İçeriğe geç
Hadis kitabı

Sahih-i Buhari

hadis
7.510
bölüm
97

Bölümler

97
  1. 01Vahyin Başlamasının Anlatıldığı BölümKitâbu Bedi'l-Vahy (1-7)
  2. 02İman KitabıKitâbu’l-İmân (8-58)
  3. 03İlim KitabıKitâbu'l-İlm (59-134)
  4. 04Namaz Abdesti KitabıKitâbu'l-Vudû (135-247)
  5. 05Boy Abdesti (Gusül) KitabıKitâbu'l-Gusl (248-293)
  6. 06Hayız KitabıKitâbu'l-Hayz (294-333)
  7. 07Teyemmüm KitabıKitâbu'l-Teyemmum (334-348)
  8. 08Namaz KitabıKitâbu's-Salât (349-520)
  9. 09Namaz Vakitleri KitabıKitâbu Mevâkîti's-Salât (522-602)
  10. 10Ezan KitabıKitâbu'l-Ezân (603-875)
  11. 11Cuma Namazı KitabıKitâbu'l-Cumua (876-941)
  12. 12Korku Namazı KitabıKitâbu Salâti'l-Havf (942-947)
  13. 13İki Bayram Namazı KitabıKitâbu'l-Îdeyn (948-989)
  14. 14Vitir Namazı KitabıKitâbu'l-Vitr (990-1004)
  15. 15Yağmur İsteme (İstiskâ) Namazı KitabıKitâbu'l-İstiskâ (1005-1039)
  16. 16Güneş ve Ay Tutulması (Küsûf) KitabıKitâbu'l-Küsûf (1040-1066)
  17. 17Kur'an'daki Secde Ayetleri KitabıKitâbu Sücûdi'l-Kur'ân (1067-1079)
  18. 18Namazı Kısaltma KitabıKitâbu Taksîri’s-Salât (1080-1119)
  19. 19Teheccüd Namazı KitabıKitâbu't-Teheccüd (1120-1187)
  20. 20Mekke ve Medine Mescidi'nde Namaz Kılmanın Fazileti KitabıKitâbu Fazli's-Salâti Fî Mescidi Mekke ve'l-Medîne (1188-1197)
  21. 21Namazda İş Yapma KitabıKitâbu’l-Amel Fi's-Salât (1198-1223)
  22. 22Namazda Yanılma KitabıKitâbu's-Sehv (1224-1236)
  23. 23Cenazeler KitabıKitâbu' l-Cenâiz (1237-1394)
  24. 24Zekât KitabıKitâbu'z-Zekât (1395-1512)
  25. 25Hac KitabıKitâbu’l Hac (1513-1772)
  26. 26Umre KitabıKitâbu'l-Umra (1773-1805)
  27. 27Hac veya Umre'den Alıkonulma ve İhramda İken Avlanma Cezası KitabıKitâbu'l-Muhsar (1806-1820)
  28. 28İhramlı İken Avlanma Cezası KitabıKitâbu Cezâu’s-Sayd (1821-1866)
  29. 29Medine'nin Faziletleri KitabıKitâbu Fezâili'l-Medîne (1867-1890)
  30. 30Oruç KitabıKitâbu’s-Savm (1891-2007)
  31. 31Teravih Namazı KitabıKitâbu Salâti't-Terâvîh (2008-2013)
  32. 32Kadir Gecesi'nin Fazileti KitabıKitâbu Fezâili Leyleti’l-Kadr (2014-2024)
  33. 33İtikat KitabıKitâbu'l-İ'tikâf (2025-2046)
  34. 34Alışveriş KitabıKitâbu’l-Buyû (2047-2238)
  35. 35Selem KitabıKitâbu's-Selem (2239-2256)
  36. 36Şuta (Öncelikli Alım Hakkı) KitabıKitâbu'ş-Şu'fa (2257-2259)
  37. 37Îcâr (Kiralama) KitabıKitâbu’l-İcâra (2260-2286)
  38. 38Havâle KitabıKitâbu'l-Havâlât (2287-2289)
  39. 39Kefil Olma KitabıKitâbu'l-Kefâle (2290-2298)
  40. 40Vekil Olma KitabıKitâbu'l-Vekâle (2299-2319)
  41. 41Ziraat Ortakçılığı KitabıKitâbu'l-Hars ve’l-Muzâraa' (2320-2350)
  42. 42Bağ-Bahçe Sulama Ortakçılığı KitabıKitâbu'l-Musâkâ (2351-2383)
  43. 43Ödünç Para İsteme (Kredi), Borç Ödeme, Kısıtlama, İflas KitabıKitâbun Fi’l-İstikrâz (2385-2409)
  44. 44Anlaşmazlıklar KitabıKitâbun Fi'l-Husûmât (2410-2425)
  45. 45Buluntu ve Kayıp KitabıKitâbun Fi’l-Lukata (2426-2439)
  46. 46Haksızlıklar KitabıKitâbu'l-Mezâlim ve'l-Gasb (2440-2482)
  47. 47Ortaklık (Şirket) KitabıKitâbu'ş-Şerike (2483-2507)
  48. 48Rehin Alma (İpotek) KitabıKitâbu'r-Rehn (2508-2515)
  49. 49Köle Azat Etme KitabıKitâbu'l-Itk (2517-2559)
  50. 50Köle ile Azatlık SözleşmesiKitâbu’l-Mukâtebe (2560-2565)
  51. 51Hibe (Bağışlama) ve Hibe'nin Fazileti KitabıKitâbu'l-Hibe (2566-2636)
  52. 52Şahitlik KitabıKitâbu’ş-Şehâdât (2637-2689)
  53. 53Anlaşmazlıkların Giderilmesi (Sulh) KitabıKitâbu's-Sulh (2690-2710)
  54. 54Şart Koşmalar KitabıKitâbu'ş-Şurût (2712-2737)
  55. 55Vasiyetler KitabıKitâbu'l-Vasâyâ (2738-2781)
  56. 56Cihad ve Siyer KitabıKitâbu'l-Cihâd ve's-Siyer (2782-3090)
  57. 57Humus KitabıKîtâbu Farzi'l-Humus (3091-3155)
  58. 58Cizye KitabıKitâbu'l-Cizye (3157-3189)
  59. 59Yaratmaya Başlamanın Anlatıldığı BölümKitâbu Bedi'l-Halk (3190-3325)
  60. 60Peygamberler KitabıKitâbu Ehâdîsi'l-Enbiyâ (3326-3488)
  61. 61Menkıbeler KitabıKitâbu'l-Menâkıb (3489-3648)
  62. 62Sahabenin Üstünlükleri KitabıKitâbu Fezâili Ashâbi'n-Nebî (3649-3775)
  63. 63Ensarın Menkıbeleri KitabıKitâbu Menâkıbi'l-Ensâr (3776-3948)
  64. 64Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Gazveleri KitabıKitâbu'l-Meğâzî (3949-4473)
  65. 65Tefsir KitabıKitâbu Tefsîri'l-Kur'ân (4474-4977)
  66. 66Kur'an'ın Üstünlükleri KitabıKitâbu Fezâili'l-Kur'ân (4979-5062)
  67. 67Nikâh KitabıKitâbu'n-Nikâh (5063-5250)
  68. 68Boşanma KitabıKitâbu’t-Talâk (5251-5350)
  69. 69Aile İçin Harcamalar (Nafakalar) KitabıKitâbu'n-Nafakât (5351-5372)
  70. 70Yemek Yeme KitabıKitâbu’l-Et'ime (5373-5466)
  71. 71Akika KitabıKitâbu’l-Akîka (5467-5474)
  72. 72Avlanma ve Hayvan Kesimleri KitabıKitâbu’z-Zebâih ve's-Sayd (5475-5544)
  73. 73Kurban KitabıKitâbu' l-Edâhî (5545-5574)
  74. 74İçecekler KitabıKitâbu'l-Eşribe (5575-5639)
  75. 75Hastalıklar KitabıKitâbu'l-Merdâ (5640-5677)
  76. 76Tıp KitabıKitâbu't-Tıb (5678-5782)
  77. 77Giyim-Kuşam KitabıKitâbu’l-Libâs (5783-5969)
  78. 78Âdâb KitabıKitâbu'l-Edeb (5970-6226)
  79. 79İzin İsteme KitabıKitâbu'l-İsti'zân (6227-6303)
  80. 80Dua KitabıKitâbu'd-Deavât (6304-6411)
  81. 81Kalbi İncelten Öğütler KitabıKitâbu'r-Rikâk (6412-6593)
  82. 82Kader KitabıKitâbu'l-Kader (6594-6620)
  83. 83Yemin ve Adak KitabıKitâbu’l-Eymân ve'n-Nüzûr (6621-6707)
  84. 84Yemin Keffâreti KitabıKitâbu Keffârâti'l-Eymân (6708-6722)
  85. 85Ferâiz (Miras Hukuku) KitabıKitâbu'l-Ferâiz (6723-6771)
  86. 86Had Cezaları KitabıKitâbu'l-Hudûd (6772-6860)
  87. 87Diyet KitabıKitâbu'd-Diyât (6861-6917)
  88. 88Dinden Dönenler ve Hakka Karşı İnat Edenlerden Tevbe Etmelerini İsteme ve Bunlarla Savaşma KitabıKitâbu’l-İstitâbeti'l-Murteddîn (6918-6939)
  89. 89İnsanın İstemediği Şeye Zorlanması KitabıKitâbu’l-İkrâh (6940-6952)
  90. 90Hileler (Hukukî Çâreler) KitabıKitâbu’l-Hıyel (6953-6981)
  91. 91Rüya Yorumu KitabıKitâbu't-Ta'bîr (6982-7047)
  92. 92Fitneler KitabıKitâbu'l-Fiten (7048-7136)
  93. 93Ahkâm KitabıKitâbu'l-Ahkâm (7137-7225)
  94. 94Temenni KitabıKitâbu't-Temennî (7226-7245)
  95. 95Vâhidlerin - Tek Kişilerin Haberleri KitabıKitâbu Ahbari'l-Ahadi (7246-7267)
  96. 96Kitap ve Sünnete Bağlanma KitabıKitâbu'l-İ'tisâm (7268-7370)
  97. 97Tevhid KitabıKitâbu't-Tevhîd (7371-7563)

Tüm hadisler

321 / 376
  1. 6449Ben (mi'rac gecesi) cennete üzerinden baktım ve cennet ehlinin çoğunun fakirler olduğunu gördümİmran İbn Husayn'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Ben (mi'rac gecesi) cennete üzerinden baktım ve cennet ehlinin çoğunun fakirler olduğunu gördüm. Cehenneme de baktım. Cehennemliklerin çoğunun kadınlar olduğunu gördüm
  2. 6450Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ölünceye kadar yüksek bir masa üzerinde yemek yemedi. Yine ölünceye kadar…Enes şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ölünceye kadar yüksek bir masa üzerinde yemek yemedi. Yine ölünceye kadar inceltilmiş (halis buğday unundan) ekmek de yemedi
  3. 6451Vallahi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat etti. Öyle bir halde ki o zaman benim rafımda herhangi bir…Aişe r.anha şöyle demiştir: Vallahi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat etti. Öyle bir halde ki o zaman benim rafımda herhangi bir ciğer sahibinin yiyeceği yarım ve sk arpadan başka bir şey yoktu. Ben bana ait olan bu raf içindeki arpadan yemeğe davet ettim. Nihayet bunu yemek bana uzun geldi de ben o arpayı ölçtüm, sonra tükendi. Fethu'l-Bârî Açıklaması "Fakirliğin Fazileti." Bilginlerin ifadesine göre İmam.Buharl bundan önceki başlığın ardından böyle bir başlık atmakla fakirliğin zenginliğe veya zenginliğin fakirliğe üstünlüğü konusundaki ihtilafı tahkik etmeye işaret etmiştir. Çünkü "Asıl zenginlik kalp zenginliğidir" ifadesinden anlaşılan bu konuda bir hasr olduğudur. Dolayısıyla zenginliğin üstünlüğü noktasında gelen bütün haberler bu anlayış doğrultusunda yorumlanır. Gönül zenginliği içinde olmayan bir kimse övülmez. Aksine kınanmıştır. Şu halde nasılolur da üstün ve faziletli olabilir? Fakirliğin üstünlüğüne dair gelen haberler de böyledir. Çünkü gönül zenginliği içinde olmayan bir kimse gönlü fakir demektir. Nebi'in kendisinden sığınmış olduğu işte bu fakirliktir. Bilginler arasında ihtilafın ve çekişmenin meydana geldiği fakirlik mal sahibi olmama ve az mala malik olmadır. Allahu Teala'ın "Ey insanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve övülmeye layık olan ancak O'dur"(Fatır 15) ayetinde yer alan "fakirlik"ten maksat mahlukun yaratıcısına olan ihtiyacıdır. Yaratıkların fakirliği zati bir mesele olup, bu durumdan asla kurtulamazlar. Asıl zengin olan Allahu Teala'tır ve o hiç kimseye muhtaç değildir. İbn Battal fakirlikle zenginliğin hangisinin daha üstün olduğu konusunda birtakım açıklamalarda bulunmuş ve şöyle demiştir: Bilginlerin bu konudaki ihtilafları uzay ip gider. Bazıları fakirliğin daha üstün olduğunu söylemiş ve gerek bu başlık altında, gerekse başka yerlerde geçen sahih ve zayıf hadisleri delil olarak almışlardır. Bazıları ise zenginliğin daha faziletli olduğunu ifade etmiş ve bundan bir başlık önceki hadiste yer alan "Malları çok olanlar kıyamet gününde sevapıarı az olanlardır, ancak sağına, soluna, arkasına şöyle şöyle ve şöyle verip hayır yollarına harcayanlar müstesnadır." Hadisini delil olarak almışlardır. Onların bir başka delili ise Vasaya Bölümünde geçen Sa'd'ın rivayet ettiği "Varislerini ihtiyaç içinde bırakmaman başkalarına muhtaç bırakmandan daha hayırlıdır" hadisidir. Bir başka delil ise Ka'b İbn Malik hadisidir. Ka'b bütün malını elden çıkarma konusunda Nebi s.a.v.'e fikrini sorunca Resulullah s.a.v. ona "Malının bir kısmını elinde tut, bu senin için daha hayırlıdır" buyurmuştur. Bunların bir başka delilleri ise "Çok mala sahip olanlar ecir ve sevabı alıp götürdüler" ifadesidir. Bu hadisin son kısmında "Bu Allah'ın dilediğine verdiği lütfudur." Cümlesi yer almaktadır. Bir başka delilleri ise Amr İbn el-As'ın naklettiği "Salih ma!, salih kişi için ne iyidir" hadisidir. Bu hadisi Müslim nakletmiştir. Bunun dışında başka deliller de söz konusudur. İbn Battal şöyle devam eder: Bu konuda benim gördüğüm ifadelerin en güzeli Ahmed İbn Nasr ed-Oavudi'nin şu açıklamasıdır: Fakirlik ve zenginlik Allahu Teala'ın kullarını şükür ve sabır konusunda denemiş olduğu bir sıkıntı ve musibettir. Nitekim Allahu Teala bu konuda şöyle buyurur: "Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi dünyanın kendine mahsus bir zinet yaptık. "(Kehf 7); "Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. "(Enbiya 35) Nebi s.a.v.'in "fakirlik ve zenginlik fitnesinin kötülüğünden Allah'a sığındığı" sabittir. Oavudi bu konuda uzun uzun açıklamalarda bulunur. Kısacası fakir ve zenginden her biri fakirliği ve zenginliği içinde birtakım anzalara maruz kalmaları dolayısıyla karşı karşıyadır. Bundan dolayı her biri övülür de, kınanır da. Faziletin tamamı Allahu Teala'ın "Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun"(İsra 29) ayeti uyarınca "kefM = ne fazla, ne eksik, ancak yeten miktar"dır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle bir duada bulunmuştur: "Allahümme urzuk aW Muhammedin kuten = Allah'ım! Muhammed ailesine geçinecek kadar rızık ihsan eyle." Bu hadis, biraz ileride gelecektir. "Ya Rabbi! Senden hem kendimin, hem de şunların ihtiyaçlarının giderilmesini dilerim" ifadesi bu doğrultuda yorumlanır. Tirmizi'nin naklettiği "Allah'ım beni miskin olarak yaşat, miskin olarak öldür." Şeklindeki hadise gelince, bu hadis zayıftır. Sabit olduğunu varsaysak bile bundan maksat ne eksik, ne fazla ihtiyaç miktarını (kefM) geçmeme kastedilmektedir. Biz de şunu ekleyelim: Bütün bu görüşler isabetlidir. Fakat bunlar fakirlik ve zenginlikten hangisinin daha faziletli olduğu şeklindeki asıl soruya cevap teşkil etmemektedir. Çünkü ihtilaf noktası bu iki sıfattan birisini taşıyan kimse hakkında onun açısından hangisinin daha faziletli olduğudur. Bundan dolayı Davudi yukarıdaki açıklamasının son kısmında önce şöyle demiştir: Fakirlik ve zenginlikten hangisinin daha üstün olduğu şeklindeki soru isabetli değildir. Çünkü bunlardan birisindeki salih amel, diğerinde bulunmayabilir. Dolayısıyla o daha faziletli olur. Asıl soru fakirlikle zenginliğin birbirine eşit olması durumunda yani bunlardan her birinin amelinin diğerinin ameline eşit olması durumunda geçerlidir. Bu sorunun neticesinde Allah katında bunların hangisinin daha faziletli olduğu bilinir. İbn Teymiyede aynı görüştedir. Fakat o şöyle demiştir: Fakirlik ve zenginlik takva açısından birbirine eşit olduğunda fazilet açısından da eşit olur. İbnü'l-Cevzı ise şöyle der: İhtilaf asıl hırs içinde olmayan fakirle, malını elinde tutmayan ve veren zengin noktasındadır. Zira kanaatkar olan fakirin cimri olan zenginden daha faziletli olduğu, infak eden zenginin de hırs içinde olan fakirden daha faziletli olduğu herkesçe malumdur. İbnü'l-Cevzı şöyle devam eder: Bizatihi murad edilmeyen ve bi gayrihi murad edilen her şeyde onun maksadına izafe edilmesi uygun olur. Bu açıklamayla hangisinin daha faziletli olduğu ortaya çıkar. Mal bizatihi sakıncalı bir şey değildir. Tam tersine bazen kişiyi Allah'tan alıkoyduğu için sakıncalı görülmüştür. Bunun aksi de aynı şekilde geçerlidir. Nice zengin vardır ki zenginliği Allah'ı hatırlamasına engel değildir. Nice fakir vardır ki fakirliği Allah'ı anmasına engeldir. İbnü'l-Cevzı sözü sonunda şuraya getirir: Eğer çoğunluğu esas alacak olursak fakir tehlikeden daha uzaktır. Zira zenginlik fitnesi, fakirlik fitnesinden daha beterdir, (netice olarak) harcayacak mal bulamaman senin için tehlikeden kurtuluştur. Son dönem (müteahhirun) bilginlerinden birisi Ebu Abdullah İbn Merzuk'un el yazısıyla yazılmış olarak bulduğu açıklama hakkında şöyle der: Acaba az mal edinmek mi daha hayırlıdır? Çünkü bu durumda insanın kalbi kendisini meşgul edecek şeylerden uzak olur. Kişi Rabbine yakarmasının !ezzetini alır ve Allah'ın huzurunda uzun uzun hesaba çekilme derdinden rahata kavuşmak için kendini mal kazanmaya kaptırmaz. Yoksa çok mal kazanmakla meşgulolmak mı daha faziletlidir? Bu durumda kişi iyilik, yardım ve sadakalarla Rabbine daha çok yaklaşma imkanı elde eder. Bütün bunlarda başkalarına etki edecek faydalar vardır. Söz konusu alim şöyle der: Durum bu olduğuna göre en efdal olanı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile sahabilerin çoğunluğunun tercih ettiği şekilde dünyalığı az edinmek ve dünyanın süsünden uzak durmaktır. Biz de şunu belirtelim: Sahabilerin çoğunluğunun az mal elde ettikleri ve zühd içinde oldukları iddiası, onların durumlarına dair meşhur olan haberlere göre kabul edilemez. Zira sahabiler fetihlerden sonra iki kısma ayrıldılar. Bazıları iyilik etmek, yardımda bulunmak, Rabbine yaklaşmak ve gönül zenginliği içinde olmakla birlikte ellerindekini tuttu. Bazıları ise bundan önceki durumu neyse o şekilde kalmaya devam etti. Bunlar fetihlerden ellerine geçen malın zerresini yanlarında tutmadılar. Ancak bunlar birinci zümreye oranla daha azdır. Selefin hal ve hareketini derinlemesine inceleyen kimse söylediğimizin isabetli olduğunu anlayacaktır. Selefin bu konudaki haberleri sayılamayacak kadar çoktur. Burada yer verdiğimiz Habbab hadisi söylediğimizin kanıtıdır. Her iki zümrenin faziletine dair gelmiş olan deliller çoktur. Birinci zümrenin faziletli olduğuna burada ve başka yerlerde zikredilen hadisleri delil olarak gösterebiliriz. İkinci zümrenin faziletine ise Sa'd İbn Ebi Vakkas'ın naklettiği Müslim'de yer alan "Allahu Teala zengini, takva sahibini ve kendini gizleyeni sever" (Müs!im, Zühd) hadisini gösterebiliriz. Bu hadis, zenginliği ister mal, ister gönül zenginliği olarak alalım, onların az olduklarını göstermektedir. Hadiste "et-takıyy" kelimesinden maksat kendisine emredilene sarılıp, yasak edilenden kaçındığı için masiyetleri terk eden kimse demektir. "el-hafiyy" kelimesi ise riyanın terkine işaret olarak sözü tamamlamak için getirilmiştir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir. Alimlerin tereddüt ettikleri yerlerden birisi hiçbir mala sahip olmayan kimsedir. Onun hakkında en uygun olanı, dilenciliğin zilletinden kendisini korumak için çalışıp kazanmaktır veya bunu bırakıp, dilenmeksizin kendisine nasip edilecek şeyi beklemektir. Ahmed İbn Hanbel'in zühd ve ve ra ile meşhur olmakla birlikte bu konuda görüşüne başvuran kimseye "Çarşı pazardan ayrılma" dediği sahih olarak nakledilmiştir. Ahmed İbn Hanbel' bir başkasına ise "İnsanlardan müstağni ol, onlara muhtaç olmamak gibi bir zenginlik görmüş değilim" demiştir. Ahmed İbn Hanbel şöyle devam etmiştir: Bütün insanların Allah'a tevekkül etmeleri, kendilerini çalışıp kazanmaya alıştırmaları uygun olur. Çalışıp kazanmayı terk ettiğini söyleyen kimse dünyaya boş vermek isteyen ahmak bir şahsiyettir. Bu görüşü ondan Ebu Bekir el-Mervezi nakletmiş ve şöyle demiştir: Ders verme ve öğrenme ücreti bana insanların elindekini bekleyerek oturmaktan daha sevimlidir. "İnsanların eşrafından bir adam" cümlesinin sonunda geçen "hariyyun" kelimesi, vezin ve mana itibariyle "cedirun = layık" ve "hakikun = layık" anlamınadır. "İn hatabe en yunkeha" yani bu zat bir kadınla evlenmeye talip olsa talebi uygun karşılanır. "Ve in şefaa en yuşeffea" yani birisine şefaat etse şefaati kabul edilmeye layık bir kimsedir. "Nebteği vechallahi = Allah'ın rızasını isteyerek." Yani dünya cihetinden değil, sevap cihetinden onun katında olanı isteyerek. "Ecruna ale'l-lahi" yani bize sevap ve karşılığını vermek Allah'a aittir. "Lem ye'kül min ecrihi şey'en." Yani bazı kimseler, bu hicretin dünya ücretinden (ganimetierden) hiçbir şeyalmadan geçip gittiler. Bu cümle, "Allah'ın rızasını isteyerek Medine'ye hicret ettik" cümlesinin tefsirine göre anlaşılması zor problemli bir durum oluşturmaktadır. Ancak şöyle bir açıklamayla bu iki cümle telif edilebilir: Dünyada mala "ecir" denmesi, ahiret sevabına nisbetle mecazendir. Şöyle ki hicret edilirken ilk niyet, daha önce söylendiği gibiydi. Sahabilerin içinden Mus'ab İbn Umeyr gibi henüz fetihler başlamadan önce vefat edenler olduğu gibi, fetihlerin başladığı döneme kadar yaşayanlar da olmuştur. Sonra onlar bölünmüşlerdir. Bazıları dünya malından yüz çevirmiş, ihtiyacı olanlara teker teker yardım etmiş ve eski hali üzere kalmayı tercih etmiştir ki bunlar azdır. Ebu Zerr bu gruba örnektir. Bunlar birinci kısma katılırlar. Bazı sahabiler ise mubah olan bazı hususlarda geniş davranmış, çok kadınla evlenmiş, cariye edinmişler veya birtakım hizmetçiler, elbiseler ve benzeri şeylere malik olmuşlardır. Ancak bundan daha fazlasını istememişlerdir. Bu tür sahabiler çoktur. İbn Ömer bunlardan biridir. Bazıları ise vacib ve mendub hakları yerine getirmekle birlikte ticaret yoluyla veya başka bir vesileyle daha çok mal edinme yolunu seçmiştir. Bunlar da çoktur. Abdurrahman İbn Avf bu gruba girer. Habbab işte bu iki kısma işaret etmiştir. Birinci kısım la onlara katılan zümrenin ahiretteki ecri çok olacaktır. İkinci kısma gelince, haber, ellerine geçen dünya malının ahiretteki sevaplarından düşüleceğini gerektirmektedir. Müslim'in Abdullah İbn Amr'dan naklettiği şu hadis bu görüşü teyid etmektedir: "Hiçbir gazi yoktur ki savaşsın, ganimet alsın ve sağ kalsın da ecrinin üçte ikisini dünyada peşin almış olmasın. "(Müs!im, İmara) Buradan hareketle birçok selef malının az olmasını tercih etmiş ve bununla kanaat etmiştir. Bunu ya ahiretteki sevaplarının kendilerine bol bol verilmesini tercih ettiklerinden ya da hesaba çekilecekleri için mallarının az olmasını istediklerinden dolayı yapmışlardır. "İşte onlardan biri de Mus'ab İbn Umeyr'dir." Mus'ab'ın künyesi İbn Hişam İbn Abd Menaf İbn Abdiddar İbn Kusay'dır. Mus'ab'ın nesebi Kusay'da Nebi Efendimiz ile birleşmektedir. Künyesi Ebu Abdullah olup, kendisi İslama ilk girenlerden ve Medine'ye ilk hicret edenlerdendi. el-Be .• 'Cı şöyle demiştir: Medine'ye bize ilk gelen Mus'ab İbn Umeyr ile İbn Ümmi Mektum olmuştur. Bunlar Kur'an okurlardı. Haberi İmam Buhari Hicret Bölümünün baş taraflarında nakletmişti. İbn İshak'ın ifadesine göre Hz. Nebi onu birinci akabede bulunanlarla birlikte Medinelilere Kur'an okutsun ve öğretsin diye göndermişti. Mus'ab, Mekke'de iken servet ve nimet içind yüzen bir kişiydi. Hicret edince malı az olan biri haline geldi. Tirmizı'nin nakline gör Muhammed İbn Ka'b şöyle demiştir: Bana birisinin verdiği habere göre Hz. Ali şöyle anlatmıştır: "Biz mescidde bulunduğumuz bir sırada üzerimize Mus'ab İbn Umeyr geldi. Üzerinde sadece deri ile yamanmış bir hırka vardı. Resillullah onu görünce ağladı. Çünkü o bir zamanlar nimet içinde yüzen birisi iken, bugün bu haldeydi. "(Tirmizi, Sıfatu'l-Kıyame) "Muslab, Uhud günü" şehit olarak "katledildi." O Uhud günü Hz. Nebi'in sancağını taşıyordu. "Ve arkasında çizgili yün bir kumaştan başka bir şey bırakmadı." Hadiste geçen "nemire" yünden yapılmış çizgili bir izar veya hırkadır. "Eyne'at = meyveleri olgunlaştı" yani nihayete erdi ve toplanmaya uygun bir hale geldi. "Fe huve yehdibuha" O bu meyveleri toplamaktadır. İbn Battal şöyle demiştir: Hadis selefin durumlarını anlatırken doğru söylediklerini göstermektedir. Hadise göre fakirliğe ve onun zorluğuna katlanmak iyi insanların mertebelerindendir. Bu hadisten kefenin bütün bedeni örten bir kumaş olduğunu ve ölünün bedeninin tamamının avret haline geldiğini anlıyoruz. Bunun kemal itibariyle böyle olma ihtimali de vardır. Bu konuyla ilgili başka şeyler Cenaiz Bölümünde geçmişti. Bi de şunu ekleyelim: Hadisin zahiri dünya malında genişliğe gitmeyi bırakmaya teşvik etmektedir. Ayrıca hadis kadınları cehenneme girmemeleri için dinin emrine riayete teşvik etmektedir. Nitekim bu husus, İman Bölümünde Hz. Nebi'in ifadesiyle şöyle geçmişti: "(Ey kadınlar) Tasadduk ediniz! Çünkü ben sizleri cehennem halkının çoğunluğu olarak gördüm." Hz. Nebi'e "ni_ çin?" diye soruldu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İnkar ettikleri için" dedi. Kendisine "Allah'ı inkar ettikleri için mi?" diye soruldu. Nebi "Yapılan iyiliği inkar ettikleri için" buyurdu. "Ölünceye kadar inceltilmiş (halis buğday unundan) ekmeği de yemedi." İbn Battal şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüksek bir masa üzerinde halis buğday unundan ekmek yememesi, ebedi hayattaki hoş şeyleri seçtiği için dünyanın hoş yiyeceklerini reddetmek maksadıyladır. Mal ancak ahirete yardımcı olunması için arzu edilir. Dolayısıyla Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu açıdan mala ihtiyaç duymamıştır. "Şatra şa'trin." Bununla kastedilen yarım vesk arpadır. ''Fi' reHin lt = bana ait olan raf içinde" Cevheri şu açıklamayı yapmıştır: "Raf" duvarda kemer benzeri bir oyuktur. "Nihayet bunu yemek bana uzun geldi de ben o arpayı ölçtüm, sonra tükendi." İbn Battal şöyle der: Hadise göre ölçülerek mübadele edilen buğday, ölçülerek ne kadar olduğu bilindiğinden dolayı ne zaman biteceği de malum olur. Ölçülmemiş buğdayda ise bereket vardır. Çünkü onun miktarı malum değildir. Biz de şunu söyleyelim: Bu hükmü bütün yiyecek maddelerine genellemek bizce tartışılır. Öyle anlaşılıyor ki bu söylenen Hz. Nebi'in bereketi dolayısıyla Hz. Aişe'ye mahsus özelliklerdendi. Kurtubi şu açıklamayı yapmıştır: Bir yiyecek maddesini sıkma ve ölçme durumunda ondan nemanın kaldırılma sebebi -Allah daha iyi bilir- Allah'ın nimetlerinin, ikramlarının armağanları ve bereketlerinin çokluğunun peşpeşe aktığını gördüğü halde onimete hırs gözüyle bakmaktan, şükründen ve onu bahşeden Allah'a güvenmekten gafil olmaktan, olağanüstü durumu müşahede ettiği halde alışılagelmiş sebeplere meyletmekten kaynaklanmaktadır. Bu hadisten herhangi bir şeye nailolan veya herhangi bir ikrama eren ya da herhangi bir hususta bir lutfa mazhar olan kimsenin şükrüne devam etmesi ve bunun Allah'tan geldiğini görmesi ve bu durumda herhangi bir değişikliğe gitmemesi gerekir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir
  4. 6452Lebbeyk ya Resulallah = buyur emrine hazırım!Mücahid'in nakline göre Ebu Hureyre şöyle anlatmıştır: Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki (bazen) açlıktan karnımı yere dayardım, bazen de açlıktan karnıma taş bağlardım. Bir gün (Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile sahabilerinin mescitten) çıkıp gittikleri yol uğrağı üzerine oturdum. Bu sırada Ebu Bekir geçti. Ona Allah'ın kitabından bir ayet sordum. Soruyu ancak beni doyursun diye sormuştum, fakat geçti gitti, (umduğum çağrıyı) yapmadı. Sonra Hz. Ömer geçti. Ona da Allah'ın kitabından bir ayet sordum. Ona da ancak beni doyursun diye sormuştum. Ömer de geçti gitti, benim (umduğum çağrıyı) yapmadı. Sonra Ebü'l-Kasım (Nebi s.a.v.) uğradı ve beni gördüğü zaman bendeki halsizliği ve yüzümdeki açlık belirtisini anladı da güıümsedi. Sonra bana: "Ya Eba Hirr'" dedi. Ben de "Lebbeyk ya Resulallah = buyur emrine hazırım!" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Beni takip et!" buyurdu ve yürüdü. Ben de onu takip ettim. Eve girdi. Ben de izin istedim. Bana da izin verildi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem girdiğinde bir bardak içinde süt buldu. "Bu süt nereden geldi?" diye sordu. "Onu sana filan kimse veya filan kadın hediye etti!" dediler. Resulullah da bana "Ya Eba Hin!" diye seslendi. Ben de "Buyur ya Resulallah emrine hazırım!" dedim. "Haydi, Suffa ehline git ve onları bana çağırı" buyurdu. Ebu Hureyre şöyle devam etti: Suffa ehli İslam konukları idiler. Sığınacakları aileleri, malları ve dayanacak bir kimseleri yoktu. Resulullah bir sadaka geldiğinde sadaka malını onlara gönderirdi. Kendisi o maldan hiçbir şey almazdı. Bir hediye geldiğinde de bunu Suffa ehline gönderirdi. Hediyeden kendisi de alır ve Suffa ehlini buna ortak ederdi. Ebu Hureyre şöyle devam etti: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Suffe ehlini çağırması beni üzdü. (Kendi kendime) dedim ki: Suffa halkı içinde şu bir bardak süt nedir ki! Bu sütten bir yudum içerek kuvvet kazanmaya ben daha layıktım. Suffa halkı geldiğinde, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana emrettiğinde ve benim de onlara dağıttığımda bu bardak sütten bana ne düşecek?" Fakat Allah'a ve Resulüne itaatten başka çare yoktu. Bu sebeple gittim, Suffa halkını davet ettim. Geldiler, izin istediler, kendilerine izin verildi ve evde yerlerini aldılar. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana "Ya Eba Hirr!" diye seslendi. Ben de "Buyur ya Resulallah! Emrine hazırım!" dedim. Resulullah bu bardağı al ve onlara ver" buyurdu. Ben de bardağı alıp vermeye başlad\m. Bir kişiye veriyordum o kanmcayakadar içiyordu. Sonra bardağı banay{,riyordu. Ben de bardağı alıp diğer bir kişiye veriyordum. O da kanıncaya kadar içiyor sonra bardağı bana veriyordu. Bu suretle bütün halk kana kana içip bardağı bana vererek ta Resulullah'a kadar gelip dağıtım işi sona erdi. Artık davetlilerin hepsi süte kanmışlardı. Şimdi Resulullah süt bardağını aldı. Elinde tutarak bana bakıp gülümsedi ve "Ya Eba Hirr!" buyurdu. Ben "Emret ya Resulallah, emrine hazırım!" dedim. "(Süt içmedik bir) ben, bir de sen kaldm!" buyurdu. Ben de "Doğru söylediniz ya Resulallah!" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana "Haydi otur da iç!" buyurdu. Ben de oturup içtim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem tekrar "İç!" buyurdu. Ben de içtim. Resulullah s.a.v.tekrar "İç!" diye emretmeye devam etti. Sonunda "Ya Resulallah! İçemeyeceğim! Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki süt için gidecek bir yol bulamıyorum!" dedim. "Öyle ise bardağı bana ver!" buyurdu. Ben de bardağı ona verdim. Resulullah Allah'a hamdetti, besmele çekti ve geri kalan sütü içti
  5. 6453Muhakkak ki ben Allah yolunda ilk ok atan Arap mücahidiyim. Huble yaprağı ve şu Semurden başka yiyeceğimiz…Sa'd İbn Ebi Vakkas şöyle anlatmıştır: Muhakkak ki ben Allah yolunda ilk ok atan Arap mücahidiyim. Huble yaprağı ve şu Semurden başka yiyeceğimiz olmadığı halde Allah yolunda gaza ettiğimizi görmüşümdür. Her birimiz davarların gübrelerini çıkarışı gibi hiç birbirine karışmayan kuru dışkı çıkarırdık. Sonra Esed oğulları kabilesi bana İslam hükümleri ve adabı üzerine öğretme (güzel yapmıyorum diye) ayıplar hale geldi. (İslamdaki öncülüğümle birlikte din rükünlerini bana Esed oğulları öğretmeye kalkarsa) bu takdirde ben ziyan etmiş, geçmişte yaptığım çalışmalarım da zayi olmuş gitmiş demektir
  6. 6454Muhammed'in ailesi Medine'ye geldiğinden vefatı zamanına kadar üç gün arka arkaya buğdayekmeğinden karnını…Aişe r.anha: "Muhammed'in ailesi Medine'ye geldiğinden vefatı zamanına kadar üç gün arka arkaya buğdayekmeğinden karnını doyurmadı" demiştir
  7. 6455Muhammed'in ailesi bir günde iki öğün yemek yemedi, yediği iki öğünden biri muhakkak hurma idiHz. Aişe r.anha "Muhammed'in ailesi bir günde iki öğün yemek yemedi, yediği iki öğünden biri muhakkak hurma idi" demiştir
  8. 6456Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döşeği tabaklanmış deriden idi. İçi de hurma lifi doluyduHz. Aişe r.anha "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döşeği tabaklanmış deriden idi. İçi de hurma lifi doluydu" demiştir
  9. 6457Yiyiniz, ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Allah'a kavuşuncaya kadar ne inceltilmiş halis buğday…Katade, biz (Basra'da) Enes İbn Malik'in yanma giderdik, ekmekçisi yanıbaşmda ayakta dururken bize "Yiyiniz, ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Allah'a kavuşuncaya kadar ne inceltilmiş halis buğday unundan yapılmış ekmek ve ne de kızartılmış davar gördüğünü bilmiyorum" demiştir
  10. 6458Üzerimizden ay gelir geçerdi de evimizde yemek pişirecek bir ateş yakmazdık. Bizim yemeğimiz sadece hurma ile…Hz. Aişe r.anha "Üzerimizden ay gelir geçerdi de evimizde yemek pişirecek bir ateş yakmazdık. Bizim yemeğimiz sadece hurma ile sudan ibaretti. Ancak bize bir parça et verilmesi müstesna" demiştir
  11. 6459Ey kızkardeşimin oğlu! Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ailesi iki ay içinde üç hilal görürdük de…Hz. Aişe, r.anha Urve'ye hitaben "Ey kızkardeşimin oğlu! Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ailesi iki ay içinde üç hilal görürdük de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in evlerinde bir ateş yakılmazdı" demişti. Urve de "Teyzeciğim! Sizleri ne yaşatırdı?" diye sorunca, "İki siyah şey: Hurma ile su" diye cevap verip şunu ilave etmiştir: "Ancak Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ensardan birtakım komşuları vardı. Bunların sağmal develeri veya koyunları olurdu. Bu komşular Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e evlerinden süt gönderir, o da bunu bize içirirdi
  12. 6460Allahümme urzuk ald Muhammedin kClten = Allah'ım Muhammed ailesine geçinecek kadar nzık ihsan eyle!Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allahümme urzuk ald Muhammedin kClten = Allah'ım Muhammed ailesine geçinecek kadar nzık ihsan eyle!" diye dua ederdi. Fethu'l-Bârî Açıklaması "Nebi s.a.v.'in ve sahabilerinin" hayatlarında "nasıl yaşadıkları" ve "dünya nimetlerinden" yani onun lezzetlerinden "uzak durmaları" ve bu hususta geniş davranmaları. "(Bazen) açlıktan karnımı yere dayardım." Yani karnımı yere yapıştırırdım. Ebu Hureyre böyle yaparak ya karnına taş bağlamaktan elde ettiği yararın aynısını kazanıyordu ya da bu onun baygın olarak yere düşmesinin kinayeli bir anlatımıdır. Nitekim Ebu Hazim'in At'ime Bölümünün baş tarafında yaptığı nakilde onun açlıktan düşüp bayıldığı "Ömer İbn Hattab'a rastladım, ondan bir ayeti bana okutmasını istedim" dedikten sonra şöyle devam eder: "Birkaç adım atar atmaz bitkinlikten ve açlıktan yüzüstü yere yığıldım. (Kendime gelince) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i başucumda buldum." "Bazen de açlıktan karnıma taş bağlardım." Ahmed İbn Hanbel'in nakline göre Abdullah İbn Şakık şöyle anlatmıştır: "Ebu Hureyre ile bir sene birlikte kaldım. Bana '(o günler) bizi görseydin. Üzerimizden günler geçiyordu da herhangi birimiz belini doğrultacak bir yiyecek bulamıyardu. Hatta bazılarımız taşı alıp karın boşluğuna getiriyor ve sonra belini doğrultmak için onu elbisesi ile bağlıyordu' dedi."(Ahmed İbn Hanbel, II, 324) Alimler karna taş bağlamanın faydası, kişinin belini doğrultup ayağa kalkmasına yardımcı olmasıdır demişlerdir. "Geldiler, izin istediler, kendilerine izin verildi ve evde yerlerini aldılar." Yani Suffa ehlinden her bir fert kendisine layık olan yere oturdu. Suffa halkının o anda kaç kişi olduğuna vakıf olamadım. Ancak Salat Bölümünün baş taraflarında "Ebvabu'l-Mesacid" başlığı altında Ebu Hazim'in naklettiği bir rivayette Ebu Hureyre şöyle demekte idi: "Suffa ehlinden yetmiş kişi gördüm." Bu hadiste onların yukarıdaki olayda bu sayıdan daha çok olduklarına işaret vardır. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'a hamdetti, besmele çekti." Yani söz konusu sütte az olmasına rağmen bereket ihsan ettiği ve orada bulunanların tümü süte kanıp hatta arttığı için Rabbine hamdetti ve içmeye başlarken besmele çekti. "Şeribel fadlete geri kalan sütü içti" bu cümledeki "el-fadla" sütün geri kalanı demektir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1 - Bir şeyi oturarak içmek müstehabtır. 2- Bir topluluğa hizmet eden kişi onlara meşrubat dağıtırken kabı onların her birinden alır ve yanındakine verir. Misafirlerden herhangi birinin o bardağı yanındakine vermesine müsaade etmez. Çünkü bu tavır misafire değer verilmediği anlamını taşır. 3- Bu hadiste büyük bir mucize görülmektedir. 4- En son noktasına ulaşsa bile doymak -bunun haram olduğunu söyleyenlerin aksine- caizdir. Zira yukarıdaki olayda Ebu Hureyre Nebi'e "Süt için gidecek bir yol bulamıyorum!" demiş ve Resulullah s.a.v. de onun bu ifadesini kabul etmiştir. 5- Hadise göre bir kimsenin ihtiyaç içinde olduğunu gizlemesi ve buna işaret etmesi, onu açığa dökmekten ve açıkça söylemekten daha evladır. 6- Bu olayda Hz. Nebi'in ne kadar cömert olduğunu ve gerek ailesini, gerekse hizmetçilerini kendi nefsine tercih ettiğini görmekteyiz. 7- Hz. Nebi'in zamanında bazı sahabilerin durumu maddi bakımdan dardı. Ebu Hureyre ise açıkça istemeyecek kadar nezih olup buna işaret etmekle yetiniyordu. O şiddetli ihtiyaç içinde olduğu halde Nebie itaati kendi nefsinin payalmasına tercih etmişti. Ayrıca bu olayda Suffa ehlinin fazileti de görülmektedir. 8- Hizmetçi efendisinin evine girmek istediğinde ondan izin alır. Bir kimse kendi evinde daha önce tanıyıp bilmediği bir şeyle karşılaştığında gereği ne ise onun doğması için bunu sorabilir. Hz. Nebi hediyeyi kabul eder, ondan alır bir kısmını fakirlere verir, sadakayı almaz, onu alabilecek kimselere verirdi. Meşrubat dağıtan sonunda içer. Ev sahibi ise ondan sonra içer. Allahlın verdiği nimetlere hamdedilir ve meşrubat içmeye başlarken besmele çekilir. "es-Semer" Ebu Ubeyd ve başkaları bu ağaç hakkında şu bilgiyi vermişlerdir: Semer denilen ağaç, çöl ağaçlarından olup iki çeşidi vardır. Bazıları "el-huble" Semer denilen ağacın meyvesidir. Bir çeşit akasya ağacı (talh) ve teke dikeni (avsec) gibi dikenli bir ağaçtır demişlerdir. Nevevı şöyle der: Bu açıklama Buhari'nin rivayetine göre isabetlidir. Çünkü onun rivayetinde yaprak huble ağacına atfedilmiştir. Burada bir hususu belirtmekte fayda vardır: Nevevıinin sözünü ettiği Buhari'de "illel huble ve varaka's-semer" şeklinde yer alan bir başka rivayettir. "Leyadau" Bu fiil, söz konusu haberde kişinin tuvalette dışkılamasının kinayeli anlatımıdır. "Ma lehu hıltun" yani kişinin dışkısının sefalet içinde yaşamasından dolayı şiddetli bir şekilde kuruması nedeniyle birbirine karışmayıp, koyun dışkısı haline gelmesidir. "Tuazzirunı" fiilinin manası "tukifunı = bana bilgi verirdi" demektir. Arapça'da "et-ta'zi'r" ahkam hakkında bilgi vermek anlamına gelir. Taberi şöyle der: Bu fiilin manası beni dosdoğru yapar ve bana bilgi verir. Hadiste anlatılan, İslam'a daha önce girdiği ve sahabiliği daha eskiye dayandığı için Sa'd'ın Esed oğullarının kendisine ahkam öğretmesine tepki gösterdiğidir. "Hibtu izen ve dalle sa'yı= o takdirde ben ziyan etmiş, geçmişte yaptığım çalışmalarım da zayi olmuş, gitmiştir." İbnü'l-Cevzı şöyle demiştir: Burada şöyle bir soru gündeme gelebilir: "Sa'd nefsini nasıl övebilir. Bir mu'minin şiarı bu konudaki yasaklıktan dolayı böyle bir hareketi yapmamak değil midir?" Bu soruya cevabımız şudur: Bilmeyenler Sa'd'ı namazı doğru dürüst kılmadığı şeklinde ayıplayınca, onun da kendisini övmesi caiz olmuştur ve kendi faziletini zikretmek zorunda kalmıştır. Övgü, haksızlık, böbürlenme gibi şeylerden uzak olduğunda ve kişinin maksadı hakkı ortaya çıkarmak ve Allah'ın nimetine şükretmek olduğunda mekruh değildir. Bu, tıpkı bir kimsenin Allah'a şükrünü ortaya koymak veya kendisinden istifade edilsin diye ilmi seviyesini belirtmek maksadıyla ben Allah'ın kitabını ezbere biliyorum, onun tefsirini ve dini derinlemesine biliyorum demesine benzer. Zira böyle demezse durumu bilinmez. Bundan dolayı Yusuf aleyhisselam "Çünkü ben {onlan} çok iyi korurum ve bu işi bilirim" demişti,(Yusuf 55) Hz. Ali de "Bana Allah'ın kitabından istediğinizi sorabilirsiniz" derdi. İbn Mesud ise şöyle der: Herhangi birinin Allah'ın kitabını benden daha iyi bildiğini öğrenirsem ona giderim. İbnü'l-Cevzı bu konuda sahabe ve tabiundan naklen bunu teyid eden birçok haber ve nakilde bulunur. "Allahummerzuk ala Muhammedin kuten" Kurtubi şöyle der: Hadisin manası Resulullah'ın Allahu Teala'tan kendi ihtiyacına yetecek miktarı istediğidir. Çünkü "kut" bedeni besleyen ve ihtiyacı gideren şey demektir. Bu durumda kişi zenginliğin ve fakirliğin bütün afetlerinden selamette olur. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir
  13. 6461Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e amelin hangisi daha sevimli idi?Mesruk şöyle anlatmıştır: Hz. Aişe'ye "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e amelin hangisi daha sevimli idi?" diye sordum. Aişe: "Devamlı olan amel" dedi. Ben ona tekrar "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (gece namazına) ne zaman kalkardı?" dedim. O da "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem horoz sesini işittiği zaman kalkardı" dedi
  14. 6462Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in en çok sevdiği amel, sahibinin üzerinde devam ettiği ameldiAişe "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in en çok sevdiği amel, sahibinin üzerinde devam ettiği ameldi" demiştir
  15. 6463Sizden hiçbirinizi asla kendi ameli kurtaramaz!Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Sizden hiçbirinizi asla kendi ameli kurtaramaz!" buyurdu. Sahabiler: "Ya Resulullah! Seni de mi amelin kurtaramaz?" diye sordular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle cevap verdi: "Evet, beni de kendi amelim kurtaramaz. Ancak Allah beni rahmetiyle bürüyüp korur. Sizler doğru yolu tutun, ifrat etmeyin, gündüzün ilk ve son saatlerinde yürüyün, gecenin sonundan da bir miktar faydalanın ve sizler (her hal ve hareketinizde) itidale tutunun, itidale tutunun ki maksadınıza eresiniz
  16. 6464Doğru yolu tutunuz, ifrat etmeyiniz. Şunu iyi biliniz ki sizlerden hiçbirinizi kendi ameli cennete…Hz. Aişe’nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Doğru yolu tutunuz, ifrat etmeyiniz. Şunu iyi biliniz ki sizlerden hiçbirinizi kendi ameli cennete girdiremeyecektir. Amellerin Allah'a en sevgili olanı da az olsa bile en devamlı yapılanıdır
  17. 6465Amellerin hangisi Allah'a daha sevimlidir?Hz. Aişe'nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir gün "Amellerin hangisi Allah'a daha sevimlidir?" diye sorulunca, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Az da olsa en devamlı yapılanıdır" buyurdu ve "Sizler amellerden takat getirebileceğiniz kadannı üzerine alınız!" tavsiyesinde bulundu
  18. 6466Ey mu'minlerin anası! Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ameli nasıl idi? O herhangi bir şeyi günlerden…Alkame şöyle anlatmıştır: Ben mu'minlerin anası Aişe r.anha'ya: "Ey mu'minlerin anası! Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ameli nasıl idi? O herhangi bir şeyi günlerden birine tahsis eder miydi?" diye sordum. Aişe: "Hayır, tahsis etmezdi. Onun ameli devamlı olurdu. Sizin hanginiz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in güç yetirmekte olduğu kadar amele güç yetirebilir?" dedi
  19. 6467Doğru yolu tutunuz, ifrat'a gitmeyiniz, müjdeleyip sevindiriniz. Sonra şu muhakkak ki hiçbir kimseyi kendi…Aişe r.anha'nın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Doğru yolu tutunuz, ifrat'a gitmeyiniz, müjdeleyip sevindiriniz. Sonra şu muhakkak ki hiçbir kimseyi kendi ameli cennete girdiremez" buyurdu. Sahabiler: "Seni de mi ya Resulallah?" diye sordular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Evet beni de! Ancak Allah beni bir mağfiret ve bir rahmetle bürüyüp korumuş olması müstesnadır" buyurdu
  20. 6468Şimdi sizlere namaz kıldırdığımdan beri mescidin şu kıble duvarı önünde cennet ve cehennem, misallendirilmiş…Enes İbn Malik r.a. şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün bizlere namaz kıldırdı, sonra minbere çıktı ve eliyle mescidin kıble tarafına işaret edip göstererek şöyle buyurdu: "Şimdi sizlere namaz kıldırdığımdan beri mescidin şu kıble duvarı önünde cennet ve cehennem, misallendirilmiş olarak bana gösterildi. Ben hayır ve şerde bugünkü gibisini görmedim, hayır ve şerde bugünkü gibisini görmedim!" Fethu'l-Bârî Açıklaması "Kast" yani mutedil doğru yolu tutma, bir başka ifadeyle bunun müstehab olduğu. İleride bilginlerin "es-sedad" kelimesini, "kast" kelimesiyle açıkladıkları gelecektir. Bu açıklamayla hadisle başlık arasındaki münasebet ortaya çıkmaktadır. "Ve'l-müdaveme ale'l-amel" yani salih amele devam etme. İmam Buhari bu başlık altında sekiz hadise yer vermiştir. Bu hadislerin tümü salih amele -az bile olsa- devamı teşvik etmekte ve hiç kimsenin kendi ameli ile cennete giremeyeceğini, aksine Allah'ın rahmeti sayesinde gireceğini ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in namazında cenneti ve cehennemi gördüğünü ifade etmektedir. Birinci hadis atılan başlığı açıklamak için asıl hadistir. İkincisi ise konu dışı olarak zikredilmiştir. Onun da başlıkla ilişkisi vardır. İbn Battal bu hadisle, Allahu Teala'nın "Onlara 'işte size cennet; yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona varis kılındınız' diye seslenilir"(Araf 43) ayetinin cem ve telifi konusunda özetle şöyle demiştir: Ayet cennetteki makam ve mertebelere amellerle erişilir şeklinde yorumlanmıştır. Çünkü cennetin dereceleri kişinin amellerinin farklılığına göre farklılık gösterir. Hadis ise cennete girme ve orada ebedi kalma ile ilgili olarak yorumlanmıştır. İbn Battal bunun ardından yukarıdaki cevaba Allahu Teala'ın "(Onlar) meleklerin 'size selam olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin' diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir. "(Nahl 32) ayetini vermektedir. Bu ayet cennete girmenin de amellere göre olacağını açıkça belirtmektedir. İbn Battal buna ayetin lafzının mücmel olduğunu ve onu hadisin beyan ettiğini belirterek cevap vermiştir. Buna göre ayetin takdiri yapmış olduğunuz amellere karşılık cennetin makamlarına ve köşklerine giriniz şeklindedir. Yoksa bundan maksat cennete girmek değildir. İbn Battal daha sonra şöyle der: Hadisin ayet i tefsir etmiş olması mümkündür. Buna göre ayetin takdiri Allah'ın size olan rahmeti ve ihsanı ile birlikte yapmış olduğunuz amellere karşılık cennete girin şeklinde olur. Zira cennetin mertebeleri Allah'ın rahmeti sayesinde böıüşüıür. Cennete giriş de aynı şekilde onun rahmeti sayesindedir. Zira o amel edenlere sayesinde nail oldukları ameli ilham etmektedir. Onun kullarına verdiği müka.fat1ardan hiçbiri, rahmeti ve ihsanından hali değildir. Allahu Teala kullarını yoktan var ederek, sonra rızıklandırarak, ardından kendilerine ilim vererek daha ilk başta ihsanda ve lütufta bulunmuştur. İbnü'l-Cevzı şöyle der: Bütün bu açıklamalardan dört hüküm çıkmaktadır: 1- Amele muvaffak kılınmak Allah'ın rahmeti sayesindedir. Allah'ın daha önceden olan rahmeti olmasaydı, ne iman, ne de sayesinde kurtuluşun kazanıldığı itaat olmazdı. 2- Kulun sağladığı menfaatler efendisi içindir. Dolayısıyla onun ameli me vlasının hakkıdır. Mevlası ona ne kadar müka.fat verirse versin bu efendinin kendi ihsanından ve lütfundandır. 3- Bazı hadislerde cennete girmenin bizzat kendisi Allah'ın rahmeti ve cennetteki derecelerin taksimi ise amellere göredir denilmektedir. 4- İtaat amelleri kısa bir zaman dilimini almaktadır. Buna verilen sevap ise bitip tükenmez. Kısa bir zaman alan amelin karşılığı olarak verilen bitip tükenmeyen bir nimet, amellerin karşılığı değil, Allah'ın lütuf ve ihsanıdır. "Bi rahmetin" Ram şöyle demiştir: Bu hadis amel eden kimsenin kurtuluşu talep ederken ve cennetteki derecelere ermede kendi ameline güvenmesinin doğru olmadığını göstermektedir. Çünkü kul ancak Allah'ın muvaffak kılması sayesinde am el etmektedir. O masiyeti Allah'ın koruması sayesinde terk etmektedir. Bütün bunlar onun lütfu ve rahmeti iledir. "Seddidu." Bunun manası doğru yolu tutunuz ve ona yöneliniz şeklindedir. Bu ara cümlenin (istidrak) manası şudur: Kulun cennete kendi ameli ile gidemeyeceği vurgusundan amelin faidesizliği anlaşılabilir. Bundan dolayı sanki "Bilakis amelin faydası vardır. Amel kişiyi cennete sokan rahmetin varlığına alamettir. Dolayısıyla amel ediniz ve amelinizle doğruya yöneliniz. Bir başka ifadeyle gerek ihlas ve gerekse başka şeylerle sünnete uyunuz ki ameliniz kabul edilsin ve üzerinize rahmet insin" denilmektedir. "Karibu" yani ifrat etmeyiniz. İfrat edip de ibadette nefsinizi bitirmeyiniz. Çünkü bu sizi usanmaya götürür ve ameli büsbütün terk edip, ifrata gidersiniz. Bunun zühd konusunda İbnü'l-Mübarek'ten mevkuf olan Abdullah İbn Amr hadisiyle şahidi vardır. Abdullah İbn Amr şöyle der: "Bu din sağlamdır. Onda yumuşaklıkla ilerleyiniz. Nefislerinizi Allah'a ibadetten nefret ettirmeyiniz. Çünkü biniti helak olmuş olan kimse ne bir yol kat eder, ne de binecek herhangi bir sırt bulabilir." Bu ifadede geçen "el-münbett" çok yol almaktan dolayı biniti helak olmuş kişi demektir. Kelime "kesmek" anlamına gelen "el-bett" kökünden türemedir. Abdullah İbn Amr şunu söylemiş olmaktadır: Nefislerini Allah'a ibadetten nefret ettiren kimse yoldan kesilmiş olur. Maksadına eremez. Yumuşak davransa kendisini hedefine ulaştıracak olan binitini kaybeder. "Gündüzün ilk ve son saatlerinde yürüyün, gecenin sonunda da bir miktar faydalanın." Bu ifadede yer alan "el-ğuduvvu" gündüzün ilk saatinde yürümek, "er-revah" ise gündüzün ikinci yarısının baş tarafında yürümektir. "ed-Dulce" ise gece yürüyüşüdür. Arapça'da "Sara dulceten mine'l-leyl" denilir ki manası geceleyin bir süre yürüdü demektir. Bundan dolayı "şeyen mine'd-dulce" denilmiştir ki bunun sebebi bütün gecE' yürümenin zorluğundan dolayıdır. Burada adeta günün tamamının oruçla geçirilmesi, gecenin ise bir kısmında ibadet edilmesi ve bundan da genelolarak bütün ibadet şekillerinde böyle davranılması gerektiğine işaret vardır. Hadis ibadetlerde yumuşak davranmaya teşvik etmektedir. Bu da Buharlinin attığı başlığa uygun düşmektedir. O bunu yürüyüşe delalet eden bir kelime ile ifade etmiştir. Çünkü abid ikamet mahalline -cennete- giden yolcu gibidir. "el-Kasta" yani mutedil ve orta olan yolu tutunuz. "İklefu." Bundan maksat bir şeyi gayesine ulaştırmak demektir. Arapça'da keleftu "bi'ş-şey'i" denilir ki manası ona şiddetle sarıldım demektir. Burada "ame!" kelimesinden maksat namaz, oruç ve bunun dışındaki diğer ibadetlerdir. "Ma tutikCıne" yani takat getirebildiğiniz kadar. Kısacası Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ibadetlerde ciddiyeti ve onları son sınırına kadar ulaştırmayı emretmektedir. Fakat bu ibadeti yaparken insanı usanmaya ve bıkkınlığa götürecek meşakkatlerin 01mamasıyla kayıtlıdır. "O herhangi bir şeyi günlerden birine tahsis eder miydi?" Yani Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem benzerini başka günlerde yapmadığı özel bir ibadeti herhangi bir güne tahsis eder miydi? Hz. Aişe o soruya hayır diye cevap vermiştir. Ancak bu noktada ortaya bir sorun çıkmaktadır. Çünkü Sıyam Bölümünde açıklaması yapıldığı üzere Hz. Aişe Resulullah s.a.v.'in oruçlarının çoğunun Şaban ayında olduğunu belirtmiştir ve yine Sünenlerde yer aldığı ve daha önce açıklandığı üzere Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem her ayın 13, 14 ve 15. günlerinde "eyyam-ı bıyd" (oruç tuttuğu) nakledilmiştir. Bu probleme Hz. Aişe'nin maksadı muayyen bir ibadeti özel bir vakte tahsis etmediğidir. Onun Şaban ayında çok oruç tutması şiddetli durumlarla çok karşılaşmasındandı. Resulullah s.a.v. savaş dolayısıyla sık sık sefere çıkar ve oruç tutmak istediği bazı günlerde orucunu tutamazdı. Bazen de bunları ancak Şaban ayında kaza etme imkanı bulurdu. Dolayısıyla onun Şaban ayındaki tuttuğu oruç dıştan bakıldığında başka aylarda tuttuğundan daha çok olurdu. Eyyam-ı bıyda gelince, Resulullah bizzat bugünlerde oruç tutmaya devam etmezdi. Aksine bazen ayın başında, bazen ortasında, bazen sonunda tutardı. Bundan dolayı Enes şöyle demiştir: "Sen Resulullahı gündüzün oruç tutar görmek istediğinde görürdün. Geceleyin namaz kılar görmek istediğinde bunu da görürdün." Bütün bunlar burada yaptığımızdan daha geniş olarak Sıyam Bölümünde daha önce geçmişti. "Kane ameluhu dımeten" yani onun ameli daim idi demektir