Bölümler (368)
Müslümanın Hayat ÖlçüleriHadisler: 1-687
- 2İhlâs ve İyi NiyetHadisler: 1-13
- 3TövbeHadisler: 14-25
- 4SabırHadisler: 26-54
- 5Doğru Söylemek (Sıdk)Hadisler: 55-60
- 6Her An Allah ile Beraber Olma Bilinci (Murâkabe)Hadisler: 61-69
- 7Sorumluluk Bilinci (Takva)Hadisler: 70-74
- 8Allah’a Kesin İman (Yakîn) ve O’na Dayanmak (Tevekkül)Hadisler: 75-85
- 9Dürüst Olmak (İstikâmet)Hadisler: 86-87
- 10Yaratılıştaki İhtişamı Düşünmek
- 11Hayırlı İşlere KoşmakHadisler: 88-95
- 12Allah İçin ÇalışmakHadisler: 96-112
- 13Ömrün Sonlarına Doğru Hayır Hasenâtı ArtırmakHadisler: 113-117
- 14Hayır Yollarının ÇokluğuHadisler: 118-143
- 15İbadette Ölçülü DavranmakHadisler: 144-154
- 16Amellerde DevamlılıkHadisler: 155-157
- 17Sünnete ve Âdâba UymakHadisler: 158-169
- 18Allah’ın Hükmüne Boyun EğmekHadisler: 170
- 19Dinde Yenilik (Bid’at)Hadisler: 171-172
- 20İyi veya Kötü Çığır AçmakHadisler: 173-174
- 21Hayra Aracılık, Hidayete ÇağrıHadisler: 175-178
- 22İyilikte ve Takvada YardımlaşmakHadisler: 179-182
- 23Samimiyet (Nasîhat)Hadisler: 183-185
- 24İyiliği Teşvik, Kötülükle Mücadele Etmek (Emr-i Bi’l-Ma’rûf Nehy-i Ani’l-Münker)Hadisler: 186-199
- 25İyiliği Emredip Kötülükten Nehyettiği Hâlde Aksini YapmakHadisler: 200
- 26Emanete Riayet EtmekHadisler: 201-204
- 27Haksızlık (Zulüm)Hadisler: 205-223
- 28Müslümanlar Arası HukukHadisler: 224-241
- 29Kusurların ÖrtülmesiHadisler: 242-245
- 30İhtiyaçların GiderilmesiHadisler: 246
- 31Aracılık EtmekHadisler: 247-249
- 32İnsanların Arasını DüzeltmekHadisler: 250-253
- 33YoksullarHadisler: 254-261
- 34Muhtaçları Himaye EtmekHadisler: 262-274
- 35Hanımlara İyi DavranmakHadisler: 275-282
- 36Kocanın, Eşi Üzerindeki HaklarıHadisler: 283-290
- 37Ailenin Geçimini SağlamakHadisler: 291-298
- 38Malın En İyisinden İnfak EtmekHadisler: 299
- 39Aile Fertlerine Allah’a İtaat Şuuru VermekHadisler: 300-304
- 40Komşu HakkıHadisler: 305-313
- 41Anne Babaya İyilik Etmek, Akrabayı GözetmekHadisler: 314-337
- 42Anne Babaya İsyan Etmek ve Akraba ile İlişkiyi KesmekHadisler: 338-342
- 43Anne Babanın Dostlarına, Yakınlara ve Eşe İyilik EtmekHadisler: 343-346
- 44Ehl-İ Beyt’e Saygı GöstermekHadisler: 347-348
- 45Âlimlere, Büyüklere ve Fazilet Ehline Saygı GöstermekHadisler: 349-360
- 46Hayırlı İnsanları Ziyaret EtmekHadisler: 361-375
- 47Allah İçin SevmekHadisler: 376-386
- 48Allah’ın Kulunu SevmesiHadisler: 387-389
- 49Başkalarına Eziyet VermemekHadisler: 390
- 50İnsanları Yaptıklarına Göre Değerlendirmek, İç Hâllerini Allah’a BırakmakHadisler: 391-396
- 51Allah’tan Korkmak (Havf)Hadisler: 397-412
- 52Allah’tan Yana Ümitvar Olmak (Recâ)Hadisler: 413-440
- 53Ümitvar Olmanın SevabıHadisler: 441-443
- 54Korku ile Ümit Arasında YaşamakHadisler: 444-446
- 55Allah Korkusuyla AğlamakHadisler: 447-457
- 56Dünyaya Meyletmemek (Zühd)Hadisler: 458-491
- 57Sade YaşamakHadisler: 492-522
- 58Kanaat ve TokgözlülükHadisler: 523-538
- 59İstenmeden Verilen Sadakanın AlınmasıHadisler: 539
- 60El Emeğiyle GeçinmekHadisler: 540-544
- 61CömertlikHadisler: 545-563
- 62CimrilikHadisler: 564
- 63Başkasını Kendine Tercih Etmek (Îsâr)Hadisler: 565-569
- 64İyilikte YarışmakHadisler: 570-571
- 65Helâl Kazanıp Helâl Yolda HarcamakHadisler: 572-574
- 66Ölümü HatırlamakHadisler: 575-581
- 67Kabir ZiyaretiHadisler: 582-585
- 68Ölümü Temenni EtmemekHadisler: 586-588
- 69Günahlardan Korunmak ve Şüpheli Şeylerden Sakınmak (Vera’)Hadisler: 589-597
- 70İnsanlardan Uzaklaşarak Tek Başına Yaşamak (Uzlet)Hadisler: 598-602
- 71İyiliklerden Yana Olmak ve Fenalıklardan Kaçınmak
- 72Tevazu ve ŞefkatHadisler: 603-612
- 73Kibir ve GururHadisler: 613-621
- 74Güzel AhlâkHadisler: 622-632
- 75Yumuşak Huylu Olmak (Hilm) ve Ölçülü Hareket Etmek (Teennî)Hadisler: 633-643
- 76Affedici OlmakHadisler: 644-648
- 77Eziyetlere KatlanmakHadisler: 649
- 78Dinî Konular da Hassas OlmakHadisler: 650-653
- 79Yöneten Yönetilen İlişkilerinde ÖlçüHadisler: 654-659
- 80Adaletli YöneticiHadisler: 660-663
- 81Yöneticilere İtaatte ÖlçüHadisler: 664-674
- 82İdareciliğin İstenmemesiHadisler: 675-678
- 83Yönetimde İstişare ve İşbirliğiHadisler: 679-680
- 84İdareciliğin Hırslılara VerilmemesiHadisler: 681
- 85HayâHadisler: 682-685
- 86Sır SaklamakHadisler: 686-689
EdepHadisler: 688-728
- 88Ahde Vefa ve Sözünde DurmakHadisler: 690-692
- 89Hayırlı İşleri SürdürmekHadisler: 693
- 90Güler Yüzlü ve Tatlı Sözlü OlmakHadisler: 694-696
- 91Anlaşılır Şekilde KonuşmakHadisler: 697-698
- 92Dinleme ÂdâbıHadisler: 699
- 93Öğüt Vermede ÖlçüHadisler: 700-703
- 94Ağırbaşlılık (Vakar)Hadisler: 704
- 95İbadet Yerlerinde Saygılı DavranmakHadisler: 705-706
- 96Misafir AğırlamakHadisler: 707-708
- 97İyi İşleri MüjdelemekHadisler: 709-712
- 98Yolcunun VedalaşmasıHadisler: 713-718
- 99İstihar e ve İstişareHadisler: 719
- 100İbadet Yerlerine Gidiş Geliş ÂdâbıHadisler: 720-721
- 101İyi İşlere Sağdan BaşlamakHadisler: 722-728
Yemek Yeme ÂdâbıHadisler: 729-779
- 103Yemeğe Besmele ile Başlamak, Hamd Ederek BitirmekHadisler: 729-736
- 104Yemeğe Kusur BulmamakHadisler: 737-738
- 105Nafile Oruç Tutan Kimsenin Yemek Davetine KatılmasıHadisler: 739
- 106Yemeğe Davet Edilen Kimsenin Yanında Başkalarını da GötürmesiHadisler: 740
- 107Sofra ÂdâbıHadisler: 741-742
- 108Birlikte Meyve Yerken Ölçülü DavranmakHadisler: 743-744
- 109Yemeği Yemek Kabının Kenarından YemekHadisler: 745-746
- 110Yaslanarak YememekHadisler: 747-748
- 111Sofra Âdâbı (Devamı)Hadisler: 749-755
- 112Yemek YemeHadisler: 756-757
- 113İçeceklerle İlgili ÂdâbHadisler: 758-762
- 114Büyük Su Kabının Ağzından Su İçmemekHadisler: 763-765
- 115Su Kabına ÜflememekHadisler: 766-767
- 116Su İçme ÂdâbıHadisler: 768-774
- 117Su İçilecek KaplarHadisler: 775-779
Giyim KuşamHadisler: 780-814
- 119Giyim TarzıHadisler: 780-789
- 120Gömlek GiymekHadisler: 790
- 121Giyeceklerin Uzunluğu ve KısalığıHadisler: 791-802
- 122Giyimde Abartıya KaçmamakHadisler: 803
- 123Kişinin Durumuna Uygun GiyinmesiHadisler: 804
- 124İpekli GiyinmekHadisler: 805-811
- 125Yırtıcı Hayvanların Derisini KullanmamakHadisler: 812-813
- 126Yeni Elbise ve Ayakkabı Giyildiğinde Dua EtmekHadisler: 814
SelâmHadisler: 846-895
- 133Selâmlaşmak ve Selâmı YaymakHadisler: 846-851
- 134Selâm Verme UsûlüHadisler: 852-862
- 135Evine Giren Kimsenin Selâm VermesiHadisler: 863
- 136Çocuklara Selâm VermekHadisler: 864
- 137Hanımlarla SelâmlaşmakHadisler: 865-867
- 138Farklı İnanç Kesimleriyle SelâmlaşmaHadisler: 868-870
- 139Topluluktan Ayrılan Kimsenin Selâm VermesiHadisler: 871
- 140İzin İsteme ÂdâbıHadisler: 872-879
- 141Aksırma ve Esneme ÂdâbıHadisler: 880-886
- 142Tokalaşma ve Kucaklaşma ÂdâbıHadisler: 887-895
Hasta ZiyaretiHadisler: 896-957
- 144Hasta Ziyareti ve Cenazeyi KaldırmaHadisler: 896-902
- 145Hastalara Dua EtmekHadisler: 903-911
- 146Hasta Yakınlarına Hastanın Durumunu SormakHadisler: 912
- 147Hayatından Ümidini Kesen Kimsenin DuasıHadisler: 913-915
- 148Hastanın Hâlinden Şikâyet EtmesiHadisler: 916-918
- 149Ölmek Üzere Olan Kimseye Kelime-i Tevhidi Hatırlatmak (Telkîn)Hadisler: 919-920
- 150Ölünün Gözünü Kapadıktan Sonra Söylenecek SözHadisler: 921
- 151Ölmek Üzere Olan Hastanın Yanında Söylenebilecek SözlerHadisler: 922-926
- 152Ölen Kimse İçin AğlamakHadisler: 927-929
- 153Cenazenin Olumsuz Yönlerini AnlatmamakHadisler: 930
- 154Cenaze Namazına KatılmakHadisler: 931-933
- 155Cenaze Namazına Katılanların Çok OlmasıHadisler: 934-936
- 156Cenaze Namazında Okunacak DualarHadisler: 937-942
- 157Cenazeyi Bir An Evvel KaldırmakHadisler: 943-944
- 158Ölenin Borcunu Geciktirmeden ÖdemekHadisler: 945-946
- 159Kabir Başında Öğüt VermekHadisler: 947
- 160Kabir Başında Dua Edip Kur’an OkumakHadisler: 948-949
- 161Ölen İçin Sadaka Vermek ve Dua EtmekHadisler: 950-951
- 162Ölmüş Kimseleri Hayırla AnmakHadisler: 952-953
- 163Küçük Çocuğu Ölenlere Verilecek SevapHadisler: 954-956
- 164Helâk Edilen Kavimlerin Kalıntılarından İbret AlmakHadisler: 957
Yolculuk EdepleriHadisler: 958-992
- 166Yolculuk ÂdâbıHadisler: 958-970
- 167Yolculukta YardımlaşmakHadisler: 971-973
- 168Yolculukta Okunacak DualarHadisler: 974-981
- 169Yolcunun DuasıHadisler: 982
- 170Korku Hâlinde Okunacak DuaHadisler: 983
- 171Konaklama Esnasında Okunacak DuaHadisler: 984-985
- 172Yolculuktan Dönüş ÂdâbıHadisler: 986-990
- 173Hanımların Yalnız Başına YolculuğuHadisler: 991-992
FaziletlerHadisler: 993-1270
- 175Kur’an-ı Kerim Okumanın FaziletiHadisler: 993-1003
- 176Kur’an-ı Kerim’i Sık Okumak ve UnutmamakHadisler: 1004-1005
- 177Kur’an-ı Kerim’i Güzel Sesle OkumakHadisler: 1006-1010
- 178Belirli Sûre ve Âyetleri OkumakHadisler: 1011-1024
- 179Birlikte Kur’an OkumakHadisler: 1025
- 180Abdestin FaziletiHadisler: 1026-1034
- 181Ezanın FaziletiHadisler: 1035-1043
- 182Namazların FaziletleriHadisler: 1044-1048
- 183Sabah ve İkindi Namazlarının FaziletiHadisler: 1049-1054
- 184Cemaatle Namaz İçin Camilere Gitmenin FaziletiHadisler: 1055-1062
- 185Camide Namazı Beklemenin FaziletiHadisler: 1063-1065
- 186Cemaatle Namaz Kılmanın FaziletiHadisler: 1066-1072
- 187Sabah ve Yatsı Namazlarında Camiye GitmekHadisler: 1073-1075
- 188Farz Namazlara Devam EtmekHadisler: 1076-1083
- 189Namazı İlk Safta Kılmanın Fazileti, Safları Tamamlayıp Düzgün TutmakHadisler: 1084-1098
- 190Sünnet Namazların FaziletiHadisler: 1099-1101
- 191Sabah Namazının SünnetiHadisler: 1102-1114
- 192Öğle Namazının SünnetiHadisler: 1115-1120
- 193İkindi Namazının SünnetiHadisler: 1121-1123
- 194Akşam Namazının SünnetiHadisler: 1124-1127
- 195Yatsı Namazının Sünnetleri
- 196Cuma Namazının SünnetiHadisler: 1128-1129
- 197Sünnet Namazları Evde KılmakHadisler: 1130-1133
- 198Vitir NamazıHadisler: 1134-1140
- 199Kuşluk NamazıHadisler: 1141-1145
- 200Tahiyyetü’l-Mescid NamazıHadisler: 1146-1147
- 201Abdest Aldıktan Sonra İki Rekât Namaz KılmakHadisler: 1148
- 202Cuma Gününün Fazileti ve Cumaya HazırlıkHadisler: 1149-1160
- 203Şükür SecdesiHadisler: 1161
- 204Gece İbadet Etmenin FaziletiHadisler: 1162-1189
- 205Teravih NamazıHadisler: 1190-1191
- 206Kadir Gecesini İhya Etmenin FaziletiHadisler: 1192-1198
- 207Ağız ve Diş TemizliğiHadisler: 1199-1208
- 208Zekâtın Farziyeti ve FaziletiHadisler: 1209-1217
- 209Ramazan Orucunun Farziyeti ve FaziletiHadisler: 1218-1224
- 210Ramazan Ayında İyilik EtmekHadisler: 1225-1226
- 211Şa’ban Ayında Tutulan OruçHadisler: 1227-1230
- 212Yeni Ay Görüldüğünde Yapılacak DuaHadisler: 1231
- 213Sahurun FaziletiHadisler: 1232-1235
- 214İftarı Geciktirmemek ve İftardan Sonra Yapılacak DuaHadisler: 1236-1242
- 215Oruçlunun Dikkat Etmesi Gereken HususlarHadisler: 1243-1244
- 216OruçHadisler: 1245-1248
- 217Bazı Mübarek Aylarda Tutulacak Orucun FaziletiHadisler: 1249-1251
- 218Zilhiccenin İlk Onunda Tutulan Orucun ve Diğer İyiliklerin FaziletiHadisler: 1252-1253
- 219Arefe Gününde ve Muharrem’in 9 ve 10. Günlerinde Tutulan Orucun FaziletiHadisler: 1254-1256
- 220Şevval Ayında Altı Gün Oruç Tutmanın FaziletiHadisler: 1257
- 221Pazartesi ve Perşembe Günlerinde Oruç Tutmanın FaziletiHadisler: 1258-1260
- 222Her Aydan Üç Gün Oruç Tutmanın FaziletiHadisler: 1261-1267
- 223İftar Vermenin FaziletiHadisler: 1268-1270
CihadHadisler: 1288-1378
- 227Cihadın FaziletiHadisler: 1288-1355
- 228Şehitliğin FaziletiHadisler: 1356-1360
- 229Köle Azat Etmenin FaziletiHadisler: 1361-1362
- 230Kölelere İyi Davranmanın FaziletiHadisler: 1363-1364
- 231Kölelerin Sorumluluklarını Yerine GetirmesiHadisler: 1365-1368
- 232Fitne ve Karışıklık Zamanlarında İbadet Etmenin FaziletiHadisler: 1369
- 233Alışverişte ve Ödemelerde Kolaylık Göstermenin FaziletiHadisler: 1370-1378
YasaklarHadisler: 1514-1811
- 250GıybetHadisler: 1514-1530
- 251Gıybet Edenleri DinlememekHadisler: 1531-1533
- 252Sakıncası Olmayan GıybetHadisler: 1534-1538
- 253Laf Taşımamak (Nemîme)Hadisler: 1539-1541
- 254İnsanları GammazlamamakHadisler: 1542
- 255İkiyüzlülükHadisler: 1543-1544
- 256YalanHadisler: 1545-1549
- 257Yalan Söylenebilecek YerlerHadisler: 1550
- 258Bilinçli ve Doğru KonuşmaHadisler: 1551-1553
- 259Yalancı ŞahitlikHadisler: 1554
- 260İnsanlara ve Hayvanlara Lanet EtmemekHadisler: 1555-1562
- 261Günahkârlığı Telin Etmek
- 262Müslümana Hakaret Etmenin GünahıHadisler: 1563-1567
- 263Ölülere SövmemekHadisler: 1568
- 264İnsanlara Eziyet EtmemekHadisler: 1569-1570
- 265Kin Gütmemek, İlişkiyi Kesmemek ve İnsanlara Sırt ÇevirmemekHadisler: 1571-1572
- 266KıskançlıkHadisler: 1573
- 267Başkalarının Ayıplarını AraştırmamakHadisler: 1574-1576
- 268Sû-i Zanda BulunmamakHadisler: 1577
- 269Müslümanı KüçümsememekHadisler: 1578-1580
- 270Müslümanın Başına Gelen Felakete SevinmemekHadisler: 1581
- 271İnsanların Soylarına Dil UzatmamakHadisler: 1582
- 272Hile ve AldatmaHadisler: 1583-1587
- 273Ahde VefasızlıkHadisler: 1588-1591
- 274İyilikleri Başa KakmamakHadisler: 1592
- 275Böbürlenmemek ve Haddini AşmamakHadisler: 1593-1594
- 276Üç Günden Fazla Küs DurmamakHadisler: 1595-1601
- 277Başkalarının Yanında Birisiyle Gizli KonuşmamakHadisler: 1602-1603
- 278İşkence EtmemekHadisler: 1604-1612
- 279Canlıları YakmamakHadisler: 1613-1614
- 280Borcunu Ödemeyi GeciktirmemekHadisler: 1615
- 281Hibeden VazgeçmekHadisler: 1616-1617
- 282Yetim Malı YememekHadisler: 1618
- 283Faiz (Riba) YememekHadisler: 1619
- 284Gösteriş (Riya) YapmamakHadisler: 1620-1624
- 285Riyayı Andıran ŞeylerHadisler: 1625
- 286Harama BakmamakHadisler: 1626-1631
- 287Nâmahrem Bir Kadınla Başbaşa KalmamakHadisler: 1632-1634
- 288Karşı Cinse Benzemeye ÇalışmamakHadisler: 1635-1637
- 289Başka Milletlere ÖzenmemekHadisler: 1638-1640
- 290Saçları Siyaha BoyamamakHadisler: 1641
- 291Saç Kestirme ÂdâbıHadisler: 1642-1645
- 292Peruk Takmamak, Dövme Yaptırmamak ve Estetik Amaçla Dişleri SeyrekleştirmemekHadisler: 1646-1649
- 293Saç ve Sakaldaki Beyaz Kılları KoparmamakHadisler: 1650-1651
- 294Sağ Elle TaharetlenmemekHadisler: 1652
- 295Ayakkabı Giyme ÂdâbıHadisler: 1653-1655
- 296Yangına Karşı Tedbir AlmakHadisler: 1656-1658
- 297İşleri Zora KoşmamakHadisler: 1659-1660
- 298Cenazenin Ardından Yas TutmakHadisler: 1661-1671
- 299Kâhin, Falcı, Medyum ve Benzerlerine İnanmamakHadisler: 1672-1677
- 300UğursuzlukHadisler: 1678-1681
- 301Canlı Resmi YapmamakHadisler: 1682-1691
- 302Köpek EdinmemekHadisler: 1692-1693
- 303Hayvanlara Çan TakmamakHadisler: 1694-1695
- 304Pislik Yemeye Alışmış Hayvana BinmemekHadisler: 1696
- 305Mescitleri KirletmemekHadisler: 1697-1699
- 306Mescit ÂdâbıHadisler: 1700-1704
- 307Kötü Kokularla Camiye GitmemekHadisler: 1705-1708
- 308Hutbe Dinlerken Oturma ÂdâbıHadisler: 1709
- 309Hacılara Benzemek İçin Zilhiccenin Başından İtibaren Kurban Kesinceye Kadar Saçın ve Tırnakların KesilmemesiHadisler: 1710
- 310Yasaklanan YeminlerHadisler: 1711-1715
- 311Biler ek Yalan Yere Yemin EtmemekHadisler: 1716-1718
- 312Yemin KefaretiHadisler: 1719-1722
- 313Boş Yere Yapılan Yeminler İçin Kefaretin OlmamasıHadisler: 1723
- 314Alışverişte Yemin EtmemekHadisler: 1724-1725
- 315Allah İçin İstemekHadisler: 1726-1727
- 316Yöneticilere Hitap TarzıHadisler: 1728
- 317Fasık ve Zalimlere Hitap TarzıHadisler: 1729
- 318Hastalıklara SövmemekHadisler: 1730
- 319Rüzgâra SövmemekHadisler: 1731-1733
- 320Horoza SövmemekHadisler: 1734
- 321Yağmurun Yağmasını Başka Sebeplere BağlamamakHadisler: 1735
- 322Müslümana Kâfir DememekHadisler: 1736-1737
- 323Kötü ve Çirkin Söz SöylememekHadisler: 1738-1739
- 324Konuşma ÂdâbıHadisler: 1740-1742
- 325Kendi Nefsini AşağılamamakHadisler: 1743
- 326Kötü Şeylere İyi İsimler VermemekHadisler: 1744-1745
- 327Kadınların Güzelliklerini Başkalarına AnlatmamakHadisler: 1746-1748
- 328“Allah ve Falan Kimse Dilerse” DememekHadisler: 1749
- 329Yatsıdan Sonra Sohbet EtmemekHadisler: 1750-1752
- 330Kadının Kocasına Karşı YükümlülükleriHadisler: 1753
- 331Hanımın, Kocasından İzinsiz Nafile Oruç TutmamasıHadisler: 1754
- 332İmamdan Evvel Rükû veya Secdeye GitmemekHadisler: 1755
- 333Namazda Eli Böğre KoymamakHadisler: 1756
- 334Yemek Hazırken veya Tuvalet İhtiyacı Varken Namaza DurmamakHadisler: 1757
- 335Namazda Göğe BakmamakHadisler: 1758
- 336Namazda Sağa Sola BakınmamakHadisler: 1759-1760
- 337Kabre Doğru Namaz KılmamakHadisler: 1761
- 338Namaz Kılan Kimsenin Önünden GeçmemekHadisler: 1762
- 339Namaz İçin Kâmet Getirildikten Sonra Nafile Namaza BaşlamamakHadisler: 1763
- 340Sadece Cuma Gününü Oruçla ve Gecesini İbadetle GeçirmemekHadisler: 1764-1767
- 341Visâl Orucu TutmamakHadisler: 1768-1769
- 342Kabir Üstüne OturmamakHadisler: 1770
- 343Kabirler Üzerine Yapı YapmamakHadisler: 1771
- 344Efendisinden Kaçan Kölenin DurumuHadisler: 1772-1773
- 345Cezalarda Ayrımcılık YapmamakHadisler: 1774
- 346Topluma Rahatsızlık Veren Şeylerden SakınmakHadisler: 1775-1776
- 347Çocuklara Bağış Yaparken Eşit DavranmakHadisler: 1777
- 348Kadının Yas TutmasıHadisler: 1778
- 349Alışverişle İlgili Bazı YasaklarHadisler: 1779-1784
- 350Meşru Olmayan Yerlere Harcama YapmamakHadisler: 1785-1786
- 351Müslümana Silah ÇekmemekHadisler: 1787-1788
- 352Ezan Okunduktan Sonra Camiden ÇıkmamakHadisler: 1789
- 353İkram Edilen Güzel Kokuyu Geri ÇevirmemekHadisler: 1790-1791
- 354İnsanları Yüzlerine Karşı ÖvmemekHadisler: 1792-1794
- 355KarantinaHadisler: 1795-1796
- 356BüyüHadisler: 1797
- 357Zarar Görebileceği Yerlere Kur’an’ı GötürmemekHadisler: 1798
- 358Altın ve Gümüş Kapları KullanmamakHadisler: 1799-1801
- 359Erkeklerin GiyimiHadisler: 1802-1803
- 360Gün Boyunca SusmamakHadisler: 1804-1805
- 361Başkasını Kendi Babası Kabul EtmemekHadisler: 1806-1809
- 362Allah ve Peygamber’in Yasaklarını İşlememekHadisler: 1810
- 363Yasakları Çiğneyenin TövbesiHadisler: 1811
Hadisler
- 21. hadisVaktiyle doksan dokuz kişiyi öldürmüş bir adam vardı. Bu zât yeryüzünde en büyük âlimin kim olduğunu…Ebû Saîd Sa`d İbni Mâlik İbni Sinân el-Hudrî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Vaktiyle doksan dokuz kişiyi öldürmüş bir adam vardı. Bu zât yeryüzünde en büyük âlimin kim olduğunu soruşturdu. Ona bir râhibi gösterdiler. Bu adam râhibe giderek: - Doksan dokuz adam öldürdüm. Tövbe etsem kabul olur mu? Diye sordu. Râhip: - Hayır, kabul olmaz, deyince onu da öldürdü. Böylece öldürdüğü adamların sayısını yüz’e tamamladı. Sonra yine yeryüzünde en büyük âlimin kim olduğunu soruşturdu. Ona bir âlimi tavsiye ettiler. Onun yanına giderek: - Yüz kişiyi öldürdüğünü söyledi; tövbesinin kabul olup olmayacağını sordu. Âlim: - Elbette kabul olur. İnsanla tövbe arasına kim girebilir ki! Sen falan yere git. Orada Allah Teâlâ’ya ibadet eden insanlar var. Sen de onlarla birlikte Allah’a ibadet et. Sakın memleketine dönme. Zira orası fena bir yerdir, dedi. Adam, denilen yere gitmek üzere yola çıktı. Yarı yola varınca eceli yetti. Rahmet melekleriyle azap melekleri o adamı kimin alıp götüreceği konusunda tartışmaya başladılar. Rahmet melekleri: - O adam tövbe ederek ve kalbiyle Allah’a yönelerek yola düştü, dediler. Azap melekleri ise: - O adam hayatında hiç iyilik yapmadı ki, dediler. Bu sırada insan kılığına girmiş bir melek çıkageldi. Melekler onu aralarında hakem tayin ettiler. Hakem olan melek: - Geldiği yerle gittiği yeri ölçün. Hangisine daha yakınsa, adam o tarafa aittir, dedi. Melekler iki mesâfeyi de ölçtüler. Gitmek istediği yerin daha yakın olduğunu gördüler. Bunun üzerine onu rahmet melekleri alıp götürdü. Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim, Tevbe 46, 47, 48 Sahîh(-i Müslim)deki bir başka rivayete göre: “O kimse iyi insanların yaşadığı köye bir karış daha yakın olduğundan oralı sayıldı.” Sahîh(-i Müslim)deki bir diğer rivayete göre: “Allah Teâlâ öteki köye uzaklaşmasını, beriki köye yaklaşmasını, meleklere de iki mesafenin arasını ölçmelerini emretti. Adamın beriki köye bir karış daha yakın olduğu görüldü. Bunun üzerine affedildi.” Bir başka rivayette ise: “Adam göğsünün üzerinde öteki köye doğru ilerledi” denilmektedir.
- 22. hadisYarın onun öfkesinden nasıl kurtulacağım?Kâ’b İbni Mâlik radıyallahu anh gözlerini kaybettiği zaman onu elinden tutup götürme görevini üstlenen oğlu Abdullah’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte Tebük Gazvesi’ne katılmadığına dair mâcerasını Kâ`b İbni Mâlik radıyallahu anh’den şöyle anlatırken duydum: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in gittiği gazâlardan sadece Tebük Gazvesi’ne katılmamıştım. Gerçi Bedir Gazvesi’nde de bulunamamıştım. Zaten Bedir’e katılmadıkları için hiç kimse azarlanmamıştı. O vakit Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile Müslümanlar (savaşmak için değil) Kureyş kervanını takip etmek için yola çıkmışlardı. Nihayet Allah Teâlâ Müslümanlarla düşmanlarını, aralarında verilmiş herhangi bir karar olmadığı halde bir araya getiriverdi. Halbuki ben Akabe bîatının yapıldığı gece, İslâm’a yardım etmek üzere söz verirken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanındaydım. Her ne kadar Bedir Gazvesi halk arasında Akabe gecesinden daha meşhursa da, ben Bedir’de bulunmayı Akabe’de bulunmaktan daha üstün görmem. Tebük Gazvesi’ne Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte gitmeyişim şöyle oldu: Ben katılmadığım bu gazve sırasındaki kadar hiçbir zaman kuvvetli ve zengin olamamıştım. Vallahi Tebük Gazvesi’nden önce iki deveyi bir araya getirememiştim. Bu gazvede iki tane binek devesine sahip olmuştum. Bir de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gazveye hazırlandığı zaman asıl hedefi söylemez, bir başka yere gittiği sanılırdı. Fakat bu gazve sıcak bir mevsimde uzak bir yere yapılacağı ve kalabalık bir düşmanla karşı karşıya gelineceği için Resûl-i Ekrem durumu açıkladı. Savaşın özelliğine göre hazırlanabilmeleri için Müslümanlara nereye gideceklerini söyledi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber sefere gidecek Müslümanların sayısı çok fazlaydı. Adlarını bir deftere yazmak mümkün değildi. Kâ’b sözüne şöyle devam etti: Savaşa gitmemek için gözden kaybolunduğu takdirde, hakkında bir âyet nâzil olmadıkça, işin gizli kalacağı zannedilebilirdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu gazveyi meyvaların olgunlaştığı, gölgelerin arandığı sıcak bir mevsimde yapmıştı. Ben de bunlara pek düşkündüm. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile Müslümanlar savaş hazırlığına başladılar. Ben de onlarla birlikte savaşa hazırlanmak için çıkıyor, fakat hiçbir şey yapmadan geri dönüyordum. Kendi kendime de “Canım, ne zaman olsa hazırlanırım” diyordum. Günler böyle geçti. Herkes işini ciddi tuttu ve bir sabah Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte Müslümanlar erkenden yola çıktılar. Ben ise hâlâ hazırlanmamıştım. Yine sabah evden çıktım, hiçbir şey yapamadan geri döndüm. Hep aynı şekilde davranıyordum. Savaş henüz başlamamıştı, ama mücâhidler hayli yol almışlardı. Yola çıkıp onlara yetişeyim dedim, keşke öyle yapsaymışım; bunu da başaramadım. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem savaşa gittikten sonra insanların arasına çıktığımda beni en çok üzen şey, savaşa gitmeyip geride kalanların ya münafık diye bilinenler veya âciz oldukları için savaşa katılamayan kimseler olmasıydı. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Tebük’e varıncaya kadar adımı hiç anmamış. Tebük’te ashâbın arasında otururken: - “Kâ’b İbni Mâlik ne yaptı?” diye sormuş. Bunun üzerine Benî Selime’den bir adam: - Yâ Resûlallah! Elbiselerine ve sağına soluna bakıp gururlanması onu Medine’de alıkoydu, demiş. Bunun üzerine Muâz İbni Cebel ona: - Ne fena konuştun! Demiş. Sonra da Peygamber aleyhisselâm’a dönerek, yâ Resûlallah! Biz onun hakkında hep iyi şeyler biliyoruz, demiş. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hiçbir şey söylememiş. O sırada çok uzaklarda beyazlar giymiş bir adamın gelmekte olduğunu görmüş: - “Bu Ebû Hayseme olaydı” demiş. Bir de bakmışlar ki, gelen adam Ebû Hayseme elEnsârî değil mi? Ebû Hayseme, (bir savaş hazırlığı sırasında) bir ölçek hurma verdiği için münafıklara alay konusu olan zâttır. Kâ’b sözüne şöyle devam etti: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Tebük’ten Medine’ye hareket ettiğini öğrendiğim zaman beni bir üzüntü aldı. Söyleyeceğim yalanı düşünmeye başladım. Kendi kendime “Yarın onun öfkesinden nasıl kurtulacağım?” dedim. Yakınlarımdan görüşlerine değer verdiğim kimselerden akıl almaya başladım. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in gelmek üzere olduğunu söyledikleri zaman, kafamdaki saçma düşünceler dağılıp gitti. Onun elinden hiçbir şekilde kurtulamayacağımı anladım. Herşeyi dosdoğru söylemeye karar verdim. Peygamber aleyhisselâm sabahleyin Medine’ye geldi. Seferden dönerken önce Mescid-i Nebevî’ye gelerek iki rek’at namaz kılar, sonra halkın arasına gelip otururdu. Yine öyle yaptı. Bu sırada savaşa katılmayanlar huzuruna geldiler; neden savaşa gidemediklerini yemin ederek anlatmaya başladılar. Bunlar seksenden fazla kimseydi. Hz. Peygamber onların ileri sürdüğü mâzeretleri kabul etti; kendilerinden bîat aldı; Allah Teâlâ’dan bağışlanmalarını niyâz etti ve iç yüzlerini O’na bıraktı. Sonunda ben geldim. Selâm verdiğim zaman dargın dargın gülümsedi; sonra: - “Gel!”, dedi. Ben de yürüyerek yanına geldim ve önüne oturdum. Bana: - “Niçin savaşa katılmadın? Binek hayvanı satın almamış mıydın?” diye sordu. Ben de: - Yâ Rasûlullah! Allah’a yemin ederim ki, senden başka birinin yanında bulunsaydım, ileri süreceğim mazeretlerle onun öfkesinden kurtulabilirdim. Çünkü insanlara fikrimi kabul ettirmeyi iyi beceririm. Fakat yine yemin ederim ki, bugün sana yalan söyleyerek gönlünü kazansam bile, yarın Cenâb-ı Hak işin doğrusunu sana bildirecek ve sen bana güceneceksin. Şayet doğrusunu söylersem, bana kızacaksın. Ama ben doğru söyleyerek Allah’dan hayırlı sonuç bekliyorum. Vallahi savaşa gitmemek için hiçbir özürüm yoktu. Hiçbir zaman da gazâdan geri kaldığım sıradaki kadar kuvvetli ve zengin olamamıştım, dedim. Kâ’b sözüne devamla dedi ki: Bunun üzerine Hz. Peygamber: - “İşte bu doğru söyledi. Haydi, kalk, senin hakkında Allah Teâlâ hüküm verene kadar bekle!” buyurdu. Ben kalkınca Benî Selime’den bazıları yanıma takılarak: - Vallahi senin daha önce bir suç işlediğini bilmiyoruz. Savaşa katılmayanların ileri sürdükleri gibi bir mazeret söyleyemedin. Hâlbuki günahlarının bağışlanması için Peygamber aleyhisselâm’ın istiğfâr etmesi yeterdi, dediler. Kâ’b sözüne şöyle devam etti: Beni o kadar çok ayıpladılar ki, tekrar Resûlullah’ın yanına dönüp biraz önceki sözlerimin yalan olduğunu söylemeyi bile düşündüm. Sonra onlara: - Bana verilen cezaya çarptırılan bir başka kimse var mı? diye sordum. - Evet. Seninle beraber bu cezaya uğrayan iki kişi daha var, dediler. Onlar da senin gibi konuştular ve senin aldığın cevabı aldılar. - O iki kişi kim? diye sordum. - Biri Mürâre İbni Rebî` el-Amrî, diğeri de Hilâl İbni Ümeyye el-Vâkıfî diyerek, her biri Bedir Gazvesi’ne katılmış olan iki mükemmel örnek şahsiyetin adını verdiler. Bunun üzerine ben geri dönme düşüncesinden vazgeçerek yoluma devam ettim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem savaşa katılmayanlardan sadece üçümüzle konuşulmasını yasakladı. İnsanlar bizimle konuşmaktan kaçındılar veya bize karşı tavırlarını değiştirdiler. Hatta bana göre yeryüzü bile değişti. Sanki burası benim memleketim değildi. Elli gün böyle geçti. İki arkadaşım boyunlarını büktüler; ağlayarak evlerinde oturdular. Ben ise onlardan daha genç ve dayanıklı idim. Dışarı çıkarak cemaatle namaz kılar, çarşılarda dolaşırdım. Fakat kimse benimle konuşmazdı. Namaz bittikten sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yerinde otururken yanına gelir, kendisine selâm verirdim. Kendi kendime “Acaba selâmımı alırken dudaklarını kıpırdattı mı kıpırdatmadı mı” diye sorardım. Sonra ona yakın bir yerde namaz kılar ve fark ettirmeden kendisine bakardım. Ben namaza dalınca bana doğru döner, kendisine baktığım zaman da yüzünü çeviriverirdi. Müslümanların bana karşı olan sert tutumları uzun süre devam edince, amcamın oğlu ve en çok sevdiğim insan Ebû Katâde’nin bahçesine gidip duvardan içeri atladım ve selâm verdim. Vallahi selâmımı almadı. Ona: - Ebû Katâde! Allah adına and vererek soruyorum. Benim Allah’ı ve Resûlullah’ı ne kadar sevdiğimi biliyor musun? Diye sordum. Hiç cevap vermedi. Ona and vererek bir daha sordum. Yine cevap vermedi. Bir daha yemin verince: - Allah ve Resûlü daha iyi bilir, dedi. Bunun üzerine gözlerimden yaşlar boşandı. Geri dönüp duvardan atladım. Bir gün Medine çarşısında dolaşıyordum. Medine’ye yiyecek satmak üzere gelen Şamlı bir çiftçi: - Kâ’b İbni Mâlik’i bana kim gösterir? Diye sordu. Halk da beni gösterdi. Adam yanıma gelerek Gassân Meliki’nden getirdiği bir mektup verdi. Ben okuma yazma bilirdim. Mektubu açıp okudum. Selâmdan sonra şöyle diyordu: - Duyduğumuza göre Efendiniz seni üzüyormuş. Allah seni değerinin bilinmediği ve hakkının çiğnendiği bir yerde yaşayasın diye yaratmamıştır. Hemen yanımıza gel, sana izzet ikrâm edelim. Mektubu okuyunca, bu da bir başka belâ, dedim. Hemen onu ateşe atıp yaktım. Nihayet elli gün’den kırk’ı geçmiş, fakat vahiy gelmemişti. Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in gönderdiği bir şahıs çıkageldi. - Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sana eşinden ayrı oturmanı emrediyor, dedi. - Onu boşayacak mıyım, yoksa ne yapacağım? diye sordum. - Hayır, ondan ayrı duracak, kendisine yanaşmayacaksın, dedi. Hz. Peygamber diğer iki arkadaşıma da aynı emri gönderdi. Bunun üzerine karıma: - Allah Teâlâ bu mesele hakkında hüküm verene kadar ailenin yanına git ve onların yanında kal, dedim. Hilâl İbni Ümeyye’nin karısı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e giderek: - Yâ Resûlallah! Hilâl İbni Ümeyye çok yaşlı bir adamdır. Kendisine bakacak hizmetçisi de yoktur. Ona hizmet etmemde bir sakınca görür müsün? Diye sormuş. Hz. Peygamber de: - Hayır görmem. Ama katiyen sana yaklaşmasın, buyurmuş. Kadın da şöyle demiş: - Vallahi onun kımıldayacak hâli yok. Allah’a yemin ederim ki, başına bu iş geleliberi durmadan ağlıyor. Kâ`b sözüne şöyle devam etti: - Yakınlarımdan biri bana: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den eşinin sana hizmet etmesi için izin istesen olmaz mı? Baksana Hilâl İbni Ümeyye’ye bakması için karısına izin verdi, dedi. Ben de ona: Hayır, bu konuda Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den izin isteyemem. Üstelik ben genç bir adamım. İzin istesem bile Peygamber aleyhisselâm’ın bana ne diyeceğini bilemem, dedim. Bu vaziyette on gün daha durdum. Bizimle konuşulması yasaklandığından bu yana tam elli gün geçmişti. Ellinci gecenin sabahında, evlerimizden birinin damında sabah namazını kıldım. Allah Teâlâ’nın (Kur’ân-ı Kerîm’de bizden) bahsettiği üzere canım iyice sıkılmış, o geniş yeryüzü bana dar gelmiş bir vaziyette otururken, Sel Dağı’nın tepesindeki birinin var gücüyle: - “Kâ`b İbni Mâlik! Müjde!” diye bağırdığını duydum. Sıkıntılardan kurtulma gününün geldiğini anlayarak hemen secdeye kapandım. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazını kıldırınca, Allah Teâlâ’nın tövbelerimizi kabul ettiğini ilân etmiş. Bunun üzerine ahâlî bize müjde vermeye koşmuş. İki arkadaşıma da müjdeciler gitmiş. Bunlardan biri bana doğru at koşturmuş. Eslem kabilesinden bir diğer müjdeci koşup Sel Dağı’na tırmanmış, onun sesi atlıdan önce bana ulaşmış. Sesini duyduğum müjdeci yanıma gelip beni tebrik edince, sırtımdaki elbiseyi de çıkarıp müjdesine karşılık ona giydirdim. Vallahi o gün giyecek başka elbisem yoktu. Emanet bir elbise bulup hemen giydim. Peygamber aleyhisselâm’ı görmek üzere yola koyuldum. Beni grup grup karşılayan sahâbîler tövbemin kabul edilmesi sebebiyle tebrik ediyor ve “Allah Teâlâ’nın seni bağışlaması kutlu olsun” diyorlardı. Nihayet Mescid’e girdim. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashâbın ortasında oturuyordu. Talha İbni Ubeydullah hemen ayağa kalktı, koşarak yanıma geldi, elimi sıktı ve beni tebrik etti. Vallahi muhâcirînden ondan başka kimse ayağa kalkmadı. Râvi der ki, Kâ’b, Talha’nın bu davranışını hiç unutmazdı. Kâ’b sözüne şöyle devam etti: Peygamber aleyhisselâm’a selâm verdiğimde yüzü sevinçten parıldayarak: - “Dünyaya geldiğinden beri yaşadığın bu en hayırlı gün kutlu olsun!” buyurdu. Ben de: - Yâ Rasûlullah! Bu tebrik senin tarafından mıdır, yoksa Allah tarafından mı? diye sordum. - “Benim tarafımdan değil, Yüce Allah tarafından”, buyurdu. Sevindiği zaman Peygamber aleyhisselâm’ın yüzü parıldar, ay parçasına benzerdi. Biz de sevindiğini böyle anlardık. Resûl-i Ekrem’in önünde oturduğumda: - Yâ Resûlallah! Tövbemin kabul edilmesine şükran olarak bütün malımı Allah ve Rasûlullah uğrunda fakirlere dağıtmak istiyorum, dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: - “Malının bir kısmını dağıtmayıp elinde tutman senin için daha hayırlı olur” buyurdu. Ben de: - Hayber fethinde hisseme düşen malı elimde bırakıyorum, dedikten sonra sözüme şöyle devam ettim. Yâ Resûlallah! Allah Teâlâ beni doğru söylediğimden dolayı kurtardı. Tövbemin kabul edilmesi sebebiyle, artık yaşadığım sürece sadece doğru söz söyleyeceğim. Vallâhi bunu Peygamber aleyhisselâm’a söylediğim günden beri doğru sözlü olmaktan dolayı Allah Teâlâ’nın hiç kimseyi benden daha güzel mükâfatlandırdığını bilmiyorum. Yemin ederim ki, Peygamber aleyhisselâm’a o sözleri söylediğim günden bu yana bilerek hiç yalan söylemedim. Kalan ömrümde de Cenâb-ı Hakk’ın beni yalan söylemekten koruyacağını umarım. Kâ’b sözüne devamla şöyle dedi: Bunun üzerine Allah Teâlâ şu âyet-i kerîmeleri indirdi: “Allah (savaşa gitmek istemeyenlere izin vermesi sebebiyle) Peygamberini bağışladığı gibi, bir kısmının kalbi kaymak üzere iken güçlük zamanında Peygamber’e uyan muhâcirlerle ensârın da tövbelerini kabul etti. Çünkü Allah onlara çok şefkatli, pek merhametlidir. “Hani şu tövbeleri (Allah’ın emri gelene kadar) geri bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etti. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini iyice sıkıştırmıştı. Nihayet Allah’tan başka sığınılacak kimse olmadığını anlamışlardı. Eski hâllerine dönmeleri için Allah onların tövbelerini kabul etti. Çünkü Allah tövbeleri kabul edici ve bağışlayıcıdır. “Ey imân edenler! Allah’ın azabından korkun ve doğrularla beraber olun” [Tevbe sûresi (9), 117-119]. Kâ’b şöyle devam etti: Allah’a yemin ederim ki, beni İslâmiyet’le şereflendirdikten sonra Cenâb-ı Hakk’ın bana verdiği en büyük nimet, Peygamber aleyhisselâm’ın huzurunda doğruyu söylemek ve yalan söyleyip de helâk olmamaktır. Çünkü Allah Teâlâ şu yalan söyleyenler hakkında vahiy gönderdiği zaman, hiç kimseye söylemediği ağır sözleri söyledi ve şöyle buyurdu: “O savaştan kaçanların yanına döndüğünüz zaman, kendilerini hesaba çekmeyesiniz diye Allah adına yemin ederler. Onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar pistirler. Yaptıklarına ceza olmak üzere varacakları yer cehennemdir. Kendilerinden razı olasınız diye size yemin de ederler. Siz onlardan razı olsanız bile Allah fâsıklardan asla razı olmaz” [Tevbe sûresi (9), 95-96]. Kâ’b sözüne şöyle devam etti: Biz üç arkadaşın bağışlanması, Peygamber aleyhisselâm’ın yeminlerini kabul edip kendilerinden bîat aldığı ve Cenâb-ı Hak’dan affedilmelerini dilediği kimselerin bağışlanmasından (elli gün) geri kalmıştı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, hakkımızda Allah Teâlâ bir hüküm verene kadar bize yapacağı muameleyi tehir etmişti. Nihayet Allah Teâlâ -anlatıldığı üzere- hükmünü verdi. Allah Teâlâ’nın “tövbeleri geri kalan üç kişinin...” diye bahsettiği bu geri kalış, bizim savaştan geri kalmamız değildir; bu, Hz. Peygamber’e gelip yemin ederek mâzeretleri olduğunu söyleyenlerin özürlerini Peygamber aleyhisselâm’ın kabul etmesi, bize yapacağı muameleyi ise geriye bırakması olayıdır. Buhârî, Megâzî 79; Müslim, Tevbe 53. Ayrıca bk. Tirmizî, Tefsîru sûre (9) Diğer bir rivayet: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Tebük Gazvesi’ne perşembe günü çıkmıştı. Sefere perşembe günü gitmeyi severdi” şeklindedir. Buhârî, Cihâd 103 Başka bir rivayette ise: “Seferden mutlaka gündüzün kuşluk vakti dönerdi. Dönünce de ilk iş olarak Mescid’e uğrar, iki rek’at namaz kılar, sonra orada otururdu” denilmektedir. Müslim, Müsâfirîn 74; Ebû Dâvûd, Cihad 166
- 23. hadisBu kadına iyi davran! Doğum yapınca bana getir!Ebû Nüceyd İmrân İbni Husayn el-Huzâî radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Cüheyne kabilesinden zina ederek gebe kalmış bir kadın Peygamber aleyhisselâm’ın huzuruna geldi ve: - Yâ Resûlallah! Cezayı gerektiren bir suç işledim. Cezamı ver, dedi. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm kadının velisini çağırttı. Ona: - “Bu kadına iyi davran! Doğum yapınca bana getir!” buyurdu. Adam Resûl-i Ekrem’in buyurduğu gibi yaparak kadını doğumdan sonra getirdi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kadının üzerine elbisesinin iyice bağlanmasını emretti; sıkı sıkıya bağladılar. Sonra Peygamber aleyhisselâm’ın emri üzerine taşlanarak öldürüldü. Daha sonra Resûl-i Ekrem kadının cenaze namazını kıldı. Hz. Ömer: - Yâ Resûlallah! Zina etmiş bir kadının namazını mı kılıyorsun? Diye sorunca Hz. Peygamber şunları söyledi: - “O kadın öyle bir tövbe etti ki, şayet onun tövbesi Medine halkından yetmiş kişiye taksim edilseydi, hepsine yeterdi. Sen Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanmak için can vermekten daha üstün bir şey biliyor musun?” Müslim, Hudûd 24. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Hudûd 24; Nesâî, Cenâiz 64
- 24. hadisİnsanoğlunun bir dere dolusu altını olsa, bir dere daha ister. Onun ağzını topraktan başka bir şey doldurmaz.…İbni Abbas ve Enes İbni Mâlik radıyallahu anhüm’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İnsanoğlunun bir dere dolusu altını olsa, bir dere daha ister. Onun ağzını topraktan başka bir şey doldurmaz. Ama Allah, tövbe edenin tövbesini kabul eder.” Buhârî, Rikak 10; Müslim, Zekât 116-119. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 27, Menâkıb 32, 64; İbni Mâce, Zühd 27
- 25. hadisBiri diğerini öldüren ve her ikisi de cennete giren iki kişiden Allah Teâlâ hoşnut olur. Bunlardan biri Allah…Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Biri diğerini öldüren ve her ikisi de cennete giren iki kişiden Allah Teâlâ hoşnut olur. Bunlardan biri Allah yolunda savaş ederken diğeri tarafından öldürülür. Katil olan da daha sonra tövbe eder, Müslüman olur, o da Allah yolunda savaşırken şehid düşer.” Buhârî, Cihâd 28; Müslim, İmâre 128, 129. Ayrıca bk. Nesâî, Cihâd 38; İbni Mâce, Mukaddime 13
- 26. hadisTemizlik imanın yarısıdır. Elhamdülillah duası mizânı, subhanallah ve elhamdülillah sözleri ise yer ile…Ebû Mâlik Hâris İbni Âsım el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Temizlik imanın yarısıdır. Elhamdülillah duası mizânı, subhanallah ve elhamdülillah sözleri ise yer ile gökler arasını sevap ile doldurur. Namaz nurdur; sadaka burhandır; sabır ziyâdır. Kur’an senin ya lehinde ya da aleyhinde delildir. Herkes sabahtan (pazara çıkar) nefsini satar; kimi onu âzâd kimi de helâk eder.” Müslim,Tahâret 1. Ayrıca bk.Tirmizî, Daavât 86
- 27. hadisYanımda bir şeyler olsaydı, onları sizden esirgemez, verirdim. Kim dilenmekten çekinir, iffetli davranırsa…Ebû Saîd Sa’d İbni Mâlik İbni Sinân el-Hudrî radıyallahu anhuma’dan nakledildiğine göre, Medineli müslümanlardan bir kısmı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ den bir şeyler istediler. O da verdi. Sonra yine istediler. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, elindekiler bitinceye kadar verdi. Verebileceği şeyler tükenince onlara şöyle hitab etti: “Yanımda bir şeyler olsaydı, onları sizden esirgemez, verirdim. Kim dilenmekten çekinir, iffetli davranırsa, Allah onun iffetini arttırır. Kim tok gözlü olmak isterse, Allah onu başkalarına muhtaç olmaktan kurtarır. Kim de sabretmeye gayret ederse, Allah ona sabır verir. Hiç bir kimseye, sabırdan daha hayırlı ve büyük bir lutufta bulunulmamıştır.” Buhârî, Zekât 50, Rikak 20; Müslim, Zekât 124. Ayrıca bk. Ebû Dâvîıd, Zekât 28; Tirmizî, Birr 77; Nesâî, Zekât 85
- 28. hadisMü’minin durumu gıbta ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir…Ebû Yahyâ Suheyb İbni Sinân radıyallahu anh’ den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Mü’minin durumu gıbta ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece mü’minde vardır: Sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur.” Müslim, Zühd 64
- 29. hadisVah babacığım, ne büyük sıkıntın var! dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: - “(Kızım), bugünden sonra…Enes İbni Mâlik radıyallahu anh şöyle dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’ in hastalığı ağırlaşınca sıkıntıları çoğaldı. Durumu gören Fâtıma radıyallahu anhâ: - Vah babacığım, ne büyük sıkıntın var! dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: - “(Kızım), bugünden sonra babanın sıkıntısı olmayacak” buyurdu. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem vefat edince, bu defa Fâtıma radıyallahu anhâ: - Allah’ın çağrısına icâbet eden babacığım vah, mekânı Firdevs cenneti olan babacığım. vah, kara haberini ancak dostu Cebrail’le paylaşacağımız babacığım vah, diye ağladı. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem" in defninden sonra da Hz. Fâtıma duygu ve üzüntülerini şöyle dile getirdi: - Resûlullah’ m üzerine (çarçabuk) toprak atmaya eliniz nasıl vardı, gönlünüz nasıl râzı oldu? Buhârî, Meğâzî 83. Ayrıca bk. İbni Mâce, Cenâiz 65
- 30. hadisAlan da veren de Allah’tır. O’nun katında her şeyin belli bir vakti vardır. Sabretsin ve ecrini Allah’tan…Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in azadlısı, dostu ve dostunun oğlu olan Ebû Zeyd Üsâme İbni Zeyd İbni Hârise radıyallahu anhümâ’dan nakledildiğine göre o şöyle dedi: Kızı (Zeynep), Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e: - Oğlum ölmek üzeredir, lütfen bize kadar geliniz, diye haber gönderdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: - “Alan da veren de Allah’tır. O’nun katında her şeyin belli bir vakti vardır. Sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin” , buyurarak kızına selâm gönderdi. Bunun üzerine Kızı, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e; - Ne olur, mutlaka gelsin, diye tekrar haber yolladı. Bu defa Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanında Sa’d İbni Ubâde, Muâz İbni Cebel, Übeyy İbni Kâ’b, Zeyd İbni Sâbit ve başka bazı sahâbîler olduğu halde kalkıp kızına gitti. Çocuğu Hz. Peygamber’e verdiler, kucağına aldı. Yavrucak pek zor nefes almaktaydı. Resûlullah’ın gözlerinden yaşlar boşandı. Durumu gören Sa’d İbni Ubâde: - Ey Allah’ın Resûlü, bu ne haldir? dedi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de: - “Bu, Allah’ın, kullarının kalbine koymuş olduğu merhamet duygusudur” buyurdu. Hadisin bir başka rivâyetinde Hz. Peygamber, “Bu, dilediği kullarının kalbine Allah’ın koyduğu bir rahmettir. Zaten Allah ancak, merhametli kullarına rahmet eder” buyurmuştur. Buhârî, Cenâiz 33, Müslim, Cenâiz, 9, 11. Ayrıca bk. Buhârî, Eymân 9, Merdâ 9, Tevhîd 25; Ebû Dâvûd, Cenâiz 24, Edeb 58; Nesâî, Cenâiz 22; İbni Mâce, Cenâiz 53
- 31. hadisSizden önceki ümmetler içinde bir padişah, bir de onun sihirbazı vardı. Bu sihirbaz yaşlanınca, padişaha: -…Suheyb (-i Rûmî) radıyallâhü anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden önceki ümmetler içinde bir padişah, bir de onun sihirbazı vardı. Bu sihirbaz yaşlanınca, padişaha: - “Ben yaşlandım, bana genç birini göndersen de ona sihirbazlığı öğretsem” dedi. Padişah da ona bir genç gönderdi. Gencin yolu üzerinde bir rahip bulunmaktaydı. Genç ona uğradı, yanında oturdu ve konuşmalarını dinledi, beğendi. Sihirbaza her gittiğinde rahibe uğrar ve yanında bir süre kalırdı. Sihirbaz ona “niçin geç kaldın?” diye kızar ve döğerdi. Delikanlı bu durumu rahibe şikâyet etti. O da şöyle dedi: - Sihirbazdan korktuğunda, “evdekiler alıkoydular”de; âilenden çekindiğinde de “sihirbaz alıkoydu” de. Genç, durumu böylece idare edip giderken, bir gün yolda insanların gelip geçmesine engel olan büyük ve yırtıcı bir hayvana rastladı ve kendi kendine “Sihirbazın mı yoksa râhibin mi daha üstün olduğunu işte şimdi öğreneceğim” diyerek bir taş aldı ve “Ey Allahım, rahibin yaptıklarını sihirbazın yaptıklarından daha çok seviyorsan, şu hayvanı öldür ki insanlar yollarına devam etsinler” dedi ve taşı hayvana doğru fırlatıp onu öldürdü. Halk da geçip gitti. Daha sonra delikanlı râhibe gelip olayı anlattı. Râhip ona: - Delikanlı! Şimdi artık sen benden daha üstünsün. Zira sen bu gördüğüm mertebeye erişmişsin. Öyle sanıyorum ki, sen yakında bir belâya uğratılacaksın. Böyle bir şey olursa, sakın benim bulunduğum yeri kimseye gösterme! Dedi. Delikanlı, körleri, alaca hastalığına tutulmuş olanları kurtarır ve diğer hastalıkları da tedâvî ederdi. Padişahın o sıralarda kör olmuş bir yakını bunu duydu, değerli hediyelerle birlikte delikanlıya gitti ve: - Eğer beni tedâvî edersen, bütün bunlar senin olacak dedi. Delikanlı: - Ben kendiliğimden kimseye şifâ veremem. Şifayı ancak Allah Teâlâ verir. Eğer sen Yüce Allah’a inanırsan, ben ona dua ederim, o da (dilerse) sana şifa verir, dedi. Adam iman etti. Allah Teâlâ da ona şifa verdi. Adam eskiden olduğu gibi padişahın yanına gelip meclisteki yerini aldı. Padişah: - Senin gözünü kim iyi etti? diye sordu. O da: - Rabbim, dedi. Bu defa Padişah: - Senin benden başka rabbin mi var? diye gürledi. Adam: - Benim de senin de rabbin Allah Teâlâ’dır, dedi. Bunun üzerine sinirlenen padişah adamı tutuklattı ve gencin yerini gösterinceye kadar ona işkence ettirdi. Sonuçta adam gencin yerini söyledi. Delikanlı getirildi. Padişah ona: - Delikanlı, demek senin sihirbazlığın körleri ve alacaları iyi edecek dereceye ulaşmış. Duydum ki sen epeyce işler yapıyormuşsun, öyle mi? diye sordu. Delikanlı: - Hayır, ben kimseye şifa veremem. Şifa veren Allah Teâlâ’dır dedi. Padişah delikanlıyı tutuklattı ve rahibin yerini gösterinceye kadar ona işkence ettirdi. Neticede rahip getirildi ve kendisine “dininden dön!” denildi. Rahip bu teklife yanaşmadı. Bunun üzerine padişah bir testere getirtip başının tam ortasından rahibi ikiye biçtirdi. Rahibin parçalarının her biri bir yana düştü. Sonra Padişahın adamı getirildi ona da “dininden dön!” denildi. Ancak o da kabul etmedi. Padişah onu da parçalarının her biri bir tarafa düşünceye kadar testere ile başının ortasından ikiye biçtirdi. Daha sonra delikanlı getirildi ve “dininden dön (yoksa öleceksin)” diye tehdit edildi, fakat delikanlı direndi. Padişah delikanlıyı adamlarından bir gruba teslim etti ve onlara şu talimatı verdi: - Bunu şu dağın tepesine çıkarın, dininden dönerse ne âlâ, değilse, aşağıya yuvarlayın gitsin. Delikanlıyı götürdüler, dağın tepesine çıkardılar. Delikanlı: “Allah’ım, beni bunların elinden nasıl dilersen öylece kurtar!” diye dua etti. Bunun üzerine dağ sarsıldı ve onlar aşağı yuvarlandılar. Delikanlı sapasağlam yürüyerek padişahın yanına döndü. Padişah ona: - Yanındakiler ne oldu? Dedi. Delikanlı da: - Allah beni onların elinden kurtardı, dedi. Bunun üzerine padişah, delikanlıyı adamlarından bir başka gruba teslim etti ve: - Bunu Kurkur denilen bir gemiye bindirip denizin ortasına götürün. Dininden dönerse ne âlâ, değilse, denize atın gitsin, dedi. Delikanlıyı alıp götürdüler. O: “Allah’ım, beni bunların elinden dilediğin şekilde kurtar!” diye dua etti. Gemi içindekilerle beraber ala-bora oldu, hepsi boğuldu. Delikanlı sağ-salim padişahın yanına döndü. Padişah onu görünce: - Yanındakiler ne oldu? diye sordu. Delikanlı da: - Allah beni onların elinden kurtardı, dedi ve ilâve etti: - Benim sana söyleyeceklerimi yapmadıkça beni öldüremezsin. Padişah: - Neymiş onlar? Dedi. Delikanlı: - Halkı geniş bir meydanda topla. Beni de bir hurma kütüğüne bağla. Okdanlığımdan bir ok al, yayın tam ortasına koy. Sonra da “Delikanlının rabbinin adıyla de ve at. İşte ancak bunu yaparsan beni öldürebilirsin” dedi. Padişah halkı geniş bir meydanda topladı. Delikanlıyı hurma kütüğüne bağladı. Sonra delikanlının sadağından bir ok aldı, yayına yerleştirdi. “Delikanlının rabbi olan Allah adıyla” deyip oku fırlattı. Ok, delikanlının şakağına isabet etti. Delikanlı elini şakağına koydu ve oracıkta öldü. Bunun üzerine halk: -Biz, delikanlının rabbine iman ettik, dediler. Daha sonra durumu padişaha ileterek: -Gördün mü çekindiğin şey nihâyet başına geldi; halk iman etti, dediler. Bunun üzerine padişah, sokak başlarına büyük hendekler kazılmasını emretti. Hendekler ateşle doldurulmuştu. Padişah: -Bu yeni dinden dönmeyen herkesi, zorla ateşe atın (yahut “onları ateşe girmeye zorlayın”) dedi. Emri yerine getirdiler. En sonunda kucağında çocuğu ile bir kadın geldi, bir ara ateşe girmemek ister gibi yaptı, sendeledi. Çocuk: - “Anneciğim, sık dişini, sabret, çünkü sen hak din üzeresin!” de(mek suretiyle annesini cesaretlendir)di. Müslim, Zühd 73
- 32. hadisSabır dediğin, felâketle karşılaştığın ilk anda dayanmaktırEnes İbni Mâlik radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, (çocuğunun) mezarı başında (bağıra-çağıra) ağlayan bir kadının yanından geçti. Ona: - “Allah’dan kork ve sabret!” buyurdu. Kadın: - Çek git başımdan; zira benim başıma gelen felâket, senin başına gelmemiştir, dedi. Kadın Hz. Peygamber’i tanıyamamıştı. Kendisine, onun Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem olduğunu söylediler. Bunu duyar duymaz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kapısına koştu, orada kapıcılar yoktu. (Özür beyan etmek üzere Hz. Peygamber’e): - Sizi tanıyamadım, dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de: - “Sabır dediğin, felâketle karşılaştığın ilk anda dayanmaktır” buyurdu. Buhârî, Cenâiz 32, 43; Ahkâm 11; Müslim, Cenâiz l4-l5. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 23; Tirmizî, Cenâiz 13; Nesâî, Cenâiz 22
- 33. hadisAllah Teâlâ şöyle buyurdu demiştir. “Dünyada sevdiği bir dostunu aldığım zaman, (sabredip) ecrini Allah’tan…Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah Teâlâ şöyle buyurdu demiştir. “Dünyada sevdiği bir dostunu aldığım zaman, (sabredip) ecrini Allah’tan bekleyen mü’min kulumun katımdaki karşılığı cennettir.” Buhârî, Rikak 6
- 34. hadisTâun hastalığı, Allah Teâlâ’nın dilediği kimseleri kendisiyle cezalandırdığı bir çeşit azaptı. Allah onu…Âişe radıyallahu anhâ’dan rivâyet edildiğine göre, kendisi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e tâun hastalığını sormuş, o da şöyle buyurmuştur: “Tâun hastalığı, Allah Teâlâ’nın dilediği kimseleri kendisiyle cezalandırdığı bir çeşit azaptı. Allah onu mü’minler için rahmet kıldı. Bu sebeple tâuna yakalanmış bir kul, başına gelene sabrederek ve ecrini Allah’tan bekleyerek bulunduğu yerde ikamete devam eder ve başına ancak Allah ne takdir etmişse onun geleceğini bilirse, kendisine şehit sevabı verilir.” Buhârî, Tıb 31; Ayrıca bk. Buhârî, Enbiyâ 54; Kader 15; Müslim, Selâm 92-95
- 35. hadisAllah Teâlâ buyuruyor ki: “Kulumu, iki gözünü kör etmekle imtihan ettiğim zaman sabrederse, gözlerine…Enes İbni Mâlik radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir: “Allah Teâlâ buyuruyor ki: “Kulumu, iki gözünü kör etmekle imtihan ettiğim zaman sabrederse, gözlerine karşılık olarak cenneti veririm.” Buhârî, Merdâ 7; Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 58
- 36. hadisEğer sabredeyim dersen, sana cennet vardır. Ama yine de sen istersen, sana şifa vermesi için Allah’a dua…Atâ İbni Ebî Rebâh’dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Abdullah İbni Abbâs radıyallahu anhümâ bana: - Sana cennetlik bir kadın göstereyim mi? dedi. Ben: - Evet, göster, dedim. İbn Abbâs şöyle dedi: - Şu (iri yarı) siyah kadın var ya! İşte bu kadın (bir gün) Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve: - Beni sara tutuyor ve üstüm başım açılıyor. İyileşmem için Allah’a dua ediniz, dedi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem: -“Eğer sabredeyim dersen, sana cennet vardır. Ama yine de sen istersen, sana şifa vermesi için Allah’a dua ederim” buyurdu. Bunun üzerine kadın: - Ben (hastalığıma) sabrederim. Ancak sar’a tuttuğu zaman üstümün başımın açılmaması için dua buyurunuz, dedi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de ona dua etti. (Buhârî, Merdâ 6; Müslim, Birr 54)
- 37. hadisEy Allah’ım, halkımı bağışla, çünkü onlar bilmiyorlarEbû Abdurrahman Abdullah İbni Mes’ud radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in, gönderildiği kavim tarafından dövülüp yüzü kanatılan, bir taraftan yüzündeki kanı silen bir taraftan da “Ey Allah’ım, halkımı bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar” diyen bir peygamberi anlatması hâlâ gözlerimin önündedir. Buhârî Enbiyâ, 54. Ayrıca bk. Buhârî, Mürteddîn 5; Müslim, Cihâd 104; İbni Mâce, Fiten 23
- 38. hadisYorgunluk, sürekli hastalık, tasa, keder, sıkıntı ve gamdan, ayağına batan dikene varıncaya kadar müslümanın…Ebû Saîd ve Ebû Hureyre radıyallahu anhümâ’dan rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Yorgunluk, sürekli hastalık, tasa, keder, sıkıntı ve gamdan, ayağına batan dikene varıncaya kadar müslümanın başına gelen her şeyi, Allah, onun hatalarını bağışlamaya vesile kılar.” Buhârî, Merdâ1, 3; Müslim, Birr 49
- 39. hadisEvet, sizden iki kişinin çekebileceği kadar ızdırab çekmekteyimAbdullah İbni Mes’ûd radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzûruna vardım. Kendisi sıtmaya yakalanmıştı. - Ey Allah’ın Resûlü! Gerçekten şiddetli bir sıtma nöbetine tutulmuşsunuz, dedim. - “Evet, sizden iki kişinin çekebileceği kadar ızdırab çekmekteyim” buyurdu. - (Herhalde) bu iki kat sevap kazanmanız içindir, dedim. - “Evet, öyledir. Allah, ayağına batan bir diken veya başına gelen daha büyük bir sıkıntıdan dolayı müslümanın günahlarını bağışlar. O müslümanın günahları ağaç yaprakları gibi dökülür” buyurdu. (Buhârî, Merdâ 3, 13, 16; Müslim, Birr 45)
- 40. hadisAllah, hayrını dilediği kişiyi sıkıntıya sokar.Ebû Hureyre radıyallahu anh ’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah, hayrını dilediği kişiyi sıkıntıya sokar.” Buhârî, Merdâ 1