İçeriğe geç

Sahih-i BuhariBölüm 64

Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Gazveleri Kitabı

522 hadis · Kitâbu'l-Meğâzî (3949-4473)

Sayfa 15 / 27Yazı boyutu
  1. Hadis no. 4231

    Bu hususta Omer bana sizden daha lâyık ve yakın değildir. Omer ve Omer'le (Medîne'ye) hicret eden arkadaşları…

    Türkçe meal

    Bu sırada Hafsa'nın odasına Peygamber geldi. Esma: Ey Allah'ın Peygamberi, Omer şöyle şöyle söyledi, diye nakletti. de: "Sen ona ne cevâb verdin?" diye sordu. Esma Ben de şöyle şöyle cevâb verdim, diye müdâfaasını da anlattı. Bunun üzerine Peygamber: "Bu hususta Omer bana sizden daha lâyık ve yakın değildir. Omer ve Omer'le (Medîne'ye) hicret eden arkadaşları için bir hicret sevabı vardır. Ey gemi yoldaşları, sizin için ise iki hicret sevabı vardır (Birisi Necâşî'ye hicret, öbürüsü Medîne'ye, Peygamber'in yanına hicret)". şöyle demiştir: Bu hâdise ve Peygamber'in gemi halkı hakkındaki bu yüksek şehâdeti üzerine bir de gördüm ki, bunu işiten Ebû Mûsâ el-Eş'arî ve bütün yoldaşlarımız, birbiri ardınca takım takım ziyaretime geliyorlar ve bu hadîsi sevinçle benden soruyorlardı. Bir derecede ki, dünyâ malından arzu edilen hiçbir şey, Peygamber'in Habeşe Muhacirleri hakkındaki bu yüksek şehâdeti derecesinde onların gönüllerinde çok ferah ve yüksek te'sîrli olamazdı

    Arapça metin

    فَلَمَّا جَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ يَا نَبِيَّ اللَّهِ إِنَّ عُمَرَ قَالَ كَذَا وَكَذَا‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَمَا قُلْتِ لَهُ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ قُلْتُ لَهُ كَذَا وَكَذَا‏.‏ قَالَ ‏"‏ لَيْسَ بِأَحَقَّ بِي مِنْكُمْ، وَلَهُ وَلأَصْحَابِهِ هِجْرَةٌ وَاحِدَةٌ، وَلَكُمْ أَنْتُمْ أَهْلَ السَّفِينَةِ هِجْرَتَانِ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ فَلَقَدْ رَأَيْتُ أَبَا مُوسَى وَأَصْحَابَ السَّفِينَةِ يَأْتُونِي أَرْسَالاً، يَسْأَلُونِي عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ، مَا مِنَ الدُّنْيَا شَىْءٌ هُمْ بِهِ أَفْرَحُ وَلاَ أَعْظَمُ فِي أَنْفُسِهِمْ مِمَّا قَالَ لَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم. قَالَ أَبُو بُرْدَةَ قَالَتْ أَسْمَاءُ فَلَقَدْ رَأَيْتُ أَبَا مُوسَى وَإِنَّهُ لَيَسْتَعِيدُ هَذَا الْحَدِيثَ مِنِّي‏.‏

  2. Hadis no. 4232

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ben Eş'arıler topluluğunu geceleyin (evlerine) girdikleri…

    Türkçe meal

    Ebu Musa dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ben Eş'arıler topluluğunu geceleyin (evlerine) girdikleri vakit (okudukları) Kur'an'dan tanırım. Geceleyin okudukları Kur'an seslerinden onların kaldıkları yerleri bilirim. İsterse gündüzün onların konakladıkları yerleri görmemiş olayım. Bunlardan birisi de Hakim'dir. O süvarilerle -ya da: Düşmanla dedi- karşılaştığı vakit onlara: Arkadaşlarım sizlere kendilerini beklemenizi emrediyor, derdi."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Bu Allah ve Resulü içindi." Hicretimizi onlar için yapmıştık. "İki hicretiniz (vardır)." Ebu Ya'la: "Siz iki defa hicret ettiniz. Bir sefer Necaşi'ye (Habeşistan'a) hicret ettiniz. Bir sefer de yanıma (gelmek üzere) hicret ettiniz" ibaresini eklemektedir. Hadisin zahirinden onların diğer muhacirlerden daha faziletli olduğu anlaşılıyor ise de onların kayıtsız ve şartsız olarak daha faziletli olması gerekmez. Ancak bu bakımdan onların faziletleri vardır. "Peyderpey" yani gruplar halinde. "Onlara: Arkadaşlarım sizlere kendilerini beklemelerini emrediyor, derdi." Yani aşırı kahramanlığından ötürü o düşmandan kaçmaz, aksine onlarla karşı karşıya gelir ve -mesela- gitmek istediklerinde: Yanınıza gelinceye kadar süvarileri bekleyiniz, derdi.

    Böylelikle onların savaştaki sebatlarını arttırmak istiyordu. Bu açıklama rivayetteki: "Ya da: Düşman dedi" şeklindeki ikinci şıkka göredir. Birinci şıkka göre -ki o da: "Atlılarla karşılaştığı vakit" sözüdür- gelince, onun bu sözleriyle Müslümanların atlarını kastetmiş olması ihtimali vardır. Böylelikle arkadaşlarının piyade olduklarına işaret edilmiş olmaktadır. Kendisi ise atlılara hep birlikte düşmanların üzerine yürümek üzere onları (piyade olanları) beklemelerini emrediyordu. Bu açıklama doğruya daha yakındır. İbnu't-Tin der ki: Onun sözleri: Arkadaşları Allah yolunda savaşmayı seven ve başlarına gelen musibetlere aldırmayan kimselerdi, demektir

    Arapça metin

    قَالَ أَبُو بُرْدَةَ عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنِّي لأَعْرِفُ أَصْوَاتَ رُفْقَةِ الأَشْعَرِيِّينَ بِالْقُرْآنِ، حِينَ يَدْخُلُونَ بِاللَّيْلِ، وَأَعْرِفُ مَنَازِلَهُمْ مِنْ أَصْوَاتِهِمْ بِالْقُرْآنِ بِاللَّيْلِ، وَإِنْ كُنْتُ لَمْ أَرَ مَنَازِلَهُمْ حِينَ نَزَلُوا بِالنَّهَارِ، وَمِنْهُمْ حَكِيمٌ، إِذَا لَقِيَ الْخَيْلَ ـ أَوْ قَالَ الْعَدُوَّ ـ قَالَ لَهُمْ إِنَّ أَصْحَابِي يَأْمُرُونَكُمْ أَنْ تَنْظُرُوهُمْ ‏"‏‏.‏

  3. Hadis no. 4233

    Hayber'i fethettikten sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardık

    Türkçe meal

    Ebu Musa dedi ki: "Hayber'i fethettikten sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardık. O da bize (ganimetten) pay verdi. Bizim dışımızda fetihte hazır bulunmamış kimseye pay vermedi

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، سَمِعَ حَفْصَ بْنَ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا بُرَيْدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ قَدِمْنَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ أَنِ افْتَتَحَ خَيْبَرَ، فَقَسَمَ لَنَا، وَلَمْ يَقْسِمْ لأَحَدٍ لَمْ يَشْهَدِ الْفَتْحَ غَيْرَنَا‏.‏

  4. Hadis no. 4234

    Biz Hayber'i fethettik ama ganimet olarak ne altın ne de gümüş aldık. Biz ganimet olarak sığır, deve, eşya ve…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Biz Hayber'i fethettik ama ganimet olarak ne altın ne de gümüş aldık. Biz ganimet olarak sığır, deve, eşya ve bahçeleri aldık. Daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Vadi'l-Kura'ya gittik. Beraberinde de kendisine Dibab oğullarına mensup birisinin hediye ettiği Mid'am adında da bir köle vardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yükünü indirirken kim tarafından atıldığı bilinmeyen bir ok gelip, o köleye isabet etti. Herkes: "Ne mutlu ona! Şehit oldu, dedi. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Hayır, nefsim elinde olana yemin ederim ki paylaştırılmadan önce Hayber günü ganimetierden aldığı o maşlah onun üzerinde ateş olarak alevlenmiş bulunuyor. Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den bu sözlerini işitince bir ya da iki ayakkabı bağı getirip geldi ve: Bu benim (ganimetin payedilmesinden önce) aldığım bir şeydi, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da: (Bunlar) Cehennem ateşinden bir ya da iki ayakkabı bağıdır, diye buyurdu." Bu Hadis 6707 numara ile gelecektir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Kim tarafından atıldığı belli olmayan bir ok" hedefinden sapan bir ok diye de açıklanmıştır. "Ateş olmuş üzerinde yanıyar" buyruğundaki ifadenin bizzat o maşlahın ateşe dönüşmesiyle birlikte ve onunla azaplandınlması suretiyle hakikat anlamında kullanılmış olma ihtimali olduğu gibi, onun cehennem ateşinde azap edilmesine sebep olacağının kastedilmiş olması ihtimali de vardır. Bundan sonra gelen ayakkabı bağları ile ilgili olarak söylenenler hakkında da aynı şey söz konusudur. "Bir ya da iki ayakkabı bağı" Ayakkabının üst tarafında bağcık olarak kullanılanlarıdır. Hadis-i şerifte ganimetten haksızca bir şeyler almanın ne kadar büyük bir vebal olduğu ifade edilmektedir.

    Cihad bölümünün sonlarında "az şev dahi olsa ganimetten çalmak" başlığında buna dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. Hadisten imamın hediyeyi kabul edebileceği de anlaşılmaktadır. Eğer bu hediye sırf kendisine has bir iş dolayısı ile olup, kendisi kamu görevlisi olduğu için verilmiş değilse o hediye de dilediği şekilde tasarruf edebilir. Aksi takdirde o hediyede ancak Müslümanların lehine olacak şekilde tasarrufta bulunabilir. "Umedmın (kamu yöneticilerinin) aldıkları hediyeler ganimetten bir hırsızlıktır" hadisi de bu ayırıma göre açıklanır ve böylelikle böyle bir hediyeyi alıp, sırf ken- disi adına kullanan kimse hakkında özel bir hüküm olarak değerlendirilebilir. \ Fakat bazı Hanefi alimleri bu hususta muhalefet ederek şöyle demişlerdir: Yönetici böyle bir hediyeyi kayıtsız ve şartsız olarak kendisi için kullanabilir.

    Bunun delili ise böyle bir hediyeyi hediye verene geri vermesinin caiz oluşudur.' Eğer böyle bir hediye Müslümanlar için bir fey" (savaş olmadan alınmış ganimet) olsaydı, onu geri çeviremezdi. Ancak böyle bir delillendirmenin tartışılabileceği açıkça ortadadır. Hibe bölümünün sonlarında buna dair bazı açıklamalar da geçmiş bulunmaktadır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، قَالَ حَدَّثَنِي ثَوْرٌ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمٌ، مَوْلَى ابْنِ مُطِيعٍ أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ افْتَتَحْنَا خَيْبَرَ، وَلَمْ نَغْنَمْ ذَهَبًا وَلاَ فِضَّةً، إِنَّمَا غَنِمْنَا الْبَقَرَ وَالإِبِلَ وَالْمَتَاعَ وَالْحَوَائِطَ، ثُمَّ انْصَرَفْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى وَادِي الْقُرَى، وَمَعَهُ عَبْدٌ لَهُ يُقَالُ لَهُ مِدْعَمٌ، أَهْدَاهُ لَهُ أَحَدُ بَنِي الضِّبَابِ، فَبَيْنَمَا هُوَ يَحُطُّ رَحْلَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَهُ سَهْمٌ عَائِرٌ حَتَّى أَصَابَ ذَلِكَ الْعَبْدَ، فَقَالَ النَّاسُ هَنِيئًا لَهُ الشَّهَادَةُ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ بَلَى وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، إِنَّ الشَّمْلَةَ الَّتِي أَصَابَهَا يَوْمَ خَيْبَرَ مِنَ الْمَغَانِمِ لَمْ تُصِبْهَا الْمَقَاسِمُ لَتَشْتَعِلُ عَلَيْهِ نَارًا ‏"‏‏.‏ فَجَاءَ رَجُلٌ حِينَ سَمِعَ ذَلِكَ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِشِرَاكٍ أَوْ بِشِرَاكَيْنِ، فَقَالَ هَذَا شَىْءٌ كُنْتُ أَصَبْتُهُ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ شِرَاكٌ أَوْ شِرَاكَانِ مِنْ نَارٍ ‏"‏‏.‏

  5. Hadis no. 4235

    Nefsim elinde olana yemin ederim ki, eğer sonradan gelecek insanları büsbütün yoksul bırakmayacak olsaydım…

    Türkçe meal

    Ömer b. el-Hattab r.a. dedi ki: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki, eğer sonradan gelecek insanları büsbütün yoksul bırakmayacak olsaydım fethi nasip olan her bir kasabayı mutlaka Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Hayber'i paylaştırdığı gibi paylaştırırdım. Fakat ben onu (fethettiğim yerleri) Müslümanlara, aralarında paylaştıracakları bir hazine olarak bırakacağım

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي زَيْدٌ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ سَمِعَ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ أَمَا وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَوْلاَ أَنْ أَتْرُكَ آخِرَ النَّاسِ بَبَّانًا لَيْسَ لَهُمْ شَىْءٌ، مَا فُتِحَتْ عَلَىَّ قَرْيَةٌ إِلاَّ قَسَمْتُهَا كَمَا قَسَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خَيْبَرَ، وَلَكِنِّي أَتْرُكُهَا خِزَانَةً لَهُمْ يَقْتَسِمُونَهَا‏.‏

  6. Hadis no. 4236

    Eğer sonradan gelecek Müslümanlar olmasaydı, onlara bir kasabanın fethi nasip oldukça mutlaka onu da Nebi…

    Türkçe meal

    Ömer r.a. dedi ki: "Eğer sonradan gelecek Müslümanlar olmasaydı, onlara bir kasabanın fethi nasip oldukça mutlaka onu da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Hayber'i paylaştırdığı gibi paylaştıracaktım."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Sonradan gelecek olan insanları büsbütün yoksul bırakmayacak olsaydım." el-Ezheri'nin açıklamasına göre, (yoksul diye anlamı verilen "bebbun") hiçbir şeyleri bulunmayan varlıksız kimseler demektir. Taberi dedi ki: Bu lafız (el-bebbs'n) hiçbir şeyi bulunmayan yoksul demektir. Buna göre anlam şöyle olur: Eğer ben onları hiçbir şeyi bulunmayan, tamamıyla yoksul ve fakir olarak yani fakirlik bakımından birbirine eşit seviyede terk etmiş olmayacak olsaydım ... demek olur. "Fakat ben bunları kendileri için paylaştıracakları bir hazine olarak bırakıyorum." Yani bu gibi yerlerin haraçlarını kendi aralarında paylaştıracaklar

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا ابْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُمَرَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَوْلاَ آخِرُ الْمُسْلِمِينَ مَا فُتِحَتْ عَلَيْهِمْ قَرْيَةٌ إِلاَّ قَسَمْتُهَا، كَمَا قَسَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خَيْبَرَ‏.‏

  7. Hadis no. 4237

    Ona bir şey verme dedi. Bu sefer Ebu Hureyre: Bu İbn Kavkal'in katilidir deyince, o adam: Kadum ed-da'n'dan…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidip bir şeyler vermesini istedi. Said b. el-As oğullarından birisi ona: "Ona bir şey verme dedi. Bu sefer Ebu Hureyre: Bu İbn Kavkal'in katilidir deyince, o adam: Kadum ed-da'n'dan sarkıp gelmiş böyle bir yaban kedisine hayret doğrusu, dedi

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، وَسَأَلَهُ، إِسْمَاعِيلُ بْنُ أُمَيَّةَ قَالَ أَخْبَرَنِي عَنْبَسَةُ بْنُ سَعِيدٍ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَهُ، قَالَ لَهُ بَعْضُ بَنِي سَعِيدِ بْنِ الْعَاصِ لاَ تُعْطِهِ‏.‏ فَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ هَذَا قَاتِلُ ابْنِ قَوْقَلٍ‏.‏ فَقَالَ وَاعَجَبَاهْ لِوَبْرٍ تَدَلَّى مِنْ قَدُومِ الضَّأْنِ‏.‏

  8. Hadis no. 4238

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Eban'ı Medine'den Necid taraflarına doğru bir seriyenin başında…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre, Said b. el-As'a haber vererek dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Eban'ı Medine'den Necid taraflarına doğru bir seriyenin başında kumandan olarak gönderdi. Ebu Hureyre dedi ki: Eban ve arkadaşları Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına Hayber'i fethettikten sonra Hayber'de kavuştu. Atlarının yularları liften yapılmıştı. Ebu Hureyre dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, onlara pay verme, dedim. Eban dedi ki: Bu sözü sen mi söylüyorsun, ey Da'n'ın tepesinden yuvarlanıp gelmiş yabani kedi! Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine: Ey Eban otur, dedi ve onlara ganimetten pay ayırmad

    Arapça metin

    وَيُذْكَرُ عَنِ الزُّبَيْدِيِّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَنْبَسَةُ بْنُ سَعِيدٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يُخْبِرُ سَعِيدَ بْنَ الْعَاصِي قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَبَانَ عَلَى سَرِيَّةٍ مِنَ الْمَدِينَةِ قِبَلَ نَجْدٍ، قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ فَقَدِمَ أَبَانُ وَأَصْحَابُهُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِخَيْبَرَ، بَعْدَ مَا افْتَتَحَهَا، وَإِنَّ حُزْمَ خَيْلِهِمْ لَلِيفٌ، قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، لاَ تَقْسِمْ لَهُمْ‏.‏ قَالَ أَبَانُ وَأَنْتَ بِهَذَا يَا وَبْرُ تَحَدَّرَ مِنْ رَأْسِ ضَأْنٍ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَا أَبَانُ اجْلِسْ ‏"‏ فَلَمْ يَقْسِمْ لَهُمْ‏.‏

  9. Hadis no. 4239

    Eban b. Said, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna geldi, ona selam verdi. Ebu Hureyre: Bu İbn…

    Türkçe meal

    Yahya b. Said dedi ki: Bana dedem haber verdi: "Eban b. Said, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna geldi, ona selam verdi. Ebu Hureyre: Bu İbn Kavkal'ın katilidir dedi. Eban da Ebu Hureyre'ye: Hayret sana ey Kadum-ı Da'n'dan yuvarlanıp gelmiş yabani kedi! Allah'ın ellerimle kendisini şereflendirdiği elleriyle de beni hakir düşürmesine engel olduğu bir adam dolayısıyla mı beni ayıplıyorsun?"

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Da'n Kadumu'ndan sarkıp gelmiş bir dağ kedisi" Hadisi burada böylece ihtisar etmiş bulunmaktadır. Daha önce Cihad bölümünde (2827. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Bundan sonraki hadisle açıklaması gelecektir. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Eban'ı Medine'den Necid taraflarına gönderdiği bir seriyenin başında kumandan olarak gönderdi." Bu seriyenin durumu ile ilgili bir şey bilmiyorum. Eban'a gelince, o Eban b. Said b. el-As b. Umeyye'dir. Ebu Hureyre'nin kendisine hadisi naklettiği Said b. el-As'ın da amcasıdır. Eban Hudeybiye gazvesinden sonra Müslüman olmuştu. Daha önce Hudybiye'nin şartları ile ilgili olayları ve diğer hususları anlatırken burada sözü geçen Eban'ın Hudeybiye'de Osman b.

    Affan'a himaye verdiğini, böylelikle Mekke'ye girebildiğini ve Resulullah s.a.v.'in mesajını tebliğ etmesini sağladığını belirtmiş idik. Bu gazve ile ilgili anlatılanlarda da Hayber gazvesinin Hudeybiye dönüşünden sonra gerçekleştiğini belirtmiş idik. İşte bu durum Eban'ın Hudeybiye'nin akabinde Müslüman olduğu intibaını vermektedir. Böylelikle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de onu bir seriye ile birlikte göndermesi mümkün olmuştur. "Bunu sen mi söylüyorsun?" Yani sen aslında onun yakınlarından, kavminden ve şehrinden olmamakla birlikte Resulullah'ın yanında böyle bir konum ve böyle bir mevkide nasılolabilirsin?

    "Ey yabani kedi" Bu yırtıcı ve kediye benzer küçük bir hayvandır. el-Hattabi der ki: Eban bu sözleriyle Ebu Hureyre'yi tahkir etmek istemiştir. Onun Allah Resulüne bir şeyler vermesi ya da vermemesi ile ilgili görüş belirtecek kadar bir değere sahip olmadığını, savaşabilme gücünün de çok az olduğunu anlatmak istemiştir. "(Dağdan) inip gelmiş." Birinci rivayette bu anlamdaki lafız "tedella" şeklindedir. (Burada ise tehaddera şeklindedir.) Bu da aynı anlamdadır. Yani o, bizim aramıza aniden hücum edercesine gelmiştir, demektir. "Dal tepesinden" Bu rivayette "Dal" şeklindedir. Bundan önceki rivayette ise nun (Da'n) şeklindedir.

    Kadam ise kenar, kıyı demektir. Da'n'ın da bir dağın tepesi olduğu söylenmiştir. Çünkü çoğunlukla koyunların otladığı yerler arasıdır. Ebu Hureyre'nin kavmi olan Devsıilerin bir dağıdır. Hadisin geri kalan kısımlarına dair açıklamalar Cihad bölümünde geçmiş bulunmaktadır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي جَدِّي، أَنَّ أَبَانَ بْنَ سَعِيدٍ، أَقْبَلَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَسَلَّمَ عَلَيْهِ، فَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا قَاتِلُ ابْنِ قَوْقَلٍ‏.‏ وَقَالَ أَبَانُ لأَبِي هُرَيْرَةَ وَاعَجَبًا لَكَ وَبْرٌ تَدَأْدَأَ مِنْ قَدُومِ ضَأْنٍ‏.‏ يَنْعَى عَلَىَّ امْرَأً أَكْرَمَهُ اللَّهُ بِيَدِي، وَمَنَعَهُ أَنْ يُهِينَنِي بِيَدِهِ‏.‏

  10. Hadis no. 4240

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı Fatıma aleyhesselam Ebu Bekr'e haber göndererek yüce Allah'ın…

    Türkçe meal

    Aişe r.anha'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı Fatıma aleyhesselam Ebu Bekr'e haber göndererek yüce Allah'ın, Medine ve Fedek'te Resulüne fey" olarak verdiğinden kendisine düşen mirası ve Hayber'in beşte birinden kalanları ondan istedi. Ebu Bekr dedi ki: Resulullah: 'Bize mirasçı olunmaz. Geriye neyi bırakırsak o bir Sadakadır. Muhammed'in ailesi ise bu maldan (ihtiyacı olanı) yer' diye buyurmuştur. Ben de Allah'a yemin ederim, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Sadakası olan bir şeyi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dönemindeki haliyle bırakıp değişikliğe uğratmayacağım. Onlar hakkında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem neyi yaptıysa andolsun ben de aynısını yapacağım. Bu sebeple Ebu Bekr ondan (bıraktığı Sadakadan) Fatıma'ya bir şey ödemeyi kabul etmedi. Bundan dolayı Fatıma, Ebu Bekr'e kızdı, ona darıldı. Vefat edinceye kadar da onunla konuşmadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra altı ay yaşadı. Vefat edince kocası Ali geceleyin onu defnetti ve onun vefat ettiğini Ebu Bekr'e haber vermedi. Onun cenaze namazını da o kıldı. Fatıma hayatta olduğu sürece Ali insanlar nezdinde itibarlı idi ama Fatıma'nın vefatından sonra Ali insanların yüzlerinin kendisine karşı değiştiğini fark etti. Bu sebeple Ebu Bekr ile barışmanın ve ona bey'at etmenin yollarını aradı. Geçen o aylar zarfında henüz bey'at etmemişti. Ebu Bekr'e: Bize gel ve seninle birlikte de kimse gelmesin, diye haber gönderdi. Çünkü Ömer'in de hazır bulunmasını istemiyordu. Bu sefer Ömer: Hayır, Allah'a yemin ederim tek başına onların yanına gitmeyeceksin, dedi. Ancak Ebu Bekr: Size göre onlar bana ne yapabilirler ki! Allah'a yemin ederim onların yanına gideceğim, dedi. Ebu Bekr gidip onların yanına girdi. Ali şehadet getirerek dedi ki: Şüphesiz biz senin faziletini ve Allah'ın sana verdiklerini biliyoruz. Allah'ın sana sunduğu bir hayır dolayısıyla da seni kıskanmıyoruz. Fakat sen bu işi bizi dışarıda tutarak tek başına elinde tuttun. Bizler ise Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e olan yakınlığımız dolayısıyla (bu işte) bir pay sahibi olduğumuz görüşünde idik. Nihayet Ebu Bekr'in gözleri yaşardı. Ebu Bekr konuşunca şunları söyledi: Nefsim elinde olana yemin ederim ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in akrabaları(nı görüp gözetmeyi) kendi akrabalarımı görüp gözetmekten daha çok severim. Fakat bu mallar ile ilgili olarak benimle sizin aranızda ortaya çıkan anlaşmazlık hususunda da hayırlı olanı yapmaktan geri durmadım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunlar hakkında ne yaptığını gördüysem mutlaka ben de onu yapmışımdır. . Bunun üzerine Ali, Ebu Bekr'e: Yarın öğleden sonra bey'atleşmek üzere seninle sözleşiyoruz, dedi. Ebu Bekr öğle namazını kıl(dır)dıktan sonra minbere çıktı, şehadet kelimesini getirdikten sonra Ali'nin durumunu, onun bey'at etmekten geri kalışını ve kendisine mazeret olarak belirttiklerini bu hususta onun mazereti olarak zikretti. Sonra da Allah'tan yardım diledi. Ali de şehadet kelimesini getirdi. Ebu Bekr'in hakkının büyüklüğünü ifade etti. Bu şekilde davranmaya kendisini itenin Ebu Bekr'i kıskanmak olmadığını, Allah'ın kendisine vermiş olduğu fazileti de reddetmek için yapmadığını anlattı. Fakat biz bu işte bir payımızın olduğu görüşünde idik. Ancak o bizi dışarıda tutarak bu işi tekeline aldı. Bundan dolayı içimizde bir şeyler hissettik, diye ekledi. Müslümanlar buna sevinerek: İsabet ettin dediler. Ali bu hususta bariz olana (Müslümanların hilafet ile ilgili genel tutumlarına) uygun olanı yapınca Müslümanlar da Ali'ye daha bir yakınlaştılar."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Nebi s.a.v.'den sonra altı ay yaşadı." Hz. Fatıma'nın Nebiden sonra hayatta kaldığı süre ile ilgili olarak sahih olan budur. "Kocası Ali onu geceleyin defnetti ve vefatını Ebu Bekr'e bildirmedi." İbn Sa'd, Abdurrahman kızı Amre yoluyla el-Abbas'ın onun cenaze namazını kıldığını rivayet etmektedir. Değişik rivayet yolları ile de geceleyin defnedildiğini zikretmektedir. Bu ise onun vasiyeti dolayısıyla böyle olmuştu. Çünkü böylelikle tesettüre daha fazla uyulsun istemişti. Belki de Ebu Bekr'e vefat ettiğini bildirmeyişinin sebebi onun vefatının Ebu Bekr'e saklı kalmayacağını zannedişinden dolayıdır.

    Müslim, Nesai ve Ebu Davud'un, Cabir yoluyla rivayet ettiği geceleyin defin işinin yasaklandığına dair hadis ise, durumun tercihe elverişli olma halleri hakkındadır. Çünkü bu hadisin bir kısmında: "Kişinin bu işi çaresizlikten yapması hali müstesna" denilmektedir. "Fatıma hayatta olduğu sürece Ali insanlar nezdinde itibar görüyordu." Yani insanlar Fatıma'ya ikram olmak üzere ona saygı gösteriyarlardı. Fatıma vefat edip, Ali'nin Ebu Bekr'in huzuruna gelmeyişi sürüp gidince bu sefer onun da diğer insanların kabul ettiğini kabul etmesini istediklerinden gösterdikleri o saygıyı azaltmaya başladılar.

    Bundan dolayı Aişe hadisin sonlarında şöyle demiştir: "Gelip bey'at edince bu sefer insanlar onun da maruf olana dönmesi üzerine ona yakınlık göstermeye başladılar." Anlaşıldığı kadarıyla Fatıma hayatta olduğu sürece onun Ebu Bekr'e bey'atten geri kalması hususunda mazur olduğu görüşünde idiler. Çünkü onunla meşguloluyor, hastalığında ona bakıyor ve babası sallallahu aleyhi ve sellem'in vefatı dolayısıyla üzüntüsüne karşı onu teselli etmeye çalışıyordu. Ayrıca Ebu Bekr'den babasının mirasını isteyişini reddetmesi üzerine ona kızdığından ötürü Ali de ondan ilişkiyi kesmek hususunda ona muvafık davranmayı uygun görmüştü.

    (Müslümanlar da bütün bu sebepler dolayısıyla onu mazur görüyordu.) "Fakat Fatıma vefat edince Ali insanların yüzlerinin kendisine karşı değiştiğini gördü. O da bu sebeple Ebu Bekr ile barış ip ona beyrat etmenin yollarını aradı. Çünkü o aylar boyunca ona beyrat etmemişti." Kasıt Fatıma'nın hayatta olduğu sürece bey'at etmediğidir. el-Mazeri der ki: Ali r.a.'ın gösterdiği mazeretlerle birlikte bey'at etmekten geri kalışındaki bir başka mazeret şudur: İmama bey'atin hal ve akd ehli tarafından yapılması yeterli görülmüştür. Herkesin bey'atte bulunması vacip değildir. Herkesin onun huzuruna gelmesi ve onun elini tutması da gerekmez.

    Aksine ona muhalefet etmemek ve ona karşı baş kaldırmamak suretiyle ona itaate bağlı kalıp, ona boyun eğmek yeterlidir. Nitekim Ali'nin de durumu bundan ibaretti. O Sadece Ebu Bekr'in huzuruna gelmekte gecikmişti. Bunun sebebini de zikretmiş bulunuyoruz. "Ömer'in bulunmasını istemediğinden" Buna sebep ise Ömer'in söz ve uygulamalarında alışageldikleri güçlü ve kararlı tutumudur. Ebu Bekr ise ince ve yumuşaktı. Onlar Ömer'in hazır bulunması halinde kendilerinin maksat olarak gözettiği işin tatlıya bağlanmasına aykırı bir görüş ayrılığına sebep olabilecek çokça sitemin yapılmasından çekinmiş gibi görünüyorlar.

    "Onların yanlarına girme" ki sana karşı gösterilmesi gereken tazimi terk etmesinler. "Allah'ın sana takdim ettiği bir hayır dolayısıyla seni kıskanmadık." Yani hilafet dolayısıyla seni kıskanmadık "Seninle öğleden" zevalden "sonra sözleşiyoruz." "Müslümanlar Ali'ye yakınlık göstermeye başladılar." Yani ona sevgi duymaya başladılar. "İşe maruf olan şekilde dönünce" yani diğer insanların girdikleri gibi o da itaatin kapsamına girince. Kurtubi der ki: Ebu Bekr ile Ali arasında cereyan eden sitem, mazeret gösterme ve bunun anlamı üzerinde insaf ile düşünen bir kimse, onların her birisinin diğerinin faziletini kabul ettiğini, kalplerinin karşılıklı saygı ve sevgi hususunda ittifak etmiş olduğunu görecektir.

    Her ne kadar beşer tabiatı bazen bunlara yenik düşse de dine bağlılık böyle bir hali reddetmektedir. Tevfik Allah'tandır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ فَاطِمَةَ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ بِنْتَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَرْسَلَتْ إِلَى أَبِي بَكْرٍ تَسْأَلُهُ مِيرَاثَهَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَيْهِ بِالْمَدِينَةِ وَفَدَكَ، وَمَا بَقِيَ مِنْ خُمُسِ خَيْبَرَ، فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ نُورَثُ، مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ، إِنَّمَا يَأْكُلُ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْمَالِ ‏"‏‏.‏ وَإِنِّي وَاللَّهِ لاَ أُغَيِّرُ شَيْئًا مِنْ صَدَقَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ حَالِهَا الَّتِي كَانَ عَلَيْهَا فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلأَعْمَلَنَّ فِيهَا بِمَا عَمِلَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَبَى أَبُو بَكْرٍ أَنْ يَدْفَعَ إِلَى فَاطِمَةَ مِنْهَا شَيْئًا فَوَجَدَتْ فَاطِمَةُ عَلَى أَبِي بَكْرٍ فِي ذَلِكَ فَهَجَرَتْهُ، فَلَمْ تُكَلِّمْهُ حَتَّى تُوُفِّيَتْ، وَعَاشَتْ بَعْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سِتَّةَ أَشْهُرٍ، فَلَمَّا تُوُفِّيَتْ، دَفَنَهَا زَوْجُهَا عَلِيٌّ لَيْلاً، وَلَمْ يُؤْذِنْ بِهَا أَبَا بَكْرٍ وَصَلَّى عَلَيْهَا، وَكَانَ لِعَلِيٍّ مِنَ النَّاسِ وَجْهٌ حَيَاةَ فَاطِمَةَ، فَلَمَّا تُوُفِّيَتِ اسْتَنْكَرَ عَلِيٌّ وُجُوهَ النَّاسِ، فَالْتَمَسَ مُصَالَحَةَ أَبِي بَكْرٍ وَمُبَايَعَتَهُ، وَلَمْ يَكُنْ يُبَايِعُ تِلْكَ الأَشْهُرَ، فَأَرْسَلَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ أَنِ ائْتِنَا، وَلاَ يَأْتِنَا أَحَدٌ مَعَكَ، كَرَاهِيَةً لِمَحْضَرِ عُمَرَ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ لاَ وَاللَّهِ لاَ تَدْخُلُ عَلَيْهِمْ وَحْدَكَ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ وَمَا عَسَيْتَهُمْ أَنْ يَفْعَلُوا بِي، وَاللَّهِ لآتِيَنَّهُمْ‏.‏ فَدَخَلَ عَلَيْهِمْ أَبُو بَكْرٍ، فَتَشَهَّدَ عَلِيٌّ فَقَالَ إِنَّا قَدْ عَرَفْنَا فَضْلَكَ، وَمَا أَعْطَاكَ، اللَّهُ وَلَمْ نَنْفَسْ عَلَيْكَ خَيْرًا سَاقَهُ اللَّهُ إِلَيْكَ، وَلَكِنَّكَ اسْتَبْدَدْتَ عَلَيْنَا بِالأَمْرِ، وَكُنَّا نَرَى لِقَرَابَتِنَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَصِيبًا‏.‏ حَتَّى فَاضَتْ عَيْنَا أَبِي بَكْرٍ، فَلَمَّا تَكَلَّمَ أَبُو بَكْرٍ قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَقَرَابَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَحَبُّ إِلَىَّ أَنْ أَصِلَ مِنْ قَرَابَتِي، وَأَمَّا الَّذِي شَجَرَ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ مِنْ هَذِهِ الأَمْوَالِ، فَلَمْ آلُ فِيهَا عَنِ الْخَيْرِ، وَلَمْ أَتْرُكْ أَمْرًا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَصْنَعُهُ فِيهَا إِلاَّ صَنَعْتُهُ‏.‏ فَقَالَ عَلِيٌّ لأَبِي بَكْرٍ مَوْعِدُكَ الْعَشِيَّةُ لِلْبَيْعَةِ‏.‏ فَلَمَّا صَلَّى أَبُو بَكْرٍ الظُّهْرَ رَقِيَ عَلَى الْمِنْبَرِ، فَتَشَهَّدَ وَذَكَرَ شَأْنَ عَلِيٍّ، وَتَخَلُّفَهُ عَنِ الْبَيْعَةِ، وَعُذْرَهُ بِالَّذِي اعْتَذَرَ إِلَيْهِ، ثُمَّ اسْتَغْفَرَ، وَتَشَهَّدَ عَلِيٌّ فَعَظَّمَ حَقَّ أَبِي بَكْرٍ، وَحَدَّثَ أَنَّهُ لَمْ يَحْمِلْهُ عَلَى الَّذِي صَنَعَ نَفَاسَةً عَلَى أَبِي بَكْرٍ، وَلاَ إِنْكَارًا لِلَّذِي فَضَّلَهُ اللَّهُ بِهِ، وَلَكِنَّا نَرَى لَنَا فِي هَذَا الأَمْرِ نَصِيبًا، فَاسْتَبَدَّ عَلَيْنَا، فَوَجَدْنَا فِي أَنْفُسِنَا، فَسُرَّ بِذَلِكَ الْمُسْلِمُونَ وَقَالُوا أَصَبْتَ‏.‏ وَكَانَ الْمُسْلِمُونَ إِلَى عَلِيٍّ قَرِيبًا، حِينَ رَاجَعَ الأَمْرَ الْمَعْرُوفَ‏.‏

  11. Hadis no. 4241

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı Fatıma aleyhesselam Ebu Bekr'e haber göndererek yüce Allah'ın…

    Türkçe meal

    Aişe r.anha'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı Fatıma aleyhesselam Ebu Bekr'e haber göndererek yüce Allah'ın, Medine ve Fedek'te Resulüne fey" olarak verdiğinden kendisine düşen mirası ve Hayber'in beşte birinden kalanları ondan istedi. Ebu Bekr dedi ki: Resulullah: 'Bize mirasçı olunmaz. Geriye neyi bırakırsak o bir Sadakadır. Muhammed'in ailesi ise bu maldan (ihtiyacı olanı) yer' diye buyurmuştur. Ben de Allah'a yemin ederim, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Sadakası olan bir şeyi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dönemindeki haliyle bırakıp değişikliğe uğratmayacağım. Onlar hakkında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem neyi yaptıysa andolsun ben de aynısını yapacağım. Bu sebeple Ebu Bekr ondan (bıraktığı Sadakadan) Fatıma'ya bir şey ödemeyi kabul etmedi. Bundan dolayı Fatıma, Ebu Bekr'e kızdı, ona darıldı. Vefat edinceye kadar da onunla konuşmadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra altı ay yaşadı. Vefat edince kocası Ali geceleyin onu defnetti ve onun vefat ettiğini Ebu Bekr'e haber vermedi. Onun cenaze namazını da o kıldı. Fatıma hayatta olduğu sürece Ali insanlar nezdinde itibarlı idi ama Fatıma'nın vefatından sonra Ali insanların yüzlerinin kendisine karşı değiştiğini fark etti. Bu sebeple Ebu Bekr ile barışmanın ve ona bey'at etmenin yollarını aradı. Geçen o aylar zarfında henüz bey'at etmemişti. Ebu Bekr'e: Bize gel ve seninle birlikte de kimse gelmesin, diye haber gönderdi. Çünkü Ömer'in de hazır bulunmasını istemiyordu. Bu sefer Ömer: Hayır, Allah'a yemin ederim tek başına onların yanına gitmeyeceksin, dedi. Ancak Ebu Bekr: Size göre onlar bana ne yapabilirler ki! Allah'a yemin ederim onların yanına gideceğim, dedi. Ebu Bekr gidip onların yanına girdi. Ali şehadet getirerek dedi ki: Şüphesiz biz senin faziletini ve Allah'ın sana verdiklerini biliyoruz. Allah'ın sana sunduğu bir hayır dolayısıyla da seni kıskanmıyoruz. Fakat sen bu işi bizi dışarıda tutarak tek başına elinde tuttun. Bizler ise Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e olan yakınlığımız dolayısıyla (bu işte) bir pay sahibi olduğumuz görüşünde idik. Nihayet Ebu Bekr'in gözleri yaşardı. Ebu Bekr konuşunca şunları söyledi: Nefsim elinde olana yemin ederim ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in akrabaları(nı görüp gözetmeyi) kendi akrabalarımı görüp gözetmekten daha çok severim. Fakat bu mallar ile ilgili olarak benimle sizin aranızda ortaya çıkan anlaşmazlık hususunda da hayırlı olanı yapmaktan geri durmadım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunlar hakkında ne yaptığını gördüysem mutlaka ben de onu yapmışımdır. . Bunun üzerine Ali, Ebu Bekr'e: Yarın öğleden sonra bey'atleşmek üzere seninle sözleşiyoruz, dedi. Ebu Bekr ögle namazını kıl(dır)dıktan sonra minbere çıktı, şehadet kelimesini getirdikten sonra Ali'nin durumunu, onun bey'at etmekten geri kalışını ve kendisine mazeret olarak belirttiklerini bu hususta onun mazereti olarak zikretti. Sonra da Allah'tan yardım diledi. Ali de şehadet kelimesini getirdi. Ebu Bekr'in hakkının büyüklüğünü ifade etti. Bu şekilde davranmaya kendisini itenin Ebu Bekr'i kıskanmak olmadığını, Allah'ın kendisine vermiş olduğu fazileti de reddetmek için yapmadığını anlattı. Fakat biz bu işte bir payımızın olduğu görüşünde idik. Ancak o bizi dışarıda tutarak bu işi tekeline aldı. Bundan dolayı içimizde bir şeyler hissettik, diye ekledi. Müslümanlar buna sevinerek: İsabet ettin dediler. Ali bu hususta bariz olana (Müslümanların hilafet ile ilgili genel tutumlarına) uygun olanı yapınca Müslümanlar da Ali'ye daha bir yakınlaştılar."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Nebi s.a.v.'den sonra altı ay yaşadı." Hz. Fatıma'nın Nebiden sonra hayatta kaldığı süre ile ilgili olarak sahih olan budur. "Kocası Ali onu geceleyin defnetti ve vefatını Ebu Bekr'e bildirmedi." İbn Sa'd, Abdurrahman kızı Amre yoluyla el-Abbas'ın onun cenaze namazını kıldığını rivayet etmektedir. Değişik rivayet yolları ile de geceleyin defnedildiğini zikretmektedir. Bu ise onun vasiyeti dolayısıyla böyle olmuştu. Çünkü böylelikle tesettüre daha fazla uyulsun istemişti. Belki de Ebu Bekr'e vefat ettiğini bildirmeyişinin sebebi onun vefatının Ebu Bekr'e saklı kalmayacağını zannedişinden dolayıdır.

    Müslim, Nesai ve Ebu Davud'un, Cabir yoluyla rivayet ettiği geceleyin defin işinin yasaklandığına dair hadis ise, durumun tercihe elverişli olma halleri hakkındadır. Çünkü bu hadisin bir kısmında: "Kişinin bu işi çaresizlikten yapması hali müstesna" denilmektedir. "Fatıma hayatta olduğu sürece Ali insanlar nezdinde itibar görüyordu." Yani insanlar Fatıma'ya ikram olmak üzere ona saygı gösteriyarlardı. Fatıma vefat edip, Ali'nin Ebu Bekr'in huzuruna gelmeyişi sürüp gidince bu sefer onun da diğer insanların kabul ettiğini kabul etmesini istediklerinden gösterdikleri o saygıyı azaltmaya başladılar.

    Bundan dolayı Aişe hadisin sonlarında şöyle demiştir: "Gelip bey'at edince bu sefer insanlar onun da maruf olana dönmesi üzerine ona yakınlık göstermeye başladılar." Anlaşıldığı kadarıyla Fatıma hayatta olduğu sürece onun Ebu Bekr'e bey'atten geri kalması hususunda mazur olduğu görüşünde idiler. Çünkü onunla meşguloluyor, hastalığında ona bakıyor ve babası sallallahu aleyhi ve sellem'in vefatı dolayısıyla üzüntüsüne karşı onu teselli etmeye çalışıyordu. Ayrıca Ebu Bekr'den babasının mirasını isteyişini reddetmesi üzerine ona kızdığından ötürü Ali de ondan ilişkiyi kesmek hususunda ona muvafık davranmayı uygun görmüştü.

    (Müslümanlar da bütün bu sebepler dolayısıyla onu mazur görüyordu.) "Fakat Fatıma vefat edince Ali insanların yüzlerinin kendisine karşı değiştiğini gördü. O da bu sebeple Ebu Bekr ile barış ip ona beyrat etmenin yollarını aradı. Çünkü o aylar boyunca ona beyrat etmemişti." Kasıt Fatıma'nın hayatta olduğu sürece bey'at etmediğidir. el-Mazeri der ki: Ali r.a.'ın gösterdiği mazeretlerle birlikte bey'at etmekten geri kalışındaki bir başka mazeret şudur: İmama bey'atin hal ve akd ehli tarafından yapılması yeterli görülmüştür. Herkesin bey'atte bulunması vacip değildir. Herkesin onun huzuruna gelmesi ve onun elini tutması da gerekmez.

    Aksine ona muhalefet etmemek ve ona karşı baş kaldırmamak suretiyle ona itaate bağlı kalıp, ona boyun eğmek yeterlidir. Nitekim Ali'nin de durumu bundan ibaretti. O Sadece Ebu Bekr'in huzuruna gelmekte gecikmişti. Bunun sebebini de zikretmiş bulunuyoruz. "Ömer'in bulunmasını istemediğinden" Buna sebep ise Ömer'in söz ve uygulamalarında alışageldikleri güçlü ve kararlı tutumudur. Ebu Bekr ise ince ve yumuşaktı. Onlar Ömer'in hazır bulunması halinde kendilerinin maksat olarak gözettiği işin tatlıya bağlanmasına aykırı bir görüş ayrılığına sebep olabilecek çokça sitemin yapılmasından çekinmiş gibi görünüyorlar.

    "Onların yanlarına girme" ki sana karşı gösterilmesi gereken tazimi terk etmesinler. "Allah'ın sana takdim ettiği bir hayır dolayısıyla seni kıskanmadık." Yani hilafet dolayısıyla seni kıskanmadık "Seninle öğleden" zevalden "sonra sözleşiyoruz." "Müslümanlar Ali'ye yakınlık göstermeye başladılar." Yani ona sevgi duymaya başladılar. "İşe maruf olan şekilde dönünce" yani diğer insanların girdikleri gibi o da itaatin kapsamına girince. Kurtubi der ki: Ebu Bekr ile Ali arasında cereyan eden sitem, mazeret gösterme ve bunun anlamı üzerinde insaf ile düşünen bir kimse, onların her birisinin diğerinin faziletini kabul ettiğini, kalplerinin karşılıklı saygı ve sevgi hususunda ittifak etmiş olduğunu görecektir.

    Her ne kadar beşer tabiatı bazen bunlara yenik düşse de dine bağlılık böyle bir hali reddetmektedir. Tevfik Allah'tandır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ فَاطِمَةَ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ بِنْتَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَرْسَلَتْ إِلَى أَبِي بَكْرٍ تَسْأَلُهُ مِيرَاثَهَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَيْهِ بِالْمَدِينَةِ وَفَدَكَ، وَمَا بَقِيَ مِنْ خُمُسِ خَيْبَرَ، فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ نُورَثُ، مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ، إِنَّمَا يَأْكُلُ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْمَالِ ‏"‏‏.‏ وَإِنِّي وَاللَّهِ لاَ أُغَيِّرُ شَيْئًا مِنْ صَدَقَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ حَالِهَا الَّتِي كَانَ عَلَيْهَا فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلأَعْمَلَنَّ فِيهَا بِمَا عَمِلَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَبَى أَبُو بَكْرٍ أَنْ يَدْفَعَ إِلَى فَاطِمَةَ مِنْهَا شَيْئًا فَوَجَدَتْ فَاطِمَةُ عَلَى أَبِي بَكْرٍ فِي ذَلِكَ فَهَجَرَتْهُ، فَلَمْ تُكَلِّمْهُ حَتَّى تُوُفِّيَتْ، وَعَاشَتْ بَعْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سِتَّةَ أَشْهُرٍ، فَلَمَّا تُوُفِّيَتْ، دَفَنَهَا زَوْجُهَا عَلِيٌّ لَيْلاً، وَلَمْ يُؤْذِنْ بِهَا أَبَا بَكْرٍ وَصَلَّى عَلَيْهَا، وَكَانَ لِعَلِيٍّ مِنَ النَّاسِ وَجْهٌ حَيَاةَ فَاطِمَةَ، فَلَمَّا تُوُفِّيَتِ اسْتَنْكَرَ عَلِيٌّ وُجُوهَ النَّاسِ، فَالْتَمَسَ مُصَالَحَةَ أَبِي بَكْرٍ وَمُبَايَعَتَهُ، وَلَمْ يَكُنْ يُبَايِعُ تِلْكَ الأَشْهُرَ، فَأَرْسَلَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ أَنِ ائْتِنَا، وَلاَ يَأْتِنَا أَحَدٌ مَعَكَ، كَرَاهِيَةً لِمَحْضَرِ عُمَرَ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ لاَ وَاللَّهِ لاَ تَدْخُلُ عَلَيْهِمْ وَحْدَكَ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ وَمَا عَسَيْتَهُمْ أَنْ يَفْعَلُوا بِي، وَاللَّهِ لآتِيَنَّهُمْ‏.‏ فَدَخَلَ عَلَيْهِمْ أَبُو بَكْرٍ، فَتَشَهَّدَ عَلِيٌّ فَقَالَ إِنَّا قَدْ عَرَفْنَا فَضْلَكَ، وَمَا أَعْطَاكَ، اللَّهُ وَلَمْ نَنْفَسْ عَلَيْكَ خَيْرًا سَاقَهُ اللَّهُ إِلَيْكَ، وَلَكِنَّكَ اسْتَبْدَدْتَ عَلَيْنَا بِالأَمْرِ، وَكُنَّا نَرَى لِقَرَابَتِنَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَصِيبًا‏.‏ حَتَّى فَاضَتْ عَيْنَا أَبِي بَكْرٍ، فَلَمَّا تَكَلَّمَ أَبُو بَكْرٍ قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَقَرَابَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَحَبُّ إِلَىَّ أَنْ أَصِلَ مِنْ قَرَابَتِي، وَأَمَّا الَّذِي شَجَرَ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ مِنْ هَذِهِ الأَمْوَالِ، فَلَمْ آلُ فِيهَا عَنِ الْخَيْرِ، وَلَمْ أَتْرُكْ أَمْرًا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَصْنَعُهُ فِيهَا إِلاَّ صَنَعْتُهُ‏.‏ فَقَالَ عَلِيٌّ لأَبِي بَكْرٍ مَوْعِدُكَ الْعَشِيَّةُ لِلْبَيْعَةِ‏.‏ فَلَمَّا صَلَّى أَبُو بَكْرٍ الظُّهْرَ رَقِيَ عَلَى الْمِنْبَرِ، فَتَشَهَّدَ وَذَكَرَ شَأْنَ عَلِيٍّ، وَتَخَلُّفَهُ عَنِ الْبَيْعَةِ، وَعُذْرَهُ بِالَّذِي اعْتَذَرَ إِلَيْهِ، ثُمَّ اسْتَغْفَرَ، وَتَشَهَّدَ عَلِيٌّ فَعَظَّمَ حَقَّ أَبِي بَكْرٍ، وَحَدَّثَ أَنَّهُ لَمْ يَحْمِلْهُ عَلَى الَّذِي صَنَعَ نَفَاسَةً عَلَى أَبِي بَكْرٍ، وَلاَ إِنْكَارًا لِلَّذِي فَضَّلَهُ اللَّهُ بِهِ، وَلَكِنَّا نَرَى لَنَا فِي هَذَا الأَمْرِ نَصِيبًا، فَاسْتَبَدَّ عَلَيْنَا، فَوَجَدْنَا فِي أَنْفُسِنَا، فَسُرَّ بِذَلِكَ الْمُسْلِمُونَ وَقَالُوا أَصَبْتَ‏.‏ وَكَانَ الْمُسْلِمُونَ إِلَى عَلِيٍّ قَرِيبًا، حِينَ رَاجَعَ الأَمْرَ الْمَعْرُوفَ‏.‏

  12. Hadis no. 4242

    Hayber fethedilince, şimdi karnımız hurmaya doyacak, dedik

    Türkçe meal

    Aişe r.anha dedi ki: "Hayber fethedilince, şimdi karnımız hurmaya doyacak, dedik

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا حَرَمِيٌّ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُمَارَةُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ وَلَمَّا فُتِحَتْ خَيْبَرُ قُلْنَا الآنَ نَشْبَعُ مِنَ التَّمْرِ‏.‏

  13. Hadis no. 4243

    Hayber'i fethedinceye kadar karnımız doymadı

    Türkçe meal

    İbn Ömer r.a. dedi ki: "Hayber'i fethedinceye kadar karnımız doymadı."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Artık hurmaya doyacağız, dedik.". Çünkü Hayber'deki hurma ağaçları pek çoktu. Bu hadiste onların Hayber fethinden önce geçim darlığı çektiklerine bir işaret vardır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا الْحَسَنُ، حَدَّثَنَا قُرَّةُ بْنُ حَبِيبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ مَا شَبِعْنَا حَتَّى فَتَحْنَا خَيْبَرَ‏.‏

  14. Hadis no. 4244

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir adamı Hayber'e amil tayin etti

    Türkçe meal

    Ebu Said el-Hudri ile Ebu Hureyre (r.anhuma)'dan rivaye.te göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir adamı Hayber'e amil tayin etti. O da ona cenib türü hurma getirdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Hayber'in bütün hurmaları böyle midir deyince, adam: Ey Allah'ın Resulü, Allah'a yemin ederim ki hayır. Biz bundan bir sa' hurmayı diğer tür(ler)den iki üç sa' karşılığında alıyoruz dedi. Allah Resulü şöyle buyurdu: Hayır, böyle yapma, sen cem' türünü (ya da bütün topladıklarını) dirhemler karşılığında sat, sonra da o dirhemlerle cenıb türü hurma al

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الْمَجِيدِ بْنِ سُهَيْلٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، وَأَبِي، هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اسْتَعْمَلَ رَجُلاً عَلَى خَيْبَرَ، فَجَاءَهُ بِتَمْرٍ جَنِيبٍ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كُلُّ تَمْرِ خَيْبَرَ هَكَذَا ‏"‏‏.‏ فَقَالَ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّا لَنَأْخُذُ الصَّاعَ مِنْ هَذَا بِالصَّاعَيْنِ ‏{‏وَالصَّاعَيْنِ‏}‏ بِالثَّلاَثَةِ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ لاَ تَفْعَلْ، بِعِ الْجَمْعَ بِالدَّرَاهِمِ، ثُمَّ ابْتَعْ بِالدَّرَاهِمِ جَنِيبًا ‏"‏‏.‏

  15. Hadis no. 4245

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir adamı Hayber'e amil tayin etti

    Türkçe meal

    Ebu Said el-Hudri ile Ebu Hureyre (r.anhuma)'dan rivaye.te göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir adamı Hayber'e amil tayin etti. O da ona cenib türü hurma getirdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Hayber'in bütün hurmaları böyle midir deyince, adam: Ey Allah'ın Resulü, Allah'a yemin ederim ki hayır. Biz bundan bir sa' hurmayı diğer tür(ler)den iki üç sa' karşılığında alıyoruz dedi. Allah Resulü şöyle buyurdu: Hayır, böyle yapma, sen cem' türünü (ya da bütün topladıklarını) dirhemler karşılığında sat, sonra da o dirhemlerle cenıb türü hurma al

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الْمَجِيدِ بْنِ سُهَيْلٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، وَأَبِي، هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اسْتَعْمَلَ رَجُلاً عَلَى خَيْبَرَ، فَجَاءَهُ بِتَمْرٍ جَنِيبٍ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كُلُّ تَمْرِ خَيْبَرَ هَكَذَا ‏"‏‏.‏ فَقَالَ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّا لَنَأْخُذُ الصَّاعَ مِنْ هَذَا بِالصَّاعَيْنِ ‏{‏وَالصَّاعَيْنِ‏}‏ بِالثَّلاَثَةِ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ لاَ تَفْعَلْ، بِعِ الْجَمْعَ بِالدَّرَاهِمِ، ثُمَّ ابْتَعْ بِالدَّرَاهِمِ جَنِيبًا ‏"‏‏.‏

  16. Hadis no. 4246

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensardan Adiy oğullarına mensup birisini Hayber'e gönderdi ve onu oraya emir…

    Türkçe meal

    Said'den rivayete göre Ebu Said ve Ebu Hureyre kendisine şu hadisi nakletmişlerdir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensardan Adiy oğullarına mensup birisini Hayber'e gönderdi ve onu oraya emir olarak tayin ettLI;

    Arapça metin

    وَقَالَ عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ عَنْ عَبْدِ الْمَجِيدِ، عَنْ سَعِيدٍ، أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ، وَأَبَا، هُرَيْرَةَ حَدَّثَاهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ أَخَا بَنِي عَدِيٍّ مِنَ الأَنْصَارِ إِلَى خَيْبَرَ فَأَمَّرَهُ عَلَيْهَا‏.‏ وَعَنْ عَبْدِ الْمَجِيدِ عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَأَبِي سَعِيدٍ مِثْلَهُ

  17. Hadis no. 4247

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensardan Adiy oğullarına mensup birisini Hayber'e gönderdi ve onu oraya emir…

    Türkçe meal

    Said'den rivayete göre Ebu Said ve Ebu Hureyre kendisine şu hadisi nakletmişlerdir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensardan Adiy oğullarına mensup birisini Hayber'e gönderdi ve onu oraya emir olarak tayin ettLI;

    Arapça metin

    وَقَالَ عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ عَنْ عَبْدِ الْمَجِيدِ، عَنْ سَعِيدٍ، أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ، وَأَبَا، هُرَيْرَةَ حَدَّثَاهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ أَخَا بَنِي عَدِيٍّ مِنَ الأَنْصَارِ إِلَى خَيْبَرَ فَأَمَّرَهُ عَلَيْهَا‏.‏ وَعَنْ عَبْدِ الْمَجِيدِ عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَأَبِي سَعِيدٍ مِثْلَهُ

  18. Hadis no. 4248

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber'i, orayı işleyip, ekmeleri karşılığında oradan çıkacak mahsullerin…

    Türkçe meal

    Abdullah b. Ömer r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber'i, orayı işleyip, ekmeleri karşılığında oradan çıkacak mahsullerin yarısını onlara vermek üzere yahudilere verdL

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَعْطَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خَيْبَرَ الْيَهُودَ أَنْ يَعْمَلُوهَا وَيَزْرَعُوهَا، وَلَهُمْ شَطْرُ مَا يَخْرُجُ مِنْهَا‏.‏

  19. Hadis no. 4249

    Hayber fethedilince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e zehir katılmış bir koyun hediye edildi

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Hayber fethedilince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e zehir katılmış bir koyun hediye edildi."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Hayber'de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ikram edilen zehirli" yani içine zehir katılmış "koyun" "Hayber fethedildiğinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e zehir katılmış bir koyun hediye edildi." İbn İshak der ki: Hayber fethedildikten sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da kendini rahat hissettikten sonra Sellam b. Mişkem'in hanımı Haris kızı Zeyneb ona kızartılmış bir koyun hediye etti. Daha önce de: O, koyunun en çok hangi azasmı seviyor diye sormuştu. Ona kolunu sevdiği söylenmişti. Bundan dolayı oraya çokça zehir katmıştı. Allah Resulü kolunu alıp ısırdığı bir lokmayı çiğnedi.

    Fakat yutmadı. Bişr b. Bera da onunla birlikte ondan yedi ve bir lokmasını yuttu ... diyerek kıssayı zikretmektedir. Allah ResLılü kadını affetti. Fakat Bişr b. Bera yediği o lokmadan dolayı vefat etti. Beyhaki, Süfyan b. Huseyn, ez-Zuhrı'den, o Said b. el-Museyyeb ile Ebu Seleme'den, ikisinin Ebu Hureyre yoluyla rivayet ettiklerine göre "Yahudilerden bir kadın Rest1lullah sallallahu aleyhi ve sellem'e zehir katılmış bir koyun hediye etti. O da (ondan) yedi. Ashabına: Geri durunuz, bu koyun zehirlidir, dedi. Kadına da: Seni bu işi yapmaya iten ne oldu, diye sordu. Kadın: Şunu istedim, eğer sen bir nebi isen Allah seni bundan haberdar edecektir.

    Eğer yalancı birisi isen böylelikle insanları senden kurtarmış olacaktır, dedi. (Ebu Hureyre) dedi ki: Bunun üzerine kadına ilişmedi." Cabir yoluyla da buna yakın rivayet zikredilmiş, fakat: "Onu cezalandırmadı" demiştir. Abdurrezzak da Musannerinde Ma'mer'den, o ez-Zühri'den, o Ubey b. Kab'dan bunun benzerini rivayet etmiş ve şu fazlalığı eklemiştir: Daha sonra da omuzundan hacamat yaptırdl. (Ma'mer) dedi ki: ez-Zühri: "Kadın Müslüman olunca ona ilişmedi" demektedir. Ma'mer de der ki: Fakat insanlar onu öldürdüğünü söylüyorlar. Beyhaki der ki: Muhtemelen önce ona ilişmeyip bırakmış, daha sonra Bişr b.

    Bera yediğinden dolayı ölünce onu öldürmüştür. es-Süheyll de buna böylece cevap vermiş ve şunları eklemiştir: O önce kadına ilişmedi. Çünkü Allah Rest1lü kendisi için intikam almazdı. Daha sonra da Bişr'in ölümü üzerine kısas olmak üzere kadını öldürdü. Derim ki: Muhtemelen müslüman olduğundan ötürü ona ilişmemiş ve onu öldürmeyi Bişr'in ölümüne kadar ertelemiştir. Çünkü Bişr'in ölümü ile şartlarına uygun ona kısas uygulamak kap etmiştir. Hadisten Çıkarılan Bazı Sonuçlar 1- Hayber kıssası, pek çok hüküm ihtiva eden bir kıssa'dır: 1- Haram aylarda kafirlerle savaşmak, 2- Kendilerine davetin ulaşmış olduğu kimseleri uyarmadan baskın yapmak caizdir. 3- Ganimet paylara göre taksim edilir. 4- Ganimet paylaştırılmadan önce müşriklerden alınan yenecek şeyleri ihtiyacı olan kimseler saklamamak ve başka bir yere taşımamak şartıyla yiyebilir. 5- Orduya gelen yardımcı kuwetler savaş bitiminden sonra geldikleri takdirde, eğer çoğunluk buna razı olursa onlara da pay verilir.

    Ca'fer ve Eş'arilere verildiği gibi. Fakat razı olmazlarsa onlara pay verilmez. Eban b. Said ve arkadaşlarına yapıldığı gibi. Böylelikle bu husustaki haberler birbirleriyle telif edilmiş olur. 6- Ehll merkeplerin etleri haramdır. 7- Eti yenmeyen hayvanın şer'i kesim ile tahir olması söz konusu değildir. 8- Kadınlarla mut'a nikahı haramdır. 9- Müsakat ve müzaraa akitleri caizdir. 10- İtham altında bulunan kimseler tarafından yapılan sulh ve güvenlik akitleri sabittir. 11- Zimmet ehlinden, kabul etmiş olduğu şartlara muhalefet eden kimselerin akitleri bozulmuş olur ve kanı heder olur. 12- Ganimetin paylaştırılmasindan önce ganimetten bir şeyler alan kimse ona malik olmaz.

    İsterse aldığı o şey hak ettiğinden daha aşağı olsun. 13- Anveten (savaşılarak) alınan araziyi imam paylaştırmak ve olduğu gibi bırakmak arasında muhayyerdir. 14- Zimmet ehline ihtiyaç kalmadığı takdirde onları başka yere sürmek caizdir. 15- Yolculukta iken evlenilen hanım ile gerdeğe girmek caizdir. 16- Kitap ehlinin yiyeceklerindenyemek, hediyelerini kabul etmek caizdir. Bu hükümlerin çoğunluğunu ilgili konularda zikretmiş bulunuyoruz. Doğruya hidayet eyleyen Allah'tır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، حَدَّثَنِي سَعِيدٌ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا فُتِحَتْ خَيْبَرُ أُهْدِيَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَاةٌ فِيهَا سُمٌّ‏.‏

  20. Hadis no. 4250

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Usame'yi bir topluluğa kumandan tayin etti. Onun kumandanlığına…

    Türkçe meal

    İbn Ömer r.a.'dan dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Usame'yi bir topluluğa kumandan tayin etti. Onun kumandanlığına tenkitler yönelttiler. (Allah Resı1lü) bunun üzerine şöyle buyurdu: Siz bunun kumandanlığını tenkit ediyorsunuz. Ondan önce babasının kumandanlığını da tenkit etmiştiniz. Allah'a yemin ederim o kumandanlığa layık birisi idi ve şüphesiz insanlar arasında en sevdiklerimden birisi idi. Şüphesiz bu da ondan sonra insanlar arasında en çok sevdiğim kimseler arasındadır."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Zeyd b. Harise gazvesi" Zeyd Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in azadlısı ve Usame b. Zeyd'in babasıdır. (Buhari) burada Usamelnin (kumandan olarak) gönderilmesine dair İbn Ömer yoluyla gelen hadisi zikretmiş bulunmaktadır. Bu hadisin açıklamaları Meğazı bölümünün sonlarında (4469. hadiste ) gelecektir. Bu hadisin burada zikredilmesindeki maksat ise "ondan önce babasının kumandanlığını da tenkit etmiştiniz" ifadesinin yer almış olmasıdır. Biraz sonra Mı1te gazvesinin akabinde Ebu Asım'ın, Yezid b. Ebi Ubeyd'den, onun Seleme b. el-Ekva'dan şöyle dediğine dair hadis de gelecektir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yedi gazaya katıldım.

    (Zeyd) b. Harise ile birlikte de gazada bulundum. (Allah Resı1lü) onu bize kumandan tayin etmişti

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَمَّرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُسَامَةَ عَلَى قَوْمٍ، فَطَعَنُوا فِي إِمَارَتِهِ، فَقَالَ ‏ "‏ إِنْ تَطْعَنُوا فِي إِمَارَتِهِ، فَقَدْ طَعَنْتُمْ فِي إِمَارَةِ أَبِيهِ مِنْ قَبْلِهِ، وَايْمُ اللَّهِ لَقَدْ كَانَ خَلِيقًا لِلإِمَارَةِ، وَإِنْ كَانَ مِنْ أَحَبِّ النَّاسِ إِلَىَّ، وَإِنَّ هَذَا لَمِنْ أَحَبِّ النَّاسِ إِلَىَّ بَعْدَهُ ‏"‏‏.‏