İçeriğe geç
Hadis kitabı

Riyazus Salihin

hadis
1.900
bölüm
368

Bölümler

368
Müslümanın Hayat ÖlçüleriHadisler: 1-687
  1. 02İhlâs ve İyi NiyetNo. 1-13
  2. 03TövbeNo. 14-25
  3. 04SabırNo. 26-54
  4. 05Doğru Söylemek (Sıdk)No. 55-60
  5. 06Her An Allah ile Beraber Olma Bilinci (Murâkabe)No. 61-69
  6. 07Sorumluluk Bilinci (Takva)No. 70-74
  7. 08Allah’a Kesin İman (Yakîn) ve O’na Dayanmak (Tevekkül)No. 75-85
  8. 09Dürüst Olmak (İstikâmet)No. 86-87
  9. 10Yaratılıştaki İhtişamı Düşünmek
  10. 11Hayırlı İşlere KoşmakNo. 88-95
  11. 12Allah İçin ÇalışmakNo. 96-112
  12. 13Ömrün Sonlarına Doğru Hayır Hasenâtı ArtırmakNo. 113-117
  13. 14Hayır Yollarının ÇokluğuNo. 118-143
  14. 15İbadette Ölçülü DavranmakNo. 144-154
  15. 16Amellerde DevamlılıkNo. 155-157
  16. 17Sünnete ve Âdâba UymakNo. 158-169
  17. 18Allah’ın Hükmüne Boyun EğmekNo. 170
  18. 19Dinde Yenilik (Bid’at)No. 171-172
  19. 20İyi veya Kötü Çığır AçmakNo. 173-174
  20. 21Hayra Aracılık, Hidayete ÇağrıNo. 175-178
  21. 22İyilikte ve Takvada YardımlaşmakNo. 179-182
  22. 23Samimiyet (Nasîhat)No. 183-185
  23. 24İyiliği Teşvik, Kötülükle Mücadele Etmek (Emr-i Bi’l-Ma’rûf Nehy-i Ani’l-Münker)No. 186-199
  24. 25İyiliği Emredip Kötülükten Nehyettiği Hâlde Aksini YapmakNo. 200
  25. 26Emanete Riayet EtmekNo. 201-204
  26. 27Haksızlık (Zulüm)No. 205-223
  27. 28Müslümanlar Arası HukukNo. 224-241
  28. 29Kusurların ÖrtülmesiNo. 242-245
  29. 30İhtiyaçların GiderilmesiNo. 246
  30. 31Aracılık EtmekNo. 247-249
  31. 32İnsanların Arasını DüzeltmekNo. 250-253
  32. 33YoksullarNo. 254-261
  33. 34Muhtaçları Himaye EtmekNo. 262-274
  34. 35Hanımlara İyi DavranmakNo. 275-282
  35. 36Kocanın, Eşi Üzerindeki HaklarıNo. 283-290
  36. 37Ailenin Geçimini SağlamakNo. 291-298
  37. 38Malın En İyisinden İnfak EtmekNo. 299
  38. 39Aile Fertlerine Allah’a İtaat Şuuru VermekNo. 300-304
  39. 40Komşu HakkıNo. 305-313
  40. 41Anne Babaya İyilik Etmek, Akrabayı GözetmekNo. 314-337
  41. 42Anne Babaya İsyan Etmek ve Akraba ile İlişkiyi KesmekNo. 338-342
  42. 43Anne Babanın Dostlarına, Yakınlara ve Eşe İyilik EtmekNo. 343-346
  43. 44Ehl-İ Beyt’e Saygı GöstermekNo. 347-348
  44. 45Âlimlere, Büyüklere ve Fazilet Ehline Saygı GöstermekNo. 349-360
  45. 46Hayırlı İnsanları Ziyaret EtmekNo. 361-375
  46. 47Allah İçin SevmekNo. 376-386
  47. 48Allah’ın Kulunu SevmesiNo. 387-389
  48. 49Başkalarına Eziyet VermemekNo. 390
  49. 50İnsanları Yaptıklarına Göre Değerlendirmek, İç Hâllerini Allah’a BırakmakNo. 391-396
  50. 51Allah’tan Korkmak (Havf)No. 397-412
  51. 52Allah’tan Yana Ümitvar Olmak (Recâ)No. 413-440
  52. 53Ümitvar Olmanın SevabıNo. 441-443
  53. 54Korku ile Ümit Arasında YaşamakNo. 444-446
  54. 55Allah Korkusuyla AğlamakNo. 447-457
  55. 56Dünyaya Meyletmemek (Zühd)No. 458-491
  56. 57Sade YaşamakNo. 492-522
  57. 58Kanaat ve TokgözlülükNo. 523-538
  58. 59İstenmeden Verilen Sadakanın AlınmasıNo. 539
  59. 60El Emeğiyle GeçinmekNo. 540-544
  60. 61CömertlikNo. 545-563
  61. 62CimrilikNo. 564
  62. 63Başkasını Kendine Tercih Etmek (Îsâr)No. 565-569
  63. 64İyilikte YarışmakNo. 570-571
  64. 65Helâl Kazanıp Helâl Yolda HarcamakNo. 572-574
  65. 66Ölümü HatırlamakNo. 575-581
  66. 67Kabir ZiyaretiNo. 582-585
  67. 68Ölümü Temenni EtmemekNo. 586-588
  68. 69Günahlardan Korunmak ve Şüpheli Şeylerden Sakınmak (Vera’)No. 589-597
  69. 70İnsanlardan Uzaklaşarak Tek Başına Yaşamak (Uzlet)No. 598-602
  70. 71İyiliklerden Yana Olmak ve Fenalıklardan Kaçınmak
  71. 72Tevazu ve ŞefkatNo. 603-612
  72. 73Kibir ve GururNo. 613-621
  73. 74Güzel AhlâkNo. 622-632
  74. 75Yumuşak Huylu Olmak (Hilm) ve Ölçülü Hareket Etmek (Teennî)No. 633-643
  75. 76Affedici OlmakNo. 644-648
  76. 77Eziyetlere KatlanmakNo. 649
  77. 78Dinî Konular da Hassas OlmakNo. 650-653
  78. 79Yöneten Yönetilen İlişkilerinde ÖlçüNo. 654-659
  79. 80Adaletli YöneticiNo. 660-663
  80. 81Yöneticilere İtaatte ÖlçüNo. 664-674
  81. 82İdareciliğin İstenmemesiNo. 675-678
  82. 83Yönetimde İstişare ve İşbirliğiNo. 679-680
  83. 84İdareciliğin Hırslılara VerilmemesiNo. 681
  84. 85HayâNo. 682-685
  85. 86Sır SaklamakNo. 686-689
FaziletlerHadisler: 993-1270
  1. 175Kur’an-ı Kerim Okumanın FaziletiNo. 993-1003
  2. 176Kur’an-ı Kerim’i Sık Okumak ve UnutmamakNo. 1004-1005
  3. 177Kur’an-ı Kerim’i Güzel Sesle OkumakNo. 1006-1010
  4. 178Belirli Sûre ve Âyetleri OkumakNo. 1011-1024
  5. 179Birlikte Kur’an OkumakNo. 1025
  6. 180Abdestin FaziletiNo. 1026-1034
  7. 181Ezanın FaziletiNo. 1035-1043
  8. 182Namazların FaziletleriNo. 1044-1048
  9. 183Sabah ve İkindi Namazlarının FaziletiNo. 1049-1054
  10. 184Cemaatle Namaz İçin Camilere Gitmenin FaziletiNo. 1055-1062
  11. 185Camide Namazı Beklemenin FaziletiNo. 1063-1065
  12. 186Cemaatle Namaz Kılmanın FaziletiNo. 1066-1072
  13. 187Sabah ve Yatsı Namazlarında Camiye GitmekNo. 1073-1075
  14. 188Farz Namazlara Devam EtmekNo. 1076-1083
  15. 189Namazı İlk Safta Kılmanın Fazileti, Safları Tamamlayıp Düzgün TutmakNo. 1084-1098
  16. 190Sünnet Namazların FaziletiNo. 1099-1101
  17. 191Sabah Namazının SünnetiNo. 1102-1114
  18. 192Öğle Namazının SünnetiNo. 1115-1120
  19. 193İkindi Namazının SünnetiNo. 1121-1123
  20. 194Akşam Namazının SünnetiNo. 1124-1127
  21. 195Yatsı Namazının Sünnetleri
  22. 196Cuma Namazının SünnetiNo. 1128-1129
  23. 197Sünnet Namazları Evde KılmakNo. 1130-1133
  24. 198Vitir NamazıNo. 1134-1140
  25. 199Kuşluk NamazıNo. 1141-1145
  26. 200Tahiyyetü’l-Mescid NamazıNo. 1146-1147
  27. 201Abdest Aldıktan Sonra İki Rekât Namaz KılmakNo. 1148
  28. 202Cuma Gününün Fazileti ve Cumaya HazırlıkNo. 1149-1160
  29. 203Şükür SecdesiNo. 1161
  30. 204Gece İbadet Etmenin FaziletiNo. 1162-1189
  31. 205Teravih NamazıNo. 1190-1191
  32. 206Kadir Gecesini İhya Etmenin FaziletiNo. 1192-1198
  33. 207Ağız ve Diş TemizliğiNo. 1199-1208
  34. 208Zekâtın Farziyeti ve FaziletiNo. 1209-1217
  35. 209Ramazan Orucunun Farziyeti ve FaziletiNo. 1218-1224
  36. 210Ramazan Ayında İyilik EtmekNo. 1225-1226
  37. 211Şa’ban Ayında Tutulan OruçNo. 1227-1230
  38. 212Yeni Ay Görüldüğünde Yapılacak DuaNo. 1231
  39. 213Sahurun FaziletiNo. 1232-1235
  40. 214İftarı Geciktirmemek ve İftardan Sonra Yapılacak DuaNo. 1236-1242
  41. 215Oruçlunun Dikkat Etmesi Gereken HususlarNo. 1243-1244
  42. 216OruçNo. 1245-1248
  43. 217Bazı Mübarek Aylarda Tutulacak Orucun FaziletiNo. 1249-1251
  44. 218Zilhiccenin İlk Onunda Tutulan Orucun ve Diğer İyiliklerin FaziletiNo. 1252-1253
  45. 219Arefe Gününde ve Muharrem’in 9 ve 10. Günlerinde Tutulan Orucun FaziletiNo. 1254-1256
  46. 220Şevval Ayında Altı Gün Oruç Tutmanın FaziletiNo. 1257
  47. 221Pazartesi ve Perşembe Günlerinde Oruç Tutmanın FaziletiNo. 1258-1260
  48. 222Her Aydan Üç Gün Oruç Tutmanın FaziletiNo. 1261-1267
  49. 223İftar Vermenin FaziletiNo. 1268-1270
YasaklarHadisler: 1514-1811
  1. 250GıybetNo. 1514-1530
  2. 251Gıybet Edenleri DinlememekNo. 1531-1533
  3. 252Sakıncası Olmayan GıybetNo. 1534-1538
  4. 253Laf Taşımamak (Nemîme)No. 1539-1541
  5. 254İnsanları GammazlamamakNo. 1542
  6. 255İkiyüzlülükNo. 1543-1544
  7. 256YalanNo. 1545-1549
  8. 257Yalan Söylenebilecek YerlerNo. 1550
  9. 258Bilinçli ve Doğru KonuşmaNo. 1551-1553
  10. 259Yalancı ŞahitlikNo. 1554
  11. 260İnsanlara ve Hayvanlara Lanet EtmemekNo. 1555-1562
  12. 261Günahkârlığı Telin Etmek
  13. 262Müslümana Hakaret Etmenin GünahıNo. 1563-1567
  14. 263Ölülere SövmemekNo. 1568
  15. 264İnsanlara Eziyet EtmemekNo. 1569-1570
  16. 265Kin Gütmemek, İlişkiyi Kesmemek ve İnsanlara Sırt ÇevirmemekNo. 1571-1572
  17. 266KıskançlıkNo. 1573
  18. 267Başkalarının Ayıplarını AraştırmamakNo. 1574-1576
  19. 268Sû-i Zanda BulunmamakNo. 1577
  20. 269Müslümanı KüçümsememekNo. 1578-1580
  21. 270Müslümanın Başına Gelen Felakete SevinmemekNo. 1581
  22. 271İnsanların Soylarına Dil UzatmamakNo. 1582
  23. 272Hile ve AldatmaNo. 1583-1587
  24. 273Ahde VefasızlıkNo. 1588-1591
  25. 274İyilikleri Başa KakmamakNo. 1592
  26. 275Böbürlenmemek ve Haddini AşmamakNo. 1593-1594
  27. 276Üç Günden Fazla Küs DurmamakNo. 1595-1601
  28. 277Başkalarının Yanında Birisiyle Gizli KonuşmamakNo. 1602-1603
  29. 278İşkence EtmemekNo. 1604-1612
  30. 279Canlıları YakmamakNo. 1613-1614
  31. 280Borcunu Ödemeyi GeciktirmemekNo. 1615
  32. 281Hibeden VazgeçmekNo. 1616-1617
  33. 282Yetim Malı YememekNo. 1618
  34. 283Faiz (Riba) YememekNo. 1619
  35. 284Gösteriş (Riya) YapmamakNo. 1620-1624
  36. 285Riyayı Andıran ŞeylerNo. 1625
  37. 286Harama BakmamakNo. 1626-1631
  38. 287Nâmahrem Bir Kadınla Başbaşa KalmamakNo. 1632-1634
  39. 288Karşı Cinse Benzemeye ÇalışmamakNo. 1635-1637
  40. 289Başka Milletlere ÖzenmemekNo. 1638-1640
  41. 290Saçları Siyaha BoyamamakNo. 1641
  42. 291Saç Kestirme ÂdâbıNo. 1642-1645
  43. 292Peruk Takmamak, Dövme Yaptırmamak ve Estetik Amaçla Dişleri SeyrekleştirmemekNo. 1646-1649
  44. 293Saç ve Sakaldaki Beyaz Kılları KoparmamakNo. 1650-1651
  45. 294Sağ Elle TaharetlenmemekNo. 1652
  46. 295Ayakkabı Giyme ÂdâbıNo. 1653-1655
  47. 296Yangına Karşı Tedbir AlmakNo. 1656-1658
  48. 297İşleri Zora KoşmamakNo. 1659-1660
  49. 298Cenazenin Ardından Yas TutmakNo. 1661-1671
  50. 299Kâhin, Falcı, Medyum ve Benzerlerine İnanmamakNo. 1672-1677
  51. 300UğursuzlukNo. 1678-1681
  52. 301Canlı Resmi YapmamakNo. 1682-1691
  53. 302Köpek EdinmemekNo. 1692-1693
  54. 303Hayvanlara Çan TakmamakNo. 1694-1695
  55. 304Pislik Yemeye Alışmış Hayvana BinmemekNo. 1696
  56. 305Mescitleri KirletmemekNo. 1697-1699
  57. 306Mescit ÂdâbıNo. 1700-1704
  58. 307Kötü Kokularla Camiye GitmemekNo. 1705-1708
  59. 308Hutbe Dinlerken Oturma ÂdâbıNo. 1709
  60. 309Hacılara Benzemek İçin Zilhiccenin Başından İtibaren Kurban Kesinceye Kadar Saçın ve Tırnakların KesilmemesiNo. 1710
  61. 310Yasaklanan YeminlerNo. 1711-1715
  62. 311Biler ek Yalan Yere Yemin EtmemekNo. 1716-1718
  63. 312Yemin KefaretiNo. 1719-1722
  64. 313Boş Yere Yapılan Yeminler İçin Kefaretin OlmamasıNo. 1723
  65. 314Alışverişte Yemin EtmemekNo. 1724-1725
  66. 315Allah İçin İstemekNo. 1726-1727
  67. 316Yöneticilere Hitap TarzıNo. 1728
  68. 317Fasık ve Zalimlere Hitap TarzıNo. 1729
  69. 318Hastalıklara SövmemekNo. 1730
  70. 319Rüzgâra SövmemekNo. 1731-1733
  71. 320Horoza SövmemekNo. 1734
  72. 321Yağmurun Yağmasını Başka Sebeplere BağlamamakNo. 1735
  73. 322Müslümana Kâfir DememekNo. 1736-1737
  74. 323Kötü ve Çirkin Söz SöylememekNo. 1738-1739
  75. 324Konuşma ÂdâbıNo. 1740-1742
  76. 325Kendi Nefsini AşağılamamakNo. 1743
  77. 326Kötü Şeylere İyi İsimler VermemekNo. 1744-1745
  78. 327Kadınların Güzelliklerini Başkalarına AnlatmamakNo. 1746-1748
  79. 328“Allah ve Falan Kimse Dilerse” DememekNo. 1749
  80. 329Yatsıdan Sonra Sohbet EtmemekNo. 1750-1752
  81. 330Kadının Kocasına Karşı YükümlülükleriNo. 1753
  82. 331Hanımın, Kocasından İzinsiz Nafile Oruç TutmamasıNo. 1754
  83. 332İmamdan Evvel Rükû veya Secdeye GitmemekNo. 1755
  84. 333Namazda Eli Böğre KoymamakNo. 1756
  85. 334Yemek Hazırken veya Tuvalet İhtiyacı Varken Namaza DurmamakNo. 1757
  86. 335Namazda Göğe BakmamakNo. 1758
  87. 336Namazda Sağa Sola BakınmamakNo. 1759-1760
  88. 337Kabre Doğru Namaz KılmamakNo. 1761
  89. 338Namaz Kılan Kimsenin Önünden GeçmemekNo. 1762
  90. 339Namaz İçin Kâmet Getirildikten Sonra Nafile Namaza BaşlamamakNo. 1763
  91. 340Sadece Cuma Gününü Oruçla ve Gecesini İbadetle GeçirmemekNo. 1764-1767
  92. 341Visâl Orucu TutmamakNo. 1768-1769
  93. 342Kabir Üstüne OturmamakNo. 1770
  94. 343Kabirler Üzerine Yapı YapmamakNo. 1771
  95. 344Efendisinden Kaçan Kölenin DurumuNo. 1772-1773
  96. 345Cezalarda Ayrımcılık YapmamakNo. 1774
  97. 346Topluma Rahatsızlık Veren Şeylerden SakınmakNo. 1775-1776
  98. 347Çocuklara Bağış Yaparken Eşit DavranmakNo. 1777
  99. 348Kadının Yas TutmasıNo. 1778
  100. 349Alışverişle İlgili Bazı YasaklarNo. 1779-1784
  101. 350Meşru Olmayan Yerlere Harcama YapmamakNo. 1785-1786
  102. 351Müslümana Silah ÇekmemekNo. 1787-1788
  103. 352Ezan Okunduktan Sonra Camiden ÇıkmamakNo. 1789
  104. 353İkram Edilen Güzel Kokuyu Geri ÇevirmemekNo. 1790-1791
  105. 354İnsanları Yüzlerine Karşı ÖvmemekNo. 1792-1794
  106. 355KarantinaNo. 1795-1796
  107. 356BüyüNo. 1797
  108. 357Zarar Görebileceği Yerlere Kur’an’ı GötürmemekNo. 1798
  109. 358Altın ve Gümüş Kapları KullanmamakNo. 1799-1801
  110. 359Erkeklerin GiyimiNo. 1802-1803
  111. 360Gün Boyunca SusmamakNo. 1804-1805
  112. 361Başkasını Kendi Babası Kabul EtmemekNo. 1806-1809
  113. 362Allah ve Peygamber’in Yasaklarını İşlememekNo. 1810
  114. 363Yasakları Çiğneyenin TövbesiNo. 1811

Tüm hadisler

94 / 95
  1. 1862Bir kimse, oruç borcuyla ölürse, yakını onun yerine orucunu tutarÂişe radıyallahu anhâ ’dan rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kimse, oruç borcuyla ölürse, yakını onun yerine orucunu tutar.” Buhârî, Savm 42; Müslim, Sıyâm 153. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Savm 40, Eymân 21
  2. 1863Vallahi Âişe ya bu işten vazgeçer veya ben onun böyle davranmasına engel olurumAvf İbni Mâlik İbni Tufeyl’den rivayet edildiğine göre, bir kimse Âişe radıyallahu anhâ ’ya gelerek, sattığı veya bağışladığı bir şey hususunda (yeğeni) Abdullah İbni Zübeyr’in, “Vallahi Âişe ya bu işten vazgeçer veya ben onun böyle davranmasına engel olurum” dediğini haber vermişti. Âişe bu haberi getiren adama: - O böyle mi dedi? diye sordu. Oradakiler de: - Evet, böyle söyledi, dediler. Bunun üzerine Âişe: - Abdullah İbni Zübeyr ile eğer ölünceye kadar bir daha konuşursam, Allah’a adağım olsun, dedi. Hz. Âişe’nin dargınlığı epeyce uzayınca, İbnü’z-Zübeyr araya şefaatçiler koyarak teyzesinin kendini bağışlamasını istedi. Fakat Âişe: - Vallahi ben onun hakkında kimsenin aracılığını kabul etmem, adağımı da bozmam, dedi. Bu dargınlığın hayli uzadığını gören Abdullah İbni Zübeyr, Misver İbni Mahreme ile Abdurrahman İbni Esved İbni Abdiyegûs’a konuyu açarak: - Allah aşkına beni (teyzem) Âişe’nin yanına götürüp barıştırın. Benimle ilgiyi kesip konuşmamak üzere adak adaması helâl değildir, dedi. Misver ile Abdurrahman bu teklifi kabul edip Hz. Âişe’nin evine geldiler ve: - Allah’ın selâmı ve bereketleri sana olsun, girebilir miyiz? diye içeri girmek üzere izin istediler. Hz. Âişe de: - Girin, dedi. - Hepimiz mi girelim? diye sordular. Yanlarında İbnü’z-Zübeyr’in olduğunu bilmediği için o da: - Evet, hepiniz girin, dedi. İbnü’z-Zübeyr de onlarla birlikte içeri girdi; perdenin arkasına geçerek teyzesinin boynuna sarıldı ve kendisini bağışlamasını isteyerek ağladı. Misver ile Abdurrahman da, Allah aşkına onu bağışla, diye yalvardılar ve: - Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem de, pek iyi bildiğin gibi, küs durmayı yasaklamıştır. Bir müslümanın din kardeşiyle üç günden fazla dargın durması helâl değildir, diyerek onunla barışmasını istediler. Suç bağışlamanın önemi, akraba ile ilgiyi kesmenin kötülüğü konusunda o kadar çok şey söylediler ki, nihayet Hz. Âişe onlara adağından söz ederek ağlamaya başladı: - Ben konuşmamak üzere adak adadım; adağı bozmak günahtır, dedi. Mahreme ile Abdurrahman onun gönlünü yapmak üzere o kadar çok şey söylediler ki, sonunda Hz. Âişe İbnü’z-Zübeyr ile konuştu. Adağını bozduğu için de kırk köleyi âzad etti. Hz. Âişe sonraki günlerde bu adağını sık sık anıp ağlar, gözlerinden akan yaşlar baş örtüsünü ıslatırdı. Buhârî, Edeb 62
  3. 1864Ben âhirete sizden önce gideceğim ve sizin için hazırlık yapacağım; sizin Allah yolundaki hizmetlerinize…Ukbe İbni Âmir radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, aradan sekiz yıl geçtikten sonra bir gün Uhud şehidlerini ziyarete gitti. Yaşayanlara ve ölenlere vedâ eder gibi onlara dua etti. Sonra (konuşmak üzere) minbere çıktı ve şunları söyledi: “Ben âhirete sizden önce gideceğim ve sizin için hazırlık yapacağım; sizin Allah yolundaki hizmetlerinize şâhitlik edeceğim. Buluşma yerimiz Kevser havuzunun yanıdır. Ben şu bulunduğum yerden Kevser havuzunu görmekteyim. Ben sizin Allah’a şirk koşmanızdan korkmuyorum. Ama dünya hırsıyla birbirinizle didişip çekişmenizden korkuyorum.” Ukbe sözüne şöyle devam etti: Bu benim Resûlullah’ı son görüşüm oldu. Buhârî, Megâzî 17; Müslim, Fezâil 31. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 68-70; Nesâî, Cenâiz 61 Diğer bir rivayete göre Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu: “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” Ukbe şöyle dedi: Bu benim Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’i minberde son görüşüm oldu. Müslim, Fezâil 31
  4. 1865Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize sabah namazını kıldırdıktan sonra minbere çıktı, öğle namazına…Ebû Zeyd Amr İbni Ahtab el-Ensârî radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize sabah namazını kıldırdıktan sonra minbere çıktı, öğle namazına kadar konuştu. Aşağı inip namazı kıldırdı, tekrar minbere çıktı ve ikindi namazına kadar konuştu. Minberden inip ikindi namazını kıldırdıktan sonra yine minbere çıktı ve güneş batıncaya kadar konuştu. Artık bize olmuş ve olacak her şeyi haber verdi. Bunları en iyi bilenimiz, hâfızası en sağlam olanımızdır. Müslim, Fiten 25. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned , V, 341
  5. 1866Allah’a itaat etmeyi adayan kimse (adağını yaparak) O’na itaat etsin. Allah’a isyan etmeyi adayan da…Âişe radıyallahu anhâ ’dan rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’a itaat etmeyi adayan kimse (adağını yaparak) O’na itaat etsin. Allah’a isyan etmeyi adayan da (adağından vazgeçsin ve) O’na karşı gelmesin.” Buhârî, Eymân 28, 31. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Eymân 19; Tirmizî, Nüzûr ve’l-eymân 2; Nesâî, Eymân 27, 28; İbni Mâce, Keffârât 16
  6. 1867O, İbrâhim aleyhisselâm ’a ateş üflerdiÜmmü Şerîk radıyallahu anhâ ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona zehirli iri keleri öldürmeyi emretti ve: “O, İbrâhim aleyhisselâm ’a ateş üflerdi” buyurdu. Buhârî, Enbiyâ 17, Bed'ü'l-halk 15; Müslim, Selâm 142. Ayrıca bk. Nesâî, Menâsik 115; İbni Mâce, Sayd 12
  7. 1868Zehirli iri keleri ilk vuruşta kim öldürürse ona şu kadar iyilik sevabı vardır. Onu ikinci vuruşta kim…Ebû Hureyre radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Zehirli iri keleri ilk vuruşta kim öldürürse ona şu kadar iyilik sevabı vardır. Onu ikinci vuruşta kim öldürürse, birincisinden daha az olmak üzere ona da şu kadar iyilik sevabı vardır. Eğer bir kimse onu üçüncü vuruşta öldürürse ona da şu kadar iyilik sevabı vardır.” Müslim, Selâm 146. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 162-163; Tirmizî, Sayd 14; İbni Mâce, Sayd 12 Bir başka rivayete göre de şöyle buyurdu: “Kim zehirli iri keleri ilk vuruşta öldürürse ona yüz iyilik sevabı yazılır. İkinci vuruşta öldürene bundan daha az sevap verilir. Üçüncü vuruşta öldürene de daha az sevap verilir.” Müslim, Selâm 147
  8. 1869(Vaktiyle) bir adam: - Ben mutlaka bir sadaka vereceğim, dedi. Geceleyin evinden sadakasını alıp çıktı ve onu…Ebû Hureyre radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “ (Vaktiyle) bir adam: - Ben mutlaka bir sadaka vereceğim, dedi. Geceleyin evinden sadakasını alıp çıktı ve onu bilmeden bir hırsızın eline tutuşturdu. Ertesi gün halk: - Hayret! Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş! diye konuşmaya başladı. Adam: - Allahım! Sana hamdolsun. Ben mutlaka bir sadaka daha vereceğim, dedi. Sadakasını alarak evinden çıktı ve onu bir fâhişenin eline tutuşturdu. Ertesi gün halk: - Olur şey değil! Bu gece bir fâhişeye sadaka verilmiş! diye dedikoduya başladı. Adam: - Allahım! Bir fâhişeye sadaka verdiğim için sana hamdolsun. Ben mutlaka bir sadaka vereceğim, dedi. Sadakasını alıp evinden çıktı ve onu bir zenginin eline koydu. Ertesi gün halk: - Bu ne iştir! Bu gece bir zengine sadaka verilmiş! diye söylenmeye başladı. Adam: - Allahım! Hırsıza, fâhişeye ve zengine sadaka verdiğim için sana hamdolsun, dedi. Uykusunda o adama şöyle denildi: - Hırsıza verdiğin sadaka, belki onu yaptığı hırsızlıktan utandırıp vazgeçirecektir. Fâhişe belki yaptığından vazgeçip iffetli bir kadın olacaktır. Zengin de belki bundan ibret alıp Allah’ın kendisine verdiği maldan muhtaçlara dağıtacaktır.” Buhârî, Zekât 14; Müslim, Zekât 78. Ayrıca bk. Nesâî, Zekât 47
  9. 1870Bir yemek dâvetinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber bulunuyorduk. Kendisine etin kol…Ebû Hureyre radıyallahu anh şöyle dedi: Bir yemek dâvetinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber bulunuyorduk. Kendisine etin kol tarafı ikram edildi. Resûl-i Ekrem etin kol tarafını severdi. Ondan bir lokma kopardıktan sonra şöyle buyurdu: “Kıyamet gününde insanların efendisi benim. Bu da neden biliyor musunuz? Allah Teâlâ gelmiş gelecek bütün insanları düz bir yere toplayacak. Orası, insanlara bakan kimsenin hepsini görebileceği, onlara çağıranın hepsine sesini duyurabileceği bir yerdir. Güneş onlara yaklaşacak, insanlar sıkıntıdan ve kederden artık dayanamayacak hale gelince birbirlerine: - İçinde bulunduğunuz sıkıntıyı, başınıza gelen hali görmüyor musunuz? Halinizi Rabbinize arzederek size şefaat edecek birini bulmayı düşünmüyor musunuz? diyecekler. Bazıları ötekilerine: - Babanız Âdem’e gidiniz, diyecekler. Âdeme gelip: - Ey Âdem! Sen insanların babasısın. Seni Allah kudret eliyle yarattı. Sana kendi rûhundan üfledi. Meleklere sana secde etmelerini emretti, onlar da secde ettiler. Seni cennete yerleştirdi. Rabbine varıp bizim için şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali, başımıza gelen derdi görmüyor musun? diyecekler. O da: - Bugün Rabbim çok gazaplı. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Rabbim o ağaca yaklaşmamı yasakladı, ama ben O’nu dinlemedim. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; Nûh’a gidin, diyecek. Onlar da Nûh’a gelerek: - Ey Nûh! Sen yeryüzü halkına gönderilen resûllerin ilkisin. Allah Teâlâ sana “çok şükreden kul” demişti. İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? Başımıza gelenleri görmüyor musun? Rabbinin huzurunda bize şefaat etmeyecek misin? diyecekler. O da: - Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Benim bir duam vardı; onu da kavmimin aleyhine kullandım. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin. İbrâhim’e gidin, diye karşılık verecek. Onlar da İbrâhim’e gelerek: - Sen Allah’ın peygamberisin, yeryüzü halkı içinde Allah’ın dostu sensin. Rabbinin huzurunda bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? diyecekler. O da şunları söyleyecek: - Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Ben vaktiyle üç yalan söylemiştim. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; Mûsâ’ya gidin. Onlar da Mûsâ’ya gelerek şöyle diyecekler: - Ey Mûsâ! Sen Allah'ın Resûlüsün. Allah sana peygamberlik vermek ve seninle konuşmak suretiyle seni diğer insanlardan üstün kılmıştır. Rabbinin huzurunda bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun? O da: - Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Ben öldürülmesine dair emir almadığım bir adamı öldürdüm. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; Îsâ’ya gidin, diyecek. Onlar da Îsâ’ya gelerek: - Ey Îsâ! Sen Allah’ın Resûlü, O’nun Meryem’e yönelttiği kelimesi ve O’nun yarattığı bir ruhsun. Sen daha beşikte iken insanlarla konuştun. Rabbinin huzurunda bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? diyecekler. Îsâ da: - Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır, diyecek, ama bir günah zikretmeyecek. Sonra da, asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; Muhammed’e gidin, diyecek. Başka bir rivayete göre Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu: Onlar da bana gelerek: - Yâ Muhammed! Sen Allah’ın Resûlü ve son peygambersin. Allah Teâlâ senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışlamıştır. Rabbinin huzurunda bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? diyecekler. Ben de yürüyüp Arş’ın altına geleceğim, Rabbime secdeye kapanacağım. Sonra Allah Teâlâ daha önce kimseye öğretmediği en güzel hamdü senâyı bana ilham edecek. Sonra bana hitaben: - Yâ Muhammed! Secdeden başını kaldır! İste! İstediğin sana verilecek. Şefaat et, şefaatin kabul edilecek, buyuracak. Ben de başımı secdeden kaldıracağım ve: - Yâ Rabbî! Ümmetimi bana bağışla! Yâ Rabbî! Ümmetimi kurtar! Yâ Rabbî! Ümmetimi bağışla! diye yalvaracağım. O zaman bana: - Yâ Muhammed! Ümmetinden hesaba çekilmeyecek olanları cennet kapılarının en sağındaki Bâbü’l-eymen’den içeri al! Onlar başkalarıyla beraber cennetin diğer kapılarından da gireceklerdir, buyurulacak. Sonra Resûl-i Ekrem sözüne şöyle devam etti: Canımı kudretiyle yaşatan Allah’a yemin ederim ki, cennet kapılarının iki kanadı arasındaki mesafe, Mekke ile (Bahreyn’deki) Hecer veya Mekke ile (Suriye’deki) Busrâ arasındaki mesafe kadar geniştir.” Buhârî, Enbiyâ 3, 9, Tefsîru sûre (17), 5; Müslim, Îmân 327, 328. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyâmet 10
  10. 1871Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını, senin saygı duyulması gereken…İbni Abbas radıyallahu anhümâ şöyle dedi: İbrâhim sallallahu aleyhi ve sellem, İsmâil’in annesi (Hâcer) ile henüz memedeki oğlu İsmâil’i alıp Mekke’ye getirdi. Onları Kâbe’nin üst tarafında ve zemzemin yukarısındaki büyük bir ağacın altına bıraktı. O vakitler Mekke’de kimse bulunmadığı gibi içecek su da yoktu. İşte İbrâhim, karısı ile oğlunu oraya bıraktı. Yanlarına da bir dağarcık hurma ve bir kırba su koydu. Sonra İbrahim arkasını dönüp gitmeye başladı. Hâcer onun peşini bırakmadı: - İbrâhim! Bizi konuşup görüşecek bir kimsenin, yiyip içecek bir şeyin bulunmadığı bu vadide tek başına bırakıp da nereye gidiyorsun? diye sordu. Bu soruyu birkaç defa tekrarladı. İbrâhim dönüp bakmadı bile. Sonunda Hâcer: Bunu böyle yapmanı sana Allah mı emretti? deyince İbrâhim: - Evet, Allah emretti, diye cevap verdi. Hâcer: - Öyleyse Allah bizi korur, dedi. Hâcer geri döndü; İbrâhim sallallahu aleyhi ve sellem de yürüyüp gitti. Kimsenin kendisini göremediği Seniyye mevkiine varınca, yüzünü Kâbe tarafına çevirdi; sonra ellerini kaldırarak şöyle dua etti: “Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını, senin saygı duyulması gereken Mukaddes Mâbed’inin yanında, ekin bitmez bir vâdiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerine onlara karşı muhabbet koy ve kendilerine bazı meyvelerden rızık ver. Umarım ki nimetlerine şükrederler” [İbrâhim sûresi (14), 37]. Hâcer İsmâil’i emziriyor ve kırbadaki sudan içiyordu. Nihayet kırbadaki su tükendi. Hem kendi hem oğlu susadı. Çocuk susuzluktan yerde sızlanıp yuvarlanmaya başlayınca, Hâcer onun bu halini görmemek için oraya en yakın tepe olan Safâ’ya gitti ve tepenin üstüne çıktı. Sonra acaba birini görebilir miyim diye vâdiye bakındı; fakat kimseyi göremedi. Safâ tepesinden inip vâdiye gelince, koşmasına engel olmasın diye elbisesinin eteğini topladı. Sonra da çok zor durumda kalmış bir insanın son gayretiyle koşmaya başladı; vâdiyi geçip Merve’ye geldi. Tepenin üstüne çıkıp acaba birini görebilir miyim diye bakındı; fakat kimseyi göremedi. İki tepe arasında böyle yedi defa gidip geldi. İbni Abbas radıyallahu anhümâ sözünün burasında şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem : “İşte bundan dolayı insanlar Safâ ile Merve arasında sa‘yeder” buyurdu. Sonra da sözüne şöyle devam etti: Hâcer Merve tepesine çıkınca bir ses duydu. Kendi kendine “Sus! Dinle!” dedi. Sonra iyice kulak verdi, aynı sesi bir daha duydu. - Tamam, sesini duyurdun. Yapabiliyorsan bize yardım et! diye seslendi. Bir de baktı ki, zemzemin olduğu yerde bir melek, topuğuyla -veya kanadıyla- yeri kazmakta! Nihayet su göründü. Hâcer, akıp gitmesin diye suyun etrafını eliyle şöyle çevirmeye, suyu avuçlayıp kırbasını doldurmaya başladı. Hâcer suyu avuçladıkça, bir rivayete göre avuçladığı kadar, yerden kaynıyordu. İbni Abbas radıyallahu anhümâ şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem : “Allah İsmâil’in annesine rahmet etsin. Zemzemi kendi haline bıraksaydı -veya suyu avuçlamasaydı- zemzem akarsu olurdu” buyurdu. İbni Abbas sözüne şöyle devam etti: Hâcer sudan içti ve yavrusunu emzirdi. Melek ona: - Bize bir zarar gelir diye korkma! İşte şurası Beytullah’ın yeridir. Onu şu çocukla babası yapacaktır. Allah, o işi yapacak kimsenin yok olup gitmesine izin vermez, dedi. Beytullah’ın yeri zeminden yüksekçe idi. Seller oranın sağını solunu yalayıp aşındırmıştı. Onlar bu şekilde yaşayıp giderken nihayet bir gün Cürhümlüler’den bir grup insan veya onlardan bir aile Kedâ yolundan gelerek Mekke’nin alt tarafına indiler. O sırada bir kuşun gelip gittiğini gördüler. Bu kuş mutlaka suyun etrafında dönüp duruyor. Halbuki biz bu vadide su bulunmadığını biliyorduk, diyerek ayağına çevik bir veya iki kişiyi oraya gönderdiler. Gidenler orada su bulunduğunu görünce geri dönüp durumu haber verdiler. Suyun yanına geldiklerinde Hâcer’i gördüler: - Bizim buraya yerleşmemize izin verir misin? diye sordular. O da: - Evet, ama su üzerinde bir hak iddia edemezsiniz, dedi. Onlar da: - Peki, kabul, dediler. İbni Abbas rivayetine şöyle devam etti: İnsanlarla bir arada olmaya ihtiyaç duyduğu sırada onların çıka gelmesi Hâcer’i sevindirdi. Cürhümlüler oraya yerleştikleri gibi akrabalarına haber saldılar, onlar da gelip yerleştiler. Böylece Mekke civarı yerleşik bir alan haline geldi. O zaman çocuk olan İsmâil nihayet büyüyüp gelişti. Cürhümlüler’den Arapça’yı öğrendi. Delikanlılık çağına geldiği zaman, Cürhümlüler’in en fazla beğenip takdir ettikleri bir kimse oldu. Erginlik çağına gelince, onu kendilerinden bir kızla evlendirdiler. Günün birinde Hâcer vefat etti. İsmâil’in evlenmesinden sonraki bir tarihte, Hz. İbrâhim, Hâcer ile oğlunun durumunu öğrenmek üzere Mekke’ye geldi. Fakat İsmâil’i evde bulamadı. Karısına: - İsmâil nerede diye sordu. Kadın: - Rızkımızı temin etmeye, başka bir rivayete göre, avlanmaya gitti, dedi. İbrâhim aleyhisselâm ona geçimlerinin ve durumlarının nasıl olduğunu sordu. O da: - Çok kötü durumdayız. Büyük bir sıkıntı ve darlık içindeyiz, diye hallerinden şikâyet etti. İbrâhim de: - Kocan gelince ona selâmımı söyle; kendisine hatırlat da kapısının eşiğini değiştirsin, dedi. İsmâil eve gelince, orada bir şeyler olduğunu sezdi ve karısına: - Ben yokken eve biri geldi mi? diye sordu. O da: - Evet, yaşlı bir adam geldi, diyerek onu tarif etmeye çalıştı. Seni sordu, ben de söyledim. Nasıl geçindiğimizi öğrenmek istedi. Ben de büyük bir geçim sıkıntısı çektiğimizi anlattım, dedi. İsmâil: - Peki, sana bir şey tavsiye etti mi? diye sordu. O da şunları söyledi: - Evet, sana selâm söyledi ve kapısının eşiğini değiştirsin dedi. İsmâil: - O gelen benim babamdır. Bana senden boşanmamı emretmiş . Haydi ailenin yanına dönebilirsin, dedi. O kadını boşayıp Cürhümlüler’den bir başka kadınla evlendi. Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra İbrâhim tekrar oğlunun evine geldi. Fakat İsmâil’i bulamadı. İçeri girip İsmâil’i sordu. Karısı: - Rızkımızı temin etmeye gitti, dedi. İbrâhim: - Geçiminiz, haliniz nasıl? diye sordu. Kadın: - Çok iyi durumdayız. Rahat ve bolluk içindeyiz, diyerek Allah’a hamdü senâ etti. Konuşma şöyle devam etti: - Ne yiyorsunuz? - Et yiyoruz. - Ne içiyorsunuz? - Su. O zaman İbrâhim, ‘Allahım, etlerine sularına bereket ver’, diye dua etti. Sözün burasında Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “O zamanlar Mekke’de ekin yoktu. Eğer olsaydı tahılın bereketlenmesi için de dua ederdi.” İbni Abbas dedi ki: İbrahim’in duası sayesinde et ile su, başka yerde yaşayanlarla kıyaslanmayacak şekilde, Mekkeliler’in sağlığına elverişli olmuştur. Bir başka rivayete göre İbrâhim aleyhisselâm oraya gelince: - İsmâil nerede? diye sordu. Karısı: - Avlanmaya gitti, dedi. Sonra da: Bir şeyler yemek ve içmek üzere buyurmaz mısınız? dedi. İbrâhim: - Ne yiyor ne içiyorsunuz? diye sordu. Kadın: - Yediğimiz et, içtiğimiz su, dedi. İşte o zaman İbrâhim aleyhisselâm: - Allahım! Onların yiyeceklerine, içeceklerine bereket ver! diye dua etti. İbni Abbas sözüne şöyle devam etti: Ebü’l-Kâsım sallallahu aleyhi ve sellem: “İşte bu, İbrâhim’in duasının bereketidir” buyurdu. İbrâhim gelinine şöyle dedi: - Kocan eve gelince ona benim selâmımı söyle ve kendisine hatırlat da, kapısının eşiğine sahip olsun , dedi. İsmâil eve gelince: - Eve gelen oldu mu? diye sordu, Karısı: - Evet, güzel görünümlü bir ihtiyar geldi, diyerek onun hakkında güzel şeyler söyledi. Sözüne devamla, bana seni sordu, ben de anlattım; geçimimizi öğrenmek istedi, ben de çok iyi olduğunu belirttim, dedi. İsmâil: - Sana bir tavsiyede bulundu mu? diye sordu. O da: - Evet, sana selâm söyledi ve kapının eşiğine sahip olmanı emretti, dedi. O zaman İsmâil: - O benim babamdır. Evin eşiği de sensin. Babam seni hoş tutmamı, seninle iyi geçinmemi emretmiş , dedi. Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra İbrâhim aleyhisselâm bir daha geldi. O sırada İsmâil zemzemin yakınındaki büyük bir ağacın altına oturmuş ok yontuyordu. Babasını görünce ayağa kalktı. Uzun süre birbirini görmeyen bir baba çocuğuna, bir çocuk da babasına sevgi ve saygısını nasıl gösterirse, onlar da birbirlerine öyle yaptılar. İbrahim aleyhisselâm oğluyla konuşmaya başladı: - İsmâil! Allah bana önemli bir görev verdi. - Öyleyse Rabbinin emrini yap, babacığım. - Ama bana yardım edeceksin. - Sana elbette yardım ederim. İbrâhim oradaki yüksekçe bir tepeyi gösterdi: - Allah, işte şuraya bir ev yapmamı emretti, dedi. İbrâhim oraya Kâbe’nin temelini atıp yükseltti. İsmâil taş getiriyor, İbrâhim de duvar örüyordu. Binanın duvarları yükselince, İsmâil şu (makâm-ı İbrâhim diye bilinen) taşı getirip babasına verdi. O da bu taşın üstüne çıkıp İsmâil’in getirdiği taşlarla inşaata devam etti. Onlar beraberce binayı yaparken: “Rabbimiz! Bizden bu hizmeti kabul buyur. Şüphesiz sen duamızı duyan, niyetimizi bilensin” [Bakara sûresi (2), 127] diye dua ediyorlardı. Bir başka rivayet ise şöyledir: İbrâhim aleyhisselâm İsmâil ile onun annesini alıp yola çıktı. Yanlarında bir de su kırbası vardı. İsmâil’in annesi susadıkça kırbadan içip oğlunu emziriyordu. Nihayet Mekke’ye gelince, İbrâhim Hâcer’i büyük bir ağacın altına bıraktı. Sonra geriye, ailesinin yanına dönmeye başladı. Bunun üzerine Hâcer onun arkasına takıldı. Kedâ mevkiine gelince, Hâcer onun arkasından: - İbrâhim! Bizi kime bırakıp gidiyorsun? diye seslendi. O da: - Allah’a bırakıyorum, dedi. Hâcer: - Allah’ın himâyesine razıyım, dedi. Sonra geri döndü. Kırbadaki sudan içiyor, südü artıyor, o da çocuğunu emziriyordu. Sonunda su bitti. Hâcer, gidip etrafa bakınayım, belki birini görürüm, dedi. Yürüyüp gitti, Safâ tepesine çıktı. Birini görebilir miyim diye etrafına bakındı, bakındı, fakat kimseyi göremedi. Vâdiye inince koşmaya başladı. Merve’ye geldi. İki tepe arasında koşarak birkaç defa gidip geldi. Sonra da gidip çocuğa bakayım, acaba ne yapıyor, diye söylendi. Dönüp çocuğun yanına geldi; çocuk bıraktığı gibi bitkin bir halde duruyordu. Orada öylece durmaya gönlü razı olmadı. Gidip etrafa tekrar bakınayım, belki birini görürüm, dedi. Yürüdü gitti, Safâ tepesine çıktı. Bir kimseyi görebilir miyim diye etrafına bakındı, bakındı, fakat kimseyi göremedi. Böylece iki tepe arasında yedi defa gidip geldi. Sonra tekrar kendi kendine, gidip çocuğa bakayım, acaba ne yaptı, diye söylendi. O sırada bir ses duydu. “Eğer bir iyilik yapabileceksen yardım et!” diye seslendi. Bir de baktı ki Cebrâil aleyhisselâm , topuğunu yere vurarak toprağı kazıyor. Derken su fışkırdı. Hâcer hayretler içinde kaldı ve hemen kırbasına avuç avuç su doldurmaya başladı. Sonra Buhârî hadisin tamamını rivayet etti. Buhârî, Enbiyâ 9 (Yukarıdaki rivayetlerin hepsi Sahîh-i Buhârî ’dedir)
  11. 1872Mantar, kudret helvası türünden ilâhî bir lutuftur. Suyu da göze şifadırSaîd İbni Zeyd radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’i şöyle buyururken işittim dedi: “Mantar, kudret helvası türünden ilâhî bir lutuftur. Suyu da göze şifadır.” Buhârî, Tefsîru sûre (2), 4, Tefsîru sûre (7), 2, Tıb 20; Müslim, Eşribe 157-162. Ayrıca bk. Tirmizî, Tıb 22; İbni Mâce, Tıb 8
  12. 1873Bazan kalbimin perdelendiği olur. Ama ben Allah’a günde yüz defa istiğfâr ediyorumEgar el-Müzenî radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’in şöyle buyurduğunu nakletti: “Bazan kalbimin perdelendiği olur. Ama ben Allah’a günde yüz defa istiğfâr ediyorum.” Müslim, Zikir 41. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 26
  13. 1874Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah'tan beni bağışlamasını diler, tövbe ederimEbû Hureyre radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’i şöyle buyururken işittim, dedi: "Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah'tan beni bağışlamasını diler, tövbe ederim." Buhârî, Daavât 3. Ayrıca bk. Tirmizî, Tefsîr 47; İbni Mâce, Edeb 57
  14. 1875Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder…Ebû Hureyre radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder, yerinize, günah işledikten sonra Allah’tan af dileyecek bir millet getirir ve onları affederdi.” Müslim, Tevbe 11. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned , III, 238
  15. 1876Rabbiğfir lî ve tüb aleyye inneke ente’t-tevvâbü’r-rahîm: Allahım! Beni bağışla ve tövbemi kabul eyle. Çünkü…İbni Ömer radıyallahu anhümâ şöyle dedi: Biz Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’in bir yerde yüz defa: “ Rabbiğfir lî ve tüb aleyye inneke ente’t-tevvâbü’r-rahîm: Allahım! Beni bağışla ve tövbemi kabul eyle. Çünkü sen tövbeleri çok kabul eden ve çok merhamet edensin” dediğini sayardık. Ebû Dâvûd, Vitir 26; Tirmizî, Daavât 39. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 57
  16. 1877Bir kimse istiğfârı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş…İbni Abbâs radıyallahu anhümâ ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kimse istiğfârı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir.” Ebû Dâvûd, Vitir 26. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 57
  17. 1878Her kim ‘estağfirullâh’ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye’l-Kayyûme ve etûbü ileyh: Kendisinden başka ilâh…İbni Mes’ûd radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her kim ‘estağfirullâh’ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye’l-Kayyûme ve etûbü ileyh: Kendisinden başka ilâh bulunmayan, ebedî hayatla daima diri olan, her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kâinatı yöneten Allah’tan beni bağışlamasını diler ve günahlarıma tövbe ederim ’ diye yalvarırsa, savaştan kaçmış bile olsa, günahları bağışlanır.” Ebû Dâvûd, Vitir 26; Tirmizî, Daavât 118; Hâkim, el-Müstedrek , I, 511. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 57
  18. 1879İstiğfârın en üstünü kulun şöyle demesidir: Allâhumme ente rabbî, lâ ilâhe illâ ente, halaktenî ve ene…Şeddâd İbni Evs radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İstiğfârın en üstünü kulun şöyle demesidir: Allâhumme ente rabbî, lâ ilâhe illâ ente, halaktenî ve ene ‘abdüke, ve ene ‘alâ ‘ahdike ve va‘dike m’esteta‘tü. Eûzü bike min şerri mâ sana‘tü, ebûü leke bi-ni‘metike ‘aleyye, ve ebûü bi-zenbî, fağfir lî fe-innehû lâ yağfirü’z-zünûbe illâ ente: Allahım! Sen benim Rabbimsin. İbadete lâyık senden başka tanrı yoktur. Beni sen yarattın. Ben senin kulunum. Ezelde sana verdiğim sözümde ve vaadimde hâlâ gücüm yettiğince durmaktayım. İşlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım. Bana lutfettiğin nimetleri yüce huzurunda minnetle anar, günahımı itiraf ederim. Beni affet; şüphe yok ki günahları senden başka affedecek yoktur.” Resûl-i Ekrem sözüne şöyle devam etti: “Her kim, bu seyyidü’l-istiğfârı sevabına ve faziletine bütün kalbiyle inanarak gündüz okur da o gün akşam olmadan ölürse cennetlik olur. Yine her kim, sevabına ve faziletine gönülden inanarak gece okur da sabah olmadan ölürse cennetlik olur.” Buhârî, Daavât 2, 16. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 100-101; Tirmizî, Daavât 15; Nesâî, İstiâze 57
  19. 1880Allâhumme ente’s-selâm ve minke’s-selâm tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm: Allahım selâm sensin. Selâmet ve…Sevbân radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, selâm verip namazdan çıkınca üç defa istiğfâr eder ve “Allâhumme ente’s-selâm ve minke’s-selâm tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm: Allahım selâm sensin. Selâmet ve esenlik sendendir. Ey azamet ve kerem sahibi Allahım, sen hayır ve bereketi çok olansın ” derdi. Hadisin râvilerinden biri olan Evzâî’ye: - İstiğfâr nasıl yapılır? diye sorulunca: - Estağfirullah, estağfirullah demektir, dedi. Müslim, Mesâcid 135. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 25; Tirmizî, Salât 108; Nesâî, Sehv 81, 82; İbni Mâce, İkâme 32
  20. 1881Sübhânallahi ve bi-hamdihî, estağfirullâhe ve etûbü ileyh: Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan…Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vefatından önce sık sık “Sübhânallahi ve bi-hamdihî, estağfirullâhe ve etûbü ileyh: Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim. Allah’tan beni bağışlamasını diler ve günahlarıma tövbe ederim” derdi. Buhârî, Ezân 123, 139; Müslim, Salât 218-220