İçeriğe geç
Hadis kitabı

Sahih-i Buhari

hadis
7.510
bölüm
97

Bölümler

97
  1. 01Vahyin Başlamasının Anlatıldığı BölümKitâbu Bedi'l-Vahy (1-7)
  2. 02İman KitabıKitâbu’l-İmân (8-58)
  3. 03İlim KitabıKitâbu'l-İlm (59-134)
  4. 04Namaz Abdesti KitabıKitâbu'l-Vudû (135-247)
  5. 05Boy Abdesti (Gusül) KitabıKitâbu'l-Gusl (248-293)
  6. 06Hayız KitabıKitâbu'l-Hayz (294-333)
  7. 07Teyemmüm KitabıKitâbu'l-Teyemmum (334-348)
  8. 08Namaz KitabıKitâbu's-Salât (349-520)
  9. 09Namaz Vakitleri KitabıKitâbu Mevâkîti's-Salât (522-602)
  10. 10Ezan KitabıKitâbu'l-Ezân (603-875)
  11. 11Cuma Namazı KitabıKitâbu'l-Cumua (876-941)
  12. 12Korku Namazı KitabıKitâbu Salâti'l-Havf (942-947)
  13. 13İki Bayram Namazı KitabıKitâbu'l-Îdeyn (948-989)
  14. 14Vitir Namazı KitabıKitâbu'l-Vitr (990-1004)
  15. 15Yağmur İsteme (İstiskâ) Namazı KitabıKitâbu'l-İstiskâ (1005-1039)
  16. 16Güneş ve Ay Tutulması (Küsûf) KitabıKitâbu'l-Küsûf (1040-1066)
  17. 17Kur'an'daki Secde Ayetleri KitabıKitâbu Sücûdi'l-Kur'ân (1067-1079)
  18. 18Namazı Kısaltma KitabıKitâbu Taksîri’s-Salât (1080-1119)
  19. 19Teheccüd Namazı KitabıKitâbu't-Teheccüd (1120-1187)
  20. 20Mekke ve Medine Mescidi'nde Namaz Kılmanın Fazileti KitabıKitâbu Fazli's-Salâti Fî Mescidi Mekke ve'l-Medîne (1188-1197)
  21. 21Namazda İş Yapma KitabıKitâbu’l-Amel Fi's-Salât (1198-1223)
  22. 22Namazda Yanılma KitabıKitâbu's-Sehv (1224-1236)
  23. 23Cenazeler KitabıKitâbu' l-Cenâiz (1237-1394)
  24. 24Zekât KitabıKitâbu'z-Zekât (1395-1512)
  25. 25Hac KitabıKitâbu’l Hac (1513-1772)
  26. 26Umre KitabıKitâbu'l-Umra (1773-1805)
  27. 27Hac veya Umre'den Alıkonulma ve İhramda İken Avlanma Cezası KitabıKitâbu'l-Muhsar (1806-1820)
  28. 28İhramlı İken Avlanma Cezası KitabıKitâbu Cezâu’s-Sayd (1821-1866)
  29. 29Medine'nin Faziletleri KitabıKitâbu Fezâili'l-Medîne (1867-1890)
  30. 30Oruç KitabıKitâbu’s-Savm (1891-2007)
  31. 31Teravih Namazı KitabıKitâbu Salâti't-Terâvîh (2008-2013)
  32. 32Kadir Gecesi'nin Fazileti KitabıKitâbu Fezâili Leyleti’l-Kadr (2014-2024)
  33. 33İtikat KitabıKitâbu'l-İ'tikâf (2025-2046)
  34. 34Alışveriş KitabıKitâbu’l-Buyû (2047-2238)
  35. 35Selem KitabıKitâbu's-Selem (2239-2256)
  36. 36Şuta (Öncelikli Alım Hakkı) KitabıKitâbu'ş-Şu'fa (2257-2259)
  37. 37Îcâr (Kiralama) KitabıKitâbu’l-İcâra (2260-2286)
  38. 38Havâle KitabıKitâbu'l-Havâlât (2287-2289)
  39. 39Kefil Olma KitabıKitâbu'l-Kefâle (2290-2298)
  40. 40Vekil Olma KitabıKitâbu'l-Vekâle (2299-2319)
  41. 41Ziraat Ortakçılığı KitabıKitâbu'l-Hars ve’l-Muzâraa' (2320-2350)
  42. 42Bağ-Bahçe Sulama Ortakçılığı KitabıKitâbu'l-Musâkâ (2351-2383)
  43. 43Ödünç Para İsteme (Kredi), Borç Ödeme, Kısıtlama, İflas KitabıKitâbun Fi’l-İstikrâz (2385-2409)
  44. 44Anlaşmazlıklar KitabıKitâbun Fi'l-Husûmât (2410-2425)
  45. 45Buluntu ve Kayıp KitabıKitâbun Fi’l-Lukata (2426-2439)
  46. 46Haksızlıklar KitabıKitâbu'l-Mezâlim ve'l-Gasb (2440-2482)
  47. 47Ortaklık (Şirket) KitabıKitâbu'ş-Şerike (2483-2507)
  48. 48Rehin Alma (İpotek) KitabıKitâbu'r-Rehn (2508-2515)
  49. 49Köle Azat Etme KitabıKitâbu'l-Itk (2517-2559)
  50. 50Köle ile Azatlık SözleşmesiKitâbu’l-Mukâtebe (2560-2565)
  51. 51Hibe (Bağışlama) ve Hibe'nin Fazileti KitabıKitâbu'l-Hibe (2566-2636)
  52. 52Şahitlik KitabıKitâbu’ş-Şehâdât (2637-2689)
  53. 53Anlaşmazlıkların Giderilmesi (Sulh) KitabıKitâbu's-Sulh (2690-2710)
  54. 54Şart Koşmalar KitabıKitâbu'ş-Şurût (2712-2737)
  55. 55Vasiyetler KitabıKitâbu'l-Vasâyâ (2738-2781)
  56. 56Cihad ve Siyer KitabıKitâbu'l-Cihâd ve's-Siyer (2782-3090)
  57. 57Humus KitabıKîtâbu Farzi'l-Humus (3091-3155)
  58. 58Cizye KitabıKitâbu'l-Cizye (3157-3189)
  59. 59Yaratmaya Başlamanın Anlatıldığı BölümKitâbu Bedi'l-Halk (3190-3325)
  60. 60Peygamberler KitabıKitâbu Ehâdîsi'l-Enbiyâ (3326-3488)
  61. 61Menkıbeler KitabıKitâbu'l-Menâkıb (3489-3648)
  62. 62Sahabenin Üstünlükleri KitabıKitâbu Fezâili Ashâbi'n-Nebî (3649-3775)
  63. 63Ensarın Menkıbeleri KitabıKitâbu Menâkıbi'l-Ensâr (3776-3948)
  64. 64Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Gazveleri KitabıKitâbu'l-Meğâzî (3949-4473)
  65. 65Tefsir KitabıKitâbu Tefsîri'l-Kur'ân (4474-4977)
  66. 66Kur'an'ın Üstünlükleri KitabıKitâbu Fezâili'l-Kur'ân (4979-5062)
  67. 67Nikâh KitabıKitâbu'n-Nikâh (5063-5250)
  68. 68Boşanma KitabıKitâbu’t-Talâk (5251-5350)
  69. 69Aile İçin Harcamalar (Nafakalar) KitabıKitâbu'n-Nafakât (5351-5372)
  70. 70Yemek Yeme KitabıKitâbu’l-Et'ime (5373-5466)
  71. 71Akika KitabıKitâbu’l-Akîka (5467-5474)
  72. 72Avlanma ve Hayvan Kesimleri KitabıKitâbu’z-Zebâih ve's-Sayd (5475-5544)
  73. 73Kurban KitabıKitâbu' l-Edâhî (5545-5574)
  74. 74İçecekler KitabıKitâbu'l-Eşribe (5575-5639)
  75. 75Hastalıklar KitabıKitâbu'l-Merdâ (5640-5677)
  76. 76Tıp KitabıKitâbu't-Tıb (5678-5782)
  77. 77Giyim-Kuşam KitabıKitâbu’l-Libâs (5783-5969)
  78. 78Âdâb KitabıKitâbu'l-Edeb (5970-6226)
  79. 79İzin İsteme KitabıKitâbu'l-İsti'zân (6227-6303)
  80. 80Dua KitabıKitâbu'd-Deavât (6304-6411)
  81. 81Kalbi İncelten Öğütler KitabıKitâbu'r-Rikâk (6412-6593)
  82. 82Kader KitabıKitâbu'l-Kader (6594-6620)
  83. 83Yemin ve Adak KitabıKitâbu’l-Eymân ve'n-Nüzûr (6621-6707)
  84. 84Yemin Keffâreti KitabıKitâbu Keffârâti'l-Eymân (6708-6722)
  85. 85Ferâiz (Miras Hukuku) KitabıKitâbu'l-Ferâiz (6723-6771)
  86. 86Had Cezaları KitabıKitâbu'l-Hudûd (6772-6860)
  87. 87Diyet KitabıKitâbu'd-Diyât (6861-6917)
  88. 88Dinden Dönenler ve Hakka Karşı İnat Edenlerden Tevbe Etmelerini İsteme ve Bunlarla Savaşma KitabıKitâbu’l-İstitâbeti'l-Murteddîn (6918-6939)
  89. 89İnsanın İstemediği Şeye Zorlanması KitabıKitâbu’l-İkrâh (6940-6952)
  90. 90Hileler (Hukukî Çâreler) KitabıKitâbu’l-Hıyel (6953-6981)
  91. 91Rüya Yorumu KitabıKitâbu't-Ta'bîr (6982-7047)
  92. 92Fitneler KitabıKitâbu'l-Fiten (7048-7136)
  93. 93Ahkâm KitabıKitâbu'l-Ahkâm (7137-7225)
  94. 94Temenni KitabıKitâbu't-Temennî (7226-7245)
  95. 95Vâhidlerin - Tek Kişilerin Haberleri KitabıKitâbu Ahbari'l-Ahadi (7246-7267)
  96. 96Kitap ve Sünnete Bağlanma KitabıKitâbu'l-İ'tisâm (7268-7370)
  97. 97Tevhid KitabıKitâbu't-Tevhîd (7371-7563)

Tüm hadisler

305 / 376
  1. 6128Bir bedevi gelip mescidde küçük abdest bozdu. İnsanlar üzerine atılmak üzere ona doğru kalktılar, ama…Ebu Hureyre'den rivayete göre; "Bir bedevi gelip mescidde küçük abdest bozdu. İnsanlar üzerine atılmak üzere ona doğru kalktılar, ama Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara: Ona ilişmeyiniz, onun sidiği üzerine de bir kova su dökünüz. Şüphesiz sizler kolaylaştırıcılar olarak gönderildiniz, zorlaştırıcılar olarak gönderilmediniz, buyurdu." Fethu’l-Bari Açıklama "Kolaylaştırın." Bu, kolaylaştırma emridir. Bundan maksat kimi zaman teskin etmek, kimi zaman da kolaylık sağlamak yolunu seçmektir. Çünkü nefret ettirip uzaklaştırmak çoğunlukla zorluk ile karşılaşan kişi hakkında söz konusu olur. Bu da teskinin zıttıdır. Müjdelemek de çoğunlukla sükunet halinde olan için söz konusudur. Bu da nefret ettirmenin zıttıdır. Ebu Musa ile Muaz İbn Cebel radıyalliihu anh'ın Yemen'e gönderilme zamanlarıyla ilgili açıklamalar, Megazi bölümünün son taraflarında geçmiş bulunmaktadır. Eşribe (içecekler) bölümünde de el-bit' denilen içkiye dair açıklamalar geçmişti. Taberi der ki: Kolaylaştırmanın emredilmesi, ağır gelen nafileler hakkındadır. Böylelikle bu nafileler kişiye usanç verip büsbütün onları terke sebep teşkil etmesin yahut gücü yetmeyen kimsenin farz namazı oturarak kılması, yolcunun ramazanda oruç açması gibi ruhsat verilen hususlarda amelini beğenerek büsbütün ecrinin boşa çıkmasına ve bu halin de kendisi için meşakkat teşkil etmesine sebep olmasın. Başkası ise mutlaka ikisinden birisi kaçınılmaz ise, iki zarardan daha hafif olanın işleneceği hususunu ek olarak açıklamıştır. Mescidde küçük abdest bozan bedevi alayında görüldüğü gibi Üçüncü hadis olan Aişe radıyalliihu anhii'nın dediği şekilde IIResulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki işten birisini seçmek hususunda serbest bırakılırsa ... " hadisi olup buna dair açıklamalar "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in niteliği, sıfatı" bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Başlıktaki dördüncü hadis, Ebıl Berze'nin rivayet ettiği hadistir. "Aramızda kendine has görüşü olan bir adam vardı." Bu kişinin adını tespit edemedim. Bu hadis Namaz bölümünün son taraflarında (1211.hadiste) şu lafızia geçmiş bulunmaktadır: "Haricilerden bir adam şöyle demeye koyuldu ... " İşte dayanak olarak alınan ifade de budur. "Görüş"ten maksat da Haricilerin görüşüdür. Bozuk görüşlü birisi vardı, demektir. Hadisin şerhi de belirtilen yerde geçmiş bulunmaktadır. Başlıktaki beşinci hadis, Ebıl Hureyre'nin mescidde küçük abdestini bozan bedevi arabın olayı ile ilgili hadistir. Bu hadise de daha önce "Rıfk" başlığında işaret edilmiş ve şerhinin de Taharet bölümünde geçtiği belirtilmiş idi. Bu hadislerden anlaşıldığına göre, ibadet ve başka şeylerde aşırıya kaçmak ve itidal sınırını aşmak, yerilmiş bir şeydir. Bütün bu hususlarda övülen şey, devamlı yapılabilecek ve kişinin kendisini beğenmekten ve diğer helak edici hallerden yana emin hissettiği kadarıdır
  2. 6129Şüphesiz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizimle beraber oturup kalkardı. Öyle ki benim küçük bir kardeşime…Enes r.a.'dan, dedi ki: "Şüphesiz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizimle beraber oturup kalkardı. Öyle ki benim küçük bir kardeşime: Ey Ebu Umeyr, ne yaptı nuğayr, derdi." Bu Hadis 6203 numara ile de geçiyor
  3. 6130Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında oyuncak bebeklerle oynardım. Benimle birlikte oynayan kız…Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında oyuncak bebeklerle oynardım. Benimle birlikte oynayan kız arkadaşlarım da vardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem içeri girdi mi ondan saklanırlar, perde arkasına çekilirlerdi. O da onları benimle oynasınlar diye yanıma gönderirdi." Fethu'l-Bârî Açıklaması "İbn Mesud: İnsanlarla oturup kalk, ama sakın dinini yaralama, demiştir. Aile halkı ile şakalaşıp latife yapmak." Şakalaşmak ve benzeri sözler ile latife yapmak kastedilmektedir. Tirmizi, İbn Abbas'tan merfu olarak "kardeşin ile tartışma ve onunla şakalaşma" hadisini de rivayet etmektedir. Bu iki hadisin bir arada açıklaması şöyledir: Yasaklanan, aşırıya kaçan yahut sürekli olan türüdür. Çünkü böylesi, kişiyi Allah'ı zikretmekten ve dinin önemli işleri üzerinde tefekkür etmekten alıkoyar, çoğunlukla da kalp katılığı, eziyet, kin, heybet ve vakarın ortadan kalkması neticesine ulaşır. Bunlardan uzak kalan kısmı ise mubah olanıdır. Eğer muhatabın gönlünü hoş etmek ve ona teselli vermek gibi bir masıahat söz konusu ise müstehap olur. GazzaH dedi ki: Mizahı bir meslek edinmek ve bunun için Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mizah yapmış olduğunu delil göstermek bir yanlışlıktır. Böylesi, rüzgarın estiği tarafa giden kimseye benzer. Onların (mizah yapanların) oyunlarını seyretmeye Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, Aişe'nin Habeşlilerin oyunlarını seyretmesine izin vermesini delil göstermesi de bunun gibidir. "Benim, benimle oynayan" ve benim yaşıtım olan "kız arkadaşlarım vardı." "Perdenin arkasına çekilip saklanırlardı." Bu hadis, bebek suretlerinin ve oyuncakların kız çocukların onlarla oynaması için edinilmesinin caiz olduğuna delil gösterilmiş ve suret edinmeye dair genel yasaktan tahsis edildiği kabul edilmiştir. Iyad bunu bu şekilde açıkça ifade etmiş ve bunu cumhurun bir görüşü olarak nakletmiştir.Cumhurun ayrıca kız çocuklarına bebek satmayı caiz gördüğünü de nakletmiştir. Bundan maksat ise kız çocuklarını küçüklükten itibaren ev ve çocuk yetiştirme işlerine alıştırmaktır. Kadı !yad der ki: Bazılarının görüşüne göre bu neshedilmiştir. İbn Battal da bu eğilimdedir. İbn Ebi Zeyd ise Malik'ten, kişinin kızına suret satın almasını mekruh gördüğünü nakletmiştir. Bu sebeple ed-Davudi' bunun mensuh olduğu görüşünü tercih etmiştir. İbn Hibban ise küçük kızlar ve kadınlar için oyuncaklarla oynamanın mubah oluşunu ifade eden başlık açmıştır. Nesai de bu hadise "kocanın hanımının oyuncak bebekle oynamasına müsaade etmesinin mubahlığı" diye başlık açmıştır. Ancak burada "küçük yaşta olma" kaydını zikretmemiş olması tartışılır bir konudur. Beyhaki bu hadisi tahric ettikten sonra unları söylemektedir: Suret edinmeye dair nehiy sabittir. O halde bu hususta Aişe'ye verilmiş olan ruhsatın haram kılmadan önce olduğu şeklinde yorumlanması gerekir. İbnu'l-Cevzi de bunun böyle olduğunu ifade etmiştir. el-Münziri dedi ki: Eğer oyuncaklar suretler gibi ise bu, haram kılma hükmünden öncedir. Aksi takdirde suret olmayana da oyuncak adı verilebilir. elHalimi de bunu böylece ifade etmiş ve: Şayet suret put gibi ise caiz değildir, aksi takdirde caiz olur, demiştir
  4. 6131Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girmek üzere bir adam izin istemiştiAişe r.anha'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girmek üzere bir adam izin istemişti. Allah Rasulü de: Ona izin veriniz. O, aşiretinin ne kötü oğludur -yahut, aşiretinin ne kötü kardeşidir- buyurdu. Adam içeri girince, onunla yumuşak sözlerle konuştu. Daha sonra ben ona: Ey Allah'ın Rasulü, o adam hakkında dediklerini dedin, sonra da onunla yumuşak konuştun, diye sordum. Allah Rasulü: Ey Aişe' Şüphesiz Allah nezdinde mevkii insanlar arasında en kötü olan kişi, diğer insanların haddi aşan davranışlarından korunmak için terk ettiği -yahut da ona ilişmediği- kimsedir, buyurdu
  5. 6132Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kalın ipekten altın düğmeli kaftanlar hediye edilmişti. O da bunları…Eyyub'dan, o Abdullah İbn Ebi Müleyke'den rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kalın ipekten altın düğmeli kaftanlar hediye edilmişti. O da bunları ashabından bazı kimseler arasında paylaştırdı, onlardan birisini de Mahreme için ayırdı. Mahreme gelince: İşte sana da bunu sakladım, dedi." Eyyub: Elbisesi ile göstererek, (Nebi) o kaftanı Mahreme'ye gösteriyordu. Mahreme'nin de huyu bir parça sertti, dedi. el-Misver'den de: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kaftanlar gelmişti" demiştir, diye nakledilmiştir. Fethu'l-Bârî Açıklaması "insanlarla iyi geçinmek." Bundan maksat, onlardan gelecek zararları yumuşak bir şekilde önlemektir. "Ebu'd-Derda'dan: GÜleriz ... dediği nakledilmiştir." Burada (gülmek anlamında kullanılan) el-keşru: gülmenin başlangıç safhasında dişlerin görünmesi ne denir. Çoğunlukla gülmek hakkında kullanılır. İbn Battal dedi ki: Müdarat (iyi geçinmek), mu'minlerin huyundandır. Bu da insanlara karşı alçak gönüllü, yumuşak sözlü davranıp onlara kaba ve sert sözler söylememektir. Bu yoI, kalpleri ısındırmanın en güçlü sebeplerindendir. Bazıları mudarat ile müdahenenin aynı şey olduğunu zannederek hataya düşmüştür. Çünkü müdarat mendubdur, teşvik edilmiştir, müdahene ise haram kılınmıştır. Aradaki farka gelince, müdahene, dihandan gelmektedir. Bu da bir şeyin üzerinde görülen ve iç tarafını gizleyen tabakaya denilir. İlim adamları bunu fasık kimse ile birlikte oturup kalkıp onun haline razı olduğunu göstererek, onun yaptığına tepki göstermemek olarak tanımlamışlardır. Mudarat ise öğretirken cahile, yaptığı işten vazgeçmesini söylerken fasıka yumuşak davranmak ve yaptığı işi açığa vurmadığı hallerde ona sert davranmamaktır. Onun yaptığını yumuşak söz ve davranışlarla reddetmektir. Özellikle de kalbinin ısındırılmasına ihtiyaç duyu Iması ve benzeri hallerde buna dikkat etmektir. Buhari daha sonra önceden geçmiş şu iki hadisi zikretmektedir: Birincileri Aişe radıyal11\hu anha'nın rivayet ettiği "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girmek üzere izin istedi. AIIah Rasulü de: Ona izin veriniz, o aşiretinin ne kötü kardeşidir... diye buyurdu" hadisidir. Bu hadisin açıklanması gereken yerleri daha önce: "Fesad ehli kimsenin gıybetini yapmanın caiz oluşu" başlığında (6054.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. İkinci hadis ise eI-Misver İbn Mahreme'nin rivayet ettiği: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kaftanlar gelmişti." hadisidir. Bu hadiste de eI-Misver'in babası Mahreme'nin olayl nakledilmektedir. Buna dair açıklamalar da Libas (giyim) bölümünde (5862.hadiste) geçmiş bulunmaktadır
  6. 6133Mu'min, bir delikten iki defa sokulmazEbu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Mu'min, bir delikten iki defa sokulmaz" diye buyurdu. Fethu'l-Bârî Açıklaması "mu'min, bir delikten iki defa sokulmaz." Başlıktaki sokma "ledğ" zehirli hayvanlar tarafından yapılan sokmaya denilir. "Lez'" ise ateşten dolayı duyulana denilir. Buna dair açıklamalar da daha önce Tıp bölümünde geçmişti. "Muaviye: Hakım ancak tecrübe ile olur demiştir." Bir rivayette de "halım" şeklindedir. İbnu'l-Esir der ki: Anlamı şudur: Önemli işler ile karşılaşıp uğraşmadan, onlarda tökezleyip gerekli ibreti çıkartarak, hatalı olduğu yerleri açıkça görüp onlardan uzaklaşacak hale gelmedikçe hilm denilen şey meydana gelmez. Başkası da şöyle açıklamıştır: Bir yanılgıya düşüp ondan bir hata husule gelmedikçe, tam anlamıyla halim bir kimse olunamaz. O takdirde de utanması söz konusu olur. Böyle bir durumda olan bir kimse bir kusur işlerken başkasını görecek olursa onun halini setreder, gizler, onu affeder. Aynı şekilde çeşitli deneyimlerden geçen bir kimse de bunların faydasını ve zararını bilir. Hikmetsiz hiçbir ış yapmaz. et-Tıbı der ki: Halim kimsenin deneyimli kimse olmak ile özelleştirilmesinin halim olmayanın böyle olmadığına işaret etmek için söylenmiş olması ve tecrübesi olmayan halim kimsenin, bazen deneyimli halım kişinin aksine hilm göstermenin gerekli olmadığı yerlerde yanılıp hataya düşebileceğini anlatmak istemiş olabilir. Böylelikle Muaviye'den nakledilen bu eserin (sözün) başlıktaki hadis ile ilişkisi de ortaya çıkmaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Sokulmaz." el-Hattabı dedi ki: Yani mu'min, kararlı ve tetikte olmalıdır. İhmal edip gaflet gösterdiği cihetten ona yaklaşılarak ardı arkasına aldatılmamalıdır. Bu, din ile ilgili hususlarda olduğu gibi dünya ile ilgili hususlarda da olabilir. İkisi arasında daha çok dikkat gösterilmesi gereken de budur. (Din ile ilgili hususlardır. ) "(Sokulmaz anlamı verilen): La yuldeğu" fiili, vasıl ile okunması halinde ğayn harfinin kesresi ile de rivayet edilmiştir. Bu durumda da bundan nehiy anlamı çıkar. (Sokulmasın, demek olur.) Bu hadis, gaflete düşürülmekten yana bir sakındırmayı ihtiva eder ve dikkat ve zekayı kullanmaya da bir işarettir diyenlerin görüşleri de bunu desteklemektedir. Ebu Ubeyd dedi ki: Yani mu'min herhangi bir şekilde sıkıntı ile karşılaşacak olursa tekrar ona dönmemelidir. Derim ki: Çoğunluğun anladığı anlam da budur. Bu haberin ravisi ez-Zührı de bunlardandır. İbn Hibban, Said İbn Abdulaziz yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: "ez-Zühri, Hişam İbn Abdulmelik'in yanından geldiğinde: Sana ne yaptı, diye soruldu. O da: Benim borcumu ödedi, sonra da bana: Ey İbn Şihab! Bir daha dönüp borç alacak mısın? diye sordu. Ben de: Hayır diye cevap verdim deyip, hadisi zikretmiştir. Hadiste kastedilen mu'minin, sahip olduğu marifeti sayesinde işlerin üstü kapalı taraflarına da -meydana gelecek işlerden kendisini koruyacak kadar- vakıf olan kamil mu'min olduğu söylenmiştir. Gaflete düşürülüp yanıltılan mu'mine gelince, o defalarca sokulabilir. "Bir delikten". İbn Battal dedi ki: Burada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetine öğrettiği ve kötü akıbetinden korktukları şeylerden nasıl sakın ip dikkat göstereceklerini söyleyip uyardığı, oldukça değerli bir edep vardır. Bu sözü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den önce kimse söylemiş değildir. O da bu sözünü ilk olarak Ebu Azze el-Cumahı'ye söylemiştir. Ebu Azze şair idi. Bedir'de esir alınmıştı. Çoluk çocuğunun çokluğundan ve fakirliğinden şikayet etmişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu fidye almaksızın karşılıksız salıvermişti. Daha sonra Uhud'da yakalandı. Bu sefer yine: Beni karşılıksız serbest bırak deyip, tekrar fakirliğin i ve çoluk çocuğunun çokluğunu söz konusu etti. "Sen Mekke'de ellerinle yanaklarını sıvazlayıp Muhammed ile iki defa alayettim diyemeyeceksin" buyurdu ve verdiği emir üzerine öldürüldü. İbn İshak onun bu olayını Meğazi'sinde senetsiz olarak rivayet etmiş bulunmaktadır. İbn Hişam da Tehzibu's-Sıre adlı eserinde şunları söylemektedir: Bana Said İbn el-Müseyyeb'den ulaştığına göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O vakit: "mu'min, bir delikten iki defa sokulmaz." buyurmuştur. Ebu Ubeyd'in, "Kitabu'l-Emsal" adlı eserinde belirttikleri ise İbn Battal'ın: Bu sözü söyleyen ilk kişi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dir şeklindeki sözlerinin açıklanmasını zorlaştırmaktadır. Bundan dolayı İbnu't-Tın: Bu eski bir meseldir, demiştir. Ancak et-Tıbı buna şöylece cevap vermektedir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kendi pak nefsinin hilme meyilli olduğunu görünce, kararlı bir mu'minin bu halden uzak olması gerektiğini belirterek böyle bir işi yapmamasını söylemiştir. Yani Allah için kızan kararlı bir mu'minin, şerde ayak direten ve sözünde durmayan bir kimse tarafından kandırılmak gibi bir vasfı olmamalıdır. Böyle bir kimseye karşı da halim özelliği ile davranmamalı, aksine ondan intikam almalı (onu cezalandırmalı) dır. İşte Aişe radıyalliihu anhii'nın: "Allah Rasulü kendi adına asla kimseden intikam almış değildir. Ancak Allah'ın haram kıldığı şeylerin çiğnenmesi halinde, bu haramların çiğnenmesi sebebiyle Allah için intikam alırdı (cezalandırırdı)" sözü de bu kabildendir. (İbnu't-Tın devamla) dedi ki: İşte bundan da hilmin kayıtsız ve şartsız olarak her durumda övülen bir şeyolmadığı anlaşılmaktadır. Tıpkı cömertliğin kayıtsız ve şartsız olarak övülen bir şeyolmadığı gibi. .. Yüce Allah da ashabı nitelendirirken: "Onlar kafirlere karşı sert ve katı, kendi aralarında merhametlidirler." (Feth, 29) buyurmaktadır
  7. 6134Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanıma girip: Bütün gece namaz kıldığın, gündüzleri de oruç tuttuğun…Abdullah İbn Amr'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanıma girip: Bütün gece namaz kıldığın, gündüzleri de oruç tuttuğun bana haber verilmedi mi (sanıyorsun), buyurdu. Ben, öyledir, dedim. O: Hayır, böyle yapma! Bir süre namaz kıl, bir süreuyu. Hem oruç tut, hem ye. Şüphesiz senin bedeninin senin üzerinde bir hakkı vardır, gözünün senin üzerinde bir hakkı vardır, seni ziyarete gelenlerin senin üzerinde bir hakkı vardır, zevcenin senin üzerinde bir hakkı vardır. Gerçekten senin uzun bir ömrünün olacağını ümit ediyorum. Bu sebeple her ay üç gün oruç tutman senin için yeterlidir. Çünkü her bir hasene on misli ile mükafat1andırılır. Böylelikle bu, senenin tümü demek olur, buyurdu. Abdullah İbn Amr dedi ki: Ben işi sıkı tuttukça benim aleyhime de zorlaştınldı. Benim bundan fazlasına gücüm yeter, dedim. O: O halde her Cuma (her hafta) üç gün. oruç tut, dedi. Abdullah İbn Amr: Ben işi sıkı tuttum, bundan dolayı iş aleyhime daha da ağırlaştınldı. Benim bundan başkasına da gücüm yeter deyince, Allah Rasulü: O halde Allah'ın Nebii Davud'un orucunu tut, buyurdu. Ben: Allah'ın Nebii Davud'un orucu ne demektir, diye sordum. O: Yılın yarısıdır, buyurdu." Hadis, açıklamalarıyla birlikte Oruç bölümünde (1974.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Burada zikredilmesinden maksat ise: "Ve şÜphesiz seni ziyarete gelenlerin de senin üzerinde bir hakkı vardır." buyruğudur
  8. 6135Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse misafirine…Ebu Şureyh el-Ka'bı'den rivayete göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse misafirine bir gün ve bir gece olmak üzere caizesini vererek ikramda bulunsun. Ziyafet de üç gündür. Bundan sonrası ise bir sadakadır. Misafir olanın, ev sahibini sıkıntıya düşürüneeye (usandınncaya) kadar kalıp durması da ona helal olmaz." Malik şu fazlalığı da eklemektedir: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse de ya hayır söylesin yahut sussun
  9. 6136Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, komşusuna eziyet vermesinEbu Hureyre'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, komşusuna eziyet vermesin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, misafirine ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, ya hayır söylesin yahut sussun
  10. 6137Ey Allah'ın Rasulü, sen bizleri gönderiyorsunUkbe İbn Amir r.a.'dan, dedi ki: "Ey Allah'ın Rasulü, sen bizleri gönderiyorsun. Biz de bir kavmin bulunduğu bir yere konaklıyoruz ama onlar bizi ağırlamıyorlar. Bu husustaki görüşün nedir diye sorduk. Buna karşılık Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere: Eğer sizler bir kavmin bulunduğu bir yere konaklayıp da onlar sizin için misafire gereken ikramın yapılmasını emredecek olurlarsa siz de o ikramı kabul ediniz. Eğer bunu yapmayacak olurlarsa onlardan misafire vermeleri gereken hakkı alınız, buyurdu
  11. 6138Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, misafirine ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir…Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, misafirine ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, akrabalık bağını gözetsin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, ya hayır söylesin yahut sussun." Fethu'l-Bârî Açıklaması "Misafire ikram etmek, ona bizzat hizmet etmek ve yüce Allah'ın: "İbrahim'in şerefli kılınmış konuklarının haberi sana geldi mi?" (Zariyat, 24) buyruğu." Bundan sonra Buhari üç hadis söz konusu etmektedir. Bunların biri Ebu Şureyh'in: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, misafirine ikram etsin" buyruğudur. Hadisin anlamı şudur: Bir kimse konuşmak istedi mi konuşmadan önce düşünsün. Eğer söyleyeceği bu sözler dolayısıyla kendi aleyhine bir kötülük gelmeyecekse yahut haram ve mekruh olan bir şeye götürmeyecekse konuşsun. Şayet söyleyeceği söz mubah ise mubah olan konuşmanın onu haram ve mekruha sürüklememesi için susmakta esenlik vardır. Ebu Zerrlin rivayet ettiği ve İbn Hibban'ın sahih olduğunu belirttiği uzun hadiste "sözlerinin amelinden sayıldığını bilen bir kimsenin konuşması, kendisini ilgilendiren hususlar hariç pek az olur." buyurulmaktadır. İkinci hadis, Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadistir. et-Tufi şöyle demektedir: Hadisin zahiri böyle diyen kimse hakkında imanın söz konusu olmamasını gerektirmektedir. Oysa kasıt bu değildir, aksine bu sözlerle mubalağalı bir anlatım kastediimiştir. Bir kimsenin: Eğer benim oğlumsan bana itaat et, demesine benzer. O bu sözleri ile oğlunun kendisine itaat şevkini uyandırmak istemiştir. Yoksa onun kendisine itaat etmemesi halinde onun oğlunun da olmayacağı anlamında değildir. Üçüncü hadis ise Ukbe İbn Amir'in rivayet ettiği hadistir. "Ey Allah'ın Rasulü, sen bizleri gönderiyorsun, biz de bir kavmin topraklarına konaklıyoruz. Onlarsa bizi ağırlamıyorlar. .. " Bu hadisin açıklaması daha önce Mezailm bölümünde (2464.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Ebu Şureyh'in rivayet ettiği hadisteki: "Misafirin caizesi bir gün ve bir gecedir" ifadesi, caize olmak üzere ona bir gün ve bir gece ikramda bulunulur, demektir. "Misafirlik üç gündür. Bundan sonrası ise sadakadır." İbn Battal dedi ki: Bu hadise dair Malikle soru soruldu da o şöyle dedi: Bir gün, bir gece ona ikram eder, onu ağırlar. Üç gün de misafir olarak onu ağırlar. Derim ki: Üç gün birinci günün dışında mıdır yoksa bu ilk gün bu üç günden sayılacak mıdır hususunda ilim adamları ihtiiM etmişlerdir. Ebu Ubeyd dedi ki: Birinci günde ona iyilik etmek ve lütufkar davranmak hususunda elinden geleni yapar. İkinci ve üçüncü günde ise hazırda ne varsa ona takdim eder ve adeti üzere yediğinden fazlasını da ona takdim etmez. Sonra da ona bir gün ve bir gecelik mesafede kendisine azık olarak yetecek kadarını verir. Buna da "el-elze" adı verilir. Bu ise misafirin, sayesinde bir yerden bir yere kadar gidebileceği miktarın adıdır. Diğer hadiste geçen: "Gelen heyete benim kendilerine yaptığım ikram gibi ikramda bulunun" ifadesi de bu kabildendir. "Onu usandınncaya kadar." Dara sokuncaya kadar, ona sıkıntı verinceye kadar, o muayyen yerde ikamet etmesin, demektir. Nevevı, Müslim'in: "Onu günaha sokuncaya kadar" rivayetini açıklarken: Onun günaha düşmesine sebep oluncaya kadar demektir, demiştir. Çünkü bu durumda ev sahibi uzun süre ka!ışından dolayı onun gıybetini yapabilir yahut onu rahatsız edecek şeylerle ona karşılık verebilir ya da onun hakkında herhangi bir zan besleyebilir. Bütün bu açıklamalar, kalmanın ev sahibinin tercihi ile olmaması halinde söz konusudur. Ev sahibi ondan daha çok kalmasını ister ya da zannı galibi ile onun bundan hoşlanmadığı kanaatine ulaşırsa, hüküm böyle olmaz
  12. 6139Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Selman ile Ebu'd-Derda'yı kardeş yapmıştı. Selman, Ebu'd-Derda'yı ziyaret…Avn İbn Ebu Cuhayfe'den, o babasından, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Selman ile Ebu'd-Derda'yı kardeş yapmıştı. Selman, Ebu'd-Derda'yı ziyaret etti. (Hanımı) Ümmü ed-Derda'nın elbisesinin pek iyi olmadığını gördü. Ona: Senin bu halin nedir, diye sordu. Hanımı: Kardeşin Ebu'd-Derda'nın dünyaya herhangi bir ihtiyacı yok, dedi. Sonra Ebu'd-Derda geldi, ona bir yemek hazırladı. Selman'a: Yel Çünkü ben oruçluyum, dedi. Selman: Sen yemedikçe ben yemeyeceğim, dedi. Bunun üzerine Ebu'd-Derda yedi. Gece olunca Ebu'd-Derda kalkmak istedi. Selman: Uyu dedi, o da uyudu. Sonra yine kalkmak istedi, yine: Uyu, dedi. Gecenin son bölümü olunca, Selman: Şimdi kalk, dedi. (Ravi) dedi ki: Her ikisi namaz kıldı. Sonra Selman ona: Şüphesiz Rabbinin senin üzerinde bir hakkı vardır, nefsinin senin üzerinde bir hakkı vardır, hanımının senin üzerinde bir hakkı vardır. O hplde sen de her bir hak sahibine hakkını ver, dedi. Sonra Ebu'd-Derda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna vardı ve bunu ona aktardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine: Selman doğru söylemiştir, buyurdu." Fethu'l-Bârî Açıklaması "Misafire yemek yapmak ve onun için kendisini zora sokmak." Bu başlık altında Ebu Cuhayfe'nin, Selman ve Ebu'd-Derda kıssası ile ilgili rivayet ettiği hadisi zikretmektedir. Hadise dair açıklamalar daha önce Oruç bölümünde (1968.hadiste) geçmiş bulunmaktadır
  13. 6140Ebu Bekir r.a.'a birkaç kişi konuk oldu. Abdurrahman'a: Sen misafirlerine göz kulak ol, ben Nebi Sallallahu…Abdurrahman İbn Ebi Bekr r.a.'dan rivayete göre; "Ebu Bekir r.a.'a birkaç kişi konuk oldu. Abdurrahman'a: Sen misafirlerine göz kulak ol, ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gideceğim. Sen de bu arada ben gelmeden önce onlara gereken ikramı yapmış, yemeklerini yedirmiş ol, dedi. Abdurrahman gidip yanında ne varsa getirdi ve: Yemeğe buyurun, dedi. Onlar: Ev sahibimiz nerede, diye sordular. Abdurrahman: Siz buyrun yiyin, dedi ama onlar: Evimizin sahibi gelinceye kadar biz yemeyeceğiz, dediler. Abdurrahman: Siz yine de bizim bu ikramımızı kabul ediniz. Çünkü ev sahibi gelip de sizin yemek yemediğinizi görürse ondan azar işitiriz, çekeceğimiz vardır, dedilerse de misafirler yemek yemeyi kabul etmediler. Ben Ebu Bekir'in bana kızacağını anladım. Geri gelince önünden bir kenara çekildim (saklandım). Ne yaptınız, diye sordu. Onlar da ona durumu haber verince: Ey Abdurrahman, diye seslendi. Ben susup ses çıkarmadım, sonra: Ey Abdurrahman dedi. Ben yine ses çıkarmadım. Ey cahil herif! Eğer benim sesimi işitiyorsan, sana mutlaka gelmelisin, diye and veriyorum, dedi. Bu sefer ben de çıktım: Misafirlere sor dedim. Onlar: Doğru söylüyor, o bize yemeğimizi getirdi, dediler. Ebu Bekir: Demek siz beni beklediniz. Allah'a yemin ederim, bu gece ben bu yemeği yemeyeceğim, dedi. Diğerleri de: Allah'a yemin ederiz, biz de sen ondan yemedikçe Dnu yemeyeceğiz, dediler. Ebu Bekir: Ben bu gece gibi şerlisini görmedim. Yazık size, siz nesiniz? Niçin bizim size ikramımızı kabul etmiyorsunuz, dedi. (Abdurrahman'a dönerek): Yemeğini getir, dedi. Yemek geldi. Ebu Bekir elini yemeğe uzatarak: Bismillah, birincisi şeytandandı deyip kendisi de yedi, misafirleri de yedi." Fethu'l-Bârî Açıklaması "Misafirin yanında kızmanın ve sabırsızlanmanın mekruh oluşu." Buhari bu başlık altında Abdurrahman İbn Ebi Bekr es-Sıddık'ın, Ebu Bekir'in misafirleriyle başından geçenlere dair rivayet ettiği hadisi zikretmektedir. Bu hadise dair açıklamalar daha önce Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dair Alamatu'n-Nubuvve bölümünde 1466-2 sayfa, 3581 numarada geçti. Ebu Bekir'in kızdığını, Abdurrahman'ın: Onun bana kızacağını anladım, sözünden çıkarmıştır
  14. 6141Ebu Bekir bir misafiriyle -yahut misafirleriyle- geldi. Sonra akşama kadar Nebi Sallallahu Aleyhi ve…Abdurrahman İbn Ebi Bekir r.a. dedi ki: "Ebu Bekir bir misafiriyle -yahut misafirleriyle- geldi. Sonra akşama kadar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında kaldı. Ebu Bekir gelince, annem: Sen misafirinin -yahut misafirlerinin- yanına bu gece geç geldin, dedi. Ebu Bekir: Yoksa onlara akşam yemeğini vermedin mi, dedi. Annem: Biz onu -yahut onları- yesinler diye davet ettik ama onlar -yahut 0- kabul etmedi. Bunun üzerine Ebu Bekir kızdı, ağır sözler söyledi, burnu kesilesice dedi ve o yemeği yemeyeceğine dair yemin etti. Ben de saklandım. Ebu Bekir: Ey cahil herif, dedi. Sonra kadın (annem) Ebu Bekir o yemeği yemedikçe tadına bakmayacağına dair yemin etti. Misafir de -yahut misafirler de- kendisi yemedikçe yemeğin tadına ba"kmayacağına -yahut bakmaya caklarına- dair yemin ettiler-o Daha sonra Ebu Bekir: Bu bizim işimiz sanki şeytandandır dedi, yemeğin getirilmesini istedi. O da yedi, misafirler de yediler. Her bir lokma kaldırdıklarında mutlaka onun altından daha fazlası artıp çoğalıyordu. Ebu Bekir bunun üzerine: Ey Firas oğullarının kızkardeşi, bu ne, dedi. Hanımı: Gözümün nuruna yemin ederim ki şu anda bu yemek kabında bulunanlar, yemek yemeğe koyulmadanöncekinden daha fazladır. Hepsi yemek yediler, sonra yemek kabını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gönderdi ve o kaptan yediklerini de söyledi." Fethu'l-Bârî Açıklaması "Misafirin arkadaşına: Allah'a yemin ederim, sen yemedikçe ben yemeyeceğim demesi." Hadiste geçen: "Birincisi şeytandandı." Kastettiği birinci hali, öfkelenip yemin ettiği halidir
  15. 6142Abdullah İbn Sehl ile Muhayyisa İbn Mesud, Hayber'e gittiler. Hurmalıklar arasında her biri bir tarafa…(Ensar'ın mevlası Buşeyr İbn Yesar'dan rivayete göre), Rafi' İbn Hadic ile Sehl İbn Ebi Hasme kendisine şu hadisi nakletmişlerdir: "Abdullah İbn Sehl ile Muhayyisa İbn Mesud, Hayber'e gittiler. Hurmalıklar arasında her biri bir tarafa ayrıldı. Daha sonra Abdullah İbn Sehl öldürüldü. Abdurrahman İbn Sehl ile Mesud'un iki oğlu Huvayyisa ile Muhayyisa Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek arkadaşları Abdullah İbn Sehl'in durumu hakkında konuştular. Gelenlerin yaşça en küçükleri olan Abdurrahman söze başlayınca, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Büyük olana sözü bırak, buyurdu. (Ravilerden) Yahya: Yaşça büyük olan konuşsun buyurdu, dedi. Sonra arkadaşlarının durumu hakkında konuştular. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Öldürülen bu adamınızın -yahut arkadaşınızın- diyetini hak etmek için aranızdan elli kişi (Hayberliler öldürdü diye) yemin eder mi, buyurdu. Onlar: Ey Allah'ın Rasulü, bu görmediğimiz bir iştir, dediler. Allah Rasulü: O zaman Yahudiler arasından elli kişi yemin ederek sizin onu öldürmediğinizi söyleyip, kanından beri olduklarını belirtsinier, buyurdu. Onlar: Ey Allah'ın Rasulü, onlar kafir bir topluluktur diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendi tarafından onlara diyet ödedi." Sehl dedi ki: "Ben o develerden bir dişi deveye yetiştim. Sahiplerine ait olan bir ağıla girdim, o deve beni ayağıyla tekmeledi." İbn Uyeyne dedi ki: Bize Yahya, Buşeyr'den, o, Se hı 'den tahdis etti, diyerek yalnızca Sehl'in adını söyledi, (Rafi' İbn Hadle'i söz konusu etmedi)
  16. 6143Abdullah İbn Sehl ile Muhayyisa İbn Mesud, Hayber'e gittiler. Hurmalıklar arasında her biri bir tarafa…(Ensar'ın mevlası Buşeyr İbn Yesar'dan rivayete göre), Rafi' İbn Hadic ile Sehl İbn Ebi Hasme kendisine şu hadisi nakletmişlerdir: "Abdullah İbn Sehl ile Muhayyisa İbn Mesud, Hayber'e gittiler. Hurmalıklar arasında her biri bir tarafa ayrıldı. Daha sonra Abdullah İbn Sehl öldürüldü. Abdurrahman İbn Sehl ile Mesud'un iki oğlu Huvayyisa ile Muhayyisa Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek arkadaşları Abdullah İbn Sehl'in durumu hakkında konuştular. Gelenlerin yaşça en küçükleri olan Abdurrahman söze başlayınca, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Büyük olana sözü bırak, buyurdu. (Ravilerden) Yahya: Yaşça büyük olan konuşsun buyurdu, dedi. Sonra arkadaşlarının durumu hakkında konuştular. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Öldürülen bu adamınızın -yahut arkadaşınızın- diyetini hak etmek için aranızdan elli kişi (Hayberliler öldürdü diye) yemin eder mi, buyurdu. Onlar: Ey Allah'ın Rasulü, bu görmediğimiz bir iştir, dediler. Allah Rasulü: O zaman Yahudiler arasından elli kişi yemin ederek sizin onu öldürmediğinizi söyleyip, kanından beri olduklarını belirtsinier, buyurdu. Onlar: Ey Allah'ın Rasulü, onlar kafir bir topluluktur diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendi tarafından onlara diyet ödedi." Sehl dedi ki: "Ben o develerden bir dişi deveye yetiştim. Sahiplerine ait olan bir ağıla girdim, o deve beni ayağıyla tekmeledi." İbn Uyeyne dedi ki: Bize Yahya, Buşeyr'den, o, Se hı 'den tahdis etti, diyerek yalnızca Sehl'in adını söyledi, (Rafi' İbn Hadle'i söz konusu etmedi)
  17. 6144Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bana misali Müslümana benzeyen, yemişini Rabbinin izniyle her zaman…İbn Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bana misali Müslümana benzeyen, yemişini Rabbinin izniyle her zaman veren, yapraklarını dökmeye n bir ağacın hangisi olduğunu haber veriniz, buyurdu. İçimden onun hurma ağacı olduğu geçti ama Ebu Bekir ve Ömer orada iken konuşmak da hoşuma gitmedi. Her ikisi de konuşmayınca, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: O hurma ağacıdır, buyurdu. Ben babamla birlikte dışarı çıkınca: Babacığım, onun hurma ağacı olduğu içime doğdu, dedim. Babam: Peki o olduğunu söylemene ne engeloldu? Onu söylemiş olsaydın, şundan şundan daha çok sevdiğim bir şeyolurdu, dedi. İbn Ömer: Beni konuşmaktan alıkoyan tek husus senin de, Ebu Bekir'in de konuşmadığını görünce konuşmaktan hoşlanmayışım oldu, dedi." Fethu'l-Bârî Açıklaması "Yaşça büyük olana ikramda bulunmak, söze ve soru sormaya yaşça büyük olan başlar." Maksat, faziletçe birbirlerine eşit iseler daha yaşlı olanın önceleneceğini anlatmaktır. Aksi takdirde yaş farkı varsa, fıkıhla ilim bakımından daha üstün olana öncelik verilir. Buhari bu başlıkta Sehl İbn Ebi Hasme ile Rafi' İbn Hadic'in Muhayyisa ile Huveyyisa'nın başından geçen olay ile ilgili hadisi zikretmektedir. İleride bu hadise dair açıklamalar Kasame bölümünde (6898.hadiste) gelecektir. İbn Uyeyne de: "Bize Yahya, Buşeyr İbn Sehl'den tahdis etti... demiştir." [Daha sonra Buhari, İbn Ömer'in rivayet ettiği: "Bana Müslümanın misaline benzeyen bir ağaç hakkında haber veriniz ... " şeklindeki hadisini zikretmektedir. ] Bu hadise dair açıklamalar yeteri kadarıyla İlim bölümünde geçmiş bulunmaktadır.(61 nolu hadiste) Bu hadisi burada zikretmekle, eşitliğin olduğu yerde yaşça büyük olanın önceleneceğine, ama yaşça küçük olanın büyüğün bilmediği bir bilgiye sahip olması halinde büyüğün huzurunda konuşmasına engel olunmayacağına işaret etmek istemiş gibidir. Çünkü Ömer, oğlunun konuşmadığına üzülmüştü. Bununla birlikte oğlu kendisinin de, Ebu Bekir'in de hazır bulunmalarını mazeret olarak göstermiş olmakla birlikte yine de konuşmayışına üzülmüştü
  18. 6145Şüphesiz şiirin bir kısmı hikmettirUbey İbn Ka'b'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Şüphesiz şiirin bir kısmı hikmettir" buyurmuştur
  19. 6146Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir seferinde yürürken ayağına bir taş değdi ve tökezlediCündeb'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir seferinde yürürken ayağına bir taş değdi ve tökezledi. Bundan dolayı da parmağı kanayınca: Sen ancak kanayan bir parmaksın, her ne ile karşılaştınsa Allah yolunda karşılaştın, buyurdu
  20. 6147Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Şairin söylediği en doğru söz Lebid'in: Dikkat edin, Allah'ın…Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Şairin söylediği en doğru söz Lebid'in: Dikkat edin, Allah'ın dışındaki her şey batııdır sözüdür. Umeyye İbn Ebi's-Salt da az kalsın Müslüman olacaktı