gittikten sonra gerdanlığımı buldum. Geriye askerlerin konakladıkları yere geldim, orada onlardan hiç kimse kalmamış, hiçbir eser bırakmamışlardı. Ben de daha önce kaldığım yere yöneldim ve onların benim hevdecte olmadığımı anlayacaklarını ve dönüp beni arayacaklarını bildiğimden orada kalakaldım. Bulunduğum yerde oturmakta iken uyku beni bastırdı ve uyudum. Safvan b. el-Muattal es-Sülemı ve daha sonra (onlara nispeti sonunda) ezZekvanı ordunun ardından gidiyordu. Sabahleyin benim kaldığım yere ulaştı. Uyumakta olan bir insanın karartısını görmüş. Beni görür görmez tanımış. Çünkü hicap (örtünme) emrinden önce beni görmüştü. Beni tanıyınca istirca'da bulunması üzerine ben de uyandım. Hemen cilbabımla yüzümü örttüm. Allah'a yemin ederim, birbirimizle tek kelime konuşmadık. Onun da istirca'dan başka bir söz söylediğini de duymadım. Hemen devesinden indi ve devesini çöktürdü. Üzerine kolaylıkla bineyim diye de devesinin ön ayağına bastı. Ben de kalkıp deveye bindim. O da devenin yularını tutup önden çekmeye başladı. Nihayet tam öğle vaktinde öğle sıcağının bastırdığı bir sırada askerin konaklamış olduğu karargaha vardık. (Aişe) dedi ki: Böylece helak (olması mukadder) olan helak oldu. İftiranın en büyüğünü üstlenen kişi Abdullah b. Ubey b. Selliloldu." Urve dedi ki: "Bana bildirildiğine göre bu iftira onun (İbn Sellil'un) huzurunda yayılıyor, dile dolanıyordu, kendisi de bunu doğruluyor, anlatılanları dinliyor ve başkasına da anlatıyordu." Yine Urve dedi ki: "Bu ifke karışanlar arasında Hassan b. Sabit, Mistah b. Usase ve Cahş kızı Hamne dışında kimselerin ismi verilmemiştir. Bunlar kim olduklarını bilmediğim daha başka kimseler ile birlikte (bu iftiraya) katılmışlardı. Ancak bunlar yüce Allah'ın da buyurduğu gibi bir usbe (8, LO kişilden ibaret idiler. Denildiğine göre bu işte en büyük mesu1iyet Abdullah b. Ubey b. Sellil'e aittir." Urve dedi ki: "Aişe, huzurunda Hassam'a ağır sözler söylenmesinden hoşlanmaz ve: "Şüphesiz benim babam ve babamın babası ile benim ırzım Muhammed'in ırzını size karşı korumaya feda olsun." beyitini söyleyen odur, derdi." Aişe dedi ki: "Nihayet Medine'ye geldik. Medine'ye geldikten sonra bir ay süreyle hastalandım. insanlar ifki (iftirayı) uyduran kimselerin sözlerini konuşup duruyorlardı. Bense bunlardan hiçbir şeyin farkında değildim. Fakat hastalığım halinde daha önce hastalandığım vakit Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'tan görmeye alıştığım ince muameleyi görmeyişim beni şüpheye düşürüyordu. Resulullah'ın bütün yaptığı yanıma gelip selam vermesinden ibaretti. Sonra da: Şu sizin kızınız nasıldır, diye sorup gidiyordu. işte bu durum beni şüpheye düşürüyordu. Fakat ben o kötülüğün farkına bile varmamıştım. Nihayet nekahet döneminde dışarı çıktım. Mistah'ın annesi ile birlikte elMenası' denilen yere doğru çıkmıştım. Orası bizim ihtiyaçlarımızı görmek üzere gittiğimiz bir yerdi. Oraya ancak geceleri giderdik. Bu hal ise evlerimize yakın yerlerde tuvaletler yapımına başlanmadan önce idi. O sırada ilk Arapların durumu gibi uzak çöllük arazilerde ihtiyaçlarımızı defeder ve evlerimize yakın yerde hivalet yapmaktan rahatsız olurduk. Bu sebeple ben ve Mistah'ın annesi -ki o Ebu Ruhm b. Abdulmuttalib b. Abdi Menafın kızı idi. Annesi de Sahr b. Amir'in kızı olup, Ebu Bekir es-Sıddik'in teyzesi idi. Oğlu da Mistah b. Üsase b. Abbad b. el-Muttalib'dir.- ihtiyacımızı gördükten sonra ben ve Mistah'ın annesiodama doğru geliyorduk. Mistah'ın annesinin ayağı çarşafına takıldı. Kahrolası Mistah, dedi. Ben ona: Ne kötü bir söz söyledin. Bdir'de bulunmuş bir adama mı ağır söz söylüyorsun, dedim. Annesi bana: Be kızım, sen onun neler söylediklerini duymadın mı, dedi. Aişe dedi ki: Neler söyledi, diye sordum. Annesi bana ifk hadisesini dillerine dolayanların neler söylediklerini bildirdi. (Aişe devamla) dedi ki: Bu sebeple mevcut hastalığım daha da arttı. Ben evime dönünce Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bulunduğum yere girdi, selam verdi. Sonra da: Şu sizin kızınız nasıldır, dedi. Ben de ona dedim ki: Bana annemin babamın yanına gitmeme izin verir misin, dedim. Ben anlatılanlara dair haberleri onlardan dinleyip, kesin bir bilgi sahibi olmak istemiştim. Rsulullah sallallahu aleyhi ve sellem da bana izin verdi. Anneme: Anacığım dedim. Bu insanlar neleri dillerine dolamış anlatıyorlar, dedim. Annem: Kızcağım kendine acı! Allah'a yemin ederim kumaları bulunan, kocası tarafından sevilen her bir güzel kadının aleyhine mutlaka çokça söz söylenmiştir. Bunlardan kurtulan pek azdır, dedi. (Aişe) dedi ki: Ben: Subhanallah, insanlar bunları da dillerine doladı mı, dedim. O gece sabaha kadar ağlayıp durdum. Ne gözyaşım dindi, ne de gözüme uyku girdi. Sabah olduğunda yine ağlıyordum. (Bu hususta) vahyin gelmesi gecikince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerine sormak ve hanımından ayrılmak hususunda onlara danışmak üzere Ali b. Ebi Talib ile Üsame b. Zeyd'j çağırdı. Üsame Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hanımının tamamıyla temiz ve suçsuz olduğuna dair ve kendisinin onlar ile ilgili özel kanaati doğrultusunda görüş belirtti. Üsame: O senin hanımındır. Biz onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz, dedi. Ali: Ey Allah'ın Resulü! Allah bu hususta işi senin aleyhine daraltmış değildir. Hem onun dışında pek çok kadın da vardır. Sen cariyeye sor, o sana doğruyu söyleyecektir dedi. (Aişe) dedi ki: Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Berire'yi çağırdı ve: Ey Berire sen, seni kuşkulandıracak herhangi bir şey gördün mü, diye sordu. Berire ona: Seni hak ile gönderene yemin ederim. Ben kesinlikle onun aleyhine değerlendirebileceğim hiçbir şey görmüş değilim. Şu kadar var ki o yaşı küçük bir kızdır. Ailesine hamur yoğururken uyur da evdeki ecil hayvan gelir ondan yer (onda gördüğüm kusur bundan ibarettir), dedi. Aişe dedi ki: Allah Resulü aynı gün kalkıp minber üzerinde Abdullah b. Ubey konusunda (yapacaklarından) mazur görülmesini isteyerek dedi ki: Ey Müslümanlar topluluğu, aile halkıma ağır sözler söyleyecek kadar eziyeti bana ulaşmış bir kimseye karşı (yapacaklarım dolayısıyla) beni kim mazur görür? Allah'a yemin ederim ben aile halkım hakkında hayırdan başka hiçbir şey bilmiyorum. Andolsun onlar yine hakkında hayırdan başka hiçbir şey bilmediğim bir adamı söz konusu ediyorlar. O benim aile halkımın yanına ancak benimle beraber girer. (Aişe) dedi ki: Abdull-Eşhel oğullarından olan Sa'd b. Muaz kalkarak: Ey Allah'ın Resulü, bu hususta ben seni mazur görürüm (sana yardım ederim). Eğer o kişi Evslilerden ise boynunu uçururum. Şayet kardeşlerimiz olan Hazredilerden ise sen bize emret, biz de senin emrini yerine getiririz, dedi. (Aişe) dedi ki: Hazredilerden bir adam ayağa kalktı. -Hassan'ın annesi ise onunla aynı boydan olup amcasının kızı idi. Bu kişi Hazredilerin efendisi Said b. Ubade idi.- O bundan önce de salih bir insandı. Fakat hamiyetinin etkisi altında kaldı ve Sa'd'e şu cevabı verdi: Allah'a yemin ederim yalan söylüyorsun. Onu sen öldüremezsin, onu öldürmeye gücün de yetmez. Eğer senin kabilenden olsaydı öldürülmesini de arzu etmezdin. Sa'd'ın amcasının oğlu olan Useyd b. Hudayr kalkarak Said b. Ubade'ye: Allah hakkı için yalan söylüyorsun. Andolsun onu öldüreceğiz, sen bir münafıksın ve münafıkları savunmak üzere tartışıyorsun, dedi. (Aişe) dedi ki: Evs ve Hazrec kabileleri galeyana geldi. Öyle ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem minberin üzerinde ayakta duruyorken az kalsın birbirleriyle vuruşacak1ardı. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları teskin edip durdu. Nihayet onlar da sustular, o da sustu. (Aişe) dedi ki: O gün, gün boyunca ağlayıp durdum. Ne gözyaşlarım dindi, ne de gözü me uyku girdi. Annem babam da yanıbaşımda sabahı etti. İki gece ve bir gündüz devamlı gözyaşım kesilmeksizin ağlayıp durdum ve bu süre boyunca da gözüme uykU girmedi. Öyle ki ağlamaktan dolayı ciğerim parçalanacak sandım. Annem babam yanımda oturuyordu, ben ağlıyorken Ensardan bir kadın yanıma girmek için izin istedi. Ben de ona izin verdim, o da gelip oturdu ve benimle birlikte ağlamaya başladı. Biz bu halde iken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza geldi. Selam verdikten sonra oturdu. Bundan önce o söylenenlerin söylendiğinden beri yanımda oturmuş değildi. Ona hakkımda hiçbir vahiy gelmeksizin bir ay geçmişti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem oturun ca teşehhüd getirdikten sonra dedi ki: İmdi ey Aişe! Senin hakkında bana şunlar şunlar ulaştı. Eğer sen bunlardan uzak ve beri isen şüphesiz Allah da seni temize çıkaracaktır. Eğer bir günah işledinse Allah'tan mağfiret dile ve ona tevbe et. Şüphesiz kul (günahını) itiraf ettikten sonra tevbe ederse Allah da onun tevbesini kabul eder. Aişe dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sözlerini bitirince gözyaşlarım kesiliverdi. Öyle ki bir damla gözyaşı dahi hissetmiyordum. Babama: Söyledikleri hususunda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e benim ile ilgili olarak cevap ver, dedim. Babam: Allah'a yemin ederim Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ne söyleyeceğimi bilemiyorum, dedi. Anneme: Söyledikleri ile ilgili olarak Resulullah'a cevap ver dedim. Annem de: Allah'a yemin ederim Rsulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ne diyeceğimi bilemiyorum dedi. Bu sefer ben -henüz yaşı küçük ve okuyup bildiği Kur'an miktarı pek çok olmayan bir kızcağız olduğum halde- dedim ki: Allah'a yemin ederim kesinlikle biliyorum ki siz bu sözleri işitip durdunuz ve nihayet bu sözler içinizde yer etti ve anlatılanları tasdik edecek hale geldiniz. Andolsun ki sizlere suçsuz, günahsız olduğumu söyleyecek olsam beni tasdik etmeyeceksiniz. Eğer herhangi bir hususa dair size itiraf ta bulunacak olsam -ki Allah benim ondan beri ve uzak olduğumu biliyor- o takdirde beni doğrulamaya kalkışacaksınız. Allah'a yemin ederim bana ve size dair bulduğum tek örnek Yusuf'un babasının söylediği: "Bana düşen güzelce sabretmektir. Sizin o anlattık1arınıza karşı Allah'tan yardım dilerim" demekten ibarettir. Daha sonra yüzümü öbür tarafa çevirdim ve yatağıma yattım. Allah da biliyor ki gerçekten ben suçsuz idim ve şüphesiz Allah benim günahsız olduğumu bildirecektir, diyordum. Ama Allah'a yemin ederim yüce Allah'ın benim durumum ile ilgili olarak okunacak (tilavet olunacak) bir vahiy indireceğini hiç zannetmiyordum. Çünkü ben kendimi, yüce Allah'ın herhangi bir husus hakkında benim ile ilgili söz söylemeye değmeyecek kadar küçük görüyordum. Bununla birlikte Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e uykuda bir rüya göstermesini ve bununla Allah'ın beni temize çıkartacağını ümit ediyordum. Allah'a yemin ederim, Resulullah oturduğu yerden kalkmadan ve ev halkından hiç kimse dışarıya çıkmadan üzerine vahiy nazil oldu. Bu sebeple sıtmayı andıran aşırı hararet onu yakaladı. Öyleki kış gününde bile ona indirilen sözün (vahyin) ağırlığından dolayı üzerinden inci taneleri gibi terler döküıüyordu. (Aişe) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in O hali geçtiğinde o gülüyordu. Söylediği ilk sözler şunlar oldu: Ey Aişe, Allah senin suçsuz olduğunu bildirdi. (Aişe) dedi ki: Annem bana: Haydi onun huzurunda ayağa kalk dedi. Ben: Hayır, Allah'a yemin ederim onun huzurunda ayağa kalkmam. Şüphesiz ben aziz ve celil olan Allah'tan başkasına hamdetmem, dedim. (Aişe devamla) dedi ki: Yüce Allah da: "O olmadık iftirada bulunanlar sizden bir topluluktur ... "[Nur, 11] buyruğundan itibaren on ayet-i kerimeyi indirdi. Daha sonra yüce Allah bu buyrukları benim günahsız olduğuma dair indirmiş oldu. Ebu Bekir es-Sıddık -ki yakınlığı ve fakirliği dolayısıyla Mistah b. Üsase'ye infakta bulunuyordu-: Allah'a yemin ederim Aişe için o söylediklerinden sonra ebediyyen Mistah'a hiçbir infakta bulunmayacağım, dedi. Bunun üzerine yüce Allah: "Sizden fazilet ve imkan sahipleri. .. yemin etmesin ... Allah gafUrdur, rahfmdir."[Nur, 22] buyruğunu indirdi. Ebu Bekir es-Sıddık: Evet Allah'a yemin ederim. Allah'ın bana mağfiret etmesini severim, dedi ve daha önce Mistah'a yaptığı infakı yeniden yapmaya başladı ve: Allah'a yemin ederim bu infakı ondan ebediyyen kesmeyeceğim, dedi. Aişe dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cahş kızı Zeyneb'e benim durumum hakkında soru sormuştu. Zeyneb'e: Senin bildiğin ve gördüğün nedir demişti. Zeyneb şu cevabı vermişti: Ey Allah'ın Resulü, ben gözümü ve kulağımı korumak istiyorum. Allah'a yemin ederim hayırdan başka bir şey bilmiyorum, dedi. Aişe dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevceleri arasında benimle boy ölçüşebilecek tek kadın o idi. Allah da onu vera' ve takvası sayesinde korudu. (Aişe) dedi ki: "Ama kızkardeşi Hamne onun adına mücadeleye koyuldu. Fakat o da helak olanlar arasında helak oldu." İbn Şihab dedi ki: İşte sözünü ettiğim bu kimselerin anlattıkları hadisten bana ulaşanlar bunlardır. Daha sonra Urve Aişe'den rivayetle dedi ki: "Allah'a yemin ederim hakkında o sözlerin söylendiği kişi, subhanallah deyip duruyordu. Nefsim elinde olana yemin ederim ki asla bir dişinin örtüsünü açmış değildir." Bundan sonra da Allah yolunda öldürüldü

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، وَسَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، وَعَلْقَمَةُ بْنُ وَقَّاصٍ، وَعُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ قَالَ لَهَا أَهْلُ الإِفْكِ مَا قَالُوا، وَكُلُّهُمْ حَدَّثَنِي طَائِفَةً مِنْ حَدِيثِهَا، وَبَعْضُهُمْ كَانَ أَوْعَى لِحَدِيثِهَا مِنْ بَعْضٍ وَأَثْبَتَ لَهُ اقْتِصَاصًا، وَقَدْ وَعَيْتُ عَنْ كُلِّ رَجُلٍ مِنْهُمُ الْحَدِيثَ الَّذِي حَدَّثَنِي عَنْ عَائِشَةَ، وَبَعْضُ حَدِيثِهِمْ يُصَدِّقُ بَعْضًا، وَإِنْ كَانَ بَعْضُهُمْ أَوْعَى لَهُ مِنْ بَعْضٍ، قَالُوا قَالَتْ عَائِشَةُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَرَادَ سَفَرًا أَقْرَعَ بَيْنَ أَزْوَاجِهِ، فَأَيُّهُنَّ خَرَجَ سَهْمُهَا، خَرَجَ بِهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَهُ، قَالَتْ عَائِشَةُ فَأَقْرَعَ بَيْنَنَا فِي غَزْوَةٍ غَزَاهَا فَخَرَجَ فِيهَا سَهْمِي، فَخَرَجْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ مَا أُنْزِلَ الْحِجَابُ، فَكُنْتُ أُحْمَلُ فِي هَوْدَجِي وَأُنْزَلُ فِيهِ، فَسِرْنَا حَتَّى إِذَا فَرَغَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ غَزْوَتِهِ تِلْكَ وَقَفَلَ، دَنَوْنَا مِنَ الْمَدِينَةِ قَافِلِينَ، آذَنَ لَيْلَةً بِالرَّحِيلِ، فَقُمْتُ حِينَ آذَنُوا بِالرَّحِيلِ فَمَشَيْتُ حَتَّى جَاوَزْتُ الْجَيْشَ، فَلَمَّا قَضَيْتُ شَأْنِي أَقْبَلْتُ إِلَى رَحْلِي، فَلَمَسْتُ صَدْرِي، فَإِذَا عِقْدٌ لِي مِنْ جَزْعِ ظَفَارِ قَدِ انْقَطَعَ، فَرَجَعْتُ فَالْتَمَسْتُ عِقْدِي، فَحَبَسَنِي ابْتِغَاؤُهُ، قَالَتْ وَأَقْبَلَ الرَّهْطُ الَّذِينَ كَانُوا يُرَحِّلُونِي فَاحْتَمَلُوا هَوْدَجِي، فَرَحَلُوهُ عَلَى بَعِيرِي الَّذِي كُنْتُ أَرْكَبُ عَلَيْهِ، وَهُمْ يَحْسِبُونَ أَنِّي فِيهِ، وَكَانَ النِّسَاءُ إِذْ ذَاكَ خِفَافًا لَمْ يَهْبُلْنَ وَلَمْ يَغْشَهُنَّ اللَّحْمُ، إِنَّمَا يَأْكُلْنَ الْعُلْقَةَ مِنَ الطَّعَامِ، فَلَمْ يَسْتَنْكِرِ الْقَوْمُ خِفَّةَ الْهَوْدَجِ حِينَ رَفَعُوهُ وَحَمَلُوهُ، وَكُنْتُ جَارِيَةً حَدِيثَةَ السِّنِّ، فَبَعَثُوا الْجَمَلَ فَسَارُوا، وَوَجَدْتُ عِقْدِي بَعْدَ مَا اسْتَمَرَّ الْجَيْشُ، فَجِئْتُ مَنَازِلَهُمْ وَلَيْسَ بِهَا مِنْهُمْ دَاعٍ وَلاَ مُجِيبٌ، فَتَيَمَّمْتُ مَنْزِلِي الَّذِي كُنْتُ بِهِ، وَظَنَنْتُ أَنَّهُمْ سَيَفْقِدُونِي فَيَرْجِعُونَ إِلَىَّ، فَبَيْنَا أَنَا جَالِسَةٌ فِي مَنْزِلِي غَلَبَتْنِي عَيْنِي فَنِمْتُ، وَكَانَ صَفْوَانُ بْنُ الْمُعَطَّلِ السُّلَمِيُّ ثُمَّ الذَّكْوَانِيُّ مِنْ وَرَاءِ الْجَيْشِ، فَأَصْبَحَ عِنْدَ مَنْزِلِي فَرَأَى سَوَادَ إِنْسَانٍ نَائِمٍ، فَعَرَفَنِي حِينَ رَآنِي، وَكَانَ رَآنِي قَبْلَ الْحِجَابِ، فَاسْتَيْقَظْتُ بِاسْتِرْجَاعِهِ حِينَ عَرَفَنِي، فَخَمَّرْتُ وَجْهِي بِجِلْبَابِي، وَاللَّهِ مَا تَكَلَّمْنَا بِكَلِمَةٍ وَلاَ سَمِعْتُ مِنْهُ كَلِمَةً غَيْرَ اسْتِرْجَاعِهِ، وَهَوَى حَتَّى أَنَاخَ رَاحِلَتَهُ، فَوَطِئَ عَلَى يَدِهَا، فَقُمْتُ إِلَيْهَا فَرَكِبْتُهَا، فَانْطَلَقَ يَقُودُ بِي الرَّاحِلَةَ حَتَّى أَتَيْنَا الْجَيْشَ مُوغِرِينَ فِي نَحْرِ الظَّهِيرَةِ، وَهُمْ نُزُولٌ ـ قَالَتْ ـ فَهَلَكَ ‏{‏فِيَّ‏}‏ مَنْ هَلَكَ، وَكَانَ الَّذِي تَوَلَّى كِبْرَ الإِفْكِ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَىٍّ ابْنَ سَلُولَ‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ أُخْبِرْتُ أَنَّهُ كَانَ يُشَاعُ وَيُتَحَدَّثُ بِهِ عِنْدَهُ، فَيُقِرُّهُ وَيَسْتَمِعُهُ وَيَسْتَوْشِيهِ‏.‏ وَقَالَ عُرْوَةُ أَيْضًا لَمْ يُسَمَّ مِنْ أَهْلِ الإِفْكِ أَيْضًا إِلاَّ حَسَّانُ بْنُ ثَابِتٍ، وَمِسْطَحُ بْنُ أُثَاثَةَ، وَحَمْنَةُ بِنْتُ جَحْشٍ فِي نَاسٍ آخَرِينَ، لاَ عِلْمَ لِي بِهِمْ، غَيْرَ أَنَّهُمْ عُصْبَةٌ ـ كَمَا قَالَ اللَّهُ تَعَالَى ـ وَإِنَّ كُبْرَ ذَلِكَ يُقَالُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَىٍّ ابْنُ سَلُولَ‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ كَانَتْ عَائِشَةُ تَكْرَهُ أَنْ يُسَبَّ عِنْدَهَا حَسَّانُ، وَتَقُولُ إِنَّهُ الَّذِي قَالَ: فَإِنَّ أَبِي وَوَالِدَهُ وَعِرْضِي لِعِرْضِ مُحَمَّدٍ مِنْكُمْ وِقَاءُ قَالَتْ عَائِشَةُ فَقَدِمْنَا الْمَدِينَةَ فَاشْتَكَيْتُ حِينَ قَدِمْتُ شَهْرًا، وَالنَّاسُ يُفِيضُونَ فِي قَوْلِ أَصْحَابِ الإِفْكِ، لاَ أَشْعُرُ بِشَىْءٍ مِنْ ذَلِكَ، وَهْوَ يَرِيبُنِي فِي وَجَعِي أَنِّي لاَ أَعْرِفُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اللُّطْفَ الَّذِي كُنْتُ أَرَى مِنْهُ حِينَ أَشْتَكِي، إِنَّمَا يَدْخُلُ عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَيُسَلِّمُ ثُمَّ يَقُولُ ‏"‏ كَيْفَ تِيكُمْ ‏"‏ ثُمَّ يَنْصَرِفُ، فَذَلِكَ يَرِيبُنِي وَلاَ أَشْعُرُ بِالشَّرِّ، حَتَّى خَرَجْتُ حِينَ نَقَهْتُ، فَخَرَجْتُ مَعَ أُمِّ مِسْطَحٍ قِبَلَ الْمَنَاصِعِ، وَكَانَ مُتَبَرَّزَنَا، وَكُنَّا لاَ نَخْرُجُ إِلاَّ لَيْلاً إِلَى لَيْلٍ، وَذَلِكَ قَبْلَ أَنْ نَتَّخِذَ الْكُنُفَ قَرِيبًا مِنْ بُيُوتِنَا‏.‏ قَالَتْ وَأَمْرُنَا أَمْرُ الْعَرَبِ الأُوَلِ فِي الْبَرِّيَّةِ قِبَلَ الْغَائِطِ، وَكُنَّا نَتَأَذَّى بِالْكُنُفِ أَنْ نَتَّخِذَهَا عِنْدَ بُيُوتِنَا، قَالَتْ فَانْطَلَقْتُ أَنَا وَأُمُّ مِسْطَحٍ وَهْىَ ابْنَةُ أَبِي رُهْمِ بْنِ الْمُطَّلِبِ بْنِ عَبْدِ مَنَافٍ، وَأُمُّهَا بِنْتُ صَخْرِ بْنِ عَامِرٍ خَالَةُ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ، وَابْنُهَا مِسْطَحُ بْنُ أُثَاثَةَ بْنِ عَبَّادِ بْنِ الْمُطَّلِبِ، فَأَقْبَلْتُ أَنَا وَأُمُّ مِسْطَحٍ قِبَلَ بَيْتِي، حِينَ فَرَغْنَا مِنْ شَأْنِنَا، فَعَثَرَتْ أُمُّ مِسْطَحٍ فِي مِرْطِهَا فَقَالَتْ تَعِسَ مِسْطَحٌ‏.‏ فَقُلْتُ لَهَا بِئْسَ مَا قُلْتِ، أَتَسُبِّينَ رَجُلاً شَهِدَ بَدْرًا فَقَالَتْ أَىْ هَنْتَاهْ وَلَمْ تَسْمَعِي مَا قَالَ قَالَتْ وَقُلْتُ مَا قَالَ فَأَخْبَرَتْنِي بِقَوْلِ أَهْلِ الإِفْكِ ـ قَالَتْ ـ فَازْدَدْتُ مَرَضًا عَلَى مَرَضِي، فَلَمَّا رَجَعْتُ إِلَى بَيْتِي دَخَلَ عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَلَّمَ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ كَيْفَ تِيكُمْ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ لَهُ أَتَأْذَنُ لِي أَنْ آتِيَ أَبَوَىَّ قَالَتْ وَأُرِيدُ أَنْ أَسْتَيْقِنَ الْخَبَرَ مِنْ قِبَلِهِمَا، قَالَتْ فَأَذِنَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَقُلْتُ لأُمِّي يَا أُمَّتَاهُ مَاذَا يَتَحَدَّثُ النَّاسُ قَالَتْ يَا بُنَيَّةُ هَوِّنِي عَلَيْكِ، فَوَاللَّهِ لَقَلَّمَا كَانَتِ امْرَأَةٌ قَطُّ وَضِيئَةً عِنْدَ رَجُلٍ يُحِبُّهَا لَهَا ضَرَائِرُ إِلاَّ كَثَّرْنَ عَلَيْهَا‏.‏ قَالَتْ فَقُلْتُ سُبْحَانَ اللَّهِ أَوَلَقَدْ تَحَدَّثَ النَّاسُ بِهَذَا قَالَتْ فَبَكَيْتُ تِلْكَ اللَّيْلَةَ، حَتَّى أَصْبَحْتُ لاَ يَرْقَأُ لِي دَمْعٌ، وَلاَ أَكْتَحِلُ بِنَوْمٍ، ثُمَّ أَصْبَحْتُ أَبْكِي ـ قَالَتْ ـ وَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ وَأُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ حِينَ اسْتَلْبَثَ الْوَحْىُ يَسْأَلُهُمَا وَيَسْتَشِيرُهُمَا فِي فِرَاقِ أَهْلِهِ ـ قَالَتْ ـ فَأَمَّا أُسَامَةُ فَأَشَارَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالَّذِي يَعْلَمُ مِنْ بَرَاءَةِ أَهْلِهِ، وَبِالَّذِي يَعْلَمُ لَهُمْ فِي نَفْسِهِ، فَقَالَ أُسَامَةُ أَهْلَكَ وَلاَ نَعْلَمُ إِلاَّ خَيْرًا‏.‏ وَأَمَّا عَلِيٌّ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَمْ يُضَيِّقِ اللَّهُ عَلَيْكَ، وَالنِّسَاءُ سِوَاهَا كَثِيرٌ، وَسَلِ الْجَارِيَةَ تَصْدُقْكَ‏.‏ قَالَتْ فَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَرِيرَةَ فَقَالَ ‏"‏ أَىْ بَرِيرَةُ هَلْ رَأَيْتِ مِنْ شَىْءٍ يَرِيبُكِ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ لَهُ بَرِيرَةُ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ مَا رَأَيْتُ عَلَيْهَا أَمْرًا قَطُّ أَغْمِصُهُ، غَيْرَ أَنَّهَا جَارِيَةٌ حَدِيثَةُ السِّنِّ تَنَامُ عَنْ عَجِينِ أَهْلِهَا، فَتَأْتِي الدَّاجِنُ فَتَأْكُلُهُ ـ قَالَتْ ـ فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ يَوْمِهِ، فَاسْتَعْذَرَ مِنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أُبَىٍّ وَهْوَ عَلَى الْمِنْبَرِ فَقَالَ ‏"‏ يَا مَعْشَرَ الْمُسْلِمِينَ مَنْ يَعْذِرُنِي مِنْ رَجُلٍ قَدْ بَلَغَنِي عَنْهُ أَذَاهُ فِي أَهْلِي، وَاللَّهِ مَا عَلِمْتُ عَلَى أَهْلِي إِلاَّ خَيْرًا، وَلَقَدْ ذَكَرُوا رَجُلاً مَا عَلِمْتُ عَلَيْهِ إِلاَّ خَيْرًا، وَمَا يَدْخُلُ عَلَى أَهْلِي إِلاَّ مَعِي ‏"‏‏.‏ قَالَتْ فَقَامَ سَعْدُ بْنُ مُعَاذٍ أَخُو بَنِي عَبْدِ الأَشْهَلِ فَقَالَ أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَعْذِرُكَ، فَإِنْ كَانَ مِنَ الأَوْسِ ضَرَبْتُ عُنُقَهُ، وَإِنْ كَانَ مِنْ إِخْوَانِنَا مِنَ الْخَزْرَجِ أَمَرْتَنَا فَفَعَلْنَا أَمْرَكَ‏.‏ قَالَتْ فَقَامَ رَجُلٌ مِنَ الْخَزْرَجِ، وَكَانَتْ أُمُّ حَسَّانَ بِنْتَ عَمِّهِ مِنْ فَخِذِهِ، وَهْوَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ، وَهْوَ سَيِّدُ الْخَزْرَجِ ـ قَالَتْ ـ وَكَانَ قَبْلَ ذَلِكَ رَجُلاً صَالِحًا، وَلَكِنِ احْتَمَلَتْهُ الْحَمِيَّةُ فَقَالَ لِسَعْدٍ كَذَبْتَ لَعَمْرُ اللَّهِ لاَ تَقْتُلُهُ، وَلاَ تَقْدِرُ عَلَى قَتْلِهِ، وَلَوْ كَانَ مِنْ رَهْطِكَ مَا أَحْبَبْتَ أَنْ يُقْتَلَ‏.‏ فَقَامَ أُسَيْدُ بْنُ حُضَيْرٍ ـ وَهْوَ ابْنُ عَمِّ سَعْدٍ ـ فَقَالَ لِسَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ كَذَبْتَ لَعَمْرُ اللَّهِ لَنَقْتُلَنَّهُ، فَإِنَّكَ مُنَافِقٌ تُجَادِلُ عَنِ الْمُنَافِقِينَ‏.‏ قَالَتْ فَثَارَ الْحَيَّانِ الأَوْسُ وَالْخَزْرَجُ حَتَّى هَمُّوا أَنْ يَقْتَتِلُوا، وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَائِمٌ عَلَى الْمِنْبَرِ ـ قَالَتْ ـ فَلَمْ يَزَلْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُخَفِّضُهُمْ حَتَّى سَكَتُوا وَسَكَتَ ـ قَالَتْ ـ فَبَكَيْتُ يَوْمِي ذَلِكَ كُلَّهُ، لاَ يَرْقَأُ لِي دَمْعٌ، وَلاَ أَكْتَحِلُ بِنَوْمٍ ـ قَالَتْ ـ وَأَصْبَحَ أَبَوَاىَ عِنْدِي، وَقَدْ بَكَيْتُ لَيْلَتَيْنِ وَيَوْمًا، لاَ يَرْقَأُ لِي دَمْعٌ، وَلاَ أَكْتَحِلُ بِنَوْمٍ، حَتَّى إِنِّي لأَظُنُّ أَنَّ الْبُكَاءَ فَالِقٌ كَبِدِي، فَبَيْنَا أَبَوَاىَ جَالِسَانِ عِنْدِي وَأَنَا أَبْكِي فَاسْتَأْذَنَتْ عَلَىَّ امْرَأَةٌ مِنَ الأَنْصَارِ، فَأَذِنْتُ لَهَا، فَجَلَسَتْ تَبْكِي مَعِي ـ قَالَتْ ـ فَبَيْنَا نَحْنُ عَلَى ذَلِكَ دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَيْنَا، فَسَلَّمَ ثُمَّ جَلَسَ ـ قَالَتْ ـ وَلَمْ يَجْلِسْ عِنْدِي مُنْذُ قِيلَ مَا قِيلَ قَبْلَهَا، وَقَدْ لَبِثَ شَهْرًا لاَ يُوحَى إِلَيْهِ فِي شَأْنِي بِشَىْءٍ ـ قَالَتْ ـ فَتَشَهَّدَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ جَلَسَ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَمَّا بَعْدُ، يَا عَائِشَةُ إِنَّهُ بَلَغَنِي عَنْكِ كَذَا وَكَذَا، فَإِنْ كُنْتِ بَرِيئَةً، فَسَيُبَرِّئُكِ اللَّهُ، وَإِنْ كُنْتِ أَلْمَمْتِ بِذَنْبٍ، فَاسْتَغْفِرِي اللَّهَ وَتُوبِي إِلَيْهِ، فَإِنَّ الْعَبْدَ إِذَا اعْتَرَفَ ثُمَّ تَابَ تَابَ اللَّهُ عَلَيْهِ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ فَلَمَّا قَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَقَالَتَهُ قَلَصَ دَمْعِي حَتَّى مَا أُحِسُّ مِنْهُ قَطْرَةً، فَقُلْتُ لأَبِي أَجِبْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِّي فِيمَا قَالَ‏.‏ فَقَالَ أَبِي وَاللَّهِ مَا أَدْرِي مَا أَقُولُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقُلْتُ لأُمِّي أَجِيبِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيمَا قَالَ‏.‏ قَالَتْ أُمِّي وَاللَّهِ مَا أَدْرِي مَا أَقُولُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقُلْتُ وَأَنَا جَارِيَةٌ حَدِيثَةُ السِّنِّ لاَ أَقْرَأُ مِنَ الْقُرْآنِ كَثِيرًا إِنِّي وَاللَّهِ لَقَدْ عَلِمْتُ لَقَدْ سَمِعْتُمْ هَذَا الْحَدِيثَ حَتَّى اسْتَقَرَّ فِي أَنْفُسِكُمْ وَصَدَّقْتُمْ بِهِ، فَلَئِنْ قُلْتُ لَكُمْ إِنِّي بَرِيئَةٌ لاَ تُصَدِّقُونِي، وَلَئِنِ اعْتَرَفْتُ لَكُمْ بِأَمْرٍ، وَاللَّهُ يَعْلَمُ أَنِّي مِنْهُ بَرِيئَةٌ لَتُصَدِّقُنِّي، فَوَاللَّهِ لاَ أَجِدُ لِي وَلَكُمْ مَثَلاً إِلاَّ أَبَا يُوسُفَ حِينَ قَالَ ‏{‏فَصَبْرٌ جَمِيلٌ وَاللَّهُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ‏}‏ ثُمَّ تَحَوَّلْتُ وَاضْطَجَعْتُ عَلَى فِرَاشِي، وَاللَّهُ يَعْلَمُ أَنِّي حِينَئِذٍ بَرِيئَةٌ، وَأَنَّ اللَّهَ مُبَرِّئِي بِبَرَاءَتِي وَلَكِنْ وَاللَّهِ مَا كُنْتُ أَظُنُّ أَنَّ اللَّهَ مُنْزِلٌ فِي شَأْنِي وَحْيًا يُتْلَى، لَشَأْنِي فِي نَفْسِي كَانَ أَحْقَرَ مِنْ أَنْ يَتَكَلَّمَ اللَّهُ فِيَّ بِأَمْرٍ، وَلَكِنْ كُنْتُ أَرْجُو أَنْ يَرَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي النَّوْمِ رُؤْيَا يُبَرِّئُنِي اللَّهُ بِهَا، فَوَاللَّهِ مَا رَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَجْلِسَهُ، وَلاَ خَرَجَ أَحَدٌ مِنْ أَهْلِ الْبَيْتِ، حَتَّى أُنْزِلَ عَلَيْهِ، فَأَخَذَهُ مَا كَانَ يَأْخُذُهُ مِنَ الْبُرَحَاءِ، حَتَّى إِنَّهُ لَيَتَحَدَّرُ مِنْهُ مِنَ الْعَرَقِ مِثْلُ الْجُمَانِ وَهْوَ فِي يَوْمٍ شَاتٍ، مِنْ ثِقَلِ الْقَوْلِ الَّذِي أُنْزِلَ عَلَيْهِ ـ قَالَتْ ـ فَسُرِّيَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يَضْحَكُ، فَكَانَتْ أَوَّلَ كَلِمَةٍ تَكَلَّمَ بِهَا أَنْ قَالَ ‏"‏ يَا عَائِشَةُ أَمَّا اللَّهُ فَقَدْ بَرَّأَكِ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ فَقَالَتْ لِي أُمِّي قُومِي إِلَيْهِ‏.‏ فَقُلْتُ وَاللَّهِ لاَ أَقُومُ إِلَيْهِ، فَإِنِّي لاَ أَحْمَدُ إِلاَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ ـ قَالَتْ ـ وَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏إِنَّ الَّذِينَ جَاءُوا بِالإِفْكِ‏}‏ الْعَشْرَ الآيَاتِ، ثُمَّ أَنْزَلَ اللَّهُ هَذَا فِي بَرَاءَتِي‏.‏ قَالَ أَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ ـ وَكَانَ يُنْفِقُ عَلَى مِسْطَحِ بْنِ أُثَاثَةَ لِقَرَابَتِهِ مِنْهُ وَفَقْرِهِ ـ وَاللَّهِ لاَ أُنْفِقُ عَلَى مِسْطَحٍ شَيْئًا أَبَدًا بَعْدَ الَّذِي قَالَ لِعَائِشَةَ مَا قَالَ‏.‏ فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏ وَلاَ يَأْتَلِ أُولُو الْفَضْلِ مِنْكُمْ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏غَفُورٌ رَحِيمٌ‏}‏ قَالَ أَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ بَلَى وَاللَّهِ إِنِّي لأُحِبُّ أَنْ يَغْفِرَ اللَّهُ لِي فَرَجَعَ إِلَى مِسْطَحٍ النَّفَقَةَ الَّتِي كَانَ يُنْفِقُ عَلَيْهِ وَقَالَ وَاللَّهِ لَا أَنْزِعُهَا مِنْهُ أَبَدًا قَالَتْ عَائِشَةُ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ سَأَلَ زَيْنَبَ بِنْتَ جَحْشٍ عَنْ أَمْرِي فَقَالَ لِزَيْنَبَ مَاذَا عَلِمْتِ أَوْ رَأَيْتِ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَحْمِي سَمْعِي وَبَصَرِي وَاللَّهِ مَا عَلِمْتُ إِلَّا خَيْرًا قَالَتْ عَائِشَةُ وَهِيَ الَّتِي كَانَتْ تُسَامِينِي مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَعَصَمَهَا اللَّهُ بِالْوَرَعِ قَالَتْ وَطَفِقَتْ أُخْتُهَا حَمْنَةُ تُحَارِبُ لَهَا فَهَلَكَتْ فِيمَنْ هَلَكَ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَهَذَا الَّذِي بَلَغَنِي مِنْ حَدِيثِ هَؤُلَاءِ الرَّهْطِ ثُمَّ قَالَ عُرْوَةُ قَالَتْ عَائِشَةُ وَاللَّهِ إِنَّ الرَّجُلَ الَّذِي قِيلَ لَهُ مَا قِيلَ لَيَقُولُ سُبْحَانَ اللَّهِ فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ مَا كَشَفْتُ مِنْ كَنَفِ أُنْثَى قَطُّ قَالَتْ ثُمَّ قُتِلَ بَعْدَ ذَلِكَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

  12. Hadis no. 4142

    Ali'nin Aişe'ye iftira eden kimseler arasında bulunduğuna dair sana bir haber ulaştı mı? Ben: Hayır dedim…

    Türkçe meal

    Zühri Velid b. Abdulmelik'ten rivayetle dedi ki: Ali'nin Aişe'ye iftira eden kimseler arasında bulunduğuna dair sana bir haber ulaştı mı? Ben: Hayır dedim. Fakat senin kavminden iki kişi -Ebu Seleme b. Abdurrahman ile Ebu Bekir b. Abdurrahman b. el-Haris'in- bana haber verdiklerine göre Aişe r.anha bu ikisine şunları söylemiştir: Ali onun ile ilgili durumda selamete kavuşturulmuş idi. Bu hususta ez-Zühri'ye defalarca soru sordukları (ve farklı bir şey söylemesini istedikleri) halde o başka türlü cevap vermedi. Burada "müsellem" lafzında şüphe söz konusu olmaksızın böylece olduğu söylenmiştir. el-Atik'in asıl nüsnasında da bu şekilde idi

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ أَمْلَى عَلَىَّ هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ مِنْ حِفْظِهِ أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ قَالَ لِي الْوَلِيدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ أَبَلَغَكَ أَنَّ عَلِيًّا، كَانَ فِيمَنْ قَذَفَ عَائِشَةَ قُلْتُ لاَ‏.‏ وَلَكِنْ قَدْ أَخْبَرَنِي رَجُلاَنِ مِنْ قَوْمِكِ أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَأَبُو بَكْرِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَهُمَا كَانَ عَلِيٌّ مُسَلِّمًا فِي شَأْنِهَا‏.‏ فَرَاجَعُوهُ فَلَمْ يَرْجِعْ وَقَالَ مُسَلِّمًا بِلَا شَكٍّ فِيهِ وَعَلَيْهِ كَانَ فِي أَصْلِ الْعَتِيقِ كَذَلِكَ

  13. Hadis no. 4143

    Ben ve Aişe birlikte oturuyorken Ensardan bir kadın içeri girip dedi ki: Allah filana şunu etsin, filana şunu…

    Türkçe meal

    Aişe r.anha'nın annesi olan Ümmü Ruman dedi ki: "Ben ve Aişe birlikte oturuyorken Ensardan bir kadın içeri girip dedi ki: Allah filana şunu etsin, filana şunu etsin. Ümmü Ruman: Bu da ne demek oluyor deyince, kadın dedi ki: Benim oğlum da o sözleri söyleyenler arasındadır. Ne söyledi diye sordu, kadın: Şunları şunları söyledi, dedi. Aişe dediki: Peki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (bunu) işitti mi? Kadın: Evet deyince, peki ya Ebu Bekir de işitti mi, diye sordu. Kadın yine: Evet deyince Aişe bayılarak yere düştü. Ayıldığında ateşi yükselmiş ve titriyordu. Ben de üzerlerine elbiselerini atarak onu örttüm. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelip: Bunun hali ne diye sordu. Ben: Ey Allah'ın Resulü titremekle birlikte onu bir sıtma yakaladı, dedim. Şöyle buyurdu: Belki de dile dolanıp anlatılan bir takım sözler dolayısıyladır, dedi. (Ümmü Ruman): Evet dedi. Aişe oturduktan sonra dedi ki: Allah'a yemin ederim ben yemin edecek olursam beni doğrulamazsınız. Söyleyecek olursam beni mazur görmezseniz. Benim misalim ile sizin misaliniz Yakup ve oğullarının misaline benzer. Söylediklerinize karşı Allah'tan yardım dilerim. (Ümmü Ruman) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir şey demeden kalkıp gitti. Yüce Allah onun suçsuz olduğuna dair vahiy indirdi. Aişe: Bundan dolayı Allah'a hamdederim. Ne kimseye hamdederim, ne de sana hamdederim dedi

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مَسْرُوقُ بْنُ الأَجْدَعِ، قَالَ حَدَّثَتْنِي أُمُّ رُومَانَ ـ وَهْىَ أُمُّ عَائِشَةَ رضى الله عنها ـ قَالَتْ بَيْنَا أَنَا قَاعِدَةٌ أَنَا وَعَائِشَةُ إِذْ وَلَجَتِ امْرَأَةٌ مِنَ الأَنْصَارِ فَقَالَتْ فَعَلَ اللَّهُ بِفُلاَنٍ وَفَعَلَ‏.‏ فَقَالَتْ أُمُّ رُومَانَ وَمَا ذَاكَ قَالَتْ ابْنِي فِيمَنْ حَدَّثَ الْحَدِيثَ‏.‏ قَالَتْ وَمَا ذَاكَ قَالَتْ كَذَا وَكَذَا‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ سَمِعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ نَعَمْ‏.‏ قَالَتْ وَأَبُو بَكْرٍ قَالَتْ نَعَمْ‏.‏ فَخَرَّتْ مَغْشِيًّا عَلَيْهَا، فَمَا أَفَاقَتْ إِلاَّ وَعَلَيْهَا حُمَّى بِنَافِضٍ، فَطَرَحْتُ عَلَيْهَا ثِيَابَهَا فَغَطَّيْتُهَا‏.‏ فَجَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ مَا شَأْنُ هَذِهِ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَخَذَتْهَا الْحُمَّى بِنَافِضٍ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَلَعَلَّ فِي حَدِيثٍ تُحُدِّثَ بِهِ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ نَعَمْ‏.‏ فَقَعَدَتْ عَائِشَةُ فَقَالَتْ وَاللَّهِ لَئِنْ حَلَفْتُ لاَ تُصَدِّقُونِي، وَلَئِنْ قُلْتُ لاَ تَعْذِرُونِي، مَثَلِي وَمَثَلُكُمْ كَيَعْقُوبَ وَبَنِيهِ، وَاللَّهُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ، قَالَتْ وَانْصَرَفَ وَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا، فَأَنْزَلَ اللَّهُ عُذْرَهَا ـ قَالَتْ ـ بِحَمْدِ اللَّهِ لاَ بِحَمْدِ أَحَدٍ وَلاَ بِحَمْدِكَ‏.‏

  14. Hadis no. 4144

    O zaman siz o sözü birbirinizin dilinden alıp duruyordunuz

    Türkçe meal

    Aişe r.anha'dan rivayete göre o yüce Allah'ın: "O zaman siz o sözü birbirinizin dilinden alıp duruyordunuz." [Nur. 15] buyruğunu okuyor ve: "el-velk, yalandır" diyordu. 122 İbn Ebi Müleyke dedi ki: "O bunu başkalarından daha iyi biliyordu. Çünkü bu buyruk onun hakkında inmiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي يَحْيَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ نَافِعِ بْنِ عُمَرَ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ كَانَتْ تَقْرَأُ ‏{‏إِذْ تَلِقُونَهُ بِأَلْسِنَتِكُمْ‏}‏ وَتَقُولُ الْوَلْقُ الْكَذِبُ‏.‏ قَالَ ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ وَكَانَتْ أَعْلَمَ مِنْ غَيْرِهَا بِذَلِكَ لأَنَّهُ نَزَلَ فِيهَا‏.‏

  15. Hadis no. 4145

    Ben, Aişe'nin huzurunda Hassan'a ağır sözler söylemeye koyulunca, hayır ona sövme dedi. Çünkü o Resulullah…

    Türkçe meal

    Hişam, babasından rivayetle dedi ki: "Ben, Aişe'nin huzurunda Hassan'a ağır sözler söylemeye koyulunca, hayır ona sövme dedi. Çünkü o Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i savunan birisi idi. Aişe ayrıca dedi ki: (Hassan) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den müşrikleri hicvetmek üzere izin istedi. Allah Resuıü: Peki ya benim (onlarla akraba olmam nedeniyle) benim nesebim ne olacak, diye sordu. Hassan dedi ki: Hamurdan kılın çekilmesi gibi seni de aralarından öylece çekip çıkaracağım." Hişam babasından rivayetle dedi ki: "Hassan'a ağır sözler söyledim. Çünkü o, onun (Aişe'nin) aleyhine çokça konuşanlardan birisi idi

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ ذَهَبْتُ أَسُبُّ حَسَّانَ عِنْدَ عَائِشَةَ فَقَالَتْ لاَ تَسُبَّهُ، فَإِنَّهُ كَانَ يُنَافِحُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَقَالَتْ عَائِشَةُ اسْتَأْذَنَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي هِجَاءِ الْمُشْرِكِينَ قَالَ ‏ "‏ كَيْفَ بِنَسَبِي ‏"‏‏.‏ قَالَ لأَسُلَّنَّكَ مِنْهُمْ كَمَا تُسَلُّ الشَّعْرَةُ مِنَ الْعَجِينِ‏.‏ وَقَالَ مُحَمَّدٌ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ فَرْقَدٍ، سَمِعْتُ هِشَامًا، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَبَبْتُ حَسَّانَ، وَكَانَ مِمَّنْ كَثَّرَ عَلَيْهَا‏.‏

  16. Hadis no. 4146

    Aişe r.anha'nın huzuruna girdik. Yanında Hassan b. Sabit vardı. Ona kendisinin söylediği ve gazel türünden…

    Türkçe meal

    Mesruk dedi ki: "Aişe r.anha'nın huzuruna girdik. Yanında Hassan b. Sabit vardı. Ona kendisinin söylediği ve gazel türünden bir takım beyitler ihtiva eden bir şiiri okuyordu. Bu şiirinde diyordu ki: "O kendisini erkeklere karşı koruyan oldukça vakarlı, en ufak bir şüphe ile itham edilmeyen bir hanımefendidir. Üstelik kendileri hakkında söylenenlerden habersiz bulunan kadınların etlerinden yana her zaman açtır. (Yani etlerini yemek demek olan onların gıybetini yapmaz.)" Bunun üzerine Aişe ona: Fakat sen böyle değilsin diye karşılık verdi. Mesruk dedi ki: Ben ona, peki yüce Allah: "Aralarından sözün en büyüğünü söyleyene ise çok büyük bir azap vardır." [Nur, 11] diye buyurduğu halde senin huzuruna girmesine ne diye izin veriyorsun diye sordum, şu cevabı verdi: Kör olmaktan daha ağır hangi azap vardır ki! Aişe ona (Mesruk'a) dedi ki: O Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i savunan -yahut da ona yapılan hicivlere karşılık cevap veren- birisi idi, dedi." Bu Hadis ileride 4755 ve 4756 numara ile gelecektir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Ali onunla ilgili durumda selamete kavuşturulmuş idi, dedi" ibaresi Buhari'nin nüshalarında bu şekilde "müsellimen" suretinde lam harfi kesreli olarak kaydedilmiştir. el-Hamevı rivayetinde ise lam harfi fethalı olarak "musellemen" şeklindedir. lyad'ın zikrettiğine göre Nesefi bunu Buhari'den "musien (kötülük yapan kimse)" lafzı ile rivayet etmiş ve şöyle demiştir: Ebu Ali b. es-Seken bunu el-Firedri'den böylece rivayet etmiştir. el-AsiI1 ise bunu "musellemen" lafzı ile rivayet ettikten sonra, "biz bunu böyle okuduk" demiştir. Fakat daha çok bilinen başka türlüsüdür. Aişe'nin onu (Ali radıyalli'ıhuanh'ın sözlerini) isae'ye (kötülük yapmaya) nispet etmesinin sebebi Üsame gibi: "O senin hanımındır ve hayırdan başka bir şey (onun hakkında) bilmiyoruz" şeklinde bir söz söylememiş olmasıdır.

    Aksine Berire'ye baskı yaparak (bir şeyler söylemesini sağlamaya çalışmış) ve şunları eklemiştir: "Allah bu hususta işi senin aleyhine daraltmış değildir. Onun dışında kadınlar da pek çoktur" demiştir. Buna benzer daha başka açıklamalar yeri gelince genişçe söz konusu edilecektir. Ali r.a.'ın mazur oluşu da şöylece açıklanabilir: Sanki Nasıbilerden hayırsız bazı kimseler bu yalanı ileri sürerek Umeyye oğullarına yakınlaşmak istemiştir. Bu sebeple Aişe'nin sözlerini başka tarafa çekerek tahrif etmişlerdir. Çünkü onlar Emevilerin Ali'den uzak düştüklerini biliyorlardı. Böylelikle onun hakkında bu sözlerin sahih olduğunu zannetmişlerdir.

    Hatta ez-Zühri, Velid'e gerçeğin buna muhalif olduğunu beyan etmiştir. Yüce Allah ona hayırlı mükatatlar versin. ez-Zühri'den rivayet edildiğine göre Hişam b. Abdulmelik de bu kanaatte idi. Yakub b. Şeybe'nin Müsned'inde el-Hasen b. Ali el-Halvanl'den, onun eşŞafi'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Bize amcam anlattı, dedi ki: Süleyman b. Yesar, Hişam b. Abdulmelik'in huzuruna girdi. Hişam, Süleyman'a, ey Süleyman, o iftiranın büyüğünü üstlenen kişi kimdir? Süleyman, Abdullah b. Ubey'dir dedi. Hişam: Yalan söylüyorsun, o Ali'dir dedi. Süleyman, mu'minlerin emiri ne söylediğini daha iyi bilir, diye cevap verdi. ez-Zühri de onun yanına girince yine Hişam, ey İbn Şihab, o sözün büyüğünü söyleyen kimdir, diye sordu. ez-Zühri, İbn Ubey'dir deyince, yine Hişam, yalan söyledin o kişi Ali'dir deyince, ez-Zühri dedi ki: Hay babasız kalasıca!

    Ben mi yalan söylüyorum? Allah'a yemin ederim semadan bir münadi Allah yalan söylemeyi helal kılmıştır diye çağırsa dahi yalan söylemem

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ دَخَلْنَا عَلَى عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ وَعِنْدَهَا حَسَّانُ بْنُ ثَابِتٍ يُنْشِدُهَا شِعْرًا، يُشَبِّبُ بِأَبْيَاتٍ لَهُ وَقَالَ: حَصَانٌ رَزَانٌ مَا تُزَنُّ بِرِيبَةٍ وَتُصْبِحُ غَرْثَى مِنْ لُحُومِ الْغَوَافِلِ فَقَالَتْ لَهُ عَائِشَةُ لَكِنَّكَ لَسْتَ كَذَلِكَ‏.‏ قَالَ مَسْرُوقٌ فَقُلْتُ لَهَا لِمَ تَأْذَنِينَ لَهُ أَنْ يَدْخُلَ عَلَيْكِ‏.‏ وَقَدْ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏وَالَّذِي تَوَلَّى كِبْرَهُ مِنْهُمْ لَهُ عَذَابٌ عَظِيمٌ‏}‏‏.‏ فَقَالَتْ وَأَىُّ عَذَابٍ أَشَدُّ مِنَ الْعَمَى‏.‏ قَالَتْ لَهُ إِنَّهُ كَانَ يُنَافِحُ ـ أَوْ يُهَاجِي ـ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

  17. Hadis no. 4147

    Hudeybiye yılı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yola çıktık

    Türkçe meal

    Zeyd b. Halid r.a. dedi ki: "Hudeybiye yılı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yola çıktık. Bir gece bize yağmur isabet etti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize sabah namazını kıldırdıktan sonra yüzünü bize doğru dönerek şöyle buyurdu: Rabbinizin ne buyurduğunu biliyor musunuz? Bizler: Allah ve Resulü daha iyi bilir dedik. Şöyle buyurdu: Allah buyurdu ki: Kullarımdan kimisi bana iman etmiş, kimisi de bana kafir olmuş olarak sabahı etti. Bize Allah'ın rahmetiyle, Allah'ın rızkıyla, Allah'ın lutfu ile yağmur yağdırıldı, diyen kimseler bana iman etmiş ve yıldızı inkar etmiş kimselerdir. Fakat şu yıldız sebebiyle bize yağmur yağdırıldı diyen kimse yıldıza iman etmiş, beni inkar etmiş olur

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، قَالَ حَدَّثَنِي صَالِحُ بْنُ كَيْسَانَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَامَ الْحُدَيْبِيَةِ، فَأَصَابَنَا مَطَرٌ ذَاتَ لَيْلَةٍ، فَصَلَّى لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الصُّبْحَ، ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا فَقَالَ ‏"‏ أَتَدْرُونَ مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ ‏"‏‏.‏ قُلْنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ قَالَ اللَّهُ أَصْبَحَ مِنْ عِبَادِي مُؤْمِنٌ بِي وَكَافِرٌ بِي، فَأَمَّا مَنْ قَالَ مُطِرْنَا بِرَحْمَةِ اللَّهِ وَبِرِزْقِ اللَّهِ وَبِفَضْلِ اللَّهِ‏.‏ فَهْوَ مُؤْمِنٌ بِي، كَافِرٌ بِالْكَوْكَبِ‏.‏ وَأَمَّا مَنْ قَالَ مُطِرْنَا بِنَجْمِ كَذَا‏.‏ فَهْوَ مُؤْمِنٌ بِالْكَوْكَبِ، كَافِرٌ بِي ‏"‏‏.‏

  18. Hadis no. 4148

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem -haccıyla birlikte yaptığı müstesna olmak üzere- hepsi de Zilka'de…

    Türkçe meal

    Katade'den rivayete göre Enes r.a. kendisine haber vererek dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem -haccıyla birlikte yaptığı müstesna olmak üzere- hepsi de Zilka'de ayında dört tane umre yapmıştır. Bir umresini Hudeybiye'den Zilka'de ayında (ihrama girerek) yapmıştır. Diğer umresini ertesi sene Zülka'de ayında yapmıştır, bir diğer umresini ise yine Zülka'de ayında Huneyn ganimetierini paylaştırdığı yer olan el-Ci'rane'den (ihrama girerek) yapmıştır. (Zilka'de ayında yapmadığı) diğer umresini ise haccıyla birlikte yapmıştır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، أَنَّ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ أَخْبَرَهُ قَالَ اعْتَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرْبَعَ عُمَرٍ كُلُّهُنَّ فِي ذِي الْقَعْدَةِ، إِلاَّ الَّتِي كَانَتْ مَعَ حَجَّتِهِ‏.‏ عُمْرَةً مِنَ الْحُدَيْبِيَةِ فِي ذِي الْقَعْدَةِ، وَعُمْرَةً مِنَ الْعَامِ الْمُقْبِلِ فِي ذِي الْقَعْدَةِ، وَعُمْرَةً مِنَ الْجِعْرَانَةِ حَيْثُ قَسَمَ غَنَائِمَ حُنَيْنٍ فِي ذِي الْقَعْدَةِ، وَعُمْرَةً مَعَ حَجَّتِهِ‏.‏

  19. Hadis no. 4149

    Biz Hudeybiye yılı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gittik

    Türkçe meal

    Abdullah b. Ebi Katade'den rivayete göre babası kendisine tahdis ederek dedi ki: "Biz Hudeybiye yılı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gittik. Ashabı ihrama girdikleri halde ben ihrama girmemiştim

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، أَنَّ أَبَاهُ، حَدَّثَهُ قَالَ انْطَلَقْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَامَ الْحُدَيْبِيَةِ فَأَحْرَمَ أَصْحَابُهُ، وَلَمْ أُحْرِمْ‏.‏

  20. Hadis no. 4150

    Siz fethi Mekke'nin fethi olarak sayıyorsunuz

    Türkçe meal

    Bera' r.a. dedi ki: "Siz fethi Mekke'nin fethi olarak sayıyorsunuz. Evet, Mekke'nin fethi gerçekten bir fetih idi. Fakat biz Hudeybiye günü yapılan Rıdvan bey'atini fetih olarak sayıyoruı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte 1400 kişi idik. Hudeybiye bir kuyunun adıdır. O kuyunun suyunu çektik ve onda tek bir damla bırakmadık. Durum Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaştı. Kuyunun başına geldi ve kuyunun ağzına oturdu. Sonra içinde su bulunan bir kap getirilmesini istedi. Abdest aldı, daha sonra ağzına su alıp çalkaladı ve dua etti. Sonra da ağzındaki suyu o kuyuya boşalttı. Uzun olmayan bir süre o kuyuya ilişmedik. Daha sonra oradan ayrılıp gittiğimizde biz de dilediğimiz kadar ondan su almıştık, bineklerimizi de sulamıştık

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ تَعُدُّونَ أَنْتُمُ الْفَتْحَ فَتْحَ مَكَّةَ، وَقَدْ كَانَ فَتْحُ مَكَّةَ فَتْحًا، وَنَحْنُ نَعُدُّ الْفَتْحَ بَيْعَةَ الرُّضْوَانِ يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ‏.‏ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَرْبَعَ عَشْرَةَ مِائَةً، وَالْحُدَيْبِيَةُ بِئْرٌ فَنَزَحْنَاهَا، فَلَمْ نَتْرُكْ فِيهَا قَطْرَةً، فَبَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَتَاهَا، فَجَلَسَ عَلَى شَفِيرِهَا، ثُمَّ دَعَا بِإِنَاءٍ مِنْ مَاءٍ فَتَوَضَّأَ ثُمَّ مَضْمَضَ وَدَعَا، ثُمَّ صَبَّهُ فِيهَا فَتَرَكْنَاهَا غَيْرَ بَعِيدٍ ثُمَّ إِنَّهَا أَصْدَرَتْنَا مَا شِئْنَا نَحْنُ وَرِكَابَنَا‏.‏