İçeriğe geç

Sahih-i BuhariBölüm 60

Peygamberler Kitabı

163 hadis · Kitâbu Ehâdîsi'l-Enbiyâ (3326-3488)

Sayfa 6 / 9Yazı boyutu
  1. Hadis no. 3426

    Benim misalim ile diğer insanların misali ateş yakan bir adama benzer. Ateş böcekleri ile şu canlı varlıklar…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre o, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: "Benim misalim ile diğer insanların misali ateş yakan bir adama benzer. Ateş böcekleri ile şu canlı varlıklar ateşe düşmeye koyulurlar. " [-3427-] "Ayrıca dedi ki: İki kadının beraberlerinde çocukları da vardı. Kurt gelip, onlardan birisinin çocuğunu alıp gitti. Diğeri: Senin oğlunu alıp gitti, dedi. Öbürü de: Hayır, asıl senin oğlunu alıp gitti, deyince, Davud aleyhisselam'ın hükmüne başvurdular. O da onun (geriye kalan çocuğun) büyük kadına ait olduğuna hüküm verdi. Davudoğlu SÜleyman'ın huzuruna çıktılar ve ona durumu anlattılar. Süleyman: Bana bir bıçak getirin de çocuğu her birisine (yarısını vermek üzere) ortadan böleyim deyince, küçük olanları: Allah'ın rahmeti üzerine olsun yapma, çocuk onundur, dedi. Bunun üzerine çocuğun küçük kadına ait olduğuna hüküm verdi. Ebu Hureyre dedi ki: Allah'a yemin ederim o güne kadar ben (bıçak demek olan) es-sikkin lafzını duymamıştım. Biz daha önce ona sadece "el-mudye" derdik, Bu hadis: 6769 numara ile gelecektir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "O ne iyi kuldur. O evvabdır." Dönen, inabe eden, demektir. Bu da "elewab" lafzının açıklamasıdır. İbn Cureye, Mücahid yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ewab, günahlardan çokça dönen demektir. Katade yoluyla da, o itaatkar kimse demektir, dediğini rivayet etmiştir. Ebu Ubeyde dedi ki: "el-Cevabf', cabiye'nin çoğulu olup içine suyun doldurulduğu havuz demektir. "Dabbetu'l-ard"dan kasıt, ağaç kurdudur. "Boyunlarını ve bacaklarını sıvazlamaya başladı, yani atların yelelerini ve ayaklarını sıvazlad!." Bu İbn Abbas'ın görüşü olup, bunu İbn Cerir rivayet etmiştir. el-Hasen yoluyla da şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ayaklarını kesti ve boyunlarını vurdu, "Onlarla uğraştığımdan ötürü bir daha Rabbime ibadetten beni alıkoyamayacaklar, dedi.

    "el-Asfad" zincirler demektir. İbn Cerir, es-Süddi yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Asfada vurulmuşlar" ifadesi, zincirlerle elleri boyunlarına bağlanmış olacaktır, demektir. "Dün" yani bundan önceki gece. "Kardeşim Süleyman'ın duasını hatırladım." Yani onun: "Rabbim, benden sonra hiçbir kimseye bağışlamayacağın bir mülk ver"[Sad, 35] dediğini hatırladım. Bununla o ifriti mescidin direğine bağlamaktan vazgeçmesinin, Süleyman aleyhisselam'ın hatırını gözetmekten ötürü olduğuna işaret edilmektedir. Muhtemelen Süleyman'ın hususiyeti de sadece bu kadarıyla değil, istediği her hususta cinleri kullanabilmesi şeklinde idi.

    Hattabi bu hadisi Süleyman'ın arkadaşlarının, cinleri bu işleri yaparken gerçek şekil ve kılıklarında görebildiklerine delil göstermiş ve üce Allah'ın: "O ve onun kabilesi sizin kendilerini göremeyeceğiniz yerden sizleri görürler. "[A'raf,27]] buyruğundan maksadın da Ademoğullarının çoğunlukla görülen hallerinin böyle olduğu şeklindedir, diye, açıklamıştır. Ancak ona şöyle cevap verilmiştir: İnsanların cinleri asli heyetleriyle göremeyecekleri ayetten kesin olarak anlaşılmamaktadır. Hatta ayetin zahirinden bunun mümkün olduğu dahi anlaşılabilir. Bizim onları göremeyişimiz onların bizi görmeleri hali ile kayıtlıdır.

    Bu ise bu halin dışındaki durumlarda kendilerini görmemizin imkan dahilinde olduğunu reddetmemektedir. Bununla birlikte , uyruğun umumi bir anlam ifade etme ihtimali de vardır. çoğu ilim adamlarının anladığı budur. Hatta Şafii şöyle demiştir: Kim cinleri gördüğünü iddia ederse biz de onun şahitliğini kabul etmeyiz. Bu görüşüne de bu ayeti delil göstermiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Süleyman b. Davud: Bu gece dolaşacağım ... dedi" ifadesi cimadan kinayedir. "Her kadın Allah yolunda cihad edecek bir süvariye hamile kalacak." O, bu sözlerini hayır temennisinde bulunmak üzere söylemişti.

    Bunu kat'i bir ifade olarak kullanması ise böyle bir ümidin gerçekleşeceği kanaatinin onda ağır basmış olması idi. Çünkü bu temenniden maksadı hayırdı ve dünyevi bir maksat için değil, uhrevi bir amaçla bunu istemişti. Seleften birisi şöyle demiştir: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bu hadis ile temennide bulunurken işi Allah'a havale etmekten yüz çevirmenin afet olduğuna dikkat çekmiş olmaktadır. Bundan dolayı ilahi kaderin gerçekleşmesi için o istisnada bulunmayı (inşallah demeyi) unutmuş oldu. "Arkadaşı ona inşallah de, dedi." ileride gelecek olan Ma'mer'in, Tavus'tan naklettiği rivayetinde: "Melek ona ... dedi" şeklindedir.

    Kurtubi hadisteki: "Arkadaşı yada melek ona dedi" buyruğu hakkında şunları söylemektedir: Şayet bu kişi onun arkadaşı ise bununla kastedilen, insan ve cinlerden veziridir. Eğer bu arkadaşı melek ise ona vahiy getiren melektir. "O demedi." Kadı Iyad dedi ki: Bir başka rivayet yolunda: "Unuttu" diye gelen lafız bunu açıklamaktadır. "Ancak yarısı bulunmayan tek bir düşük." Şuayb'in rivayetinde şu şekildedir: "O kadınlardan sadece bir tek kadın hamile kaldı. O da yarım bir çocuk doğurdu." "Eğer onu demiş olsaydı, Allah yolunda cihad edeceklerdi." Maksat, onun istediğinin gerçekleşmiş olacağını anlatmaktır.

    Fakat Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in bu kıssada Süleyman aleyhisselam hakkında bu durumu bize haber vermiş olması, (inşallah diyerek) istisnada bulunan herkesin her dilediğinin gerçekleşmesi gerekmez. Aksine istisna yapılırsa bu temenninin gerçekleşmesi ümit edilebilir. İstisnanın terk edilmesi halinde ise, temenni edilenin gerçekleşmeyeceğinden korkulur. Böylelikle Musa'nın Hızır'a söylediği: "İnşailah beni sabredici bulacaksın" sözlerine karşılık Hızır'ın ona sonunda: "İşte bu, senin tahammül edemediğin şeylerin açıklamasıdır" diye söylediği sözleri ile ilgili olarak yapılabilecek itirazlara da cevap verilebilmektedir." Hadislerden Çıkan Sonuçlar 1.

    Hayır işlernek ve onun sebeplerine sarılmak bir fazilettir. Mübah ve zevk veren pek çok şey, niyet ve kasıt neticesinde mustehab olabilir. 2. Bu işi yapacağım, diyen kimsenin (inşallah diyerek) istisnada bulunması mustehabtır. 3. Yeminden sonra inşallah demek, yeminin hükmünü kaldırır. İstisna ile yeminin arka arkaya yapılması şartıyla bu, üzerinde ittifak edilmiş bir husustur. Yeminler ve nezirler bahsinde bazı açıklamalar ile birlikte gelecektir. (6718 ve 6720 numaralı hadisler de.) 4. İstisna ancak telaffuz edilmekle olur. Niyet istisna için yeterli değildir. Bu hususta kimi Maliki alimlerden nakledilen görüşler dışında ittifak vardır. 5.

    Bu hadisten anlaşıldığına göre nebilerin cima' hususunda üstün bir güçleri vardır. Bu ise niyetlerinin sahih olduğuna, erkeklik güçlerinin üstün olduğuna, erkekliklerinin mükemmelolduğuna delildir. Bununla birlikte, onlar ibadet ve ilirnlerle de meşguloluyorlardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de bu husustaki mucizesi en ileri derecededir. Çünkü o Rabbine ibadet ile, bunun ilimieri ile ve insanların işleri ile uğraşmakla birlikte, bedenin çokça cima' etme gücünü zayıflatması sonucunu veren bir iş olarak oldukça az yer ve içerdi. Bununla birlikte bir gecede bütün hanımlarını dolaş ır ve bir defa guslederdi.

    Hanımlarının sayısı da onbir tane idi. Bu husus daha önce Gusül bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Denildiğine göre Allah'a karşı daha takvalı olan kimsenin şehveti de daha güçlü olur. Çünkü takvalı olmayan kimse, bakmak ve benzeri haller ile etrafını gözetler durur. Kurtubi der ki: Süleyman aleyhisselam'ın bu sözleri ile Rabbine karşı kat'i bir talepte bulunduğunu zannedenler, ancak enbiyanın hallerini ve Allah'a karşı edeplerini bilmeyen kimseler olabilir. İbnu'l-Cevzı der ki: Süleyman bir gecede suyundan bu sayıda kişinin yaratılacağını nereden biliyordu? Böyle bir şeyi bilmesinin vahiy yoluyla olmasına imkan yoktur, çünkü olmadı.

    Bu hususta işin onun elinde olması da mümkün • değildir. Çünkü bu Allah'ın iradesine bağlı bir şeydir, diye sorulacak olursa buna verilecek cevap şudur: Bu, yüce Allah'tan bir temenni kabilindendir. Ondan böyle bir şey isternek ve dilernek demektir. Bu hususa dair yemin etmesi de Enes b. en-Nadr'ın: "Allah'a yemin ederim, onun dişi kırılmayacaktır" demesine benzer. Şu ihtimal de söz konusudur. Yüce Allah onun: Kendisinden sonra hiçbir kimseye verilmeyecek bir mülkü kendisine bağışlaması için yaptığı duayı yüce Allah kabul edince, ona göre bu da bu duanın kapsamı içerisinde olduğundan kesin bir ifade ile böyle bir dilekte bulunmuş oldu.

    Bu husustaki en kuwetli ihtimal ilk olarak zikrettiğim ihtimaldir. Başarı Allah'tandır. Derim ki: Yüce Allah'ın bu hususta ona istisnada bulunma şartı ile kayıtlı olmak üzere vahyetmiş olma ihtimali de vardır. Ancak o, istisnada bulunmayı unutunca şart gerçekleşmediğinden ötürü isteği gerçeleşmedi. 6. Hadisten anlaşıldığına göre Nebiler de yanılabilirler, bu onların üstün makamlarına bir gölge düşürmez. "İlk olarak hangi mescid bina edildi." İbrahim aleyhisseliım'ın kıssası anlatılırken buna dikkat çekilmiş idi. 7. "Namaz vaktine nerede erişirsen" ifadesinde namazı ilk vaktinde kılmaya dikkat etme gereğine işaret edilmektedir. 8.Ayrıca bu, vakitleri bilmeye de bir teşvik ihtiva eder. 9.

    Bunda ibadetin yapılacağı en faziletli mekanda bulunulamayacak olursa, böyle bir imkan yok diye emrolunanın terk edilmeyeceğine de işaret vardır. Aksine emrolunan işi fazileti daha az olan yerde de yapar. Çünkü Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Zerr'in özellikle ilk bina edilen mescide dair soru sormasından namazını da özellikle o mescidde kılmak istediğini anlamış gibidir. Bundan dolayı namaz vakti girdiğinde namazı kılmanın en faziletli mekanda bulunmaya bağlı olmadığına dikkat çekmiş olmaktadır. 10. Muhammed ümmetinin fazileti de bu hadisten anlaşılmaktadır. Çunkü onlardan önceki ümmetler ancak özel bir yerde namaz kılabiliyorlardl.

    Buna teyemmüm bölümünde de dikkat çekilmiş bUlL1f1maktadır.(335 nolu hadis ) 11. Hadisten anlaşılan bir d,iğer hüküm de şudur: Cevap sorudan daha geniş ve kapsamlı olabilir. Özellikle geniş ve kapsamlı cevap ile soru soranın daha çok fayda sağlaması ihtimali varsa bu böyledir. 12. "Benim misalim" benim insanları kendilerini cehennem ateşinden kurtaracak İslama davet edişim ile nefislerinin kendilerine süsleyip güzel gösterdiği batııda kalmaya devam etmelerinin misali. .. demektir. Nevevı der ki: Hadisin anlatmak istediği şudur: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem kendisine muhalefet edenleri ateş böceklerine ve onların ahirette cehennem ateşine düşmelerini de ateş böceklerinin dünyadaki ateşe düşmelerine benzetmektedir.

    Aynı zamanda onlar buna düşmek için çok ısra1ı oldukları halde o da onları engellemeye çalışmaktadır. Bu benzetmenin unsurları arasında ortak özellik, hevanın peşinden gitmek, ayırt etme gücünün zayıflığı ve her iki grubun da kendilerini helak etmek hususunda ısrarlı davranışlarıdır. Kadı Ebu Bekir İbnu'l-Arabi der ki: Bu, anlatmak istediği manaları pek çok bir örnektir. Maksat yaratılmışların kendilerini ateşe doğru çeken şeyleri hel ak olmak amacıyla yapmadıklarını anlatmaktır. Onların bunları yapmaları, bir takım menfaatler elde etmek maksadına bağlıdır ve şehvetin, arzunun peşinden gitmenin bir sonucudur.

    Nitekim ateş böcekleri orada helak olmak adına ateşe atılmazlar. Aksine onlar ateşteki aydınlığın cazibesine kapılırlar. Onların hiçbir şekilde görmedikleri söylenmiş ise de bu uzak bir ihtimaldir. Şöyle de söylenmiştir: Bu böcekler karanlıkta olur, aydınlığı görünce o aydınlığın ışık saçan bir pencere olduğunu zanneder. Bunun için oraya doğru gider, fakat farkına varmadan ateşte yanar. Gazzali der ki: Buradaki temsil ile insanın arzu ve isteklerine eğilmesinin şekli, bu böceklerin ateşe gelişigüzel atılmalarına benzetilmektedir, fakat insanoğlunun bilgisizliği bu böceklerin bilgisizliğinden daha ileri derecededir.

    Çünkü böceklerin ışığın dış görünüşüne aldanışları, o ışıkta yanarak gördükleri azap ile derhal sona eriverir. İnsanoğlu ise ya çok uzun bir süre yahut da ebediyen cehennem ateşinde kalır. Yardım Allah'tandır. "çocuğun büyük kadına ait olduğuna hüküm verdi." Denildiğine göre onların soru sormaları, mahkemedeki hakimin hükmünü öğrenmek kastı ile değil, fetva sormak amacıyla olmuştu. Bundan dolayı Süleyman'ın o hükmü nakzetmesi söz konusu olmuştur. Ancak Kurtubi buna şu şekilde itiraz etmiştir: Hadisin lafzında, hükmüne başvurmaları üzerine hüküm verdiği belirtilmektedir. Bir diğer itiraz konusu da Nebiin fetvasının da, hükmünün de gereğini yerine getirmenin vücObu açısından aynı olduğudur. ed-Davudi der ki: Kadınların bu soruyu sormaları istişare kabilinden idi.

    Davud, Süleyman'ın görüşünün doğruluğunu açıkça anlayınca hemen onu yürürlüğe koydu. İbnu'l-Cevzi der ki: Söylenmesi gereken şudur: Davud aleyhisselam, kendisince büyük kadının söylediklerini tercih etmesini gerektiren bir sebep dolayısıyla çocuğun ona ait olduğuna hüküm vermiştir. Çünkü her iki kadının da bir delilleri bulunmamakta idi. Bunun hadiste -ihtisar olmak üzere- tayin edilmemiş olması böyle bir şeyin vukua gelmemiş olmasını gerektirmez. Şöyle denilebilir: Kalan çocuk büyük kadının elinde bulunuyordu. Diğeri ise çocuğun kendisine ait olduğuna dair delilortaya koyamamıştı. (İbnu'l-Cevzi devamla) dedi ki: Bu şer'i kaidelere uygun, güzel bir yorumdur.

    Ayrıca hadisin anlatımı içerisinde bunun uygun olmadığını ortaya koyan yada engelleyen bir husus da bulunmamaktadır. Şayet: Süleyman'ın onun hükmünü nakzetmesi nasıl uygun düşmüştür, diye sorulacak olursa şöyle cevap verilir: Onun kastı hükmü nakzetmek değildir. O hakikatin ne olduğunu ortaya çıkartan oldukça incelikli bir yola başvurmuştu. Çünkü her iki kadın Süleyman'a olayı anlatınca, çocuğu iki kadının arasında bölüştürmek için bir bıçak getirilmesini istedi. Oysa içten içe böyle bir şeyi kesinlikle kararlaştırmış değildi. O bu yolla durumu açığa çıkarmak istemişti. İleri derecedeki şefkatini gösteren küçük kadının buna tahammül gösteremernesi dolayısıyla gözettiği amaç da gerçekleşmiş oldu.

    Arkasından da küçük kadının, çocuğun büyük kadına ait olduğu şeklindeki ikrarına da iltifat etmedi. Çünkü küçük kadının, çocuğun hayatta kalmasını tercih ettiğini öğrenmiş oldu. Bu kıssa, zekanın ve kavrayışın yaşın büyüklüğüyle, küçüklüğüyle ilgisi bulunmayan Allah'tan bir bağış olduğunu göstermektedir. Hadisten şu da anlaşılmaktadır: Hak tek bir taraftadır. Nebilerin de ictihatlarına göre hüküm vermeleri -vahiy yoluyla buna dair nassa sahip olmaları mümkün olmakla birlikte- uygun olan bir şeydir. Fakat bu şekilde hareket etmeleri onların ecirlerinin attmasına sebep olur. Diğer taraftan bu hususta hatadan korunmuş olmaları da 'söz konusudur.

    Çünkü onlar masumiyetleri dolayısı ile batılda terk edilmezler. Nevevı der ki: Süleyman bu işi hakkı ortaya çıkarmak ve gerekli bir çareye başvurmak için yapmıştır. Sonunda ortaya çıkan bu durum da lehine hüküm verilen bir kims,enin hükümdeh sO,ma hakkın, hasmına ait olduğunu itiraf etmesi haline benzemiştir. Hadisten anlaşıldığına göre hakların gerçek sahiplerinin ortaya çıkartılabilmesi için hüküm vermek için bir takım çarelere {hilelere} başvurulabileceği anlaşılmaktadır. Ancak bunu yapabilmek için' ileri derecede bir zekaya ve bu gibi hallerlE! iyice fli dış lı olup, tecrübe sahibi olmaya bağlıdır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ مَثَلِي وَمَثَلُ النَّاسِ كَمَثَلِ رَجُلٍ اسْتَوْقَدَ نَارًا، فَجَعَلَ الْفَرَاشُ وَهَذِهِ الدَّوَابُّ تَقَعُ فِي النَّارِ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ ‏"‏ كَانَتِ امْرَأَتَانِ مَعَهُمَا ابْنَاهُمَا جَاءَ الذِّئْبُ فَذَهَبَ بِابْنِ إِحْدَاهُمَا، فَقَالَتْ صَاحِبَتُهَا إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ‏.‏ وَقَالَتِ الأُخْرَى إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ‏.‏ فَتَحَاكَمَتَا إِلَى دَاوُدَ، فَقَضَى بِهِ لِلْكُبْرَى فَخَرَجَتَا عَلَى سُلَيْمَانَ بْنِ دَاوُدَ فَأَخْبَرَتَاهُ‏.‏ فَقَالَ ائْتُونِي بِالسِّكِّينِ أَشُقُّهُ بَيْنَهُمَا‏.‏ فَقَالَتِ الصُّغْرَى لاَ تَفْعَلْ يَرْحَمُكَ اللَّهُ، هُوَ ابْنُهَا‏.‏ فَقَضَى بِهِ لِلصُّغْرَى ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَاللَّهِ إِنْ سَمِعْتُ بِالسِّكِّينِ إِلاَّ يَوْمَئِذٍ، وَمَا كُنَّا نَقُولُ إِلاَّ الْمُدْيَةُ‏.‏

  2. Hadis no. 3427

    Benim misalim ile diğer insanların misali ateş yakan bir adama benzer. Ateş böcekleri ile şu canlı varlıklar…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre o, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: "Benim misalim ile diğer insanların misali ateş yakan bir adama benzer. Ateş böcekleri ile şu canlı varlıklar ateşe düşmeye koyulurlar. " [-3427-] "Ayrıca dedi ki: İki kadının beraberlerinde çocukları da vardı. Kurt gelip, onlardan birisinin çocuğunu alıp gitti. Diğeri: Senin oğlunu alıp gitti, dedi. Öbürü de: Hayır, asıl senin oğlunu alıp gitti, deyince, Davud aleyhisselam'ın hükmüne başvurdular. O da onun (geriye kalan çocuğun) büyük kadına ait olduğuna hüküm verdi. Davudoğlu SÜleyman'ın huzuruna çıktılar ve ona durumu anlattılar. Süleyman: Bana bir bıçak getirin de çocuğu her birisine (yarısını vermek üzere) ortadan böleyim deyince, küçük olanları: Allah'ın rahmeti üzerine olsun yapma, çocuk onundur, dedi. Bunun üzerine çocuğun küçük kadına ait olduğuna hüküm verdi. Ebu Hureyre dedi ki: Allah'a yemin ederim o güne kadar ben (bıçak demek olan) es-sikkin lafzını duymamıştım. Biz daha önce ona sadece "el-mudye" derdik, Bu hadis: 6769 numara ile gelecektir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "O ne iyi kuldur. O evvabdır." Dönen, inabe eden, demektir. Bu da "elewab" lafzının açıklamasıdır. İbn Cureye, Mücahid yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ewab, günahlardan çokça dönen demektir. Katade yoluyla da, o itaatkar kimse demektir, dediğini rivayet etmiştir. Ebu Ubeyde dedi ki: "el-Cevabf', cabiye'nin çoğulu olup içine suyun doldurulduğu havuz demektir. "Dabbetu'l-ard"dan kasıt, ağaç kurdudur. "Boyunlarını ve bacaklarını sıvazlamaya başladı, yani atların yelelerini ve ayaklarını sıvazlad!." Bu İbn Abbas'ın görüşü olup, bunu İbn Cerir rivayet etmiştir. el-Hasen yoluyla da şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ayaklarını kesti ve boyunlarını vurdu, "Onlarla uğraştığımdan ötürü bir daha Rabbime ibadetten beni alıkoyamayacaklar, dedi.

    "el-Asfad" zincirler demektir. İbn Cerir, es-Süddi yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Asfada vurulmuşlar" ifadesi, zincirlerle elleri boyunlarına bağlanmış olacaktır, demektir. "Dün" yani bundan önceki gece. "Kardeşim Süleyman'ın duasını hatırladım." Yani onun: "Rabbim, benden sonra hiçbir kimseye bağışlamayacağın bir mülk ver"[Sad, 35] dediğini hatırladım. Bununla o ifriti mescidin direğine bağlamaktan vazgeçmesinin, Süleyman aleyhisselam'ın hatırını gözetmekten ötürü olduğuna işaret edilmektedir. Muhtemelen Süleyman'ın hususiyeti de sadece bu kadarıyla değil, istediği her hususta cinleri kullanabilmesi şeklinde idi.

    Hattabi bu hadisi Süleyman'ın arkadaşlarının, cinleri bu işleri yaparken gerçek şekil ve kılıklarında görebildiklerine delil göstermiş ve üce Allah'ın: "O ve onun kabilesi sizin kendilerini göremeyeceğiniz yerden sizleri görürler. "[A'raf,27]] buyruğundan maksadın da Ademoğullarının çoğunlukla görülen hallerinin böyle olduğu şeklindedir, diye, açıklamıştır. Ancak ona şöyle cevap verilmiştir: İnsanların cinleri asli heyetleriyle göremeyecekleri ayetten kesin olarak anlaşılmamaktadır. Hatta ayetin zahirinden bunun mümkün olduğu dahi anlaşılabilir. Bizim onları göremeyişimiz onların bizi görmeleri hali ile kayıtlıdır.

    Bu ise bu halin dışındaki durumlarda kendilerini görmemizin imkan dahilinde olduğunu reddetmemektedir. Bununla birlikte , uyruğun umumi bir anlam ifade etme ihtimali de vardır. çoğu ilim adamlarının anladığı budur. Hatta Şafii şöyle demiştir: Kim cinleri gördüğünü iddia ederse biz de onun şahitliğini kabul etmeyiz. Bu görüşüne de bu ayeti delil göstermiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Süleyman b. Davud: Bu gece dolaşacağım ... dedi" ifadesi cimadan kinayedir. "Her kadın Allah yolunda cihad edecek bir süvariye hamile kalacak." O, bu sözlerini hayır temennisinde bulunmak üzere söylemişti.

    Bunu kat'i bir ifade olarak kullanması ise böyle bir ümidin gerçekleşeceği kanaatinin onda ağır basmış olması idi. Çünkü bu temenniden maksadı hayırdı ve dünyevi bir maksat için değil, uhrevi bir amaçla bunu istemişti. Seleften birisi şöyle demiştir: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bu hadis ile temennide bulunurken işi Allah'a havale etmekten yüz çevirmenin afet olduğuna dikkat çekmiş olmaktadır. Bundan dolayı ilahi kaderin gerçekleşmesi için o istisnada bulunmayı (inşallah demeyi) unutmuş oldu. "Arkadaşı ona inşallah de, dedi." ileride gelecek olan Ma'mer'in, Tavus'tan naklettiği rivayetinde: "Melek ona ... dedi" şeklindedir.

    Kurtubi hadisteki: "Arkadaşı yada melek ona dedi" buyruğu hakkında şunları söylemektedir: Şayet bu kişi onun arkadaşı ise bununla kastedilen, insan ve cinlerden veziridir. Eğer bu arkadaşı melek ise ona vahiy getiren melektir. "O demedi." Kadı Iyad dedi ki: Bir başka rivayet yolunda: "Unuttu" diye gelen lafız bunu açıklamaktadır. "Ancak yarısı bulunmayan tek bir düşük." Şuayb'in rivayetinde şu şekildedir: "O kadınlardan sadece bir tek kadın hamile kaldı. O da yarım bir çocuk doğurdu." "Eğer onu demiş olsaydı, Allah yolunda cihad edeceklerdi." Maksat, onun istediğinin gerçekleşmiş olacağını anlatmaktır.

    Fakat Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in bu kıssada Süleyman aleyhisselam hakkında bu durumu bize haber vermiş olması, (inşallah diyerek) istisnada bulunan herkesin her dilediğinin gerçekleşmesi gerekmez. Aksine istisna yapılırsa bu temenninin gerçekleşmesi ümit edilebilir. İstisnanın terk edilmesi halinde ise, temenni edilenin gerçekleşmeyeceğinden korkulur. Böylelikle Musa'nın Hızır'a söylediği: "İnşailah beni sabredici bulacaksın" sözlerine karşılık Hızır'ın ona sonunda: "İşte bu, senin tahammül edemediğin şeylerin açıklamasıdır" diye söylediği sözleri ile ilgili olarak yapılabilecek itirazlara da cevap verilebilmektedir." Hadislerden Çıkan Sonuçlar 1.

    Hayır işlernek ve onun sebeplerine sarılmak bir fazilettir. Mübah ve zevk veren pek çok şey, niyet ve kasıt neticesinde mustehab olabilir. 2. Bu işi yapacağım, diyen kimsenin (inşallah diyerek) istisnada bulunması mustehabtır. 3. Yeminden sonra inşallah demek, yeminin hükmünü kaldırır. İstisna ile yeminin arka arkaya yapılması şartıyla bu, üzerinde ittifak edilmiş bir husustur. Yeminler ve nezirler bahsinde bazı açıklamalar ile birlikte gelecektir. (6718 ve 6720 numaralı hadisler de.) 4. İstisna ancak telaffuz edilmekle olur. Niyet istisna için yeterli değildir. Bu hususta kimi Maliki alimlerden nakledilen görüşler dışında ittifak vardır. 5.

    Bu hadisten anlaşıldığına göre nebilerin cima' hususunda üstün bir güçleri vardır. Bu ise niyetlerinin sahih olduğuna, erkeklik güçlerinin üstün olduğuna, erkekliklerinin mükemmelolduğuna delildir. Bununla birlikte, onlar ibadet ve ilirnlerle de meşguloluyorlardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de bu husustaki mucizesi en ileri derecededir. Çünkü o Rabbine ibadet ile, bunun ilimieri ile ve insanların işleri ile uğraşmakla birlikte, bedenin çokça cima' etme gücünü zayıflatması sonucunu veren bir iş olarak oldukça az yer ve içerdi. Bununla birlikte bir gecede bütün hanımlarını dolaş ır ve bir defa guslederdi.

    Hanımlarının sayısı da onbir tane idi. Bu husus daha önce Gusül bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Denildiğine göre Allah'a karşı daha takvalı olan kimsenin şehveti de daha güçlü olur. Çünkü takvalı olmayan kimse, bakmak ve benzeri haller ile etrafını gözetler durur. Kurtubi der ki: Süleyman aleyhisselam'ın bu sözleri ile Rabbine karşı kat'i bir talepte bulunduğunu zannedenler, ancak enbiyanın hallerini ve Allah'a karşı edeplerini bilmeyen kimseler olabilir. İbnu'l-Cevzı der ki: Süleyman bir gecede suyundan bu sayıda kişinin yaratılacağını nereden biliyordu? Böyle bir şeyi bilmesinin vahiy yoluyla olmasına imkan yoktur, çünkü olmadı.

    Bu hususta işin onun elinde olması da mümkün • değildir. Çünkü bu Allah'ın iradesine bağlı bir şeydir, diye sorulacak olursa buna verilecek cevap şudur: Bu, yüce Allah'tan bir temenni kabilindendir. Ondan böyle bir şey isternek ve dilernek demektir. Bu hususa dair yemin etmesi de Enes b. en-Nadr'ın: "Allah'a yemin ederim, onun dişi kırılmayacaktır" demesine benzer. Şu ihtimal de söz konusudur. Yüce Allah onun: Kendisinden sonra hiçbir kimseye verilmeyecek bir mülkü kendisine bağışlaması için yaptığı duayı yüce Allah kabul edince, ona göre bu da bu duanın kapsamı içerisinde olduğundan kesin bir ifade ile böyle bir dilekte bulunmuş oldu.

    Bu husustaki en kuwetli ihtimal ilk olarak zikrettiğim ihtimaldir. Başarı Allah'tandır. Derim ki: Yüce Allah'ın bu hususta ona istisnada bulunma şartı ile kayıtlı olmak üzere vahyetmiş olma ihtimali de vardır. Ancak o, istisnada bulunmayı unutunca şart gerçekleşmediğinden ötürü isteği gerçeleşmedi. 6. Hadisten anlaşıldığına göre Nebiler de yanılabilirler, bu onların üstün makamlarına bir gölge düşürmez. "İlk olarak hangi mescid bina edildi." İbrahim aleyhisseliım'ın kıssası anlatılırken buna dikkat çekilmiş idi. 7. "Namaz vaktine nerede erişirsen" ifadesinde namazı ilk vaktinde kılmaya dikkat etme gereğine işaret edilmektedir. 8.Ayrıca bu, vakitleri bilmeye de bir teşvik ihtiva eder. 9.

    Bunda ibadetin yapılacağı en faziletli mekanda bulunulamayacak olursa, böyle bir imkan yok diye emrolunanın terk edilmeyeceğine de işaret vardır. Aksine emrolunan işi fazileti daha az olan yerde de yapar. Çünkü Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Zerr'in özellikle ilk bina edilen mescide dair soru sormasından namazını da özellikle o mescidde kılmak istediğini anlamış gibidir. Bundan dolayı namaz vakti girdiğinde namazı kılmanın en faziletli mekanda bulunmaya bağlı olmadığına dikkat çekmiş olmaktadır. 10. Muhammed ümmetinin fazileti de bu hadisten anlaşılmaktadır. Çunkü onlardan önceki ümmetler ancak özel bir yerde namaz kılabiliyorlardl.

    Buna teyemmüm bölümünde de dikkat çekilmiş bUlL1f1maktadır.(335 nolu hadis ) 11. Hadisten anlaşılan bir d,iğer hüküm de şudur: Cevap sorudan daha geniş ve kapsamlı olabilir. Özellikle geniş ve kapsamlı cevap ile soru soranın daha çok fayda sağlaması ihtimali varsa bu böyledir. 12. "Benim misalim" benim insanları kendilerini cehennem ateşinden kurtaracak İslama davet edişim ile nefislerinin kendilerine süsleyip güzel gösterdiği batııda kalmaya devam etmelerinin misali. .. demektir. Nevevı der ki: Hadisin anlatmak istediği şudur: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem kendisine muhalefet edenleri ateş böceklerine ve onların ahirette cehennem ateşine düşmelerini de ateş böceklerinin dünyadaki ateşe düşmelerine benzetmektedir.

    Aynı zamanda onlar buna düşmek için çok ısra1ı oldukları halde o da onları engellemeye çalışmaktadır. Bu benzetmenin unsurları arasında ortak özellik, hevanın peşinden gitmek, ayırt etme gücünün zayıflığı ve her iki grubun da kendilerini helak etmek hususunda ısrarlı davranışlarıdır. Kadı Ebu Bekir İbnu'l-Arabi der ki: Bu, anlatmak istediği manaları pek çok bir örnektir. Maksat yaratılmışların kendilerini ateşe doğru çeken şeyleri hel ak olmak amacıyla yapmadıklarını anlatmaktır. Onların bunları yapmaları, bir takım menfaatler elde etmek maksadına bağlıdır ve şehvetin, arzunun peşinden gitmenin bir sonucudur.

    Nitekim ateş böcekleri orada helak olmak adına ateşe atılmazlar. Aksine onlar ateşteki aydınlığın cazibesine kapılırlar. Onların hiçbir şekilde görmedikleri söylenmiş ise de bu uzak bir ihtimaldir. Şöyle de söylenmiştir: Bu böcekler karanlıkta olur, aydınlığı görünce o aydınlığın ışık saçan bir pencere olduğunu zanneder. Bunun için oraya doğru gider, fakat farkına varmadan ateşte yanar. Gazzali der ki: Buradaki temsil ile insanın arzu ve isteklerine eğilmesinin şekli, bu böceklerin ateşe gelişigüzel atılmalarına benzetilmektedir, fakat insanoğlunun bilgisizliği bu böceklerin bilgisizliğinden daha ileri derecededir.

    Çünkü böceklerin ışığın dış görünüşüne aldanışları, o ışıkta yanarak gördükleri azap ile derhal sona eriverir. İnsanoğlu ise ya çok uzun bir süre yahut da ebediyen cehennem ateşinde kalır. Yardım Allah'tandır. "çocuğun büyük kadına ait olduğuna hüküm verdi." Denildiğine göre onların soru sormaları, mahkemedeki hakimin hükmünü öğrenmek kastı ile değil, fetva sormak amacıyla olmuştu. Bundan dolayı Süleyman'ın o hükmü nakzetmesi söz konusu olmuştur. Ancak Kurtubi buna şu şekilde itiraz etmiştir: Hadisin lafzında, hükmüne başvurmaları üzerine hüküm verdiği belirtilmektedir. Bir diğer itiraz konusu da Nebiin fetvasının da, hükmünün de gereğini yerine getirmenin vücObu açısından aynı olduğudur. ed-Davudi der ki: Kadınların bu soruyu sormaları istişare kabilinden idi.

    Davud, Süleyman'ın görüşünün doğruluğunu açıkça anlayınca hemen onu yürürlüğe koydu. İbnu'l-Cevzi der ki: Söylenmesi gereken şudur: Davud aleyhisselam, kendisince büyük kadının söylediklerini tercih etmesini gerektiren bir sebep dolayısıyla çocuğun ona ait olduğuna hüküm vermiştir. Çünkü her iki kadının da bir delilleri bulunmamakta idi. Bunun hadiste -ihtisar olmak üzere- tayin edilmemiş olması böyle bir şeyin vukua gelmemiş olmasını gerektirmez. Şöyle denilebilir: Kalan çocuk büyük kadının elinde bulunuyordu. Diğeri ise çocuğun kendisine ait olduğuna dair delilortaya koyamamıştı. (İbnu'l-Cevzi devamla) dedi ki: Bu şer'i kaidelere uygun, güzel bir yorumdur.

    Ayrıca hadisin anlatımı içerisinde bunun uygun olmadığını ortaya koyan yada engelleyen bir husus da bulunmamaktadır. Şayet: Süleyman'ın onun hükmünü nakzetmesi nasıl uygun düşmüştür, diye sorulacak olursa şöyle cevap verilir: Onun kastı hükmü nakzetmek değildir. O hakikatin ne olduğunu ortaya çıkartan oldukça incelikli bir yola başvurmuştu. Çünkü her iki kadın Süleyman'a olayı anlatınca, çocuğu iki kadının arasında bölüştürmek için bir bıçak getirilmesini istedi. Oysa içten içe böyle bir şeyi kesinlikle kararlaştırmış değildi. O bu yolla durumu açığa çıkarmak istemişti. İleri derecedeki şefkatini gösteren küçük kadının buna tahammül gösteremernesi dolayısıyla gözettiği amaç da gerçekleşmiş oldu.

    Arkasından da küçük kadının, çocuğun büyük kadına ait olduğu şeklindeki ikrarına da iltifat etmedi. Çünkü küçük kadının, çocuğun hayatta kalmasını tercih ettiğini öğrenmiş oldu. Bu kıssa, zekanın ve kavrayışın yaşın büyüklüğüyle, küçüklüğüyle ilgisi bulunmayan Allah'tan bir bağış olduğunu göstermektedir. Hadisten şu da anlaşılmaktadır: Hak tek bir taraftadır. Nebilerin de ictihatlarına göre hüküm vermeleri -vahiy yoluyla buna dair nassa sahip olmaları mümkün olmakla birlikte- uygun olan bir şeydir. Fakat bu şekilde hareket etmeleri onların ecirlerinin attmasına sebep olur. Diğer taraftan bu hususta hatadan korunmuş olmaları da 'söz konusudur.

    Çünkü onlar masumiyetleri dolayısı ile batılda terk edilmezler. Nevevı der ki: Süleyman bu işi hakkı ortaya çıkarmak ve gerekli bir çareye başvurmak için yapmıştır. Sonunda ortaya çıkan bu durum da lehine hüküm verilen bir kims,enin hükümdeh sO,ma hakkın, hasmına ait olduğunu itiraf etmesi haline benzemiştir. Hadisten anlaşıldığına göre hakların gerçek sahiplerinin ortaya çıkartılabilmesi için hüküm vermek için bir takım çarelere {hilelere} başvurulabileceği anlaşılmaktadır. Ancak bunu yapabilmek için' ileri derecede bir zekaya ve bu gibi hallerlE! iyice fli dış lı olup, tecrübe sahibi olmaya bağlıdır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ مَثَلِي وَمَثَلُ النَّاسِ كَمَثَلِ رَجُلٍ اسْتَوْقَدَ نَارًا، فَجَعَلَ الْفَرَاشُ وَهَذِهِ الدَّوَابُّ تَقَعُ فِي النَّارِ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ ‏"‏ كَانَتِ امْرَأَتَانِ مَعَهُمَا ابْنَاهُمَا جَاءَ الذِّئْبُ فَذَهَبَ بِابْنِ إِحْدَاهُمَا، فَقَالَتْ صَاحِبَتُهَا إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ‏.‏ وَقَالَتِ الأُخْرَى إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ‏.‏ فَتَحَاكَمَتَا إِلَى دَاوُدَ، فَقَضَى بِهِ لِلْكُبْرَى فَخَرَجَتَا عَلَى سُلَيْمَانَ بْنِ دَاوُدَ فَأَخْبَرَتَاهُ‏.‏ فَقَالَ ائْتُونِي بِالسِّكِّينِ أَشُقُّهُ بَيْنَهُمَا‏.‏ فَقَالَتِ الصُّغْرَى لاَ تَفْعَلْ يَرْحَمُكَ اللَّهُ، هُوَ ابْنُهَا‏.‏ فَقَضَى بِهِ لِلصُّغْرَى ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَاللَّهِ إِنْ سَمِعْتُ بِالسِّكِّينِ إِلاَّ يَوْمَئِذٍ، وَمَا كُنَّا نَقُولُ إِلاَّ الْمُدْيَةُ‏.‏

  3. Hadis no. 3428

    İman edenlere ve imanlarına zulüm karıştırmayanlara gelince

    Türkçe meal

    Abdullah dedi ki: "İman edenlere ve imanlarına zulüm karıştırmayanlara gelince ... "[En'am, 82] buyruğu nazil olunca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı: Hangimiz imanına zulüm karıştırmaz ki, dediler. Bunun üzerine: "Allah'a ortak koşma! Şüphesiz şirk pek büyük bir zulümdür."[Lukman, 13] ayeti nazil oldu

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتِ ‏{‏الَّذِينَ آمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ‏}‏ قَالَ أَصْحَابُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَيُّنَا لَمْ يَلْبِسْ إِيمَانَهُ بِظُلْمٍ فَنَزَلَتْ ‏{‏لاَ تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ ‏}‏

  4. Hadis no. 3429

    İman edenlere ve imanlarına zulüm karıştırmayanlara gelince

    Türkçe meal

    Abdullah r.a. dedi ki: الذين آمنوا ولم يلبسوا إيمانهم بظلم "İman edenlere ve imanlarına zulüm karıştırmayanlara gelince ... "[En'am, 82] ayeti nazil olunca bu, Müslümanlara ağır geldi ve: Ey Allah'ın Resulü, bizden kim nefsine zulmetmez ki, dediler. Şöyle buyurdu: "Kasıt o değildir. Kasıt şirk koşmaktır. Sizler Lukman'ın oğluna öğüt verirken söylediği: "Oğulcağızım! Allah'a ortak koşma! Çünkü şirk pek büyük bir zulümdür."[Lukman, 13] dediğini hiç duymadınız mı?"

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Yüce Allah'ın: "Andolsun biz Lukman'a hikmeti verdik ... Muhakkak şirk pek büyük bir zulümdür" buyruğunda söz konusu edilen Lukman hakkında görüş ayrılığı vardır. Onun Habeşistanlı olduğu söylendiği gibi, NObeli (Sudan'ın kuzey kısımları) olduğu da söylenmiştir. Nebi olup olmadığı da ihtilaflrdır. es-Sevrı Tefsir'inde Eş'as'dan, o İkrime'den, o İbn Abbas'tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Lukman Habeşistanlı marangoz bir köle idi. İbn Ebi Şeybe'nin Musannefinde de tabiınden bir kişi olan Halid b. Sabit er-Rib'i'den buna benzer bir rivayet zikredilmiştir. Taberı, Yahya b. Said el-Ensari yoluyla, Said b. el-Müseyyeb 'den, Lukman'ın Mısır'ın siyahilerinden kalın dudaklı birisi olduğunu rivayet etmektedir.

    Allah ona hikmeti vermiş, ancak Nübuvvet vermemiştir. el-Müstedrek'te de sahih bir sened ile Enes'ten şöyle dediği rivayet edilmektedir: "Davud zırh dokurken Lukman da onun yanında bulunuyordu. Lukman yaptığı işe hayret ediyor ve ona bu işin faydasını sormak da istiyordu. Ancak hikmeti ona buna dair soru sormasını engelliyordu.". Bu hadis onun Davud aleyhisselam ile çağdaş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Şube, el-Hakem'den, o Mücahid'den salih bir kimse olduğunu, ancak nebi olmadığını söylediğini nakletmektedir. Denildiğine göre onun nebi olduğunu sadece İkrime söylemiştir. Said b. Ebi Arube, Katade'den yüce Allah'ın: "Andolsun biz Lukman'a hikmet; ı;:rdik" buyruğu hakkında şunları söylediğini rivayet etmektedir: Ona din hususunda derinlemesine bilgi sahibi olmayı (tefakkuh) verdik, fakat o bir nebi değildi.

    İlim bölümünün baş taraflarında İbn Abbas'ın rivayet ettiği "Allah'ım, ona hikmeti öğret" hadisi açıklanırken hikmetten kastın ne olduğuna dair açıklamalar da geçmiş bulunmaktadır. Lukman'ın terzi olduğu söylendiği gibi, marangoz olduğu da söylenmiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا نَزَلَتِ ‏{‏الَّذِينَ آمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ‏}‏ شَقَّ ذَلِكَ عَلَى الْمُسْلِمِينَ، فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَيُّنَا لاَ يَظْلِمُ نَفْسَهُ قَالَ ‏"‏ لَيْسَ ذَلِكَ، إِنَّمَا هُوَ الشِّرْكُ، أَلَمْ تَسْمَعُوا مَا قَالَ لُقْمَانُ لاِبْنِهِ وَهْوَ يَعِظُهُ ‏{‏يَا بُنَىَّ لاَ تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ ‏}‏‏"‏‏.‏

  5. Hadis no. 3430

    Allah'ın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerine İsra'ya götürüldüğü geceyi anlattı: Daha sonra ikinci…

    Türkçe meal

    Malik b. Sa'saa'dan rivayete göre "Allah'ın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerine İsra'ya götürüldüğü geceyi anlattı: Daha sonra ikinci semaya gelinceye kadar yukarı çıktı. Kapının açılmasını istedi. O kim, diye soruldu, Cibril, diye cevap verdi. Beraberinde kim var, diye soruldu, Muhammed dedi. Ona nsalet verildi mi, diye soruldu, evet dedi. Ordan geçince teyze çocukları olan Yahya ve İsa ile karşılaştı m. (Cebrail): Bunlar Yahya ve İsa'dır, haydi onlara selam ver, dedi. Ben de selam verdim, selamımı aldıktan sonra: Salih kardeşe ve salih nebiye merhaba dediler. "

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Hafi lütufkar demektir" açıklaması ile ilgili olarak Ebu Ubeyde yüce Allah': "O bana hajfdir. "[Meryem, 47] Bana lütuflarda bulunandır, demektir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ صَعْصَعَةَ، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَدَّثَهُمْ عَنْ لَيْلَةَ أُسْرِيَ ‏ "‏ ثُمَّ صَعِدَ حَتَّى أَتَى السَّمَاءَ الثَّانِيَةَ فَاسْتَفْتَحَ، قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ‏.‏ قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ‏.‏ قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ‏.‏ فَلَمَّا خَلَصْتُ، فَإِذَا يَحْيَى وَعِيسَى وَهُمَا ابْنَا خَالَةٍ‏.‏ قَالَ هَذَا يَحْيَى وَعِيسَى فَسَلِّمْ عَلَيْهِمَا‏.‏ فَسَلَّمْتُ فَرَدَّا ثُمَّ قَالاَ مَرْحَبًا بِالأَخِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ ‏"‏‏.‏

  6. Hadis no. 3431

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Ademoğullarından doğan her bir kişiye…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Ademoğullarından doğan her bir kişiye doğduğu zaman mutlaka şeytan dokunmuştur. Şeytan'ın dokunmasından dolayı ağlayarak dünyaya gelir. Bundan Meryem ve oğlu müstesnadır. Daha sonra Ebu Hureyre şu buyruğu okudu. "Ben onu da, zürriyetini de kovulmuş şeytandan sana sığındırdım. ' Ali İmran, 36

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Ademoğullarından her bir doğana doğduğu zaman mutlaka şeytan dokunur." "İblisin nitelikleri" başlığında geçen Said b. el-Müseyyeb'in, Ebu Hureyre 'den yaptığı rivayet açıklanırken burada söz konusu edilen dokunmaya dair açıklamalar yapılmıştı. Ordaki lafzıyla rivayet şöyledir: "Şeytan her bir Adem evladı doğduğunda onun böğrünü dürter. Meryem oğlu İsa müstesna. Onu dürtmek isteyince hicabı dürttü." Buradaki hicabdan kasıt çocuğun içinde bulunduğu eşidir. Kurtubı der ki: İşte şeytan ın bu dürtmesi onun musallat kılınmasının başlangıcıdır. Yüce Allah, Meryem'in annesinin yaptığı duanın bereketiyle Meryem'i ve oğlunu muhafaza etmiştir.

    Çünkü o şöyle dua etmiş ve: "Ben onu da, zürriyetinden gelecek olanları da kovulmuş şeytandan sana sığındırıyorum. " [Al-i İmran, 36] demişti. Meryem'in de İsa dışında zürriyeti olmamıştır. "Şeytanın dokunmasından dolayı ağlayarak doğar." Sözü geçen Ma'mer yoluyla gelen rivayette "şeytan ın dürtmesinden dolayı" şeklindedir. Yani doğar doğmaz küçük çocuğun ağlamasının sebebi, şeytan ın ona dokunmasının verdiği acıdır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، قَالَ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ مَا مِنْ بَنِي آدَمَ مَوْلُودٌ إِلاَّ يَمَسُّهُ الشَّيْطَانُ حِينَ يُولَدُ، فَيَسْتَهِلُّ صَارِخًا مِنْ مَسِّ الشَّيْطَانِ، غَيْرَ مَرْيَمَ وَابْنِهَا ‏"‏‏.‏ ثُمَّ يَقُولُ أَبُو هُرَيْرَةَ ‏{‏وَإِنِّي أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ‏}‏‏.‏

  7. Hadis no. 3432

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Onun (dünyada ona çağdaş olanların)…

    Türkçe meal

    Ali r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Onun (dünyada ona çağdaş olanların) kadınlarının hayırlısı İmran kızı Meryem'dir. Onun (bu ümmetin) kadınlarının hayırlısı ise Hatice'diı'." Hadis ileride 3815 numara ile gelecektir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    (Parantez içerisindeki açıklamalar Fethu'l-Bari'deki şerh dikkate alınarak yapılmıştır. ) "Hani melekler: Ey Meryem şüphesiz ki Allah seni seçti. .. "[Ali İmran, 42] Buhari yüce Allah'ın: "Şüphesiz Allah seni seçti" buyruğunuonun (Meryem'in) bir nebi olduğuna delil göstermiştir. Ancak bu, bu hususta açık değildir. Bu kanaatini de Meryem Suresinde onun nebilerle birlikte söz konusu edilişi ile desteklemektedir. Fakat onun "sıddıka" diye nitelendirilmiş olması (nebi oluşuna) engel değildir. Çünkü Yusuf da bu şekilde nitelendirilmiştir. el-Eş'arı'den nakledildiğine göre kadınlar arasında birden çok nebi vardır.

    İbn Hazm ise bunları altı tane olarak tespit etmiştir: Hawa, Sara, Hacer, Musa'nın annesi, Asiye ve Meryem. Kurtubı ise Sara ve Hacer'i saymamaktadır. Bunu (İbn Abdi'l-Berr), et-Temhıd adlı eserinde fukahanın bir çoğundan nakletmiş bulunmaktadır. Kurtubı der ki: Sahih olan Meryem'in nebi olduğudur. (Kadı) Iyad der ki: Ancak cumhur aksi kanaattedir. Nevevı ise el-Ezkar adlı eserinde İmamın (İmamu'l-Harameyn'in), Meryem'in nebi olmadığı hususunda icma' bulunduğunu belirttiğini nakletmektedir. Fakat el-Hasen'den gelen rivayete göre kadınlar arasında da, cinler arasında da nebi yoktur. es-Sübkı el-Kebir der ki: Bana göre bu meselede sahih herhangi bir rivayet yoktur. es-Süheylı bunu er-Ravdu'l-Unuf adlı eserinin sonunda fukahanın bir çoğundan diye nakletmiş bulunmaktadır.

    "Kadınlarının hayırlısı Hatice'dir." Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı demektir. Kadı Ebu Bekir b. el-Arabı der ki: Bu hadis dolayısıyla bu ümmetin kadınlarının en faziletlisi kayıtsız ve şartsız olarak Hatice'dir. Musa'nın kıssasının sonlarında da Ebu Musa yoluyla gelen Meryem ve Asiye'nin söz konusu edildiği hadiste ise her ikisinin diğer kadınlardan faziletli olmaları gerektiği anlaşılmaktadır. Bu hadis de Meryem'in Asiye'den daha faziletli olduğunu, Hatice'nin de bu ümmetin kadınlarının en faziletlisi olduğunu göstermektedir

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ جَعْفَرٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ خَيْرُ نِسَائِهَا مَرْيَمُ ابْنَةُ عِمْرَانَ، وَخَيْرُ نِسَائِهَا خَدِيجَةُ ‏"‏‏.‏

  8. Hadis no. 3433

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Aişe'nin kadınlara üstünlüğü tiridin diğer yemeklere…

    Türkçe meal

    Ebu Musa el-Eş'ari r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Aişe'nin kadınlara üstünlüğü tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir. Erkeklerden pek çok kişi kemale erdiği halde kadınlardan ancak İmran kızı Meryem ile Firavun'un karısı Asiye kemale ermiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، قَالَ سَمِعْتُ مُرَّةَ الْهَمْدَانِيَّ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ فَضْلُ عَائِشَةَ عَلَى النِّسَاءِ كَفَضْلِ الثَّرِيدِ عَلَى سَائِرِ الطَّعَامِ، كَمَلَ مِنَ الرِّجَالِ كَثِيرٌ، وَلَمْ يَكْمُلْ مِنَ النِّسَاءِ إِلاَّ مَرْيَمُ بِنْتُ عِمْرَانَ وَآسِيَةُ امْرَأَةُ فِرْعَوْنَ ‏"‏‏.‏

  9. Hadis no. 3434

    Resu!ullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Kureyş'in kadınları deve sırtına binmiş…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resu!ullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Kureyş'in kadınları deve sırtına binmiş kadınların hayırlılarıdır. Çocuklara karşı en şefkatlileri, kocalarının sahip olduğu malı, mülkü en iyi kollayıp gözetenleridir." Ebu Hureyre bunun akabinde der ki: İmran'ın kızı Meryem ise asla deve sırtına binmemiştir. Hadis 5082 ve 5365 numara ile gelecektir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    İbrahim'in bu açıklamadan maksadı, yüce Allah'ın onu mesh ederek, günahlardan temizleyip, arındırdığını ifade etmektir. Bundan dolayı bu kelime meful anlamında fall veznindedir. Derim ki: Ona Mesıh denmesi ile Deccal'e Mesih denilmesi arasında fark vardır. Çünkü ona bu ismin verilişi, fail anlamında fall veznindedir. Denildiğine göre ona bu adın veriliş sebebi, onun yeryüzünü meshetTnesi (aolaşması)dır. Bir başka görüşe göre ona bu adın veriliş sebebi, gözlerinin meshedilmiş olmasıdır. Bu durumda ona Mesih denilmesi de mefCı! anlamındadır. Yine İsa Mesih hakkında açıklandığına göre, bu isim "yeryüzünü meshetti" tabirinden türetilmiştir.

    Çünkü o belli bir yerde karar kılmamıştı. Bir diğer açıklamaya göre ona bu adın veriliş sebebi, hastalığı ve musibeti olan her kime (eliyle) meshederse (sürerse) mutlaka iyileşmesi idi. Oldukça güzelolduğundan ötürü bu adın verildiği de söylenmiştir. Yüce Allah onu güzel bir şekilde yarattı, anlamında "mesehahullah" denilir. Arapların, "Bihi mishatun min cemal: O pek güzeldir" şeklindeki tabirieri de buradan gelmektedir. "Mücahid dedi ki: el-Kehl, halım demektir." Ebu Cafer en-Nehhas da şöyle demektedir: Bu anlam dilde bilinmemektedir. Araplara göre kehl, kırkına basmış ya da yaklaşmış kimseye denilir.

    Otuzu aşmış kimseye denileceği de söylenmiştir. Otuzüç de denilmiştir. Görüldüğü kadarıyla Mücahid bu açıklamayı bu adı alan kişide çoğunlukla görülen durumu göz önünde bulundurarak yapmıştır. Çünkü el-kehl denilen kişi çoğunlukla vakarla ve sükunetle hareket eder. "En şefkatlisi" (anlamındaki ahnahu), babanın ölümünden sonra çocuğuna bakan kadın hakkında kuııanılır. Kadın çocuğuna şefkat gösterdi (hadanet) tabiri babanın ölümünden sonra evlenmediği takdirde kuııanılır. İbnu't-Tın der ki: Evlenecek olursa o kadına bu vasıf verilmez. "Bunun sonunda Ebu Hureyre der ki: İmran kızı Meryem ise asla bir deveye binmiş değildir." Ebu Hureyre bu sözleriyle Meryem'in hayırlı kadınlar olarak anılan kadınların kapsamına girmediğini kastetmektedir.

    Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları deveye binrnek kaydı ile söz konusu etmiştir. Meryem ise deveye binenlerden değildi. Bu açık1amasıyla sanki o, Meryem'in kayıtsız ve şartsız olarak en faziletli kadın olduğu görüşünde idi

    Arapça metin

    وَقَالَ ابْنُ وَهْبٍ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ نِسَاءُ قُرَيْشٍ خَيْرُ نِسَاءٍ رَكِبْنَ الإِبِلَ، أَحْنَاهُ عَلَى طِفْلٍ، وَأَرْعَاهُ عَلَى زَوْجٍ فِي ذَاتِ يَدِهِ ‏"‏‏.‏ يَقُولُ أَبُو هُرَيْرَةَ عَلَى إِثْرِ ذَلِكَ وَلَمْ تَرْكَبْ مَرْيَمُ بِنْتُ عِمْرَانَ بَعِيرًا قَطُّ‏.‏ تَابَعَهُ ابْنُ أَخِي الزُّهْرِيِّ وَإِسْحَاقُ الْكَلْبِيُّ عَنِ الزُّهْرِيِّ‏.‏

  10. Hadis no. 3435

    Kim Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına, onun tek olduğuna, ortağının bulunmadığına, Muhammed'in onun kulu…

    Türkçe meal

    Ubade r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına, onun tek olduğuna, ortağının bulunmadığına, Muhammed'in onun kulu ve Resulü olduğuna, İsa'nın Allah'ın kulu, Resulü, Meryem'e bıraktığı kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, cennetin hak, cehennemin de hak olduğuna şehadet ederse, Allah da onu ameli ne olursa olsun cennete girdirir."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Kurtubı dedi ki: Bu hadisten maksat, Hıristiyanların İsa ve annesi ile ilgili içine düştükleri sapıklıklara dikkat çekmektir. Ayrıca bu hadisten Hıristiyanın, Müslüman olması halinde ona nasıl bir telkinde bulunulacağı da anlaşılmaktadır. Nevevı der ki: Bu büyük bir önem taşıyan bir hadistir. İtikadi hususları ihtiva eden en kapsamlı hadislerden birisidir. Çünkü bu hadis, inançlarının farklılıklarına, birbirlerinden uzak oluşları na rağmen bütün küfür milletlerinin küfürlerinden nasıl çıkabileceklerini bir arada ifade etmiş bulunmaktadır. Başkası da şöyle demektedir: İsa'nın söz konusu edilmesi ile Hıristiyanlara işaret edilmekte, onların Tesllsi kabul etmekle birlikte iman etmelerinin katıksız ir şirk olduğuna dikkat çekilmektedir.

    "Onun kulu" buyruğu da bu şekildedir. "Onun Resulü" ifadesi ile de onun Resuloluşunu inkar eden, ona da, annesine de münezzeh oldukları iftiralarda bulunan Yahudilere işaret edilmektedir. Hadis-i şerifteki: "Ve onun kadın kulunun oğludur" ifadesi onun şerefinin yüceliğine dikkat çekmek içindir. (bu ifade buhari'nin değil Müslim'in rivayetinde geçer) Ona "ruh" adının verilmesi ve "kendinden" olmakla onu nitelendirmesi de bu şekilde olup, yüce Aııah'ın şu buyruğuna da benzemektedir: "Göklerde ve yerde bulunanların tümünü kendinden size Musahhar kılmıştır. "[Casiye, 13] Yani o, onun tarafından yaratılmış bir varlıktır.

    Diğer ayetin anlamı da onun bütün bu şeyleri kendi tarafından Musahhar kıldığı manasındadır. Yani o bütün bunları kudret ve hikmeti ile yaratan, yoktan var eden, icat edendir. "Onun kelimesidir" buyruğu da İsa aleyhisselam'ın Allah'ın kuııarına karşı bir delili olduğuna işarettir. Çünkü onu babasız Olarak yaratmış, zamanı gelmeden önce onu konuşturmuş, onun eııeri ile ölüleri .diriltmiştir. "Cunaderden şu fazlalığı eklemektedir" .. " ********* Hadisin sonunda orjinal Buharı'de şu ibareler de yer almaktadır: "el-Velid (hadisi Buharı'ye nakleden Sadaka'ya hadisi aktaran kişidir) dedi ki: Bana İbn Cabir•de Umeyr'den, o Cunade'den diye anlattı ve şunları ekledi: Cennetin sekiz kapısından hangisinden dilerse (cennete girecektir)." Fethu'I-Badyi ihtisar eden muhterem Ebu Suhayb, Buhari'de esasen mevcut olan bu ibareyi hadisin sonunda zikretmemiş olmakla birlikte Fethu'l-Bari'den ona dair açıklamaları naklettiği için, dipnotta bu fazlalığa işaret etmemiz gerekli görülmüştür. ********* "Ameli ne olursa olsun" ifadesi de ameli ister salih olsun, ister bozuk olsun, demektir.

    Esasen tevhid ehli olanların cennete girmeleri kaçınılmaz bir husustur. O bakımdan "ameli ne olursa olsun" buyruğunun şu anlama gelme ihtimali vardır: Cennet ehli olan herkes, ameline göre uygun derecelerde cennete girecektir. Beydavı Aııah Resulünün: "Ameli ne olursa olsun" sözleri hakkında şunları söylemektedir: Bu, iki bakımdan Mutezile'ye karşı bir delildir: Onların iddialarına göre asi kişi cehennemde ebediyyen kalacaktır. Tevbe etmeyen kimsenin de cehenneme girmesi vaciptir. Ancak Aııah Resulünün "ameli ne olursa olsun" sözleri "Allah onu cennete girdirir" sözünden haldir. O vakitte ise amel söz konusu olmayacaktır.

    Tevbe etmeden ölen kimse hakkında ise, bu durum ancak yüce Allah'ın cezalandırmadan önce onu cennete koyması halinde düşünülebilir. Ancak şefaat ile ilgili hadislerden anlaşıldığına göre bazı günahkarlar azap edildikten sonra cehennemden çıkartılacaktır. Bu durumda bu umumi ifade bu hadislerle tahsis edilir. Aksi takdirde bütün günahkarlar için (cehennemde azap edilmek) korkusu nasıl söz konusu ise onlar için (cennete girmek) umudu da söz konusudur. İşte ehl-i sünnetin: Onlar ilahı meşietin muhtemel tehlikesi altındadır, şeklindeki sözlerinin anlamı da budur

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَيْرُ بْنُ هَانِئٍ، قَالَ حَدَّثَنِي جُنَادَةُ بْنُ أَبِي أُمَيَّةَ، عَنْ عُبَادَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ شَهِدَ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَأَنَّ عِيسَى عَبْدُ اللَّهِ وَرَسُولُهُ وَكَلِمَتُهُ، أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ، وَرُوحٌ مِنْهُ، وَالْجَنَّةُ حَقٌّ وَالنَّارُ حَقٌّ، أَدْخَلَهُ اللَّهُ الْجَنَّةَ عَلَى مَا كَانَ مِنَ الْعَمَلِ ‏"‏‏.‏ قَالَ الْوَلِيدُ حَدَّثَنِي ابْنُ جَابِرٍ عَنْ عُمَيْرٍ عَنْ جُنَادَةَ وَزَادَ ‏"‏ مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ الثَّمَانِيَةِ، أَيَّهَا شَاءَ ‏"‏‏.‏

  11. Hadis no. 3436

    Beşikte sadece üç kişi konuşmuştur. (Bunlardan biri) İsa'dır. {Diğerine gelince} İsrailoğulları arasında…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Beşikte sadece üç kişi konuşmuştur. (Bunlardan biri) İsa'dır. {Diğerine gelince} İsrailoğulları arasında Cureyc adında bir adam vardı. Namaz kılıyordu. Annesi yanına gelip onu çağırdı. (Kendi kendisine): Ona karşılık mı vereyim, yoksa namaza mı devam edeyim dedi. Annesi: Allahlım sen ona fahişelerin yüzlerini göstermeden canını alma. Cureyc manastmnda iken bir kadın karşısına çıkt,l, onunla konuştu. O kadından yüz çevirdi. Daha sonra bir çobanın yanına gitti. Çobanın kendisi ile beraber olmasına imkan tanıdı. Bir çocuk doğurdu. Kadın: Bu, Cureyc'dendir, dedi. İnsanlar onun yanına gittiler, manastırını yıktılar, oradan onu indirdiler, ona ağır sözler söylediler. Abdest aldıktan sonra namaz kıldı. Sonra çocuğun yanına giderek: Ey çocuk, baban kimdir, diye sordu. Çocuk: Çobandır dedi. Bu sefer manastırını yıkanlar: Senin manastırını altından bina edelim, dediler. O: Hayır çamurdan başkasını kabul etmem, dedi. (Üçüncülerine gelince) İsrailoğullarından bir kadın çocuğunu emziriyordu. Bineği üzerinde yakışıklı bir adam geçti. Annesi: Allah'ım, benim oğlumu da bunun gibi kıl, dedi. Çocuğu annesinin memesini bırakarak bineği üzerindeki adama dönüp: Allah'ım, beni onun gibi yapma, dedi. Sonra da annesinin memesini emmeye koyuldu. Ebu Hureyre dedi ki: Şu anda ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in parmağını emişini görüyor gibiyim. Daha sonra bir cariyenin yanından geçti(ler). Annesi: Allah'ım, oğlumu bu cariye gibi kılma, dedi. Çocuk annesinin memesini bırakarak: Allah'ım, beni onun gibi kıl, dedi. Annesi: O nedenmiş, diye sordu. Çocuk dedi ki: Bineği üzerindeki adam zorbalardan bir zorba idi. Bu cariyeye ise hırsızlık yaptın, zina ettin diyorlar. Oysa o bunları yapmamıştır."

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَمْ يَتَكَلَّمْ فِي الْمَهْدِ إِلاَّ ثَلاَثَةٌ عِيسَى، وَكَانَ فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ جُرَيْجٌ، كَانَ يُصَلِّي، فَجَاءَتْهُ أُمُّهُ فَدَعَتْهُ، فَقَالَ أُجِيبُهَا أَوْ أُصَلِّي‏.‏ فَقَالَتِ اللَّهُمَّ لاَ تُمِتْهُ حَتَّى تُرِيَهُ وُجُوهَ الْمُومِسَاتِ‏.‏ وَكَانَ جُرَيْجٌ فِي صَوْمَعَتِهِ، فَتَعَرَّضَتْ لَهُ امْرَأَةٌ وَكَلَّمَتْهُ فَأَبَى، فَأَتَتْ رَاعِيًا، فَأَمْكَنَتْهُ مِنْ نَفْسِهَا فَوَلَدَتْ غُلاَمًا، فَقَالَتْ مِنْ جُرَيْجٍ‏.‏ فَأَتَوْهُ فَكَسَرُوا صَوْمَعَتَهُ، وَأَنْزَلُوهُ وَسَبُّوهُ، فَتَوَضَّأَ وَصَلَّى ثُمَّ أَتَى الْغُلاَمَ فَقَالَ مَنْ أَبُوكَ يَا غُلاَمُ قَالَ الرَّاعِي‏.‏ قَالُوا نَبْنِي صَوْمَعَتَكَ مِنْ ذَهَبٍ‏.‏ قَالَ لاَ إِلاَّ مِنْ طِينٍ‏.‏ وَكَانَتِ امْرَأَةٌ تُرْضِعُ ابْنًا لَهَا مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ، فَمَرَّ بِهَا رَجُلٌ رَاكِبٌ ذُو شَارَةٍ، فَقَالَتِ اللَّهُمَّ اجْعَلِ ابْنِي مِثْلَهُ‏.‏ فَتَرَكَ ثَدْيَهَا، وَأَقْبَلَ عَلَى الرَّاكِبِ فَقَالَ اللَّهُمَّ لاَ تَجْعَلْنِي مِثْلَهُ‏.‏ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى ثَدْيِهَا يَمَصُّهُ ـ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَمَصُّ إِصْبَعَهُ ـ ثُمَّ مُرَّ بِأَمَةٍ فَقَالَتِ اللَّهُمَّ لاَ تَجْعَلِ ابْنِي مِثْلَ هَذِهِ‏.‏ فَتَرَكَ ثَدْيَهَا فَقَالَ اللَّهُمَّ اجْعَلْنِي مِثْلَهَا‏.‏ فَقَالَتْ لِمَ ذَاكَ فَقَالَ الرَّاكِبُ جَبَّارٌ مِنَ الْجَبَابِرَةِ، وَهَذِهِ الأَمَةُ يَقُولُونَ سَرَقْتِ زَنَيْتِ‏.‏ وَلَمْ تَفْعَلْ ‏"‏‏.‏

  12. Hadis no. 3437

    Orta boylu, teni kırmızıya çalıyordu. Sanki hamamdan çıkmış gibi idi. İbrahim'i de gördüm. Onun soyundan…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre r.a.'dan dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem İsra'ya götürüldüğü gece(yi anlatırken) dedi ki: Musa ile karşılaştım. (Ebu Hureyre) dedi ki: Onu şöylece anlattı: Onun -zannederim şöyle dedi- aşırı olmamak üzere cüsseli birisi olduğunu gördüm. Saçları hafif dalgalı idi. Sanki Şenuelilerden bir damı andırıyordu. (Devamla) buyurdu ki: İsa ile de karşılaştım. -Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun niteliklerini anlatarak şöyle buyurdu: "Orta boylu, teni kırmızıya çalıyordu. Sanki hamamdan çıkmış gibi idi. İbrahim'i de gördüm. Onun soyundan gelen çocukları arasında ona en çok benzeyen kişi benim. (Devamla şöyle) buyurdu: Bana birisinde süt, diğerinde şarap bulunan iki kap getirildi. Dilediğini alabilirsin, denildi. Ben süt'ü alıp, içtim. Bana: Sen fıtrata doğru iletildin -ya da: fıtratı isabet ettirdin- denildi. Eğer şarabı almış olsaydın, senin ümmetin azmış olacaktı."

    Açıklaması: 1405. SAYFA 3447.HADİSTE

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ،‏.‏ حَدَّثَنِي مَحْمُودٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِهِ لَقِيتُ مُوسَى ـ قَالَ فَنَعَتَهُ ـ فَإِذَا رَجُلٌ ـ حَسِبْتُهُ قَالَ ـ مُضْطَرِبٌ رَجِلُ الرَّأْسِ، كَأَنَّهُ مِنْ رِجَالِ شَنُوءَةَ ـ قَالَ ـ وَلَقِيتُ عِيسَى ـ فَنَعَتَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ـ رَبْعَةٌ أَحْمَرُ كَأَنَّمَا خَرَجَ مِنْ دِيمَاسٍ ـ يَعْنِي الْحَمَّامَ ـ وَرَأَيْتُ إِبْرَاهِيمَ، وَأَنَا أَشْبَهُ وَلَدِهِ بِهِ ـ قَالَ ـ وَأُتِيتُ بِإِنَاءَيْنِ أَحَدُهُمَا لَبَنٌ وَالآخَرُ فِيهِ خَمْرٌ، فَقِيلَ لِي خُذْ أَيَّهُمَا شِئْتَ‏.‏ فَأَخَذْتُ اللَّبَنَ فَشَرِبْتُهُ، فَقِيلَ لِي هُدِيتَ الْفِطْرَةَ، أَوْ أَصَبْتَ الْفِطْرَةَ، أَمَا إِنَّكَ لَوْ أَخَذْتَ الْخَمْرَ غَوَتْ أُمَّتُكَ ‏"‏‏.‏

  13. Hadis no. 3438

    İsa'yı, Musa'yı ve İbrahim'i gördüm. İsa kırmızı tenii, dalgalı saçlı, geniş omuzlu idi. Musa esmer, iri…

    Türkçe meal

    İbn Abbas r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İsa'yı, Musa'yı ve İbrahim'i gördüm. İsa kırmızı tenii, dalgalı saçlı, geniş omuzlu idi. Musa esmer, iri yapılı, saçları düz, Zut adamlarından birisi imiş gibiydi."

    Açıklaması: 1405. SAYFA 3447.HADİSTE

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا إِسْرَائِيلُ، أَخْبَرَنَا عُثْمَانُ بْنُ الْمُغِيرَةِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ رَأَيْتُ عِيسَى وَمُوسَى وَإِبْرَاهِيمَ، فَأَمَّا عِيسَى فَأَحْمَرُ جَعْدٌ عَرِيضُ الصَّدْرِ، وَأَمَّا مُوسَى فَآدَمُ جَسِيمٌ سَبْطٌ كَأَنَّهُ مِنْ رِجَالِ الزُّطِّ ‏"‏‏.‏

  14. Hadis no. 3439

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün herkesin önünde Mesih Deccal'i söz konusu ederek dedi ki: Şüphesiz…

    Türkçe meal

    Abdullah'tan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün herkesin önünde Mesih Deccal'i söz konusu ederek dedi ki: Şüphesiz Allah'ın tek gözü kör değildir. Ancak Mesih ed-Deccal'in sağ gözü kördür. Gözü patlak bir üzüm tanesi gibidir." [-3440-] "Ve o gece Ka'be'nin yanında rüyada şunu gördüm: Erkeklerde görülen en güzel şekliyle esmer bir adam saçları düz, başından su damlıyordu. Ellerini iki adamın omuzlarına koymuş Ka'be'yi tavaf ediyordu. Ben: Bu kimdir, diye sordum. Bu Meryem oğlu Mesih'tir dediler. Daha sonra onun arkasında saçları aşırı derecede dalgalı, sağ gözü kör ve gördüklerim arasında İbn Katan'a en çok benzeyen bir adam daha gördüm. O da ellerini bir adamın omuzlarına koymuş, Beyt'i tavaf ediyordu. Peki bu kimdir, diye sordum. Bu Mesih Deccal'dir, dediler. " Hadis 3441, 5902, 6999, 7026 ve 7128 numara ile gelecektir.

    Açıklaması: 1405. SAYFA 3447.HADİSTE

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا أَبُو ضَمْرَةَ، حَدَّثَنَا مُوسَى، عَنْ نَافِعٍ، قَالَ عَبْدُ اللَّهِ ذَكَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا بَيْنَ ظَهْرَىِ النَّاسِ الْمَسِيحَ الدَّجَّالَ، فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِأَعْوَرَ، أَلاَ إِنَّ الْمَسِيحَ الدَّجَّالَ أَعْوَرُ الْعَيْنِ الْيُمْنَى، كَأَنَّ عَيْنَهُ عِنَبَةٌ طَافِيَةٌ ‏"‏‏.‏ ‏"‏ وَأَرَانِي اللَّيْلَةَ عِنْدَ الْكَعْبَةِ فِي الْمَنَامِ، فَإِذَا رَجُلٌ آدَمُ كَأَحْسَنِ مَا يُرَى مِنْ أُدْمِ الرِّجَالِ، تَضْرِبُ لِمَّتُهُ بَيْنَ مَنْكِبَيْهِ، رَجِلُ الشَّعَرِ، يَقْطُرُ رَأْسُهُ مَاءً، وَاضِعًا يَدَيْهِ عَلَى مَنْكِبَىْ رَجُلَيْنِ وَهْوَ يَطُوفُ بِالْبَيْتِ‏.‏ فَقُلْتُ مَنْ هَذَا فَقَالُوا هَذَا الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ‏.‏ ثُمَّ رَأَيْتُ رَجُلاً وَرَاءَهُ جَعْدًا قَطَطًا أَعْوَرَ عَيْنِ الْيُمْنَى كَأَشْبَهِ مَنْ رَأَيْتُ بِابْنِ قَطَنٍ، وَاضِعًا يَدَيْهِ عَلَى مَنْكِبَىْ رَجُلٍ، يَطُوفُ بِالْبَيْتِ، فَقُلْتُ مَنْ هَذَا قَالُوا الْمَسِيحُ الدَّجَّالُ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ عُبَيْدُ اللَّهِ عَنْ نَافِعٍ‏.‏

  15. Hadis no. 3440

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün herkesin önünde Mesih Deccal'i söz konusu ederek dedi ki: Şüphesiz…

    Türkçe meal

    Abdullah'tan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün herkesin önünde Mesih Deccal'i söz konusu ederek dedi ki: Şüphesiz Allah'ın tek gözü kör değildir. Ancak Mesih ed-Deccal'in sağ gözü kördür. Gözü patlak bir üzüm tanesi gibidir." [-3440-] "Ve o gece Ka'be'nin yanında rüyada şunu gördüm: Erkeklerde görülen en güzel şekliyle esmer bir adam saçları düz, başından su damlıyordu. Ellerini iki adamın omuzlarına koymuş Ka'be'yi tavaf ediyordu. Ben: Bu kimdir, diye sordum. Bu Meryem oğlu Mesih'tir dediler. Daha sonra onun arkasında saçları aşırı derecede dalgalı, sağ gözü kör ve gördüklerim arasında İbn Katan'a en çok benzeyen bir adam daha gördüm. O da ellerini bir adamın omuzlarına koymuş, Beyt'i tavaf ediyordu. Peki bu kimdir, diye sordum. Bu Mesih Deccal'dir, dediler. " Hadis 3441, 5902, 6999, 7026 ve 7128 numara ile gelecektir.

    Açıklaması: 1405. SAYFA 3447.HADİSTE

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا أَبُو ضَمْرَةَ، حَدَّثَنَا مُوسَى، عَنْ نَافِعٍ، قَالَ عَبْدُ اللَّهِ ذَكَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا بَيْنَ ظَهْرَىِ النَّاسِ الْمَسِيحَ الدَّجَّالَ، فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِأَعْوَرَ، أَلاَ إِنَّ الْمَسِيحَ الدَّجَّالَ أَعْوَرُ الْعَيْنِ الْيُمْنَى، كَأَنَّ عَيْنَهُ عِنَبَةٌ طَافِيَةٌ ‏"‏‏.‏ ‏"‏ وَأَرَانِي اللَّيْلَةَ عِنْدَ الْكَعْبَةِ فِي الْمَنَامِ، فَإِذَا رَجُلٌ آدَمُ كَأَحْسَنِ مَا يُرَى مِنْ أُدْمِ الرِّجَالِ، تَضْرِبُ لِمَّتُهُ بَيْنَ مَنْكِبَيْهِ، رَجِلُ الشَّعَرِ، يَقْطُرُ رَأْسُهُ مَاءً، وَاضِعًا يَدَيْهِ عَلَى مَنْكِبَىْ رَجُلَيْنِ وَهْوَ يَطُوفُ بِالْبَيْتِ‏.‏ فَقُلْتُ مَنْ هَذَا فَقَالُوا هَذَا الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ‏.‏ ثُمَّ رَأَيْتُ رَجُلاً وَرَاءَهُ جَعْدًا قَطَطًا أَعْوَرَ عَيْنِ الْيُمْنَى كَأَشْبَهِ مَنْ رَأَيْتُ بِابْنِ قَطَنٍ، وَاضِعًا يَدَيْهِ عَلَى مَنْكِبَىْ رَجُلٍ، يَطُوفُ بِالْبَيْتِ، فَقُلْتُ مَنْ هَذَا قَالُوا الْمَسِيحُ الدَّجَّالُ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ عُبَيْدُ اللَّهِ عَنْ نَافِعٍ‏.‏

  16. Hadis no. 3441

    Hayır, Aııah'a yemin ederim ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, İsa için kırmızı tenlidir demedi. Fakat…

    Türkçe meal

    Salim, babasından dedi ki: "Hayır, Aııah'a yemin ederim ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, İsa için kırmızı tenlidir demedi. Fakat şöyle dedi: Ben uykuda iken Ka'be'yi tavaf ettiğimi gördüm. Esmer, düz saçlı bir adam görüverdim. İki adam arasında yürüyordu. Başından su damlıyordu -yahut da başından adeta su dök'ülüyordu.- Bu kimdir dedim, Meryem oğludur dediler. Oradan gittim. Bu sefer kırmızı tenii, iri cüsseli, saçları kıvırcık, sağ gözü kör, adeta gözü patlak bir üzüm tanesini andıran bir adam ile karşılaştım. Bu kimdir dedim. Bu Deccal'dir dediler. İnsanlar arasında ona en çok benzeyen kişi de İbn Katan'dır." ez-Zühri dedi ki: Bu, Huzaalılardan bir adam olup, cahiliye döneminde ölmüştür.

    Açıklaması: 1405. SAYFA 3447.HADİSTE

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْمَكِّيُّ، قَالَ سَمِعْتُ إِبْرَاهِيمَ بْنَ سَعْدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي الزُّهْرِيُّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ،، قَالَ لاَ وَاللَّهِ مَا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِعِيسَى أَحْمَرُ، وَلَكِنْ قَالَ ‏ "‏ بَيْنَمَا أَنَا نَائِمٌ أَطُوفُ بِالْكَعْبَةِ، فَإِذَا رَجُلٌ آدَمُ سَبْطُ الشَّعَرِ، يُهَادَى بَيْنَ رَجُلَيْنِ، يَنْطِفُ رَأْسُهُ مَاءً أَوْ يُهَرَاقُ رَأْسُهُ مَاءً فَقُلْتُ مَنْ هَذَا قَالُوا ابْنُ مَرْيَمَ، فَذَهَبْتُ أَلْتَفِتُ، فَإِذَا رَجُلٌ أَحْمَرُ جَسِيمٌ، جَعْدُ الرَّأْسِ، أَعْوَرُ عَيْنِهِ الْيُمْنَى، كَأَنَّ عَيْنَهُ عِنَبَةٌ طَافِيَةٌ‏.‏ قُلْتُ مَنْ هَذَا قَالُوا هَذَا الدَّجَّالُ‏.‏ وَأَقْرَبُ النَّاسِ بِهِ شَبَهًا ابْنُ قَطَنٍ ‏"‏‏.‏ قَالَ الزُّهْرِيُّ رَجُلٌ مِنْ خُزَاعَةَ هَلَكَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ‏.‏

  17. Hadis no. 3442

    ResuJullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: İnsanlar arasında Meryem ağıtına en yakın…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "ResuJullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: İnsanlar arasında Meryem ağıtına en yakın benim. Çünkü bütün Nebiler anneleri ayrı, kardeş gibidirler. Benimle onun arasında da hiçbir Nebi yoktur. " Hadis 3443 numara ile gelecektir.

    Açıklaması: 1405. SAYFA 3447.HADİSTE

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عَنْهُ ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ أَنَا أَوْلَى النَّاسِ بِابْنِ مَرْيَمَ، وَالأَنْبِيَاءُ أَوْلاَدُ عَلاَّتٍ، لَيْسَ بَيْنِي وَبَيْنَهُ نَبِيٌّ ‏"‏‏.‏

  18. Hadis no. 3443

    Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Dünyada da, ahirette de insanlar arasında Meryem oğlu…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre dedi ki: "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Dünyada da, ahirette de insanlar arasında Meryem oğlu İsa'ya en yakın olan benim. Nebiler anaları ayrı kardeş gibidirler. Anneleri farklı, dinleri birdir."

    Açıklaması: 1405. SAYFA 3447.HADİSTE

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا هِلاَلُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي عَمْرَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَنَا أَوْلَى النَّاسِ بِعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ، وَالأَنْبِيَاءُ إِخْوَةٌ لِعَلاَّتٍ، أُمَّهَاتُهُمْ شَتَّى، وَدِينُهُمْ وَاحِدٌ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ إِبْرَاهِيمُ بْنُ طَهْمَانَ عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ سُلَيْمٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

  19. Hadis no. 3444

    Meryem oğlu İsa hırsızlık yapmakta olan bir adam gördü. Ona: Hırsızlık mı yaptın, diye sordu. Adam…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre r.a.dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Meryem oğlu İsa hırsızlık yapmakta olan bir adam gördü. Ona: Hırsızlık mı yaptın, diye sordu. Adam: Kendisinden başka ilah bulunmayan Allahla yemin ederim ki hayır, dedi. Bunun üzerine İsa: Allah'a iman ettim, gözümü yalanladım dedi."

    Açıklaması: 1405. SAYFA 3447.HADİSTE

    Arapça metin

    وَحَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ رَأَى عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَجُلاً يَسْرِقُ، فَقَالَ لَهُ أَسَرَقْتَ قَالَ كَلاَّ وَاللَّهِ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ‏.‏ فَقَالَ عِيسَى آمَنْتُ بِاللَّهِ وَكَذَّبْتُ عَيْنِي ‏"‏‏.‏

  20. Hadis no. 3445

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Hıristiyanların Meryem oğlu (İsa) hakkında…

    Türkçe meal

    Ömer r.a.'dan rivayete göre, minber üzerinde dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Hıristiyanların Meryem oğlu (İsa) hakkında ileri derecede hak olmayan bir şekilde onu tazim edip övdükleri gibi siz de beni olmadık şekilde tazim edip övmeyiniz. Ben ancak onun kuluyum. Bu sebeple bana Allah'ın kulu ve Resulü deyiniz

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، سَمِعَ عُمَرَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ عَلَى الْمِنْبَرِ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لاَ تُطْرُونِي كَمَا أَطْرَتِ النَّصَارَى ابْنَ مَرْيَمَ، فَإِنَّمَا أَنَا عَبْدُهُ، فَقُولُوا عَبْدُ اللَّهِ وَرَسُولُهُ ‏"‏‏.‏