İçeriğe geç
Hadis kitabı

Sahih-i Buhari

hadis
7.510
bölüm
97

Bölümler

97
  1. 01Vahyin Başlamasının Anlatıldığı BölümKitâbu Bedi'l-Vahy (1-7)
  2. 02İman KitabıKitâbu’l-İmân (8-58)
  3. 03İlim KitabıKitâbu'l-İlm (59-134)
  4. 04Namaz Abdesti KitabıKitâbu'l-Vudû (135-247)
  5. 05Boy Abdesti (Gusül) KitabıKitâbu'l-Gusl (248-293)
  6. 06Hayız KitabıKitâbu'l-Hayz (294-333)
  7. 07Teyemmüm KitabıKitâbu'l-Teyemmum (334-348)
  8. 08Namaz KitabıKitâbu's-Salât (349-520)
  9. 09Namaz Vakitleri KitabıKitâbu Mevâkîti's-Salât (522-602)
  10. 10Ezan KitabıKitâbu'l-Ezân (603-875)
  11. 11Cuma Namazı KitabıKitâbu'l-Cumua (876-941)
  12. 12Korku Namazı KitabıKitâbu Salâti'l-Havf (942-947)
  13. 13İki Bayram Namazı KitabıKitâbu'l-Îdeyn (948-989)
  14. 14Vitir Namazı KitabıKitâbu'l-Vitr (990-1004)
  15. 15Yağmur İsteme (İstiskâ) Namazı KitabıKitâbu'l-İstiskâ (1005-1039)
  16. 16Güneş ve Ay Tutulması (Küsûf) KitabıKitâbu'l-Küsûf (1040-1066)
  17. 17Kur'an'daki Secde Ayetleri KitabıKitâbu Sücûdi'l-Kur'ân (1067-1079)
  18. 18Namazı Kısaltma KitabıKitâbu Taksîri’s-Salât (1080-1119)
  19. 19Teheccüd Namazı KitabıKitâbu't-Teheccüd (1120-1187)
  20. 20Mekke ve Medine Mescidi'nde Namaz Kılmanın Fazileti KitabıKitâbu Fazli's-Salâti Fî Mescidi Mekke ve'l-Medîne (1188-1197)
  21. 21Namazda İş Yapma KitabıKitâbu’l-Amel Fi's-Salât (1198-1223)
  22. 22Namazda Yanılma KitabıKitâbu's-Sehv (1224-1236)
  23. 23Cenazeler KitabıKitâbu' l-Cenâiz (1237-1394)
  24. 24Zekât KitabıKitâbu'z-Zekât (1395-1512)
  25. 25Hac KitabıKitâbu’l Hac (1513-1772)
  26. 26Umre KitabıKitâbu'l-Umra (1773-1805)
  27. 27Hac veya Umre'den Alıkonulma ve İhramda İken Avlanma Cezası KitabıKitâbu'l-Muhsar (1806-1820)
  28. 28İhramlı İken Avlanma Cezası KitabıKitâbu Cezâu’s-Sayd (1821-1866)
  29. 29Medine'nin Faziletleri KitabıKitâbu Fezâili'l-Medîne (1867-1890)
  30. 30Oruç KitabıKitâbu’s-Savm (1891-2007)
  31. 31Teravih Namazı KitabıKitâbu Salâti't-Terâvîh (2008-2013)
  32. 32Kadir Gecesi'nin Fazileti KitabıKitâbu Fezâili Leyleti’l-Kadr (2014-2024)
  33. 33İtikat KitabıKitâbu'l-İ'tikâf (2025-2046)
  34. 34Alışveriş KitabıKitâbu’l-Buyû (2047-2238)
  35. 35Selem KitabıKitâbu's-Selem (2239-2256)
  36. 36Şuta (Öncelikli Alım Hakkı) KitabıKitâbu'ş-Şu'fa (2257-2259)
  37. 37Îcâr (Kiralama) KitabıKitâbu’l-İcâra (2260-2286)
  38. 38Havâle KitabıKitâbu'l-Havâlât (2287-2289)
  39. 39Kefil Olma KitabıKitâbu'l-Kefâle (2290-2298)
  40. 40Vekil Olma KitabıKitâbu'l-Vekâle (2299-2319)
  41. 41Ziraat Ortakçılığı KitabıKitâbu'l-Hars ve’l-Muzâraa' (2320-2350)
  42. 42Bağ-Bahçe Sulama Ortakçılığı KitabıKitâbu'l-Musâkâ (2351-2383)
  43. 43Ödünç Para İsteme (Kredi), Borç Ödeme, Kısıtlama, İflas KitabıKitâbun Fi’l-İstikrâz (2385-2409)
  44. 44Anlaşmazlıklar KitabıKitâbun Fi'l-Husûmât (2410-2425)
  45. 45Buluntu ve Kayıp KitabıKitâbun Fi’l-Lukata (2426-2439)
  46. 46Haksızlıklar KitabıKitâbu'l-Mezâlim ve'l-Gasb (2440-2482)
  47. 47Ortaklık (Şirket) KitabıKitâbu'ş-Şerike (2483-2507)
  48. 48Rehin Alma (İpotek) KitabıKitâbu'r-Rehn (2508-2515)
  49. 49Köle Azat Etme KitabıKitâbu'l-Itk (2517-2559)
  50. 50Köle ile Azatlık SözleşmesiKitâbu’l-Mukâtebe (2560-2565)
  51. 51Hibe (Bağışlama) ve Hibe'nin Fazileti KitabıKitâbu'l-Hibe (2566-2636)
  52. 52Şahitlik KitabıKitâbu’ş-Şehâdât (2637-2689)
  53. 53Anlaşmazlıkların Giderilmesi (Sulh) KitabıKitâbu's-Sulh (2690-2710)
  54. 54Şart Koşmalar KitabıKitâbu'ş-Şurût (2712-2737)
  55. 55Vasiyetler KitabıKitâbu'l-Vasâyâ (2738-2781)
  56. 56Cihad ve Siyer KitabıKitâbu'l-Cihâd ve's-Siyer (2782-3090)
  57. 57Humus KitabıKîtâbu Farzi'l-Humus (3091-3155)
  58. 58Cizye KitabıKitâbu'l-Cizye (3157-3189)
  59. 59Yaratmaya Başlamanın Anlatıldığı BölümKitâbu Bedi'l-Halk (3190-3325)
  60. 60Peygamberler KitabıKitâbu Ehâdîsi'l-Enbiyâ (3326-3488)
  61. 61Menkıbeler KitabıKitâbu'l-Menâkıb (3489-3648)
  62. 62Sahabenin Üstünlükleri KitabıKitâbu Fezâili Ashâbi'n-Nebî (3649-3775)
  63. 63Ensarın Menkıbeleri KitabıKitâbu Menâkıbi'l-Ensâr (3776-3948)
  64. 64Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Gazveleri KitabıKitâbu'l-Meğâzî (3949-4473)
  65. 65Tefsir KitabıKitâbu Tefsîri'l-Kur'ân (4474-4977)
  66. 66Kur'an'ın Üstünlükleri KitabıKitâbu Fezâili'l-Kur'ân (4979-5062)
  67. 67Nikâh KitabıKitâbu'n-Nikâh (5063-5250)
  68. 68Boşanma KitabıKitâbu’t-Talâk (5251-5350)
  69. 69Aile İçin Harcamalar (Nafakalar) KitabıKitâbu'n-Nafakât (5351-5372)
  70. 70Yemek Yeme KitabıKitâbu’l-Et'ime (5373-5466)
  71. 71Akika KitabıKitâbu’l-Akîka (5467-5474)
  72. 72Avlanma ve Hayvan Kesimleri KitabıKitâbu’z-Zebâih ve's-Sayd (5475-5544)
  73. 73Kurban KitabıKitâbu' l-Edâhî (5545-5574)
  74. 74İçecekler KitabıKitâbu'l-Eşribe (5575-5639)
  75. 75Hastalıklar KitabıKitâbu'l-Merdâ (5640-5677)
  76. 76Tıp KitabıKitâbu't-Tıb (5678-5782)
  77. 77Giyim-Kuşam KitabıKitâbu’l-Libâs (5783-5969)
  78. 78Âdâb KitabıKitâbu'l-Edeb (5970-6226)
  79. 79İzin İsteme KitabıKitâbu'l-İsti'zân (6227-6303)
  80. 80Dua KitabıKitâbu'd-Deavât (6304-6411)
  81. 81Kalbi İncelten Öğütler KitabıKitâbu'r-Rikâk (6412-6593)
  82. 82Kader KitabıKitâbu'l-Kader (6594-6620)
  83. 83Yemin ve Adak KitabıKitâbu’l-Eymân ve'n-Nüzûr (6621-6707)
  84. 84Yemin Keffâreti KitabıKitâbu Keffârâti'l-Eymân (6708-6722)
  85. 85Ferâiz (Miras Hukuku) KitabıKitâbu'l-Ferâiz (6723-6771)
  86. 86Had Cezaları KitabıKitâbu'l-Hudûd (6772-6860)
  87. 87Diyet KitabıKitâbu'd-Diyât (6861-6917)
  88. 88Dinden Dönenler ve Hakka Karşı İnat Edenlerden Tevbe Etmelerini İsteme ve Bunlarla Savaşma KitabıKitâbu’l-İstitâbeti'l-Murteddîn (6918-6939)
  89. 89İnsanın İstemediği Şeye Zorlanması KitabıKitâbu’l-İkrâh (6940-6952)
  90. 90Hileler (Hukukî Çâreler) KitabıKitâbu’l-Hıyel (6953-6981)
  91. 91Rüya Yorumu KitabıKitâbu't-Ta'bîr (6982-7047)
  92. 92Fitneler KitabıKitâbu'l-Fiten (7048-7136)
  93. 93Ahkâm KitabıKitâbu'l-Ahkâm (7137-7225)
  94. 94Temenni KitabıKitâbu't-Temennî (7226-7245)
  95. 95Vâhidlerin - Tek Kişilerin Haberleri KitabıKitâbu Ahbari'l-Ahadi (7246-7267)
  96. 96Kitap ve Sünnete Bağlanma KitabıKitâbu'l-İ'tisâm (7268-7370)
  97. 97Tevhid KitabıKitâbu't-Tevhîd (7371-7563)

Tüm hadisler

322 / 376
  1. 6469Allah rahmeti yarattığı gün onu yüz rahmet olarak yarattı ve doksan dokuz rahmeti kendi yanında tutup…Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah rahmeti yarattığı gün onu yüz rahmet olarak yarattı ve doksan dokuz rahmeti kendi yanında tutup alıkoydu, geri kalan tek bir rahmeti de bütün mahlukları arasında salıverdi. Eğer kafir, Allah'ın yanında bulunan rahmetin hepsini bilir olsaydı, cennetten ümidini kesmezdi. Eğer mu'min de Allah yanındaki azabın hepsini bilir olsaydı, cehennem azabından emin olmazdı!" Fethu'l-Bârî Açıklaması "Korkuyla birlikte ümitli olmak." Yani bunun müstehab olduğu. Ümit durumunda korku, korku durumunda ümit göz ardı edilemez. Bunun sebebi birincinin aldanmaya, ikincinin Allah'ın rahmetinden ümit kesmeye yol açmasıdır. Bunların her ikisi de kınanmıştır. "er-Reca." kelimesinden maksat şudur: Herhangi bir ihmalde bulunan kimse Allah'a karşı güzel zan beslemeli ve onun, günahını sileceğini ummalıdır. Aynı şekilde herhangi bir itaatte bulunan kimse onun kabul edeceğini ummalıdır. Herhangi bir masiyeti işlediğine pişmanlık duymaksızın ve ondan vazgeçmeksizin hesaba çekilmeyeceği ümidi ile bu günaha dalan kimse, aldanış içindedir. Osman el-Ciz! ne güzel söylemiştir: İtaat etmen ve kabul edilmeyeceğinden korkman saadetin alametlerindendir. İsyan etmen ve bundan kurtulacağını umman ise bedbahtlığın işaretlerindendir. İbn Mace'nin Abdurrahman İbn Said İbn Vehb vasıtasıyla babasından nakline göre Hz. Aişe şöyle anlatmıştır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Ve Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri çarparak yapanlar"(Mu'minun 60) ayetinde kastedilen, hırsızlık yapıp, zina eden midir diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır fakat o oruç tutan, tasadduk eden, namaz kılan ve bunların kendisinden kabul edilmeyeceği korkusunu taşıyandır" dedi (İbn Mace, Zühd) Bütün bunların kişinin sağlık durumunda müstehab olduğu bilginlerce kabul edilen husustur. Bazıları şöyle demişlerdir: En uygun olanı sağlıklı iken korkunun, hastalık halinde umudun daha çok olmasıdır. Kişi ölmeye yaklaştığında bazı bilginler Allah'a ihtiyaç duyma içerdiği için sadece umutla yetinmek müstehabtır demişlerdir. Çünkü korkuyu terk etmekten kaynaklanan sakınca artık imkansız hale gelmiş olabilir. Netice olarak affını ve mağfiretini umarak Allah'a güzel zan beslemek tek çıkar yol haline gelir. "Herhangi biriniz Allah'a güzel zan beslemeden ölmesin" (Müs!im,Cenne) hadisi de bu düşünceyi teyit etmektedir. Tevhid Bölümünde bu konu hakkında açıklama gelecektir. Başkaları ise şöyle demişlerdir: Kişi güvende olduğuna kesin olarak inanarak esasen korku tarafını ihmal etmemelidir. Bu yaklaşımı Tirmizı'nin Enes'ten naklettiği şu hadis teyit etmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ölmek üzere olan bir gencin yanına girdi. Ona "Kendini nasıl buluyorsun?" dedi. Genç "Allah'tan umuyorum ve günahlarımdan korkuyorum" dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu durumda olan bir kulun kalbinde korku ve ümit bir araya geldiğinde Allah ona umduğunu verir, korktuğundan emin kılar" dedi.(Tirmizı, Cenaiz) Herhalde Buhari yukarıdaki başlıkta buna işaret etmektedir. "Süfyan" yani Süfyan İbn Uyeyne dedi ki: "Bana göre Kur'an-ı Kerim'de şu ayetten daha şiddetli bir ayet yoktur." Bu rivayetin değerlendirilmesi, açıklanması el-Maide suresinin tefsirinde daha önce geçmişti. "Cennetten ümidini kesmezdi." Bazı bilginler bundan maksat, "KMir Allah'ın rahmetinin genişliğini bilseydi bu bilgi, azabın büyüklüğüne dair bildiğini siler ve böylece umudu doğardı" demiştir. Bundan maksat, -rahmetin mukabili olan azaba iltifat etmeksizin- rahmetin genişliğine onu umarak ilminin bağlanması da olabilir. Hadisin yukarıdaki başlığa olan uygunluğu, onun umut ve korku doğuran vaad ve tehdidi içermesi dolayısı iledir. Her kim Allahu Teala'ın rahmet etmek istediği kimselere rahmetinin, intikam almak istediği kimselerden intikamının sıfatlarından olduğunu bilirse rahmetini uman, intikamından emin olmaz, intikamından korkan rahmetinden ümitsizliğe düşmez. Bu, -küçük bile olsa- kötülükten kaçınmaya ve -az bile olsa- itaate devam etmeye sebeptir. Kirmanı burada "lev" kelimesi hakkında kısaca şöyle söylemiştir: "Lev" burada birincinin -ilim- olmaması yüzünden, ikincinin -umut- olmadığını ifade etmektedir. Kelime bu haliyle "lev ci'teni ekramtuke = bana gelseydin, sana ikram ederdin" cümlesinin başındaki "lev" kelimesine benzemektedir. Kirmanı şöyle der: Hadisten maksat şudur: Mükellefin korku ve ümit arasında bulunması uygun olur ki umut noktasında ifrata kaçıp, iman varsa hiçbir şey zarar vermez diyen Mürde gibi olmasın. Korkuda da irrata kaçıp, büyük günah işleyen tövbe etmeden ölürse cehennemde ebedi olarak kalacaktır diyen Hariciye ve Mutezile gibi de olmasın. Allahu Teala'ın "Onun rahmetini umarlar ve azabından korkarlar"(İsra 57) ifadesinde olduğu gibi tam ortada bulunurlar. İslam dinini inceleyen onun gerek usul, gerek füru kaidelerinin tümünün orta yönde olduğunu görürler. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir
  2. 6470Yanımda bulunan hayırdan (yani mal'dan) hiçbir şeyi sizlerden alıkoymuyorum. Şurası muhakkak ki kim…Ebu Said el-Hudrı r.a. şöyle demiştir: Ensardan bazı kimseler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den mal istediler. Aralarından kim istediyse Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona mutlaka verdi. Nihayet yanındaki mallar tükendi. Elleriyle infak ettiği şeylerin hepsi tükendiği zaman onlara şöyle buyurdu: "Yanımda bulunan hayırdan (yani mal'dan) hiçbir şeyi sizlerden alıkoymuyorum. Şurası muhakkak ki kim (istemeyip) iffetli kalmak isterse Allah onu iffetli kılar. Kim de sabretmeye çalışırsa Allah ona da sabır ihsan eder. Kim insanlardan müstağni olmak isterse Allah onu müstağni kılar. Sizlere sabırdan daha hayırlı ve sabırdan daha geniş bir hediye asla verilmemiştir!" Bu Hadis 1469 dada geçiyor. Diğer tahric: Tirmizi Birr; Müslim, Zekat
  3. 6471Ben çok şükredici bir kul olmayayım mı?Muğire İbn Şu'be'nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki ayağı şişinceye veya kabarıncaya kadar gece namazı kılardı. Kendisine (bunun sebebi sorulduğunda) "Ben çok şükredici bir kul olmayayım mı?" diye cevap verirdi. Fethu'l-Bârî Açıklaması "Allah'ın haramlarına sabretmek." Bu "sabır" kavramına vacipleri işlemeye ve haramlardan kaçınmaya devam etmeye sabretmek de girer. Sözünü ettiğimiz sabır, kulun haramların çirkinliğini ve Allahu Teala'ın kulunu ahlaksızlıklardan korumak için bunları haram kıldığını bilmesinden kaynaklanır. Bu bilinç, aklı başında olan kimseyi haramları -işlenmesine karşılık tehdit gelmeseydi bile- onu terk etmeye sevkeder. Allah'tan haya etmek ve tehdidini başına geçireceğinden korkmak buna dahildir. Böylece kul kötü akıbetinden dolayı haram olan fiilleri terk eder. Kul Allahu Teala'ın gözünün ve kulağının önündedir. Bu duygu, kula kendisine yasak edilen fiillerden kaçınma duygusu verir. Allah'ın nimetlerini gözetmek de buna girer. Çünkü masiyet genellikle nimetin elden gitmesine sebeptir. Allah'! sevme de buna dahildir. Çünkü seven nefsini sevdiğinin arzularına, sabra alıştırır. Sabrın en güzel tarifi şudur: Sabır, nefsi hoş olmayan fiillerden, dili şikayetten alıkoymak, şikayete sebep olan dertleri sineye çekmek ve sıkıntının gitmesini beklemektir. Allahu Teala birçok ayette sabredenleri övmüştür. İman Bölümünün baş taraflarında "Sabır imanın yansıdır" hadisi mu allak olarak geçmişti. Rağıb şöyle der: Arapça'da sabır darlık içinde tutmak demektir. "Sabartu'şşey'e" demek bir şeyi hapsettim, sıkıştırdım demektir. Sabır, nefsi aklın veya şeriatın gerektirdiği şeye hapsetmek demektir. Sabrın bağlantılı olduğu şeylere göre manası değişiklik gösterir. Eğer bir musibet söz konusuysa buna sabretmeye sadece "sabır" denir. Sabır düşmanla karşılaşma konusunda ise bunun adı "şecaat"tir. Konuşmaya sabır ise "kitman" denilmiştir. Sabır yasak edilen bir şeyi işlemeye karşı ise buna "iffet" denir. Bizce buradaki sabır iffet anlamındadır. "Hz. Ömer biz yaşayışımızın hayrını sabırla bulduk demiştir." Sabır "an" kelimesiyle geçişli yapıldığında masiyetlere sabır anlamına gelir. Şayet "ala" ile geçişli yapılmışsa itaata sabır anlamı taşır. "Ma yeko.nu indi min hayrın = yanımda bulunan hayırdan" yani maldan hiçbir şeyi sizlerden alıkoymuyorum. Hadis insanlardan müstağni olmaya, (yokluğa) sabredip onlardan istemeyerek iffetli olmaya, Allah'a tevekküle ve onun vereceği rızkı beklemeye teşvik etmektedir. Hadise göre sabır kişiye verilenden daha faziletlidir. Çünkü sabra karşı verilecek mükafat sınırsız ve hududsuzdur. Kurtubi şu açıklamayı yapmıştır: "Men yesta'iffe" cümlesi kim istemekten kaçınırsa anlamına gelir. "Yu'iffuhullahu" Allah yüzünün suyunu korumak ve ihtiyacını gidermek suretiyle iffetine karşılık mükafat verir demektir. "Ve men yestağni" yani her kim Allah ile birlikte olup, ondan başkasından müstağni olursa "yuğnihi" Allah ona istemeyip, müstağni olduğunu verir ve kalbinde zenginlik yaratır. Çünkü daha önce geçtiği üzere asıl zenginlik gönül zenginliğidir. "Ve men yetesabbar." Kim nefsini istememeye alıştırırsa ve kendisine rızık verilinceye kadar sabrederse "yusabbiruhullahu" Allah onu güçlendirir. Nefsine hakimiyet bahşeder ve böylece nefsi kendisine itaat eder, şiddete tahammül etmek için boyun eğer. İşte bu anda Allah onunla birlikte olur ve o da talep ettiğini elde eder. İbnü'l-Cevzı şöyle demiştir: İffetli olmak insanın durumunu başkalarından gizlemesini ve onlara karşı ihtiyacı yokmuş gibi görünmeyi gerektirdiği için kişi içten içe Allah için böyle davranmış olur ve bu davranışındaki sıdkı ve doğruluğu oranında karlı çıkar. Sabrın en hayırlı bağış olması şundandır: Nefsi sevdiği fiilden alıkoyup, kısa vadede hoşlanmadığı işi yapmaya zorlamak, kişinin yaptığı veya yapmadığı takdirde karşılığında ahirette eziyet göreceği şeylerden olmasından dolayıdır. İbnü't-Tıyn şöyle der: Resulullah s.a.v.'in "yuiffuhullahu" ifadesinin manası şudur: Ya Allah ona kendisini istemeye muhtaç bırakmayacak kadar mal verir ya da kendisine kanaat bahşeder. Doğruyu Allahu Teala bilir. "Ben çok şükredici bir kulolmayayım mı?" Bu hadisin açıklaması kalan kısmıyla birlikte geniş bir biçimde Teheccüd Bölümünün baş taraflarında geçmişti. Hadisin burada atılan başlıkla ilişkisine gelince, şükretmek vaciptir, vacibi terk etmek de haramdır. Nefsin vacib olan bir fiille meşgulolması haram fiili işlemekten sabretmesi anlamına gelir. Kısacası şükür itaata ve masiyete sabrı içerir. İmamlardan biri şöyle demiştir: Sabır şükrü gerektirir. Sabır ancak onunla tamam olur. Bunun tersini düşündüğümüzde bunlardan birisi gittiğinde diğeri de yok olur. Kim nimet içinde ise ona düşen farz şükür ve sabretmektir. Neden şükretmesi gerektiği açıktır. Neden sabretmesi gerektiğine gelince, masiyete sabredecektir. Her kim bir bela ve sıkıntı içinde ise ona farz olan sabır ve şükürdür. Neden sabretmesi gerektiği yine açıktır. Neden şükretmesine gelince, bu sıkıntı içinde Allah'ın kendi üzerindeki hakkını yerine getirmek zorundadır. Çünkü Allah'ın kul üzerinde nimet içinde yüzerken kendisine kulluk hakkı olduğu gibi, bela ve sıkıntıda iken de böyle bir hakkı vardır. Öte yandan sabır üç kısımdır: a- Masiyete sabır: Bu günah işlememek demektir. b- İtaate sabır: Bu da itaati yerine getirmek demektir. c- Bela ve sıkıntıya sabır. Bu da kulun o esnada Rabbine şikayet etmemesi anlamını taşır. Kişinin bu üç durumdan birisi ile sabretmesi şarttır. Sabır kula ebediyyen gereklidir. Bundan çıkış yoktur. Sabır bütün mükemmellikleri kazanmaya sebeptir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem birinci hadiste "Sabır, kula verilen en hayırlı şeydir" buyurmuştur. Bazıları şöyle der: Sabır bazen Allah için olurken, bazen Allah'ın yardımıyla birlikte olur. Birinci durumda sabreden kişi Allah'ın rızasını talep ettiğinden onun emrine sabreder ve itaat üzere olup, masiyeti işlememeye sabreder. İkinci durumda kul kendisinde zerre kadar güç ve kuvvet görmeyerek her şeyi Allah'a havale eder. Böylece gücü ve kuvveti Rabbine izafe eder. Bazıları bir de "es-sabr ale'llah" diye bir çeşitten bahsetmişlerdir. Bu kadere rıza demektir. "es-Sabru li'l-lah" Allah'ın ilahlığına ve muhabbetine bağlı iken "es-sabru bi'llah" dilemesi ve iradesiyle ilişkilidir. Üçüncüsü olan "es-sabru ale'llah" incelendiğinde ilk iki kısma dahil olduğu görülür. Çünkü bu çeşit sabır, Allah'ın dini' ahkarnı olan emir ve yasaklarına sabrın veya kevni' ahkam olan kullarını imtihanına sabrın dışında değildir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir
  4. 6472Ümmetimden yetmiş bin kişi hesaba çekilmeden cennete girer, onlar efsun yapmazlar. (Herhangi bir şeyde)…İbn Abbas şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ümmetimden yetmiş bin kişi hesaba çekilmeden cennete girer, onlar efsun yapmazlar. (Herhangi bir şeyde) uğursuzluk olduğuna inanmazlar ve her hususta Rablerine güvenip dayanırlar" buyurmuştur. Fethu'l-Bârî Açıklaması "Kim Allah'a tevekkül ederse o, ona yeter." Buradaki tevekkülden maksat "Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı Allah'ın üzerinedir"(Hud 6) ayetinin delalet ettiği şeye inanmak demektir. Yoksa bundan maksat, sebebe sarılmayı ve mahlukattan gelen şeylere dayanmayı terk etmek demek değildir. Çünkü bu insanı bazen düşündüğü tevekkülün zlttına götürebilir. Ahmed İbn Hanbel'e evinde veya mescidde oturan ve "Hiçbir şey yapmam ve rızkım bana gelir" diyen adamın durumu soruldu. Ahmed İbn Hanbel "Bu, ilmi bilmeyen bir adamdır" dedikten sonra şöyle devam etmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah rızkımı mızrağımın gölgesi altında yaratmıştır. " "Sizler Allah'a hakkıyla tevekkül etseydiniz sabahleyin boş karınlarla gidip, akşamleyin dolu karınla geri dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizleri de rızıklandırırdı" (Tirmizı ve İbn Mace, Zühd) demiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu hadisinde kuşların rızık peşinde sabahleyin gidip, akşamleyin döndüklerinden bahsetmektedir. Ahmed İbn Hanbel şöyle der: Sahabiler ticaretle meşguloluyorlar, hurmalıklarında çalışıyorlardı. Bizim örneğimiz onlardır
  5. 6473Benim için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işitmiş olduğun bir hadis yazMuğire İbn Şu'be'nin nakline göre Muaviye İbn Ebi Süfyan kendisine "Benim için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işitmiş olduğun bir hadis yaz" diye mektup yolladı. Bunun üzerine Muğire de Muaviye'ye şunları yazdı: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in namazdan çıkmasının akabinde üç kere şunları söylediğini işittim: 'La ilahe illallahu vahdehu la şerike lehu, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu ve huve ala kulli şey'in kadir == Bir olan Allah'tan başka ilah yoktur. Onun ortağı yoktur. Mülk onundur. Hamd ona mahsusutur. O her şeye kadirdir.' Ve yine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ''Kİyle ve kale yi (dedikodu), çok soru sormayı, mal telef etmeyi, analara itaatsizlik etmeyi, kızları diri diri toprağa gömmeyi yasakladı" diye yazdı. Fethu'l-Bârî Açıklaması "Dedikodunun çirkin görülmesi." Bundan maksat Hz. Nebi'in içinde fayda olmayan sözü yasaklamış olduğudur. Bazıları, söylenmek istenenin insanların sözlerini nakletme ve bunu araştırmalarıdır kanaatini benimsemiştir. Mesela bir kimsenin kendisinden nakledilmesinden hoşlanmadığı halde "Filanca şöyle dedi", "Onun hakkında şöyle dendi" denmesi buna örnektir. Bazıları ise hadiste getirilen yasaklık herhangi bir olay hakkında alimlerden birçok görüş nakledip, sonra tercih ettirici bir sebep olmaksızın bunlardan birine göre amel etmek veya ağır basan görüşü beyan etmek maksadıyla araştırmada bulunmadan ve ihtiyatlı olmaksızın bunları mutlak olarak söylemektir. Çok soru sorma yasaklığı, talepte ısrarı ve kişiyi ilgilendirmeyen şeyi sormayı da kapsar. Yasaklıktan maksat, "Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın"(Maide 101) ayetinin hakkında indiği meselelerdir denilmiştir. Bazılarına göre ise bu yasaklık, dini meseleleri n (ihtiyaç yokken) detayına girmeden ileri gitmeyi kapsar. İmam Malik'in şöyle dediği nakledilir: Allah'a yemin olsun ki ben meseleleri füruuna ayırma tavrınızdan korkuyorum. Buradan hareketle selef alimlerinden bir grup henüz meydana gelmemiş olayların hükmünü sormayı -dinde zorlama, zor beğenen, zaruret yokken zanna dayanarak hüküm verme gibi sakıncalar içerdiğinden- mekruh görmüşlerdir. Bu konuların birçoğu Salat Bölümündeki hadis açıklanırken geçmişti ve orada çok soru sorma yasaklığının mal konusunda olduğundan söz edilmişti. Bazıları "Malı telef etme" ifadesine uygun düştüğü için bu yaklaşımı tercih etmişlerdir
  6. 6474Her kim iki çene kemiği arasındaki (dili)ni ve iki budu arasında bulunan (organ)'ı (kötülükten korumayı) bana…Sehl İbn Sa'd'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her kim iki çene kemiği arasındaki (dili)ni ve iki budu arasında bulunan (organ)'ı (kötülükten korumayı) bana garanti ederse ben de ona cenneti garanti ederim!" buyurmuştur
  7. 6475Allah'a ve ahiret gününe iman eden hayır söylesin veya sussun. Allah'a ve ahiret gününe iman eden konuşursa…Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah'a ve ahiret gününe iman eden hayır söylesin veya sussun. Allah'a ve ahiret gününe iman eden konuşursa eziyet etmesin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden konuğuna ikram etsin!" buyurmuştur
  8. 6476Konukluk üç gündür. Onlardan biri caizesidirEbu Şureyh el-Huzaİ şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu hadisi tebliğ ederken iki kulağım söylediklerini işitti ve kalbim de ezberledi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Konukluk üç gündür. Onlardan biri caizesidir" buyurdu. "Konuğun caizesi (yani mutat üstü ikramı) nedir?" denildi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Konuğun mutat üstü ikramı (caizesi) bir gün ve bir gecedir. Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa konuğuna ikram etsin. Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa hayır söylesin veya sükQt etsin!" buyurdu
  9. 6477Kul bazen manasını düşünmeden bir söz söyler de o söz sebebiyle cehennemin içinde güneşin doğduğu yer ile…Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kul bazen manasını düşünmeden bir söz söyler de o söz sebebiyle cehennemin içinde güneşin doğduğu yer ile battığı yer arasından daha uzak bir derinliğe kayıp gider
  10. 6478Bir kul, Allah'ın hoşnut olduğu kelimelerden bir kelimeyi önem vermeyerek söyler de Allah o kimseyi bu kelime…Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bir kul, Allah'ın hoşnut olduğu kelimelerden bir kelimeyi önem vermeyerek söyler de Allah o kimseyi bu kelime sebebiyle birçok derecelere yükseltir. Bir kul da Allah'ı öfkelendirecek kelimelerden bir kelimeyi hiç önem vermeden söyler de kendisi o kelime sebebiyle cehennemin içine düşer!" Fethu'l-Bârî Açıklaması "Dili muhafaza etme." Yani lisanı şer'an konuşmak caiz olmayan şeylerden muhafaza etmek. Bunlar kişinin o sözleri ağzına almaya hiç ihtiyacı olmayan sözlerdir. Ebü'ş-Şeyh'in Kitabu's-Sevab'da, Beyhakıınin Şuabu'l-İman'da Ebu Cuhayfe'den yaptıkları nakle göre Resulullah s.a.v. "Amellerin Allah'a en sevimli olanı dili muhafazadır" demiştir. "Allahu Teala'ın 'İnsan hiçbir söz söylem ez ki yanında gözetleyen, yazmaya hazır bir melek bulunmasın. '(Kaf 18) sözü." Bu ayette geçen "er-rakıb" muhafaza eden, "el-atıd" hazır bulunan demektir. Susmanın faziletine dair birçok hadis gelmiştir. Bunlardan birisi Süfyan İbn Abdullah es-Sakafı'nin şu rivayetidir: Resulullah'a "Benim açımdan endişe ettiğin en korkunç şey nedir?" diye sordum. Resulullah s.a.v. "Budur" dedi ve dilini tuttu (Tirmizı, Zühd) Tirmizı bu hadisi hasen-sahih şeklinde değerlendirmiştir. İman Bölümünde "Müslüman, Müslümanların lisanından ve elinden salim olduğu kimsedir" ifadesi daha önce geçmişti. Ahmed İbn Hanbel'in, sahihtir değerlendirmesi ile İbn Hibban'ın, el-Bera'dan yaptıkları nakle göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır söylemek hariç dilini tut" buyurmuştur.(Ahmed İbn Hanbel, LV, 299; İbn Hibban, Sahih, II, 97) Ukbe İbn Amir şöyle anlatmıştır: Resulullaha "Kurtuluş nedir?" diye sordum. Bana "Dilini tut" diye cevap verdi. Bu hadisi Tirmizı nakletmiş ve hasendir değerlendirmesinde bulunmuştur.(Tirmizı, Zühd) Muaz'ın naklettiği bir hadise göre Resulullah "Bütün işin özünü sana haber vereyim mi? Bunu tut" dedi ve diline işaret etti. Ben "Ya Resulallah! Bizler bnuştuğumuz şeylerden hesaba çekilecek miyiz?" dedim. Resulullah "İnsanları yüzüstü cehenneme atan dilleriyle kazandıklarından başka nedir ki?" buyurdu. Bu hadisi Ahmed İbn Hanbel, sahihtir değerlendirmesiyle Tirmizı, Nesaı ve İbn Mace rivayet etmişlerdir.(Ahmed İbn Hanbel, V, 231, 236, 237; Tirmizı, İman; Nesaı, es-Sünenu'l-Kübra, VI, 428; İbn Mace, Fiten) Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah "Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyi terketmesi güzel Müslümanlığındandır" buyurmuştur. Bu hadisi Tirmizı nakletmiş ve hasendir değerlendirmesinde bulunmuştur.(Tirmizi, Zühd) "Men yadman = kim garanti eder." Kelime masiyeti terk etme sözünde durma anlamına "ed-daman"dan türemiştir. Hadiste "ed-daman" kullanılmış ve bununla kelimenin lazimı manası kastedilmiştir. Bu mana dil üzerindeki hakkı ifa etmektir. Buna göre hadisin manası şöyle olmaktadır: Her kim dili üzerindeki gerekli olan şeyleri konuşup, gereksiz şeyleri konuşmamak şeklindeki hak ile cinsel organı üzerindeki onu helal yolda kullanıp, haramdan kaçınma şeklindeki hakkı ifa ederse, ben de ona cenneti garanti ederim. "Lahyeyhi." Bu ağzın iki yanındaki kemikler anlamına gelir. Hadiste kastedilen bu ikisi arasındaki dil ve onunla sağlanan konuşma, iki bacağı arasındakinden maksat da cinselorgandır. İbn Battal şöyle demiştir: Hadis dünyada kişinin başına gelebilecek belanın en büyüğünün dilinden ve cinselorganından kaynaklandığını göstermektedir. Her kim bu iki organın şerrinden korunursa kötülüğün en büyüğünden korunmuş olur. Ebu Hureyre'nin naklettiği ikinci hadisin açıklaması Edeb Bölümünün baş taraflarında geçmişti. Bu hadiste misafire ikram etme, ona eziyet etmeme tavsiye edilmektedir. Hadiste "Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya hayrı söylesin ya da sussun" buyurulmuştur. Ebu Şureyh'in rivayet ettiği üçüncü hadiste de yine misafire üç gün ikram edileceği e bir de mutat üstü bir ikram (caize) söz konusu olduğu bildirilmiştir. Caizenin ne olduğu sorulduğunda bunun bir gün ve bir gece olduğu şeklinde cevap verilmiştir. "Kul bazen manasını düşünmeden bir söz söyler de ... " Bu cümledeki "elkelime" ister uzun, ister kısa hayır veya şer olarak anlaşılan söz demektir. "Kelimetu'ş-şahade = Şehadet sözü" buna örnektir. Nitekim kasideye de "kelimetu fulanin = filancanın sözü" denilir. "Ma yetebeyyenu fıha = manasını düşünmeden" yani manasını talep etmeksizin, bir başka ifadeyle o mana üzerinde acele etmeden dikkatli davranmış olmak için ve ancak masıahat ortaya çıktığında onu söylemiş olmak için düşünce bazında araştırmadan ve üzerinde düşünmeden demektir. "Yezellu biha" yani düşer, ayağı kayar. İbn Abdilberr şöyle der: İnsanın cehenneme yuvarlanmasına sep olan söz, zalim sultanın yanında söylediği sözdür. İbn Battal bu cümleye haksız yere veya Müslümanın aleyhine çalışarak zalim sultanın yanında söylediği sözdür ilavesinde bulunmuştur. Bu söz -söyleyen bunu kastetmemiş bile olsa- o kişinin helakine sebeptir. Kişi bunu kastetmemiş bile olsa bazen bu sakıncalı duruma yol açabilir ve onun günahı söyleyenin üzerine yazılır. Dereceleri yükselten ve Allah'ın rızasının yazılmasına sebep olan söz ise bir Müslümandan herhangi bir haksızlığı gideren veya bir sıkıntısını ortadan kaldıran ya da bir mazluma yardım etme sağlayan sözdür. Bir başkası şöyle demiştir: Bu söz sultan sahibinin yanında Allah'ı gazaplandırmak pahasına onu hoşnut eden sözdür. İbnü't-Tıyn şöyle der: Çoğunlukla olan budur. Bazen otorite sahibi olmayan fakat kendisinden sultandan gelebilecek faydaların gelebileceği kimselerin nezdinde de söylenebilir. Kadı lyaz şöyle demiştir: Bu sözün müstehcen ve çirkin söz olma, bir Müslümana üstü kapalı büyük günah işleme iftirası veya akıl hastası olduğu iftirası ya da içinden inanmasa da Nebiliği ve dini hafife alma sözleri olma ihtimali de vardır. Nevevı şöyle der: Bu hadis dili muhafaza etmeye teşvikte bulunmaktadır. Dolayısıyla konuşmak isteyen kimsenin söz ağzından çıkmadan önce söyleyeceği şeylerin üzerinde iyice düşünmesi uygun olur. Konuşacağı sözde bir masıahat ve menfaat ortaya çıkarsa konuşur. Aksi takdirde susar. İkinci ve üçüncü hadisin açıkça ifade ettiği şeyin bu olduğunu belirtmiş olalım. "Yehvı" kelimesi hakkında Kadı lyaz düşerek cehennemi boylar demiştir
  11. 6479Yedi sınıf insan vardır ki Allah onları (kıyamet gününde) kendi gölgesi altında gölgelendirecektir. Bunlardan…Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Yedi sınıf insan vardır ki Allah onları (kıyamet gününde) kendi gölgesi altında gölgelendirecektir. Bunlardan biri Allah'ı anıp da iki gözü yaşlarla dolan kişidir" demiştir. Fethu'l-Bârî Açıklaması İmam Buhar! bu başlık altında Allahu Teala'ın kendi gölgesiyle gölgelendirecek olduğu yedi sınıf insandan söz eden hadisin bir kısmına yer vermiştir. Bu hadis, bütünlüğü içinde açıklamasıyla birlikte Mesacid Bölümünde geçmişti
  12. 6480Sizden önce geçen ümmetierden bir kişi vardıHuzeyfe'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden önce geçen ümmetierden bir kişi vardı. Amelinin kötülüğünü düşünerek ailesine şöyle bir vasiyette bulunmuştu: 'Ben öldüğüm zaman benim cesedimi alın ve beni küçük küçük zerrelere parçalayın ve sıcak bir günde denize serpip dağıtın!' Ölünce aile fertleri onu dediği şekilde yaptılar. Allah onun zerrelerini topladıktan sonra kendisine 'Seni bu yaptığın işe sevkeden nedir?' diye sordu. O kul da 'Beni bu işi yapmaya sevkeden, ancak senden korkmamdır' dedi. Bunun üzerine Allah onu bağışladı
  13. 6481Sizden önce geçenler içinde -veya sizden öncekiler içinde- bir adam vardı. Allah ona mal ve eulat vermiştiEbu Said el-Hudri'nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle bir olay anlatmıştır: "Sizden önce geçenler içinde -veya sizden öncekiler içinde- bir adam vardı. Allah ona mal ve eulat vermişti." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "Kendisine ölüm yaklaşınca oğullarına 'ben sizler için ne çeşit bir baba oldum?' dedi. Oğulları 'Sen bize hayırlı bir baba oldun' dediler. O da 'Şurası muhakkak ki bu baba Allah yanında bir hayır biriktirmemiştir' dedi." Katade bu "Iem yebteir" sözünü "Allah yanında bir hayır biriktirmemiştir" şeklinde tefsir etmiştir. "Baba şöyle devam etti: 'Bu baba Allah huzuruna vardığında Allah ona azap edecektir. Bunun için bakınız! Ben öldüğüm zaman beni yıkayınız, kapkara kömür olduğum zaman beni ezip öğüterek ufalayınız -veya beni iyice inceltiniz.Sonra şiddetli esen bir rüzgar olduğu zaman benim zerrelerimi rüzgara verip uçurunuz' dedi ve oğullarından bu söylediklerini yapacaklarına dair 'Rabbime yemin olsun ki yapacağız!' diye kesin ahd ve söz aldı. Sonra oğulları onun kendilerine söylediği bu işleri yaptıilir Allah o kimseye 'OL! buyurdu. O da hemen bir adam olup, ayakta durdu. Sonra Allah ona 'Ey kulum bu yaptığın uasiyete seni seukeden nedir?' diye sordu. O zat 'Senin mehafetin -veya senden korkmaktır-' dedi. Allah 'onu Allah'ın kendisine merhamet etmesi telafi eder' buyurdu." Fethu'l-Bârî Açıklaması "Allah'tan korkma." Allah'tan korkma, yüce makamlardan birisidir. Bu, imanın gerektirdiği şeylerdendir. Allahu Teala bu konuda şöyle buyurmuştur: "Şu halde eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun. "(Al-i İmran 175) "Şu halde insanlardan korkmayın, benden korkun. "(Maide 44) "Kulları içinden ancak alimler Allah'tan (gereğince) korkar. "(fatır 28) Bundan önce "Ben sizin içinizde Allah'ı en iyi bileniniz ve O'ndan en çok korkanınızım"(Ahmed İbn Hanbel, VI, 122) hadisi geçmişti. Kul, Rabbine ne kadar yakın olursa onun dışındakileri bir yana bırakarak ondan o derece korku içinde olur. Allah'Cı Teala melekleri "Onlar üstlerindeki Rablerinden korkarlar"(Nahl 50) şeklinde nitelerken Nebileri "O Nebiler ki Allah'ın gönderdiği emirleri duyururlar, Allah'tan korkarlar ve ondan başka kimseden korkmazlar"(Ahzab 39) şeklinde nitelemektedir. Allah'a yakın olanların (mukarrabCın) korkuları daha fazla olur. Çünkü onlardan, başkalarından istenmeyen şeyler talep edilir ve onlar bu mertebelerinin hakkını verirler. Zira o kulun Allah için yapması gereken şey, erişmiş olduğu mertebeye şükretmektir. Dolayısıyla onun işgal ettiği mertebenin yüceliğinden dolayı yapacağı şükür katlanır. Kul istikamet üzere dosdoğru olduğunda korkusu ya kötü akıbete uğramaktan kaynaklanır. Çünkü Allahu Teala "Allah kişi ile onun kalbi arasına girer"(Enfal 24) buyurmaktadır. Ya da derecesinin nispeten eksikleceği endişesinden kaynaklanır. Bu kişi doğru yoldan sapmışsa korkusu yaptığı fiilin kötü akıbetindendir. Bu korku, pişmanlık duygusu ve günahtan vazgeçmekle birlikte ona fayda sağlar. Çünkü korku, yapılan fiilin çirkinliğini bilmekten ve o fiile karşı yöneltilen tehdide inanmaktan ve kendisine tövbe etmenin nasip olmayacağı düşüncesinden kaynaklanır ya da kişinin Allahu Teala'ın bağışlamayı dilediği kişilerden olmadığı düşüncesinden doğar. Netice olarak kul günahından korkmakta, Rabbinden kendisini bağışladığı kimselerin zümresine katmasını talep etmektedir. Bu konuya bundan önceki hadis de dahildir. O hadiste şöyle bir cümle yer almaktaydı: "Bir diğeri de varlıklı ve güzel bir kadının davet ettiği erkektir ki o 'ben Allah'tan korkarım' der." Bu konuya giren bir başka hadis ise mağaraya sığınan üç kişiden söz eden rivayettir. Onlardan birisi Allah korkusuyla bir kadından çekinen ve kendisine verdiği malı ona bağışlayan erkektir. Bu hadisin açıklaması Enbiya Bölümünde İsrailoğulları başlığı altında geçmişti. "Amelinin kötülüğünü düşünerek" bu kişinin kefen soyucu olduğu daha önce geçmişti. "Fe zerrCınl" Bu fiil "tezriye" kökünden türeme olup, zerrelere parçalamak imlamınadır. "TezrCıhu'r-riyah = rüzgarın savurduğu"(Kehf 45) tabiri de bundandır. "Onu Allah'ın merhamet etmesi telafi eder." Yani ortadan kaldırır. İbn Ebi Cemre şöyle demiştir: Burada sözü edilen kişi, inanmış bir mu'mindi. Çünkü o hesaba çekileceğine ve yapılan kötülüklere ceza verileceğine kesin olarak inanmıştl. Yaptığı vasiyete gelince, her halde bu tövbenin geçerli olması için onların dininde caizdi. İsrailoğullarının şeriatında tövbelerinin geçerli olması için kendilerini öldürmesi biçiminde bir hüküm olduğu sabittir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- İbn Ebi Cemre'ye göre bu hadisten bir şeye ona yakın olanla isim vermenin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü hadiste "hadarahu'l-mevtu =ona ölüm gelip çattı" denilmektedir. Oysa bu durumda o kişiye gelip çatan ölüm değil, onun ön alametleridir. 2- Hadisten Muhammed ümmetinin fazileti ve üstünlüğü anlaşılmaktadır. Zira bu ümmete böylesi ağır şer'i mükellefiyetler getirilmemiştir ve hoşgörülü bir din (el-hanmyye es-semha) getirilmek suretiyle ihsanda bulunulmuştur. 3- Hadisten Allahu Teala'ın kudretinin ne kadar büyük olduğu anlaşılmaktadır. Zira o söz konusu kişinin bedenini ezilip ufaltılarak dağıldıktan sonra toplamış bir araya getirmiştir. Biz de şu hatırlatmayı yapalım: Bunların kıyamet günü alacaklara dair bir haber verme olduğu daha önce geçmişti
  14. 6482Benim benzerim ve beni kendisiyle Allah'ın (Nebii olarak) gönderdiği şeyin benzeri şu kimsenin misali gibidir…Ebu Musa el-Eş'ari'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Benim benzerim ve beni kendisiyle Allah'ın (Nebii olarak) gönderdiği şeyin benzeri şu kimsenin misali gibidir ki o bir kavme gelmiş ve 'Ben şurada gözlerimle bir ordu gördüm. Ben çıplak bir korkutucuyum. Hemen kurtulmaya, hemen kaçmaya bakm!' demiştir. Bu haber üzerine bir zümre ona itaat edip, sözünü tutarak bütün gece vakar içinde kaçıp kurtuldu. Bir zümre de onu yalanladı. Bunun üzerine sabahleyin ansızın ordu onları basıp hepsini öldürdü
  15. 6483Benim durumumla insanların durumu ancak şu adamın durumu gibidir: o, bir ateş yakar da ateşin ışığı etrafını…Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Benim durumumla insanların durumu ancak şu adamın durumu gibidir: o, bir ateş yakar da ateşin ışığı etrafını aydınlattığı zaman küçük kelebekler ve onun içine düşen şu hayvancıklar içine düşmeye başlarıar. O adam da bu hayvancıkları geri çekmeye başlar. Fakat onlar bu davetçiye galip gelip hepsi de ateşin içine düşerler. İşte ben de sizlerin izar bağlarınızdan tutuyor ve sizleri ateşten çekip kurtarmaya çalışıyorum. İnsanlar ise ateşe giriyorlar
  16. 6484Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların selamette kaldığı kimsedir. Muhacir de Allah'ın yasakladığı…Abdullah İbn Amr'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların selamette kaldığı kimsedir. Muhacir de Allah'ın yasakladığı şeyleri terk edendir" buyurmuştur. Fethu'l-Bârî Açıklaması "Masiyetlerden vazgeçme." Yani onları kesin ve nihai olarak terk etmek, içine düştükten sonra onlardan yüz çevirmek. "Ben çıplak uyarıcıyım." İbn Battal şöyle demiştir: "Çıplak uyarıcı" deyimi Has'am kabilesinden bir adamdan çıkmıştır. Zülhalasa günü birisi ona hamle yapar ve onunla karısının elini keser. Bu kişi kavmine geri döner ve onları uyarıro Bir haberin araştırılması ve tahkiki uğrunda bu kimse "çıplak uyarıcı" şeklinde darb-ı mesel haline gelir. "Fe edlecu" gecenin ilk başında veya manasındaki farklılığa göre bütün gece boyu yürüdüler. "Ala mehelihim" vakar ve sükun içinde demektir. "Fe ceale'r-raculu yez'uhunne" yani onları geri çekmeye başladı. "Fe yaktahimne flha" yani onun içine giriyorlardı. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1 - Hadis insanoğlunun müjdeciden çok uyarıcıya ihtiyaç olduğuna işaret etmektedir. Çünkü insanın yaratılışı ileride verilecek nasibe değil, peşinen verilecek olan haz ve paya meyyaldir. 2- Hadis Hz. Nebi'in şefkati, rahmeti ve ümmetinin kurtuluşuna olan hırsını göstermektedir. Nitekim Allahu Teala aynı manada "O, size çok düşkün, mu'minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir"(Tevbe 128) demektedir. "Bi hucezikum" yani izar bağladığınız yerden demektir
  17. 6485Benim bilmekte olduğumu sizler biliyor olsaydınız muhakkak az güler, çok ağlardınlzEbu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Benim bilmekte olduğumu sizler biliyor olsaydınız muhakkak az güler, çok ağlardınlz" buyurmuştur
  18. 6486Benim bilmekte olduğum şeyleri sizler biliyor olsaydınız muhakkak az güler, çok ağlardınzzEnes r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Benim bilmekte olduğum şeyleri sizler biliyor olsaydınız muhakkak az güler, çok ağlardınzz" buyurmuştur. Diğer tahric: Daha geniş hali; Tirmizi h.no: 2312, İbn-i Mace 4190 Fethu'l-Bârî Açıklaması İmam Buhar! bu konuda Ebu Hureyre'nin yukarıdaki başlığı oluşturan kelimelerle naklettiği hadise ile, Enes hadisini nakletmiştir. Enes'in rivayet ettiği hadis, Maide suresinin tefsirinde daha önce geçen hadisin bir kısmıdır. Bu hadisin açıklaması inşaallah İ'tisam Bölümünde gelecektir. Burada "bilmek"ten maksat, Allah'a karşı gelen kimsenin onun azameti ve intikamına dair bilgisiyle, insanın canı çıkarken ve ölürken, kabirde ve kıyamet günü karşılaşacağı korkunç olaylara dair bilgidir. Bu noktada çok ağlama ve az gülmenin ilişkisi gayet açıktır. Bundan maksat, hadisi duyan ilgili kimselere korku vermektir. Hasan-ı Basrı'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Her kim ölümün varış yeri, kıyametin randevu yeri, Allah'ın huzurunda durmanın bulunma noktası olduğunu bilirse uzun süre dünyada kalması onu üzer
  19. 6487Cehennem şehvet perdeleriyle, cennet de nefsin hoş!anmadığı mükellefiyet perdeleriyle perdelenip örtü!müştürEbu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Cehennem şehvet perdeleriyle, cennet de nefsin hoş!anmadığı mükellefiyet perdeleriyle perdelenip örtü!müştür" buyurmuştur. Fethu'l-Bârî Açıklaması "Cehennemin şehvet perdeleriyle örtülmüş olduğu." Bu hüküm herkes için geçerlidir. Ebu Nuaym'in rivayetinde "hudbet" yerine "huffet" kelimesi yer almaktadır ki manası cehennem şehvet perdeleriyle örtülmüştür demek olur. Buna göre şehvetler cehenneme düşmeye sebeptirler. Bu cümle Hz. Nebi'in nefisler kendisine meyletse de şehvetleri kınama, ne fisler kendisinden hoşlanmayıp, onlara ağır gelse de itaatlere teşvik noktasında özlü sözlerinden (cevamiu'l-kelim) ve eşsiz belagatından biridir. "Huffet", "el-hifaf" kökünden türemedir. Manası bir şeye kendisini geçmedikçe ulaşmak mümkün olmayacak derecede onu kuşatan ve çevreleyen demektir. Netice olarak cennete ancak hoşlanılmayan şeylerin çöllerini kat ederek ulaşılırken, cehennemden ancak şehvetleri terk etmek suretiyle kurtulmak mümkün olur
  20. 6488Cennet sizin her birinize kendi ayağındaki nalınının tasmasından daha yakındır. Cehennem de bunun gibidirAbdullah bin Mes’ud'un nakline göre Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Cennet sizin her birinize kendi ayağındaki nalınının tasmasından daha yakındır. Cehennem de bunun gibidir" buyurmuştur