İçeriğe geç

Sahih-i BuhariBölüm 65

Tefsir Kitabı

498 hadis · Kitâbu Tefsîri'l-Kur'ân (4474-4977)

Sayfa 18 / 25Yazı boyutu
  1. Hadis no. 4818

    Burada Hz. Nebi'in akrabaları kastediliyor

    Türkçe meal

    İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, ona "Akrabalık sevgisinden başka," ayetinin anlamı sorulmuş. Said İbn Cübeyr devreye girip "Burada Hz. Nebi'in akrabaları kastediliyor," demiş. İbn Abbas ise ona şöyle demiş: "Cevap vermekte acele ettin. Hz. Nebi'in bütün Kureyş boyları ile akrabalığı vardı. Dolayısıyla bu ayet 'Sizinle benim arasında bulunan akrabalık bağlarını gözetmenizden başka,' anlamına gelir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    İmam Buhari bu başlık altında TavUS kanalıyla İbn Abbas'tan nakledilen rivayeti verdi. Buna göre ayetin anlamı şu şekildedir: "Ben sizden akrabalık ilişkilerimizi gözetmenizden başka bir şey istemiyorum." Burada özelolarak Kureyş'e hitap edilmiştir. Sanki şu mana kastedilmiştir: "Nebiliğimi kabul etmiyorsanız, bari akrabalık bağlarımızı gözetin!" Özetle ifade edecek olursak; Said İbn Cübeyr ve Taberi'nin naklettiği rivayetlere göre, ona tabi olan Ali İbnu'l-Huseyn, Süddi ve Amr İbn Şuayb ayeti, muhatapıarın Hz. Nebi'in akrabalarına sevgi beslemesini emrettiğini söyleyerek açıklamışlardır. İbn Abbas ise ayeti, aralarındaki akrabalık bağlarından dolayı muhatapların Hz.

    Nebi'e sevgi beslemesine hamlederek açıklamıştır. Birinci görüşe göre ayetteki hitap geneldir, bütün mükellefleri kapsamaktadır. İkinci görüşe göre ise sadece Kureyş'e özeldir. Surenin Mekki olması ikinci görüşü desteklemektedir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ مَيْسَرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ طَاوُسًا، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ‏.‏ أَنَّهُ سُئِلَ عَنْ قَوْلِهِ ‏{‏إِلاَّ الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبَى‏}‏ فَقَالَ سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ قُرْبَى آلِ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ عَجِلْتَ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَكُنْ بَطْنٌ مِنْ قُرَيْشٍ إِلاَّ كَانَ لَهُ فِيهِمْ قَرَابَةٌ فَقَالَ إِلاَّ أَنْ تَصِلُوا مَا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ مِنَ الْقَرَابَةِ‏.‏

  2. Hadis no. 4819

    Ey Malik! Rabbin bizim işimizi bitirsin! diye seslenirler

    Türkçe meal

    Safvan İbn Ya'la, babasının, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in minberde "Ey Malik! Rabbin bizim işimizi bitirsin! diye seslenirler, "(Zuhruf 77 ayetini okuduğunu işittiğini rivayet etmiştir)

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ يَعْلَى، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ عَلَى الْمِنْبَرِ ‏{‏وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ‏}‏ وَقَالَ قَتَادَةُ مَثَلاً لِلآخِرِينَ عِظَةً ‏لِمَنْ بَعْدَهُمْ.‏ وَقَالَ غَيْرُهُ ‏{‏مُقْرِنِينَ‏}‏ ضَابِطِينَ يُقَالُ فُلاَنٌ مُقْرِنٌ لِفُلاَنٍ ضَابِطٌ لَهُ وَالأَكْوَابُ الأَبَارِيقُ الَّتِي لاَ خَرَاطِيمَ لَهَا ‏{‏أَوَّلُ الْعَابِدِينَ‏}‏ أَىْ مَا كَانَ فَأَنَا أَوَّلُ الأَنِفِينَ وَهُمَا لُغَتَانِ رَجُلٌ عَابِدٌ وَعَبِدٌ وَقَرَأَ عَبْدُ اللَّهِ ‏{‏وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ‏}‏ وَيُقَالُ أَوَّلُ الْعَابِدِينَ الْجَاحِدِينَ مِنْ عَبِدَ يَعْبَدُ‏.‏

  3. Hadis no. 4820

    [Kıyametin alametlerinden] şu beş olay gerçekleşmiştir: Duman’ın çıkması, Rumların İranlılara üstün gelmesi…

    Türkçe meal

    Abdullah (İbn Mes'ud r.a.)'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: [Kıyametin alametlerinden] şu beş olay gerçekleşmiştir: Duman’ın çıkması, Rumların İranlılara üstün gelmesi, ayın yarılması, batşa (güçlü bir şekilde yakalama) ve lizam (helak etme veya esir alma)

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ مَضَى خَمْسٌ الدُّخَانُ وَالرُّومُ وَالْقَمَرُ وَالْبَطْشَةُ وَاللِّزَامُ‏.‏

  4. Hadis no. 4821

    Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu, elem verici bir azaptır

    Türkçe meal

    Mesruk Abdullah İbn Mes'ud'un şöyle söylediğini rivayet etmiştir: Ayette sözü edilen azap gerçekleşmiştir. Kureyş'in kendisine karşı isyanı sürdürmek istemesi karşısında Hz. Nebi, Yusuf Nebi döneminde yaşanan yedi kıtlık yılının onların başlarına gelmesi için beddua etti. Bu yüzden müşrikler, kıtlık ve zorlukla karşı karşıya kaldılar. Öyle bir duruma düştüler ki, kemikleri yiyorlardı. Bu sırada içlerinden biri göğe baktığında, içinde bulundukları zor durumdan dolayı kendisi ile gök arasında duman görürdü. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: "Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu, elem verici bir azaptır." (Duhan 10-11) İbn Mes'ud olayı anlatmaya şöyle devam etti: Sonra Hz. Nebi'in yanına geldiler ve ona; "Ey Allah'ın Elçisi! Allah'tan Mudar'a yağmur vermesini dile! Zira onlar helak oldu," dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de; "Mudar'a mı? Doğrusu sen çok ileri giden birisin!" dedi. Sonra Hz. Nebi onlar için yağmur diledi ve bunun üzerine yağmur yağdı. Akabinde de şu ayet indi: "Ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz. "(Duhan 15) Kureyşli müşrikler refaha kavuşunca, refah döneminde içinde bulundukları hale döndüler. Bunun üzerine Allah Teala, "Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız, "(Duhan 16) ayetini indirdi. Bu ayetteki yakalama ile Bedir Savaşı kastedilmiştir.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Mudar kabilesinin çoğu Hicaz bölgesindeki suların yakınında bulunuyordu. Kıtlık için yapılan beddua Mekke'de yerleşmiş olan Kureyş kabilesine yapılmıştır. Ancak bu beddua onların komşuları üzerinde de etkili olmuştu. Bu yüzden civardaki Mudar kabilesi için dua talebinde bulunmak yerinde bir davranıştır. Belki de Hz. Nebi'den talepte bulunan kimse, Kureyşlileri ve onların kötülüklerini saymamak için kendilerinden bahsetmekten kaçınmış ve Mudar'dan bahsetmiştir. Böylece Kureyşliler'in Mudar'ın içinde değerlendirilmesini hedeflemiştir. Aynı zamanda kendilerine beddua edilenlerin dışında başka insanların da onların suçları yüzünden helak olduğuna işaret etmiştir.

    Bir diğer rivayette ise bunun yerine şu ifade geçmektedir: "Halkın helak oldu." Bu rivayet ile önceki arasında herhangi bir çelişki yoktur. Çünkü Mudar, aynı zamanda Hz. Nebi'in kavmidir. "Menakıb Bölümü"nde Hz. Nebi'in Mudar'dan olduğu bilgisi geçmişti. Hz. Nebi'in, "Mudar'a mı? Doğrusu sen çok ileri giden birisin!" sözü şu anlama gelir: "Onlar Allah'a isyan edip şirk koşarken, onlar için Rabbim'den yağmur istememi mi bana emrediyorsun!" Kirmanı şerhinde Mudar kelimesi Ebu Süfyan olarak açıklanmıştır. Çünkü o dönem Mudar'ın lideri Ebu Süfyan idi. Hz. Nebi'e gelip ondan yağmur için duada bulunmasını talep eden de oydu

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ إِنَّمَا كَانَ هَذَا لأَنَّ قُرَيْشًا لَمَّا اسْتَعْصَوْا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم دَعَا عَلَيْهِمْ بِسِنِينَ كَسِنِي يُوسُفَ، فَأَصَابَهُمْ قَحْطٌ وَجَهْدٌ حَتَّى أَكَلُوا الْعِظَامَ، فَجَعَلَ الرَّجُلُ يَنْظُرُ إِلَى السَّمَاءِ فَيَرَى مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا كَهَيْئَةِ الدُّخَانِ مِنَ الْجَهْدِ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ * يَغْشَى النَّاسَ هَذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ‏}‏ قَالَ فَأُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ اسْتَسْقِ اللَّهَ لِمُضَرَ، فَإِنَّهَا قَدْ هَلَكَتْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لِمُضَرَ إِنَّكَ لَجَرِيءٌ ‏"‏‏.‏ فَاسْتَسْقَى فَسُقُوا‏.‏ فَنَزَلَتْ ‏{‏إِنَّكُمْ عَائِدُونَ‏}‏ فَلَمَّا أَصَابَتْهُمُ الرَّفَاهِيَةُ عَادُوا إِلَى حَالِهِمْ حِينَ أَصَابَتْهُمُ الرَّفَاهِيَةُ‏.‏ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرَى إِنَّا مُنْتَقِمُونَ‏}‏ قَالَ يَعْنِي يَوْمَ بَدْرٍ‏.‏

  5. Hadis no. 4822

    Ey Allahım! Yusuf Nebi döneminde verdiğin yedi kıtlık yılının benzeri yedi yıl ile bana yardım et!

    Türkçe meal

    Meşru.k'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Abdullah İbn Mes'ud'un yanına gittim. O şöyle dedi: Bilmediğin bir konuda "Allah daha iyi bilir," demen ilmin bir parçasıdır. Allah Teala Peygpmberi'ne sallallii.hu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "(Resulüm!) De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim. "(Sad 86) Kureyş Hz. Nebi'e İslam'a girmeme konusunda üstün geldi ve ona karşı gelmeyi sürdürdü. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ey Allahım! Yusuf Nebi döneminde verdiğin yedi kıtlık yılının benzeri yedi yıl ile bana yardım et!" diyerek onlara beddua etti. Bunun üzerine kıtlık başladı. Müşrikler içinde bulundukları zor şartlardan dolayı kemikleri ve ölü hayvan etlerini yediler. Hatta kimi açlıktan kendisi ile gök arasında duman görmeye başladı. İşte böylesi bir halde iken "Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz, "(Duhan 12) dediler. Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e şöyle buyuruldu: "Biz bu azabı kaldınrsak, onlar tekrar eski hallerine dönerler." Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Rabbine dua etti ve bunun üzerine Allah Teala onların azabını bitirdi. Onlar da tekrar eski hallerine döndüler. En sonunda Allah Teala Bedir savaşında onlardan intikamını aldı. İşte bu durum şu ayetlerde anlatılmaktadır: "Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu, elem verici bir azaptır. İşte o zaman insanlar:} Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler). Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti. Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğreti/miş bir deli! dediler. Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz. Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikam!mız! alırız. "(Duhan 10-16)

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Abdullah İbn Mes'ud'un "Bilmediğin bir konuda "Allah daha iyi bilir," demen ilmin bir parçasıdır," sözü, Rum suresinin tefsirinde başka bir senetle Nmeş'ten nakledilmişti: Mesruk'tan şöyle nakledildi: "Adamın biri Kinde'de konuşurken 'Kıyametin kopacağı gün bir duman çıkacak ve münafıkların duyma ve görme duyularını işlevsiz hale getirecek Müminleri ise nezleye tutulmuş hale dönüştürecek,' dedi. Bu sözler yüzünden korkuya kapıldık Hemen İbn Mes'ud'un yanına gittim. O esnada yaslanmış rahatça oturuyordu. (Duyduklarımı ona anlatınca) birden sinirlendi ve ciddi bir biçimde oturdu. Sonra şöyle dedi: Kim biliyorsa, konuşsun.

    Kim de bilmiyorsa 'En iyi Allah bilir'desin. Çünkü kişinin bilmediği bir konuda 'Ben bilmiyorum,' demesi, ilimdir." İmam Buhari burada açık olana gizli olanı tercih etme adetini sürdürdü. Halbuki bu sure,yukarıdaki rivayetin burada zikredilmesi bakımından Rum suresinden daha uygundur. Çünkü bu surede duhandan/dumandan bahsedilmiştir. Ancak İmam Buharl'nin yöntemi böyledir: Önce bir rivayeti bir yerde verir, sonra bununla yetinerek onu Ziyadelerden arınmış halde kendisine daha uygun bir yerde zikreder. Böylece zihinleri canlı tutmayı, insanların daha fazla rivayeti düşünmesini hedefler. İbn Mes'ud'un bu görüşü, Hz.

    Ali'den gelen ve Abdurrezzak İbn Hemmam ile İbn Ebı Hatim tarafından Haris İbn Ali kanalıyla nakledilen şu rivayetle reddedilmiştir: "Kıyametin duhan/duman alameti henüz çıkmamıştır. Bu duman çıkınca Müslüman adeta nezle olacak; kafir ise duman sona erinceye kadar şişecek" Abdurrezzak İbn Hemmam, İbn Müleyke'den onun şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bir gün İbn Abbas'ın yanına gittim. Bana "Dün gece sabaha kadar uyumadım," dedi. Orada bulunanlar şöyle dedi: "Kuyruklu yıldız doğdu. Biz de duhan/dumanın çıkmasından korktuk" Bu rivayette tashif söz konusu olabilir. Zira bu rivayette duhan kelimesi yerine deccal kelimesinin bulunması gerekir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ فَقَالَ إِنَّ مِنَ الْعِلْمِ أَنْ تَقُولَ لِمَا لاَ تَعْلَمُ اللَّهُ أَعْلَمُ، إِنَّ اللَّهَ قَالَ لِنَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم ‏{‏قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ‏}‏ إِنَّ قُرَيْشًا لَمَّا غَلَبُوا النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَاسْتَعْصَوْا عَلَيْهِ قَالَ اللَّهُمَّ أَعِنِّي عَلَيْهِمْ بِسَبْعٍ كَسَبْعِ يُوسُفَ فَأَخَذَتْهُمْ سَنَةٌ أَكَلُوا فِيهَا الْعِظَامَ وَالْمَيْتَةَ مِنْ الْجَهْدِ حَتَّى جَعَلَ أَحَدُهُمْ يَرَى مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ السَّمَاءِ كَهَيْئَةِ الدُّخَانِ مِنْ الْجُوعِ قَالُوا  رَبَّنَا اكْشِفْ عَنَّا الْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ  فَقِيلَ لَهُ إِنْ كَشَفْنَا عَنْهُمْ عَادُوا فَدَعَا رَبَّهُ فَكَشَفَ عَنْهُمْ فَعَادُوا فَانْتَقَمَ اللَّهُ مِنْهُمْ يَوْمَ بَدْرٍ فَذَلِكَ قَوْلُهُ تَعَالَى  فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ إِلَى قَوْلِهِ جَلَّ ذِكْرُهُ إِنَّا مُنْتَقِمُونَ

  6. Hadis no. 4823

    (Duhan 15) Kıyamet günü onlardan hiç azap kaldırılır mı? Son olarak Abdullah İbn Mes'ud şöyle dedi

    Türkçe meal

    Mesruk'tan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Abdullah İbn Mes'Qd'un yanına gittim. Sonra o, şöyle dedi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisini yalanlayıp ona karşı direnmeyi !,ilrdürmek isteyen Kureyş'e şöyle beddua etti: Ey Ulu Allahım! Yusuf Nebiin kavmine verdiğin yedi kıtlık yılına benzer yedi yıl ile onlara karşı bana yardım et! Bunun üzerine kıtlık oldu. Kıtlık, her şeyin tükenmesine neden oldu. Sonunda insanlar kemikleri yemeye başladılar. Durum öyle bir hal aldı ki; ayağa kalkan biri, açlık ve içinde bulunduğu zorlu durumdan dolayı göğe baktığı zaman, kendisi ile gök arasında dumana benzer bir şey görür hale geldi. Sonra şu ayetleri okudu: Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. "(Duhan 10) ... "Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz. "(Duhan 15) Kıyamet günü onlardan hiç azap kaldırılır mı? Son olarak Abdullah İbn Mes'ud şöyle dedi: "Şiddetle yakalamaıldan maksat Bedir Savaşı'dır

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ ثُمَّ قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا دَعَا قُرَيْشًا كَذَّبُوهُ وَاسْتَعْصَوْا عَلَيْهِ فَقَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ أَعِنِّي عَلَيْهِمْ بِسَبْعٍ كَسَبْعِ يُوسُفَ ‏"‏‏.‏ فَأَصَابَتْهُمْ سَنَةٌ حَصَّتْ ـ يَعْنِي ـ كُلَّ شَىْءٍ حَتَّى كَانُوا يَأْكُلُونَ الْمَيْتَةَ فَكَانَ يَقُومُ أَحَدُهُمْ فَكَانَ يَرَى بَيْنَهُ وَبَيْنَ السَّمَاءِ مِثْلَ الدُّخَانِ مِنَ الْجَهْدِ وَالْجُوعِ ثُمَّ قَرَأَ ‏{‏فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ * يَغْشَى النَّاسَ هَذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ‏}‏ حَتَّى بَلَغَ ‏{‏إِنَّا كَاشِفُو الْعَذَابِ قَلِيلاً إِنَّكُمْ عَائِدُونَ‏}‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ أَفَيُكْشَفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ وَالْبَطْشَةُ الْكُبْرَى يَوْمَ بَدْرٍ‏.‏

  7. Hadis no. 4824

    Ey Allahım! Yusuf Nebiin döneminde verdiğin yedi kıtlık yılına benzer yedi yıl ile bana yardım et!

    Türkçe meal

    Mesruk'tan Abdullah İbn Mes'ud'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Allah Teala, Hz. Nebi'i gönderdi ve ona şöyle emretti: "(Resulüm!) De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim. " Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kureyş'in kendisine karşı direnmeyi sürdürdüğünü görünce şöyle beddua etti: "Ey Allahım! Yusuf Nebiin döneminde verdiğin yedi kıtlık yılına benzer yedi yıl ile bana yardım et!" Bunun üzerine kıthk başladı ve her şeyin tükenmesine neden oldu. Öyle ki insanlar kemikleri ve derileri yediler. Hatta biri onların derileri ve ölmüş hayvanların etini yediğini söylemiştir. Bu esnada yerden dumana benzer bir şey kalkmaya başladı. Bunun üzerine Ebu Süfyan Hz. Nebi'e geldi ve ona; "Ey Muhammed! Senin halkın helak oldu. Allah'a dua et de, onlardan bu azabı kaldırsın ... " dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de Rabbine dua etti. [Hadisin ravilerinden] Mansur'dan nakledilen rivayete göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Bundan sonra dönersiniz," demiştir. İbn Mes'ud daha sonra şu ayetleri okudu: "Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu, elem verici bir azaptır. İşte o zaman insanlar:) Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler). Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti. Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğreti/miş bir deli! dediler. Biz azabı birazcıkkaldıracağız ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz."(Duhan 10-15) [Sonra İbn Mes'ud şöyle dedi:] Kıyamet günü verilecek azap onlardan kaldırılır mı hiç? Kıyametin alametlerinden duhan, yakalama ve lizam geçmiştir. Ravilerden biri kıyamet alametlerinden ayın yarılması hadisesinin, diğeri de Rumiarın İranhlara üstün gelmesinin gerçekleştiğini söylemiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، وَمَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بَعَثَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم وَقَالَ ‏{‏قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ‏}‏ فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا رَأَى قُرَيْشًا اسْتَعْصَوْا عَلَيْهِ فَقَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ أَعِنِّي عَلَيْهِمْ بِسَبْعٍ كَسَبْعِ يُوسُفَ ‏"‏‏.‏ فَأَخَذَتْهُمُ السَّنَةُ حَتَّى حَصَّتْ كُلَّ شَىْءٍ حَتَّى أَكَلُوا الْعِظَامَ وَالْجُلُودَ ـ فَقَالَ أَحَدُهُمْ حَتَّى أَكَلُوا الْجُلُودَ وَالْمَيْتَةَ ـ وَجَعَلَ يَخْرُجُ مِنَ الأَرْضِ كَهَيْئَةِ الدُّخَانِ فَأَتَاهُ أَبُو سُفْيَانَ فَقَالَ أَىْ مُحَمَّدُ إِنَّ قَوْمَكَ قَدْ هَلَكُوا فَادْعُ اللَّهَ أَنْ يَكْشِفَ عَنْهُمْ فَدَعَا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ تَعُودُوا بَعْدَ هَذَا ‏"‏‏.‏ فِي حَدِيثِ مَنْصُورٍ ثُمَّ قَرَأَ ‏{‏فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ‏}‏ إِلَى ‏{‏عَائِدُونَ‏}‏ أَيُكْشَفُ عَذَابُ الآخِرَةِ فَقَدْ مَضَى الدُّخَانُ وَالْبَطْشَةُ وَاللِّزَامُ وَقَالَ أَحَدُهُمُ الْقَمَرُ وَقَالَ الآخَرُ الرُّومُ‏.‏

  8. Hadis no. 4825

    Kıyametin şu beş alameti gerçekleşmiştir: Uzam, Rumiarın İranlılara üstün gelmesi, yakalama, ayın yarılması…

    Türkçe meal

    Abdullah İbn Mes'ud'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Kıyametin şu beş alameti gerçekleşmiştir: Uzam, Rumiarın İranlılara üstün gelmesi, yakalama, ayın yarılması ve duhan/duman.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    4824. hadisteki "Bu esnada yerden dumana benzer bir şey kalkmaya başladı," ifadesi, bir önceki hadiste geçen "Ayağa kalkan biri, açlık ve içinde bulunduğu zorlu durumdan dolayı göğe baktığı zaman kendisi ile gök arasında dumana benzer bir şey görür hale geldi," ifadesi ile çelişmez. Muhtemelen bu duman yeryüzünden kalkmaya başlamış ve nihayet yer ile gök arasına yerleşmiştir. Hararetinden dolayı dumana benzer bir Buharin yeryüzünden yukarı çıkması normaldir. Müşrikler, şiddetli açlık yüzünden yeryüzü ile gökyüzü arasında dumana benzer buhar görmeye başlamışlardı. Açlık yüzünden görme duyuları zayıflamış ve yeryüzünden duman çıktığını zanneder hale gelmişlerdi

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ خَمْسٌ قَدْ مَضَيْنَ اللِّزَامُ وَالرُّومُ وَالْبَطْشَةُ وَالْقَمَرُ وَالدُّخَانُ‏.‏

  9. Hadis no. 4826

    İnsanoğlu bana eziyet ediyor. Zamana sövüyor. Halbuki zaman Ben'im. Bütün işler benim elimdedir. Gece ve…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre r.a.'den Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Allah Teala şöyle buyurdu: "İnsanoğlu bana eziyet ediyor. Zamana sövüyor. Halbuki zaman Ben'im. Bütün işler benim elimdedir. Gece ve gündüzü ben çeviririm. " Hadisin geçtiği diğer yerler: 6181, 7491.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Hattabı şöyle demiştir: "Bu hadis şu anlama gelir: Zamanın sahibi Benim. İnsanların zamana nispet ettikleri işleri ben yönetirim. Zaman, işlerin meydana gelmesi için zarf yapılmış bir süredir. Araplar kendilerine bir kötülük dokunduğu zaman bunu zamana nispet eder/erdi ve 'Yazıklar olsun zamana!', 'Kahrolası zaman' gibi ifadeler kullanır/ard!." İmam Nevevı de şöyle demiştir: .......ve ene'd-dehru ifadesindeki .......dehr kelimesi çoğunluğun ve büyük alimlerin zabtına göre merru'dur. Ancak zarf olarak mansu.b da okunur. Bu durumda manası şöyle olur: Ben sonsuza kadar bakiyim. Hz. Nebi'in "Allah dehr/zamandır," sözüne en uygun olan, bu kelimenin merru' olarak okunmasıdır.

    Buna göre burada mecaz vardır. Şöyle ki; Araplar felaketler karşısında zamana söverlerdi. Bu ifade ile onlara şu mesaj verilmiştir: "Zamana sövmeyin! Çünkü onu yaratan Allah Teala'dır." Sanki bu ifade ile şu kastediimiştir: "Onu yaratana sövmeyin! Çünkü siz zamana sövdüğünüzde, bana sövmüş olursunuz

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ يُؤْذِينِي ابْنُ آدَمَ، يَسُبُّ الدَّهْرَ وَأَنَا الدَّهْرُ، بِيَدِي الأَمْرُ، أُقَلِّبُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ ‏"‏‏.‏

  10. Hadis no. 4827

    Bu adam, Allah'ın hakkında şöyle buyurduğu kimsedir: 'Anne ve babasına: Öf be size!

    Türkçe meal

    Yusuf İbn Mahek'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Mervan, Hicaz bölgesinin yöneticisi idi. Onu, Muaviye vali yapmıştı. Mervan, hutbe okuyup babasından sonra Yezid İbn Muaviye'ye biat edilmesi için ondan bahsetti. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir'in oğlu Abdurrahman ona [itiraz edip] bir şeyler söyledi. O da "yakalayın onu!" diye emir verdi. Abdurrahman hemen Hz. Aişe'nin evine sığındı, Mervan'ın adamları onu yakalayamadı. Bunun üzerine Mervan: "Bu adam, Allah'ın hakkında şöyle buyurduğu kimsedir: 'Anne ve babasına: Öf be size! Benden önce nice nesiller gelip geçmişken, beni mi tekrar dirilmekle tehdit ediyorsunuz? diyen.'(Ahkaf 17) Hz. Aişe örtünün arkasından ona şu şekilde cevap verdi: Allah Teala, benim masum olduğumu bildirdiği ayetlerin dışında hakkımızda hiçbir ayet indirmemiştir!

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Mervan, Muaviye tarafından Medine'ye vali yapılmıştı. İsmaill rivayetinde "Abdurrahman ona [itiraz edip] bir şeyler söyledi," ifadesi şu şekilde'ihakledilmiştir: "Bu söylediğin krallıktan başka bir şey değildir!" Yine Isma1ll rivayetinde Şu'be'nin Muhammed ibn Ziyad kanalıyla naklettiği rivayete göre, Mervan: "Bu, Ebu Bekir ve Ömer'in sünnetidir," demiş, Abdurrahman da. "Bu, Heraklious ve Kayser'in adetidir," şeklinde karşılık vermiştir. Bu senetle İbn Münzir, Abdurrahman'ın şöyle söylediğini nakletmiştir: "Çocuklarınıza biat almak suretiyle onları krallığı mı getiriyorsunuz?" Ebu Ya'la ve İbn Ebi Hatim, İsmail İbn Ebi Halid kanalıyla şu rivayeti nakletmişlerdir: Abdullah Medeni bana şunu tahdis etti: "Mervan hutbe okurken mescidde idim.

    O şöyle hitap etmişti: "Allah Teala müminlerin emirinin Yezid hakkında güzel bir düşünceye sahip olmasını nasip etti. Eğer onu yerine halife tayin ederse, bilin ki, Ebu Bekir ve Ömer de kendi yerlerine birini halife tayin etmişlerdir." Bunun üzerine Abdurrahman şöyle demişti: "Bu, krallıktır! Ebu Bekir ne çocuklarından birini, ne de ailesinden bir başka ferdi halife yapmıştır. Muaviye bunu, sadece evladını düşündüğü için yapmıştır." Abdurrahman Hz. Aişe'nin evine sığınmıştl. Mervan'ın adamları Hz. Aişe'ye saygıdan dolayı onun peşinden eve girmemişlerdi. Mervan'ın "Bu adam, Allah'ın hakkında şöyle buyurduğu kimsedir: 'Anne ve babasına: Öj be size!

    Benden önce nice nesil1er gelip geçmişken, beni mi tekrar dirilmekle tehdit ediyorsunuz?' diyen,"(Ahkaf 17) sözü, Ebu Ya'la rivayetinde şöyle geçmiştir: Mervan "Sus! Sen Allah'ın hakkında şöyle buyurduğu kimse değil misin?" dedi ve ayeti okudu. Abdurrahman da "Sen, Hz. Nebi'in Ianetlediği kim- . senin oğlu değil misin?" diye karşılık verdi. Muhammed İbn Ziyad rivayetinde Hz. Aişe Mervan'ın yalan söylediğini ifade etmiştir. Hz. Aişe "Allah Teala, benim masum olduğumu bildirdiği ayetlerin dışında hakkımızda hiçbir ayet indirmemiştir!" sözü ile Nur Suresi'nde yer alan ifk hadisesini ve kendisinin bu iftiradan masum olduğunu gösteren ayetleri kastetmiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ يُوسُفَ بْنِ مَاهَكَ، قَالَ كَانَ مَرْوَانُ عَلَى الْحِجَازِ اسْتَعْمَلَهُ مُعَاوِيَةُ، فَخَطَبَ فَجَعَلَ يَذْكُرُ يَزِيدَ بْنَ مُعَاوِيَةَ، لِكَىْ يُبَايِعَ لَهُ بَعْدَ أَبِيهِ، فَقَالَ لَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ شَيْئًا، فَقَالَ خُذُوهُ‏.‏ فَدَخَلَ بَيْتَ عَائِشَةَ فَلَمْ يَقْدِرُوا ‏{‏عَلَيْهِ‏}‏ فَقَالَ مَرْوَانُ إِنَّ هَذَا الَّذِي أَنْزَلَ اللَّهُ فِيهِ ‏{‏وَالَّذِي قَالَ لِوَالِدَيْهِ أُفٍّ لَكُمَا أَتَعِدَانِنِي‏}‏‏.‏ فَقَالَتْ عَائِشَةُ مِنْ وَرَاءِ الْحِجَابِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ فِينَا شَيْئًا مِنَ الْقُرْآنِ إِلاَّ أَنَّ اللَّهَ أَنْزَلَ عُذْرِي‏.‏

  11. Hadis no. 4828

    Ey Allah'ın Elçisi! İnsanlar bulut gördükleri zaman yağmurun yağmasını umarak sevinirler. Bakıyorum da, bulut…

    Türkçe meal

    Aişe r.anha'dan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ben Hz. Nebi'in küçük dilini göreceğim şekilde güldüğünü görmedim. Zira o, tebessüm ederdi. Hadisin geçtiği diğer yer: 6092 [-4829-] Aişe r.anha'dan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir bulut veya rüzgar görünce endişesi yüzünden okunurdu. Bunun üzerine Hz. Aişe ona; "Ey Allah'ın Elçisi! İnsanlar bulut gördükleri zaman yağmurun yağmasını umarak sevinirler. Bakıyorum da, bulut gördüğün zaman hoşnutsuzluğun yüzüne yansıyor," demiş. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurmuş: Ey Aişe! Bulutta, rüzgar ile azaba çarptınlan kavmin azabının olmadığına dair bir garantim yok! O insanlar bulutu gördükleri zaman "Bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur," demişlerdi.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Hz. Aişe, Hz. Nebi'in yüzüne yansıyan ifadeyi "hoşnutsuzluk" kelimesiyle anlatmıştır. Çünkü onun yüz ifadesi hoşnutsuzluğun sonucunda meydana gelmiştir. Ata'nın Hz. Aişe'den naklettiği bu hadisin baş tarafı şu şekildedir: Hz. Nebi rüzgar estiğinde "Allahım! Sen'den bu rüzgarın hayrını ve onunla gönderilenler içinde hayırlı olanları isterim. Bu rüzgarın şerrinden, onda bulunan kötülüklerden ve onunla gönderilen kötülüklerden de Sana sığınırım." Gök gürleyip şimşek çaktığı zaman Hz. Nebi'in yüzünün rengi atar, bir dışarı çıkar, bir içeri girer, bir ileri, bir geri giderdi. Yağmur yağınca onun bu hali de sona ererdi.

    Bu rivayeti İmam Müslim nakletmiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَحْمَدُ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنَا عَمْرٌو، أَنَّ أَبَا النَّضْرِ، حَدَّثَهُ عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ مَا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَاحِكًا حَتَّى أَرَى مِنْهُ لَهَوَاتِهِ، إِنَّمَا كَانَ يَتَبَسَّمُ‏.‏ قَالَتْ وَكَانَ إِذَا رَأَى غَيْمًا أَوْ رِيحًا عُرِفَ فِي وَجْهِهِ‏.‏ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ النَّاسَ إِذَا رَأَوُا الْغَيْمَ فَرِحُوا، رَجَاءَ أَنْ يَكُونَ فِيهِ الْمَطَرُ، وَأَرَاكَ إِذَا رَأَيْتَهُ عُرِفَ فِي وَجْهِكَ الْكَرَاهِيَةُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ يَا عَائِشَةُ مَا يُؤْمِنِّي أَنْ يَكُونَ فِيهِ عَذَابٌ عُذِّبَ قَوْمٌ بِالرِّيحِ، وَقَدْ رَأَى قَوْمٌ الْعَذَابَ فَقَالُوا ‏{‏هَذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَا‏}‏‏"‏

  12. Hadis no. 4829

    Ey Allah'ın Elçisi! İnsanlar bulut gördükleri zaman yağmurun yağmasını umarak sevinirler. Bakıyorum da, bulut…

    Türkçe meal

    Aişe r.anha'dan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ben Hz. Nebi'in küçük dilini göreceğim şekilde güldüğünü görmedim. Zira o, tebessüm ederdi. Hadisin geçtiği diğer yer: 6092 [-4829-] Aişe r.anha'dan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir bulut veya rüzgar görünce endişesi yüzünden okunurdu. Bunun üzerine Hz. Aişe ona; "Ey Allah'ın Elçisi! İnsanlar bulut gördükleri zaman yağmurun yağmasını umarak sevinirler. Bakıyorum da, bulut gördüğün zaman hoşnutsuzluğun yüzüne yansıyor," demiş. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurmuş: Ey Aişe! Bulutta, rüzgar ile azaba çarptınlan kavmin azabının olmadığına dair bir garantim yok! O insanlar bulutu gördükleri zaman "Bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur," demişlerdi.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Hz. Aişe, Hz. Nebi'in yüzüne yansıyan ifadeyi "hoşnutsuzluk" kelimesiyle anlatmıştır. Çünkü onun yüz ifadesi hoşnutsuzluğun sonucunda meydana gelmiştir. Ata'nın Hz. Aişe'den naklettiği bu hadisin baş tarafı şu şekildedir: Hz. Nebi rüzgar estiğinde "Allahım! Sen'den bu rüzgarın hayrını ve onunla gönderilenler içinde hayırlı olanları isterim. Bu rüzgarın şerrinden, onda bulunan kötülüklerden ve onunla gönderilen kötülüklerden de Sana sığınırım." Gök gürleyip şimşek çaktığı zaman Hz. Nebi'in yüzünün rengi atar, bir dışarı çıkar, bir içeri girer, bir ileri, bir geri giderdi. Yağmur yağınca onun bu hali de sona ererdi.

    Bu rivayeti İmam Müslim nakletmiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا أَحْمَدُ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنَا عَمْرٌو، أَنَّ أَبَا النَّضْرِ، حَدَّثَهُ عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ مَا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَاحِكًا حَتَّى أَرَى مِنْهُ لَهَوَاتِهِ، إِنَّمَا كَانَ يَتَبَسَّمُ‏.‏ قَالَتْ وَكَانَ إِذَا رَأَى غَيْمًا أَوْ رِيحًا عُرِفَ فِي وَجْهِهِ‏.‏ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ النَّاسَ إِذَا رَأَوُا الْغَيْمَ فَرِحُوا، رَجَاءَ أَنْ يَكُونَ فِيهِ الْمَطَرُ، وَأَرَاكَ إِذَا رَأَيْتَهُ عُرِفَ فِي وَجْهِكَ الْكَرَاهِيَةُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ يَا عَائِشَةُ مَا يُؤْمِنِّي أَنْ يَكُونَ فِيهِ عَذَابٌ عُذِّبَ قَوْمٌ بِالرِّيحِ، وَقَدْ رَأَى قَوْمٌ الْعَذَابَ فَقَالُوا ‏{‏هَذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَا‏}‏‏"‏

  13. Hadis no. 4830

    Benim bu şekildekalkmam, ilişkileri kesilen birinin kalkışıdır. Bunun üzerine Allah Teala

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğU rivayet edilmiştir: Allah Teala tüm mahlukatı yaratıp yaratmayı bitirince, rahim/akrabalzk bağı kalkıp Rahmdn'zn (azamet izdnnzn) bir ucundan tuttu. Allah Teala ona; "Ne istiyorsun?" diye sordu. O da şöyle cevap verdi: "Benim bu şekildekalkmam, ilişkileri kesilen birinin kalkışıdır. Bunun üzerine Allah Teala: "Seninle bağ kuranlar ile bağ kurmama; seninle bağlarını koparanlarla bağlarımı koparmama razı olur musun?" buyurdu. O da; "Elbette Ey Rabbim!" diye karşılık verdi. Allah Ted/d da; "Bundan sonra böyle olacak ... " şeklinde hükmetti. Ebu Hureyre şöyle demiştir: Dilerseniz "Geri dönerseniz, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve akrabalık bağlannı kesmeye dönmüş olmaz mısınız?" ayetini okuyun, Hadisin geçtiği diğer yerler:

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي مُعَاوِيَةُ بْنُ أَبِي مُزَرَّدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ خَلَقَ اللَّهُ الْخَلْقَ، فَلَمَّا فَرَغَ مِنْهُ قَامَتِ الرَّحِمُ فَأَخَذَتْ بِحَقْوِ الرَّحْمَنِ فَقَالَ لَهَا مَهْ‏.‏ قَالَتْ هَذَا مَقَامُ الْعَائِذِ بِكَ مِنَ الْقَطِيعَةِ‏.‏ قَالَ أَلاَ تَرْضَيْنَ أَنْ أَصِلَ مَنْ وَصَلَكِ وَأَقْطَعَ مَنْ قَطَعَكِ‏.‏ قَالَتْ بَلَى يَا رَبِّ‏.‏ قَالَ فَذَاكِ لَكِ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ اقْرَءُوا إِنْ شِئْتُمْ ‏{‏فهَلْ عَسَيْتُمْ إِنْ تَوَلَّيْتُمْ أَنْ تُفْسِدُوا فِي الأَرْضِ وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ‏}‏

  14. Hadis no. 4831

    Dilerseniz 'Geri dönerseniz, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve akrabalık bağlarını kesmeye dönmüş olmaz…

    Türkçe meal

    Ebu Hureyre'den aynı şekilde rivayet edilmiştir. .. Rivayetin sonunda o şöyle demiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Dilerseniz 'Geri dönerseniz, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve akrabalık bağlarını kesmeye dönmüş olmaz mısınız?' ayetini okuyun," buyurdu

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، عَنْ مُعَاوِيَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمِّي أَبُو الْحُبَابِ، سَعِيدُ بْنُ يَسَارٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، بِهَذَا، ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اقْرَءُوا إِنْ شِئْتُمْ ‏{‏فَهَلْ عَسَيْتُمْ‏}‏

  15. Hadis no. 4832

    Dilerseniz 'Geri dönerseniz, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve akrabalık bağlarını kesmeye dönmüş olmaz…

    Türkçe meal

    Muaviye İbn Ebi'l-Müzerrad'dan bu rivayet nakledilmiştir ... Rivayetin sonu şu şekildedir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Dilerseniz 'Geri dönerseniz, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve akrabalık bağlarını kesmeye dönmüş olmaz mısınız?' ayetini okuyun," buyurdu.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Rahim / arabalık bağının kalkması hakikat anlamında olabilir. Arazların Allah'ın izni ile bir varlığa bürünüp konuşması caizdir. Burada akrabalık bağlarının önemine vurgu yapılmış, akrabalık bağlarına riayet edenlerin fazileti ve akrabalık bağlarını koparanların günahı kastedilmiştir. Ayette [Muhammed 22J geçen .........in tevelleytum ifadesi hakkında farklı yorumlar vardır. Çoğunluğa göre bu lafız, yönetimi elinde bulundurma anlamına gelen velayeti ifade eder. Bu ifadenin yüz çevirmek, geri dönmek anlamına geldiği de söylenmiştir. Bu durumda ayetin anlamı şu şekilde olur. Eğer hakkı kabule yanaşmazsanız, siz ifade edilenleri yaparsınız.

    Yaygın olan, birinci görüştür. İmam TaberI"ni!: Abdullah İbp M,ugaffellden naklettiği şu hadis de bunu desteklemektedir: "................Fehel aseytum in tevelleytum en tüfsidli fi'l-aı'di ayetinde kastedilenler Kureyş'in şu kısmıdır. Halbuki Allah Teala onlardan, yönetime geldikleri takdirde yeryüzünde bozgunculuk yapmamak ve akrabalık bağını kesmernek üzere söz almıştı]

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ أَبِي الْمُزَرَّدِ، بِهَذَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وَاقْرَءُوا إِنْ شِئْتُمْ ‏{‏فَهَلْ عَسَيْتُمْ‏}‏

  16. Hadis no. 4833

    Ömerlin annesi oğluna ağıtlar yaksını [Ey Ömer] Üç defa Nebi'e ısrarla soru sordun, üçünde de Allah Resulü…

    Türkçe meal

    Zeyd İbn Eslem babasından şöyle nakletmiştir: Bir gece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem düzenlediği seferlerden birinde yürüyordu. Hz. Ömer de onunla birlikte yürüyordu. Bu sırada Hz. Ömer ona bir soru sordu. Ancak Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem cevap vermedi. Hz. Ömer bir daha sordu, Hz. Nebi yine cevap vermedi. Sonra Hz. Ömer bir daha sordu, Hz. Nebi yine cevap vermedi. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Ömerlin annesi oğluna ağıtlar yaksını [Ey Ömer] Üç defa Nebi'e ısrarla soru sordun, üçünde de Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem sana cevap vermedi. .. " dedi. Hz. Ömer olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: Sonra bineğimi hareket ettirdim ve insanların önüne geçtim. Hakkımda bir Kur'an inmesinden korkuyordum. Çok geçmeden birinin bana seslendiğini işittim. 'Korkarım hakkımda ayet indi,' dedim ve Hz. Nebi'in yanına gidip ona selam verdim. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Bu gece bana bir sure indirildi. Bu sure, üzerine güneşin doğduğu her şeyden bana daha sevim/idir," buyurdu ve Fetih Suresilni okudu

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَسِيرُ فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ وَعُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَسِيرُ مَعَهُ لَيْلاً، فَسَأَلَهُ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ عَنْ شَىْءٍ، فَلَمْ يُجِبْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ سَأَلَهُ فَلَمْ يُجِبْهُ، ثُمَّ سَأَلَهُ فُلَمْ يُجِبْهُ، فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ثَكِلَتْ أُمُّ عُمَرَ، نَزَرْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثَ مَرَّاتٍ، كُلَّ ذَلِكَ لاَ يُجِيبُكَ‏.‏ قَالَ عُمَرُ فَحَرَّكْتُ بَعِيرِي، ثُمَّ تَقَدَّمْتُ أَمَامَ النَّاسِ، وَخَشِيتُ أَنْ يُنْزَلَ فِيَّ الْقُرْآنُ، فَمَا نَشِبْتُ أَنْ سَمِعْتُ صَارِخًا يَصْرُخُ بِي فَقُلْتُ لَقَدْ خَشِيتُ أَنْ يَكُونَ نَزَلَ فِيَّ قُرْآنٌ‏.‏ فَجِئْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَقَالَ ‏"‏ لَقَدْ أُنْزِلَتْ عَلَىَّ اللَّيْلَةَ سُورَةٌ لَهِيَ أَحَبُّ إِلَىَّ مِمَّا طَلَعَتْ عَلَيْهِ الشَّمْسُ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَرَأَ ‏"‏‏{‏إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا‏}‏‏"‏

  17. Hadis no. 4834

    Enes'ten rivayet edildiğine göre, ........... (Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik.) (feth 1)…

    Türkçe meal

    Enes'ten rivayet edildiğine göre, ........... (Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik.) (feth 1) ayetinde geçen fethin Hudeybiye antlaşması olduğunu söylemiştir

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ ‏{‏إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا‏}‏ قَالَ الْحُدَيْبِيَةُ‏.‏

  18. Hadis no. 4835

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Mekke'nin fethedildiği gün Fetih Suresi'ni okudu ve kıraatinde terdl yaptı…

    Türkçe meal

    Abdullah İbn Muğaffel'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Mekke'nin fethedildiği gün Fetih Suresi'ni okudu ve kıraatinde terdl yaptı. Muaviye de şöyle söylemiştir: Eğer Hz. Nebilin kıraatini aynen size göstermek isteseydim, elbette bunu yapardım.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    Hz. Nebi'in Hz. Ömer'in sorusuna cevap vermemesinden, her soruya cevap verilmeyeceği, aksine bazı sualler karşısında susmanın bazen cevap olacağı sonucuna varılır . Hz. Ömer, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisini duymadığını zannettiği veya soru konusu olan meselenin kendince önemli olduğu için sorusunu tekrarlamıştır. Muhtemelen Hz. Nebi sonra ona cevap vermiştir. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ilk başta ona cevap vermemesinin nedeni; kendisine inen vahiy ile meşgulolmasıdır. .......Sekile fiili kadının çocuğunu kaybetme si anlamına gelir. Hz. Ömer, ısrarla Nebi s.a.v.'e soru sorduğu için, kendisine beddua etmiştir.

    Ancak burada gerçekten kendisine beddua etmeyi kastetmemiş de olabilir. Çünkü bu söz, kızgınlık anında manası kastedilmeden söylenen sözlerdendir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, mağfiret ve fethi müjdelediği için, Fetih Suresirnin dünya ve içindekilerden daha hayırlı olduğunu ifade etmiştir. Katade, Enes'in Fetih Suresi'nin birinci ayetinde geçen "fetih" kelimesini Hudeybiye antlaşması olarak açıkladığını nakletmiştir. Çünkü Hudeybiye antlaşması, fethin başlangıcı ve ilk koşulu idi. Bu husus "Kitabu'l-megazı"de açıklanmıştı. (4150. hadis)

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ قُرَّةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ، قَالَ قَرَأَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ سُورَةَ الْفَتْحِ فَرَجَّعَ فِيهَا‏.‏ قَالَ مُعَاوِيَةُ لَوْ شِئْتُ أَنْ أَحْكِيَ لَكُمْ قِرَاءَةَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَفَعَلْتُ‏.‏

  19. Hadis no. 4836

    Rabbine şükreden bir kulolmayayım mı

    Türkçe meal

    Muğire'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gece namazına kalktı ve iki ayağı şişinceye kadar kıyamda durdu. Bunun üzerine kendisine, Allah Teala'nın geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışladığı hatırlatıldı, o da şöyle buyurdu: Rabbine şükreden bir kulolmayayım mı

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، حَدَّثَنَا زِيَادٌ، أَنَّهُ سَمِعَ الْمُغِيرَةَ، يَقُولُ قَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى تَوَرَّمَتْ قَدَمَاهُ فَقِيلَ لَهُ غَفَرَ اللَّهُ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ قَالَ ‏ "‏ أَفَلاَ أَكُونُ عَبْدًا شَكُورًا ‏"‏‏.‏

  20. Hadis no. 4837

    Ey Allah'ın Elçisi! Allah Teala senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığı halde neden böyle yapıyorsun?

    Türkçe meal

    Aişe r.anha'dan şöyle rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gece namazına kalkar, ayakları çat1ayıncaya kadar kıyamda dururdu. Bunun üzerine Hz. Aişe ona; "Ey Allah'ın Elçisi! Allah Teala senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığı halde neden böyle yapıyorsun?" diye sormuştu. O da; "Rabbine şükreden bir kulolmayı istemeyeyim mi?" diyerek cevap vermişti. Hz. Nebi yaşı ilerleyince oturarak namaz kılardı. Rüku'a gitmek istediği zaman ayağa kalkar, Kurlanldan ayetler okur ve rukC'a varırdı.

    Fethu'l-Bârî Açıklaması

    .....Kesura lahmuhu ifadesini Davui' kabul etmemiş ve bu konuda şunları söylemiştir: "Aslında bu ifade .............felemma beddene (yaşı ilerledi) şeklindedir. Öyle anlaşılıyor ki, hadisin ravisi bu ifadeyi Hz.Nebi'in kilo alması şeklinde izah etmiştir." İbnu'l-Cevzi' de şu şekilde buna itiraz etmiştir: "Kesinlikle hiç kimse Hz. Nebi'li şişman olarak tavsif etmemiştir. Allah ResClü sallallahu aleyhi ve sellem ömründe bir gün içinde iki defa doya doya arpa ekmeği yememiştir. Öyle tahmin ediyorum ki, ravilerden biri, 0/beddene fiilini görünce bunun "eti çoğaldı" anlamına geldiğini zannetmiştir. Halbuki bu kelimenin anlamı bu değildir.

    Bu kelime "yaşlandı" anlamına gelir. Hz. Nebi'in oturarak namaz kılması, rükC' yapmak için ayağa kalkması, Kur'an okuyup rüku'a gitmesi "Kitabu taksi'ri's-salat"ta geçmişti.(1118. hadiste)

    Arapça metin

    حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا حَيْوَةُ، عَنْ أَبِي الأَسْوَدِ، سَمِعَ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُومُ مِنَ اللَّيْلِ حَتَّى تَتَفَطَّرَ قَدَمَاهُ فَقَالَتْ عَائِشَةُ لِمَ تَصْنَعُ هَذَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَقَدْ غَفَرَ اللَّهُ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ قَالَ ‏ "‏ أَفَلاَ أُحِبُّ أَنْ أَكُونَ عَبْدًا شَكُورًا ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا كَثُرَ لَحْمُهُ صَلَّى جَالِسًا فَإِذَا أَرَادَ أَنْ يَرْكَعَ قَامَ، فَقَرَأَ ثُمَّ رَكَعَ‏.‏