Bölümler
368Müslümanın Hayat ÖlçüleriHadisler: 1-687
- 02İhlâs ve İyi NiyetNo. 1-13
- 03TövbeNo. 14-25
- 04SabırNo. 26-54
- 05Doğru Söylemek (Sıdk)No. 55-60
- 06Her An Allah ile Beraber Olma Bilinci (Murâkabe)No. 61-69
- 07Sorumluluk Bilinci (Takva)No. 70-74
- 08Allah’a Kesin İman (Yakîn) ve O’na Dayanmak (Tevekkül)No. 75-85
- 09Dürüst Olmak (İstikâmet)No. 86-87
- 10Yaratılıştaki İhtişamı Düşünmek
- 11Hayırlı İşlere KoşmakNo. 88-95
- 12Allah İçin ÇalışmakNo. 96-112
- 13Ömrün Sonlarına Doğru Hayır Hasenâtı ArtırmakNo. 113-117
- 14Hayır Yollarının ÇokluğuNo. 118-143
- 15İbadette Ölçülü DavranmakNo. 144-154
- 16Amellerde DevamlılıkNo. 155-157
- 17Sünnete ve Âdâba UymakNo. 158-169
- 18Allah’ın Hükmüne Boyun EğmekNo. 170
- 19Dinde Yenilik (Bid’at)No. 171-172
- 20İyi veya Kötü Çığır AçmakNo. 173-174
- 21Hayra Aracılık, Hidayete ÇağrıNo. 175-178
- 22İyilikte ve Takvada YardımlaşmakNo. 179-182
- 23Samimiyet (Nasîhat)No. 183-185
- 24İyiliği Teşvik, Kötülükle Mücadele Etmek (Emr-i Bi’l-Ma’rûf Nehy-i Ani’l-Münker)No. 186-199
- 25İyiliği Emredip Kötülükten Nehyettiği Hâlde Aksini YapmakNo. 200
- 26Emanete Riayet EtmekNo. 201-204
- 27Haksızlık (Zulüm)No. 205-223
- 28Müslümanlar Arası HukukNo. 224-241
- 29Kusurların ÖrtülmesiNo. 242-245
- 30İhtiyaçların GiderilmesiNo. 246
- 31Aracılık EtmekNo. 247-249
- 32İnsanların Arasını DüzeltmekNo. 250-253
- 33YoksullarNo. 254-261
- 34Muhtaçları Himaye EtmekNo. 262-274
- 35Hanımlara İyi DavranmakNo. 275-282
- 36Kocanın, Eşi Üzerindeki HaklarıNo. 283-290
- 37Ailenin Geçimini SağlamakNo. 291-298
- 38Malın En İyisinden İnfak EtmekNo. 299
- 39Aile Fertlerine Allah’a İtaat Şuuru VermekNo. 300-304
- 40Komşu HakkıNo. 305-313
- 41Anne Babaya İyilik Etmek, Akrabayı GözetmekNo. 314-337
- 42Anne Babaya İsyan Etmek ve Akraba ile İlişkiyi KesmekNo. 338-342
- 43Anne Babanın Dostlarına, Yakınlara ve Eşe İyilik EtmekNo. 343-346
- 44Ehl-İ Beyt’e Saygı GöstermekNo. 347-348
- 45Âlimlere, Büyüklere ve Fazilet Ehline Saygı GöstermekNo. 349-360
- 46Hayırlı İnsanları Ziyaret EtmekNo. 361-375
- 47Allah İçin SevmekNo. 376-386
- 48Allah’ın Kulunu SevmesiNo. 387-389
- 49Başkalarına Eziyet VermemekNo. 390
- 50İnsanları Yaptıklarına Göre Değerlendirmek, İç Hâllerini Allah’a BırakmakNo. 391-396
- 51Allah’tan Korkmak (Havf)No. 397-412
- 52Allah’tan Yana Ümitvar Olmak (Recâ)No. 413-440
- 53Ümitvar Olmanın SevabıNo. 441-443
- 54Korku ile Ümit Arasında YaşamakNo. 444-446
- 55Allah Korkusuyla AğlamakNo. 447-457
- 56Dünyaya Meyletmemek (Zühd)No. 458-491
- 57Sade YaşamakNo. 492-522
- 58Kanaat ve TokgözlülükNo. 523-538
- 59İstenmeden Verilen Sadakanın AlınmasıNo. 539
- 60El Emeğiyle GeçinmekNo. 540-544
- 61CömertlikNo. 545-563
- 62CimrilikNo. 564
- 63Başkasını Kendine Tercih Etmek (Îsâr)No. 565-569
- 64İyilikte YarışmakNo. 570-571
- 65Helâl Kazanıp Helâl Yolda HarcamakNo. 572-574
- 66Ölümü HatırlamakNo. 575-581
- 67Kabir ZiyaretiNo. 582-585
- 68Ölümü Temenni EtmemekNo. 586-588
- 69Günahlardan Korunmak ve Şüpheli Şeylerden Sakınmak (Vera’)No. 589-597
- 70İnsanlardan Uzaklaşarak Tek Başına Yaşamak (Uzlet)No. 598-602
- 71İyiliklerden Yana Olmak ve Fenalıklardan Kaçınmak
- 72Tevazu ve ŞefkatNo. 603-612
- 73Kibir ve GururNo. 613-621
- 74Güzel AhlâkNo. 622-632
- 75Yumuşak Huylu Olmak (Hilm) ve Ölçülü Hareket Etmek (Teennî)No. 633-643
- 76Affedici OlmakNo. 644-648
- 77Eziyetlere KatlanmakNo. 649
- 78Dinî Konular da Hassas OlmakNo. 650-653
- 79Yöneten Yönetilen İlişkilerinde ÖlçüNo. 654-659
- 80Adaletli YöneticiNo. 660-663
- 81Yöneticilere İtaatte ÖlçüNo. 664-674
- 82İdareciliğin İstenmemesiNo. 675-678
- 83Yönetimde İstişare ve İşbirliğiNo. 679-680
- 84İdareciliğin Hırslılara VerilmemesiNo. 681
- 85HayâNo. 682-685
- 86Sır SaklamakNo. 686-689
EdepHadisler: 688-728
- 88Ahde Vefa ve Sözünde DurmakNo. 690-692
- 89Hayırlı İşleri SürdürmekNo. 693
- 90Güler Yüzlü ve Tatlı Sözlü OlmakNo. 694-696
- 91Anlaşılır Şekilde KonuşmakNo. 697-698
- 92Dinleme ÂdâbıNo. 699
- 93Öğüt Vermede ÖlçüNo. 700-703
- 94Ağırbaşlılık (Vakar)No. 704
- 95İbadet Yerlerinde Saygılı DavranmakNo. 705-706
- 96Misafir AğırlamakNo. 707-708
- 97İyi İşleri MüjdelemekNo. 709-712
- 98Yolcunun VedalaşmasıNo. 713-718
- 99İstihar e ve İstişareNo. 719
- 100İbadet Yerlerine Gidiş Geliş ÂdâbıNo. 720-721
- 101İyi İşlere Sağdan BaşlamakNo. 722-728
Yemek Yeme ÂdâbıHadisler: 729-779
- 103Yemeğe Besmele ile Başlamak, Hamd Ederek BitirmekNo. 729-736
- 104Yemeğe Kusur BulmamakNo. 737-738
- 105Nafile Oruç Tutan Kimsenin Yemek Davetine KatılmasıNo. 739
- 106Yemeğe Davet Edilen Kimsenin Yanında Başkalarını da GötürmesiNo. 740
- 107Sofra ÂdâbıNo. 741-742
- 108Birlikte Meyve Yerken Ölçülü DavranmakNo. 743-744
- 109Yemeği Yemek Kabının Kenarından YemekNo. 745-746
- 110Yaslanarak YememekNo. 747-748
- 111Sofra Âdâbı (Devamı)No. 749-755
- 112Yemek YemeNo. 756-757
- 113İçeceklerle İlgili ÂdâbNo. 758-762
- 114Büyük Su Kabının Ağzından Su İçmemekNo. 763-765
- 115Su Kabına ÜflememekNo. 766-767
- 116Su İçme ÂdâbıNo. 768-774
- 117Su İçilecek KaplarNo. 775-779
Giyim KuşamHadisler: 780-814
- 119Giyim TarzıNo. 780-789
- 120Gömlek GiymekNo. 790
- 121Giyeceklerin Uzunluğu ve KısalığıNo. 791-802
- 122Giyimde Abartıya KaçmamakNo. 803
- 123Kişinin Durumuna Uygun GiyinmesiNo. 804
- 124İpekli GiyinmekNo. 805-811
- 125Yırtıcı Hayvanların Derisini KullanmamakNo. 812-813
- 126Yeni Elbise ve Ayakkabı Giyildiğinde Dua EtmekNo. 814
SelâmHadisler: 846-895
- 133Selâmlaşmak ve Selâmı YaymakNo. 846-851
- 134Selâm Verme UsûlüNo. 852-862
- 135Evine Giren Kimsenin Selâm VermesiNo. 863
- 136Çocuklara Selâm VermekNo. 864
- 137Hanımlarla SelâmlaşmakNo. 865-867
- 138Farklı İnanç Kesimleriyle SelâmlaşmaNo. 868-870
- 139Topluluktan Ayrılan Kimsenin Selâm VermesiNo. 871
- 140İzin İsteme ÂdâbıNo. 872-879
- 141Aksırma ve Esneme ÂdâbıNo. 880-886
- 142Tokalaşma ve Kucaklaşma ÂdâbıNo. 887-895
Hasta ZiyaretiHadisler: 896-957
- 144Hasta Ziyareti ve Cenazeyi KaldırmaNo. 896-902
- 145Hastalara Dua EtmekNo. 903-911
- 146Hasta Yakınlarına Hastanın Durumunu SormakNo. 912
- 147Hayatından Ümidini Kesen Kimsenin DuasıNo. 913-915
- 148Hastanın Hâlinden Şikâyet EtmesiNo. 916-918
- 149Ölmek Üzere Olan Kimseye Kelime-i Tevhidi Hatırlatmak (Telkîn)No. 919-920
- 150Ölünün Gözünü Kapadıktan Sonra Söylenecek SözNo. 921
- 151Ölmek Üzere Olan Hastanın Yanında Söylenebilecek SözlerNo. 922-926
- 152Ölen Kimse İçin AğlamakNo. 927-929
- 153Cenazenin Olumsuz Yönlerini AnlatmamakNo. 930
- 154Cenaze Namazına KatılmakNo. 931-933
- 155Cenaze Namazına Katılanların Çok OlmasıNo. 934-936
- 156Cenaze Namazında Okunacak DualarNo. 937-942
- 157Cenazeyi Bir An Evvel KaldırmakNo. 943-944
- 158Ölenin Borcunu Geciktirmeden ÖdemekNo. 945-946
- 159Kabir Başında Öğüt VermekNo. 947
- 160Kabir Başında Dua Edip Kur’an OkumakNo. 948-949
- 161Ölen İçin Sadaka Vermek ve Dua EtmekNo. 950-951
- 162Ölmüş Kimseleri Hayırla AnmakNo. 952-953
- 163Küçük Çocuğu Ölenlere Verilecek SevapNo. 954-956
- 164Helâk Edilen Kavimlerin Kalıntılarından İbret AlmakNo. 957
FaziletlerHadisler: 993-1270
- 175Kur’an-ı Kerim Okumanın FaziletiNo. 993-1003
- 176Kur’an-ı Kerim’i Sık Okumak ve UnutmamakNo. 1004-1005
- 177Kur’an-ı Kerim’i Güzel Sesle OkumakNo. 1006-1010
- 178Belirli Sûre ve Âyetleri OkumakNo. 1011-1024
- 179Birlikte Kur’an OkumakNo. 1025
- 180Abdestin FaziletiNo. 1026-1034
- 181Ezanın FaziletiNo. 1035-1043
- 182Namazların FaziletleriNo. 1044-1048
- 183Sabah ve İkindi Namazlarının FaziletiNo. 1049-1054
- 184Cemaatle Namaz İçin Camilere Gitmenin FaziletiNo. 1055-1062
- 185Camide Namazı Beklemenin FaziletiNo. 1063-1065
- 186Cemaatle Namaz Kılmanın FaziletiNo. 1066-1072
- 187Sabah ve Yatsı Namazlarında Camiye GitmekNo. 1073-1075
- 188Farz Namazlara Devam EtmekNo. 1076-1083
- 189Namazı İlk Safta Kılmanın Fazileti, Safları Tamamlayıp Düzgün TutmakNo. 1084-1098
- 190Sünnet Namazların FaziletiNo. 1099-1101
- 191Sabah Namazının SünnetiNo. 1102-1114
- 192Öğle Namazının SünnetiNo. 1115-1120
- 193İkindi Namazının SünnetiNo. 1121-1123
- 194Akşam Namazının SünnetiNo. 1124-1127
- 195Yatsı Namazının Sünnetleri
- 196Cuma Namazının SünnetiNo. 1128-1129
- 197Sünnet Namazları Evde KılmakNo. 1130-1133
- 198Vitir NamazıNo. 1134-1140
- 199Kuşluk NamazıNo. 1141-1145
- 200Tahiyyetü’l-Mescid NamazıNo. 1146-1147
- 201Abdest Aldıktan Sonra İki Rekât Namaz KılmakNo. 1148
- 202Cuma Gününün Fazileti ve Cumaya HazırlıkNo. 1149-1160
- 203Şükür SecdesiNo. 1161
- 204Gece İbadet Etmenin FaziletiNo. 1162-1189
- 205Teravih NamazıNo. 1190-1191
- 206Kadir Gecesini İhya Etmenin FaziletiNo. 1192-1198
- 207Ağız ve Diş TemizliğiNo. 1199-1208
- 208Zekâtın Farziyeti ve FaziletiNo. 1209-1217
- 209Ramazan Orucunun Farziyeti ve FaziletiNo. 1218-1224
- 210Ramazan Ayında İyilik EtmekNo. 1225-1226
- 211Şa’ban Ayında Tutulan OruçNo. 1227-1230
- 212Yeni Ay Görüldüğünde Yapılacak DuaNo. 1231
- 213Sahurun FaziletiNo. 1232-1235
- 214İftarı Geciktirmemek ve İftardan Sonra Yapılacak DuaNo. 1236-1242
- 215Oruçlunun Dikkat Etmesi Gereken HususlarNo. 1243-1244
- 216OruçNo. 1245-1248
- 217Bazı Mübarek Aylarda Tutulacak Orucun FaziletiNo. 1249-1251
- 218Zilhiccenin İlk Onunda Tutulan Orucun ve Diğer İyiliklerin FaziletiNo. 1252-1253
- 219Arefe Gününde ve Muharrem’in 9 ve 10. Günlerinde Tutulan Orucun FaziletiNo. 1254-1256
- 220Şevval Ayında Altı Gün Oruç Tutmanın FaziletiNo. 1257
- 221Pazartesi ve Perşembe Günlerinde Oruç Tutmanın FaziletiNo. 1258-1260
- 222Her Aydan Üç Gün Oruç Tutmanın FaziletiNo. 1261-1267
- 223İftar Vermenin FaziletiNo. 1268-1270
CihadHadisler: 1288-1378
- 227Cihadın FaziletiNo. 1288-1355
- 228Şehitliğin FaziletiNo. 1356-1360
- 229Köle Azat Etmenin FaziletiNo. 1361-1362
- 230Kölelere İyi Davranmanın FaziletiNo. 1363-1364
- 231Kölelerin Sorumluluklarını Yerine GetirmesiNo. 1365-1368
- 232Fitne ve Karışıklık Zamanlarında İbadet Etmenin FaziletiNo. 1369
- 233Alışverişte ve Ödemelerde Kolaylık Göstermenin FaziletiNo. 1370-1378
YasaklarHadisler: 1514-1811
- 250GıybetNo. 1514-1530
- 251Gıybet Edenleri DinlememekNo. 1531-1533
- 252Sakıncası Olmayan GıybetNo. 1534-1538
- 253Laf Taşımamak (Nemîme)No. 1539-1541
- 254İnsanları GammazlamamakNo. 1542
- 255İkiyüzlülükNo. 1543-1544
- 256YalanNo. 1545-1549
- 257Yalan Söylenebilecek YerlerNo. 1550
- 258Bilinçli ve Doğru KonuşmaNo. 1551-1553
- 259Yalancı ŞahitlikNo. 1554
- 260İnsanlara ve Hayvanlara Lanet EtmemekNo. 1555-1562
- 261Günahkârlığı Telin Etmek
- 262Müslümana Hakaret Etmenin GünahıNo. 1563-1567
- 263Ölülere SövmemekNo. 1568
- 264İnsanlara Eziyet EtmemekNo. 1569-1570
- 265Kin Gütmemek, İlişkiyi Kesmemek ve İnsanlara Sırt ÇevirmemekNo. 1571-1572
- 266KıskançlıkNo. 1573
- 267Başkalarının Ayıplarını AraştırmamakNo. 1574-1576
- 268Sû-i Zanda BulunmamakNo. 1577
- 269Müslümanı KüçümsememekNo. 1578-1580
- 270Müslümanın Başına Gelen Felakete SevinmemekNo. 1581
- 271İnsanların Soylarına Dil UzatmamakNo. 1582
- 272Hile ve AldatmaNo. 1583-1587
- 273Ahde VefasızlıkNo. 1588-1591
- 274İyilikleri Başa KakmamakNo. 1592
- 275Böbürlenmemek ve Haddini AşmamakNo. 1593-1594
- 276Üç Günden Fazla Küs DurmamakNo. 1595-1601
- 277Başkalarının Yanında Birisiyle Gizli KonuşmamakNo. 1602-1603
- 278İşkence EtmemekNo. 1604-1612
- 279Canlıları YakmamakNo. 1613-1614
- 280Borcunu Ödemeyi GeciktirmemekNo. 1615
- 281Hibeden VazgeçmekNo. 1616-1617
- 282Yetim Malı YememekNo. 1618
- 283Faiz (Riba) YememekNo. 1619
- 284Gösteriş (Riya) YapmamakNo. 1620-1624
- 285Riyayı Andıran ŞeylerNo. 1625
- 286Harama BakmamakNo. 1626-1631
- 287Nâmahrem Bir Kadınla Başbaşa KalmamakNo. 1632-1634
- 288Karşı Cinse Benzemeye ÇalışmamakNo. 1635-1637
- 289Başka Milletlere ÖzenmemekNo. 1638-1640
- 290Saçları Siyaha BoyamamakNo. 1641
- 291Saç Kestirme ÂdâbıNo. 1642-1645
- 292Peruk Takmamak, Dövme Yaptırmamak ve Estetik Amaçla Dişleri SeyrekleştirmemekNo. 1646-1649
- 293Saç ve Sakaldaki Beyaz Kılları KoparmamakNo. 1650-1651
- 294Sağ Elle TaharetlenmemekNo. 1652
- 295Ayakkabı Giyme ÂdâbıNo. 1653-1655
- 296Yangına Karşı Tedbir AlmakNo. 1656-1658
- 297İşleri Zora KoşmamakNo. 1659-1660
- 298Cenazenin Ardından Yas TutmakNo. 1661-1671
- 299Kâhin, Falcı, Medyum ve Benzerlerine İnanmamakNo. 1672-1677
- 300UğursuzlukNo. 1678-1681
- 301Canlı Resmi YapmamakNo. 1682-1691
- 302Köpek EdinmemekNo. 1692-1693
- 303Hayvanlara Çan TakmamakNo. 1694-1695
- 304Pislik Yemeye Alışmış Hayvana BinmemekNo. 1696
- 305Mescitleri KirletmemekNo. 1697-1699
- 306Mescit ÂdâbıNo. 1700-1704
- 307Kötü Kokularla Camiye GitmemekNo. 1705-1708
- 308Hutbe Dinlerken Oturma ÂdâbıNo. 1709
- 309Hacılara Benzemek İçin Zilhiccenin Başından İtibaren Kurban Kesinceye Kadar Saçın ve Tırnakların KesilmemesiNo. 1710
- 310Yasaklanan YeminlerNo. 1711-1715
- 311Biler ek Yalan Yere Yemin EtmemekNo. 1716-1718
- 312Yemin KefaretiNo. 1719-1722
- 313Boş Yere Yapılan Yeminler İçin Kefaretin OlmamasıNo. 1723
- 314Alışverişte Yemin EtmemekNo. 1724-1725
- 315Allah İçin İstemekNo. 1726-1727
- 316Yöneticilere Hitap TarzıNo. 1728
- 317Fasık ve Zalimlere Hitap TarzıNo. 1729
- 318Hastalıklara SövmemekNo. 1730
- 319Rüzgâra SövmemekNo. 1731-1733
- 320Horoza SövmemekNo. 1734
- 321Yağmurun Yağmasını Başka Sebeplere BağlamamakNo. 1735
- 322Müslümana Kâfir DememekNo. 1736-1737
- 323Kötü ve Çirkin Söz SöylememekNo. 1738-1739
- 324Konuşma ÂdâbıNo. 1740-1742
- 325Kendi Nefsini AşağılamamakNo. 1743
- 326Kötü Şeylere İyi İsimler VermemekNo. 1744-1745
- 327Kadınların Güzelliklerini Başkalarına AnlatmamakNo. 1746-1748
- 328“Allah ve Falan Kimse Dilerse” DememekNo. 1749
- 329Yatsıdan Sonra Sohbet EtmemekNo. 1750-1752
- 330Kadının Kocasına Karşı YükümlülükleriNo. 1753
- 331Hanımın, Kocasından İzinsiz Nafile Oruç TutmamasıNo. 1754
- 332İmamdan Evvel Rükû veya Secdeye GitmemekNo. 1755
- 333Namazda Eli Böğre KoymamakNo. 1756
- 334Yemek Hazırken veya Tuvalet İhtiyacı Varken Namaza DurmamakNo. 1757
- 335Namazda Göğe BakmamakNo. 1758
- 336Namazda Sağa Sola BakınmamakNo. 1759-1760
- 337Kabre Doğru Namaz KılmamakNo. 1761
- 338Namaz Kılan Kimsenin Önünden GeçmemekNo. 1762
- 339Namaz İçin Kâmet Getirildikten Sonra Nafile Namaza BaşlamamakNo. 1763
- 340Sadece Cuma Gününü Oruçla ve Gecesini İbadetle GeçirmemekNo. 1764-1767
- 341Visâl Orucu TutmamakNo. 1768-1769
- 342Kabir Üstüne OturmamakNo. 1770
- 343Kabirler Üzerine Yapı YapmamakNo. 1771
- 344Efendisinden Kaçan Kölenin DurumuNo. 1772-1773
- 345Cezalarda Ayrımcılık YapmamakNo. 1774
- 346Topluma Rahatsızlık Veren Şeylerden SakınmakNo. 1775-1776
- 347Çocuklara Bağış Yaparken Eşit DavranmakNo. 1777
- 348Kadının Yas TutmasıNo. 1778
- 349Alışverişle İlgili Bazı YasaklarNo. 1779-1784
- 350Meşru Olmayan Yerlere Harcama YapmamakNo. 1785-1786
- 351Müslümana Silah ÇekmemekNo. 1787-1788
- 352Ezan Okunduktan Sonra Camiden ÇıkmamakNo. 1789
- 353İkram Edilen Güzel Kokuyu Geri ÇevirmemekNo. 1790-1791
- 354İnsanları Yüzlerine Karşı ÖvmemekNo. 1792-1794
- 355KarantinaNo. 1795-1796
- 356BüyüNo. 1797
- 357Zarar Görebileceği Yerlere Kur’an’ı GötürmemekNo. 1798
- 358Altın ve Gümüş Kapları KullanmamakNo. 1799-1801
- 359Erkeklerin GiyimiNo. 1802-1803
- 360Gün Boyunca SusmamakNo. 1804-1805
- 361Başkasını Kendi Babası Kabul EtmemekNo. 1806-1809
- 362Allah ve Peygamber’in Yasaklarını İşlememekNo. 1810
- 363Yasakları Çiğneyenin TövbesiNo. 1811
Tüm hadisler
94 / 95- 1862Bir kimse, oruç borcuyla ölürse, yakını onun yerine orucunu tutarÂişe radıyallahu anhâ ’dan rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kimse, oruç borcuyla ölürse, yakını onun yerine orucunu tutar.” Buhârî, Savm 42; Müslim, Sıyâm 153. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Savm 40, Eymân 21
- 1863Vallahi Âişe ya bu işten vazgeçer veya ben onun böyle davranmasına engel olurumAvf İbni Mâlik İbni Tufeyl’den rivayet edildiğine göre, bir kimse Âişe radıyallahu anhâ ’ya gelerek, sattığı veya bağışladığı bir şey hususunda (yeğeni) Abdullah İbni Zübeyr’in, “Vallahi Âişe ya bu işten vazgeçer veya ben onun böyle davranmasına engel olurum” dediğini haber vermişti. Âişe bu haberi getiren adama: - O böyle mi dedi? diye sordu. Oradakiler de: - Evet, böyle söyledi, dediler. Bunun üzerine Âişe: - Abdullah İbni Zübeyr ile eğer ölünceye kadar bir daha konuşursam, Allah’a adağım olsun, dedi. Hz. Âişe’nin dargınlığı epeyce uzayınca, İbnü’z-Zübeyr araya şefaatçiler koyarak teyzesinin kendini bağışlamasını istedi. Fakat Âişe: - Vallahi ben onun hakkında kimsenin aracılığını kabul etmem, adağımı da bozmam, dedi. Bu dargınlığın hayli uzadığını gören Abdullah İbni Zübeyr, Misver İbni Mahreme ile Abdurrahman İbni Esved İbni Abdiyegûs’a konuyu açarak: - Allah aşkına beni (teyzem) Âişe’nin yanına götürüp barıştırın. Benimle ilgiyi kesip konuşmamak üzere adak adaması helâl değildir, dedi. Misver ile Abdurrahman bu teklifi kabul edip Hz. Âişe’nin evine geldiler ve: - Allah’ın selâmı ve bereketleri sana olsun, girebilir miyiz? diye içeri girmek üzere izin istediler. Hz. Âişe de: - Girin, dedi. - Hepimiz mi girelim? diye sordular. Yanlarında İbnü’z-Zübeyr’in olduğunu bilmediği için o da: - Evet, hepiniz girin, dedi. İbnü’z-Zübeyr de onlarla birlikte içeri girdi; perdenin arkasına geçerek teyzesinin boynuna sarıldı ve kendisini bağışlamasını isteyerek ağladı. Misver ile Abdurrahman da, Allah aşkına onu bağışla, diye yalvardılar ve: - Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem de, pek iyi bildiğin gibi, küs durmayı yasaklamıştır. Bir müslümanın din kardeşiyle üç günden fazla dargın durması helâl değildir, diyerek onunla barışmasını istediler. Suç bağışlamanın önemi, akraba ile ilgiyi kesmenin kötülüğü konusunda o kadar çok şey söylediler ki, nihayet Hz. Âişe onlara adağından söz ederek ağlamaya başladı: - Ben konuşmamak üzere adak adadım; adağı bozmak günahtır, dedi. Mahreme ile Abdurrahman onun gönlünü yapmak üzere o kadar çok şey söylediler ki, sonunda Hz. Âişe İbnü’z-Zübeyr ile konuştu. Adağını bozduğu için de kırk köleyi âzad etti. Hz. Âişe sonraki günlerde bu adağını sık sık anıp ağlar, gözlerinden akan yaşlar baş örtüsünü ıslatırdı. Buhârî, Edeb 62
- 1864Ben âhirete sizden önce gideceğim ve sizin için hazırlık yapacağım; sizin Allah yolundaki hizmetlerinize…Ukbe İbni Âmir radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, aradan sekiz yıl geçtikten sonra bir gün Uhud şehidlerini ziyarete gitti. Yaşayanlara ve ölenlere vedâ eder gibi onlara dua etti. Sonra (konuşmak üzere) minbere çıktı ve şunları söyledi: “Ben âhirete sizden önce gideceğim ve sizin için hazırlık yapacağım; sizin Allah yolundaki hizmetlerinize şâhitlik edeceğim. Buluşma yerimiz Kevser havuzunun yanıdır. Ben şu bulunduğum yerden Kevser havuzunu görmekteyim. Ben sizin Allah’a şirk koşmanızdan korkmuyorum. Ama dünya hırsıyla birbirinizle didişip çekişmenizden korkuyorum.” Ukbe sözüne şöyle devam etti: Bu benim Resûlullah’ı son görüşüm oldu. Buhârî, Megâzî 17; Müslim, Fezâil 31. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 68-70; Nesâî, Cenâiz 61 Diğer bir rivayete göre Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu: “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” Ukbe şöyle dedi: Bu benim Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’i minberde son görüşüm oldu. Müslim, Fezâil 31
- 1865Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize sabah namazını kıldırdıktan sonra minbere çıktı, öğle namazına…Ebû Zeyd Amr İbni Ahtab el-Ensârî radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize sabah namazını kıldırdıktan sonra minbere çıktı, öğle namazına kadar konuştu. Aşağı inip namazı kıldırdı, tekrar minbere çıktı ve ikindi namazına kadar konuştu. Minberden inip ikindi namazını kıldırdıktan sonra yine minbere çıktı ve güneş batıncaya kadar konuştu. Artık bize olmuş ve olacak her şeyi haber verdi. Bunları en iyi bilenimiz, hâfızası en sağlam olanımızdır. Müslim, Fiten 25. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned , V, 341
- 1866Allah’a itaat etmeyi adayan kimse (adağını yaparak) O’na itaat etsin. Allah’a isyan etmeyi adayan da…Âişe radıyallahu anhâ ’dan rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’a itaat etmeyi adayan kimse (adağını yaparak) O’na itaat etsin. Allah’a isyan etmeyi adayan da (adağından vazgeçsin ve) O’na karşı gelmesin.” Buhârî, Eymân 28, 31. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Eymân 19; Tirmizî, Nüzûr ve’l-eymân 2; Nesâî, Eymân 27, 28; İbni Mâce, Keffârât 16
- 1867O, İbrâhim aleyhisselâm ’a ateş üflerdiÜmmü Şerîk radıyallahu anhâ ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona zehirli iri keleri öldürmeyi emretti ve: “O, İbrâhim aleyhisselâm ’a ateş üflerdi” buyurdu. Buhârî, Enbiyâ 17, Bed'ü'l-halk 15; Müslim, Selâm 142. Ayrıca bk. Nesâî, Menâsik 115; İbni Mâce, Sayd 12
- 1868Zehirli iri keleri ilk vuruşta kim öldürürse ona şu kadar iyilik sevabı vardır. Onu ikinci vuruşta kim…Ebû Hureyre radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Zehirli iri keleri ilk vuruşta kim öldürürse ona şu kadar iyilik sevabı vardır. Onu ikinci vuruşta kim öldürürse, birincisinden daha az olmak üzere ona da şu kadar iyilik sevabı vardır. Eğer bir kimse onu üçüncü vuruşta öldürürse ona da şu kadar iyilik sevabı vardır.” Müslim, Selâm 146. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 162-163; Tirmizî, Sayd 14; İbni Mâce, Sayd 12 Bir başka rivayete göre de şöyle buyurdu: “Kim zehirli iri keleri ilk vuruşta öldürürse ona yüz iyilik sevabı yazılır. İkinci vuruşta öldürene bundan daha az sevap verilir. Üçüncü vuruşta öldürene de daha az sevap verilir.” Müslim, Selâm 147
- 1869(Vaktiyle) bir adam: - Ben mutlaka bir sadaka vereceğim, dedi. Geceleyin evinden sadakasını alıp çıktı ve onu…Ebû Hureyre radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “ (Vaktiyle) bir adam: - Ben mutlaka bir sadaka vereceğim, dedi. Geceleyin evinden sadakasını alıp çıktı ve onu bilmeden bir hırsızın eline tutuşturdu. Ertesi gün halk: - Hayret! Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş! diye konuşmaya başladı. Adam: - Allahım! Sana hamdolsun. Ben mutlaka bir sadaka daha vereceğim, dedi. Sadakasını alarak evinden çıktı ve onu bir fâhişenin eline tutuşturdu. Ertesi gün halk: - Olur şey değil! Bu gece bir fâhişeye sadaka verilmiş! diye dedikoduya başladı. Adam: - Allahım! Bir fâhişeye sadaka verdiğim için sana hamdolsun. Ben mutlaka bir sadaka vereceğim, dedi. Sadakasını alıp evinden çıktı ve onu bir zenginin eline koydu. Ertesi gün halk: - Bu ne iştir! Bu gece bir zengine sadaka verilmiş! diye söylenmeye başladı. Adam: - Allahım! Hırsıza, fâhişeye ve zengine sadaka verdiğim için sana hamdolsun, dedi. Uykusunda o adama şöyle denildi: - Hırsıza verdiğin sadaka, belki onu yaptığı hırsızlıktan utandırıp vazgeçirecektir. Fâhişe belki yaptığından vazgeçip iffetli bir kadın olacaktır. Zengin de belki bundan ibret alıp Allah’ın kendisine verdiği maldan muhtaçlara dağıtacaktır.” Buhârî, Zekât 14; Müslim, Zekât 78. Ayrıca bk. Nesâî, Zekât 47
- 1870Bir yemek dâvetinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber bulunuyorduk. Kendisine etin kol…Ebû Hureyre radıyallahu anh şöyle dedi: Bir yemek dâvetinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber bulunuyorduk. Kendisine etin kol tarafı ikram edildi. Resûl-i Ekrem etin kol tarafını severdi. Ondan bir lokma kopardıktan sonra şöyle buyurdu: “Kıyamet gününde insanların efendisi benim. Bu da neden biliyor musunuz? Allah Teâlâ gelmiş gelecek bütün insanları düz bir yere toplayacak. Orası, insanlara bakan kimsenin hepsini görebileceği, onlara çağıranın hepsine sesini duyurabileceği bir yerdir. Güneş onlara yaklaşacak, insanlar sıkıntıdan ve kederden artık dayanamayacak hale gelince birbirlerine: - İçinde bulunduğunuz sıkıntıyı, başınıza gelen hali görmüyor musunuz? Halinizi Rabbinize arzederek size şefaat edecek birini bulmayı düşünmüyor musunuz? diyecekler. Bazıları ötekilerine: - Babanız Âdem’e gidiniz, diyecekler. Âdeme gelip: - Ey Âdem! Sen insanların babasısın. Seni Allah kudret eliyle yarattı. Sana kendi rûhundan üfledi. Meleklere sana secde etmelerini emretti, onlar da secde ettiler. Seni cennete yerleştirdi. Rabbine varıp bizim için şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali, başımıza gelen derdi görmüyor musun? diyecekler. O da: - Bugün Rabbim çok gazaplı. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Rabbim o ağaca yaklaşmamı yasakladı, ama ben O’nu dinlemedim. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; Nûh’a gidin, diyecek. Onlar da Nûh’a gelerek: - Ey Nûh! Sen yeryüzü halkına gönderilen resûllerin ilkisin. Allah Teâlâ sana “çok şükreden kul” demişti. İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? Başımıza gelenleri görmüyor musun? Rabbinin huzurunda bize şefaat etmeyecek misin? diyecekler. O da: - Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Benim bir duam vardı; onu da kavmimin aleyhine kullandım. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin. İbrâhim’e gidin, diye karşılık verecek. Onlar da İbrâhim’e gelerek: - Sen Allah’ın peygamberisin, yeryüzü halkı içinde Allah’ın dostu sensin. Rabbinin huzurunda bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? diyecekler. O da şunları söyleyecek: - Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Ben vaktiyle üç yalan söylemiştim. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; Mûsâ’ya gidin. Onlar da Mûsâ’ya gelerek şöyle diyecekler: - Ey Mûsâ! Sen Allah'ın Resûlüsün. Allah sana peygamberlik vermek ve seninle konuşmak suretiyle seni diğer insanlardan üstün kılmıştır. Rabbinin huzurunda bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun? O da: - Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Ben öldürülmesine dair emir almadığım bir adamı öldürdüm. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; Îsâ’ya gidin, diyecek. Onlar da Îsâ’ya gelerek: - Ey Îsâ! Sen Allah’ın Resûlü, O’nun Meryem’e yönelttiği kelimesi ve O’nun yarattığı bir ruhsun. Sen daha beşikte iken insanlarla konuştun. Rabbinin huzurunda bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? diyecekler. Îsâ da: - Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır, diyecek, ama bir günah zikretmeyecek. Sonra da, asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; Muhammed’e gidin, diyecek. Başka bir rivayete göre Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu: Onlar da bana gelerek: - Yâ Muhammed! Sen Allah’ın Resûlü ve son peygambersin. Allah Teâlâ senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışlamıştır. Rabbinin huzurunda bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? diyecekler. Ben de yürüyüp Arş’ın altına geleceğim, Rabbime secdeye kapanacağım. Sonra Allah Teâlâ daha önce kimseye öğretmediği en güzel hamdü senâyı bana ilham edecek. Sonra bana hitaben: - Yâ Muhammed! Secdeden başını kaldır! İste! İstediğin sana verilecek. Şefaat et, şefaatin kabul edilecek, buyuracak. Ben de başımı secdeden kaldıracağım ve: - Yâ Rabbî! Ümmetimi bana bağışla! Yâ Rabbî! Ümmetimi kurtar! Yâ Rabbî! Ümmetimi bağışla! diye yalvaracağım. O zaman bana: - Yâ Muhammed! Ümmetinden hesaba çekilmeyecek olanları cennet kapılarının en sağındaki Bâbü’l-eymen’den içeri al! Onlar başkalarıyla beraber cennetin diğer kapılarından da gireceklerdir, buyurulacak. Sonra Resûl-i Ekrem sözüne şöyle devam etti: Canımı kudretiyle yaşatan Allah’a yemin ederim ki, cennet kapılarının iki kanadı arasındaki mesafe, Mekke ile (Bahreyn’deki) Hecer veya Mekke ile (Suriye’deki) Busrâ arasındaki mesafe kadar geniştir.” Buhârî, Enbiyâ 3, 9, Tefsîru sûre (17), 5; Müslim, Îmân 327, 328. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyâmet 10
- 1871Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını, senin saygı duyulması gereken…İbni Abbas radıyallahu anhümâ şöyle dedi: İbrâhim sallallahu aleyhi ve sellem, İsmâil’in annesi (Hâcer) ile henüz memedeki oğlu İsmâil’i alıp Mekke’ye getirdi. Onları Kâbe’nin üst tarafında ve zemzemin yukarısındaki büyük bir ağacın altına bıraktı. O vakitler Mekke’de kimse bulunmadığı gibi içecek su da yoktu. İşte İbrâhim, karısı ile oğlunu oraya bıraktı. Yanlarına da bir dağarcık hurma ve bir kırba su koydu. Sonra İbrahim arkasını dönüp gitmeye başladı. Hâcer onun peşini bırakmadı: - İbrâhim! Bizi konuşup görüşecek bir kimsenin, yiyip içecek bir şeyin bulunmadığı bu vadide tek başına bırakıp da nereye gidiyorsun? diye sordu. Bu soruyu birkaç defa tekrarladı. İbrâhim dönüp bakmadı bile. Sonunda Hâcer: Bunu böyle yapmanı sana Allah mı emretti? deyince İbrâhim: - Evet, Allah emretti, diye cevap verdi. Hâcer: - Öyleyse Allah bizi korur, dedi. Hâcer geri döndü; İbrâhim sallallahu aleyhi ve sellem de yürüyüp gitti. Kimsenin kendisini göremediği Seniyye mevkiine varınca, yüzünü Kâbe tarafına çevirdi; sonra ellerini kaldırarak şöyle dua etti: “Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını, senin saygı duyulması gereken Mukaddes Mâbed’inin yanında, ekin bitmez bir vâdiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerine onlara karşı muhabbet koy ve kendilerine bazı meyvelerden rızık ver. Umarım ki nimetlerine şükrederler” [İbrâhim sûresi (14), 37]. Hâcer İsmâil’i emziriyor ve kırbadaki sudan içiyordu. Nihayet kırbadaki su tükendi. Hem kendi hem oğlu susadı. Çocuk susuzluktan yerde sızlanıp yuvarlanmaya başlayınca, Hâcer onun bu halini görmemek için oraya en yakın tepe olan Safâ’ya gitti ve tepenin üstüne çıktı. Sonra acaba birini görebilir miyim diye vâdiye bakındı; fakat kimseyi göremedi. Safâ tepesinden inip vâdiye gelince, koşmasına engel olmasın diye elbisesinin eteğini topladı. Sonra da çok zor durumda kalmış bir insanın son gayretiyle koşmaya başladı; vâdiyi geçip Merve’ye geldi. Tepenin üstüne çıkıp acaba birini görebilir miyim diye bakındı; fakat kimseyi göremedi. İki tepe arasında böyle yedi defa gidip geldi. İbni Abbas radıyallahu anhümâ sözünün burasında şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem : “İşte bundan dolayı insanlar Safâ ile Merve arasında sa‘yeder” buyurdu. Sonra da sözüne şöyle devam etti: Hâcer Merve tepesine çıkınca bir ses duydu. Kendi kendine “Sus! Dinle!” dedi. Sonra iyice kulak verdi, aynı sesi bir daha duydu. - Tamam, sesini duyurdun. Yapabiliyorsan bize yardım et! diye seslendi. Bir de baktı ki, zemzemin olduğu yerde bir melek, topuğuyla -veya kanadıyla- yeri kazmakta! Nihayet su göründü. Hâcer, akıp gitmesin diye suyun etrafını eliyle şöyle çevirmeye, suyu avuçlayıp kırbasını doldurmaya başladı. Hâcer suyu avuçladıkça, bir rivayete göre avuçladığı kadar, yerden kaynıyordu. İbni Abbas radıyallahu anhümâ şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem : “Allah İsmâil’in annesine rahmet etsin. Zemzemi kendi haline bıraksaydı -veya suyu avuçlamasaydı- zemzem akarsu olurdu” buyurdu. İbni Abbas sözüne şöyle devam etti: Hâcer sudan içti ve yavrusunu emzirdi. Melek ona: - Bize bir zarar gelir diye korkma! İşte şurası Beytullah’ın yeridir. Onu şu çocukla babası yapacaktır. Allah, o işi yapacak kimsenin yok olup gitmesine izin vermez, dedi. Beytullah’ın yeri zeminden yüksekçe idi. Seller oranın sağını solunu yalayıp aşındırmıştı. Onlar bu şekilde yaşayıp giderken nihayet bir gün Cürhümlüler’den bir grup insan veya onlardan bir aile Kedâ yolundan gelerek Mekke’nin alt tarafına indiler. O sırada bir kuşun gelip gittiğini gördüler. Bu kuş mutlaka suyun etrafında dönüp duruyor. Halbuki biz bu vadide su bulunmadığını biliyorduk, diyerek ayağına çevik bir veya iki kişiyi oraya gönderdiler. Gidenler orada su bulunduğunu görünce geri dönüp durumu haber verdiler. Suyun yanına geldiklerinde Hâcer’i gördüler: - Bizim buraya yerleşmemize izin verir misin? diye sordular. O da: - Evet, ama su üzerinde bir hak iddia edemezsiniz, dedi. Onlar da: - Peki, kabul, dediler. İbni Abbas rivayetine şöyle devam etti: İnsanlarla bir arada olmaya ihtiyaç duyduğu sırada onların çıka gelmesi Hâcer’i sevindirdi. Cürhümlüler oraya yerleştikleri gibi akrabalarına haber saldılar, onlar da gelip yerleştiler. Böylece Mekke civarı yerleşik bir alan haline geldi. O zaman çocuk olan İsmâil nihayet büyüyüp gelişti. Cürhümlüler’den Arapça’yı öğrendi. Delikanlılık çağına geldiği zaman, Cürhümlüler’in en fazla beğenip takdir ettikleri bir kimse oldu. Erginlik çağına gelince, onu kendilerinden bir kızla evlendirdiler. Günün birinde Hâcer vefat etti. İsmâil’in evlenmesinden sonraki bir tarihte, Hz. İbrâhim, Hâcer ile oğlunun durumunu öğrenmek üzere Mekke’ye geldi. Fakat İsmâil’i evde bulamadı. Karısına: - İsmâil nerede diye sordu. Kadın: - Rızkımızı temin etmeye, başka bir rivayete göre, avlanmaya gitti, dedi. İbrâhim aleyhisselâm ona geçimlerinin ve durumlarının nasıl olduğunu sordu. O da: - Çok kötü durumdayız. Büyük bir sıkıntı ve darlık içindeyiz, diye hallerinden şikâyet etti. İbrâhim de: - Kocan gelince ona selâmımı söyle; kendisine hatırlat da kapısının eşiğini değiştirsin, dedi. İsmâil eve gelince, orada bir şeyler olduğunu sezdi ve karısına: - Ben yokken eve biri geldi mi? diye sordu. O da: - Evet, yaşlı bir adam geldi, diyerek onu tarif etmeye çalıştı. Seni sordu, ben de söyledim. Nasıl geçindiğimizi öğrenmek istedi. Ben de büyük bir geçim sıkıntısı çektiğimizi anlattım, dedi. İsmâil: - Peki, sana bir şey tavsiye etti mi? diye sordu. O da şunları söyledi: - Evet, sana selâm söyledi ve kapısının eşiğini değiştirsin dedi. İsmâil: - O gelen benim babamdır. Bana senden boşanmamı emretmiş . Haydi ailenin yanına dönebilirsin, dedi. O kadını boşayıp Cürhümlüler’den bir başka kadınla evlendi. Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra İbrâhim tekrar oğlunun evine geldi. Fakat İsmâil’i bulamadı. İçeri girip İsmâil’i sordu. Karısı: - Rızkımızı temin etmeye gitti, dedi. İbrâhim: - Geçiminiz, haliniz nasıl? diye sordu. Kadın: - Çok iyi durumdayız. Rahat ve bolluk içindeyiz, diyerek Allah’a hamdü senâ etti. Konuşma şöyle devam etti: - Ne yiyorsunuz? - Et yiyoruz. - Ne içiyorsunuz? - Su. O zaman İbrâhim, ‘Allahım, etlerine sularına bereket ver’, diye dua etti. Sözün burasında Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “O zamanlar Mekke’de ekin yoktu. Eğer olsaydı tahılın bereketlenmesi için de dua ederdi.” İbni Abbas dedi ki: İbrahim’in duası sayesinde et ile su, başka yerde yaşayanlarla kıyaslanmayacak şekilde, Mekkeliler’in sağlığına elverişli olmuştur. Bir başka rivayete göre İbrâhim aleyhisselâm oraya gelince: - İsmâil nerede? diye sordu. Karısı: - Avlanmaya gitti, dedi. Sonra da: Bir şeyler yemek ve içmek üzere buyurmaz mısınız? dedi. İbrâhim: - Ne yiyor ne içiyorsunuz? diye sordu. Kadın: - Yediğimiz et, içtiğimiz su, dedi. İşte o zaman İbrâhim aleyhisselâm: - Allahım! Onların yiyeceklerine, içeceklerine bereket ver! diye dua etti. İbni Abbas sözüne şöyle devam etti: Ebü’l-Kâsım sallallahu aleyhi ve sellem: “İşte bu, İbrâhim’in duasının bereketidir” buyurdu. İbrâhim gelinine şöyle dedi: - Kocan eve gelince ona benim selâmımı söyle ve kendisine hatırlat da, kapısının eşiğine sahip olsun , dedi. İsmâil eve gelince: - Eve gelen oldu mu? diye sordu, Karısı: - Evet, güzel görünümlü bir ihtiyar geldi, diyerek onun hakkında güzel şeyler söyledi. Sözüne devamla, bana seni sordu, ben de anlattım; geçimimizi öğrenmek istedi, ben de çok iyi olduğunu belirttim, dedi. İsmâil: - Sana bir tavsiyede bulundu mu? diye sordu. O da: - Evet, sana selâm söyledi ve kapının eşiğine sahip olmanı emretti, dedi. O zaman İsmâil: - O benim babamdır. Evin eşiği de sensin. Babam seni hoş tutmamı, seninle iyi geçinmemi emretmiş , dedi. Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra İbrâhim aleyhisselâm bir daha geldi. O sırada İsmâil zemzemin yakınındaki büyük bir ağacın altına oturmuş ok yontuyordu. Babasını görünce ayağa kalktı. Uzun süre birbirini görmeyen bir baba çocuğuna, bir çocuk da babasına sevgi ve saygısını nasıl gösterirse, onlar da birbirlerine öyle yaptılar. İbrahim aleyhisselâm oğluyla konuşmaya başladı: - İsmâil! Allah bana önemli bir görev verdi. - Öyleyse Rabbinin emrini yap, babacığım. - Ama bana yardım edeceksin. - Sana elbette yardım ederim. İbrâhim oradaki yüksekçe bir tepeyi gösterdi: - Allah, işte şuraya bir ev yapmamı emretti, dedi. İbrâhim oraya Kâbe’nin temelini atıp yükseltti. İsmâil taş getiriyor, İbrâhim de duvar örüyordu. Binanın duvarları yükselince, İsmâil şu (makâm-ı İbrâhim diye bilinen) taşı getirip babasına verdi. O da bu taşın üstüne çıkıp İsmâil’in getirdiği taşlarla inşaata devam etti. Onlar beraberce binayı yaparken: “Rabbimiz! Bizden bu hizmeti kabul buyur. Şüphesiz sen duamızı duyan, niyetimizi bilensin” [Bakara sûresi (2), 127] diye dua ediyorlardı. Bir başka rivayet ise şöyledir: İbrâhim aleyhisselâm İsmâil ile onun annesini alıp yola çıktı. Yanlarında bir de su kırbası vardı. İsmâil’in annesi susadıkça kırbadan içip oğlunu emziriyordu. Nihayet Mekke’ye gelince, İbrâhim Hâcer’i büyük bir ağacın altına bıraktı. Sonra geriye, ailesinin yanına dönmeye başladı. Bunun üzerine Hâcer onun arkasına takıldı. Kedâ mevkiine gelince, Hâcer onun arkasından: - İbrâhim! Bizi kime bırakıp gidiyorsun? diye seslendi. O da: - Allah’a bırakıyorum, dedi. Hâcer: - Allah’ın himâyesine razıyım, dedi. Sonra geri döndü. Kırbadaki sudan içiyor, südü artıyor, o da çocuğunu emziriyordu. Sonunda su bitti. Hâcer, gidip etrafa bakınayım, belki birini görürüm, dedi. Yürüyüp gitti, Safâ tepesine çıktı. Birini görebilir miyim diye etrafına bakındı, bakındı, fakat kimseyi göremedi. Vâdiye inince koşmaya başladı. Merve’ye geldi. İki tepe arasında koşarak birkaç defa gidip geldi. Sonra da gidip çocuğa bakayım, acaba ne yapıyor, diye söylendi. Dönüp çocuğun yanına geldi; çocuk bıraktığı gibi bitkin bir halde duruyordu. Orada öylece durmaya gönlü razı olmadı. Gidip etrafa tekrar bakınayım, belki birini görürüm, dedi. Yürüdü gitti, Safâ tepesine çıktı. Bir kimseyi görebilir miyim diye etrafına bakındı, bakındı, fakat kimseyi göremedi. Böylece iki tepe arasında yedi defa gidip geldi. Sonra tekrar kendi kendine, gidip çocuğa bakayım, acaba ne yaptı, diye söylendi. O sırada bir ses duydu. “Eğer bir iyilik yapabileceksen yardım et!” diye seslendi. Bir de baktı ki Cebrâil aleyhisselâm , topuğunu yere vurarak toprağı kazıyor. Derken su fışkırdı. Hâcer hayretler içinde kaldı ve hemen kırbasına avuç avuç su doldurmaya başladı. Sonra Buhârî hadisin tamamını rivayet etti. Buhârî, Enbiyâ 9 (Yukarıdaki rivayetlerin hepsi Sahîh-i Buhârî ’dedir)
- 1872Mantar, kudret helvası türünden ilâhî bir lutuftur. Suyu da göze şifadırSaîd İbni Zeyd radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’i şöyle buyururken işittim dedi: “Mantar, kudret helvası türünden ilâhî bir lutuftur. Suyu da göze şifadır.” Buhârî, Tefsîru sûre (2), 4, Tefsîru sûre (7), 2, Tıb 20; Müslim, Eşribe 157-162. Ayrıca bk. Tirmizî, Tıb 22; İbni Mâce, Tıb 8
- 1873Bazan kalbimin perdelendiği olur. Ama ben Allah’a günde yüz defa istiğfâr ediyorumEgar el-Müzenî radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’in şöyle buyurduğunu nakletti: “Bazan kalbimin perdelendiği olur. Ama ben Allah’a günde yüz defa istiğfâr ediyorum.” Müslim, Zikir 41. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 26
- 1874Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah'tan beni bağışlamasını diler, tövbe ederimEbû Hureyre radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’i şöyle buyururken işittim, dedi: "Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah'tan beni bağışlamasını diler, tövbe ederim." Buhârî, Daavât 3. Ayrıca bk. Tirmizî, Tefsîr 47; İbni Mâce, Edeb 57
- 1875Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder…Ebû Hureyre radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder, yerinize, günah işledikten sonra Allah’tan af dileyecek bir millet getirir ve onları affederdi.” Müslim, Tevbe 11. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned , III, 238
- 1876Rabbiğfir lî ve tüb aleyye inneke ente’t-tevvâbü’r-rahîm: Allahım! Beni bağışla ve tövbemi kabul eyle. Çünkü…İbni Ömer radıyallahu anhümâ şöyle dedi: Biz Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’in bir yerde yüz defa: “ Rabbiğfir lî ve tüb aleyye inneke ente’t-tevvâbü’r-rahîm: Allahım! Beni bağışla ve tövbemi kabul eyle. Çünkü sen tövbeleri çok kabul eden ve çok merhamet edensin” dediğini sayardık. Ebû Dâvûd, Vitir 26; Tirmizî, Daavât 39. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 57
- 1877Bir kimse istiğfârı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş…İbni Abbâs radıyallahu anhümâ ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kimse istiğfârı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir.” Ebû Dâvûd, Vitir 26. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 57
- 1878Her kim ‘estağfirullâh’ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye’l-Kayyûme ve etûbü ileyh: Kendisinden başka ilâh…İbni Mes’ûd radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her kim ‘estağfirullâh’ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye’l-Kayyûme ve etûbü ileyh: Kendisinden başka ilâh bulunmayan, ebedî hayatla daima diri olan, her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kâinatı yöneten Allah’tan beni bağışlamasını diler ve günahlarıma tövbe ederim ’ diye yalvarırsa, savaştan kaçmış bile olsa, günahları bağışlanır.” Ebû Dâvûd, Vitir 26; Tirmizî, Daavât 118; Hâkim, el-Müstedrek , I, 511. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 57
- 1879İstiğfârın en üstünü kulun şöyle demesidir: Allâhumme ente rabbî, lâ ilâhe illâ ente, halaktenî ve ene…Şeddâd İbni Evs radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İstiğfârın en üstünü kulun şöyle demesidir: Allâhumme ente rabbî, lâ ilâhe illâ ente, halaktenî ve ene ‘abdüke, ve ene ‘alâ ‘ahdike ve va‘dike m’esteta‘tü. Eûzü bike min şerri mâ sana‘tü, ebûü leke bi-ni‘metike ‘aleyye, ve ebûü bi-zenbî, fağfir lî fe-innehû lâ yağfirü’z-zünûbe illâ ente: Allahım! Sen benim Rabbimsin. İbadete lâyık senden başka tanrı yoktur. Beni sen yarattın. Ben senin kulunum. Ezelde sana verdiğim sözümde ve vaadimde hâlâ gücüm yettiğince durmaktayım. İşlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım. Bana lutfettiğin nimetleri yüce huzurunda minnetle anar, günahımı itiraf ederim. Beni affet; şüphe yok ki günahları senden başka affedecek yoktur.” Resûl-i Ekrem sözüne şöyle devam etti: “Her kim, bu seyyidü’l-istiğfârı sevabına ve faziletine bütün kalbiyle inanarak gündüz okur da o gün akşam olmadan ölürse cennetlik olur. Yine her kim, sevabına ve faziletine gönülden inanarak gece okur da sabah olmadan ölürse cennetlik olur.” Buhârî, Daavât 2, 16. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 100-101; Tirmizî, Daavât 15; Nesâî, İstiâze 57
- 1880Allâhumme ente’s-selâm ve minke’s-selâm tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm: Allahım selâm sensin. Selâmet ve…Sevbân radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, selâm verip namazdan çıkınca üç defa istiğfâr eder ve “Allâhumme ente’s-selâm ve minke’s-selâm tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm: Allahım selâm sensin. Selâmet ve esenlik sendendir. Ey azamet ve kerem sahibi Allahım, sen hayır ve bereketi çok olansın ” derdi. Hadisin râvilerinden biri olan Evzâî’ye: - İstiğfâr nasıl yapılır? diye sorulunca: - Estağfirullah, estağfirullah demektir, dedi. Müslim, Mesâcid 135. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 25; Tirmizî, Salât 108; Nesâî, Sehv 81, 82; İbni Mâce, İkâme 32
- 1881Sübhânallahi ve bi-hamdihî, estağfirullâhe ve etûbü ileyh: Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan…Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vefatından önce sık sık “Sübhânallahi ve bi-hamdihî, estağfirullâhe ve etûbü ileyh: Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim. Allah’tan beni bağışlamasını diler ve günahlarıma tövbe ederim” derdi. Buhârî, Ezân 123, 139; Müslim, Salât 218-220