İçeriğe geç

Sahih-i BuhariBölüm 64

Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Gazveleri Kitabı

522 hadis · Kitâbu'l-Meğâzî (3949-4473)

Sayfa 16 / 27Yazı boyutu
  1. Hadis no. 4251

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zilka'de ayında umre yapmak isteyince Mekke halkı onun Mekke'ye girmesine…

    Türkçe meal

    Bera r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zilka'de ayında umre yapmak isteyince Mekke halkı onun Mekke'ye girmesine izin vermedi. Nihayet onlarla Mekke'de üç gün ikamet etmek üzere antlaşma yaptı. Taraflar antlaşma metnini yazdıklarında: Bu, Allah'ın Resulü Muhammed'in yaptığı antlaşmadır, diye yazdılar. Ancak onlar: Biz bunu kabul etmiyoruz. Senin Allah'ın Resulü olduğunu bilseydik hiçbir şeyini engellemezdik. Fakat sen Abdullah'ın oğlu Muhammed'sin dediler. Allah Resulü: Ben hem Allah'ın Resulüyüm, hem de Abdullah'ın oğlu Muhammed'im diye buyurduktan sonra Ali'ye: "Allah'ın Resulü" ibaresini sil, dedi. Ali: Hayır, Allah'a yemin ederim ebediyyen seni (rasulolduğunu ifade eden ibareyi) silmeyeceğim, dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem belgeyi aldı -güzelce yazı yazamıyordu- ve: Bu Abdullah'ın oğlu Muhammed'in yaptığı antlaşmadır, diye yazdı: Kınlarında olmak şartıyla kılıç dışında Mekke'ye silah sokmayacaktır. Arkasından gelmek istese dahi Mekke halkından kimseyi beraberinde götürmeyecektir. Ashabından herhangi bir kimse Mekke'de kalmak isterse ona engelolmayacaktır. Allah Resulü Mekke'ye girip belirlenen süre geçtikten sonra Ali'ye giderek: Arkadaşına bizi bırakıp çıkmasını söyle. Çünkü süre bitmiş bulunuyor, dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıktı. Hamza'nın kızı arkasından: Amca amca diye seslenerek yürüdü. Ali onun elinden tuttu ve Fatıma aleyhesselam'a: Amcanın kızını al ve onu bineğe bindir dedi. Fakat Ali, Zeyd ve Cafer (onu yanlarına almak) hususunda birbirleri ile anlaşmazlığa düştüler. Ali: Onu ben aldım ve o benim amcamın kızıdır, dedi. Ca'fer de: O hem benim amcamın kızıdır, hem de teyzesi benim eşimdir, dedi. Zeyd de: Bu benim kardeşimin kızıdır dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun teyzesine verilmesine dair hüküm verdi ve: Teyze de anne konumundadır, diye buyurdu. Ali'ye: Sen bendensin, ben de sendenim; Cafer'e: Sen hilkatinle de, ah: 'kınla da bana benzemişsin; Zeyd'e de: Sen hem bizim kardeşimizsin, hem bizim mevlamızsın, dedi. Ali: Hamza'nın kızıyla evlenmez misin, deyince, Allah Resulü: O benim süt kardeşimin kızıdır, diye buyurdu

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا اعْتَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي ذِي الْقَعْدَةِ، فَأَبَى أَهْلُ مَكَّةَ أَنْ يَدَعُوهُ يَدْخُلُ مَكَّةَ، حَتَّى قَاضَاهُمْ عَلَى أَنْ يُقِيمَ بِهَا ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ، فَلَمَّا كَتَبُوا الْكِتَابَ كَتَبُوا، هَذَا مَا قَاضَى عَلَيْهِ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ‏.‏ قَالُوا لاَ نُقِرُّ بِهَذَا، لَوْ نَعْلَمُ أَنَّكَ رَسُولُ اللَّهِ مَا مَنَعْنَاكَ شَيْئًا، وَلَكِنْ أَنْتَ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ أَنَا رَسُولُ اللَّهِ، وَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَالَ لِعَلِيٍّ ‏"‏ امْحُ رَسُولَ اللَّهِ ‏"‏‏.‏ قَالَ عَلِيٌّ لاَ وَاللَّهِ لاَ أَمْحُوكَ أَبَدًا‏.‏ فَأَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْكِتَابَ، وَلَيْسَ يُحْسِنُ يَكْتُبُ، فَكَتَبَ هَذَا مَا قَاضَى مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ لاَ يُدْخِلُ مَكَّةَ السِّلاَحَ، إِلاَّ السَّيْفَ فِي الْقِرَابِ، وَأَنْ لاَ يَخْرُجَ مِنْ أَهْلِهَا بِأَحَدٍ، إِنْ أَرَادَ أَنْ يَتْبَعَهُ، وَأَنْ لاَ يَمْنَعَ مِنْ أَصْحَابِهِ أَحَدًا، إِنْ أَرَادَ أَنْ يُقِيمَ بِهَا‏.‏ فَلَمَّا دَخَلَهَا وَمَضَى الأَجَلُ أَتَوْا عَلِيًّا فَقَالُوا قُلْ لِصَاحِبِكَ اخْرُجْ عَنَّا، فَقَدْ مَضَى الأَجَلُ‏.‏ فَخَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَتَبِعَتْهُ ابْنَةُ حَمْزَةَ تُنَادِي يَا عَمِّ يَا عَمِّ‏.‏ فَتَنَاوَلَهَا عَلِيٌّ، فَأَخَذَ بِيَدِهَا وَقَالَ لِفَاطِمَةَ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ دُونَكِ ابْنَةَ عَمِّكِ‏.‏ حَمَلَتْهَا فَاخْتَصَمَ فِيهَا عَلِيٌّ وَزَيْدٌ وَجَعْفَرٌ‏.‏ قَالَ عَلِيٌّ أَنَا أَخَذْتُهَا وَهْىَ بِنْتُ عَمِّي‏.‏ وَقَالَ جَعْفَرٌ ابْنَةُ عَمِّي وَخَالَتُهَا تَحْتِي‏.‏ وَقَالَ زَيْدٌ ابْنَةُ أَخِي‏.‏ فَقَضَى بِهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِخَالَتِهَا وَقَالَ ‏"‏ الْخَالَةُ بِمَنْزِلَةِ الأُمِّ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ لِعَلِيٍّ ‏"‏ أَنْتَ مِنِّي وَأَنَا مِنْكَ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ لِجَعْفَرٍ ‏"‏ أَشْبَهْتَ خَلْقِي وَخُلُقِي ‏"‏‏.‏ وَقَالَ لِزَيْدٍ ‏"‏ أَنْتَ أَخُونَا وَمَوْلاَنَا ‏"‏‏.‏ وَقَالَ عَلِيٌّ أَلاَ تَتَزَوَّجُ بِنْتَ حَمْزَةَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ إِنَّهَا ابْنَةُ أَخِي مِنَ الرَّضَاعَةِ ‏"‏‏.‏

  2. Hadis no. 4252

    Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem umre yapmak üzere çıktı. Fakat Kureyş kafideri kendisinin Beyte…

    Türkçe meal

    İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem umre yapmak üzere çıktı. Fakat Kureyş kafideri kendisinin Beyte ulaşmasına engeloldu. Bu sebeple Hudeybiye'de hediyelik kurbanlıklarını kesti ve başını traş etti. Mekkelilerle de gelecek sene umre yapmak ve yanlarında kılıç dışında silah taşımamak, Mekke'de istedikleri süreden fazla kalmamak üzere antlaştı. Ertesi sene umre yaptı ve onlarla barış antlaşmasında belirtildiği şekilde Mekke'ye girdi. Orada üç gün ikamet ettikten sonra Mekke'den çıkmasını istediler, o da çıktı."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Kaza umresi" (Buhari nüshalarının) çoğunluğu bu şekildedir. Ancak Sadece el-Müstemli "Kaza gazvesi" demiştir. Fakat birincisi daha uygundur. (Şarihler) onun gazve oluşunu Musa b. Ukbe'nin el-Meğazi adlı eserinde İbn Şihab'dan şunu rivayet etmiş olmasıyla açıklamışlardır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem silahlı ve savaşçılarla birlikte çıktı. Çünkü Kureyşlilerin ahitlerinde durmayacağından korkmuştu. Onlar bunu haber alınca korktular, Mikrez onunla karşılaşmış ve ona antlaşma şartlarına bağlı bulunduğunu, Mekke'ye kınlarında bulunan kılıç dışında hiçbir silahla girmeyeceğini bildirdi. Bu şekilde çıkışının ise bir ihtiyattan ibaret olduğunu söyledi, o da buna güvendi.

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da diğer silahları, Harem bölgesinin dışında ashabından bir grup kimsenin yanında -geri dönünceye kadar- bıraktı. .. Ayrıca "gazve-gaza" tabirinin kullanılması, mutlaka savaşmanın meydana gelmesini gerektirmemektedir. Buna Kaza umresi adının veriliş sebebi hususunda ise görüş ayrılığı vardır. Bundan maksadın Müslümanlarla müşrikler arasında meydana gelen ve Hudeybiye'de aralarında yazı ile belgelenen antlaşma olduğu söylenmiştir. Buna göre "kaza"dan maksat üzerinde barış yapılan ayırt edici hüküm olur. Bu sebeple ona "umretu'l-kaziyye" adı da verilmektedir. es-Süheyli der ki: Buna "umretu'l-kaza" adının veriliş sebebi, Kureyşliler ile kaza yapması (antlaşması}dır.

    Yoksa yapmaktan alıkonulduğu umrenin kazası oluşundan dolayı değildir. Çünkü o fasid olan bir umre yapmamıştı ki kazası icap etsin. Aksine o tam bir umre idi. Bundan dolayı Nebi s.a.v.'in yaptığı umrelerin sayısını verenler -daha önceden Hac bölümünde tespit edildiği gibi- dört olarak belirtmişlerdir. Başkaları ise: Hayır, bu umre birinci umrenin kazası idi, demişlerdir. Hudeybiye umresinin um re leri arasında şayılış bebi ise, onda ecrin sabit oluşundan dolayıdır, tam bir umre oluşundan" dolayı değildir. Bu görüş ayrıliğının dayanağı ise, umre yapmak isteyip de Beyt'e ulaşmaktan alıkonulan kimsenin kaza yapmasının vacip oluşu ile ilgili görüş ayrılığıdır.

    Cumhurun görüşüne göre böyle bir kimsenin hediye kurbanlığı kesmesi kap eder. Fakat kaza yapması gerekmez. Ebu Hanife'den bunun aksi rivayet edilmiştir. Ahmed'den de, onun hem hediye kurbanı kesmesinin hem de kaza yapmasının gerekmediğine dair bir rivayet geldiği gibi, hem hediye kurbanı kesmesi, hem de kaza yapması gerektiğini belirten bir rivayet de gelmiş bulunmaktadır. Cumhurun delili, yüce Allah'ın: "Eğer engellenecek olursanız o halde koldyınıza giden kurbanlardan gönderiniz." [Bakara, 196] buyruğudur. Ebu Hanife'nin delili, umrenin başlamakla artık tamamlanması gereken bir amel oluşudur.

    Fakat engellenecekolursa (ihsar) onu ertelemek caiz olur. Bu engelortadan kalktı mı umreyi ifa etmek gerekir. İki ihram arası ihramdan çıkmış olmak da kazanın kalkmasını gerektirmez. Kazanın vacip olduğunu kabul edenlerin delili ise, ashab-ı kiramın karşı karşıya kaldığı durumdur. Onlar engellendikleri yerde hediye kurbanlıklarını kestiler ve ertesi sene de hem umre yaptılar, hem de hediye kurbanlıklarını götürdüler. "Onlarla" gelecek yıl "Mekke'de üç gün kalmak üzere antlaştı." "Bunun üzerine Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem belgeyi aldı -güzelce yazı yazamıyordu- ve: Bu Abdullah'ın oğlu Muhammed'in yaptığı antlaşmadır, diye yazdı." Buradaki: "Belgeyi aldı -güzelce yazı yazamıyordu" ifadesindeki nükte, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "o ibareyi bana göster" şeklindeki sözlerine açıklık getirmektir.

    Çünkü Ali'nin silmeyi kabul etmediği kelimeyi kendisine göstermesine gerek duymasının tek sebebi onun güzelce yazı yazmayı bilmeyişidir. Bundan sonra yer alan " ... yazdı" sözüne gelince, bu sözde de şu takdirde bir hazf vardır: O ibareyi sildi ve belgeyi tekrar Ali'ye iade etti, Ali de yazdı. İbnu't-Tin kat'i olarak bunu böylece ifade etmiş ve "yazdı" ifadesinin "yazmasını emretti" anlamında kullanıldığını belirtmiştir. Böyle bir kullanım pek çoktur. "Kayser'e yazdı, Kisra'ya yazdı" sözlerinde olduğu gibi. "Ve: Teyze anne konumundadır diye buyurdu." Bu özel hükümde böyledir demektir. Çünkü teyze merhamet, şefkat, çocuk için elverişli olanı bulup tespit etmek gibi hususlarda anneye yakındır.

    Bu anlama geldiğinin delili, ifadelerin de buna işaret etmekte oluşudur. Fakat bunda, anne miras aldığından dolayı teyze de miras alır iddiasını ileri sürenler lehine delil olacak bir taraf yoktur. Ali yoluyla gelen hadis ile el-Bakır'dan gelen mürsel rivayette: "Teyze annedir. Teyze ancak bir annedir" denilmektedir. Bu ifade de "anne konumundadır" ifadesinin anlamını ihtiva eder. Yoksa gerçek bir annedir, demek değildir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Hadane (çocuğu bakımına almak hakkı) hususunda teyzenin haladan önce geldiği hükmü çıkmaktadır. Çünkü Abdulmuttalib'in kızı Safiyye o dönemde hayatta idi.

    Hala, kadın asabe akrabaların en yakını olmakla birlikte, teyze haladan öncelendiğine göre diğer kadınlardan da bu hususta önceliklidir. 2- Anne tarafından akrabaların (bu hususta) baba tarafından olan akrabalardan önceliklidir. Ahmed'den gelen bir rivayete göre hala, hadane hakkı bakımından teyzeden önce gelir. Bu olayın delil gösterilmesine de halanın bu işe talip olmadığı belirtilerek cevap verilmiştir. Eğer: Teyzesi bizzat kızı istememiştir denilecek olursa, teyzesi adına onun kocası talip olmuştur diye cevap verilir. 3- Hadane altında bulunan yakın akrabanın hadane hakkını kullanmakta olan kadının evlenmesi halinde evlilik, bu hakkını engelleyebildiği gibi, kocanın da hadane hakkına sahip olan kadını hadanede bulunmak üzere yakınını almasını engelleme hakkı vardır.

    Fakat rıza söz konusu olursa o takdirde bu husustaki darlık da ortadan kalkar. Yine bu hadisten daha başka hükümler de anlaşılmaktadır: 4- Akrabalık bağını gözetmek (sıla-i rahim) o kadar büyüktür ki yaşları ilerlemiş olan kimseler bu bağı gözetmek hususunda birbirleriyle davalaşabilirler. 5- Hakim davacıya hükmü n delilini açıklar. Davacı da delilini ortaya' koyar. 6- Hadane hakkına sahip olan kadın hadane altına alınacak olanın yakını ile evlenecek olursa, eğer had&ne altında bulunacak çocuk kız olduğu takdirde hadane hakkı kalkmaz. Bu da hadisin zahirini kabul etmenin bir sonucudur. Bu görüş de Ahmed'in görüşüdür.

    Ondan gelen bir başka rivayete göre dişi ile erkek olması arasında bir fark yoktur. Ayrıca (hadane hakkına sahip olan kadının kocasının) mahrem olması şartı aranmaz. Fakat güvenilir bir kimse olması, küçük kızın da henüz arzu duyulacak yaşta olmaması da şarttır. 7- Hadane hakkı yabancı birisiyle evlenecek olursa düşmez. Şafillerle, Malikılerin bilinen görüşü ise, kocanın hadaneye alınacak olanın dedesi olmasını şart koştuklarıdır. "Ali'ye sen bendensin, ben de senden im dedi." Yani nesep, sıhrt akrabalık, öne geçmek, sevgi ve buna benzer meziyetlerde böyledir. Yoksa katıksız sadece akrabalığı kastetmiş değildir.

    Çünkü Cafer de bu hususta onunla ortaktı. "Cafer'e: Sen ahlakın ve hilkatin itibariyle bana benzemişsin." Bu Cafer'e ait pek büyük bir menkıbedir. Hilkat'ten maksat surettir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gören kimseler arasında pek çok kimse bu hususta Cafer ile ortak özelliğe sahiptir. Ben bunların isimlerini el-Hasen'in menkıbelerinde zikretmiş bulunuyorum. Fatıma aleyhesselam'ın dışında bunların on kişi olduklarını belirttim. O vakit bu hususta iki beyit de yazmıştım. Fakat bundan sonra Enes'in rivayet ettiği bir hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in oğlu İbrahim'in de ona benzediğinin belirtildiğini gördüm.

    Aynı şekilde Cafer b. Ebi Talib ile ilgili kıssada da onun iki oğlu olan Abdullah ile Avn'ın da ona benzemiş olduklarını tespit ettim. Bundan dolayı daha önce yazmış olduğum o iki beyiti bu fazlalıklara göre değiştirdim ve orada da onları tadil ettim. Şimdi bu iki beyiti (bu değişik halleriyle) tekrarlamayı uygun görüyorum. Böylelikle o vakit bunları yazmamış olan kimseler yazabilsin: "Nebie benzeyenler: Saib ile Ebu Süfyan İki hasen (Hasan ile Hüseyin). ve ikisinin annesinin kardeşi olan dayıları (İbrahim) Cafer ve iki oğlu ile İbn Amir'dir onlar Bir de Müslim ve Kusem ile beraber gelen Kabis." "Zeyd'e de: Sen bizim" imanda "kardeşimizsin ve bizim mevlamlZsın." Çünkü onu azad etmiştir.

    Bir kavmin mevlasının (yani onlar tarafından azad edilenin) onlardan olduğu da önceden geçmiş bulunmaktadır. Böylelikle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hepsinin de gönlünü hoş etmiş oldu. Her ne kadar Cafer'in lehine hüküm vermiş olsa bile bunun sebebini de açıklamış bulunmaktadır. Hulasa hakikatte lehine hüküm verilen kişi teyzedir. Cafer ise bu hususta ona tabidir. Çünkü teyzesi adına talepte bulunan o idi. "Ali" Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: "Hamza'nın kızı ile evlenmez misin, deyince, o: Benim süt kızkardeşimdir, diye cevap verdi

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا سُرَيْجٌ، حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْحُسَيْنِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا فُلَيْحُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ مُعْتَمِرًا، فَحَالَ كُفَّارُ قُرَيْشٍ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْبَيْتِ، فَنَحَرَ هَدْيَهُ، وَحَلَقَ رَأْسَهُ بِالْحُدَيْبِيَةِ، وَقَاضَاهُمْ عَلَى أَنْ يَعْتَمِرَ الْعَامَ الْمُقْبِلَ، وَلاَ يَحْمِلَ سِلاَحًا عَلَيْهِمْ إِلاَّ سُيُوفًا، وَلاَ يُقِيمَ بِهَا إِلاَّ مَا أَحَبُّوا، فَاعْتَمَرَ مِنَ الْعَامِ الْمُقْبِلِ، فَدَخَلَهَا كَمَا كَانَ صَالَحَهُمْ، فَلَمَّا أَنْ أَقَامَ بِهَا ثَلاَثًا أَمَرُوهُ أَنْ يَخْرُجَ، فَخَرَجَ‏.‏

  3. Hadis no. 4253

    Ben ve Urve b. Zubeyr mescide girdik. Abdullah b. Ömer r.a.'ın Aişe'nin hücresi yakınında oturduğunu gördük…

    Türkçe meal

    Mücahid dedi ki: "Ben ve Urve b. Zubeyr mescide girdik. Abdullah b. Ömer r.a.'ın Aişe'nin hücresi yakınında oturduğunu gördük. Sonra (Urve): Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kaç umre yaph diye sordu. Abdullah: Biri Receb ayında olmak üzere dört, dedi." [-4254-] Daha sonra Aişe'nin dişlerini misvaklamakta olduğunu duyduk. Urve: Ey mu'minlerin annesi dedi. Abdurrahman'ın babasının dediğini işitmiyor musun? (Güya) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem biri receb ayında olmak üzere dört umre yapmış. Aişe: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne kadar umre yaptıysa mutlaka o da onunla birlikte bulunmuştur. Fakat asla Receb'de de umre yapmış değildir, dedi

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، قَالَ دَخَلْتُ أَنَا وَعُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ الْمَسْجِدَ، فَإِذَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ جَالِسٌ إِلَى حُجْرَةِ عَائِشَةَ ثُمَّ قَالَ كَمِ اعْتَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَرْبَعًا ‏{‏إِحْدَاهُنَّ فِي رَجَبٍ‏}‏ ثُمَّ سَمِعْنَا اسْتِنَانَ، عَائِشَةَ قَالَ عُرْوَةُ يَا أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ أَلاَ تَسْمَعِينَ مَا يَقُولُ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم اعْتَمَرَ أَرْبَعَ عُمَرٍ‏.‏ فَقَالَتْ مَا اعْتَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عُمْرَةً إِلاَّ وَهْوَ شَاهِدُهُ، وَمَا اعْتَمَرَ فِي رَجَبٍ قَطُّ‏.‏

  4. Hadis no. 4254

    Ben ve Urve b. Zubeyr mescide girdik. Abdullah b. Ömer r.a.'ın Aişe'nin hücresi yakınında oturduğunu gördük…

    Türkçe meal

    Mücahid dedi ki: "Ben ve Urve b. Zubeyr mescide girdik. Abdullah b. Ömer r.a.'ın Aişe'nin hücresi yakınında oturduğunu gördük. Sonra (Urve): Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kaç umre yaph diye sordu. Abdullah: Biri Receb ayında olmak üzere dört, dedi." [-4254-] Daha sonra Aişe'nin dişlerini misvaklamakta olduğunu duyduk. Urve: Ey mu'minlerin annesi dedi. Abdurrahman'ın babasının dediğini işitmiyor musun? (Güya) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem biri receb ayında olmak üzere dört umre yapmış. Aişe: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne kadar umre yaptıysa mutlaka o da onunla birlikte bulunmuştur. Fakat asla Receb'de de umre yapmış değildir, dedi

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، قَالَ دَخَلْتُ أَنَا وَعُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ الْمَسْجِدَ، فَإِذَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ جَالِسٌ إِلَى حُجْرَةِ عَائِشَةَ ثُمَّ قَالَ كَمِ اعْتَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَرْبَعًا ‏{‏إِحْدَاهُنَّ فِي رَجَبٍ‏}‏ ثُمَّ سَمِعْنَا اسْتِنَانَ، عَائِشَةَ قَالَ عُرْوَةُ يَا أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ أَلاَ تَسْمَعِينَ مَا يَقُولُ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم اعْتَمَرَ أَرْبَعَ عُمَرٍ‏.‏ فَقَالَتْ مَا اعْتَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عُمْرَةً إِلاَّ وَهْوَ شَاهِدُهُ، وَمَا اعْتَمَرَ فِي رَجَبٍ قَطُّ‏.‏

  5. Hadis no. 4255

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem umre yapınca onu müşriklerin gılmanına (kölelerine), serseri…

    Türkçe meal

    İbn Ebi Evfa dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem umre yapınca onu müşriklerin gılmanına (kölelerine), serseri çocuklarına ve bizzat müşriklerin kendilerine karşı -Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e eziyet vermesinler diye- onu setrettik (etrafını kapattık)

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، سَمِعَ ابْنَ أَبِي أَوْفَى، يَقُولُ لَمَّا اعْتَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَتَرْنَاهُ مِنْ غِلْمَانِ الْمُشْرِكِينَ وَمِنْهُمْ، أَنْ يُؤْذُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

  6. Hadis no. 4256

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabı (Mekke'ye) geldiklerinde müşrikler: Sizin yanınıza, Yesrib…

    Türkçe meal

    Said b. Cubeyr, İbn Abbas r.a.'tan rivayetle dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabı (Mekke'ye) geldiklerinde müşrikler: Sizin yanınıza, Yesrib hummasının güçlerini tükettiği bir heyet geliyor, dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ilk üç şavtta remel yapmalarını, iki rükün arasında da yürümelerini emretti. Onlara tavafın bütün şavtlarında remel yapmalarını emretmesini engelleyen, sadece onların güçlerini korumalarını istemesi olmuştu." İbn Seleme, Eyyub'dan, o Said b. Cubeyr'den, o İbn Abbas'dan rivayetle şöyle dediğini de eklemektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem güvenlik (içerisinde umre yapmak) için teminat aldığı yıl gelince, müşrikler gücünüzü görsünler diye remel yapınız, diye buyurdu. Müşrikler de o sırada Kuaykı'€m dağı tarafında bulunuyorlardı

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ ـ هُوَ ابْنُ زَيْدٍ ـ عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابُهُ فَقَالَ الْمُشْرِكُونَ إِنَّهُ يَقْدَمُ عَلَيْكُمْ وَفْدٌ وَهَنَهُمْ حُمَّى يَثْرِبَ‏.‏ وَأَمَرَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَرْمُلُوا الأَشْوَاطَ الثَّلاَثَةَ، وَأَنْ يَمْشُوا مَا بَيْنَ الرُّكْنَيْنِ، وَلَمْ يَمْنَعْهُ أَنْ يَأْمُرَهُمْ أَنْ يَرْمُلُوا الأَشْوَاطَ كُلَّهَا إِلاَّ الإِبْقَاءُ عَلَيْهِمْ‏.‏ وَزَادَ ابْنُ سَلَمَةَ عَنْ أَيُّوبَ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ لَمَّا قَدِمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِعَامِهِ الَّذِي اسْتَأْمَنَ قَالَ ارْمُلُوا لِيَرَى الْمُشْرِكُونَ قُوَّتَهُمْ، وَالْمُشْرِكُونَ مِنْ قِبَلِ قُعَيْقِعَانَ‏.‏

  7. Hadis no. 4257

    Şüphesiz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Beyt'in etrafında ve Safa ile Merve arasında müşriklere gücünü…

    Türkçe meal

    İbn Abbas r.a. dedi ki: "Şüphesiz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Beyt'in etrafında ve Safa ile Merve arasında müşriklere gücünü göstermek için sa'yetti

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، عَنْ سُفْيَانَ بْنِ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ إِنَّمَا سَعَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِالْبَيْتِ وَبَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ لِيُرِيَ الْمُشْرِكِينَ قُوَّتَهُ‏.‏

  8. Hadis no. 4258

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihramlı olduğu halde Meymune ile evlendi ve ihramdan çıktıktan sonra onunla…

    Türkçe meal

    İbn Abbas dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihramlı olduğu halde Meymune ile evlendi ve ihramdan çıktıktan sonra onunla gerdeğe girdi. Meymune Serif de vefat etti

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ تَزَوَّجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَيْمُونَةَ وَهْوَ مُحْرِمٌ، وَبَنَى بِهَا وَهْوَ حَلاَلٌ وَمَاتَتْ بِسَرِفَ‏.‏

  9. Hadis no. 4259

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Umretu'I-Kaza esnasında Meymune ile evlendi

    Türkçe meal

    İbn Abbas dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Umretu'I-Kaza esnasında Meymune ile evlendi."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Müşriklerin gılmanından ve müşriklerin kendilerinden Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e eziyet etmesinler diye" ona eziyet verirler korkusuyla "setrettik." "Güçlerini korumalarını istemesidir." Yani bunun sebebi onlara karşı duyduğu şefkat ve merhamettir. "İhramlı olduğu halde Meymune ileevlendi." İleride Nikah bölümünde ('5114.hadiste) buna dair açıklamalar gelecektir

    Arapça metin

    وَزَادَ ابْنُ إِسْحَاقَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي نَجِيحٍ، وَأَبَانُ بْنُ صَالِحٍ، عَنْ عَطَاءٍ، وَمُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ تَزَوَّجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَيْمُونَةَ فِي عُمْرَةِ الْقَضَاءِ‏.‏

  10. Hadis no. 4260

    O gün öldürülmüş olduğu halde Cafer'in yanı başında durdum. Mızrak ve kılıç darbesi olmak üzere onda elli…

    Türkçe meal

    Nafi"den rivayete göre İbn Ömer kendisine şunu haber vermiştir: "O gün öldürülmüş olduğu halde Cafer'in yanı başında durdum. Mızrak ve kılıç darbesi olmak üzere onda elli yara saydım. Bunların hiçbirisi arkasında -yani sırtında- değildi. " Bu Hadis 4261 numara ile gelecektir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَحْمَدُ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ عَمْرٍو، عَنِ ابْنِ أَبِي هِلاَلٍ، قَالَ وَأَخْبَرَنِي نَافِعٌ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، وَقَفَ عَلَى جَعْفَرٍ يَوْمَئِذٍ وَهْوَ قَتِيلٌ، فَعَدَدْتُ بِهِ خَمْسِينَ بَيْنَ طَعْنَةٍ وَضَرْبَةٍ، لَيْسَ مِنْهَا شَىْءٌ فِي دُبُرِهِ‏.‏ يَعْنِي فِي ظَهْرِهِ‏.‏

  11. Hadis no. 4261

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mute gazvesinde Zeyd b. Harise'yi emir (kumandan) tayin etti

    Türkçe meal

    Nafi', Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayetle dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mute gazvesinde Zeyd b. Harise'yi emir (kumandan) tayin etti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Zeyd öldürülürse Cafer, Cafer öldürülürse Abdullah b. Revaha (kumandan olsun). Abdullah: Ben de o gazvede bulunanlardan idim, dedi. Cafer b. Ebi Talib'i aradık da onu öldürülenler arasında bulduk. Vücudunda kılıç ve mızrak yarası olmak üzere doksan küsur yara bulduk

    Arapça metin

    أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا مُغِيرَةُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَمَّرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَةِ مُوتَةَ زَيْدَ بْنَ حَارِثَةَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنْ قُتِلَ زَيْدٌ فَجَعْفَرٌ، وَإِنْ قُتِلَ جَعْفَرٌ فَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَوَاحَةَ ‏"‏‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ كُنْتُ فِيهِمْ فِي تِلْكَ الْغَزْوَةِ فَالْتَمَسْنَا جَعْفَرَ بْنَ أَبِي طَالِبٍ، فَوَجَدْنَاهُ فِي الْقَتْلَى، وَوَجَدْنَا مَا فِي جَسَدِهِ بِضْعًا وَتِسْعِينَ مِنْ طَعْنَةٍ وَرَمْيَةٍ‏.‏

  12. Hadis no. 4262

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şehadet haberleri kendilerine gelmeden önce insanlara Zeyd'in, Cafer'in ve…

    Türkçe meal

    Enes r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şehadet haberleri kendilerine gelmeden önce insanlara Zeyd'in, Cafer'in ve İbn Revaha"nın şehit düştükleri haberini vererek şöyle buyurdu: Sancağı Zeyd aldı o isabet aldı, sonra Cafer aldı o da isabet aldı, sonra İbn Revaha' aldı o da isabet aldı. -Bu arada gözlerinden yaş akıyordu.- Sonra sancağı Allah'ın kılıçlarından bir kılıç aldı ve nihayet Allah onlara zafer nasip etti

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ وَاقِدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ هِلاَلٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَعَى زَيْدًا وَجَعْفَرًا وَابْنَ رَوَاحَةَ لِلنَّاسِ، قَبْلَ أَنْ يَأْتِيَهُمْ خَبَرُهُمْ فَقَالَ ‏ "‏ أَخَذَ الرَّايَةَ زَيْدٌ فَأُصِيبَ، ثُمَّ أَخَذَ جَعْفَرٌ فَأُصِيبَ، ثُمَّ أَخَذَ ابْنُ رَوَاحَةَ فَأُصِيبَ ـ وَعَيْنَاهُ تَذْرِفَانِ ـ حَتَّى أَخَذَ الرَّايَةَ سَيْفٌ مِنْ سُيُوفِ اللَّهِ حَتَّى فَتَحَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ ‏"‏‏.‏

  13. Hadis no. 4263

    İbn Harise, Cafer b. Ebi Talib ve Abdullah b. Revaha' r.'ın ölüm (haber)leri gelince, Resulullah Sallallahu…

    Türkçe meal

    Aişe r.anha dedi ki: "İbn Harise, Cafer b. Ebi Talib ve Abdullah b. Revaha' r.'ın ölüm (haber)leri gelince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem oturdu, üzüntülü olduğu belli oluyordu. Ben de kapı aralığından bakıyordum. Bir adam gelerek: Ey Allah'ın Resulü, Cafer'in hanımları ... diyerek ağladıklarını söyledi. Allah Resulü ona ağlamalarından vazgeçmelerini söylemesini emetti. Adam gidip geldikten sonra ben onlara yapmamalarını söyledim dedi ve hanımların kendisine itaat etmediğini anlattı. Allah Resulü yine aynı emri verdi, yine adam gidip geldikten sonra: Allah'a yemin ederim onlar daha baskın çıktılar, dedi. Bunun üzerine Resulullah (Git) ağızlarına toprak doldur dedi. Aişe dedi ki: (Ben o adam için) Allah burnunu yere sürtsün. Allah'a yemin ederim sen üzerine düşeni yapmadığın gibi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i de yordun, dedim." Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Ölenin ölümünü haber vermek caizdir. Böyle bir şey de yasaklanmış ağıt türünden sayılmaz. Buna dair açıklamalar Cenazeler bölümünde geçmiş bulunmaktadır. 2- Emirliği (kumandanlığı) şarta bağlı olarak vermek caizdir. 3- Sıraları belirtilerek birden çok kumandan görevlendirmek caizdir. İkinci velayetin (kamu görevinin) derhal mi verilmiş olacağı yoksa olmayacağı hususu ise ihtilaflıdır. Göründüğü kadarıyla ikincisi de derhal tahakkuk eder. Fakat sıraya uymak da şarttır. Bir diğer görüşe göre emirlik (kumandanlık ve benzeri kamu görevi) muayyen olmamak üzere tek bir kişi için tahakkuk eder. İmamın da sırasını tayin ettiği kimse için kesinlik kazanır. Sadece birincisinin emirliği tahakkuk eder de denilmiştir. İkincisi ise seçmek yoluyla başa gelir. İmamın seçmesi ise başkasının seçmesinden önceliklidir. Çünkü o kamu masıahatını daha iyi bilir. 4- Savaşta yetkili kimse tarafından emir tayin edilmediği halde emirliği (kumandanlığı) almak caizdir. Tahavı der ki: Bu esastan hareketle, Müslümanların imamın (halifenin) gaib olması halinde onun yerine geçecek bir başka adamı geri gelinceye kadar öne geçirmeleri gerektiği hükmü de çıkartılır. 5- Nebi s.a.v.'in hayatında idihad etmek caizdi. 6- Bu hadiste nübüwetin oldukça açık bir alameti olduğu gibi, Halid b. elVelid'in ve sözü edilen ashab-ı kiramın açıkça görülen bir fazileti de vardır. 7- Nakil bilginleri Nebi efendimizin: "Nihayet Allah ona zafer nasip etti" buyruğunda maksadın, acaba o takdirde müşriklerin bozguna uğradığı bir savaş mı olmuştuki yksa fetihten (zaferden) maksat onun Müslümanları alıp sanmen geri dönmelerini sağlariıak mı, olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir "Kederli olduğu belli oluyordu." Çünkü Allah onun kalbine merhamet vermişti. Bu durum ilahı takdire rıza göstermeye aykırı değildir. Hadisten Çıkarılan Diğer Bazı Sonuçlar . 1- Herhangi bir musibet ile karşı karşıya kalan bir kimsenin üzüntüsünü belli etmesi, -kalbi mutmain olduğu takdirde- o kimseyi sabredici ve kadere razı olan birisi olmanın dışına çıkarmaz. Hatta şöyle dahi denilebilir: Musibetten dolayı üzülen ve kendisini rızaya ve sabra zorlayan bir kimsenin mertebesi, musibetin meydana gelişine hiçbir şekilde aldırmayandan daha yüksektir. Buna Taberi işaret etmiş ve bunu uzun uzadıya açıklamıştır. 2- Hadisten, bir münkeri ahkoymak durumunda olup da bu işi bir çeşit sürüncemede bırakan kimseye uygun bir şekilde sitem etmenin caiz olduğu anlaşılmaktadır .. Nevevi der ki: Aişe'nin sözlerinin anlamı şudur: Sen münkeri değiştirme emrini yerine getiremedin. O halde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bu durumunu haber vermen gerekirdi. Böylece o da senden başkasını gönderecek, sen de yorulmaktan kurtulacaktın. Yine Aişe'nin rivayet ettiği hadisten başka sonuçlar da çıkmaktadır: 3- Musibete uğrayan kimseye daha uygun olan durum açıklanır. 4-Uygun şekliyle yas tutmak meşrudur. Bununla birlikte vakarı ve sebatı elden bırakmamahdır. 5- Bir kimsenin beddua ettiği kişiye o bedduasının isabet etmesini kastetmediği bir lafızia mutlak olarak beddua yapılabilir. Çünkü Aişe: "Allah burnunu yere sürtsün" sözünü söylemiş olsa dahi hakikatini kastetmemiştir. Çünkü Araplar böyle bir sözü muhatap olan kimseye kızgınlık halinde kullanmayı adet edinmişlerdir. Ağlamanın ortaya çıktığı yer gözler olmakla birlikte, Allah Resulünün "ağızlarına toprak doldur" buyurmasının sebebi de bu yasaklamanın mücerred ağlama hakkında söz konusu olmadığına işaret edilmesidir. Aksine yasak ağlamanın da ötesinde edilen feryatlara ya da ağıt yakmaya dairdi. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ سَمِعْتُ يَحْيَى بْنَ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَتْنِي عَمْرَةُ، قَالَتْ سَمِعْتُ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ تَقُولُ لَمَّا جَاءَ قَتْلُ ابْنِ حَارِثَةَ وَجَعْفَرِ بْنِ أَبِي طَالِبٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَوَاحَةَ ـ رضى الله عنهم ـ جَلَسَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُعْرَفُ فِيهِ الْحُزْنُ ـ قَالَتْ عَائِشَةُ ـ وَأَنَا أَطَّلِعُ مِنْ صَائِرِ الْبَابِ ـ تَعْنِي مِنْ شَقِّ الْبَابِ ـ فَأَتَاهُ رَجُلٌ فَقَالَ أَىْ رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ نِسَاءَ جَعْفَرٍ قَالَ وَذَكَرَ بُكَاءَهُنَّ، فَأَمَرَهُ أَنْ يَنْهَاهُنَّ قَالَ فَذَهَبَ الرَّجُلُ ثُمَّ أَتَى فَقَالَ قَدْ نَهَيْتُهُنَّ‏.‏ وَذَكَرَ أَنَّهُ لَمْ يُطِعْنَهُ قَالَ فَأَمَرَ أَيْضًا فَذَهَبَ ثُمَّ أَتَى فَقَالَ وَاللَّهِ لَقَدْ غَلَبْنَنَا‏.‏ فَزَعَمَتْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ فَاحْثُ فِي أَفْوَاهِهِنَّ مِنَ التُّرَابِ ‏"‏ قَالَتْ عَائِشَةُ فَقُلْتُ أَرْغَمَ اللَّهُ أَنْفَكَ، فَوَاللَّهِ مَا أَنْتَ تَفْعَلُ، وَمَا تَرَكْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْعَنَاءِ‏.‏

  14. Hadis no. 4264

    İbn Ömer, Cafer'in oğlunu selamladığı vakit

    Türkçe meal

    Amir dedi ki: "İbn Ömer, Cafer'in oğlunu selamladığı vakit: "Ey Zulcenaheynin (iki kanatlının) oğlu, es-selamu aleyke" derdi

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ عَامِرٍ، قَالَ كَانَ ابْنُ عُمَرَ إِذَا حَيَّا ابْنَ جَعْفَرٍ قَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ ذِي الْجَنَاحَيْنِ‏.‏

  15. Hadis no. 4265

    Halid b. Velid'i şöyle derken dinledim: Mute günü elimde dokuz kılıç parçalandı. Elimde Sadece Yemen'in enli…

    Türkçe meal

    Kays b. Ebi Hazim dedi ki: "Halid b. Velid'i şöyle derken dinledim: Mute günü elimde dokuz kılıç parçalandı. Elimde Sadece Yemen'in enli bir kılıcı kalabildi. " Bu Hadis 4266 numara ile gelecektir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ خَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ، يَقُولُ لَقَدِ انْقَطَعَتْ فِي يَدِي يَوْمَ مُوتَةَ تِسْعَةُ أَسْيَافٍ، فَمَا بَقِيَ فِي يَدِي إِلاَّ صَفِيحَةٌ يَمَانِيَةٌ‏.‏

  16. Hadis no. 4266

    Halid b. Velid'i şöyle derken dinledim: Mute günü elimde dokuz kılıç paramparça oldu. Benim elimde Yemen işi…

    Türkçe meal

    Kays dedi ki: "Halid b. Velid'i şöyle derken dinledim: Mute günü elimde dokuz kılıç paramparça oldu. Benim elimde Yemen işi kılıcım kalabiidi."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Elimde paramparça oldu" ibaresini birinci rivayetteki: "Parçalandı" lafzı açıklamaktadır

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنِي قَيْسٌ، قَالَ سَمِعْتُ خَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ، يَقُولُ لَقَدْ دُقَّ فِي يَدِي يَوْمَ مُوتَةَ تِسْعَةُ أَسْيَافٍ، وَصَبَرَتْ فِي يَدِي صَفِيحَةٌ لِي يَمَانِيَةٌ‏.‏

  17. Hadis no. 4267

    Abdullah b. Revaha baygın düştü. Kızkardeşi Amra: Ey benim dağ gibi kardeşim, ey şöyle olan, ey böyle olan…

    Türkçe meal

    Nu'man b. Beşir r.a. dedi ki: "Abdullah b. Revaha baygın düştü. Kızkardeşi Amra: Ey benim dağ gibi kardeşim, ey şöyle olan, ey böyle olan deyip onun için ağlayarak ağıt yakmaya başladı. Kendisine gelince: Sen ne dedinse mutlaka bana: Vay, sen böyle miymişsin denilmiştir, dedi." Bu Hadis 4268 numara ile gelecektir

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي عِمْرَانُ بْنُ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ عَامِرٍ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أُغْمِيَ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَوَاحَةَ، فَجَعَلَتْ أُخْتُهُ عَمْرَةُ تَبْكِي وَاجَبَلاَهْ وَاكَذَا وَاكَذَا‏.‏ تُعَدِّدُ عَلَيْهِ فَقَالَ حِينَ أَفَاقَ مَا قُلْتِ شَيْئًا إِلاَّ قِيلَ لِي آنْتَ كَذَلِكَ‏.‏

  18. Hadis no. 4268

    Bu sebeple öldüğünde onun için ağlamadı

    Türkçe meal

    Nu'man b. Beşir dedi ki: "Abdullah b. Revaha' bayıldı. .. " diye hadisi bu lafızlarla zikretti (devamında dedi ki): "Bu sebeple öldüğünde onun için ağlamadı."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Abdullah b. Revaha"' b. Sa'leb b. İmriu'l-Kays el-Ensarı el-Hazred'dir. "Bay_ gın düştü." Ensardan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şairlerinden birisi olduğu gibi Akabe nakiblerinden ve Bedir'e katılanlardandır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْثَرُ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، قَالَ أُغْمِيَ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَوَاحَةَ بِهَذَا، فَلَمَّا مَاتَ لَمْ تَبْكِ عَلَيْهِ‏.‏

  19. Hadis no. 4269

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizi el-Huraka'ya gönderdi. Onlara sabahleyin bir baskın yaptık ve…

    Türkçe meal

    Usame b. Zeyd r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizi el-Huraka'ya gönderdi. Onlara sabahleyin bir baskın yaptık ve onları bozguna uğrattık. Ben ve ensardan bir adam onlardan birisine yetiştik. Onu yakalayınca la ilahe illallah deyiverdi. Ensardan olan kişi ona ilişmedi. Ben ise öldürünceye kadar mızrağımı ona sapladım. Medine'ye döndüğümüzde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e haber ulaşınca şöyle buyurdu: "Ey Usame la ilahe illallah dedikten sonra onu öldürdün öyle mi? Ben: Böylelikle canını kurtarmak istemişti, dedim. Ama Allah Resulü o sözünü o kadar tekrarladı ki sonunda, keşke o günden önce Müslüman olmamış olsaydım, diye temenni ettim." Bu Hadis 6872 numara ile gelecektir

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا حُصَيْنٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو ظَبْيَانَ، قَالَ سَمِعْتُ أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ بَعَثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْحُرَقَةِ، فَصَبَّحْنَا الْقَوْمَ فَهَزَمْنَاهُمْ وَلَحِقْتُ أَنَا وَرَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ رَجُلاً مِنْهُمْ، فَلَمَّا غَشِينَاهُ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ‏.‏ فَكَفَّ الأَنْصَارِيُّ، فَطَعَنْتُهُ بِرُمْحِي حَتَّى قَتَلْتُهُ، فَلَمَّا قَدِمْنَا بَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ يَا أُسَامَةُ أَقَتَلْتَهُ بَعْدَ مَا قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ‏"‏ قُلْتُ كَانَ مُتَعَوِّذًا‏.‏ فَمَا زَالَ يُكَرِّرُهَا حَتَّى تَمَنَّيْتُ أَنِّي لَمْ أَكُنْ أَسْلَمْتُ قَبْلَ ذَلِكَ الْيَوْمِ‏.‏

  20. Hadis no. 4270

    Seleme b. el-Ekva'ı şöyle derken dinledim: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yedi gazve yaptım…

    Türkçe meal

    Yezid b. Ebi Ubeyd dedi ki: "Seleme b. el-Ekva'ı şöyle derken dinledim: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yedi gazve yaptım. Ayrıca göndermiş olduğu askeri birlikler arasında da dokuz gazvede bulundum: Bir sefer üzerimize Ebu Bekr'i kumandan tayin etmişti, bir sefer de üzerimize Usame'yi kumandan tayin etmişti." Bu Hadis 4271, 4272 ve 4273 numara ile gelecektir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَلَمَةَ بْنَ الأَكْوَعِ، يَقُولُ غَزَوْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سَبْعَ غَزَوَاتٍ، وَخَرَجْتُ فِيمَا يَبْعَثُ مِنَ الْبُعُوثِ تِسْعَ غَزَوَاتٍ، مَرَّةً عَلَيْنَا أَبُو بَكْرٍ، وَمَرَّةً عَلَيْنَا أُسَامَةُ‏.‏