İçeriğe geç

Sahih-i BuhariBölüm 96

Kitap ve Sünnete Bağlanma Kitabı

103 hadis · Kitâbu'l-İ'tisâm (7268-7370)

Sayfa 5 / 6Yazı boyutu
  1. Hadis no. 7348

    Ey Yahudi topluluğu! İslam dinine girin ki selamette olun!

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Mescidde bulunduğumuz bir sırada Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza Çıktı ve "Haydin Yahudilerin yurduna yürüyün!" buyurdu. Bizler onunla birlikte yola çıktık. Nihayet Yahudilerin içinde alimlerinin Tevrat okudukları Beytü'l-Midras'a vardık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayakta dikilip, onlara seslenerek "Ey Yahudi topluluğu! İslam dinine girin ki selamette olun!" buyurdu. Bunun üzerine Yahudiler "Sen tebliğ ettin ya Ebe'lKasım" dediler. Ravi dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara "Ben ancak bunu istiyorum" dedi. Yahudiler yine "Sen tebliğ ettin ya Ebe'l-Kasım!" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara tekrar "Ben ancak bunu istiyorum" dedi. Sonra bu sözünü üçüncü kez yine söyledi ve ardından şöyle buyurdu: "Biliniz ki yeryüzü ancak Allah'a ve Resulüne aittir. Ben sizleri bu araziden çıkarmak istiyorum. Bunun için sizden her kim kendi malından (taşıyamayacağı) bir şeyolursa onu satsın. Aksi takdirde iyi biliniz ki yeryüzü ancak Allah ve Resulüne aittir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ بَيْنَا نَحْنُ فِي الْمَسْجِدِ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ انْطَلِقُوا إِلَى يَهُودَ ‏"‏‏.‏ فَخَرَجْنَا مَعَهُ حَتَّى جِئْنَا بَيْتَ الْمِدْرَاسِ فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَنَادَاهُمْ فَقَالَ ‏"‏ يَا مَعْشَرَ يَهُودَ أَسْلِمُوا تَسْلَمُوا ‏"‏‏.‏ فَقَالُوا بَلَّغْتَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ‏.‏ قَالَ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ذَلِكَ أُرِيدُ أَسْلِمُوا تَسْلَمُوا ‏"‏‏.‏ فَقَالُوا قَدْ بَلَّغْتَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ‏.‏ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ذَلِكَ أُرِيدُ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَالَهَا الثَّالِثَةَ فَقَالَ ‏"‏ اعْلَمُوا أَنَّمَا الأَرْضُ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ وَإِنِّي أُرِيدُ أَنْ أُجْلِيَكُمْ مِنْ هَذِهِ الأَرْضِ، فَمَنْ وَجَدَ مِنْكُمْ بِمَالِهِ شَيْئًا فَلْيَبِعْهُ، وَإِلاَّ فَاعْلَمُوا أَنَّمَا الأَرْضُ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ ‏"‏‏.‏

  2. Hadis no. 7349

    Kıyamet gününde Nuh Nebi getirilir de ona 'Tebliğ ettin mi?' diye sorulur. Nuh da 'Evet, tebliğ ettim ya…

    Türkçe meal

    Ebu Said el-Hudri'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Kıyamet gününde Nuh Nebi getirilir de ona 'Tebliğ ettin mi?' diye sorulur. Nuh da 'Evet, tebliğ ettim ya Rab!' der. Bunun ardından Nuh'un ümmetine 'Nuh size tebliğ etti mi?' diye sorulur. Onlar da 'Bizi uyaran bir uyarıcı gelmedi' derler. Soruyu soran Nuh'a 'Senin şahitlerin kimdir?' der. Nuh da 'Muhammed ve ümmetidir' der. Bunun üzerine sizler getirilecek ve Nuh'un tebliğ ettiğine şahitlik edeceksiniz." Ravi bundan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu ayeti okudu dedi: "İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resulün de size şahit olması için sizi adil bir millet kıldık. "(Bakara 143)

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Ayette yer alan "el-vasat", Bakara suresinin tefsirinde geçtiği üzere "eladl=adalet" anlamındadır. Ayette ifade edilen kısaca hidayet ve adaletin hatırlatılmasıdır. Buharl'nin başlıkta yer alan "Ve ma emera" diye başlayan cümlesinin buradaki hadisle uygunluğu açık değildir. Sanki o zikredilen sıfat açısından yani adalet bakımından gibidir. Zira hitabın zahiri dolayısıyla bu herkese geneldir. Buhari bunun kendisiyle has kastedilen genel nitelikli (amm) ya da tahsis görmüş genel nitelikli bir lafız olduğuna işaret etmiştir. Çünkü cahiller adil değildirler. Bid'atçılar da böyledir. Buradan anlaşılıyor ki zikredilen nitelikten maksat ehl-i sünnet ve'l-cemaattir ki bunlar, şer'i ilmi bilen kimselerdir.

    Alimlerin dışındakiler, her ne kadar bildikleri iddia edilse de bu gerçek değil, biçimsel bir mensubiyettir. Cemaatten ayrılmama emri birçok hadiste yer almıştır. Bunlardan birisini Tirmizi sahih değerlendirmesiyle birlikte el-Haris b. el-Haris el-Eş'ari'den nakletmiştir. O bu konuda uzunca bir hadis rivayet eder. O hadiste şöyle denilmektedir: "Ben Yüce Allah 'ın bana emrettiği beş şeyi size emrediyorum: Bunlar dinlemek, itaat etmek, cihad etmek, hicret etmek, cemaatten ayrılmamaktır. Çünkü cemaatten bir karış ayrılan İslamın halkasını boynundan çıkarmış olur. "(Tirmizi, Edeb) Hz. Ömer'in Şam yakınlarındaki Cabiye'de yaptığı meşhur konuşmada şöyle bir ifade yer almaktadır: "Cemaate sarılın!

    Sakın tefrikaya düşmeyin. Çünkü şeytan bir kişiyle birliktedir. O iki kişiden daha uzaktır!" Bu konuşmada "Her kim cennetin tam ortasını isterse cemaatten ayrılmasın" şeklinde bir cümle yer almaktadır.(Tirmizi, fiten) İbn Battal şöyle demiştir: Bu İmam Buharl'nin kullandığı başlıktan maksat, cemaate yapışmaya teşviktir. Zira Yüce Allah "İnsanlığa şahitler olmanız için" buyurmaktadır. Şahitliğin kabul şartı adalettir. Bu ümmetin adil olduğu "vesatan" kelimesiyle sabittir. Zira "el-vasat" adalet demektir. Burada geçen "el-cemaa" kelimesinden maksat ise her asırdaki ehlü'l-hal ve'l-akd'dir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا أَبُو صَالِحٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يُجَاءُ بِنُوحٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُقَالُ لَهُ هَلْ بَلَّغْتَ فَيَقُولُ نَعَمْ يَا رَبِّ‏.‏ فَتُسْأَلُ أُمَّتُهُ هَلْ بَلَّغَكُمْ فَيَقُولُونَ مَا جَاءَنَا مِنْ نَذِيرٍ‏.‏ فَيَقُولُ مَنْ شُهُودُكَ فَيَقُولُ مُحَمَّدٌ وَأُمَّتُهُ‏.‏ فَيُجَاءُ بِكُمْ فَتَشْهَدُونَ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَرَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏{‏وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا‏}‏ قَالَ عَدْلاً ‏{‏لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا‏}‏ وَعَنْ جَعْفَرِ بْنِ عَوْنٍ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا‏.‏

  3. Hadis no. 7350

    Hayır vallahi, hepsi böyle değildir Ya Resulallah! Biz bu iyi hurmadan bir sa'ını (adi hurmanın) iki sa'ı…

    Türkçe meal

    Ebu Said el-Hudri ve Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensardan Adiy oğullarının kardeşi olan birini Hayber' e memur olarak tayin edip gönderdi. Sonra bu zat Hayber'den Cenib (denilen iyi cins) hurma ile geldi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Hayber'in bütün hurmalar böyle midir?" diye sordu. O kişi "Hayır vallahi, hepsi böyle değildir Ya Resulallah! Biz bu iyi hurmadan bir sa'ını (adi hurmanın) iki sa'ı karşılığında satın alırız" dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Böyle yapmayın! Fakat misli mukabiliyle mislini değiş tokuş edin. Yahut bu adi hurmayı para ile satın da onun parasıyla şu iyi hurmadan alın. Tartılan her şey böyledir" buyurdu.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Vali -veya idareci- idihad edip hata eder ve bilmeden Resulullah s.a.v.'e muhalif bir hüküm verirse" yani Resulullah s.a.v.'e kasten muhalefet etmez, sadece yanlışlıkla muhalefet ederse. "Onun bu hükmü reddedilir. Çünkü Nebi s.a.v. her kim bizim işimize (dinimize) aykırı bir şey yaparsa o reddedilmiştir buyurmuştur." İbn Battal şöyle der: İmam Buhari'nin maksadı şudur: Her kim bilmeden veya yanlışlıkla sünnet dışı bir hüküm verecek olursa onun sünnetin hükmüne dönmesi gerekir ve sünnete muhalif olan şeyi -Yüce Allah'ın Resulüne itaati gerekli kılan emrine sarılmış olmak için- terk eder. İşte bu, sünnete sarılmanın ta kendisidir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَخِيهِ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بِلاَلٍ، عَنْ عَبْدِ الْمَجِيدِ بْنِ سُهَيْلِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، أَنَّهُ سَمِعَ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، يُحَدِّثُ أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ، وَأَبَا، هُرَيْرَةَ حَدَّثَاهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ أَخَا بَنِي عَدِيٍّ الأَنْصَارِيَّ وَاسْتَعْمَلَهُ عَلَى خَيْبَرَ، فَقَدِمَ بِتَمْرٍ جَنِيبٍ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَكُلُّ تَمْرِ خَيْبَرَ هَكَذَا ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا لَنَشْتَرِي الصَّاعَ بِالصَّاعَيْنِ مِنَ الْجَمْعِ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ تَفْعَلُوا، وَلَكِنْ مِثْلاً بِمِثْلٍ، أَوْ بِيعُوا هَذَا وَاشْتَرُوا بِثَمَنِهِ مِنْ هَذَا وَكَذَلِكَ الْمِيزَانُ ‏"‏‏.‏

  4. Hadis no. 7351

    Hayır vallahi, hepsi böyle değildir Ya Resulallah! Biz bu iyi hurmadan bir sa'ını (adi hurmanın) iki sa'ı…

    Türkçe meal

    Ebu Said el-Hudri ve Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensardan Adiy oğullarının kardeşi olan birini Hayber' e memur olarak tayin edip gönderdi. Sonra bu zat Hayber'den Cenib (denilen iyi cins) hurma ile geldi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Hayber'in bütün hurmalar böyle midir?" diye sordu. O kişi "Hayır vallahi, hepsi böyle değildir Ya Resulallah! Biz bu iyi hurmadan bir sa'ını (adi hurmanın) iki sa'ı karşılığında satın alırız" dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Böyle yapmayın! Fakat misli mukabiliyle mislini değiş tokuş edin. Yahut bu adi hurmayı para ile satın da onun parasıyla şu iyi hurmadan alın. Tartılan her şey böyledir" buyurdu.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Vali -veya idareci- idihad edip hata eder ve bilmeden Resulullah s.a.v.'e muhalif bir hüküm verirse" yani Resulullah s.a.v.'e kasten muhalefet etmez, sadece yanlışlıkla muhalefet ederse. "Onun bu hükmü reddedilir. Çünkü Nebi s.a.v. her kim bizim işimize (dinimize) aykırı bir şey yaparsa o reddedilmiştir buyurmuştur." İbn Battal şöyle der: İmam Buhari'nin maksadı şudur: Her kim bilmeden veya yanlışlıkla sünnet dışı bir hüküm verecek olursa onun sünnetin hükmüne dönmesi gerekir ve sünnete muhalif olan şeyi -Yüce Allah'ın Resulüne itaati gerekli kılan emrine sarılmış olmak için- terk eder. İşte bu, sünnete sarılmanın ta kendisidir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَخِيهِ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بِلاَلٍ، عَنْ عَبْدِ الْمَجِيدِ بْنِ سُهَيْلِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، أَنَّهُ سَمِعَ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، يُحَدِّثُ أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ، وَأَبَا، هُرَيْرَةَ حَدَّثَاهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ أَخَا بَنِي عَدِيٍّ الأَنْصَارِيَّ وَاسْتَعْمَلَهُ عَلَى خَيْبَرَ، فَقَدِمَ بِتَمْرٍ جَنِيبٍ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَكُلُّ تَمْرِ خَيْبَرَ هَكَذَا ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا لَنَشْتَرِي الصَّاعَ بِالصَّاعَيْنِ مِنَ الْجَمْعِ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ تَفْعَلُوا، وَلَكِنْ مِثْلاً بِمِثْلٍ، أَوْ بِيعُوا هَذَا وَاشْتَرُوا بِثَمَنِهِ مِنْ هَذَا وَكَذَلِكَ الْمِيزَانُ ‏"‏‏.‏

  5. Hadis no. 7352

    Bir hdkim hükmedeceği zaman içtihat eder sonra bu hükümde isabet ederse o hdkime iki ecir vardır. Eğer…

    Türkçe meal

    Amr b. eı-As Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemı şöyle buyururken işitmiştir: "Bir hdkim hükmedeceği zaman içtihat eder sonra bu hükümde isabet ederse o hdkime iki ecir vardır. Eğer hükmedeceği zaman içtihat eder fakat sonunda hata ederse onun da bir ecri vardır."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    İmam Buhari yukarıda attığı başlıkla bir hakim içtihat edip, yanıldığı takdirde hükmünün veya fetvasının reddedilmesinden onun günaha girdiği sonucunun çıkmayacağına, aksine olanca gücünü harcadığı takdirde ecir ve sevap kazanacağına, hükmünde isabet ederse ecrinin iki katına çıkacağına işaret etmektedir. Fakat kişi bilgisi olmadığı halde hüküm veya fetva vermeye kalkarsa daha önce işaret edildiği üzere günaha girer. İbnü'l-Munzir şöyle demiştir: Hakim hata ettiğinde içtihat usullerini bildiği takdirde içtihat ettiği için sevaba girer. Buna karşılık alim değilse sevap elde etmez. İbnü'l-Munzir bu görüşünü "Hokimler üçtür" hadisine dayandırmaktadır.

    Bu hadiste şöyle bir ifade geçmektedir: "Haksız yere hükmeden hdkim ki cehennemdedir. Bir diğeri ise bilmeden hüküm veren hdkimdir ki o da cehennemdedir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا حَيْوَةُ، حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْهَادِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي قَيْسٍ، مَوْلَى عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ عَنْ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِذَا حَكَمَ الْحَاكِمُ فَاجْتَهَدَ ثُمَّ أَصَابَ فَلَهُ أَجْرَانِ، وَإِذَا حَكَمَ فَاجْتَهَدَ ثُمَّ أَخْطَأَ فَلَهُ أَجْرٌ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَحَدَّثْتُ بِهَذَا الْحَدِيثِ أَبَا بَكْرِ بْنَ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ فَقَالَ هَكَذَا حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ‏.‏ وَقَالَ عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ الْمُطَّلِبِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ‏.‏

  6. Hadis no. 7353

    Duyduğum Abdullah b. Kays'ın sesi değil miydi? Ona izin verin gelsin!

    Türkçe meal

    Ubeyd b. Ömer şöyle demiştir: Ebu Musa Ömer'in yanına girmek için izin istemiş, ancak onu meşgul bulup geri dönmüştü. Ömer "Duyduğum Abdullah b. Kays'ın sesi değil miydi? Ona izin verin gelsin!" dedi. Akabinde Ebu Musa çağrıldı. Ömer "Bu yaptığın işe (beklemeyip, geri dönmene) seni sevkeden nedir?" diye sordu. Ebu Musa da "Biz böyle yapmakla emrolunduk" dedi. Ömer "Ya bu söylediğin şeyi teyid eden bir delil getirirsin ya da emin ol seni cezalandırınm!" dedi. Bunun üzerine Ebu Musa ensardan (oluşan) bir meclise gitti, (onlardan buna şahitlik edecek bir kimse istedi.) Orada bulunanlar "Bu mesele hakkında en küçüklerimiz bile şahitlik eder" dediler. Akabinde Ebu Said elHudrı ayağa kalktı ve gidip Ömer' e hitaben "Biz böyle yapmakla emrolunduk" dedi. Bunun üzerine Ömer "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emrinden olan bu iş bana gizli kalmış, çarşılarda (yaptığım) alışveriş, beni (bu hükmü öğrenmekten) alıkoymuş" dedi

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، حَدَّثَنِي عَطَاءٌ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ، قَالَ اسْتَأْذَنَ أَبُو مُوسَى عَلَى عُمَرَ فَكَأَنَّهُ وَجَدَهُ مَشْغُولاً فَرَجَعَ، فَقَالَ عُمَرُ أَلَمْ أَسْمَعْ صَوْتَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ قَيْسٍ، ائْذَنُوا لَهُ‏.‏ فَدُعِيَ لَهُ فَقَالَ مَا حَمَلَكَ عَلَى مَا صَنَعْتَ فَقَالَ إِنَّا كُنَّا نُؤْمَرُ بِهَذَا‏.‏ قَالَ فَأْتِنِي عَلَى هَذَا بِبَيِّنَةٍ أَوْ لأَفْعَلَنَّ بِكَ‏.‏ فَانْطَلَقَ إِلَى مَجْلِسٍ مِنَ الأَنْصَارِ فَقَالُوا لاَ يَشْهَدُ إِلاَّ أَصَاغِرُنَا‏.‏ فَقَامَ أَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ فَقَالَ قَدْ كُنَّا نُؤْمَرُ بِهَذَا‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ خَفِيَ عَلَىَّ هَذَا مِنْ أَمْرِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، أَلْهَانِي الصَّفْقُ بِالأَسْوَاقِ‏.‏

  7. Hadis no. 7354

    Ebu Hureyre, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den çok hadis rivayet ediyor

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre şöyle demiştir: Sizler "Ebu Hureyre, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den çok hadis rivayet ediyor" diye iddia ediyorsunuz. Allah vadedendir. (Yani yalan söylersem kıyamet günü beni hesaba çekecektir.) Ben miskin, fakir bir kimse idim. Karın tokluğuna Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den hiç ayrılmazdım. Muhacirler çarşı ve pazarlarda alışveriş etmekle, ensar da malları, toprakları üzerindeki işlerinde çalışmakla meşgul bulunurlardı. Ben bir gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şuna şahit oldum: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her kim ben sözümü bitirinceye kadar ridasım yayar, sonra onu yumarsa benden işitmiş olduğu hiçbir şeyi asla unutmayacaktır" buyurdu. Bunun üzerine ben üzerimde bulunan bir burdeyi yaydım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemi hak ile gönderen Allah adına yemin olsun ki bundan sonra kendisinden işittiğim hiçbir sözü unutmadım."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Nebi s.a.v.'in hükmü insanlar için gizli değildi diyen kimseye karşı deliL." Yani Nebi s.a.v.'in hükmü, -nadir olanlar hariç- insanlara açıktı ve gizli değildi. Bu başlık, sahabilerin büyüklerinden birçoklarının Nebi s.a.v.'in teklifi fiillere dair bazı şeyleri söylerken veya yaparken yanında bulunmadıklarını açıklamak için getirilmiştir. Dolayısıyla o sahabi kendi muttali olduğu duruma göre hareket ederdi. Ya neshedici hükmü bilmediği için mensuha göre amele devam eder ya da beraet-i asliye ye göre hareket ederdi. Bu prensip yerleşince o büyük sahabinin fiilini -özellikle de idari görevlerde bulunmuşsa- başkasının rivayetine tercih eden kişiye karşı delil meydana gelmiş oldu.

    Büyük sahabinin uygulamasını tercih eden kişi onun yanında bulunan rivayet, bu rivayetten daha güçlü olmasaydı o buna muhalefet etmezdi anlayışı ile bu tercihi yapmaktadır. Ancak bu prensibi esas almak, zanni bir delil dolayısıyla kesin olanı terk etmeye yol açar diye reddedilmiştir. İbn Battal şöyle der: Müellif " Nebi s.a.v.'in hükümleri ve sünnetleri kendisinden mütevatir olarak nakledilmiştir ve ondan mütevatir olarak nakledilmeyen habere göre amel etmek caiz değildir" diyen Rafızi ve Haricilere cevap vermek istemiştir. Müellif şöyle der: Onların bu görüşleri sahabilerin birbirlerinden delil aldıkları ve bir kısmının diğerinin rivayetine döndükleri şeklindeki sahih rivayetle reddedilmiştir.

    Haber-i vahidle amel edileceğine dair icma oluşmuştur. Biz de şunu ekleyelim: Beyhaki giriş kısmında sahabiliği eskiye dayanan ve ilmi geniş olup, başkasına öğreten birisinin hafızasından bazı şeylerin silineceğine delil şeklinde bir başlık açmış ve akabinde şu hadisleri örnek vermiştir: Ebu Bekir'in Muvatta'da yer alan ninenin mirastan payını konu alan hadisi, bu bölümde zikredilen Hz. Ömer'in izin almayla ilgili hadisi, İbn Mesud'un bir kadınla nikah akdi yapıp, sonra onu boşadıktan sonra annesi ile evlenmek isteyen erkeği konu alan hadisi. İbn Mesud "Bunda herhangi bir sakınca yoktur" demiştir.

    Bir başka örnek ise onun küçük küçük parçalara ayrılmış gümüşü külçe halindeki gümüşle fazlalıklı olarak mübadele etmeye cevaz vermesi, sonra bu iki hükümden başka sahabilerden duyduğu yasaklıktan dolayı vazgeçmesi. Beyhaki bunun dışında başka örnekler de vermiştir. "Karın tokluğuna" yani karnımı doyurmam için. Bir başka ifadeyle Ebu Hureyre'nin Nebi s.a.v.'den çok hadis duymasının asıl sebebi, yiyecek bir şeyler bulabilmek için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemtan hiç ayrılmamasıdır. Zira onun alıp satacağı bir şeyi olmadığı gibi, ekin ekeceği toprağı ve üzerinde çalışacağı tarlası da yoktu.

    O yiyecek bulamam korkusuyla Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den hiç ayrılmıyordu. İşte bu birliktelikten Resulullah s.a.v. ile onun kadar bir arada bulunmayan kimsenin duyamayacağı kadar söz duyma, uygulama görme ve rivayette bulunma fırsatı doğmuştur. Onun bunları sürekli hafızasında tutmasına -kendisinin işaret ettiği üzere- Nebi s.a.v.'in duası da yardımcı olmuştur

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي الزُّهْرِيُّ، أَنَّهُ سَمِعَهُ مِنَ الأَعْرَجِ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ، قَالَ إِنَّكُمْ تَزْعُمُونَ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، يُكْثِرُ الْحَدِيثَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاللَّهُ الْمَوْعِدُ، إِنِّي كُنْتُ امْرَأً مِسْكِينًا أَلْزَمُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى مِلْءِ بَطْنِي، وَكَانَ الْمُهَاجِرُونَ يَشْغَلُهُمُ الصَّفْقُ بِالأَسْوَاقِ، وَكَانَتِ الأَنْصَارُ يَشْغَلُهُمُ الْقِيَامُ عَلَى أَمْوَالِهِمْ، فَشَهِدْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ وَقَالَ ‏ "‏ مَنْ يَبْسُطْ رِدَاءَهُ حَتَّى أَقْضِيَ مَقَالَتِي ثُمَّ يَقْبِضْهُ، فَلَنْ يَنْسَى شَيْئًا سَمِعَهُ مِنِّي ‏"‏‏.‏ فَبَسَطْتُ بُرْدَةً كَانَتْ عَلَىَّ، فَوَالَّذِي بَعَثَهُ بِالْحَقِّ مَا نَسِيتُ شَيْئًا سَمِعْتُهُ مِنْهُ‏.‏

  8. Hadis no. 7355

    Allah adına bu hususta nasıl yemin edersin?

    Türkçe meal

    Muhammed b. el-Münkedir şöyle demiştir: Ben Cabir b. Abdullah r.a.'ı, İbnü's-Sayyad'ın Deccal olduğuna Allah adına yemin ederken gördüm. Ona "Allah adına bu hususta nasıl yemin edersin?" dedim. O da "Ben Hz. Ömer'i bunun Deccal olduğuna Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda yemin ederken işittim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona tepki göstermedi" dedi.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Başlıkta yer alan "en-nekir", "azim" ölçüsünde olup, tepkide ileri gitmek anlamındadır. Bilginler, Nebi s.a.v.'in huzurunda yapılan bir hareketi veya kendisine söylenip de haberdar olduğu bir şeyi tepki göstermeksizin takrir etmesinin onun caizliğine delilolduğu noktasında ittifak etmişlerdir. Çünkü onun ismet sıfatı, tepki göstermek gereken bir fiil hakkında bir başkasının yapması muhtemel tepkisizliği geçersiz kılmaktadır. Netice olarak o, bir batılı kabul etmez. Buradan hareketle İmam Buhari "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den başkası değil" demiştir. Çünkü bir başkasının sükCıtu, o şeyin caiz olduğunu göstermez.

    "Allah adına bu hususta nasıl yemin edersin?" dedim. O da "Ben Hz. Ömer'i bunun Deccal olduğuna Nebi s.a.v.'in huzurunda yemin ederken işittim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona tepki göstermedi." Cabir, Ömer'in Nebi s.a.v.'in huzurunda yemin ettiğini duyup, Nebi s.a.v.'in ona tepki göstermediğini görünce bundan yapılan fiilin uygunluğunu anlamış oldu. Fakat geriye takride amel etmenin şartının, onun aksine açık bir beyannın bulunmaması olduğu kalıyor. Her kim Nebi s.a.v.'in huzurunda bir şey söyler veya yaparsa, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bunu ikrar ederse bu davranışı o fiilin caizliğini gösterir.

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bunun aksini yap" derse -o emrin o kişiye mahsus olduğuna delil bulunmadığı takdirde" bu, söz konusu takririn neshedildiğine delildir. Beyhaki şöyle demiştir: Cabir hadisinde Nebi s.a.v.'in Ömer'in yeminine sükCıt etmesinden daha fazla bir şey yoktur. Dolayısıyla Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İbnü's-Sayyad hakkında fikir yürütmeyip durmuş olması ve sonra Temim ed-Dari olayının gerektirdiği üzere Yüce Allah'tan kendisine Deccal'in İbnü's-Sayyad'dan başkası olduğuna dair bir hüccet gelmiş bulunması ihtimal dahilindedir. Deccal'in İbn Sayyad'dan başkası olduğunu ifade eden bilginler, buna dayanmışlardır.

    Bu rivayetin nakil yolu daha sahihtir. İbnü's-Sayyad'ın vasfı, Deccal'deki niteliklere uygun düşmüş olmaktadır. Biz de şunu eklemekte fayda görmekteyiz: Temim olayını Müslim, Fatıma bnt. Kays'tan şu şekilde nakletmiştir: Nebi s.a.v. bir konuşma yaptı ve Temim ed-Dari'nin kavminden otuz kişiyle birlikte deniz yolculuğuna çıktığından söz etti. Yolculuk esnasında Temim ve arkadaşları dalgalara kapılıp, bir ay kıyıya yanaşamazlar. Sonra bir adaya inerler. Orada karşılarına gövdesi çok kıllı bir hayvan çıkar ve onlara ben Cessaseyim der. Sonra manastırda bulunan bir adamdan söz eder. Temim ed-Dari olayın devamını şöyle anlatır: Hızla yolasıktık ve o manastıra girdik.

    Bir de ne görelim, şimdiye kadar gördüğümüz en iri cüsseli, elleri boynuna demirle sımsıkı bağlanmış bir insanla karşı karşıyayız! Ona "Vay sana, sen nesin" diye sorduk. Bu uzunca hadisin devamında o iri cüsseli zatın onlara ümmilerin Nebiinin gönderilip, gönderilmediğini sorduğu, ona itaat ettikleri takdirde bunun kendileri için daha hayırlı olacağını söylediği, Taberiyye gölünü, Aynzugar'' ve Nahlbisan'' sorduğu yer almaktadır. Aynı rivayete göre onlara "Benim kim olduğumu size bildireyim. Ben Mesih'im. Buradan çıkmama izin verileceği günler yakındır. Buradan çıkıp yeryüzünde gezeceğim ve kırk gece zarfında ayak basmadık hiçbir köy bırakmayacağım.

    Ancak Mekke ve Medine bundan müstesnadır" dediği ifade edilmektedir.(Müslim, fiten) Hadisin Beyhaki' de yer alan rivayet yollarından birisine göre o kişinin yaşlı biri olduğu ifade edilmektedir. Bu haberin isnadı sahihtir. Beyhaki şöyle demiştir: Bu habere göre zamanın ahrında ortaya çıkacak olan en büyük decca! İbn Sayyad' dan başka biridir. İbn Sayyad çıkacakları haber verilen yalancı deccallerden birisidir. Söz konusu deccallerin çoğu çıkmıştır. Decca!'in, İbn Sayyad olduğunu kesin bir dille ifade edenler, Temim olayını duymamışlardır. Temim hadisindeki ifade ile İbn Sayyad'ın deccal olduğu görüşü en uygun şu şekilde cem ve telif edilir: Temimin bağa vurulmuş olarak görmüş olduğu, deccalin bizzat kendisidir ve İbn Sayyad bir şeytan olup, o andan lsfehan'a yönelinceye kadar deccal kılığında ortaya çıkmıştır.

    Sonra Yüce Allah'ın çıkacağını takdir ettiği süreye kadar akranıyla birlikte kendisini gizlemiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، قَالَ رَأَيْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَحْلِفُ بِاللَّهِ أَنَّ ابْنَ الصَّائِدِ الدَّجَّالُ، قُلْتُ تَحْلِفُ بِاللَّهِ‏.‏ قَالَ إِنِّي سَمِعْتُ عُمَرَ يَحْلِفُ عَلَى ذَلِكَ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يُنْكِرْهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

  9. Hadis no. 7356

    At ırkı üç sınıf insan için olur. Bir kimse için ecirdir, bir kimse için (fakirlik ve ihtiyacına) perdedir…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "At ırkı üç sınıf insan için olur. Bir kimse için ecirdir, bir kimse için (fakirlik ve ihtiyacına) perdedir, bir kimse üzerinde ise vebaldir. Atın kendisi için ecir olduğu kimseye gelince, o öyle bir kişidir ki atını Allah yolunda (cihad için) bağlamıştır ve o bağı bol otlu, geniş bir sahada veya çayırlıkta uzatmıştır. Bu bol otlu sahadan veya çayırlıktan atın bu uzun ipinde iken yediği her ot, at sahibi için birer hasenedir. Hele bir de ipi kopsa da şahlanarak bir veya iki mil sevinç ile koş sa yerde tırnaklarının bıraktığı izleri ve onun gübreleri de sahibi için haseneler ol\.,1r. Bir de hayvan (bu sırada) bir nehre uğrayıp da ondan su içerse -sahibi sulamak istememiş olsa bile- bu su da sahibi için haseneler olur. Dolayısıyla böyle bir at, sahibi için büyük bir sevaptır. Bir kimse de atını insanlardan müstağni olmak, iffetini korumak için bağlar da sonra o kişi hayvanları konusundaki Allah hakkını, gerek sırtlarına takatlerinden fazla yük vurmamayı unutmazsa bu da o kimse için (fakirliğe karşı) bir perdedir. Bir kimse de atın! övünmek ve gösteriş için bağlarsa bu hayvan da onun için büyük bir vebaldir." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e eşeklerin hükmü soruldu. O şöyle cevap verdi: "Yüce Allah her hükmü toplayıcı bir vecize olan şu ayetten başka bir nas indirmedi: 'Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür, kim zerre miktarı şer işlemişse onu görür. ' (Zilzal)

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ الْخَيْلُ لِثَلاَثَةٍ لِرَجُلٍ أَجْرٌ، وَلِرَجُلٍ سِتْرٌ، وَعَلَى رَجُلٍ وِزْرٌ، فَأَمَّا الَّذِي لَهُ أَجْرٌ فَرَجُلٌ رَبَطَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَأَطَالَ فِي مَرْجٍ أَوْ رَوْضَةٍ، فَمَا أَصَابَتْ فِي طِيَلِهَا ذَلِكَ الْمَرْجِ وَالرَّوْضَةِ كَانَ لَهُ حَسَنَاتٍ، وَلَوْ أَنَّهَا قَطَعَتْ طِيَلَهَا فَاسْتَنَّتْ شَرَفًا أَوْ شَرَفَيْنِ كَانَتْ آثَارُهَا وَأَرْوَاثُهَا حَسَنَاتٍ لَهُ، وَلَوْ أَنَّهَا مَرَّتْ بِنَهَرٍ فَشَرِبَتْ مِنْهُ وَلَمْ يُرِدْ أَنْ يَسْقِيَ بِهِ كَانَ ذَلِكَ حَسَنَاتٍ لَهُ، وَهِيَ لِذَلِكَ الرَّجُلِ أَجْرٌ، وَرَجُلٌ رَبَطَهَا تَغَنِّيًا وَتَعَفُّفًا وَلَمْ يَنْسَ حَقَّ اللَّهِ فِي رِقَابِهَا وَلاَ ظُهُورِهَا، فَهْىَ لَهُ سِتْرٌ، وَرَجُلٌ رَبَطَهَا فَخْرًا وَرِيَاءً، فَهِيَ عَلَى ذَلِكَ وِزْرٌ ‏"‏‏.‏ وَسُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْحُمُرِ قَالَ ‏"‏ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَىَّ فِيهَا إِلاَّ هَذِهِ الآيَةَ الْفَاذَّةَ الْجَامِعَةَ ‏{‏فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ * وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ‏}‏‏"‏

  10. Hadis no. 7357

    Miske bulanmış pamuklu parçayı alırsın ve onunla yıkanır temizlenirsin

    Türkçe meal

    Aişe r.anha şöyle demiştir: Bir kadın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e adet gördükten sonra nasıl yıkanacağını sordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de (nasıl yıkanacağını tarif etti. Sonra) ona "Miske bulanmış pamuklu parçayı alırsın ve onunla yıkanır temizlenirsin" buyurdu. Kadın "Onunla nasıl temizlenip, abdest alayım Ya Resulallah?" diye tekrar sorunca, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Temizlen işte!" buyurdu. Kadın "Onunla nasıl temizlenip, abdest alayım Ya Resulallah?" diye tekrar sorunca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Temizlen işte!" buyurdu. Aişe r.anha "Bunun üzerine ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kastettiği şeyi anladım ve kadını tutup, kendime doğru çektim ve ona öğrettim" dedi

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ مَنْصُورِ بْنِ صَفِيَّةَ، عَنْ أُمِّهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ امْرَأَةً، سَأَلَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ ـ هُوَ ابْنُ عُقْبَةَ ـ حَدَّثَنَا الْفُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ النُّمَيْرِيُّ الْبَصْرِيُّ حَدَّثَنَا مَنْصُورُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ ابْنُ شَيْبَةَ حَدَّثَتْنِي أُمِّي عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ امْرَأَةً سَأَلَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْحَيْضِ كَيْفَ تَغْتَسِلُ مِنْهُ قَالَ ‏"‏ تَأْخُذِينَ فِرْصَةً مُمَسَّكَةً فَتَوَضَّئِينَ بِهَا ‏"‏‏.‏ قَالَتْ كَيْفَ أَتَوَضَّأُ بِهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ تَوَضَّئِي ‏"‏‏.‏ قَالَتْ كَيْفَ أَتَوَضَّأُ بِهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ تَوَضَّئِينَ بِهَا ‏"‏‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ فَعَرَفْتُ الَّذِي يُرِيدُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَذَبْتُهَا إِلَىَّ فَعَلَّمْتُهَا‏.‏

  11. Hadis no. 7358

    Ümmü Hufeyd bintü'l-Haris b. Hazn bir keresinde Nebie bir miktar tereyağ, keş ve birkaç tane keler hediye…

    Türkçe meal

    İbn Abbas şöyle demiştir: "Ümmü Hufeyd bintü'l-Haris b. Hazn bir keresinde Nebie bir miktar tereyağ, keş ve birkaç tane keler hediye etmişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların getirilmesini istedi ve bunlar onun sofrası üzerinde yeniidi. Fakat Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kelerleri tiksinmiş gibi bıraktı. Eğer keler haram olsaydı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sofrası üzerinde yenilmezdi ve onların yenilmesini emretmezdi

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ أُمَّ حُفَيْدٍ بِنْتَ الْحَارِثِ بْنِ حَزْنٍ، أَهْدَتْ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سَمْنًا وَأَقِطًا وَأَضُبًّا، فَدَعَا بِهِنَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأُكِلْنَ عَلَى مَائِدَتِهِ، فَتَرَكَهُنَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم كَالْمُتَقَذِّرِ لَهُ، وَلَوْ كُنَّ حَرَامًا مَا أُكِلْنَ عَلَى مَائِدَتِهِ، وَلاَ أَمَرَ بِأَكْلِهِنَّ‏.‏

  12. Hadis no. 7359

    Her kim sarımsak, soğan yemiş bulunursa bizden -veya mescidimizden- uzak durup, evinde otursun

    Türkçe meal

    Cabir b. Abdullah r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Her kim sarımsak, soğan yemiş bulunursa bizden -veya mescidimizden- uzak durup, evinde otursun" buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna içinde taze sebzeler bulunan yuvarlak bir kap getirildi. -Abdullah b. Vehb hadiste geçen "bedir" kelimesi tabak anlamına gelir dedi.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onda sevilmeyen bir ko ku duydu ve içinde ne olduğunu sordu. Kendisine onun içindeki sebzelerin ne olduğu haber verildi. Bunun üzerine sahabilerine "Bunu (filan kimseye) götürünüz!" buyurdu. Onlar da bu kabı yanında bulunan bir sahabiye götürdüler. O sahabi de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in böyle yaptığını görünce onu yemek istemedi. Bunun üzerine "Sen ye! Çünkü ben senin münacat etmediklerinle (meleklerle) münacat ederim (konuşurum)" buyurdu

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عَطَاءُ بْنُ أَبِي رَبَاحٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ أَكَلَ ثُومًا أَوْ بَصَلاً، فَلْيَعْتَزِلْنَا أَوْ لِيَعْتَزِلْ مَسْجِدَنَا، وَلْيَقْعُدْ فِي بَيْتِهِ ‏"‏‏.‏ وَإِنَّهُ أُتِيَ بِبَدْرٍ ـ قَالَ ابْنُ وَهْبٍ يَعْنِي طَبَقًا ـ فِيهِ خَضِرَاتٌ مِنْ بُقُولٍ، فَوَجَدَ لَهَا رِيحًا فَسَأَلَ عَنْهَا ـ أُخْبِرَ بِمَا فِيهَا مِنَ الْبُقُولِ ـ فَقَالَ قَرِّبُوهَا فَقَرَّبُوهَا إِلَى بَعْضِ أَصْحَابِهِ كَانَ مَعَهُ، فَلَمَّا رَآهُ كَرِهَ أَكْلَهَا قَالَ ‏"‏ كُلْ، فَإِنِّي أُنَاجِي مَنْ لاَ تُنَاجِي ‏"‏‏.‏ وَقَالَ ابْنُ عُفَيْرٍ عَنِ ابْنِ وَهْبٍ بِقِدْرٍ فِيهِ خَضِرَاتٌ‏.‏ وَلَمْ يَذْكُرِ اللَّيْثُ وَأَبُو صَفْوَانَ عَنْ يُونُسَ قِصَّةَ الْقِدْرِ، فَلاَ أَدْرِي هُوَ مِنْ قَوْلِ الزُّهْرِيِّ أَوْ فِي الْحَدِيثِ‏.‏

  13. Hadis no. 7360

    Ya Resulallah! Ben gelir de seni bulamazsam?

    Türkçe meal

    Cübeyr b. Mut'im'in nakline göre ensardan bir kadın Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi ve onunla (vereceği) bir şey hakkında konuştu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona (dönerken) bir şeyemretmişti. Bunun üzerine kadın "Ya Resulallah! Ben gelir de seni bulamazsam?" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şayet benİ bulamazsan EbU Bekir'e git" buyurdu.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Delillerle bilinecek hükümler." İbare çoğu kitaplarda böyledir. Küşmıhenl'nin rivayetinde tekil olarak "bi'd-delili" şeklindedir. Delil insanı matluba götüren ve medhllün varlığı hakkında bilgi doğuran şey demektir. Kelimenindil açısından aslı herhangi bir mekana gitmek isteyen kimseyi oraya ulaştıran yolu gösteren kimse demektir. "Delaletin manasının nasılolduğu ve bunun tefsiri." Şeriat terimi olarak delalet, hakkında özel bir nas gelmeyen, özel bir şeyin hükmünün genelleme yoluyla bir başka delilin hükmü altına girdiğini göstermektir. Delaletin manası budur. Delaletin tefsirine gelince, bundan l11akat onu açıklamaktır.

    Tefsir, emre muhatap olan kimseye kendisine emredilen şeyin nasılolduğunu öğretmek demektir. Bu başlık' altındaki ikinci hadiste buna işaret edilmektedir. Buharl'nin attığı başlıktan övülen ve güzel görülen reyin ne olduğunun açıklaması anlaşılmaktadır ki bu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den tansis (nas olarak belirtme) ve işaret yoluyla sabit olan söz ve fiillerinden elde edilen şeydir. İstinbat da buna dahildir. Zahir üzerine donup kalmak istisnadır. "Nebi s.a.v. atların ve diğerlerinin durumunu haber vermiştir." İmam Buhari bu ifadeyle bu başlık altındaki birinci hadise işaret etmiştir. Maksadı Yüce Allah'ın "Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür, kim zerre miktarı şer işlemişse Gnu görür" ayetidir.

    Bu ifade amel eden kimseyle, ameli hakkında genellik ifade etmektedir. Haberde Hz. Nebi s.a.v. at beslemenin hükmünü ve onu besleyenlerin durumlarını açıklamış, kendisine eşeklerin durumu sorulunca onların, atların ve başkalarının hükmünün ayetten çıkarılan genellik hükmüne dahil olduğuna işaret etmiştir. İmam Buhari bu konuda beş hadise yer vermiştir. Bunlardan birincisi "At ırkı üç sınıf insan için olur" şeklindeki Ebu Hureyre hadisidir. Bu hadisin açıklaması Cihad Bölümünde geçmişti. "Bir kadın Nebie adet gördükten sonra nasıl yıkanacağını sordu." İbn Battal şöyle demiştir: Soruyu soran kadın, Nebi s.a.v.'in ne demek istediğini anlamadı.

    Çünkü o, bir bez parçasıyla kanın takip edilmesine "kan ve rahatsızlık"tan söz edildiği zaman "tevaddu=temizlenme" ismi verileceğini bilmiyordu. Kendisine bu şekilde cevap verilmesi, açıkça anlatılması utanılacak şeylerden olduğu içindir. Hz. fişe radıyallahu anha, Nebi s.a.v.'in maksadını anlamış ve kadına bilmediği bu konuyu açıklamıştır. "O sahabi de Nebi s.a.v.'in böyle yaptığını görünce onu yemek istemedi." Yemek istemeyen kişi, Ebu Eyyub'tur. İfadede hazf vardır. Takdiri şöyledir: "O kişi Nebi s.a.v.'in onu yemekten kaçındığını ve kendisine verilmesini emrettiğini görünce, onu yemek istemedi." Bu cümleyi şöyle takdir etme ihtimali de vardır: "O sahabi Nebi s.a.v.'in yemediğini görünce kendisi de yemek istemedi." Ebu Eyyub, Yüce Allah'ın "Andolsun ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sizin için güzel bir örnektir"(Ahzab 21) ayet-i kerimesinin genelliğini, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bütün fiillerinde ona uymanın meşru olduğuna delilolarak değerlendirmiştir.

    "Nebi s.a.v. O sebzeleri yemekten kaçınınca" Ebu Eyyub ona uymuştur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise neden kendisinin yemek istemediğini açıklayarak "Çünkü ben senin münacat etmediklerinle (meleklerle) münacat ederim (konuşurum)" buyurmuştur. Müslimde Salat Bölümünün sonlarında açıklaması geçtiği üzere Ebu Eyyub'un rivayet ettiği bir hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem"Arkadaşıma eziyet etmekten korkuyorum" demiştir. İbn Huzeyme rivayetine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ben Allah'ın meleklerinden haya ederim yoksa bunlar haram değildir" buyurmuştur. İbn Battal şöyle demiştir: Hadisteki "karribUha.=bunu götürünüz" emri, söz konusu sebzeleri yemenin caizliğine açık bir ifadedir.

    "Ben münacat ederim" ifadesi de bu niteliktedir. "Ensardan bir kadın Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi." Bu hadisin açıklaması Menakıbu's-Sıddik başlığı altında geçmişti. "Humeydı, İbrahim b. Sa'd rivayetinde kadın "eğer seni bulamazsam" sözüyle Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatını kasteder gibiydi fıkrasını eklemiştir." İbn Battal şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O kadının "Ben gelir de seni bulamazsam?" cümlesi ile ölümü kastettiği sonucunu çıkarmış ve ona Ebu Bekir' e gitmesini emretmiştir. İbn Battal şöyle devam etmiştir: Sanki kadının sorusuna öyle bir durum eşlik etmiştir ki kadın bunu açıkça ifade etmese bile söz konusu durum onu kastettiğini ortaya koymuştur.

    Bu durum, olumsuzluk ifade etme açısından hayat ve ölüm durumundan daha geneldir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in O kadına Ebu Bekir'i göstermesi, söz konusu genelliğe uygundur. Bazılarının "Bu Hz. Nebiden sonra Ebu Bekir'in halife olması gerektiğini göstermektedir" şeklindeki ifadeleri isabetlidir. Fakat bu açık ve net olarak değil, işaret yoluyla yapılmıştır. Hz. Ömer'in "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yerine halife bırakmadı" şeklindeki ifadesi bununla çelişmez. Çünkü onun maksadı, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu konuda açıkça bir isim belirtmemiş olduğudur. Doğruyu en iyi Yüce Allah bilir

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي وَعَمِّي، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ أَبِيهِ، أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ جُبَيْرٍ، أَنَّ أَبَاهُ، جُبَيْرَ بْنَ مُطْعِمٍ أَخْبَرَهُ أَنَّ امْرَأَةً أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَكَلَّمَتْهُ فِي شَىْءٍ، فَأَمَرَهَا بِأَمْرٍ فَقَالَتْ أَرَأَيْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنْ لَمْ أَجِدْكَ قَالَ ‏ "‏ إِنْ لَمْ تَجِدِينِي فَأْتِي أَبَا بَكْرٍ ‏"‏‏.‏ زَادَ الْحُمَيْدِيُّ عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ كَأَنَّهَا تَعْنِي الْمَوْتَ‏.‏

  14. Hadis no. 7361

    bu Ka'b, Kitâb ehlinden İslâm'a girip de eski kitâblardan hadîs tahdîs etmekte olan bu muhaddislerin en doğru…

    Türkçe meal

    Ve Ebû'l-Yemân şöyle dedi: Bize Şuayb haber verdi ki, ez-Zuhrî şöyle demiştir: Bana Humeyd ibn Abdirrahmân haber verdi; kendisi Muâviye'den işitmiştir. Muâviye, halifeliğinde hacc ettiği zaman Medine'de tahdîs ediyordu. Ve bu arada zikretti de şöyle dedi: bu Ka'b, Kitâb ehlinden İslâm'a girip de eski kitâblardan hadîs tahdîs etmekte olan bu muhaddislerin en doğru söyleyenidir. Yine muhakkak ki, bununla beraber biz onun eski kitâblardan nakletmekte olduğu haberlerinde, Ka’bın bazen hatâ edip yalan yanlış şeyler söylemekte olduğunu da Ka'b aleyhine tecrübe etmekteyizdir

    Arapça metin

    وَقَالَ أَبُو الْيَمَانِ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، سَمِعَ مُعَاوِيَةَ، يُحَدِّثُ رَهْطًا مِنْ قُرَيْشٍ بِالْمَدِينَةِ، وَذَكَرَ كَعْبَ الأَحْبَارِ فَقَالَ إِنْ كَانَ مِنْ أَصْدَقِ هَؤُلاَءِ الْمُحَدِّثِينَ الَّذِينَ يُحَدِّثُونَ عَنْ أَهْلِ الْكِتَابِ، وَإِنْ كُنَّا مَعَ ذَلِكَ لَنَبْلُو عَلَيْهِ الْكَذِبَ‏.‏

  15. Hadis no. 7362

    Ehli Kitab'ın sözlerini tasdik etmeyiniz, tekzip de etmeyiniz. Ancak şöyle deyin: 'Biz, Allah'a ve bize…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre şöyle demiştir: Ehl-i Kitap (Yahudiler) Tevrat'ı İbranice metni ile okurlar ve onu Arap diliyle Müslümanlara tefsir ederlerdi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sahabilerine şöyle buyurdu: "Ehli Kitab'ın sözlerini tasdik etmeyiniz, tekzip de etmeyiniz. Ancak şöyle deyin: 'Biz, Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Esbat'a indirilene, Musa ve İsa'ya verilenlere Rableri tarafından diğer Nebilere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk' deyin. "(Bakara)

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ أَهْلُ الْكِتَابِ يَقْرَءُونَ التَّوْرَاةَ بِالْعِبْرَانِيَّةِ وَيُفَسِّرُونَهَا بِالْعَرَبِيَّةِ لأَهْلِ الإِسْلاَمِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ تُصَدِّقُوا أَهْلَ الْكِتَابِ، وَلاَ تُكَذِّبُوهُمْ وَقُولُوا ‏{‏آمَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْنَا وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ‏}‏ ‏"‏‏.‏ الآيَةَ‏.‏

  16. Hadis no. 7363

    Ehl-i kitaba (dininiz hakkında herhangi bir şey) sormayınlZ. Çünkü onlar, nefislerini saptırmış kimseler…

    Türkçe meal

    Abdullah b. Abbas r.a. şöyle demiştir: Sizler ehl-i kitaba herhangi bir şeyi nasıl soruyorsunuz? Halbuki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e indirilmiş olan kitabınız, kitapların en yenisidir. Sizler onu halis olarak ve (içine başka hiçbir şey) karışmamış olduğu halde okumaktasınız. (Bu kitap) ehl-i kitabın Allah'ın kitabını tebdil edip, değiştirdiklerini, kitabı kendi elleriyle yazdıklarını ve onu verip az bir bedeli almak için 'Bu Allah katındandır' dediklerini sizlere söylemiştir. Dikkat edin! Size gelmiş olan ilim, onları sorma yasağı getirmiyor mu? Vallahi biz onlardan hiçbir kimseyi size indirilmiş olan kitap hakkında size soru sorarken görmüş değiliz! Abdurrezzak'ın Hureys b. Zahir'den nakline göre Abdullah b. Abbas şöyle demiştir: "Ehl-i kitaba (dininiz hakkında herhangi bir şey) sormayınlZ. Çünkü onlar, nefislerini saptırmış kimseler olarak sizlere doğru yolu asla göstermeyeceklerdir. (Onlara uyarsanız) ya hakkı yalanlarsınız ya da bir batılı doğrularsınız."(Abdurrezzak, Musannef, VI, 111) Süfyan es-Sevri bu haberi bu isnatla ancak şu lafızia nakletmiştir: "Ehl-i Kitaba herhangi bir şey sormayınız' Çünkü onlar sapıtmış kimseler olarak bir hakkı yalanladığınız veya bir batılı doğru!adığınız yolunda uyarıda bulunarak size doğru yolu asla göstermeyeceklerdir." Bu haberin isnadı hasendir. İbn Battal'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Söz konusu yasaklık, ehl-i kitaba hakkında nas olmayan bir mesele hakkında soru sormakla ilgilidir. Çünkü bizim şeriatımız kendisi ile yetinen bir dindir. Bizim dinimizde herhangi bir nas bulunmadığında nazar (düşünme ve tefekkür) ve istidlal, onlara soru sormaya ihtiyaç bırakmaz. Söz konusu yasaklığa bizim şeriatımızı tasdik eden haberlerle, geçmiş milletlere dair haberler hakkında soru sormak dahil değildir. Yüce Allah'ın "Senden önce kitabı okuyanlara sor"(Yunus 94) ayetine gelince, bundan maksat, ehl-i kitabın iman edenleridir. Yasaklık ise onların içinden iman etmeyenıere soru sormaktır. Emrin tevhid ve Muhammedi risalet ve benzeri konularla ilgili olması, yasaklığın bunun dışındaki şeylerle bağlantılı olması ihtimali de mevcuttur. "Muaviye şöyle demiştir: Ka'bulahbar, ehl-i kitaptan bize haber verenlerin en doğru sözlüsü ise de bazen yalan söylemekte olduğunu da tecrübe etmekteyiz." Yani onun rivayetleriyle şahsı hakkındaki bilgiler arasında çelişki bulunmaktadır.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    İbnü't-Tin şöyle demiştir: Bu, İbn Abbas'ın Ka'bulahbar hakkındaki "Kendiliğinden değiştirdi ve yalana düştü" şeklindeki ifadesine benzemektedir. Muaviye'nin sözündeki "muhaddisın" kelimesinden maksat, Ka'bulahbar gibi ehl-i kitaptan olan, sonra Müslüman olan kimselerdir. Ka'bulahbar, ehl-i kitaptan rivayette bulunurdu. Onlarına kitaplarına bakıp, orada olan şeyleri nakledenler de böyledir. İbnü't-Tin şöyle devam eder: Herhalde onlar da Ka'b gibi idiler. Ancak Ka'b onlardan çok daha basiretli ve sakınacağı şeyi çok iyi bilen bir kişi idi. İbn Hibban, Kitabu's-Sikat isimli eserinde şöyle der: Muaviye'nin maksadı, Ka'b'm yalancı olduğunu bildirmek değil, verdiği haberlerde zaman zaman hataya düştüğünü vurgulamaktır.

    Bir başkası ise şöyle demiştir: "Li nebluve aleyhi=tecrübe etmekteyiz" ifadesindeki zamir Ka'b yerine değil, kitap yerine kullanılmıştır. Yani kitaplarını değiştirip, tahrif ettikleri için içinde yalan yanlış şeyler yer almıştır. lyaz'ın bu konudaki görüşü şöyledir: Söz konusu zamirin, "kitap", "Ka'b" ve yalan söylemek istemese ve kasıtlı davranmasa bile "Ka'b'ın sözü" yerine kullanılmış olması mümkündür. Zira "yalan" sözcüğünde kasıtlı olmak şart değildir. Tam tersine yalan, herhangi bir şeyi olduğunun aksine haber vermekten ibarettir. Bunda Ka'b'ı yalancılıkla cerh etmek niteliği yoktur. İbnü'I-Cevzi şöyle demiştir: İfadenin manası şudur: Ka'b'ın ehl-i kitabtan haber verdiği bazı şeyler asılsızdır.

    Yoksa cümlenin manası, Ka'b kasten yalan söylemektedir demek değildir. Çünkü Ka'b bilginlerin hayırlılarındandır. Bu, Zı Ra'ın oğullarından Ka'b b. Mati' b. Amr b. Kays olup, künyesi Ebu İshak'tır. O Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sağlığında yaşını başını almış bir kişi idi. Yahudi olup, onların kitaplarını biliyordu. Hatta ona Ka'bu'I-Habr veya Ka'bulahbar deniyordu. Onun İslama girmesi, Ömer'in zamanında olmuştur. Bazıları Ebu Bekir'in halifeliği döneminde olmuştur derler. Ka'b'ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döneminde Müslüman olduğunu ve hicretinin daha sonra gerçekleştiğini söyleyenler vardır.

    Bu görüşlerden birincisi, daha meşhurdur. Ka'b, Medine'ye yerleşmiş ve Hz. Ömer'in halifeliği döneminde Rumlarla çarpışmıştır. Sonra Hz. Osman'ın halifeliği sırasında Şam'a gitmiş ve onun halifeliği döneminde hicri 32 veya 33 ya da 34 yılında Humus'ta vefat edinceye kadar burada ikamet etmiştir. Vefat tarihlerinden birincisi daha çok kişi tarafından tercih edilmiştir. İbn Sa'd'ın Abdurrahman b. CUbeyr b. Nufeyr'den nakline göre Muaviye şöyle demiştir: Dikkat edin! Ka'bulahbar alimlerden biridir. Biz onun hakkında aşırıya gitmiş olsak bile onda denizler gibi ilim vardır. "Ehl-i Kitap (Yahudiler) Tevrat'ı ibranice metni ile okurlar ve onu Arap diliyle Müslümanlara tefsir ederlerdi." Bu haber, aynı isnad ve metinle Bakara suresinin tefsirinde geçmişti.

    Buna göre "ehl-i kitab" deyiminden maksat, Yahudiler olmaktadır. Fakat bu hüküm genelolduğu için Hıristiyanları da kapsamaktadır. "Ehli Kitab'ın sözlerini tasdik etmeyiniz, tekzip de etmeyiniz." Bu ifade başlıkta geçen hadisle çelişmez. Çünkü orada ehl-i kitaba soru sorma yasaklanıyordu. Burada ise onların sözlerini doğrulama ve yalanlama yasaklanmaktadır. İkinci haber ehl-i kitabın Müslümanlara haber vermek için söze başlamaları durumu ile ilgilidir diye açıklanmıştır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، أَخْبَرَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَيْفَ تَسْأَلُونَ أَهْلَ الْكِتَابِ عَنْ شَىْءٍ، وَكِتَابُكُمُ الَّذِي أُنْزِلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَحْدَثُ، تَقْرَءُونَهُ مَحْضًا لَمْ يُشَبْ وَقَدْ حَدَّثَكُمْ أَنَّ أَهْلَ الْكِتَابِ بَدَّلُوا كِتَابَ اللَّهِ وَغَيَّرُوهُ وَكَتَبُوا بِأَيْدِيهِمُ الْكِتَابَ وَقَالُوا هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ‏.‏ لِيَشْتَرُوا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلاً، أَلاَ يَنْهَاكُمْ مَا جَاءَكُمْ مِنَ الْعِلْمِ عَنْ مَسْأَلَتِهِمْ، لاَ وَاللَّهِ مَا رَأَيْنَا مِنْهُمْ رَجُلاً يَسْأَلُكُمْ عَنِ الَّذِي أُنْزِلَ عَلَيْكُمْ‏.‏

  17. Hadis no. 7364

    Kur'an'ı kalpleriniz üzerinde ülfet edip, birleştiği sürece okuyunuz. İhtilaf ettiğinizde artık bırakıp…

    Türkçe meal

    Cündeb b. Abdullah el-Beceli'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kur'an'ı kalpleriniz üzerinde ülfet edip, birleştiği sürece okuyunuz. İhtilaf ettiğinizde artık bırakıp, kalkınız" buyurmuştur

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ سَلاَّمِ بْنِ أَبِي مُطِيعٍ، عَنْ أَبِي عِمْرَانَ الْجَوْنِيِّ، عَنْ جُنْدَبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اقْرَءُوا الْقُرْآنَ مَا ائْتَلَفَتْ قُلُوبُكُمْ فَإِذَا اخْتَلَفْتُمْ فَقُومُوا عَنْهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ سَمِعَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ سَلَّامًا

  18. Hadis no. 7365

    Kur'an'ı kalpleriniz üzerinde ülfet edip, birleştiği sürece okuyunuz. İhtilaf ettiğinizde artık bırakıp…

    Türkçe meal

    Cündeb b. Abdullah el-Beceli'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kur'an'ı kalpleriniz üzerinde ülfet edip, birleştiği sürece okuyunuz. İhtilaf ettiğinizde artık bırakıp, kalkınız" buyurmuştur

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عِمْرَانَ الْجَوْنِيُّ، عَنْ جُنْدَبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ اقْرَءُوا الْقُرْآنَ مَا ائْتَلَفَتْ عَلَيْهِ قُلُوبُكُمْ، فَإِذَا اخْتَلَفْتُمْ فَقُومُوا عَنْهُ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ عَنْ هَارُونَ الأَعْوَرِ، حَدَّثَنَا أَبُو عِمْرَانَ، عَنْ جُنْدَبٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

  19. Hadis no. 7366

    Gelin size sonra hiç sapmayacağınız bir yazı (bir vasiyetname) yazayım

    Türkçe meal

    İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatı yaklaştığı zaman -evde aralarında Hz. Ömer'in de bulunduğu birtakım kimseler varken- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Gelin size sonra hiç sapmayacağınız bir yazı (bir vasiyetname) yazayım" buyurdu. Ömer, "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ağrıları arttı. Yanınızda Kur'an vardır, bize Allah'ın kitabı yeter" dedi. Bunun üzerine evde bulunan (sahabiler) ihtilaf ettiler ve münakaşa edip, çekişmeye başladılar. Onlardan kimi "(Yazacak bir şey) yaklaştırın da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sizler için sonra sapıtmayacağınız bir yazı yazsın" diyor, kimi de Ömer'in dediği gibi diyordu. Nihayet onlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında gürültüyü ve ihtilafı çoğaltınca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara "Yammdan kalkın!" buyurdu. Ravi Ubeydullah b. Abdullah şöyle dedi: İbn Abbas bu hadisin sonunda şöyle diyordu: "Ah ne büyük bir musibettir o musibet ki, gürültü ve ihtilaf etmeleri yüzünden Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile sahabiler için yazmak istediği bu yazı arasına perde oldu!"

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "İhtilafın Çirkinliği." Bazıları "ihtilaf" yerine "hilaf" kelimesini kullanmışlardır. Hilaf, şer'i' ahkamda ihtilaf anlamındadır ya da bundan daha geneldir. İbn Battal'ın rivayetinde bu başlık yoktur. Onun hadisi, bundan sonra gelen " Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Yasaklamasının Haramlık İfade Etmesi" başlığın altında yer almıştır. Gerekçesi ise şöyledir: Kur'an okurken ihtilaf olduğunda kalkma emri, ihtilaf anında kıraatte bulunmanın haramlığı için değil, mendubluk içindir. Ancak daha uygun olan görüş çoğunluğun yaklaşımıdır. Kirmani' de bunu söylemiştir: O Abdullah b. Muğaffel'in rivayet ettiği bu hadisin sonunda "Bu, el-Cami"de, usul-i fıkıh meselelerine dair yer vermek istediğim en son husustur" demiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمَّا حُضِرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ وَفِي الْبَيْتِ رِجَالٌ فِيهِمْ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ـ قَالَ ‏"‏ هَلُمَّ أَكْتُبْ لَكُمْ كِتَابًا لَنْ تَضِلُّوا بَعْدَهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ عُمَرُ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم غَلَبَهُ الْوَجَعُ وَعِنْدَكُمُ الْقُرْآنُ، فَحَسْبُنَا كِتَابُ اللَّهِ‏.‏ وَاخْتَلَفَ أَهْلُ الْبَيْتِ وَاخْتَصَمُوا، فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ قَرِّبُوا يَكْتُبْ لَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كِتَابًا لَنْ تَضِلُّوا بَعْدَهُ‏.‏ وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ مَا قَالَ عُمَرُ، فَلَمَّا أَكْثَرُوا اللَّغَطَ وَالاِخْتِلاَفَ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ قُومُوا عَنِّي ‏"‏‏.‏ قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ فَكَانَ ابْنُ عَبَّاسٍ يَقُولُ إِنَّ الرَّزِيَّةَ كُلَّ الرَّزِيَّةِ مَا حَالَ بَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبَيْنَ أَنْ يَكْتُبَ لَهُمْ ذَلِكَ الْكِتَابَ مِنِ اخْتِلاَفِهِمْ وَلَغَطِهِمْ‏.‏

  20. Hadis no. 7367

    İhramlarınızdan çıkınız ve kadınlarınızla ilişkiye girebilirsiniz

    Türkçe meal

    Ata b. Ebi Rebah şöyle demiştir: Ben, yanında bulunan birçok kişinin arasında iken Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini işittim: Biz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabileri beraberinde umre olmayarak yalnız hac niyetiyle ihrama girdik. Ata şöyle devam etti: Cabir olayın devamını şöyle anlattı: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zilhicce ayının dördüncü sabahında (Mekke'ye) geldi. Biz de oraya geldiğimiz zaman Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere ihramdan çıkmamızı emretti ve "İhramlarınızdan çıkınız ve kadınlarınızla ilişkiye girebilirsiniz" buyurdu. Ata'nın nakline göre Cabir şöyle devam etti: "(Nebi s.a.v.) onlara kadınlarla (cinsel ilişkide bulunmalarını) kesin olarak emretmedi. Fakat onları erkekler için helal kıldı. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem arafe gününe ancak beş gün kaldığı halde kadınlarımızia cinsel ilişkide bulunmamızı ve Arafat'a çıkmamızı emrediyori" diye söylendiğimiz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kulağına gitti. Ata "Cabir işaret eder ve elini hareket ettirip, şöyle diye gösterirdi" demiştir. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayağa kalktı ve şöyle buyurdu: "Biliyorsunuz ki ben sizin Allah'a en takvalı, en sadığınız ve en itaatlinizim. Eğer yanımda kurbanım olmasaydı, sizin ihramdan çıktığınız gibi ben de muhakkak ihramdan çıkardım. Sizler ihramdan çıkınız. Sonradan karşılaştığım şeyle, baştan karşılaşacağımı bilseydim beraberimde kurban sevketmezdim. Onun için artık sizler ihramdan çıkınız!" buyurdu. Bunun üzerine bizler ihramdan çıkıp Nebi'i dinledik ve ona itaat ettik

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ عَطَاءٌ قَالَ جَابِرٌ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، فِي أُنَاسٍ مَعَهُ قَالَ أَهْلَلْنَا أَصْحَابَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْحَجِّ خَالِصًا لَيْسَ مَعَهُ عُمْرَةٌ ـ قَالَ عَطَاءٌ قَالَ جَابِرٌ ـ فَقَدِمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم صُبْحَ رَابِعَةٍ مَضَتْ مِنْ ذِي الْحِجَّةِ فَلَمَّا قَدِمْنَا أَمَرَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ نَحِلَّ وَقَالَ ‏"‏ أَحِلُّوا وَأَصِيبُوا مِنَ النِّسَاءِ ‏"‏‏.‏ قَالَ عَطَاءٌ قَالَ جَابِرٌ وَلَمْ يَعْزِمْ عَلَيْهِمْ وَلَكِنْ أَحَلَّهُنَّ لَهُمْ فَبَلَغَهُ أَنَّا نَقُولُ لَمَّا لَمْ يَكُنْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ عَرَفَةَ إِلاَّ خَمْسٌ أَمَرَنَا أَنْ نَحِلَّ إِلَى نِسَائِنَا فَنَأْتِي عَرَفَةَ تَقْطُرُ مَذَاكِيرُنَا الْمَذْىَ قَالَ وَيَقُولُ جَابِرٌ بِيَدِهِ هَكَذَا وَحَرَّكَهَا فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ قَدْ عَلِمْتُمْ أَنِّي أَتْقَاكُمْ لِلَّهِ وَأَصْدَقُكُمْ وَأَبَرُّكُمْ وَلَوْلاَ هَدْيِي لَحَلَلْتُ كَمَا تَحِلُّونَ فَحِلُّوا فَلَوِ اسْتَقْبَلْتُ مِنْ أَمْرِي مَا اسْتَدْبَرْتُ مَا أَهْدَيْتُ ‏"‏‏.‏ فَحَلَلْنَا وَسَمِعْنَا وَأَطَعْنَا‏.‏