İçeriğe geç

Sahih-i BuhariBölüm 65

Tefsir Kitabı

498 hadis · Kitâbu Tefsîri'l-Kur'ân (4474-4977)

Sayfa 17 / 25Yazı boyutu
  1. Hadis no. 4798

    Ey Allah'ın Elçisi! Bu, selam, bunu anladık. Ancak sana nasıl salavat getireceğimizi bilmiyoruz?

    Türkçe meal

    Ebu Said-i Hudri r.a.'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Hz. Nebi'e "Ey Allah'ın Elçisi! Bu, selam, bunu anladık. Ancak sana nasıl salavat getireceğimizi bilmiyoruz?" diye sorduk. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şu cevabı verdi: "Şöyle diyerek bana salavat getirin: اللهم صل على محمد عبدك ورسولك، كما صليت على آل إبراهيم، وبارك على محمد وعلى آل محمد، كما باركت على إبراهيم (Allahım! İbrahim Nebiin yakınlarına merhamet ettiğin gibi kulun ve "elçin Muhammed'e de merhamet et! ıbrahim Nebiin yakınlarına bereket ihsan ettiğin gibi, Muhammed'e ve onun yakınlarına da bereket ihsan et!) Hadisin geçtiği diğer yer: 6358.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    İbn Abbas da "........yusallue 'Hayır duasında bulunuyorlar,' anlaına gelir." demiştir. Taberi, Ali İbn Ebı Talha kanalıyla İbn Abbas'ın, ..........yusaliue ale'n-Nebı (Nebie salavat getirirler) ayetini tefsır ederken .............. ifadesini "Hz. Nebie hayır duasında bulunurlar," şeklinde tefsır ettiğini nakletmiştir. Bu tefsır, Ebu'l-Aliye'nin yorumu ile örtüşmektedir. Ancak Ebu'l-Aliye'nin tefsiri buna göre daha dar anlama sahiptir. Bana, neden bu ayette Allah'a sadece salavatın nispet edildiğini, mümin lere ise hem salavatın, hem de selamın emredildiği soruldu. Ben de cevap olarak şunları söyledim: Selamın iki manaya gelme ihtimali vardır.

    Bunlardan biri selam vermek, diğeri ise boyun eğmektir. Müminlerin Nebi'e sallallahu aleyhi ve sellem hem selam vermeleri, hem de boyun eğmeleri uygundur. Ancak Allah ve melekler açısından ona boyun eğmek söz konusu olamaz. Bu yüzden çıkacak karışıklığı önlemek için selam Allah'a nispet edilmemiştir. Gerçek bilgi Allah katındadır. İbrahim Nebiin yakınlarına merhamet ettiğin gibi ... ifadesi hakkında şunlar söylenebilir: Bu şekilde salavat getirmek şu anlama gelir: "Ey Allahım! Daha önce İbrahim Nebie ve onun yakınlarına merhamet etmiştin. Şimdi Sen'den, Muhammed'e ve onun yakınlarına öncelikle merhamet etmeni diliyoruz." Çünkü, faziletli biri için sabit olan üstünlükler, en faziletli olan için hayli hayli sabit olur.

    Bu izah sayesinde "Benzetmede, benzetme yönü bakımından kendisine benzetilen, benzeyenden daha güçlü olmalıdır," kuralından hareketle yapılacak bir itirazdan kurtuluruz. Böyle bir itiraza verilecek cevap şu şekilde özetlenebilir: Buradaki benzetme, kamil varlığın ekmel varlığa katılmasından ileri gelmez. Aksine buradaki benzetme; karşı tarafı harekete geçirme vs. kabilindendir. Ya da bu, durumu bilinmeyen birini, durumu bilinen biriyle anlatma türündendir. Çünkü Hz. Nebi'e yönelik salavat gelecekte meydana gelecektir. Ancak onun hakkında gerçekleşecek salavat, Hz. İbrahim hakkında gerçekleşen salavattan daha üstün ve çoktur.

    Böyle bir itiraza şu şekilde de cevap verilmiştir: Buradaki benzetme, kamil olanı ekmele ilhak etme kabilindendir. Çünkü buradaki benzetme, bir topluluğun diğer topluluğa benzetilmesinden ibarettir. Buna göre, İbrahim Nebiin yakınlarından oluşan topluluk, Hz. Nebi'in yakınlarından oluşan topluluğa göre daha üstündür. Çünkü Hz. İbrahim'in yakınları arasında Nebiler vardır. Oysa Hz. Nebi'in yakınları arasında Nebi yoktur. Ancak bu cevap, bu hadisin rivayetlerinin çoğunda geçen açıklamalarla uyum içinde değildir. Böyle bir itiraza, bir başka cevap da şu şekilde verilmiştir: Bu benzetme, Allah Teala'nın Nebi'e sallallii.hu aleyhi ve sellem kendisinin İbrahim Nebi ve diğer Nebilerden daha üstün olduğunu haber vermesinden önce yapılmıştır.

    Bu durum, İmam Müslim'in Hz. Enes'ten naklettiği şu rivayete benzemektedir: "Birisi Nebi'e sallallii.hu aleyhi ve sellem 'Ey insanların en hayırlısı!' dedi. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'İnsanlannen hayırlısı İbrahim Nebidir,' dedi." Bazıları bu hadisi delil göstererek, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dışındaki insanlara da salavat getirmenin caiz olduğunu ileri sürmüştür. Bu görüşü benimseyenler, hadiste geçen onun yakınıanna ifadesine dayanmışlardır. Bunu kabul etmeyenler ise şöyle demişlerdir: Hadiste Hz. Muhammed dışındaki insanlara salavat getirilmesi şarta bağlanmıştır.

    Söz konusu şart da, bu insanların ona tabi olmasıdır. Tek başına birine salavat getirilmesi ise yasaklanmıştır. Nebi'den sallallii.hu aleyhi ve sellem başkasına salavat getirmenin yasaklanmasının delili, salavatın Allah Resulü'nün bir şiarı haline gelmesidir. Salavat sadece Hz. Nebi'e getirilir. Bu yüzden her ne kadar mana bakımından bir sakıncası olmasa da, "Hz. Ebu Bekir sallallii.hu aleyhi ve sellem şöyle dedi," denemez. Ancak onun üzerine atfen denebilir. Şöyle ki; Allah Teala, Hz. Muhammed'e ve Hz. Ebu Bekir'e ya da onun halifesine rahmet etsin! Bu durum şuna benzer: Her ne kadar anlam bakımından doğru olsa da, "Mu_ hammed (azze ve celle) şöyle dedi," denemez.

    Çünkü bu ifade, Allah Teala'nın şi arı olmuştur. O'nun dışında hiç kimse hakkında kullanılmaz. Nebi'e sallallii.hu aleyhi ve sellem atfedilmeden müstakil olarak birine salavat getirilmesini caiz görenler, delil olarak şunları ileri sürmüşlerdir: a)Açıklamasını yaptığımız hadiste geçen, "onun yakınlarına" ifadesi. b) Diğer bir hadiste geçen "Allahım! Ebu Evfa'nın ailesine merhamet et! .................)" ifadesi. c) Bir de şu hadis: "Cabir'in hanımı, 'Allah'ım bana ve kocama merhamet et!' dedi. Bunun üzerine allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Allah'/m! O ikisine merhamet et!' dedi." Bütün bu sözler, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem tarafından söylenmiştir.

    Salavat hakkı ona aittir. Hak sahibi de, hakkından dilediğine verir. Başkaları ise ancak onun izni dahilinde bunu yapabilir.' Hz. Nebi'in bu konuda herhangi birine izin verdiği nakledilmemiştir. Dolayısıyla onun dışında birine salavat getirmek yasaktır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dışında birilerine salavat getirmenin, heva ehli kimselerin şiarı haline gelmesi de bu yasağı destekler niteliktedir. Heva ehli kimseler, gerek ehli beytten, gerekse başka insanlardan, aşırı saygı gösterdikleri kişilere salavat getirirler. Bu yasağın, haram mı, yoksa mekruh mu veya evla olanın hilafına mı olduğu tartışmalıdır.

    İmam Nevevı Ezkar adlı kitabında bu üç görüşü de nakletmiş ve bunlardan ikincisinin doğru olduğunu belirtmiştir. İsmail İbn İshak Ahkamu'I-Kur'an adlı eserinde, hasen bir senetle Ömer İbn Abdilaziz'in valilere şöyle bir talimat yazıp gönderdiğini nakletmiştir: "Bazı insanlar, ahirete yönelik ameller yaparak dünyalık toplama gayretine girmiştir. Bazı kıssacılar da, Nebi'e sallallahu aleyhi ve sellem yapılan salavata denk bir şekilde halife ve diğer yöneticilere salavat getirme bid'atini türetmişlerdir. Eğer bu mektubum sana ulaşırsa, onlara sadece Nebi'e sallallahu aleyhi ve sellem salavat getirmelerini, Müslümanlara dua etmelerini ve bunun dışındaki uygulamaları terk etmelerini emret." İsmail İbn İshak bu rivayetin ardından sahih bir senetle İbn Abbas'ın şöyle dediğini nakletmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dışında hiç kimseye salavat getirmek uygun değildir.

    Ancak Müslüman kadın ve erkeklerin bağışlanmaları istenebilir. " Ebu Zerr, Nebi'e sallallahu aleyhi ve sellem salavat getirmenin hicretin ikinci yılında emredildiğini söylemiştir. Bir görüşe göre de, ona salavat getirmek, İsra gecesi emredilmiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ الْهَادِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ خَبَّابٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا التَّسْلِيمُ فَكَيْفَ نُصَلِّي عَلَيْكَ قَالَ ‏"‏ قُولُوا اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَرَسُولِكَ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو صَالِحٍ عَنِ اللَّيْثِ ‏"‏ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ ‏"‏‏.‏ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، وَالدَّرَاوَرْدِيُّ، عَنْ يَزِيدَ، وَقَالَ، ‏"‏ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ، وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَآلِ إِبْرَاهِيمَ ‏"‏‏.‏

  2. Hadis no. 4799

    Hz. Musa son derece hayalı bir insan idi. Şu ayette bu duruma işaret edilmiştir: Ey iman edenler! Siz de…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Hz. Musa son derece hayalı bir insan idi. Şu ayette bu duruma işaret edilmiştir: Ey iman edenler! Siz de Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın. Nihayet Allah onu, dedikleri şeyden temize çıkardı. 0, Allah yanında şerefli idi. " (Ahzab 69)

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    "Ey iman edenler! Siz de Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın!" başlığı altında zikredilen hadiste, Hz. Musa ile İsrailoğulları arasında geçen olayın bir kısmı anlatılmıştır. Bu olay, senetli olarak "Nebiler Bölümü'nde" ayrıntılı şerhi ile birlikte uzunca bir şekilde geçmişti. Ahmed İbn Menı Müsned adlı eserinde, Taberi ve İbn Ebı Hatim de kendi kitaplarında İbn Abbas kanalıyla Hz. Ali'nin şöyle dediğini sağlam bir senetle nakletmişlerdir: "Hz. Musa ile Hz. Harun, bir dağa çıktı. Sonra Hz. Harun öldü. Bunun üzerine İsrailoğulları Hz. Musa'ya "Onu sen öldürdün. Halbuki o, bize karşı senden daha yumuşak davranıyordu.

    Senden daha fazla bizi seviyordu," dediler. Bu şekilde sözleriyle ona eziyet ettiler. Bunun üzerine Allah Teala, meleklere Harun Nebii taşımalarını, İsrailoğullarının bulundukları meclislere götürmelerini emretti. Böylece onlar, Harun Nebiin kendiliğinden öldüğünü anladılar." Taberi bu rivayet hakkında şöyle demiştir: "Ey iman edenler! Siz de Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın," ayetinde kastedilen eziyet; bu olabilir. Kanaatime göre, Buhari'de geçen rivayet, bundan daha sahihtir. Ancak bir olayın iki ya da daha fazla sebebinin olmasına bir engel yoktur. Nitekim daha önce bunun açıklaması defalarca geçmişti

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا عَوْفٌ، عَنِ الْحَسَنِ، وَمُحَمَّدٍ، وَخِلاَسٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ مُوسَى كَانَ رَجُلاً حَيِيًّا، وَذَلِكَ قَوْلُهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَكُونُوا كَالَّذِينَ آذَوْا مُوسَى فَبَرَّأَهُ اللَّهُ مِمَّا قَالُوا وَكَانَ عِنْدَ اللَّهِ وَجِيهًا‏}‏‏"‏

  3. Hadis no. 4800

    Allah Teala sema’da bir konuya hükmettiği zaman melekler itaatlerinden kanatlarını çırparlar. [Onların kanat…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Allah Teala sema’da bir konuya hükmettiği zaman melekler itaatlerinden kanatlarını çırparlar. [Onların kanat sesleri] dümdüz bir kaya parçasına [çarpan] zincirin [sesine] benzer. Kalplerindeki korku geçince: 'Rabbiniz ne buyurdu?' diye sorarlar. Kendisine sorulan ise 'Hayr buyurdu. O pek yücedir, çok büyüktür,' diye cevap verir. Onun sözlerini kulak hırsızları işitir. Hadisin ravilerinden Süfyan eliyle şeytanların dizilişini gösterdi. Önce elini çevirdi ardından parmaklarının arasını açtı ve şöyle dedi. Kulak hırsızları bu şekilde üst üste sıralanmış haldedirler. En üsteki kulak hırsızı bir söz işitir. Hemen onu bir altındakine iletir, o da kendisinden altta olana iletir. Söz bu şekilde iletilmeye devam eder ve en sonunda sihirbaz ve kahine ulaşır. Kimi zaman kulak hırsızları işittiklerini aktarmadan bir şihab yıldızı onlara yetişir. Bazen de bu yıldız yetişmeden işittiğini aktarır. Bu bir söze bin yalan katarlar. Sonra 'Bunlar bize falanca gün şöyle şöyle dememişler miydi?' denir ve semadan işittikleri bir sözü yüzünden doğrulanırlar."

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Taberani'nin naklettiği Newas İbn Sem'an hadisi şu şekildedir: "Allah Teala vahiy ile konuşmaya başladığı zaman O'nun korkusundan göğü büyük bir sarsıntı alır. Gök sakinleri bunu işitince yere eğilip secdeye kapanırlar. İçlerinden ilk başını kaldıran Cebrail olur. Allah Teala dilediği vahyi ile onunla konuşur. Cebrail de aldığı bu vahyi meleklere getirir. Her uğradığı sema’da, o sema’nın sakinleri kendisine 'Rabbimiz ne buyurdu?' diye sorar. O da; "Gerçeği" diyerek cevap verir. Nihayet kendisine emredilen yere vahyi götürür." İmam Müslim ve Tirmizı'nin, Ali İbnu'l-Huseyn İbn Ali ve İbn Abbas kanalıyla naklettikleri rivayete göre, ensardan birçok kişinin Nebi s.a.v.'in yanında bulunduğu bir esnada bir yıldız kaymış ve aydınlık meydana gelmiş.

    Bunun üzerine Nebi s.a.v. onlara; "Cahiliye döneminde yıldız kaydığı zaman ne diyordunuz?" diye sormuş. Onlar da; "Ya bir büyük kimse öldü, ya da büyük biri dünyaya geldi," şeklinde cevap vermişler. Bunun üzerine Allah Resulü s.a.v. şöyle buyurmuş: "Yıldızlar birinin ölümü veya doğumu yüzünden kaymaz. Ancak Rabbimiz bir konuda hüküm verdiği zaman Arş'ı taşıyan melekler O'nu yüceltir. Sonra onlara yakın olan diğer sema sakinleri O'nu yüceltir. Yüceitmeler dünya semasına ulaşıncaya kadar devam eder. Sonra Arş'ı taşıyan meleklere 'Rabbiniz ne buyurdu?' diye sorulur

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، قَالَ سَمِعْتُ عِكْرِمَةَ، يَقُولُ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ إِنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا قَضَى اللَّهُ الأَمْرَ فِي السَّمَاءِ ضَرَبَتِ الْمَلاَئِكَةُ بِأَجْنِحَتِهَا خُضْعَانًا لِقَوْلِهِ كَأَنَّهُ سِلْسِلَةٌ عَلَى صَفْوَانٍ فَإِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ، قَالُوا لِلَّذِي قَالَ الْحَقَّ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ فَيَسْمَعُهَا مُسْتَرِقُ السَّمْعِ، وَمُسْتَرِقُ السَّمْعِ هَكَذَا بَعْضُهُ فَوْقَ بَعْضٍ ـ وَوَصَفَ سُفْيَانُ بِكَفِّهِ فَحَرَفَهَا وَبَدَّدَ بَيْنَ أَصَابِعِهِ ـ فَيَسْمَعُ الْكَلِمَةَ، فَيُلْقِيهَا إِلَى مَنْ تَحْتَهُ ثُمَّ يُلْقِيهَا الآخَرُ إِلَى مَنْ تَحْتَهُ، حَتَّى يُلْقِيَهَا عَلَى لِسَانِ السَّاحِرِ أَوِ الْكَاهِنِ، فَرُبَّمَا أَدْرَكَ الشِّهَابُ قَبْلَ أَنْ يُلْقِيَهَا، وَرُبَّمَا أَلْقَاهَا قَبْلَ أَنْ يُدْرِكَهُ، فَيَكْذِبُ مَعَهَا مِائَةَ كَذْبَةٍ، فَيُقَالُ أَلَيْسَ قَدْ قَالَ لَنَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا كَذَا وَكَذَا فَيُصَدَّقُ بِتِلْكَ الْكَلِمَةِ الَّتِي سَمِعَ مِنَ السَّمَاءِ ‏"‏‏.‏

  4. Hadis no. 4801

    Size sabahreyin veya alajamleyin düşmanın saldıracağını söylesem bana inanır mısınız?

    Türkçe meal

    İbn Abbas'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün Safa tepesine çıktı ve "Yetişin!" diye seslendi. Bunun üzerine Kureyşliler yanına gelip "Neyin var?" diye sordular. O da; "Size sabahreyin veya alajamleyin düşmanın saldıracağını söylesem bana inanır mısınız?" diye sordu. Onlar "Elbette," diye cevap verince şöyle buyurdu: "Ben şiddetli bir azap gelip çatmadan size gönderilr,,iş bir, uyarıcıyım7Nebiim." Bunun üzerine Ebu Lehep çıkıp; "Yazıklar olsun sana! Bunun için mi bizi topladın!" dedi. Allah Teala da "Ebu Leheb'in iki eli kurusun," suresini indirdi. İmam Buhar! burada Şuara suresinde geçen "(Önce) en yakın akrabanı uyar," ayetinin açıklamasında İbn Abbas'tan naklettiği hadisin bir bölümünü verdi. Bu hadisin açıklaması ayrıntılı olarak Şuara suresinin tefs!r edildiği bölümde yapılmıştı. (bk. Hadis no: 4770) Tebbet suresi ve Ebu Leheb ile karısı hakkında bilgi için

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ خَازِمٍ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ صَعِدَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الصَّفَا ذَاتَ يَوْمٍ فَقَالَ ‏"‏ يَا صَبَاحَاهْ ‏"‏ فَاجْتَمَعَتْ إِلَيْهِ قُرَيْشٌ قَالُوا مَا لَكَ قَالَ ‏"‏ أَرَأَيْتُمْ لَوْ أَخْبَرْتُكُمْ أَنَّ الْعَدُوَّ يُصَبِّحُكُمْ أَوْ يُمَسِّيكُمْ أَمَا كُنْتُمْ تُصَدِّقُونِي ‏"‏‏.‏ قَالُوا بَلَى‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنِّي نَذِيرٌ لَكُمْ بَيْنَ يَدَىْ عَذَابٍ شَدِيدٍ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَبُو لَهَبٍ تَبًّا لَكَ أَلِهَذَا جَمَعْتَنَا فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ‏}‏‏.‏

  5. Hadis no. 4802

    Ey Ebu Zerr, güneş nerede batzyor, biliyor musun?

    Türkçe meal

    Ebu Zer’ r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Güneşin batışı esnasında Mescid-i Nebevi'de Hz. Nebi'in yanında idim. Bana; "Ey Ebu Zerr, güneş nerede batzyor, biliyor musun?" diye sordu. Ben de; "Allah ve Resulü daha iyi bilir," şeklinde cevap verdim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Güneş gider ve nihayet Arş'zn altznda secde eder. İşte bu durum şu ayette ifade edilmektedir: Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar. İşte bu, azız ve alım olan Allah'zn takdiridir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ عِنْدَ غُرُوبِ الشَّمْسِ فَقَالَ ‏"‏ يَا أَبَا ذَرٍّ أَتَدْرِي أَيْنَ تَغْرُبُ الشَّمْسُ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنَّهَا تَذْهَبُ حَتَّى تَسْجُدَ تَحْتَ الْعَرْشِ، فَذَلِكَ قَوْلُهُ تَعَالَى ‏{‏وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ‏}‏‏"‏

  6. Hadis no. 4803

    Hz. Nebie 'Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar' [ayetinde geçen yerin neresi 01duğudunu] sordum

    Türkçe meal

    Ebu Zerr'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Hz. Nebie 'Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar' [ayetinde geçen yerin neresi 01duğudunu] sordum. O da şöyle buyurdu: Güneşin yeri, Arş'zn altzndadır.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Abdurrezzak İbn Hemmam, Vehb ve Cabir kanalıyla Abdullah İbn Amr'ın bu ayet hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: Güneşin müstekarrından maksat şudur: Doğması ve insanların günahlarının onu geri döndürmesidir. Güneş batınca selam verir ve secde eder. Yeniden doğmak için izin ister. Kendisine izin verilmez. İşte o zaman "İlerlemek uzak bir ihtimaloldu, şayet bana izin verilmezse, artık ulaşamam/doğamam," der. Allah'ın dilediği bir süre alıkonulur. Sonra kendisine: "Haydi battığın yerden doğ!" denir. İşte o günden kıyamete kadar hiç kimseye, edeceği iman fayda vermez." Güneşin Arş'ınaltına gelmesi, onun hizasında olması şeklinde izah edilmiştir.

    Yukarıdaki hadisler "Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balc çıkta batar buldu, "(Kehf 86) ayeti ile çelişmez. Çünkü burada güneşin, batışı sırasında gözden uzaklaşması kastedilmiştir. Onun Arş'ın altında secde etmesi ise batışından sonragerçekleşmektedir. Bu hadiste müstekar kelimesi ile güneşin çıkacağı en yüksek noktanın kastedildiğini söyleyenlere bir red söz konusudur. Güneşin en yüksek noktaya çıkması, yılın en uzun gününde olur. Müstekar kelimesi dünyanın sonu gelince güneşin varacağı son nokta olarak da açıklanmıştır. Hadisten ilk başta akla gelen manaya göre; güneşin karar kılması, secde etmesi sırasında her gün ve her gece meydana gelmektedir.

    Karar kılmanın zıddı ise akmak kelimesi ile anlatılan sürekli hareket etmektir. Doğrusunu en iyi Allah bilir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ سَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنْ قَوْلِهِ تَعَالَى ‏{‏وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا‏}‏ قَالَ ‏"‏ مُسْتَقَرُّهَا تَحْتَ الْعَرْشِ ‏"‏‏.‏

  7. Hadis no. 4804

    Hiçbir kul’un Yunus bin Matta'dan daha hayırlı olması gerekmez

    Türkçe meal

    Abdullah [İbn Mes'ud] radiyallahu anh, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Hiçbir kul’un Yunus bin Matta'dan daha hayırlı olması gerekmez

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا يَنْبَغِي لأَحَدٍ أَنْ يَكُونَ خَيْرًا مِنِ ابْنِ مَتَّى ‏"‏‏.‏

  8. Hadis no. 4805

    Her kim 'Ben Yunus İbn Matta'dan daha üstünüm,' derse yalan söylemiştir

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre radiyallahu anh'dan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Her kim 'Ben Yunus İbn Matta'dan daha üstünüm,' derse yalan söylemiştir." İmam Buhari bu başlık altında İbn Mes'ud'dan nakledilen hadis ile Ebu Hureyre'den rivayet edilen hadisi verdi. Bunun açıklaması "Enbiya Bölümü"nde geçmişti(Hadis no: 3416 da)

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُلَيْحٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ هِلاَلِ بْنِ عَلِيٍّ، مِنْ بَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَىٍّ عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِنْ يُونُسَ بْنِ مَتَّى فَقَدْ كَذَبَ ‏"‏‏.‏

  9. Hadis no. 4806

    İşte o Nebiler, Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy

    Türkçe meal

    Avvam'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Mücahid'e Sad suresindeki secde ayetini sordum. O da şöyle cevap verdi: Bu konu İbn Abbas'a da sorulmuştu. O da "İşte o Nebiler, Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy,"(En'am 90) ayetini okudu. Bu suredeki secde ayetinden dolayı da secde ederdi

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْعَوَّامِ، قَالَ سَأَلْتُ مُجَاهِدًا عَنِ السَّجْدَةِ، فِي ص قَالَ سُئِلَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَقَالَ ‏{‏أُولَئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللَّهُ فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهْ‏}‏‏.‏ وَكَانَ ابْنُ عَبَّاسٍ يَسْجُدُ فِيهَا‏.‏

  10. Hadis no. 4807

    O'nun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf u, Musa'yı ve Harun'u doğru yola iletmiştik ... İşte o…

    Türkçe meal

    Awam'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Mücahid'e Sad suresindeki secde ayetini sordum. O da şöyle cevap verdi: Ben de bunu "Hangi delile göre secde ettin?"(En'am 90) diye İbn Abbas'a sordum. O da bana şu ayetleri okumuyor musun? diye cevap verdi ve ayetleri okudu. "O'nun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf u, Musa'yı ve Harun'u doğru yola iletmiştik ... İşte o Nebiler, Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy."(En'am 84-90) [Sonra şöyle dedi:] Davlid, Nebiinizin kendisine uyması emredilen elçilerdendi. Bu yüzden Davlid'un secde ettiği yerde Hz. Nebi'de secde etti

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ الطَّنَافِسِيُّ، عَنِ الْعَوَّامِ، قَالَ سَأَلْتُ مُجَاهِدًا عَنْ سَجْدَةِ، ص فَقَالَ سَأَلْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ مِنْ أَيْنَ سَجَدْتَ فَقَالَ أَوَمَا تَقْرَأُ ‏{‏وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِ دَاوُدَ وَسُلَيْمَانَ‏}‏ ‏{‏أُولَئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللَّهُ فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهْ‏}‏ فَكَانَ دَاوُدُ مِمَّنْ أُمِرَ نَبِيُّكُمْ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَقْتَدِيَ بِهِ، فَسَجَدَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ ‏{‏عُجَابٌ‏}‏ عَجِيبٌ‏.‏ الْقِطُّ الصَّحِيفَةُ هُوَ هَا هُنَا صَحِيفَةُ الْحَسَنَاتِ‏.‏ وَقَالَ مُجَاهِدٌ ‏{‏فِي عِزَّةٍ‏}‏ مُعَازِّينَ‏.‏ ‏{‏الْمِلَّةِ الآخِرَةِ‏}‏ مِلَّةُ قُرَيْشٍ‏.‏ الاِخْتِلاَقُ الْكَذِبُ‏.‏ الأَسْبَابُ طُرُقُ السَّمَاءِ فِي أَبْوَابِهَا ‏{‏جُنْدٌ مَا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ‏}‏ يَعْنِي قُرَيْشًا ‏{‏أُولَئِكَ الأَحْزَابُ‏}‏ الْقُرُونُ الْمَاضِيَةُ‏.‏ ‏{‏فَوَاقٍ‏}‏ رُجُوعٍ‏.‏ ‏{‏قِطَّنَا‏}‏ عَذَابَنَا ‏{‏اتَّخَذْنَاهُمْ سُخْرِيًّا‏}‏ أَحَطْنَا بِهِمْ أَتْرَابٌ أَمْثَالٌ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ الأَيْدُ الْقُوَّةُ فِي الْعِبَادَةِ الأَبْصَارُ الْبَصَرُ فِي أَمْرِ اللَّهِ، ‏{‏حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبِّي‏}‏ مِنْ ذِكْرٍ‏.‏ ‏{‏طَفِقَ مَسْحًا‏}‏ يَمْسَحُ أَعْرَافَ الْخَيْلِ وَعَرَاقِيبَهَا‏.‏ ‏{‏الأَصْفَادِ‏}‏ الْوَثَاقِ‏.‏

  11. Hadis no. 4808

    Dün gece azgın bir cin (veya Allah Resulü buna yakın bir ifade kullandı) namazımı bozmak üzere birden önüme…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Dün gece azgın bir cin (veya Allah Resulü buna yakın bir ifade kullandı) namazımı bozmak üzere birden önüme geçti. Allah Teala ona karşı bana yardım etti. Hepiniz uyanınca onu göresiniz diye mescidin sütünlarından birine bağlamak istedim. Sonra kardeşim Süleyman'ın "Bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağz bir hükümranlık ver," sözü aklıma geldi. Hadisin ravilerinden Ravh şöyle demiştir: "Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zelil bir haldeki o cini serbst bıraktı." Bu hadisin açıklaması Hz. Süleyman'dan bahseden Enbiya Bölümü'nde geçmişti. (Bk.3423.hadis)

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا رَوْحٌ، وَمُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ عِفْرِيتًا مِنَ الْجِنِّ تَفَلَّتَ عَلَىَّ الْبَارِحَةَ ـ أَوْ كَلِمَةً نَحْوَهَا ـ لِيَقْطَعَ عَلَىَّ الصَّلاَةَ، فَأَمْكَنَنِي اللَّهُ مِنْهُ وَأَرَدْتُ أَنْ أَرْبِطَهُ إِلَى سَارِيَةٍ مِنْ سَوَارِي الْمَسْجِدِ حَتَّى تُصْبِحُوا وَتَنْظُرُوا إِلَيْهِ كُلُّكُمْ، فَذَكَرْتُ قَوْلَ أَخِي سُلَيْمَانَ رَبِّ هَبْ لِي مُلْكًا لاَ يَنْبَغِي لأَحَدٍ مِنْ بَعْدِي ‏"‏‏.‏ قَالَ رَوْحٌ فَرَدَّهُ خَاسِئًا‏.‏

  12. Hadis no. 4809

    Ey Allahım! Onlara karşı Yusuf Nebiin dönemindeki yedi yıla benzer yedi yıl ile bana yardım et!

    Türkçe meal

    Mesruk'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Abdullah İbn Mes'ud'un yanına gittik. O şöyle dedi: Ey insanlar! Kim bir şeyi öğrenirse, onu söylesin. Kim de bir şeyi bilmiyorsa, 'En iyi Allah bilir,' desin. Çünkü kişinin bilmediği bir şey hakkında 'En iyi allah bilir,' demesi ilmin bir cüzüdür. Allah Teala Nebiine şöyle buyurmuştur: (Resulüm!) De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim. (Sad 86) Size duhandan/dumandan söz edeceğim. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kureyşlileri İslam'a davet etti. Onlar İslam'a girmekte ağır davrandılar. Bunun üzerine Hz. Nebi "Ey Allahım! Onlara karşı Yusuf Nebiin dönemindeki yedi yıla benzer yedi yıl ile bana yardım et!" diye yakardı. Akabinde Kureyş için kıtlık başladı ve her şey tükendi. Hatta müşrikler ölmüş hayvan etlerini ve derileri yemeye başladılar. Kıtlık öyle bir hal aldı ki, insanlar açlıktan gök ile yer arasında duhan/duman görmeye başladılar. Bu hususta Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu, elem verici bir azaptır. (İşte o zaman insanlar:) Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler). Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti. Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğreti/miş bir deli! dediler. Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz. "(Duhan 10-15) İbn Mes'ud şöyle devam etti: Kıyamet günü onlardan azab kaldırılır mı? Sonra şunları ekledi: Dünyada onların azabı kaldırıldı. Sonra müşrikler inkarlarına geri döndüler. Nihayet Allah Teala Bedir savaşında onları yakaladı. Nitekim bu konuda şöyle buyurmuştur: "Fakat biz, büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız. "(Duhan 16) İmam Buhar! bu başlık altında İbn Mes'ud'un duhan/duman hakkındaki sözlerini nakletti. Bu rivayetin açıklaması Rum suresinde geçmişti. Duhan suresinde de tekrar bu rivayete dönülecektir.(bk. 4822.hadis) Yağmur isteme ile ilgili kısmı da ilgili bölümde geçmişti

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ دَخَلْنَا عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ يَا أَيُّهَا النَّاسُ مَنْ عَلِمَ شَيْئًا فَلْيَقُلْ بِهِ، وَمَنْ لَمْ يَعْلَمْ فَلْيَقُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ، فَإِنَّ مِنَ الْعِلْمِ أَنْ يَقُولَ لِمَا لاَ يَعْلَمُ اللَّهُ أَعْلَمُ، قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ لِنَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم ‏{‏قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ‏}‏ وَسَأُحَدِّثُكُمْ عَنِ الدُّخَانِ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَعَا قُرَيْشًا إِلَى الإِسْلاَمِ فَأَبْطَئُوا عَلَيْهِ فَقَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ أَعِنِّي عَلَيْهِمْ بِسَبْعٍ كَسَبْعِ يُوسُفَ ‏"‏، فَأَخَذَتْهُمْ سَنَةٌ فَحَصَّتْ كُلَّ شَىْءٍ حَتَّى أَكَلُوا الْمَيْتَةَ وَالْجُلُودَ حَتَّى جَعَلَ الرَّجُلُ يَرَى بَيْنَهُ وَبَيْنَ السَّمَاءِ دُخَانًا مِنَ الْجُوعِ، قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ * يَغْشَى النَّاسَ هَذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ‏}‏ قَالَ فَدَعَوْا ‏{‏رَبَّنَا اكْشِفْ عَنَّا الْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ * أَنَّى لَهُمُ الذِّكْرَى وَقَدْ جَاءَهُمْ رَسُولٌ مُبِينٌ * ثُمَّ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَقَالُوا مُعَلَّمٌ مَجْنُونٌ * إِنَّا كَاشِفُو الْعَذَابِ قَلِيلاً إِنَّكُمْ عَائِدُونَ‏}‏ أَفَيُكْشَفُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ فَكُشِفَ ثُمَّ عَادُوا فِي كُفْرِهِمْ، فَأَخَذَهُمُ اللَّهُ يَوْمَ بَدْرٍ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرَى إِنَّا مُنْتَقِمُونَ‏}‏‏.‏

  13. Hadis no. 4810

    Senin söylediklerin ve davet ettiğin yol güzel... Bize bir haber versen ... Şu yaptıklarımızın bir keffareti…

    Türkçe meal

    İbn Abbas r.a.'den rivayet edildiğine göre, şirk ehlinden bir grup insan, adam öldürmüş, hem de birçok cana kıymış, zina etmiş, zinada da ileri gitmişti. Nihayet Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e geldiler ve "Senin söylediklerin ve davet ettiğin yol güzel... Bize bir haber versen ... Şu yaptıklarımızın bir keffareti var mı?" dediler . Bunun üzerine Allah Teala şu iki ayeti indirdi: "Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir ilaha yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı can’a haksız yere kıymazlar ve zina etmezler, " "Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin!"(Zumer 53)

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    İmam Buhari bu başhk altında İbn Abbas'tan rivayet edilen yukarıdaki hadisi verdi. Taberani'nin başka bir senetle İbn Abbas'tan aktardığı rivayete göre, Hz. Nebi'e bu konuda soru soran Hz. Hamza'nın katili Vahşı İbn Harb'dir. Onun sorusu üzerine şu ayet nazil oldu: "Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır." Vahşı: "Bu, ağır bir şarttır," dedi. Bunun üzürine "Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullanml"(Zumer 53) ayeti indi. İbn İshak Siyer adlı eserinde şöyle demiştir: Nafi', İbn Ömer kanalıyla bana Ömer'in şöyle söylediğini nakletti: "Ben, Ayyaş İbn Ebı Rabıa ve Hişam İbnu'lAss Medıne'ye gitmek üzere hazırlandık." Sonra İbn İshak onların hikayelerini ve arkadaşının dönüşüne ilişkin rivayeti zikretti ve bunun üzerine ayetin indiğini belirtti.

    Rivayete göre Hz. Ömer bu ayeti yazıp Hişam'a göndermiştir. Taberanl'nin rivayetine göre, insanlar Hz. Nebi'e "Ey Allah'ın Elçisi! Biz de Vahşı'nin yaptıklarını yaptık," diyerek durumlaını arz etmişler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuş: "Bu ayet bütün Müslümanlar hakkında geçerlidir." Yine Taberani Mu'cemu'l-evsat adlı eserinde Sevban'dan şu hadisi aktarmıştır: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle derken işittim: "Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullanm!" (Zumer 53) ayeti, dünya ve içindekilerden bana daha sevimlidir. Bunun üzerine biri "Ya şirk koşanlar [da bu ayetin hükmüne dahil mi?] ...

    " diye sordu. Allah Resulü bir müddet sustu ve üç kez "şirk koşanlar da" buyurdu .. Bu ayetin umumiliği, ister kul hakkı olsun, ister olmasın, küçüğüyle büyüğüyle bütün günahların bağışlanacağına delil getirilmiştir. Ehl-i sünnette meşhur olan görüşe göre; günahların tamamı tevbe ile bağışlanır. Allah'ın dilediği kimselerin günahları tevbe etmeden ölseler de affedilir. Ancak her ne kadar bir daha kul hakkına girmeyeceğine dair tevbe eden kimseye, bu tevbesi kul hakkını ihlal etme suçundan dolayı fayda sağlasa da, birinin kul hakkına girmişse, mutlaka o hakkı iade etmesi veya ondan helallik alması gerekir

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ يَعْلَى إِنَّ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ أَخْبَرَهُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ نَاسًا، مِنْ أَهْلِ الشِّرْكِ كَانُوا قَدْ قَتَلُوا وَأَكْثَرُوا وَزَنَوْا وَأَكْثَرُوا، فَأَتَوْا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا إِنَّ الَّذِي تَقُولُ وَتَدْعُو إِلَيْهِ لَحَسَنٌ لَوْ تُخْبِرُنَا أَنَّ لِمَا عَمِلْنَا كَفَّارَةً‏.‏ فَنَزَلَ ‏{‏وَالَّذِينَ لاَ يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَلاَ يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ وَلاَ يَزْنُونَ‏}‏ وَنَزَلَ ‏{‏قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لاَ تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ‏}‏

  14. Hadis no. 4811

    Ey Muhammed! Bizim sahip olduğumuz bilgiye göre Allah Teala gökleri bir parmağına, yerleri diğer parmağına…

    Türkçe meal

    Abdullah r.a.'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Yahudi alimlerinden biri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip "Ey Muhammed! Bizim sahip olduğumuz bilgiye göre Allah Teala gökleri bir parmağına, yerleri diğer parmağına, ağaçları öteki parmağına, suyu ve toprağı bir başka parmağına ve diğer bütün mahlukatı da bir parmağına yerleştirip 'Ben kralım!' der." dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O alimin bu sözünü doğrulayıp arka dişleri gözükecek kadar güldü. Sonra şu ayeti okudu: Onlar Allah'! hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü O'nun tasarrufundadır. Gökler O'nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. 0, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir. Hadisin geçtiği diğer yerler: 7414, 7415, 7451, 7513.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Bu hadisin açıklaması Allah'ın izni ile Tevhid Bölümü'nde gelecektir. (4714. hadis) İmam Nevevı şöyle demiştir: "Hadisten ilk başta akla gelen manaya göre, Nebi s.a.v. O alimi tasdik etmek için gülmüştür. O alimin söylediğini doğrulayan ayeti okuması bunu göstermektedir. Bu tür meselelerde en idealolanı, Allah'ın noksan sıfatlardan uzak olduğunu bilerek tevilden kaçın maktır. Çünkü ilk başta, insanın aklına noksanlık getiren her türlü lafızia, zahiri mana kastedilmemiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَ حَبْرٌ مِنَ الأَحْبَارِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ، إِنَّا نَجِدُ أَنَّ اللَّهَ يَجْعَلُ السَّمَوَاتِ عَلَى إِصْبَعٍ وَالأَرَضِينَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالشَّجَرَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالْمَاءَ وَالثَّرَى عَلَى إِصْبَعٍ، وَسَائِرَ الْخَلاَئِقِ عَلَى إِصْبَعٍ، فَيَقُولُ أَنَا الْمَلِكُ‏.‏ فَضَحِكَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ تَصْدِيقًا لِقَوْلِ الْحَبْرِ ثُمَّ قَرَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏{‏وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَالأَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّمَوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ‏}‏

  15. Hadis no. 4812

    BEN KIRALIM, YERYÜZÜNÜN KIRALLARI NEREDE?

    Türkçe meal

    Ebu Seleme'den Ebu Hureyre'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: Allah Teala yeryüzünü avucunun içine alacak, sağ eliyle de gökleri dürecek. Sonra "BEN KIRALIM, YERYÜZÜNÜN KIRALLARI NEREDE?" buyuracak. İmam Buhari bu başlık altında Ebu Hureyre'den rivayet edilen hadisi naklettL Bu hadisin ayrıntılı açıklaması "Kitabu't-Tevhid" de yapılacaktır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ خَالِدِ بْنِ مُسَافِرٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ يَقْبِضُ اللَّهُ الأَرْضَ، وَيَطْوِي السَّمَوَاتِ بِيَمِينِهِ، ثُمَّ يَقُولُ أَنَا الْمَلِكُ، أَيْنَ مُلُوكُ الأَرْضِ ‏"‏‏.‏

  16. Hadis no. 4813

    Sur'a son üflemeden sonra başını ilk kaldıran ben olacağım. Bir bakacağım ki Musa Arş'a yapışmış bir halde…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Sur'a son üflemeden sonra başını ilk kaldıran ben olacağım. Bir bakacağım ki Musa Arş'a yapışmış bir halde. Bilemiyorum o hep böyle miydi, yoksa son üflemeden sonra mı böyle oldu

    Arapça metin

    حَدَّثَنِي الْحَسَنُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ خَلِيلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحِيمِ، عَنْ زَكَرِيَّاءَ بْنِ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنِّي أَوَّلُ مَنْ يَرْفَعُ رَأْسَهُ بَعْدَ النَّفْخَةِ الآخِرَةِ، فَإِذَا أَنَا بِمُوسَى مُتَعَلِّقٌ بِالْعَرْشِ فَلاَ أَدْرِي أَكَذَلِكَ كَانَ أَمْ بَعْدَ النَّفْخَةِ ‏"‏‏.‏

  17. Hadis no. 4814

    Sur'a iki üfleme arasında kırk vardır

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Sur'a iki üfleme arasında kırk vardır." Ebu Hureyre'nin yanında bulunanlar "kırk gün mü?" diye ona sormuşlar. [Olayın bundan sonraki kısmını Ebu Hureyre şöyle anlatıyor:] Ben hiç cevap vermedim. Bu defa "Kırk sene mi?" diye sordular. Ben yine hiç cevap vermedim. Bu kez "Kırk ay mı?" diye sordular. Ben yine hiç cevap vermedirrı.• [Ebu Hureyre Hz. Nebi'in sözünü şu şekilde tamamladı:] İnsanoğlunun kuyruk sokumundaki bir parçası hariç her şeyi çürür. İşte insanlar bu parçadan yeniden terkip edilir.

    Diğer tahric: Müslim, fiten; Ebu Davud, sunne; Nesâi, cenâiz; İbn Mâce, zühd; Muvatta, cenâiz; Ahmed b. Hanbel’in Müsnedi, II, 322, 428, 499;III, 28.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    İlk hadisin açıklaması Ehadisu'l-Enbiya bölümünde ayrıntılı olarak geçmişti.(3414.hadis) İkinci hadiste Ebu Hureyre'n'in kırk lafzına açıklık getirmekten sakınması, bu konuda bir bilgisinin olmadığından kaynaklanır. İmam Müslim'in rivayetine göre, ikinci hadisin sonundaki mesele hakkında Hz. Nebi şöyle buyurmuştur: "İnsanoğlunun, bir kemiği hariç, her tarafı çürür. O kemik, belin alt tarafında bulunan ince bir kemiktir. Kuyruğun başlangıcıdır. Dört ayaklı varlıklarda kuyruğun başladığı yerdir." İbnu'l-Cevzi, İbnu Akil'in şöyle söylediğini aktarmıştır: "Bu konuda, Allah'tan başka hiç kimsenin bilmediği bir sır vardır.

    Çünkü varlıkları yokluktan var eden bir gücün, yeniden yaratmak için esas alacağı bir şeye ihtiyacı olamaz. Belki de bu kemik, melekler için yeniden diriltmeyi gösteren bir alamettir. Her insan cevheri ile beraberdir. Ancak melekler bunu bilemez. Onlar sadece her şahsın kemiğinin kalması ile bunu bilebilirler. Bu sayede ruhların bu kemiğin de bir parçası olduğunu ve eski bedenlerine iade edileceğini anlarlar. Şayet insanın hiçbir parçası kalmasaydı, melekler ruhları bizzat bedenlerine değil de, o bedenlerin benzerlerine döndürmeyi caiz görürlerdi. Alimler şöyle demiştir: "Bu hadis, genel bir bilgi içermektedir.

    Nebiler ise buna tabi değildir. Çünkü toprak onların bedenlerini çürütmez." İbn Abdilberr şehitleri, Kurtubı de müezzin ve hisbe teşkilatında çalışanları onlar gibi değerlendirmiştir. Kadı Iyaz bu rivayeti şu şekilde te'vıi etmiştir: "Her ne kadar Nebiler gibi, bazı insanların cesedini toprak çürütmese de, bütün insanlar toprağın çürütlüğü bir türe mensuptur

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا صَالِحٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ بَيْنَ النَّفْخَتَيْنِ أَرْبَعُونَ ‏"‏‏.‏ قَالُوا يَا أَبَا هُرَيْرَةَ أَرْبَعُونَ يَوْمًا قَالَ أَبَيْتُ‏.‏ قَالَ أَرْبَعُونَ سَنَةً قَالَ أَبَيْتُ‏.‏ قَالَ أَرْبَعُونَ شَهْرًا‏.‏ قَالَ أَبَيْتُ، وَيَبْلَى كُلُّ شَىْءٍ مِنَ الإِنْسَانِ إِلاَّ عَجْبَ ذَنَبِهِ، فِيهِ يُرَكَّبُ الْخَلْقُ‏.‏

  18. Hadis no. 4815

    Abdullah İbn Amr İbni'l-As müşriklerin Hz. Nebi'e yaptığı en kötü şeyi bana haber verdi: Resulullah…

    Türkçe meal

    Urve İbnu'z-Zübeyr'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Abdullah İbn Amr İbni'l-As müşriklerin Hz. Nebi'e yaptığı en kötü şeyi bana haber verdi: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ka'be'nin avlusunda namaz kılıyordu. Derken Ukbe İbn Ebi Muayt ona doğru yürüdü, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir omuzundan tuttu ve elbisesini boynuna doladı. Var gücüyle onu boğmaya çalıştı. Hemen Ebu Bekir yetişti ve onu omuzlarından yakaladığı gibi Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den uzaklaştırdı. Abdullah İbn Amr daha sonra şu ayeti okudu: "Siz bir adamı "Rabbim Allah'tır" diyor diye öldürecek misiniz? Halbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirmiştir. "(Mu'min 28

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    ..........tavl kelimesinin "lütuf" olarak izah edilmesi, Ebu Ubeyde'ye aittir. O bu konuda ilaveten şunları da söylemiştir: "Araplar birisi için .........innehu lezu tavlin ala kavmihi dedikleri zaman, o kimsenin kendi milletine karşı lütufkar olduğunu kastederler." İbn Ebi Hatim, Ali İbn Ebi Talha kanalıyla .......zi't-tavli ifadesi hakkında İbn Abbas'ın şöyle söylediğini nakletmiştir. "Bu ifade, genişlik ve imkan sahibi anlamına gelir." İkrime'nin bu ifadeyi "güç sahibi," Katade'nin de "nimet sahibi" şeklinde izah ettiğini mikletmiştir. Urve'den nakledilen yukarıdaki hadisin açıklaması Siyer Bölümü'nün baş taraf/arında geçmişti.(3856.hadis)

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، قَالَ قُلْتُ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ أَخْبِرْنِي بِأَشَدِّ، مَا صَنَعَ الْمُشْرِكُونَ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ بَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي بِفِنَاءِ الْكَعْبَةِ، إِذْ أَقْبَلَ عُقْبَةُ بْنُ أَبِي مُعَيْطٍ، فَأَخَذَ بِمَنْكِبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَوَى ثَوْبَهُ فِي عُنُقِهِ فَخَنَقَهُ خَنْقًا شَدِيدًا، فَأَقْبَلَ أَبُو بَكْرٍ فَأَخَذَ بِمَنْكِبِهِ، وَدَفَعَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ ‏{‏أَتَقْتُلُونَ رَجُلاً أَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللَّهُ وَقَدْ جَاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْ‏}‏

  19. Hadis no. 4816

    Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınıyordunuz

    Türkçe meal

    İbn Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre, o "Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınıyordunuz," . ayeti hakkında şöyle demiştir: İki Kureyşli ve bir de onların hanım tarafından Sakif kabilesinden olan akrabaları veya iki Sak1f1i bir de onların hanım tarafından Kureyş kabilesinden olan akrabaları bir evde konuşuyorlardı. İçlerinden biri diğerlerine "Allah'ın bizim sözlerimizi işittiğini düşünüyor musunuz?" diye sordu. Diğeri "Bir kısmını işitiyor," diye cevap verdi. Diğer biri de "Eğer bir kısmını işitiyorsa, hepsini işitir," dedi. Bunun üzerine "Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınıyordunuz," ayeti nazil oldu. Hadisin geçtiği diğer yerler: 4817, 7521.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    İmam Taberi şöyle demiştir: "........testetirune lafzının hangi anlama geldiği konusunda müfessirler farklı görüşler ileri sürmüştür. Rivayete göre Süddı bu fiili "hafife alıyorsunuz," Mücahid "sakınıyorsunuz," Şu'be'den gelen rivayete göre de Katade "zannediyorsunuz" şeklinde izah etmiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا الصَّلْتُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، عَنْ رَوْحِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، ‏{‏وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ أَنْ يَشْهَدَ، عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ‏}‏ الآيَةَ كَانَ رَجُلاَنِ مِنْ قُرَيْشٍ وَخَتَنٌ لَهُمَا مِنْ ثَقِيفَ، أَوْ رَجُلاَنِ مِنْ ثَقِيفَ وَخَتَنٌ لَهُمَا مِنْ قُرَيْشٍ فِي بَيْتٍ فَقَالَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ أَتُرَوْنَ أَنَّ اللَّهَ يَسْمَعُ حَدِيثَنَا قَالَ بَعْضُهُمْ يَسْمَعُ بَعْضَهُ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُهُمْ لَئِنْ كَانَ يَسْمَعُ بَعْضَهُ لَقَدْ يَسْمَعُ كُلَّهُ‏.‏ فَأُنْزِلَتْ ‏{‏وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ أَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلاَ أَبْصَارُكُمْ‏}‏ الآية

  20. Hadis no. 4817

    Sizce Allah söylediklerimizi duyuyor mu?

    Türkçe meal

    Abdullah İbn Mes'ud r.a.'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Ka'be'nin yanında iki Kureyşli bir Sakifli veya iki Sakifli bir Kureyşli bir araya gelmişti. Bu insanların göbekleri büyük, anlayışları kıt idi. İçlerinden biri "Sizce Allah söylediklerimizi duyuyor mu?" diye sordu. Diğeri "Yüksek sesle konuşursak duyar; alçak sesle konuşursak duymaz," şeklinde cevap verdi. Bir diğeri ise "Eğer yüksek sesle konuştuğumuz zaman bizi işitiyorsa, alçak sesle konuştuğumuz zaman da bizi işitir," dedi. Bunun üzerine Allah Teala "Siz ne kulaklarımzzn, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahittik etmesinden sakımyordunuz, "(Fussilet 22) ayetini indirdi. Fethu’l-Bari

    Açıklama

    Ayette geçen .....zalikum işaret ismi ile amellerini Allah'tan gizleyeceklerini zanneden kimselerin yaptıklarına işaret edilmiştir. Bu kelime mübteda / özne, daha sonra gelen .......erdakum lafzı ise haberl yüklemdir. .....Zannukum ise bedeldir. İmam Buhari bu başlık altında bir önceki başlık altında zikrettiği hadisi başka bir senetle verdi. "Eğer yüksek sesle konuştuğumuz zaman bizi işitiyorsa, alçak sesle konuştuğumuz zaman da bizi işitir," cümlesi, bu sözü söyleyenin o kimseler içinde en akıllı kişi olduğunu gösterir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا مَنْصُورٌ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ اجْتَمَعَ عِنْدَ الْبَيْتِ قُرَشِيَّانِ وَثَقَفِيٌّ ـ أَوْ ثَقَفِيَّانِ وَقُرَشِيٌّ ـ كَثِيرَةٌ شَحْمُ بُطُونِهِمْ قَلِيلَةٌ فِقْهُ قُلُوبِهِمْ فَقَالَ أَحَدُهُمْ أَتُرَوْنَ أَنَّ اللَّهَ يَسْمَعُ مَا نَقُولُ قَالَ الآخَرُ يَسْمَعُ إِنْ جَهَرْنَا وَلاَ يَسْمَعُ إِنْ أَخْفَيْنَا‏.‏ وَقَالَ الآخَرُ إِنْ كَانَ يَسْمَعُ إِذَا جَهَرْنَا فَإِنَّهُ يَسْمَعُ إِذَا أَخْفَيْنَا فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ أَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلاَ أَبْصَارُكُمْ وَلاَ جُلُودُكُمْ‏}‏ الآيَةَ‏.‏ وَكَانَ سُفْيَانُ يُحَدِّثُنَا بِهَذَا فَيَقُولُ حَدَّثَنَا مَنْصُورٌ أَوِ ابْنُ أَبِي نَجِيحٍ أَوْ حُمَيْدٌ أَحَدُهُمْ أَوِ اثْنَانِ مِنْهُمْ، ثُمَّ ثَبَتَ عَلَى مَنْصُورٍ، وَتَرَكَ ذَلِكَ مِرَارًا غَيْرَ وَاحِدَةٍ‏.‏ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي مَنْصُورٌ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، بِنَحْوِهِ‏.‏