İçeriğe geç
Hadis kitabı

Sahih-i Buhari

hadis
7.510
bölüm
97

Bölümler

97
  1. 01Vahyin Başlamasının Anlatıldığı BölümKitâbu Bedi'l-Vahy (1-7)
  2. 02İman KitabıKitâbu’l-İmân (8-58)
  3. 03İlim KitabıKitâbu'l-İlm (59-134)
  4. 04Namaz Abdesti KitabıKitâbu'l-Vudû (135-247)
  5. 05Boy Abdesti (Gusül) KitabıKitâbu'l-Gusl (248-293)
  6. 06Hayız KitabıKitâbu'l-Hayz (294-333)
  7. 07Teyemmüm KitabıKitâbu'l-Teyemmum (334-348)
  8. 08Namaz KitabıKitâbu's-Salât (349-520)
  9. 09Namaz Vakitleri KitabıKitâbu Mevâkîti's-Salât (522-602)
  10. 10Ezan KitabıKitâbu'l-Ezân (603-875)
  11. 11Cuma Namazı KitabıKitâbu'l-Cumua (876-941)
  12. 12Korku Namazı KitabıKitâbu Salâti'l-Havf (942-947)
  13. 13İki Bayram Namazı KitabıKitâbu'l-Îdeyn (948-989)
  14. 14Vitir Namazı KitabıKitâbu'l-Vitr (990-1004)
  15. 15Yağmur İsteme (İstiskâ) Namazı KitabıKitâbu'l-İstiskâ (1005-1039)
  16. 16Güneş ve Ay Tutulması (Küsûf) KitabıKitâbu'l-Küsûf (1040-1066)
  17. 17Kur'an'daki Secde Ayetleri KitabıKitâbu Sücûdi'l-Kur'ân (1067-1079)
  18. 18Namazı Kısaltma KitabıKitâbu Taksîri’s-Salât (1080-1119)
  19. 19Teheccüd Namazı KitabıKitâbu't-Teheccüd (1120-1187)
  20. 20Mekke ve Medine Mescidi'nde Namaz Kılmanın Fazileti KitabıKitâbu Fazli's-Salâti Fî Mescidi Mekke ve'l-Medîne (1188-1197)
  21. 21Namazda İş Yapma KitabıKitâbu’l-Amel Fi's-Salât (1198-1223)
  22. 22Namazda Yanılma KitabıKitâbu's-Sehv (1224-1236)
  23. 23Cenazeler KitabıKitâbu' l-Cenâiz (1237-1394)
  24. 24Zekât KitabıKitâbu'z-Zekât (1395-1512)
  25. 25Hac KitabıKitâbu’l Hac (1513-1772)
  26. 26Umre KitabıKitâbu'l-Umra (1773-1805)
  27. 27Hac veya Umre'den Alıkonulma ve İhramda İken Avlanma Cezası KitabıKitâbu'l-Muhsar (1806-1820)
  28. 28İhramlı İken Avlanma Cezası KitabıKitâbu Cezâu’s-Sayd (1821-1866)
  29. 29Medine'nin Faziletleri KitabıKitâbu Fezâili'l-Medîne (1867-1890)
  30. 30Oruç KitabıKitâbu’s-Savm (1891-2007)
  31. 31Teravih Namazı KitabıKitâbu Salâti't-Terâvîh (2008-2013)
  32. 32Kadir Gecesi'nin Fazileti KitabıKitâbu Fezâili Leyleti’l-Kadr (2014-2024)
  33. 33İtikat KitabıKitâbu'l-İ'tikâf (2025-2046)
  34. 34Alışveriş KitabıKitâbu’l-Buyû (2047-2238)
  35. 35Selem KitabıKitâbu's-Selem (2239-2256)
  36. 36Şuta (Öncelikli Alım Hakkı) KitabıKitâbu'ş-Şu'fa (2257-2259)
  37. 37Îcâr (Kiralama) KitabıKitâbu’l-İcâra (2260-2286)
  38. 38Havâle KitabıKitâbu'l-Havâlât (2287-2289)
  39. 39Kefil Olma KitabıKitâbu'l-Kefâle (2290-2298)
  40. 40Vekil Olma KitabıKitâbu'l-Vekâle (2299-2319)
  41. 41Ziraat Ortakçılığı KitabıKitâbu'l-Hars ve’l-Muzâraa' (2320-2350)
  42. 42Bağ-Bahçe Sulama Ortakçılığı KitabıKitâbu'l-Musâkâ (2351-2383)
  43. 43Ödünç Para İsteme (Kredi), Borç Ödeme, Kısıtlama, İflas KitabıKitâbun Fi’l-İstikrâz (2385-2409)
  44. 44Anlaşmazlıklar KitabıKitâbun Fi'l-Husûmât (2410-2425)
  45. 45Buluntu ve Kayıp KitabıKitâbun Fi’l-Lukata (2426-2439)
  46. 46Haksızlıklar KitabıKitâbu'l-Mezâlim ve'l-Gasb (2440-2482)
  47. 47Ortaklık (Şirket) KitabıKitâbu'ş-Şerike (2483-2507)
  48. 48Rehin Alma (İpotek) KitabıKitâbu'r-Rehn (2508-2515)
  49. 49Köle Azat Etme KitabıKitâbu'l-Itk (2517-2559)
  50. 50Köle ile Azatlık SözleşmesiKitâbu’l-Mukâtebe (2560-2565)
  51. 51Hibe (Bağışlama) ve Hibe'nin Fazileti KitabıKitâbu'l-Hibe (2566-2636)
  52. 52Şahitlik KitabıKitâbu’ş-Şehâdât (2637-2689)
  53. 53Anlaşmazlıkların Giderilmesi (Sulh) KitabıKitâbu's-Sulh (2690-2710)
  54. 54Şart Koşmalar KitabıKitâbu'ş-Şurût (2712-2737)
  55. 55Vasiyetler KitabıKitâbu'l-Vasâyâ (2738-2781)
  56. 56Cihad ve Siyer KitabıKitâbu'l-Cihâd ve's-Siyer (2782-3090)
  57. 57Humus KitabıKîtâbu Farzi'l-Humus (3091-3155)
  58. 58Cizye KitabıKitâbu'l-Cizye (3157-3189)
  59. 59Yaratmaya Başlamanın Anlatıldığı BölümKitâbu Bedi'l-Halk (3190-3325)
  60. 60Peygamberler KitabıKitâbu Ehâdîsi'l-Enbiyâ (3326-3488)
  61. 61Menkıbeler KitabıKitâbu'l-Menâkıb (3489-3648)
  62. 62Sahabenin Üstünlükleri KitabıKitâbu Fezâili Ashâbi'n-Nebî (3649-3775)
  63. 63Ensarın Menkıbeleri KitabıKitâbu Menâkıbi'l-Ensâr (3776-3948)
  64. 64Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Gazveleri KitabıKitâbu'l-Meğâzî (3949-4473)
  65. 65Tefsir KitabıKitâbu Tefsîri'l-Kur'ân (4474-4977)
  66. 66Kur'an'ın Üstünlükleri KitabıKitâbu Fezâili'l-Kur'ân (4979-5062)
  67. 67Nikâh KitabıKitâbu'n-Nikâh (5063-5250)
  68. 68Boşanma KitabıKitâbu’t-Talâk (5251-5350)
  69. 69Aile İçin Harcamalar (Nafakalar) KitabıKitâbu'n-Nafakât (5351-5372)
  70. 70Yemek Yeme KitabıKitâbu’l-Et'ime (5373-5466)
  71. 71Akika KitabıKitâbu’l-Akîka (5467-5474)
  72. 72Avlanma ve Hayvan Kesimleri KitabıKitâbu’z-Zebâih ve's-Sayd (5475-5544)
  73. 73Kurban KitabıKitâbu' l-Edâhî (5545-5574)
  74. 74İçecekler KitabıKitâbu'l-Eşribe (5575-5639)
  75. 75Hastalıklar KitabıKitâbu'l-Merdâ (5640-5677)
  76. 76Tıp KitabıKitâbu't-Tıb (5678-5782)
  77. 77Giyim-Kuşam KitabıKitâbu’l-Libâs (5783-5969)
  78. 78Âdâb KitabıKitâbu'l-Edeb (5970-6226)
  79. 79İzin İsteme KitabıKitâbu'l-İsti'zân (6227-6303)
  80. 80Dua KitabıKitâbu'd-Deavât (6304-6411)
  81. 81Kalbi İncelten Öğütler KitabıKitâbu'r-Rikâk (6412-6593)
  82. 82Kader KitabıKitâbu'l-Kader (6594-6620)
  83. 83Yemin ve Adak KitabıKitâbu’l-Eymân ve'n-Nüzûr (6621-6707)
  84. 84Yemin Keffâreti KitabıKitâbu Keffârâti'l-Eymân (6708-6722)
  85. 85Ferâiz (Miras Hukuku) KitabıKitâbu'l-Ferâiz (6723-6771)
  86. 86Had Cezaları KitabıKitâbu'l-Hudûd (6772-6860)
  87. 87Diyet KitabıKitâbu'd-Diyât (6861-6917)
  88. 88Dinden Dönenler ve Hakka Karşı İnat Edenlerden Tevbe Etmelerini İsteme ve Bunlarla Savaşma KitabıKitâbu’l-İstitâbeti'l-Murteddîn (6918-6939)
  89. 89İnsanın İstemediği Şeye Zorlanması KitabıKitâbu’l-İkrâh (6940-6952)
  90. 90Hileler (Hukukî Çâreler) KitabıKitâbu’l-Hıyel (6953-6981)
  91. 91Rüya Yorumu KitabıKitâbu't-Ta'bîr (6982-7047)
  92. 92Fitneler KitabıKitâbu'l-Fiten (7048-7136)
  93. 93Ahkâm KitabıKitâbu'l-Ahkâm (7137-7225)
  94. 94Temenni KitabıKitâbu't-Temennî (7226-7245)
  95. 95Vâhidlerin - Tek Kişilerin Haberleri KitabıKitâbu Ahbari'l-Ahadi (7246-7267)
  96. 96Kitap ve Sünnete Bağlanma KitabıKitâbu'l-İ'tisâm (7268-7370)
  97. 97Tevhid KitabıKitâbu't-Tevhîd (7371-7563)

Tüm hadisler

345 / 376
  1. 6930Zaman'ın ahirinde yaşları küçük, akılları zayıf bir topluluk meydana çıkacaktırSuveyd b. Ğafele'nin nakline göre Ali r.a. şöyle demiştir: Size Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den bir hadis naklettiğimde yemin olsun ki gökten düşmem, bana onun dilinden yalan uydurmaktan daha sevimlidir. Kendi aramızda konuştuğumda ise "Savaş hileden ibarettir" taktiği geçerlidir. Çünkü ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle işittim: "Zaman'ın ahirinde yaşları küçük, akılları zayıf bir topluluk meydana çıkacaktır. Onlar yaratıkların en hayırlısı olan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sözünden bir şeyler söyleyeceklerdir. Fakat imanları boğazlarından öteye geçmeyecektir. Onlar okun avı {delip} çıkışı gibi dinden çıkacaklardır. Onlara nerede rastlarsanız öldürünüz. Çünkü bunları öldürmekte öldüren kişiye kıyamet gününde ecir ve sevap vardır
  2. 6931Sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Haruriyye'den söz ettiğini işittin mi?Ebu Seleme ve Ata b. Yesar, Ebu Said el-Hudrl'ye gelerek ona Haruriyye'yi sormuşlar ve "Sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Haruriyye'den söz ettiğini işittin mi?" demişlerdir. Ebu Said şöyle cevap vermiştir: "Ben Haruriyye'nin kimler olduğunu bilmem. Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim. Şöyle buyuruyordu: "Bu ümmetin içinde -bu ümmetin içinden demedi- bir kavim çıkar ki onların namazlarını karşısında kendi namazlarınızı hor görürsünüz. Onlar Kur'an okurlar fakat Kur'an boğazlarından yahut " hançerelerinden öteye geçmez. Onlar okun avı delip çıkışı gibi dinden çıkarlar. Okun atıcısı okuna, temrenine, onun yukarsına sarılan sargıya bakar sonra avcı şüphelenerek fuka denilen kiriş yerine kandan bir şey bulaşıp, bulaşmadığına bakar (orada da kan izi göremez)
  3. 6932Onlar okun avı delip çıkışı gibi İslam dininden çıkarlar!Abdullah b. Ömer, r.a. Harurilerden söz ederek şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Onlar okun avı delip çıkışı gibi İslam dininden çıkarlar!" buyurmuştur. Fethu'l-Bârî Açıklaması "Haricllerin ve İnkarcıların Kendilerine Delil Getirilmesinden Sonra Öldürülmesi" ve Allahu Teala'ın "Allah bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar onları saptıracak değildir" sözü. "Havaric", "harice" kelimesinin çoğuludur. Kelime taife ve zümre anlamına gelmektedir. Bunlar bid'atçi bir topluluk olup, dinden çıktıkları ve Müslümanların hayırlılarına karşı geldikleri için bu ismi almışlardır. Rafii'nin eş-Şerhu'l-Kebir isimli eserde naklettiği üzere bunların bid'atlarının aslı Hz. Ali'ye karşı gelmelerine dayanmaktadır. Çünkü onlar Hz. AIi'nin, Osman'ın katillerini bildiğine ve onları yakalama gücü olduğuna ve buna rağmen onun kat1ine razı olduğundan veya kendileriyle anlaştığından onlara kısas uygulamadığına inanıyorlardı. Ram'nin ifadesi bu yöndedir. Bu görüş tarihçilerin üzerinde anlaştıkları yaklaşıma terstir. Çünkü tarihçiler nezdinde Haridierin Hz. Osman'ın kanını talep etmedikleri noktasında herhangi bir ihtilaf yoktur. Tam tersine onlar HZ.Osman'ın yaptığı birtakım icraatlara tepki gösteriyorlar ve ondan uzak olduklarını söylüyorlardı. Bu işin aslı şudur: Bazı Iraklılar Hz. Osman'ınakrabalarından bazı kişilerin yaşantılarına tepki gösteriyorlar ve bu konuda Osman'a dil uzatıyorlardı. Bunlar Kur'an okuma ve ibadette çok çaba harcadıklarından dolayıkendilerine kurra deniliyordu. Ancak bu kimseler Kur'an'ı maksadı dışında tevil ediyorlar, kendi görüşlerini esas alıyorlar, zühd, huşu ve bunun dışındaki şeylere çok titizlik gösteriyorlardı. Hz. Osman öldürülünce, Aliyle birlikte çarpıştılar ve Osman'ın ve kendisiyle birlikte bulunanların kafir olduğuna inandılar. Hz. Ali'nin imam olduğuna inanıp, Talha ve ZUbeyr'in başkanlık ettiği Cemel savaşında kendisiyle çarpışanların kafir olduğunu ileri sürdüler. Talha ile ZUbeyr, Hz. Ali'ye bey' at ettikten sonra Mekke'ye çıkmışlar ve Hz. Aişe radıyallahu an ha ile karşılaşmışlardı. Aişe r.anha o sene haccetmişti. Bunlar Hz. Osman'ın katillerini arama noktasında ittifak edip, Basra'ya doğru yola çıktılar. Maksatları insanları buna davet etmekti. Bunların durumları Hz. Ali'nin kulağına gidince, onlara karşı yola çıktı ve aralarında meşhur Cemel vakası meydana geldi. Hz. Ali bu çarpışmadan galip geldi. Talha ile ZUbeyr savaştan döndükten sonra öldürüldü. Hz. Osman'ın kanını talep edenler, ittifakla kabul edildiği üzere işte bu gruptur. Sonra benzer taleple Şam'da Muaviye ayaklandı. Muaviye o zamanlar Şam emiri idi. Hz. Ali, Şam halkı kendisine bey' at etmesi için ona haber gönderdi. Muaviye, Hz. Osman'ın haksız yere öldürüldüğünü ve onun katillerinin kısas edilmesi için harekete geçmenin gerekli olduğunu ve kendisinin bunu talep etmede insanların en güçlüsü olduğunu ileri sürdü ve Hz. Ali' den kendisine bu fırsatı vermesini istedi. Ona bundan sonra bey' at edeceğini belirtti. Hz. Ali ise ona "İnsanların girdiği kapıdan sen de gir. Sonra onlar için bana dava aç ve haklarında hakka göre hüküm vereyim" dedi. Bu mesel e uzayınca Hz. Ali Şamlılarla çarpışmak maksadıyla Iraklılarla birlikte yola çıktı. Muaviye de Şamlılarla birlikte onunla çarpışmak üzere yola çıktı. İki ordu Sıffin denilen yerde karşılaştı. Aralarındaki savaş aylarca sürdü. Şamlılar tam yenilmek üzere iken Mushafları mızrakların ucuna takıp, "Sizi Allah'ın kitabına davet ediyoruz" diye seslendiler. Bu, Muaviye'nin saflarında bulunan Amr b. eı-As'ın işareti üzerine yapıldı. Hz. Ali'nin saflarında bulunan birçok kimse ve özellikle Kurra, dini hassasiyetlerinden dolayı çarpışmayı bıraktılar ve hareketlerine gerekçe olarak "Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmez misin ki, aralarında hükmetmesi için Allah'ın kitabına çağırılıyorlar da, sonra içlerinden bir grup cayarak geri dönüyor"(Al-i İmran 23) ayetini gösterdiler. Bu konuda Şamlılarla haberleştiler ve "Aranızdan bir hakem gönderin, bir hakem de biz çıkaralım. Bunlarla birlikte savaşa katılmayan kimseler de hazır bulunsun. Bunlar kimin haklı olduğunu söylerlerse ona itaat etsinler" dediler. Hz. Ali ve beraberinde bulunanlar bu talebe olumlu cevap verdiler. Harkller haline gelecek olan o zümre ise buna tepki gösterdi. Hz. Ali Iraklılarla Şamlılar arasında şu antlaşma metnini kaleme aldı. "Bu mu'minlerin emirinin Muaviye'ye hükmüdür." Ancak Şamlılar bunu kabul etmeyip, "Onun ve babasının adını yaz" dediler. Hz. Ali bu isteği de kabul etti. Ancak Hariciler buna da karşı geldiler. Sonra iki grup, (hakemler ve beraberinde bulunanlar) Şam'la Irak arasındaki orta yerde belirledikleri bir tarihte yeniden buluşmak üzere birbirlerinden ayrıldılar. Her iki ordu hüküm çıkıncaya kadar kendi beldelerine geri döndü. Muaviye Şam'a, Hz. Ali KCıfe'ye gitti. Sayıları sekiz bini bulan Hariciler, Hz. AIi'den ayrıldılar. Bazı tarihçiler onların sayısının on binden fazla olduğunu söylerken, bazıları altı bin sayısını verirler. Hariciler HarCıra denilen bir yere konakladılar. Bundan dolayı onlara HarCırller denildi. Onların liderleri Abdullah b. el-Kewa el-Yeşkurı ve Şebes et-Temimı idi. Ali b. Abbas onlara haber gönderdi ve kendileriyle tartıştı. Haricilerden büyük bir kısmı onunla birlikte geri döndü. Sonra yanlarına Hz. Ali gitti, ona itaat edip kendisiyle birlikte adı geçen iki reisieri KCıfe'ye girdi. Akabinde Hz. Ali'nin hakemlik uygulamasından tövbe ettiği ve bu yüzden kendisiyle birlikte döndükleri şaiyasını yaydılar. Bu haber Hz. AIi'nin kulağına gidince bir konuşma yaptı ve buna tepki gösterdi. Hariciler mescid tarafından "Hüküm ancakAllah'ındır" diye seslendiler. Hz. Ali "Söylenen söz doğru ancak bununla batıl bir amaç kastediliyor" dedi ve Haricilere hitaben "Sizin bizim üzerimizde üç hakkınız var, bunlar şunlardır: "Sizleri mescidlere girmekten alıkoyamayız. Fey gelirinizi engelleyemeyiz ve fesad çıkarmadığınız sürece sizinle çarpışmaya ilk başlayan biz olmayız." Hariciler birer ikişer çıkarak el-Medain' de toplandılar. Hz. Ali onlara geri dönmeleri için elçi gönderdi. Ancak hakem uygulamasına razı olduğu için kafir olduğunu ikrar edip, bundan tövbe ettiğini belirtinceye kadar gelmeyeceklerini ısrarla vurguladılar. Sonra onlara bir elçi daha gönderdi. Hariciler onun elçisini öldürmek istediler. Bundan sonra kendileri gibi inanmayan kimsenin kafir olduğu, kanının, malının ve ailesinin dokunulmazlığı olmadığı noktasında görüş birliğine vardılar. Bunun ardından işi eyleme döktüler ve insanları kırıp geçirdiler. Karşılaştıkları Müslümanları katlettiler. Karşılarına Abdullah b. Habbab b. el-Eret çıktı. Abdullah, Hz. Ali'nin o bölgelerdeki valisi idi. Beraberinde hamile olan cariyesi bulunuyordu. Hariciler onu öldürüp, cariyesinin karnını deşerek çocuğunu öldürdüler. Hz. Ali bu durumu haber alınca Şam'a gitmek için hazırlamış olduğu ordunun başında Haricilerin üzerine yürüdü. Nehrevan'da onlara saldırdı ve Haricilerden sadece on kişi kurtulabildi. Kendisiyle birlikte bulunanlardan ise ancak on kişi öldürüldü. Haricılerin ilk çıktıklarındaki durum kısaca buydu. Sonra görüşlerine eğilim duyanlar hayatta kalanlara katıldılar. Bunlar Hz. Ali'nin zamanında gizlenmişlerdi. onlardan birisi Hz. Ali'yi sabah namazında öldüren Abdurrahman b. Mü!cem idi. Daha sonra Hz. Hasan ile Muaviye sulh yaptıklarında Haricilerden bir grup harekete geçti. Şam ordusu en-Nuceyle denilen yerde bunlara saldırdı. Akabinde Hariciler Ziyad ve oğlu Ubeydullah'ın Irak valiliği döneminde Muaviye'nin ve oğlu Yezid'in halifeliği boyunca yer altında gizlendiler. Ziyad ve oğlu Haricilerden bir grubu ele geçirdi ve bunların bir kısmını katledip, bir kısmını uzun hapislere çarptırarak yok etti. Yezid öldükten sonra tefrika meydana gelip, hilafete Abdullah b. ez-ZUbeyr geçince ve -Şam halkının bir kısmı hariç- belli başlı yörelerdeki insanlar kendisine itaat edince Mervan isyan etti ve halifelik iddiasında bulundu ve bütün Şam diyarına Mısır' a kadar hakim oldu. Bu esnada Hariciler, Irak'ta Nafi b. el-Ezrak, Yemame'de Necdet b. Amir başkanlığında ortaya çıktı. Necdet Haricilik inancına "Kendileriyle çıkıp Müslümanlarla savaşmayan kimselerin onların inandığı gibi inansa bile kafir olduğu" ilkesini de ekledi. Haricilerin sebep olduğu bela böylece büyüdü ve fasid inançları yaygınlık kazandı. Hariciler muhsan olan kimseye recm cezası uygulamasını ortadan kaldırdılar. Hırsızın elini koltuğundan itibaren kesip, adet gören kadınların namaz kılmakla yükümlü olduklarını ileri sürdüler ve gücü yettiği halde emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker yapmayan kimsenin kafir olduğuna, gücü yetmiyorsa büyük günah işlediğine hükmettiler. Büyük günah işleyen kimse onların nazarında kafir hükmünde idi. Hariciler zimmllerin mallarını almayıp, onlara mutlak olarak ilişmediler. Müslümanlığa nispet edilen kimseleri ise öldürerek, esir alarak ve mallarını yağma ederek yok ettiler. Bunların içinde bu katliam ı herhangi bir davette bulunmaksızın mutlak olarak işleyenler olduğu gibi önce davet edip, sonra öldürenler de bulundu. Bu bela, Mühelleb b. Ebi Sufra'nın onlarla çarpışma emri vermesine kadar günden güne artmaya devam etti. Mühelleb onlarla mücadeleye başladı ve kendilerini ele geçirdi. Böylece sayıları azaldı, ardından Harici kalıntıları Emevi devleti boyunca ve Abbasilerin ilk yıllarına kadar varlığını sürdürdü. Haricilerden bir zümre Mağrib'e gitti. Ebu Mansur el-Bağdadı, el-Makdldt isimli eserinde şöyle der: Haricılerin fırkaları yirmiyi bulur. İbn Hazm: "Bunların en kötüsü, sözü edilen aşırı gruptur. Ehl-i hakka görüşü en yakın olanlar ise İbadiye'dir" demiştir. İmam Gazzal1, el-Vasit isimli eserinde başka alimlere paralelolarak "Harici'ler hakkında verilecek hükmün iki yönü bulunmaktadır" der. Bunlardan birincisine göre, Harici'lerin hükmü mürtedler gibidir. İkincisine göre Hariciler ehl-i bağy hükmündedirier. Ram bu iki görüşten birincisini tercih etmiştir. Onun düşüncesi her Harici' hakkında isabetli değildir. Çünkü Hariciler iki kısımdır. Bunlardan birincisi, daha önce zikredildi. İkincisi ise kendi inancının propagandasını yapmak için değil, sırf mülk elde etmek için çıkmıştır. Bunlar da kendi içlerinde ikiye ayrılmışlardır. Bir kısmı idarecilerin zulmü ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünnetine göre amel etmemeleri dolayısıyla din uğruna çıkmışlardır. Bunlar hak üzere olan gruptur. Aralarında Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin, el-Harra'da toplanmış olan Medineliler ve Haccac'a isyan eden kurralar bulunmaktadır. Diğer kısım ise içlerinde ister şüphe taşıyanlar, isterse taşımayanlar olsun sırf saltanat maksadıyla ortaya çıkan Haricilerdir. Bunlar bağllerdir. Bunların hükümleri Yüce Allah'ın yardımıyla inşallah Fitenbölümünde gelecektir. "İbn Ömer "Harici'leri Allah'ın kötü yaratıkları olarak görür ... " Müslim'de yer alan sahih ve merfu bir Ebu Zerr hadisinde Harici'lerin nitelikleri anlatılırken "Onlar mahlukatın en kötüleridir" cümlesi yer almaktadır.(Müslim, Zekat) Bezzar'da Şa'bı ve Mesruk'un nakillerine göre Aişe r.anha şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Harici'lerden söz ederek "Onlar benim ümmetimin en kötüleridir. Ümmetimin hayırlı/arı onları katledecektir" buyurdu. Bu hadisin isnadı hasendir. Ahmed b. Hanbel ve İbn Ebi Şeybe'de yer alan merfu EbU Berze hadisinde Harici'ler "Onlar bütün halkın en kötüleridir" cümlesi üç kez tekrarlanmaktadır. "Akıl/arı zayıf." Hadiste geçen "ahlam", "hiim" kelimesinin çoğuludur. Anlamı akıldır. Buna göre hadisin manası onların akılları aşağılıktır, zayıftır demek olur. Nevevi şöyle der: Bu hadisten anlaşıldığına göre araştırma ve basi:-et gücü, yaş kemale erdiğinde, hayat tecrübesi çok olduğunda ve akıl kuvvetli olduğunda meydana gelir. "Onlara nerede rastlarsanız öldürünüz. Çünkü bunları öldürmekte öldüren kişiye kıyamet gününde ecir ve sevap vardır." Müslim'de Abide b. Amr'ın rivayetine göre Hz. Ali şöyle demiştir: "Eğer şımarmayacak olsaydınız, size Allahu Teala'ın Muhammed'in lisanı ile onları öldürecek olanlara vaat ettiği şeyleri rivayet ederdim." Abide şöyle devam eder: Hz. Ali'ye "Bunu sen duydun mu?" diye sordum. Bana üç kez "Kabe'nin Rabbine yemin olsun ki evet" dedi.(Müslim, Zekat) Müslim'de Zeyd b. Vehb'in Haricllerin katli olayı hakkındaki rivayetine göre Hz. Ali onları öldürünce 'Allah doğru söyledi! Ve Nebiine bildirdi' dedi. Bunun üzerine'• Abide ayağa kalkarak "Ey mu'minlerin emiri! Kendisinden başka ilah olmayan Allah adına soruyorum. Sen bunu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemiden duydu n mu?" dedi. Hz. Ali "Evet, kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin olsun ki evet" dedi. Abide de kendisine üç kez yemin verdi (Müslim, Zekat) Nevevi şöyle der: Abide'nin Hz. Ali'ye yemin vermesi, bunu duyanlar nezdinde olayı iyice pekiştirmek, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mucizesinin ortaya çıkmasını sağlamak ve Hz. Ali ve beraberinde bulunanların hak üzere olduklarını vurgulamaktır. Biz de şunu ekleyelim: Bunun yanında yemin veren Abide'nin kalbini yatıştırmak ve ikna etmek içindir. Çünkü Hz. Ali'nin "Savaş hiledir" şeklinde işaret ettiği ifadeden kaynaklanan bir zannı gidermek gerekir. Abide, Hz. Ali'nin bu konuda fiilen bir şey duymamış olduğundan kort{muştur. "Hor görürsünüz." Yani kıldığınız namazları azımsarsınız. "Okun atıcısı (avı delip geçen) okuna bakar." Hadiste geçen '\Sj" avın herhangi bir kanı kalıp kalmadı diye şüphelenir demektir. "Fuka", kta yay takılan yer demektir
  4. 6933Yazıklar olsun sana! Eğer ben adil olmazsam kim adil olur?Ebu Said şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ganimet taksimi yaparken Abdullah b. zi'l-Huveysıra et-Temımı geldi ve "Adil ol Ya Resulallah!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona "Yazıklar olsun sana! Eğer ben adil olmazsam kim adil olur?" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer "Müsaade et şunun boynunu vurayım!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle cevap verdi: "Onu bırak! Şüphesiz onun birtakım arkadaşları vardır ki onların namazıarı karşısında kendi namazınızı, oruçları karşısında kendi orucunuzu küçük görürsünüz. Onlar okun avı (delip) çıkışı gibi dinden çıkacaklardır. (Avı delip geçen) okun tüyüne bakılır. Orada kandan hiçbir eser bulunmaz. Sonra demirine bakılır, orada da hiçbir şey bulunmaz. Sonra okun yaya giriş yerine bakılır. Orada da bir şey bulunmaz. Sonra oku n ağaç kısmına bakılır, orada da bir şey bulunmaz. Ok avın işkembesi içindeki şeylere ve kana girip çıkmış fakat onlardan hiçbir şey oka 'yapışıp kalmamıştır. Onların alameti, iki elinden biri -veya iki memesi dedi- kadın memesi gibi -ya da öteye beriye gidip gelen büyük bir et parçası gibi dedi- olan bir adamdır. Aralarında öyle biri olacaktır). Onlar, insanlar arasında bir tefrika olduğu zaman ortaya çıkarlar!" Ebu Said şöyle dedi: Ben şehadet ediyorum ki bu hadisi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim ve yine şehadet ediyorum ki Hz. Ali bunlarla savaşmıştır ve ben de onun maiyetindeydim. Sonunda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in anlattığı nitelik üzere bir adam getirildi. Ebu Said "Onlardan sadakaların (taksimi) hususunda seni ayıplayanlar da vardır. Sadakalardan onlara da (bir pay) verilirse razı olurlar, şayet onlara sadakalardan verilmezse hemen kızarlar"(Tevbe 58) ayeti bunun hakkında indi, dedi
  5. 6934Bu taraftan bir kavim çıkacak, onlar Kur'an okurlar, Kur'an onların köprücük kemiklerinden öteye geçmez…Yuseyr b. Amr şöyle demiştir: Sehl b. Huneyfe " Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den Haricıler hakkında herhangi bir şey söylerken işittin mi?" diye sordum. Sehl şöyle cevap verdi: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den elini Irak tarafına doğru uzatarak şöyle buyurduğunu işittim: "Bu taraftan bir kavim çıkacak, onlar Kur'an okurlar, Kur'an onların köprücük kemiklerinden öteye geçmez. Onlar atılan bir okun avı delip çıkması gibi İslam'dan çıkarlar." Fethu'l-Bârî Açıklaması "Kaynaşmanın sağlanması ve insanların kendisinden kaçmaması için Haridler ile çarpışmayı terkeden kimse." İsmam şöyle demiştir: Atılan başlık, Haridler ile savaşmayı terk hakkındadır. Hadis, gerek fert, gerek toplum olarak öldürmeyi terk hakkındadır. Ancak propagandalarını yapmaya başlayıp, insanlarla savaşacak olurlarsa onlarla çarpışmak gerekli olur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ömer'in teklif ettiği boynunu vurmayı terk etmiştir. Çünkü ilgili kişi niyetinden geçenleri ortaya koyacak bir fiilde bulunmamıştır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, İslam henüz kök salıp, kalplere yerleşmeden önce insanların gözünde salih olan bir kimseyi öldürecek olsaydı, onları İslam'a girmekten kaçındırmış olacaktı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatından sonra ise görüşlerini ortaya koyduklarında, cemaatten ayrıldıklarında ve imamlara muhalif davrandıklarında -onlarla çarpışma kuvveti varken çarpışmamak- caiz değildir. Biz de şunu ekleyelim: Buharl'nin yukarıda attığı başlıkta bu görüşe ters düşen bir şey yoktur. Ancak o şuna işaret etmiştir: Hadiste zikredilen bir durum meydana gelse ve bir zümre sözgelimi Haridier gibi inansa ve savaşmasa devlet başkanının -maslahatı bu yönde gördüğü takdirde- onlara ilişmemesi caizdir. Bu masıahat devlet başkanının şu yönde taşıdığı bir endişe olabilir: Şayet sözü edilen zümreye ilişecek olursa onlar gibi inanç taşıyıp, durumunu gizleyen bazı kimseler ortaya çıkıp, kendileri ile çarpışabilir ve bu onların isyanlarına ve Müslümanlara karşı savaş açmalarına sebep olabilir. Harici:! erin savaşta acımasız, sebatkar ve gözlerini kırpmadan kendilerini ölüme atan kimseler oldukları bilinen hususlardandır. Tarihçilerin Haricılere dair zikrettikleri üzerinde düşünen kimse bunu anlayacaktır. İbn Battal'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Kaynaşma İslam'ın ilk başlarında onların zararlarını savuşturmak için buna ihtiyaç olduğu dönemlerde söz konusu idi. Buna karşılık Allahu Teala İslam'ı üstün kıldığında uzlaşma gerekmez. Ancak insanların buna ihtiyaçları olması müstesnadır. Buna karar verecek olan o dönemin devlet başkanıdır. Biz de şunu ekleyelim: İmam Buharl'nin rivayet ettiği haber "katl=öldürme" hakkında iken onun "kıtal=çarpışma" şeklinde başlık atması, "kıtali terk etme"nin "katli terk etmek"ten anlaşılmasından dolayıdır. Ama katli terk etmek kıtali terk etmekten anlaşılmaz. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ganimet taksimi yaparken ... " Edeb bölümünde Abdurrahman b. Ebu Na'm vasıtasıyla Ebu Said'den yapılan rivayete göre taksim edilen mal, külçe altın idi ve Hz. Ali onu Yemen'den göndermişti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunları, dört kişi arasında böıüştürmüştü. Bu kişilerin isimlerini orada zikretmiştik. "Onun birtakım arkadaşları vardır ki." Bu ifadenin zahirinden anlaşılan Nebi s.a.v.'in O kişinin katledilmesi emrini vermeyişi, kendisinin bahsedilen nitelikte arkadaşları olmasından dolayıdır. Bu, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e o şekilde itiraz ettiği halde öldürülmemesini gerektirmeyen bir husustur. Burada Buharl'nin anladığı gibi bir kaynaşma maslahatı da söz konusu olabilir. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, onları Müslüman olduklarını izhar etmekle birlikte ibadette mubalağada bulunmakla nitelemektedir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların öldürülmelerine izin vermiş olsaydı, bu başkalarını İslam'a girmekten kaçındıracaktl. "Sizden biriniz onların namazıarı karşısında kendi namazını, oruçları karşısında kendi orucunu muhakkak küçük görür." Hadisin manası şudur: Vü.ce Allah onların kıraatlarını hançerelerinden yukarı çıkarmaz ve kabul buyurmaz. Bazıları şöyle demiştir: Onlar Kur'an'a göre amel etmezler. Dolayısıyla okudukları Kur'an'ın sevabına eremezler. Netice olarak onu kıraat etmiş olmaktan başka bir şeyelde edemezler. Nevevl'nin kanaati şudur: Bundan maksat onların okudukları Kur' an' dan dillerinde telaffuz edilmekten başka bir nasipleri yoktur. Bu Kur' an kalplerine ulaşmak şöyle dursun, boğazlarına bile ulaşmaz. Çünkü Kur'an okumaktan maksat onun akledilmesi, üzerinde düşünülmesi ve kalbe yer etmesidir. Biz de şunu ekleyelim: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu ifadesi, Haridler hakkındaki "Onların imanları hançerelerini aşmaz" şeklindeki sözü gibidir. Yani onlar kelime-i şehadeti telaffuz ederler. Ancak bunu kalpleri ile tanımazlar. Müslim'de yer alan bir rivayette "Onlar Kur'an'ı yaş olarak okurlar" denilmektedir.(Müslim, Zekat) Bu, Kur'an'ı maharetle okurlar anlamına gelmektedir. Bir başka ifadeyle en güzel şekilde okurlar demektir. Bazıları, bundan maksadın onların Kur'an okumaya devam ettiği ve dillerinin bundan dolayı hala yaşlığını koruduğudur demişlerdir. Kurtubi'nin nakline göre başka bazıları ise bunun, Kur'an'ı güzel sesle okumanın kinayeli anlatımı olduğunu söylemişlerdir. Ebu'I-Veddak'ın elMüsedded'de Ebu Said'den naklettiği "Onlar Kur'an'ı insanların okuduğu en güzel biçimiyle okurlar" şeklindeki rivayet, birinci açıklamayı teyid etmektedir. Sonuncusunu ise Müslim'in rivayetinde Ebu Bekre'nin babasından yaptığı "Sert, keskin ve dilleri Kur'an'la belagatli bir topluluk" ifadesi teyid etmektedir. (Ahmed b. Hanbel, V, 44; Beyhaki, Sünen, VIII, 187) Bunların içinde tercih e en değer olanı üçüncüsüdür. "Okun avdan delip çıkışı gibi." Yani onlar İslam'dan ansızın çıkarlar. Tıpkı pamları güçlü olan bir kimsenin attığı okun avı bir anda delip geçmesi gibi ki okun hızından dolayı ona ve onun herhangi bir parçasına avdan hiçbir şey bulaşmaz. Oku atan kimse okunu aradığında onu bulurken attığı avı bulamaz. Sonra okunun ava isabet edip etmediğini anlamak için onu inceler. Okuna kan veya başka bir şey bulaşmadığını gördüğünde ok ava isabet ettiği halde onu ıskaladığını zanneder. "Ayetuhum" yani onların alameti, "İki elinden biri -veya iki memesi dedi- kadın memesi gibi -ya da öteye beriye gidip gelen büyük bir et parçası gibi. .. ......... hareket eden, öteye beriye gidip gelen demektir. "Ben şehadet ediyorum ki Hz. Ali bunlarla savaşmıştır." İshak b. Rahuye'nin Müsned'inden nakline göre Habıb b. Ebi Sabit şöyle anlatmıştır: Ebu Vail'e gittim ve ona "Hz. Ali'nin savaştığı şu kimseleri bana haber ver. Bunlar niçin Hz. Ali'den ayrıldılar ve o, niçin bunlarla çarpışmayı helal gördü?" dedim. Ebu Vail şöyle cevap verdi: Biz iki safa ayrılınca (sıffin) Şamlılar saflarında büyük bir zayiat meydana geldi. Bunun üzerine Mushafları kaldırdılar. Ebu Vail bundan sonra hakem olayını anlattı. Haricller tarihte bilinen o sözlerini söylediler ve HarCıra'ya inip konakladılar. Hz. Ali onlara bir elçi gönderdi ve fikirlerinden döndüler. Sonra "Biz onun yanında yer alırız. Eğer hakem olayını kabul ederse onunla çarpışırız, verdiği sözü çiğnerse onun safında yer alır, kendisini destekleriz" dediler. Bundan sonra aralarından bir grup, insanlarla çarpışmak üzere ayrıldı ve Hz. Ali onların durumuyla ilgili olmak üzere Resulullah s.a.v.'den O hadisi nakletti. Ahmed b. Hanbel, Taberani ve Hakim'de yer alan bir rivayet e göre Abdullah b. Şeddad, Hz. Ali'nin Haricller ile çarpıştığı gecelerde Irak dönüşü Aişe r.anha'nın huzuruna girer. Aişe r.anha ona "Hz. Ali'nin çarplŞtığl şu kimselerin durumundan söz et" der. Abdullah b. Şeddad şöyle cevap verir: Ali, Muaviye ile yazışıp, bir hakemin hükmüne gitmeye karar verdiklerinde kurralardan sekiz bin kişi ona karşı geldi ve Klife tarafında Harlira denilen bir yerde toplandılar. Ardından Hz. Ali'yi kınayarak "Allahu Teala'ın sana giydirdiği gömleği ve sana verdiği ismi çıkarıp attın, sonra din konusunda birtakım insanları hakem tayin ettin. Allah'a yemin olsun ki hüküm ancak Allah'ındır" dediler. Onların bu sözleri Hz. Ali'nin kulağına gidince insanları topladı ve büyük bir Mushaf getirilmesini emretti. Eliyle Mushafa vurarak "Ey Mushaf! Bu insanlarla konuş" dedi. Onlar "O insan değil ki konuşsun. O sadece mürekkep ve kağıttan ibaret. Biz ondan rivayet ettiğimiz şeyleri konuşuyoruz" dediler. Hz. Ali "Allah'ın kitabı benimle onların arasında hakemdir. Allahu Teala bir erkeğin karısı hakkında 'Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsamz erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin'(Nisa 35) buy/ur-m.ktadır. Muhammed'in ümmeti, bir adamın karısından çok daha önemlidir" decfı. Onlar "Muaviye ile yazıştın" diye Ali'ye düşman kesildiler. Oysa Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Süheyl b. Amr ile yazışmıştı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ta sizin için güzel örnek vardır.(Ahmed b. Hanbel, I, 86; Hakim, el-Müstedrek, II, 165) Hz. Ali bundan sonra İbn Abbas'ı onlara gönderdi ve İbn Abbas, onlarla tartıştı. Aralarında Abdullah b. el-Kewa'nın da bulunduğu dört bin kişi gqrüşlerinden döndü. Hz. Ali diğerlerine görüşlerinden dönmeleri için elçi gönderdi. Ancak onlar bunu kabul etmediler. Hz. Ali bunun üzerine onlara şu haberi gönderdi: Dökülmesi haram olan bir kanı dökmemek, yol kesmemek ve hiç kimseye zulüm etmemek şartı ile dilediğiniz yere gidebilirsiniz. Şayet bu fiilleri işlerseniz size savaş açarım. Abdullah b. Şeddad şöyle devam etti: Vallahi onlar yol kesip, dökülmesi haram olan kanı akıtıncaya kadar Hz. Ali onlarla çarpışmadı. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1. Bu hadiste Hz. Ali'nin büyük bir menkıbesi yer almaktadır. 2. Hz. Ali'nin gerçek bir devlet başkanıdır. Cemel, Sıffin ve başka savaşlarda haklı olan Ali'dir. Diyet bölümünde "Yanımızda Kur'an ve şu sahifeden başka bir şey yoktur" ifadesinde "sahife" şeklindeki sınırlamadan maksat, yazma ile kayıtlıdır. Yoksa Allahu Teala'ın ileride olacak hadiselere dair Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bildirdiği şeylerden yanında ne varsa tümü bu sahifededir demek değildir. Bu hadisin rivayet yolları birçok şeyi ihtiva etmektedir. Buna göre Hz. Ali'nin yanında Haricller ile savaşma ve bunun dışında zikredilen şeylere dair Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemlden naklen bilgi bulunmaktaydı. Onun kendisini kavmi n en bedbahtının öldüreceğini haber verdiği sabittir. Bu bedbahtlık birçok meselede söz konusuydu. 3. Devlet başkanına isyan etmek gerekli olduğuna inanan kimsenin -bu amaçla savaş açmadığı veya bunun için hazırlıkta bulunmadığı sürece- öldürülmemesi gerekir. Çünkü "Onlar isyan ettiklerinde kendilerini öldürünüz" denilmektedir. 4. Haridiere delil getirilmedikçe kendileriyle savaşmak ve onları öldürmek caiz değildir. Söz konusu delilin amacı, hakka dönmeleri çağrısında bulunmak ve kendilerine yapılacak icraatta mazur olmaktır. İmam Buhari başlıkta söz konusu ayete yer vermek suretiyle buna işaret etmektedir. Haridierin kafir olduğu kanaatini taşıyanlar delil olarak bunu ileri sürmektedirler. Bu İmam Buharl'nin yaptığı tasarrufu n bir gereğidir. Çünkü o Haridleri bütün dinleri inkar edenlerle (mülhid) birlikte zikrederken, tevilciler için ayrı bir başlık açmıştır. Kadı Ebu Bekir b. elArabı, Şerhu't-Tirmizf isimli eserinde bu hususu açıkça şöyle ifade eder: Sahih olan görüşe göre Haridier kafirdir. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Onlar İslam'dan çıkmışlardır" buyururken, bir başka yerde "Onları Ad kavminin katledildiği gibi katledecegim" demiştir. Bu rivayet başka bir lafızda "Semud" şeklinde yer almaktadır. Gerek Ad, gerekse Semud kavimleri kafir oldukları için helak oldular. Haridlerin kafir olduğunun bir başka delili "Onlar bütün mahlukatın en kötüsüdür" ifadesidir. Bu şekilde ancak kafirler nitelenirler. Onların kafir olduğunun bir başka delili ise "Onlar Allahu Teala'ın nezdinde yaratıkların en sevimsizidirler" ifadesidir. Haridierin kafir olduğunun bir başka göstergesi onların kendi inançlarına muhalif olan herkese kafir damgası vurup, cehennemde ebediyyen kalacağı hükmünü vermeleridir. Oysa kendileri bu isme o kişilerden daha layıktırlar. Bu kanaatte olanlardan birisi son dönem alimlerinden Şeyh Takıyyuddin es-Sübkı'dir. O Fetava'sında şöyle der: Haricller ile Rafızllerin aşırılarının kafir olduğunu söyleyenler onların sahabelerin önde gelenlerini tektir etmelerini delil olarak göstermişlerdir. Çünkü büyük sahabileri tekfir, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemlin onların cennetlik olduğu yolundaki şehadetinde kendisini yalanlama anlamına gelir. es- Sübkı şöyle der: Bizce bu isabetli bir akıl yürütmedir. Kurtubi el-Müfhim isimli eserinde şöyle der: Haridierin kafir olduğu görüşünü Ebu Said hadisindeki temsil teyid etmektedir. Ebu Said hadisinden maksat, bundan sonraki bölümde gelecek olan hadistir. Bu hadisin zahirinden anlaşılan onların İslam'dan çıktıkları ve İslam'la hiçbir alakalarının kalmadığıdır. Tıpkı bir ava atılan okun hızından ve onu atan kişinin kuwetinden dolayı deldiği avdan üzerinde hiçbir kan lekesinin bulunmaması gibi. Nitekim Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buna "Ok avın işkembesi içindeki şeylere ve kana girip çıkmış ... " diyerek işaret etmiştir. eş-Şijd müellifi bu konuda şöyle der: Ümmetin sapkın olduğu veya sahabenin tekfir edildiği sonucunu doğuran sözler söyleyen herkesin katir olduğuna kesinlikle hükmederiz. EhI-i sünnet usul bilginlerinin çoğunluğu, Haridierin fasık oldukları, iki kelime-İ şehadeti telaffuz edip, İslam'ın rükünlerine riayete devam ettikleri için üzerlerinde İslam hükmünün cereyan edeceği kanaatine varmışlardır. Onların fasık olmaları, bozuk bir tevile dayanmak suretiyle Müslümanları tekfir etmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu bozuk tevil, kendilerini muhalif olanların kanlarını ve mallarını mubah görmeye ve onların katir ve müşrik olduklarını söylemeye itmiştir. Hattabi' şöyle der: Müslüman alimler, sapıklıklarıyla birlikte Harici'lerin Müslümanlardan bir fırka olduğu noktasında icma etmişler ve onlarla evlenmenin, kestiklerini yemenin caiz olduğu, İslam'ın aslına sarıldıkları müddetçe katir olmadıkları kanaatine varmışlardır. Kadi İyad ise şöyle der: Bu mesele kelamcllar nezdinde başka meselelere nispeten neredeyse çözülmesi en zor bir mesele olmuştur. Hatta fakih Abdülhak, İmam Ebü'l-Meali"ye bu meseleyi sormuş, ancak o bir katirin Müslümanların arasına katılmasını, bir Müslümanın da onların arasından çıkarılmasını dinde vebali ağır bir fiil gördüğü için özür dilemiş ve cevap vermekteykcrçınmıştır. Hattabi' şöyle devam eder: Ondan önce Kadı Ebu. Bekir el-Bakıllcmi' de bu konuda hüküm vermekten kaçınmış ve şöyle demiştir: Haridier açıkça katir olduklarını söylememişlerdir. Onlar küfre yol açacak birtakım sözler söylemişlerdir. Gazzali, et-Tefrika beyne'/-İman ve'z-Zendeka isimli eserinde şöyle der: Uygun olanı, imkan olduğu sürece bir kimseyi tekfir etmekten kaçınmaktır. Zira namaz kılan ve tevhid ilkesini kabul eden kimselerin kanlarını mubah görmek hatadır. Hata ederek bin kafiri sağ bırakmak, hata edip bir Müslümanın kanını akıtmaktan çok daha ehvendir. İbn Battal şöyle der: Bilginlerin çoğunluğu, Haridierin Müslümanların dışına çıkmadıkları kanaatine varmışlardır. Kurtubi"nin, e/-Müfhim'deki görüşü şöyledir: Haridierin katir olduğunu söylemek, hadise göre daha zahirdir. Onların katir olduğu görüşüne göre kendileriyle çarpışılır, öldürülürler, malları musadere edilir. Bunlar Haridlerin malları konusunda hadisçilerden bir zümrenin görüşüdür. Haridlerin katir olmadıkları görüşüne göre ise onlara -cemaate muhalif olup, savaş açtıkları takdirde- baği' muamelesi yapılır. Bunların içerisinden bid'atını gizleyenlere gelince, üzerinde bu bid'at görüldüğü takdirde kendilerine tövbe teklif edildikten sonra öldürülür mü yoksa öldürülmeyip, bid'atından geri çevrilmeye mi çalışılır. Bu konuda onların tekfirinde geçerli olan ihtilafa paralel ihtilaf edilmiştir. Kurtubi' şöyle devam eder: Tekfir, kapısı tehlike kapısıdır, hiçbir şey selamete denk değildir. 5. Bu hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Nebilik alametlerinden birisi bulunmaktadır. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem olacak olan olayı daha meydana gelmeden haber vermiştir. 6. İbn Hubeyre şöyle der: Hadisten Hariciler ile çarpışmanın, müşriklerle savaşmaktan daha evla olduğu anlaşılmaktadır. Bunun hikmetine gelince Hariciler ile çarpışma, İslam sermayesini muhafaza sonucunu verirken, müşriklerle savaşma kar amaçlıdır. Sermayeyi korumak daha evladır. 7. Zahirine göre hüküm vermek, selefin icmaına muhalefete yol açan tevile müsait olan tüm ayetlerin zahirine göre amel etmek yasaktır. 8. Dinde aşırı gitmek ve şeriatın izin vermediği biçimiyle nefse yüklenerek ibadetlerde müşkülpesent olmaktan kaçınmak gerekir. Şari, İslam şeriatını kolay ve müsamahalı olarak nitelemektedir. 9. Dinimiz, kafirlere şiddetli davranma, mu'minlere ise yumuşak ve şefkatle muamele etme çağrısında bulunmaktadır. Hariciler ise daha önce açıklandığı üzere bu ilkeyi tersine çevirmişlerdir. 10. Adil devlet başkanına isyan eden, ona savaş açan ve bozuk bir inanç uğruna mücadele eden, yol kesmek üzere çıkan, gelip geçenleri korkutan ve yeryüzünde hak düzeni bozmaya çalışan kimselerle çarpışmak caizdir. 11. Zalim olup, malına veya canına ya da ailesine galebe çalmak isteyen devlet başkanına isyan eden kimse mazurdur ve böyle bir kimse ile çarpışmak helal değildir. Bu vasıftaki bir kişinin kendi canını, malını, ailesini gücü yettiği kadarıyla savunma hakkı vardır. Bu konunun açıklaması Fiten bölümünde gelecektir. 12. Yukarıda belirtilen şartlar çerçevesinde Hariciler ile savaşmak ve savaşta onları öldürmek mubahtır ve onlarla çarpışan sevaba girer. 13. Bazı Müslümanlar, dinden çıkma kastı yoksa ve İslam dini üzerine başka bir din seçme tercihi taşımasa bile dinden çıkarlar. 14. Hadiste Hz. Ömer'in din konusunda titizliğine dair büyük bir menkıbe yer almaktadır. 15. Bir kimse ibadette, dünyadan el etek çekmede ve takvada zirveye ulaşmış bile clsa -iç yüzü denenmedikçe- adil bir kimse olduğunu belirtmek için zahir haline bakmakla yetinilemez
  6. 6935Davaları bir olduğu halde iki topluluk birbiriyle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktırEbu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Davaları bir olduğu halde iki topluluk birbiriyle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır" buyurmuştur. Bu hadisin geniş bir açıklaması inşallah Fiten bölümünde gelecektir. Hadiste sözü edilen "el-fieteyn = iki topluluk"dan maksat, Ali r.a. ile Muaviye r.a. taraftarlarıdır. "Dava" kelimesinden maksat ise tercih edilen görüşe göre İslam'dır
  7. 6936Bu sureyi bana Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem okuttuÖmer (bin el-Hattab r.a.) şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayatta olduğu günlerden birinde Hişam b. Hakim'in Furkan suresini okuduğunu işittim. Hişam'ın kıraatini dinledim, bir de ne göreyim bu sureyi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bana okutmadığı birtakım lehçelerle okuyordu. Az kalsın namazın içinde üzerine atılacaktım. Fakat selam verinceye kadar bekledim. Sonra selam verince ridasını -yahut ridamı- göğsünün üzerinde toparlayıp "Bu sureyi sana kim okuttu?" diye sordum. Hişam "Bu sureyi bana Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem okuttu" dedi. Ona "Yalan söylüyorsun. Valiahi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sureyi bana senin okumakta olduğundan başka türlü okuttu!" dedim ve onu yakasından tutarak Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanma götürdüm ve "Ya Resulallah! Ben bunun Furkan suresini senin bana okutmadığın birtakım lehçelerle okurken işittim. Halbuki Furkan suresini bana bizzat sen öğretmiştin" dedim. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hişam 'ın yakasını bırak Ey Ömer!" buyurdu. Ona da: "Hişam! Oku" diye emretti. Hişam da ona karşı benim kendisinden okuduğunu işittiğim kıraatle okudu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu sure böyle indirildi" buyurdu. Bundan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana da " Ömer oku!" diye emretti. Ben de okudum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu sure böyle indirildi" buyurdu. Bundan sonra da "Şüphesiz bu Kur'an yedi lehçe üzerine indi. Bundan hangisi kolayınıza gelirse, onu okuyunuz!" buyurdu
  8. 6937İnanıp da imanlarına herhangi bir zulüm bulaştırmayanlar var ya işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu…Abdullah b. Mes'ud r.a. şöyle demiştir: "İnanıp da imanlarına herhangi bir zulüm bulaştırmayanlar var ya işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır"(En'am 82) ayet-i kerimesi indiğinde bu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabilerine ağır geldi ve "Hangimiz nefsine zulmetmiyor ki!" dediler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu sizin zannettiğiniz gibi değildir. O ancak Lokman'ın oğluna 'Yavrucuğum Allah'a ortak koşma! Doğrusu şjrk. büyük bir zulümdür"(Lokman 13) buyurduğu zulümdür" dedi
  9. 6938O AIlah'ı ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i sevmeyen bir münafıktır!İtban b. Malik r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gün yükseldiği vakit bana geldi. Evimin bir tarafında bize namaz kıldırdt. Bizimle birlikte namaz kılanlardan biri "Malik b. Duhşun nerede?" dedi. Aramızdan bir kişi "O AIlah'ı ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i sevmeyen bir münafıktır!" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ona böyle demeyiniz! O 'la ilohe Wallah' diyor ve ununla da Allah'm rızasını istiyor" buyurdu. İtban için o sözü söyleyen kimse "Evet öyledir" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şu muhakkak ki kıyamet günü tevhid ile gelecek her bir kul üzerine Allah ateşi elbette haram kılmıştır" buyurdu
  10. 6939Yemin olsun, senin arkadaşlarını Müslüman kanı dökmeye cüretlendiren şeyin ne olduğunu -Hz. Ali'yi…Fulan (Sa'd b. Ubade) şöyle anlatmıştır: Ebu Abdurrahman ile Hibban b. Atiyye birbiriyle çekişti. Ebu Abdurrahman, Hibban'a hitaben Hz. Ali'yi kastederek "Yemin olsun, senin arkadaşlarını Müslüman kanı dökmeye cüretlendiren şeyin ne olduğunu -Hz. Ali'yi kastediyordu- biliyorum" dedi. Hibban "Neymiş o hadi söyle" dedi. Ebu Abdurrahman "Söylerken işittiğim bir şey" dedi. Hibban "Neymiş o?" dedi. Ebu Abdurrahman şöyle cevap verdi: Hz. Ali dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni, ZUbeyr' i ve Ebu Mersed'i -ki üçümüz de süvari idik- (bir göreve) gönderdi. Bize "Hac bahçesine kadar gidiniz" buyurdu. -Ebu Seleme dedi ki: Ebu Avane bu kelimeyi cim harfi ile birlikte "hac" şeklinde telaffuz etti.- "Çünkü o bahçede bir kadın bulacaksınız ki onunt-fcJnında Hatıb b. Ebi Beltea tarafından Mekke'deki müşriklere yazılmış bir sahifş vardır. O sahifeyi bana getiriniz!" buyurdu. Ali r.a. şöyle devam etti: Bizler atlarımızı koşturarak süratle gittik. Sonunda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bize söylemiş olduğu yerde devesi üzerinde yol almakta olan bir kadına yetiştik. Hatıb, Mekkelilere Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendilerine doğru yürüyeceğini bildiren bir mektup yazmıştı. Kadına "Yanında bulunan mektup nerede?" dedik. Kadın "Bende hiçbir mektup yoktur!" diye inkar etti. Biz kadının devesini çöktürüp, eşyası arasında mektubu aradık, fakat hiçbir şey bulamadık. İki arkadaşım "Biz bu kadında hiçbir mektup görmüyoruz" dediler. Hz. Ali dedi ki: Ben de onlara "Yemin olsun ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hiç yalan söylemediğini biliyoruz" dedim. Bundan sonra Ali yemin ederek "Adına yemin edilen Allah'ın adı üzerine yemin ederim ki ya bu mektubu çıkarırsın ya da elbiseni üzerinden çıkarıp, seni çırılçıplak soyarım" dedi. Bunun üzerine kadın elini kuşanmakta olduğLL izannın bağına doğru uzattı ve oradan mektubu çıkarttı. Ali ile arkadaşları bu mektubu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirdiler. Ömer "Ya Resulallah' Bu zat Allah'a, Resulüne ve mu'minlere hiyanet etmiştir. Müsaade et bunun boynunu vurayım!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya Hatıb' Bunu neden yaptın sebebi nedir?" buyurdu. Hatıb "Ya Resulallah! Ben Allah'a ve Resulüne iman etmeyen bir kişi değilim. Fakat Kureyşlilerin yanında kendim için ailemi ve malımı korumama yarayacak bir minnettarlık eli olmasını istedim. Senin arkadaşların içerisinde her bir kişinin orada kendi kavminden ailesini, mallarını muhafaza edecek kimsesi olmayan yoktur dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hatıb doğru söyledi, onun hakkında hayırdan başka bir söz söylemeyiniz!" buyurdu. (Ali şöyle devam etti): Ömer, Hatİb hakkındaki sözünü tekrarladı ve "Ya Resulallah! O, Allah'a, Resulüne ve müminlere hıyanet etmiştir, müsaade et de boynunu vurayım!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Hatıb, Bedir'e katılanlardan değil midir? Ne biliyorsun belki Allahu Teala Bedir ehline muttali olmuştur. (Bundan sonra) dilediğinizi yapınız, ben sizler için cenneti vacip kılmışımdır buyurmuştur" dedi. Bu söz üzerine Hz. Ömer'in iki gözü yaşa boğuldu ve "Doğruyu en iyi Allah ve Resulü bilir" dedi. Fethu'l-Bârî Açıklaması "Tevii Ediciler." Edeb Bölümünde "Din Kardeşini Tevile Dayanmaksızın Tekfir Eden Kimsenin• Kendisi Dediği Gibi Olur" başlığıyla, onu izleyen başlık altında tevile dayanarak din kardeşini tekfir edenin kafir olmadığı görüşünü benimseyen kimse ile bundan maksadın ne olduğu daha önce geçmişti. Kısacası bir Müslümanı tekfir eden kimsenin durumuna bakılır. Şayet bunu herhangi bir tevile dayanmaksızın söylüyorsa kınanmayı hak eder. Belki de asıl o kafir olur. Şayet bir tevile dayanarak söylüyorsa duruma bakılır. Yaptığı tevil geçerli değilse yine kınamayı hak eder. Ancak durumu küfür derecesine ulaşmaz. Tam terne ona nerede hatta ettiği açıklanır ve kendisine uygun bir şekilde böyle davranması yasaklanır. Çoğunluğu oluşturan bilginlere göre bu kişi öncekisi gibi değildir. Bir kişi geçerli bir tevile dayanarak birisini tekfir ediyorsa kınanmayı hak etmez. Tam tersine doğruya dönünceye kadar kendisine delil getirilir. Bilginler şöyle derler: Tevile dayanan herkes, yaptığı bu tevil ile mazurdur, tevili Arap dili açısından uygun ve ilmi bir desteği bulunduğu takdirde günaha girmez. İmam Buhari burada dört hadise yer vermiştir. Birinci hadis, Hz. Ömer hadisidir. Bu hadisin geniş bir açıklaması Fezailu'I-Kur'an bölümünde geçmişti. Hadisin buradaki atılan başlıkla ilişkisi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, Hişam'ı yalanlaması, ridasını göğsünün üzerine toplaması ve ona vurmaya kalkışması nedeniyle Ömer' i azarlamaması, tam tersine yaptığı nakilden dolayı Hişam'ı doğrulayıp, inkarından dolayı Ömer' i mazur görmesi ve her iki kıraat tarzının caizliği noktasında delili açıklamaktan başka bir şey yapmaması sebebiyledir. İkinci hadis İbn Mesud hadisidir. Bu hadisin açıklaması Mürtediere Tövbe Teklif Etme bölümünün ilk hadisi sadedinde geçmişti. Hadisin yukarıdaki başlık altına girmesi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabileri ayette geçen "zulüm" kelimesini genelliği üzere anlayıp, bütün günahları kapsar şeklinde yorumlamalarından dolayı muahaze etmemesi, tam tersine mazur görmesidir. Çünkü onların bu anlayışları, tevilde ağır basan bir husustur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bundan sonra sahabilere problemi ortadan kaldıracak şekilde "zulüm"den maksadın ne olduğunu açıklamıştır. Bu bölümde yer alan üçüncü hadis, ltban b. Malik h?disidir. Bu hadisin geniş bir açıklaması Namaz bölümünde el-Mesacid fi'I-Büyut başlığı altında geçmişti. Hadisin başlıkla ilişkisi ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Malik b. Duhşum hakkında konuşanları o ifadelerinden dolayı eleştirmemiş, tam tersine onlara İslam ahkamının batına göre değil, zahire göre icra edileceğini beyan etmiş olmasıdır. Hadiste "ela tekulunehu" ifadesi "zannetmiyor musunuz" manasındadır. "Ale'd-dimai" yani Müslümanların kanlarını akıtmaya. Çünkü müşriklerin kanlarının akıtılması bilginlerin ittifakı ile mendubtur. Hadiste geçen ...... bir kimseyi bir şeye teşvik ederken söylenilen bir sözdür. Bu ifadenin aslı şuna dayanmaktadır: İnsan bir sıkıntılı duruma düştüğünde babası yardımına koşar. Ona .........= baban olmaya" denildiğinde bunun manası, "Senin baban olmaz olsun! babasız kalasın. Bu meselede yardımcısı olmayan bir kimse gibi işi sıkı tut" demektir. Bu cümle daha sonra muhatabın ağzından çıkan söz veya yaptığı fiilin uzak bir ihtimal görüldüğünü ifade etmek için kullanılmaya başlamıştır. "Ebu Avane, Hac bahçesi demiştir." Burada Musa'nın ifadenin doğrusunun "hah" şeklinde olduğunu bildiğine işaret edilmektedir. Neve{,ı şöyle demiştir: Bu, Ebu Avane'den kaynaklanan bir hatadır. Sanki o burayı "Zatu hac" adında bir başka mekanla karıştırmış gibidir. Zatu hac, Medine ile Şam arasında bulunan hacıların geçtikleri bir yerin adıdır. "Hah bahçesi" ise Mekke ile Medine arasında olup, Medine'ye yakın bir yerdir. "Ya bu mektubu çıkarırsın ya da elbiseni üzerinden çıkarıp, seni çırılçlplak soyarım." Yani elbiselerini çıkarır, seni anadan uryan hale getiririm. Bu kadının Müslüman veya kavminin dini üzere olup olmadığı noktasında ihtilaf edilmiştir. Bilginlerin çoğuna göre kadın kavminin dini üzerine idi. Bu kadın Mekke'nin fethi günü Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kanlarını heder ettiği kişilerin arasındaydı. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ı ve ashabını hicveden şarkılar söylüyordu. "Fakat Kureyşlilerin yanında bir minnettarlık eli olmasını istedim." Yani ailemi ve malımı savunacağım bir minnettarlık olsun istedim. "Ne biliyorsun belki Yüce Alf,ıh Bedir ehline muttali olmuştur." Bedir'e Katılanların Faziletlileri bölümünde bu cümle "Belki" sözcüğü ile değil de kesin bir ifade ile geçmişti. Bu konu ve "dilediğinizi yapınız" hadisinin manası hakkındaki açıklama geçmişti. Hadisten maksadın Bedir' e katılanların günahlarının -mesela bir farzı terk etmiş bile olsalar- bağışlanmış olduğu ve bununla hesaba çekilmeyecekleri anlamını teyid eden şeylerden birisi, Sehl b. el-Hanzaliye hadisinde yer alan Huneyn gecesi Müslümanlara bekçilik yapan Enes b. Ebi Mersed olayıdır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Enes'e "(Bu gece) hiç binitinden aşağı indin mi?" diye sorunca, "Hayır, ancak tuvalet ihtiyacı müstesna" diye cevap vermiştir. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bundan dolayı sorumlu değilsin, ancak bir daha böyle yapma" buyurmuştur.(Ebu Davud, Cihad) Bu yaklaşım, Ebu Abdurrahman es-Süleml'nin anlayışına uygun düşmektedir. Söz konusu anlayışı Hz. Ali'nin, Harurılerin öldürülmesi konusunda söylemiş olduğu "Allahu Teala'nın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in diliyle onları öldüren kimseler hakkındaki hükmünü size haber vermiş olsaydım, amel etmekten vazgeçerdiniz" ifadesi de teyid etmektedir. Bunun açıklaması daha önce geçmişti. Burada bazı salih amelleri yapmaya başlayan kimsenin birçok farizayı terk etmekten meydana gelen günahlara karşı duracak şekilde bol sevap elde edeceğine işaret vardır. İbn Battal, Ebu Abdurrahman es-Süleml'yi tenkid ederek şöyle demiştir: Onun bu sözü kendi zannına dayanmaktadır. Çünkü Hz. Ali ilimde, fazilette ve dinde bilinen o derecesiyle birlikte ancak öldürülmesi gereken kimseyi katleder. Kirmanı şöyle der: Onun maksadı şu olabilir: Hz. Ali bu kesin ifadeli hadisten kendisinin cennetlik olduğu sonucunu çıkarmış ve içtihadında hata etse bile kesinlikle bundan dolayı hesaba çekilmeyeceğini anlamıştır. Ancak bu değerlendirme tartışmaya açıktır. Zira müçtehidin içtihad ederken olanca gücünü sarfettiği takdirde yaptığı hatalar bağışlanmıştır ve bundan dolayı sevap elde eder. Müçtehid yaptığı içtihadda isabet ederse iki ecir kazanır. Gerçek şu ki Hz. Ali yaptığı savaşlarda doğru karar vermişti. Bundan dolayı yaptığı bütün içtihadlarda iki ecir elde edecektir. Buradan ortaya çıkıyor ki Süleml'nin anlayışı İbn Battal'ın da işaret ettiği üzere kendi zannına dayanmaktadır. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir. Hadiste geçen ". ı..::.JJJI" gözyaşlarına boğuldu demektir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1. Bir mu'min salihlik açısından kesin olarak cennetlik olduğu söylenecek dereceye ulaşsa bile günaha düşmekten kurtulamaz. Çünkü Hatıb Allahu Teala'ın cenneti kendilerine vacip kıldığı kimselerden biriydi. Buna rağmen yukarıdaki olayda zikredilen hataya düşmüştür. 2. Bu hadis, Nebi s.a.v.'in "Dilediğinizi yapınız" emrini Bedir' e katılanlar her türlü günaha düşmekten korunmuşlardır şeklinde tevil edenlere tenkit mahiyetindedir. 3. Hadis günah işleyen Müslümanı tenkid edip, ebediyyen cehennemde kalacağını söyleyen ve böyle bir kimsenin kesinlikle azaba uğrayacağını ifade eden kimseye de red mahiyetindedir. 4. Hata eden bir kimsenin bunu inkar etmemesi, tam tersine iki günahı birden işlemiş olmamak için onu itiraf edip, özür dilemesi daha uygundur. 5. Gerçeği öğrenmek amacıyla sert konuşmak ve onu söyleyecek olan kimseyi korkutmak maksadıyla yapmayacağı şeyle kendisini tehdit etmek caizdir. 6. Casusluk yapan kimsenin gizlilik perdesini yırtmak caizdir. Hz. Ömer'in casusu öldürmek için izin istemesi ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ona sadece Hatıb'ın Bedir'e katılanlardan olduğunu söylemekle yetinmesi dolayısıyla Malikilerden bazı alimler casusun öldürülebileceği sonucunu çıkarmışlardır. Onlardan bazıları ise öldürmenin söz konusu suçun tekerrür etmesi ile kayıtlı olduğunu söylemiştir. İmam Malik'ten nakledilen meşhur görüş ise casus hakkında devlet başkanının içtihadda bulunacağı yolundadır. Tahavi' Müslüman casusun kanının mubah olmadığı noktasında icma nakleder. Şafiiler veya fıkıh bilginlerinin çoğunluğu casusun ta'zir edileceği görüşündedirler. Bunlara göre casus, yüksek kademeden birisi ise affedilir. Evzai' ve İmam Ebu Hani'fe'ye göre casus canı yanacak bir şekilde cezalandırılır ve hapsi uzatılır. 7. Yüksek tabakaya mensup olan kimselerin hatalarını bağışlamak uygun bir harekettir. Taberi', Hatıb olayı ile bunu delil olarak kullananlara (Nebi s.a.v.'in Hatıb'ı affetmesi ileri sürdüğü mazeretindeWoğru olduğunu Allahu Teala'ın bildirmesi dolayısıyladır. Başkası böyle olamaz" diyerek cevap vermiştir. Kurtubi' ise bu hatalı bir zandır ifadesini kullandıktan sonra Allah'ın kulları hakkındaki hükümleri onların zahiri hallerine göre cereyan eder demiştir. Allahu Teala Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e huzurunda bulunan münafıkların durumunu haber vermiş, bununla birlikte Müslüman olduklarını izhar ettiklerinden dolayı öldürülmelerini mubah kılmamıştır. Zahiren Müslüman görünen herkes hakkındaki hüküm de böyledir. Bunlar hakkında İslam'ın ahkamı cereyan eder. 8. Bu hadiste Nebilik alametlerinden birisi yer almaktadır. O da bu konudaki rivayetlerde daha önce geçtiği üzere Allahu Teala Nebiine Hatıb'ın o kadınla ilgili olayını bildirmiş olmasıdır. 9. Toplumda önde gelen bir kişi devlet başkanına faydası Müslümanlara yönelik olan şahsi görüşünü sunabilir ve devlet başkanı da bu konuda muhayyer olur. 10.Asi olan kimseyi affetmek caizdir. 11. Asi dokunulmazlığını kaybeder. Bilginler ister mu'min, ister kafir olsun yabancı bir kadına bakmanın haram olduğu noktasında icma etmişlerdir. Hatıb olayındaki kadının isyanından dolayı haramlığı sakıt olmamış olsaydı, Hz. Ali onu soyup çırılçıplak etmekle tehdit etmezdi. Bu görüş İbn Battal'a aittir. 12. Bid'at ehli bazı kimselerin görüşlerinin aksine Allahu Teala'ın bütün günahları dilediği kimselerden bağışlaması mümkündür. Daha önce geçtiği üzere Hz. Aişe radıyallahu anha'nın iffetine iftira attı diye Mistah'a had cezası uygulanmıştır. Oysa o Bedir' e katılanlardan birisi idi ve işlemiş olduğu bu büyük günah bağışlanmamıştır. Buna karşılık Hatıb'ın suçu bağışlanmıştır ve buna gerekçe olarak onun Bedir'e katılanlardan birisi olduğu ifade edilmiştir. Bu probleme verilecek cevap "Bedir' e Katılanların Fazileti" bölümünde geçmişti. Buna göre Bedir'e katılan bir kişinin af konusu olan suçları had cezası kapsamına girmeyen fiillerdir. Hadisten onların daha sonra işledikleri günahların bağışlanmasının mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Bunun delili birçok haberde gelecek günahların bağışlanmasına dair yapılan duadır. 13. Hadisten Hz. Ömer'in nasıl terbiyeye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre devlet başkanından izin almadan onun huzurunda had cezası uygulamak ve bir kimseyi tedib etmek isabetli değildir. 14. Bu hadiste bir de Hz. Ömer'le bütün Bedir'e katılanların menkıbeleri yer almaktadır. 15. Sevinç anında ağlamak caizdir. Hz. Ömer'in o esnada ağlaması Hatıb hakkında söylediklerine duyduğu pişmanlık ve huşudan da kaynaklanmış olabilir)
  11. 6940Allah'ım! Ayyaş b. Ebi Rebia, Seleme b. Hişam ve el-Velid b. el-Velid'i kurtar! Allah'ım kafir/erin zulmü…Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem namazında şöyle dua ederdi: ''Allah'ım! Ayyaş b. Ebi Rebia, Seleme b. Hişam ve el-Velid b. el-Velid'i kurtar! Allah'ım kafir/erin zulmü altında ezilen, kurtulmaya çare bulamayan diğer mu'minleri (müstaz'atları) kurtar! Allah'ım Mudar kabilesini ezip, iyice perişan et, onları yerle bir eyle, onlara Hz. Yusuf'un zamanındaki kıtlık yıllarını gönder. " Fethu'l-Bârî Açıklaması "Tehdit ve zor kullanma." Zor kullanma (ikrah) başkasını yapmak istemediği bir şeye zorlamak anlamına gelir. İkrahın dört şartı vardır: 1- Zor kullanan kimsenin tehdit ettiği şeyi yapmaya gücü yetmesine karşılık, tehdide maruz kalan kaçarak bile olsa bunu savuşturmaktan aciz olmalıdır. 2- Tehdide maruz kalan kimse kendisinden istenilen fiili yapmadığı takdirde zor kullanan kimsenin söylediğini yapacağına yakın derecesinde zan taşımalıdır. 3- Zor kullanan kimsenin yaptığı tehdit o an için geçerli olmalıdır. Tehdit yönelten kimse "Eğer şöyle yapmazsan seni yarın döverim" dese, bu tehdide maruz kalan kimse tehdit altında kalmış sayılmaz. Ancak tehdit yöneiten kişi çok kısa bir zaman dilimini telaffuz etse veya tehdidinden dönmemek gibi bir adeti bulunsa bu takdirde zorlamaya maruz kalmış sayılır. 4- Tehdide maruz kalan kimse yaptığı fiili gönül rızasıyla yaptığını gösterecek davranışlar sergilememelidir. Çoğunluğu oluşturan bilginlere göre tehdidin söz ve fiille yapılmış olması arasında herhangi bir fark yoktur. Fiill tehdit açısından -bir kimseyi haksız yere öldürmek örneğinde olduğu gibi- ebediyyen haram olan bir fiil istisna tutulmuştur. Bilginler tehdide maruzkalan kimsenin zorlandığı fiili yapI1{amakla .mükellef olup olmadığı noktasında farklı görüşler ortaya atmışlardır. Şi&h Ebu ıshak eşŞirazı şöyle demiştir: Bilginler bir kimseyi öldürmeye zorlanan kimsenin, bundan kaçınmakla ve kendisini savunmakla yükümlü olduğu, o kişiyi öldürdüğü takdirde günaha gireceği noktasında icma etmişlerdir. Bu da bizezorlanan kimsenin o durumda mükellef olduğunu' göstermektedir. Aynı şeyleri İmam Gazzalı ve başkalarının ifadesinde de görmek mümkündür. Bilginlerin açıklamalarının zorunlu sonucu, söz konusu ihtilafın zorlama faktörüyle şeriatın çağrısının birbiriyle uyumlu olması durumuna mahsus olduğudur. Bir kafiri öldürmeye ve Müslüman olmaya zorlama durumu buna örnektir. Buna karşılık bir kimseyi öldürmeye zorlama örneğinde olduğu gibi zorlama faktörüyle şeriatın çağrısı birbiriyle ters düştüğünde kişinin onu öldürmemekle yükümlü olduğu noktasında ihtilaf yoktur. İhtilaf, ikrah-ı müld durumunda kişinin mükellef olup olmadığı noktasındadır. İkrah-ı müld, kişinin zorlandığı fiili yapmaktan başka çare bulamadığı durumlardır. Bilginler tehdidin niteliği konusunda ihtilaf etmişlerdir. Öldürme, herhangi bir organı kesme, şiddetli bir şekilde dövme, uzun süre hapsetme tehdidi ittifakla geçerli kabul edilirken, hafifçe dövme ve bir ya da iki gün hapsetme tehdidinin geçerli olup olmadığı noktasında ihtilaf edilmiştir. "Kalbi imanla dolu olduğu halde." Bu ifade, kendi rızasıyla dinden dönene çok ağır bir tehdittir. Buna karşılık zorlanarak bunu yapan kişi, ayetin hükmüne göre mazurdur. Zira müspet bir hükümden yapılan istisna olumsuz anlamı ifade eder. Dolayısıyla küfre zorlanan kimsenin ayette ifade edilen tehdide dahil olmaması gerekir. Meşhur olduğu üzere zikredilen ayet Ammar b. Yasir hakkında inmiştir. Nitekim Ebu Ubeyde b. Muhammed b. Ammar b. Yasir şöyle demiştir: "Müşrikler Ammar'ı yakalayıp, ona işkence ettiler. Neticede onların istedikleri bazı şeylerde kendilerine uydu. Ammar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yaptığı şeyden yakınınca, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kalbini nasıl buluyorsun?" diye sordu. Ammar "imanla dopdolu" deyince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sana yine böyle yaparlarsa sen de öyle davran" buyurdu. Bu haber mürsel olup, ravileri sikadır. Haberi Taberi rivayet etmiştir. "Ancak kafir/erden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır." Ayette geçen "ölZ","takıyYe" yani onlardan korkarsanız istediklerini yapınız demektir. İmam Buhari bu açıklamayı Ebu Ubeyde'nin ifadesinden almıştır. Ebu Ubeyde, tukat ve takıyye aynı manadadır demiştir. Biz de şunu ekleyelim: Bu kelime Al-i İmran suresinin tefsirinde geçmişti. Ayetin manasına gelince, bir mu'min bir kafiri zahiren ve batınan dost edinmesin. Ancak zahiren ondan sakınması müstesnadır. Bu durumda ondan korktuğunda kendisiyle dost olabilir. Ancak içinden ona düşmanlık besler. "Görüldüğü üzere Allahu Teala, emrettiği şeyi terk etmekten kaçınmayan çaresizleri mazur görmektedir." Yani onlar mağlup olduklarında mazurdurlar. Zorlanan kimse, kendisine emredilen şeyi yapmaktan kaçınamayan zavallı ve aciz bir kimseden başkası değildir. Onu tehdit eden yaptığı tehdidi yerine getirmeye kudreti olan bir kimsedir. Çünkü o kendisinden istenilen fiili yapmamazlık edemez. Tıpkı zorlanan kimsenin istenilen fiilden kaçınamadığı gibi. Netice olarak zayıf ve aciz kimseler (müstazaf) tıpkı zorlanan (mükreh) hükmündedir. "Hasan-ı Basri Ayette geçen "ölZ= sakınma", kıyamete kadar geçerlidir demiştir." Abd b. Humeyd ve İbn Ebi Şeybe'nin nakillerine göre Hasan-ı Basri şöyle demiştir: "Sakınma (takiyye) mu'min için kıyamet gününe kadar caizdir. Ancak adam öldürme de takıyye olamaz. "(İbn Ebi Şeybe, Musannef, VI, 474) Abd b. Humeyd'in rivayeti ise "Ancak Allahu Teala'ın haram kıldığı nefsi öldürmede geçerli değildir" şeklindedir. Yani başkasını öldürmeye zorlanan bir kimse kendi canını başkasının canına tercih ettiği için mazur değildir. Biz de şunu ekleyelim: "Takıyye" kelimesinin manası insanın içindeki inancını ve başka şeyleri başkasına açık etmekten kaçınması demektir. Beyhakl'nin nakline göre İbn Abbas şöyle demiştir: "Takıyye kalp imanla dopdolu iken dille yapılır ve kişi adam öldürmek maksadıyla kimseye el uzatmaz." "İbn Abbas hırsızların zorlaması neticesinde hanımını boşamak zorunda kalan kimse için yaptığına itibar edilmez demiştir. İbn Ömer, İbnü'z-ZUbeyr, Şa'bı ve Hasan-ı Basri bu görüştedirler." Abdurrezzak'ın sahih bir isnadla İkrime'den nakline göre İbn Abbas tehdide maruz kalarak yapılmış boşamayı geçerli saymazdı. İbn Battal, İbnü'l-Münzir'e uyarak şöyle demiştir: Müdehitler, küfre zorlanan ve öldürüleceği korkusuyla kalbi imanla dopdolu olduğu halde kafir olan kimsenin kafirliğine hükmedilemeyeceği ve hanımının kendisinden boş düşmeyeceği noktasında icma etmişlerdir. Ancak Muhammed b. el-Hasen şöyle demiştir: Böyle bir kimse -içten içe Müslüman bile olsa- küfrünü açıktan yaparsa mürted olur ve karısı kendisinden boş düşer. İbn Battal, bu söz naslara muhalif olduğu için cevap vermeye değmez, demiştir. Bazı bilginler ise şöyle derler: Söz konusu ruhsatın mahalli sözdür. Puta tapma veya bir Müslümanı öldürme ya da domuz eti yeme veya zina etme gibi fiille ilgili şeylerde ruhsat söz konusu değildir. Evzaı ve Sehnun'un görüşü bu doğrultudadır. İsmail el-Kadl'nin sahih bir senedle nakline göre Hasan-ı Basri ilişilmesi haram olan bir cana kıymada takıyye olmayacağı kanaatinde idi. Bir grup bilgin ise zorlama altında söylenen sözle, yapılan fiil birbirine eşittir demişlerdir. Bilginler zorlamanın tanımı üerinde ihtilaf, etmişlerdir. Abd b. Humeyd'in sahih bir isnadla nakline göre Hz. Omer şöyle demiştir: "Bir kimse hapse konulduğunda veya bağlandığında ya da işkenceye maruz kaldığında canından emin değilse zorlama altındadır. Kadı Şureyh'ten buna benzer ancak daha uzun bir rivayet nakledilmiştir. Bu rivayette "Dörılşey vardır ki bunlarla zorlama gerçekleşir: Hapse atmak, dövmek, tehdit yöneltmek ve bağlamak." İbn Mesud ise şöyle demiştir: "Herhangi bir söz, benden iki kamçıyı savuşturuyorsa onu söylerim." Çoğunluğu oluşturan bilginlerin görüşü bu doğrultudadır. KOfeli bilginlere göre bu konuda ayrıntı vardır. (Bilginler zorlama altında yapılmış boşama hakkında ihtilaf etmişlerdir. Çoğunluğu oluşturan bilginler böyle bir boşamanın geçerli olmadığı kanaatine varmışlardır. Bu konuda İbn Battal sahabilerin icmaı olduğunu nakleder. KOfeli bilginler ise böyle bir boşamanın geçerli olduğu kanaatindedirler. Zühri, Katade ve Ebu Kılabe' den buna benzer bir görüş '1akledilmiştir. "Nebi s.a.v. 'Ameller niyet/ere göredir' buyurmuştur." Bu hadisin geniş bir çıklaması Sahih'in ilk hadisinde yapılmıştı)
  12. 6941Üç şey vardır ki kimde bulunursa imanın tadını almış olur: Allah ve Resulü kendisine başkalarından daha…Enes b. Malik'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Üç şey vardır ki kimde bulunursa imanın tadını almış olur: Allah ve Resulü kendisine başkalarından daha sevgili olmak, bir kimseyi yalnız Allah için sevmek, küfre geri dönmekten ateşe atılacakmışçasına hoşlanmamak
  13. 6942Yemin olsun ki Ömer'in İslam'a girdiğim için beni sıkıştırıp, esir gibi horlayarak bir iple bağladığı hala…Saıd b. Zeyd şöyle demiştir: "Yemin olsun ki Ömer'in İslam'a girdiğim için beni sıkıştırıp, esir gibi horlayarak bir iple bağladığı hala gözlerimin önündedir. Sizin Osman (b. Affan r.a.)'a yaptıklarınız yüzünden Uhud dağı çatlayıp, paramparça olsaydı, buna layık olurdu
  14. 6943Ya Resulallah! Bizim için Allah'tan yardım dileyemez misin? (Bunların zulmünden) kurtulmamız için Allah'a dua…Habbab b. el-Eret şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kabe'nin gölgesinde kaftanına yaslandığı bir sırada kendisine "Ya Resulallah! Bizim için Allah'tan yardım dileyemez misin? (Bunların zulmünden) kurtulmamız için Allah'a dua edemez misin?" dedik. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden önceki ümmetler içinde öyle kişiler bulunmuştur ki, o kişi için yerde bir çukur kazıhr, kendisi o çukurun içine gömülürdü. Sonra büyük bir testere getirilir, başına konulur ve iki kısma ayrılırdı. Demir taraklar ile etinin altındaki kemiği ve sinirleri taranırdı da bu işkenceler o mu'mini dininden çevirmezdi. Allah'a yemin ederim ki şu İslam dini, artık kemale erecektir. Hatta o olacak ki bir süvari (tek başına) San'a'dan Hadramevt'e kadar (selametle) gidecek de Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmayacaktır ve bir de (koyun sahibi ise) sadece koyununa kurt saldırmasından korkacaktır. Fakat sizler acele ediyorsunuz." Fethu'l-Bârî Açıklaması "Dövülmeyi, öldürülmeyi ve aşağılanmayı küfre tercih etme." Bu konuya bundan önceki başlıkta işaret edilmişti. Orada Hz. Bilal'in kelime-i küfrü telaffuz etmektense, dayak yemeye ve horlanmaya razı olan kişilerden olduğunu söylemiştik. Bu başlık altında adı geçen Habbab ve onunla birlikte zikredilenler de aynı tavrı sergilemişlerdir. Ammar'ın anne-babası işkence altında can vermişlerdi. Bunlar sıhhat şartını taşımadıkları için müemf buna delalet eden rivayetle yetinmiştir ve bu konuda üç hadise yer vermiştirJ Birinci hadis "Üç şey vardır ki kimde bulunursa imanın tadını almış olur" hadisidir. Bu hadisin açıklaması Sahih'in baş taraflarında İman bölümünde geçmişti. İmam Buharl'nin başlığını bu hadisten seçmesi küfürden hoşlanmamakla ateşe girmekten hoşlanmamayı birbirine eşit tutmasındandır. Öldürülmek, dövülmek ve horlanmak bir mu'minin nazarında ateşe girmekten daha hafiftir. Netice olarak mu'min şiddeti tercih ettiği takdirde bunlar, küfürden daha hafiftir. Bu açıklamayı İbn Battal yapmış ve devamında şöyle demiştir: Bu hadis İmam Malik mezhebi müçtehidlerine delildir. İbnü't-T'in ise bilginler öldürülmeyi küfre tercih etme noktasında görüş birliği halindedirler diyerek onu tenkid etmiştir. Hadis küfrü telaffuz etmek, sabredip, öldürülmekten daha evladır diyenlere karşı delildir. Mühelleb'in bir grup bilginin bunu kabul etmediklerini ifade ettiği nakledilmiştir. Onlar delil olarak Allahu Teala'ın "Ve kendinizi öldürmeyiniz"(Nisa 29) ayetini delil olarak almışlardır. Oysa bu ayette onları destekleyecek bir taraf yoktur. Çünkü Allahu Teala o ayetin ardından "Kim düşmanlık ve haksızlık ile bunu yaparsa (bilsin ki) onu ateşe koyacağız"(Nisa 30) buyurmaktadır. Dolayısıyla Allahu Teala bir önceki ayetteki "kendinizi öldürmeyiniz" ifadesini bu şekilde kayıtlamaktadır. Allah'a itaat uğrunda kendisini helak eden kimse ne zalim ve ne de haddi aşmış olur. Bilginler cihad esnasında insanın kendini tehlikelere atmasının caiz olduğu noktasında icma etmişlerdir. "Said b. Zeyd hadisinin isnadında bulunan Abbad, İbn Ebi'l-Awam' dır. Said -b. Zeyd ise İbn Amr b. Nufeyl olup, Ömer İbnü'l-Hattab b. Nufeyl'in amcasının oğlunun oğludur. Bu zatın hadisi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sıreti bölümünde "Said b. Zeyd'in İslama'a girişi" başlığıaltında daha önce geçmişti. Hadisin atılan başlığa uygunluğu gayet açıktır. Çünkü Said ve Hz. Ömer'in kızkardeşi olan eşi kafir olmaktansa, horlanmayı tercih ettiler. Hadisin atılan başlıkla ilişkisi böylece ortaya çıkmaktadır. Kirmanı şöyle demiştir: Bu başlık Hz. Osman' ın katillerinin isteklerine boyun eğmektense öldürülmeyi tercih etmesinden alınmıştır. Dolayısıyla bir kimsenin kafir olmaktansa öldürülmeyi tercih etmesi evleviyyetie caiz olur. Said'in eşinin adı Fatıma bintü'l-Hattab'dır. Fatıma rivayete göre Hz. Hatice'den sonra İslam'a ilk giren kadındır. Bazılarına göre Abbas'ın eşi Ümmü'lFadl ondan önce Müslüman olmuştur. İbn Battal şöyle demiştir: Bilginler küfre zorlanıp, öldürülmeyi tercih eden kimsenin Allah katında ruhsatı tercih edenden çok daha büyük ecir kazanacağı noktasında icma etmişlerdir. Küfrün dışındaki şeylere gelince, bir kimse sözgelimi domuz eti yemeye ve şarap içmeye zorlansa, bunlaı yapmak daha evladır. Bazı Malikiler ise şöyle demişlerdir: Tam tersine bunların dışında bir şeyi yemesiyasaklandığı takdirde sözü edilen şeyleri yemekle günaha girer. Çünkü böyle bir kimse öleceğinden korkup, ölü eti yemek zorunda kalıp, ancak yemeyenkimse gibi olmuştur
  15. 6944Ey Yahudi topluluğu! Müslüman olunuz, esenlik içinde kalınızEbu Hureyre r.a. şöyle anlatmıştır: Mescidde bulunduğumuz bir sırada birden Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza çıkageldi ve "Yahudilerin yurduna yürüyünüz!" diye buyurdu. Biz de onunla birlikte Beytü'l-Midras denilen yere vardık. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara doğru ayağa kalktı ve şöyle seslendi ve "Ey Yahudi topluluğu! Müslüman olunuz, esenlik içinde kalınız" dedi. Yahudiler cevaben "Ey Ebü'l-Kasım! Sen tebliğ ettin!" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara "Ben ancak bunu istiyorum" dedi. Sonra çağrısını ikinci kez yineledi. Yahudiler "Ey Ebü'l-Kasım! Sen tebliğ ettin" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara tebliğini üçüncü kez tekrar etti ve "Şunu kesinlikle biliniz ki yeryüzü ancak Allah'a ve Resulüne aittir. Ben sizleri bu topraklardan çıkarmak istiyorum. Dolayısıyla sizden her kim kendi malından (taşıyamayacağı) bir şey olursa onu satsın. Aksi takdirde biliniz ki arz ancak Allah'a ve Resulüne aittir" buyurdu. Fethu'l-Bârî Açıklaması "Zorlanan ve benzeri durumda kalan kierin hak ve başka hususlardaki satışları." Hattab! şöyle demiştir: Ebu Abdullah 'cl-Buhari bu başlık altında zikredilen Ebu Hureyre hadisini zorlanan kimsenin satışının cevazına delil getirmiştir. Halbuki bu, darda kalanın satışına daha çok benzemektedir. Çünkü satışa zorlanan kimse istesin veya istemesin o satışı yapmaya sevkedilen kimsedir. Yahudiler arazilerini satmamış olsalardı, buna zorlanmayacaklardı, fakat onlar mallarına çok düşkün olduklarından onları satmayı tercih ettiler ve böylece mallarını satmak zorunda kalanlara benzediler ve bu halleriyle borca sıkışıp, malını satmak zorunda kalan kimse gibi oldular. Bu durumda yapılan satış caizdir, kişi buna zorlandığı takdirde caiz olmaz. Biz de şunu ekleyelim: İmam Buhari yukarıda kullandığı başlıkta sadece zorlanan kimseyle sınırlı kalmamış ve "Zorlanan ve benzeri durumda kalan kimselerin hak ve başka hususlardaki satışları" ifadesini kullanmıştır. Böylece onun başlığına darda kalan ,kimse de dahil olmuştur. Buhari bu ifadesiyle darda kalan kimsenin satışı sahih değildir diyenlere cevap vermiş olmaktadır. İbnü'l-Müneyyir şöyle der: İmam Buhari "hak ve başka hususlardaki" şeklinde başlık atmış ancak başlığın sadece birinci kısmı için hadis zikretmiştir. Buna onun "hak"tan maksadı borçtur "başkası"ndan maksadı ise bunun dışında satışı gerekli olan şeylerdir diye cevap verilmiştir. Çünkü Yahudiler borçları olmadıkları halde mallarını satmaya zorlandılar. Kirmi'mi "hak" kelimesinden maksat o bölgenin tahliyesi, "başkası" kelimesinden maksat ise suçlardır, "hak"tan maksat mali şeyler, "başkası"ndan maksat bölgenin tahliye edilmesidir demiştir. Biz de şunu ekleyelim: "Başkası" kelimesinden maksat borç olabilir. Bu durumda ifade genel anlamlı sözden sonra, özel anlamlı sözün getirilmesi şeklinde olur. Gayr-i mali bir sebep olarak zikredilen şekilde satış, sahih olduğuna göre mali bir sebep olarak borç sebebiyle satış evleviyede sahih olur. "Beytü'l-Midras." Bu kelime "ders"ten türemedir. Maksat Yahudilerin büyükleridir. Bu beytin onun adına nispet edilmesi Yahudilerin kitaplarını okutanın kendisi olmasından dolayıdır. "Ben ancak bunu istiyorum." Yani "Müsıü.man olunuz" ifadesiyle istediğim budur. Şayet siz benim size tebliğ ettiğimi itiraf ederseniz üzerimden sorumluluk düşer. "Biliniz ki yeryüzü ... " Bu cümleden maksat, bu konuda hüküm Allah'a ve Nebi'ine aittir. Çünkü o Allah adına tebliğde bulunmakta ve onun emirlerini yerine getirmektedir. "......." yani sizi buradan çıkarmak, burayı tahliye etmek istiyorum demektir
  16. 6945Babası rızasını almaksızın kendisini evlendirmiştiHansa binti Hizam el-Ensari'nin nakline göre "Babası rızasını almaksızın kendisini evlendirmişti. Halbuki Hansa dul bir kadındı. Hansa Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek bu nikahı reddetti
  17. 6946Ya Resulallah! Nikah akitleri hususunda kadınların görüşleri alınır mı?Aişe r.anha şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Ya Resulallah! Nikah akitleri hususunda kadınların görüşleri alınır mı?" diye sordum. Bana "Evet" buyurdu. Ben "(Ya Resulallah!) Bakirenin evleneceği kimse hakkında görüşüne başvurulursa utanır, susar" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Onun sükutu iznidir" buyurdu. Fethu'l-Bârî Açıklaması "Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın." Ayette cariyelerin "namuslu kalmak istemeleri" şeklinde kayıtlanmasının hikmeti şudur: Zorlama, ancak namuslu kalmak isteme ile gerçekleşir. Zira gönüllü ilişkiye giren kadına zorlanmış denmez. Buna göre ayeti şöyle anlamak gerekir: Dünya hayatının geçici menfaatlerini . elde edeceksiniz diye adetleri fuhuş yapmak olan cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Bu gerçek bazı müfessirler tarafından anlaşılmamış ve "namuslu kalmak isteyen ... " ifadesini bundan önceki "aranızdaki bekarları evlendirin" ayeti ile irtibatlandırmışlardır. Bu ayetle ilgili kalan açıklama iki başlık sonra gelecektir. İbn Battal şöyle demiştir: Çoğunluk, zorlanan kimsenin nikahının batıl olduğu kanaatine varmışlardır. Kt1feli fıkıh bilginleri ise buna cevaz vermişler ve "Bir kimse bir kadınla on bin dirhem karşılığında evlenmeye zorlansa ve bu kadının mehr-i misli bin dirhem olsa bu nikah sahihtir ve o kişinin bin dirhem vermesi gerekir. Bunun dışındaki miktar batıl olur" demişlerdir. İbn Battal şöyle devam eder: KOfe bilginleri fazla olan miktarı zorlama dolayısıyla iptal edince, aynı zorlama nedeniyle nikah da kökünden b atıl olmuş olur. Erkek nikaha razı olup, mehre zorlansa mesele üzerinde ittifak edilen mesele haline gelir. Bu durumda nikah akdi sahih olup, erkeğin gerdeğe girmekle birlikte belirlenen mehri vermesi gerekir. Erkek nikahlanmaya ve kadınla ilişkiye zorlansa kendisine had cezası uygulanmaz ve hiçbir şey vermesi gerekmez. Buna karşılık akde razı olmaksızın gönüllü olarak ilişkiye girse had cezası gerekir. İmam Buhari bu başlık altında iki hadise daha yer vermiştir. Bunlardan birisi Hansa binti Haddam hadisidir. Bu hadisin açıklaması Nikah bölümünde geçmişti
  18. 6947Ben Cabir'i 'o köle kıpti olup, evvelki yıl öldü' derken işittimCabir r.a. şöyle anlatmıştır: Ensar'dan bir adam "Ben öldükten sonra hürsün" diye kölesini müdebber olarak azad etmişti. Halbuki bu kişinin o köleden başka hiçbir malı yoktu. Yaptığı butasarruf Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kulağına gidince "Bunu benden kim satın almak ister" diye sordu. Bunun üzerine o köleyi Nuaym b. en"Nahham 800 dirheme satın aldı. Hadisi rivayet eden ra vi şöyle devam etti: "Ben Cabir'i 'o köle kıpti olup, evvelki yıl öldü' derken işittim. Fethu'l-Bârî Açıklaması "Zorlama neticesinde köle bağışlama veya satmanın caiz olmadığı." Yani bu satış Ve hibe caiz değildir. Dolayısıyla köle o kimsenin mülkiyetinden çıkmaz. Bazı bilginler bu doğrultuda görüş beyan etmişlerdir. Buna göre müşteri o konuda adakta bulunsa bu caizdir yani adak, adağı yapan kimse hakkında geçerlidir. Zorlamayla birlikte yapılan satış sahihtir, hibe de böyledir. "........." yani onun nezdinde demektir. "Za'm" çoğunlukla "söz" anlamında kullanılır. "Müdebber yaparsa da böyledir." Yani zorlama altında kölesini müdebber yapması geçerlidir. İbn Battal'ın nakline göre Muhammed b. Sahnun şöyle demiştir: Kufe fıkıh bilginleri zorlanan kimseninyaptığı satışın batıl olduğu noktasında çoğunluğa uymuşlardır. Bu, zorlamayla birlikte yapılan satışın mülkiyeti nakletmemesini gerektirir. Mühelleb şöyle der: Bilginler satış ve hibeye zorlama olduğu takdirde satış caiz değildir. Ebu Hanife'nin "Müşteri buna inanırsa veya kölesini müdebber yaparsa bu caizdir. Kendisine bir şey bağışlanan da müşteri gibidir" dediği nakledilmiştir. Ebu Hanife bu meseleyi fasit satışa mukayese ediyor gibidir. Çünkü onlar fasit satışta müşterinin tasarrufunun geçerli (nafiz) olduğunu söylerler
  19. 6948Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildirİbn Abbas "Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir"(Nisa 19) ayet-i kerimesinin nüzul sebebi hakkında şu açıklamayı yapmıştır: İslam'dan önce Arapların adeti şuydu: Bir erkek öldüğünde onun yakınları karısına, herkesten daha çok hak sahibi idi. İsterlerse aralarından biri o kadınla evlenir, isterlerse onu başkasıyla evlendirirler, dilerlerse o kadını kimseyle evlendirmezlerdi. Onlar bu kadın hakkında onun ailesinden daha çok söz sahibi idiler. İşte bu ayet, bu hususta indi. Fethu'l-Bârî Açıklaması "Bir çeşit zorlama." İbn Battal'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Bu başlıktan anlaşılan şudur: Kim bir kadını onun mirasına tamah ederek ölünceye kadar nikahı altında tutarsa bu miras Kur'an ayetiyle ona helal değildir. Ayetin mirasın helalolmadığı yolundaki bu ifadesi, zahiri hükme göre erkeğin ondan miras almasının sahih olmamasını gerektirmez
  20. 6949Hakim bakire olan cariyenin bakire ve dul oluşu arasındaki değer farkını takdir eder ve o erkeğe sapa cezası…Nafi'in nakline göre Safiye binti Ebu Ubeyd şöyle anlatmıştır: Tasarrufu halifeye ait kölelerden biri beşte bir ganimet kölelerinden bir cariyeyi cinsel ilişkiye zorlayarak bekaretini bozdu. Bunun üzerine Hz. Ömer ona zina cezası uygulayıp, sürgün etti. Fakat erkek kendisini ilişkiye zorladığı için o cariyeye sapa cezası uygulamadı. Zühri hür bir erkeğin bekaretini giderdiği bakire cariye hakkında şöyle dedi: Hakim bakire olan cariyenin bakire ve dul oluşu arasındaki değer farkını takdir eder ve o erkeğe sapa cezası verir. Dul cariye hakkında imamların hükümlerine göre bir para ödeme cezası yoktur, fakat erkeğe had cezası verilir