Bölümler
97- 01Vahyin Başlamasının Anlatıldığı BölümKitâbu Bedi'l-Vahy (1-7)
- 02İman KitabıKitâbu’l-İmân (8-58)
- 03İlim KitabıKitâbu'l-İlm (59-134)
- 04Namaz Abdesti KitabıKitâbu'l-Vudû (135-247)
- 05Boy Abdesti (Gusül) KitabıKitâbu'l-Gusl (248-293)
- 06Hayız KitabıKitâbu'l-Hayz (294-333)
- 07Teyemmüm KitabıKitâbu'l-Teyemmum (334-348)
- 08Namaz KitabıKitâbu's-Salât (349-520)
- 09Namaz Vakitleri KitabıKitâbu Mevâkîti's-Salât (522-602)
- 10Ezan KitabıKitâbu'l-Ezân (603-875)
- 11Cuma Namazı KitabıKitâbu'l-Cumua (876-941)
- 12Korku Namazı KitabıKitâbu Salâti'l-Havf (942-947)
- 13İki Bayram Namazı KitabıKitâbu'l-Îdeyn (948-989)
- 14Vitir Namazı KitabıKitâbu'l-Vitr (990-1004)
- 15Yağmur İsteme (İstiskâ) Namazı KitabıKitâbu'l-İstiskâ (1005-1039)
- 16Güneş ve Ay Tutulması (Küsûf) KitabıKitâbu'l-Küsûf (1040-1066)
- 17Kur'an'daki Secde Ayetleri KitabıKitâbu Sücûdi'l-Kur'ân (1067-1079)
- 18Namazı Kısaltma KitabıKitâbu Taksîri’s-Salât (1080-1119)
- 19Teheccüd Namazı KitabıKitâbu't-Teheccüd (1120-1187)
- 20Mekke ve Medine Mescidi'nde Namaz Kılmanın Fazileti KitabıKitâbu Fazli's-Salâti Fî Mescidi Mekke ve'l-Medîne (1188-1197)
- 21Namazda İş Yapma KitabıKitâbu’l-Amel Fi's-Salât (1198-1223)
- 22Namazda Yanılma KitabıKitâbu's-Sehv (1224-1236)
- 23Cenazeler KitabıKitâbu' l-Cenâiz (1237-1394)
- 24Zekât KitabıKitâbu'z-Zekât (1395-1512)
- 25Hac KitabıKitâbu’l Hac (1513-1772)
- 26Umre KitabıKitâbu'l-Umra (1773-1805)
- 27Hac veya Umre'den Alıkonulma ve İhramda İken Avlanma Cezası KitabıKitâbu'l-Muhsar (1806-1820)
- 28İhramlı İken Avlanma Cezası KitabıKitâbu Cezâu’s-Sayd (1821-1866)
- 29Medine'nin Faziletleri KitabıKitâbu Fezâili'l-Medîne (1867-1890)
- 30Oruç KitabıKitâbu’s-Savm (1891-2007)
- 31Teravih Namazı KitabıKitâbu Salâti't-Terâvîh (2008-2013)
- 32Kadir Gecesi'nin Fazileti KitabıKitâbu Fezâili Leyleti’l-Kadr (2014-2024)
- 33İtikat KitabıKitâbu'l-İ'tikâf (2025-2046)
- 34Alışveriş KitabıKitâbu’l-Buyû (2047-2238)
- 35Selem KitabıKitâbu's-Selem (2239-2256)
- 36Şuta (Öncelikli Alım Hakkı) KitabıKitâbu'ş-Şu'fa (2257-2259)
- 37Îcâr (Kiralama) KitabıKitâbu’l-İcâra (2260-2286)
- 38Havâle KitabıKitâbu'l-Havâlât (2287-2289)
- 39Kefil Olma KitabıKitâbu'l-Kefâle (2290-2298)
- 40Vekil Olma KitabıKitâbu'l-Vekâle (2299-2319)
- 41Ziraat Ortakçılığı KitabıKitâbu'l-Hars ve’l-Muzâraa' (2320-2350)
- 42Bağ-Bahçe Sulama Ortakçılığı KitabıKitâbu'l-Musâkâ (2351-2383)
- 43Ödünç Para İsteme (Kredi), Borç Ödeme, Kısıtlama, İflas KitabıKitâbun Fi’l-İstikrâz (2385-2409)
- 44Anlaşmazlıklar KitabıKitâbun Fi'l-Husûmât (2410-2425)
- 45Buluntu ve Kayıp KitabıKitâbun Fi’l-Lukata (2426-2439)
- 46Haksızlıklar KitabıKitâbu'l-Mezâlim ve'l-Gasb (2440-2482)
- 47Ortaklık (Şirket) KitabıKitâbu'ş-Şerike (2483-2507)
- 48Rehin Alma (İpotek) KitabıKitâbu'r-Rehn (2508-2515)
- 49Köle Azat Etme KitabıKitâbu'l-Itk (2517-2559)
- 50Köle ile Azatlık SözleşmesiKitâbu’l-Mukâtebe (2560-2565)
- 51Hibe (Bağışlama) ve Hibe'nin Fazileti KitabıKitâbu'l-Hibe (2566-2636)
- 52Şahitlik KitabıKitâbu’ş-Şehâdât (2637-2689)
- 53Anlaşmazlıkların Giderilmesi (Sulh) KitabıKitâbu's-Sulh (2690-2710)
- 54Şart Koşmalar KitabıKitâbu'ş-Şurût (2712-2737)
- 55Vasiyetler KitabıKitâbu'l-Vasâyâ (2738-2781)
- 56Cihad ve Siyer KitabıKitâbu'l-Cihâd ve's-Siyer (2782-3090)
- 57Humus KitabıKîtâbu Farzi'l-Humus (3091-3155)
- 58Cizye KitabıKitâbu'l-Cizye (3157-3189)
- 59Yaratmaya Başlamanın Anlatıldığı BölümKitâbu Bedi'l-Halk (3190-3325)
- 60Peygamberler KitabıKitâbu Ehâdîsi'l-Enbiyâ (3326-3488)
- 61Menkıbeler KitabıKitâbu'l-Menâkıb (3489-3648)
- 62Sahabenin Üstünlükleri KitabıKitâbu Fezâili Ashâbi'n-Nebî (3649-3775)
- 63Ensarın Menkıbeleri KitabıKitâbu Menâkıbi'l-Ensâr (3776-3948)
- 64Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Gazveleri KitabıKitâbu'l-Meğâzî (3949-4473)
- 65Tefsir KitabıKitâbu Tefsîri'l-Kur'ân (4474-4977)
- 66Kur'an'ın Üstünlükleri KitabıKitâbu Fezâili'l-Kur'ân (4979-5062)
- 67Nikâh KitabıKitâbu'n-Nikâh (5063-5250)
- 68Boşanma KitabıKitâbu’t-Talâk (5251-5350)
- 69Aile İçin Harcamalar (Nafakalar) KitabıKitâbu'n-Nafakât (5351-5372)
- 70Yemek Yeme KitabıKitâbu’l-Et'ime (5373-5466)
- 71Akika KitabıKitâbu’l-Akîka (5467-5474)
- 72Avlanma ve Hayvan Kesimleri KitabıKitâbu’z-Zebâih ve's-Sayd (5475-5544)
- 73Kurban KitabıKitâbu' l-Edâhî (5545-5574)
- 74İçecekler KitabıKitâbu'l-Eşribe (5575-5639)
- 75Hastalıklar KitabıKitâbu'l-Merdâ (5640-5677)
- 76Tıp KitabıKitâbu't-Tıb (5678-5782)
- 77Giyim-Kuşam KitabıKitâbu’l-Libâs (5783-5969)
- 78Âdâb KitabıKitâbu'l-Edeb (5970-6226)
- 79İzin İsteme KitabıKitâbu'l-İsti'zân (6227-6303)
- 80Dua KitabıKitâbu'd-Deavât (6304-6411)
- 81Kalbi İncelten Öğütler KitabıKitâbu'r-Rikâk (6412-6593)
- 82Kader KitabıKitâbu'l-Kader (6594-6620)
- 83Yemin ve Adak KitabıKitâbu’l-Eymân ve'n-Nüzûr (6621-6707)
- 84Yemin Keffâreti KitabıKitâbu Keffârâti'l-Eymân (6708-6722)
- 85Ferâiz (Miras Hukuku) KitabıKitâbu'l-Ferâiz (6723-6771)
- 86Had Cezaları KitabıKitâbu'l-Hudûd (6772-6860)
- 87Diyet KitabıKitâbu'd-Diyât (6861-6917)
- 88Dinden Dönenler ve Hakka Karşı İnat Edenlerden Tevbe Etmelerini İsteme ve Bunlarla Savaşma KitabıKitâbu’l-İstitâbeti'l-Murteddîn (6918-6939)
- 89İnsanın İstemediği Şeye Zorlanması KitabıKitâbu’l-İkrâh (6940-6952)
- 90Hileler (Hukukî Çâreler) KitabıKitâbu’l-Hıyel (6953-6981)
- 91Rüya Yorumu KitabıKitâbu't-Ta'bîr (6982-7047)
- 92Fitneler KitabıKitâbu'l-Fiten (7048-7136)
- 93Ahkâm KitabıKitâbu'l-Ahkâm (7137-7225)
- 94Temenni KitabıKitâbu't-Temennî (7226-7245)
- 95Vâhidlerin - Tek Kişilerin Haberleri KitabıKitâbu Ahbari'l-Ahadi (7246-7267)
- 96Kitap ve Sünnete Bağlanma KitabıKitâbu'l-İ'tisâm (7268-7370)
- 97Tevhid KitabıKitâbu't-Tevhîd (7371-7563)
Tüm hadisler
324 / 376- 6509Hiçbir Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ruhu, cennetteki durağını görmedikçe kabzolunmaz. Sonra (ölmekle…Nebi s.a.v.'in eşi Hz. Aişe şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sağlığı yerinde iken "Hiçbir Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ruhu, cennetteki durağını görmedikçe kabzolunmaz. Sonra (ölmekle hayatta kalmak arasında) muhayyer kılınır." buyurup dururdu. Hastalanıp, ruhu kabzolunma zamanı gelince, başı benim dizimin üstünde bulunduğu bir sırada: kendisine bir süre baygınlık geldi. Sonra ayılınca gözünü tavana doğru dikti, sonra "Ya Allah en yüksek refiki isterim" diye dua etti. Bunun üzerine ben "Artık Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şimdi bizleri tercih etmiyor" dedim ve bildim ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu duası sıhhatlı zamanında bize söyleyegeldiği haber(in kendisinde tecellisi)dir. Aişe r.anha Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in konuştuğu en son kelime işte bu "Allahumme errefika'l-a'la= Allah'ım! En yüksek refiki isterim" duası oldu demiştir. Fethu'l-Bârî Açıklaması "Allah'a Kavuşmayı Arzu Eden Kimseye Allah'ın da Kavuşmayı Sevmesi." Alimler şöyle demişlerdir: Allah'ın kulunu sevmesi, onun için hayır irade etmesi, kendisine hidayette bulunması, in'am etmesi, sevmemesi ise bunun tam zıttını yapması demektir. "Artık mu'mine (ölüm gibi)" kendisini karşılayacak "hallerden daha sevimli bir şeyolamaz." Yani öldükten sonra kendisini karşılayacak hallerden daha sevimlisi olamaz. İbnü'I-Esir en-Nihaye'de şöyle der: Burada "Allah'a kavuşmak" tabirinden maksat, ahiret yurduna gitmek, Allah'ın katında olanları talep etmek demektir. Yoksa bundan maksat ölüm değildir. Çünkü hiç kimse ölümden hoşlanmaz. Dünyayı terk eden ve ondan hoşlanmayan kimse Allah'a kavuşmayı sever. Dünyayı tercih edip, ona meyleden kimse Allah'a kavuşmaktan hoşlanmaz. Çünkü kendisi Allah'a ölümle ulaşır. "Allah'a kavuşma" deyimini ölümün dışında bir anlayışlatevil meselesinde İbnü'l-Esır'i İmam Ebu Ubeyd el-Kasım İbn Sellam geçmiş ve şöyle demiştir: Bence bunun açıklaması ölümden hoşlanmamak ve onun şiddeti değildir. Zira bu duygudan uzak olan hiç kimse hemen hemen yoktur. Fakat asıl kınanmış olanı dünyayı tercih etmek, ona meyletmek, Allah'a ve ahiret yurduna gitmekten hoşlanmamaktır. İbnü'l-Esır şöyle der: Bu anlayışı ortaya koyan şeylerden biri Allahu Teala'ın dünya hayatını seven topluluğu şu şekilde ayıplamasıdır: "Huzurumuza çıkacaklannı beklemeyenler, dünya hayatına razı olup, onunla rahat bulanlar ve ayetlerimizden gafil olanlar yok mu? İşte onlann kazanmakta olduklan (günahlar) yüzünden varacaklan yer ateştir!"(Yunus 7, 8) İmam en-Nevevı şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: Şer'an geçerli sayılan sevgi ve hoşlanmama tövbenin kabul edilmediği durum olan canın çıktığı andır. Zira o esnada canını veren kimse için gerçek ortaya çıkar ve gittiği yer gözünün önünde belirir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1 - Kötü insanlar çok olsa bile söze taşıdıkları şereften dolayı iyilerle başlanır. 2- Verilecek karşılık, yapılan amelin cinsinden olur. Zira Allahu Teala sevgiye sevgiyle, hoşlanmamaya hoşlanmama ile karşılık vermektedir. 3- mu'minler ahirette Rablerini göreceklerdir. Ancak bu tartışılır. Zira "Allah'a kavuşmak" onu görmekten daha geneldir. 4- Bağışlanan kişinin üzerinde sevinç alametleri belirdiğinde bu onun hayırla müjdelendiğinde, aksi durumun bunun aksine delildir. 5- Allah'a kavuşma sevgisi ölümü temenni etme yasaklığına dahil değildir. Çünkü o ölümü temenni etmemekle birlikte mümkündür. Şöyle ki; Allah'a kavuşma sevgisi mevcuttur ve kişinin bu durumdaki hali ölümün gelmesi veya geç gelmesiyle farklı olmaz. Ölümü temenni etme yasağı, hayatın devam etmesi durumunda geçerlidir diye yorumlanmıştır. Can çekişme ve gideceği yeri görme durumunda Allah'a kavuşma sevgisi söz konusu yasaklığa dahil olmaz. Tam tersine bu müstehab olur. 6- Sağlıklı iken ölümden hoşlanmamanın ayrıntısı vardır. Ölümden sonraki ahiret nimetine yaşamayı tercih ettiği için ölmekten hoşlanmayan kimse kınanmıştır. 7 - Bir kimse hesaba çekilmesine yol açacak diye ölümden hoşlanmıyorsa, amelinde kusurlu olup, sorumluluktan kurtularak ve Allah'ın emrini gerektiği gibi yerine getirerek hazırlık yapmak suretiyle ölüme hazırlanmamışsa bu kimse mazurdur. Fakat kendisinde bu kusurları bulan kimsenin derhal hazırlığa başlaması en uygunudur. Böyle bir kimseye ölüm gelip çattığında ondan nefret etmez. Aksine ölümden sonra Allah'a kavuşmayı umduğu için onu sever. 8- Allahu Teala'ı bu dünyada canlı olan hiçbir şahıs göremez. Bu mu'minler için öldükten sonra gerçekleşecektir
- 6510La ilahe illailah ölümün birçok sekeratı vardırAişe r.anha şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ölüm hastalığı boyunca önünde deriden veya ağaçtan içi su dolu bir kap dururdu. -Tereddütlü ifadeyi ravi Ömer b. Said kullanmaktadır.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ellerini suyun içine sokmaya ve (ıslak elleri ile) yüzünü mesh etmeye başlar ve "La ilahe illailah ölümün birçok sekeratı vardır" derdi. Sonra elini kaldırdı ve ruhu alınıncaya kadar "Ya Allah! Beni en yüksek refik camiasında kıl!" diye dua etmeye başladı ve bu duayla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mübarek eli (yana) düştü
- 6511Şu genç yaşarsa buna ihtiyarlık erişmeden sizin başınıza kıyametiniz kopar (hepiniz ölürsünüz)Aişe r.anha şöyle demiştir: Çöl bedevilerinden kaba ve cahil birtakım adamlar vardı. Bunlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelirler ve: "Kıyamet ne zaman kopacak?" diye sorarlardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bunların en küçük yaşlısına bakar ve "Şu genç yaşarsa buna ihtiyarlık erişmeden sizin başınıza kıyametiniz kopar (hepiniz ölürsünüz)" buyururdu. Hişam b. Urve, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kıyametiniz kopar" sözüyle onların öleceklerini kastediyordu, demiştir
- 6512Kendisi rahatlayan veya kendisinden kurtulunmuş alandırEbu Katade b. Rib'i el-Ensari'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanından bir cenaze geçirilmişti. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kendisi rahatlayan veya kendisinden kurtulunmuş alandır" dedi. Sahabiler "Ya Resulallah! Rahatlayan veya kendisinden rahatlanan nedir?" diye sordular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle cevap verdi: "Mu'min olan kul, dünyanın yorgunluklarından ve ezalarından aziz olan Allah'ın rahmetine gidip istirahat eder. Facir olan kul'a gelince, onlar da diğer kul/ar, şehirler, ağaçlar ve hayvanlar kurtulup istirahat ederler!" buyurdu
- 6513(Ölmekle) istirahat eden ve kendisinden istirahat edilendir. Mu'min (dünya yorgunluğundan) istirahat ederEbu Katade'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önünden bir cenaze geçti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "(Ölmekle) istirahat eden ve kendisinden istirahat edilendir. Mu'min (dünya yorgunluğundan) istirahat eder" dedi
- 6514Ölüyü üç şey takip edip kabre kadar gider ve ikisi tekrar geri dönerEnes b. Malik'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ölüyü üç şey takip edip kabre kadar gider ve ikisi tekrar geri döner. Biri onunla birlikte kalır: Ölüyü ailesi, malı ve ameli takip eder. Neticede ailesi ve malı geriye döner, kendisiyle beraber sadece ameli kalır
- 6515Sizden biriniz vefat ettiği zaman sabah akşam ona oturacağı yer arz olunup, gösterilirİbn Ömer'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden biriniz vefat ettiği zaman sabah akşam ona oturacağı yer arz olunup, gösterilir. Ateşten olan ve cennetten olan oturağı gösterilir de ona ta diriltileceği vakte kadar 'İşte burası senin durağındır!- denilir
- 6516Ölülere sövmeyİniz. Çünkü onlar önden göndermiş oldukları amellerin karşılıklarına ulaşmışlardırAişe r.anha'nın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ölülere sövmeyİniz. Çünkü onlar önden göndermiş oldukları amellerin karşılıklarına ulaşmışlardır" buyurmuştur. Fethu'l-Bârî Açıklaması "Ölüm sekeratı", "sekerat" "sekra" kelimesinin çoğuludur. Rağıb ve başkaları şöyle demişlerdir: Sekr, kişi ile aklı arasına engelolan durumdur. Kelime daha çok sarhoşluk verici şeyleri içmede kullanılır. Bu kelime öfke, aşk, elem, uyuma, elemden kaynaklanan kendinden geçme durumlarında da kullanılır. Burada kastedilen bu son durumdur. Hadis-i şerif ölüm şiddetinin insanın mertebesinde eksiklik olduğunu göstermediğini ifade etmektedir. Tam tersine bu durum mümin için ya güzel amellerini arttırma veya yaptığı kötü fiilleri örtme amaçlıdır. Bu açıklamadan yukarıdaki hadislerin atılan başlıkla olan ilişkisi ortaya çıkmaktadır. "Sizin başınıza kıyametiniz kopar." Enes'in radıyallahu anh rivayet ettiği bir hadiste ise "kıyamet kopuncaya kadar" denilmektedir. Kadı Iyaz şöyle der: Hz. Aişe'nin naklettiği bu hadis Enes'in hadisini tefsir etmekte ve maksadın hitaba muhatap olanların kıyameti olduğunu belirtmektedir. Bu cümle Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Sizin şu içinde bulunduğunuz gece var ya! Bundan tam yüz sene sonra şu anda bu gecede bulunanlardan hiçbir kimse, yeryüzünde (hayatta) kalmayacaktır" ifadesine benzemektedir. Bu hadisin açıklaması İlim Bölümünde geçmişti. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in demek istediği, o nesiin o andan yüz sene sonra yok olacağı ve kendi zamanında yaşayanların hiçbirinin konuşmanın üzerinden yüz sene geçtikten sonra hayatta olmayacağıdır. Nitekim gerçek aynen Nebi s.a.v.'in haber verdiği gibi çıkmıştır. Zira Hz. Nebii görenlerden hayatta kalan en son kişi, Müslim ve başkalarının kesin olarak belirttikleri üzere Ebü't-Tufeyl Amir b. Vasile olmuştur. Ebü't-Tufeyl'in vefatı hicrı 110 yılına tesadüf eder. Bu tarih, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaptığı o konuşmadan tam yüz sene sonraki tarihtir. Kirmani şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in verdiği bu cevap üslubu hakimdir. Yani Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara şöyle demiş olmaktadır: Büyük kıyametin ne zaman kopacağını sormayı bırakın. Çünkü bunu Allah'tan başka bilen yoktur. Siz asıl• içinde yaşadığınız asrın yok olacağı vakti sorun. Bu sizin için daha uygun bir sorudur. Zira bu tarihi bilmeniz sizleri vakti geçmeden salih ameli bırakmamaya sevkeder. Çünkü hiçbiriniz diğerini geçecek kişinin kim olduğunu bilmiyorsunuz. "Min nasabi'd-dünya ve ezaha = Dünyanın yorgunluklarından ve eza larından." Hadiste geçen "en-nasab" yorgunluk demektir. "en-Nasab" ve "et-taab" vezin vemana itibariyle aynıdır. İbnü't-Tıyn şöyle der: Hadiste yer alan "el-mümin" kelimesi ile özellikle takva sahibi müminin kastedilmiş olma ihtimali olduğu gibi her çeşit müminin kastedilmiş olması da muhtemeldir. "el-Facir" kelimesi ile de katirin kastedilme ihtimali olduğu gibi her türlü asinin buna dahil olma ihtimali de söz konusudur. Davudi şöyle der: "Kulların istirahatı" o kimsenin yapmış olduğu münkerden dolayıdır. Şayet kendisine tepki gösterecek olurlarsa onlara eziyet eder, tepkiyi bir tarafa bırakacak olurlarsa günaha girerler. "Şehirlerin istirahatı" o kişinin işlediği masiyetlerden kaynaklanır. Zira bu tavır kuraklık sebeplerindendir. Dolayısıyla yapılan hareket ekin ve neslin helak olması sonucunu doğurur. "(Ölmekle) istirahat eden ve kendisinden istirahat edilendir. Mümin dünya yorgunluğundan istirahat eder." Bir Uyarı: Bu hadisin yukarıdaki başlıkla ilişkisi şu açıdandır: Ölü için iki durumdan birisi söz konusudur: Ölü ya rahatlayandır ya da kendisinden kurtulunmuş olandır. Bunlardan her biri için ölüm anında sıkıntılı bir durum veya hafif bir hal söz konusu olabilir. Bunların birincisi sekeratu'l-mevti oluşturandır. Bunun o kişinin takvası veya günahkarlığı ile alakası yoktur. Aksine kişi takva ehli birisi ise sevabı daha da artar. Aksi takdirde o miktarca günahları bağışlanır. Öte yandan aynı kişi kendi sonunda olan dünyanın eziyetinden rahata kavuşur. Bu anlayışı birinci hadisteki Hz. Aişe'nin ifadesi de teyit etmektedir. Ömer b. Abdulaziz şöyle demiştir: Ölüm sarhoşluğunun (sekeratu'l-mevt) bana kolay geçmesini istemem. Çünkü bu durum, bir mu'minin günahının bağışlanacağı son andır. Bununla birlikte müminin karşılaşacağı müjde kendisiyle karşılaştıkları için meleklerin sevinç duyması ve ona refakat etmeleri, Rabbine kavuşma sebebiyle du ya cağı ferahlık ölüm eleminden başına gelen her şeyi kolay hale getirir. Hatta kişi bunlardan hiçbir şey duymuyormuş hale gelir. "Ölüyü ailesi, malı ve ame/i takip eder." Genellikle olan budur. Nice ölü vardır ki kendisini sadece ameli takip eder. Ehlinden cenazesini takip edenlerden maksat arkadaşları ve Arapların adeti üzere hayvanlarıdır. Ona üzüntü duyma durumu geçince aile fertleri definden sonra ister ikamet etsinler, isterse etmesinler geri dönerler. Kişinin amelinin baki kalması, amelin onunla birlikte kabre girmesi demektir. "Sizden biriniz vefat ettiği zaman sabah akşam ona oturacağı yer arz olunup gösterilir." Bu gösteri, gerçekte ruha ve açıklaması daha önce geçtiği üzere onun bedene nimetin veya azabın idrakini mümkün kılan bitişme ile bitiştiği yeredir. Kurtubi bu konuda iki ihtimalden söz eder: Söz konusu gösteri sadece ruha mıdır Yoksa hem ruha ve hem de bedenin bir kl5mına mıdır? İbn Battal'ın nakline göre kendi memleketinden birisi şöyle demiştir: Burada söz konusu gösteriden maksat, bu sizin Allah katında amellerinizin karşılığmın verileceği yerdir demektir. Tekrarla onların bunu hatırlamaları kastediimiştir. Delilolarak cesetlerin fani olduğu ve fani olan bir şeye sunum yapmanın mümkün olmadığı ileri sürülmüş ve şöyle denilmiştir: Buradan anlaşılıyor ki kıyamete kadar devam edecek olan sunum, ancak özellikle ruhlara karşı olacaktır. Söz konusu sunumu "haber verme" şeklinde yorumlama, hadisin zahirinden bunu gerektiren bir şey yokken dönmek anlamına gelir. Dönme ancak ifadenin zahirinden insanı çeviren bir gerekçe olduğunda geçerlidir denilerek bu görüş tenkit edilmiştir. Bizim kanaatimiz ise şudur: Hadisi zahiri manaya yorumlamayı haberin mümin ve kafir hakkında genelolarak varid olması teyit etmektedir. Bu ruha mahsus bir durum olsaydı bu durumda şehir için büyük bir fayda hasıl olmazdı. Çünkü onun ruhu sahih hadislerde ifade edildiği üzere kesinlikle nimetlenmektedir. Kafirin ruhu da aynı şekilde kesin olarak cehennemde azap görmektedir. Hadis bedenle ilişkisi olan ruha sunum şeklinde yorumlandığında bunun faydası hem şehit ve hem de kafir hakkında ortaya çıkar
- 6517Muhammed'i alemler üzerine seçip tercih eden Allah'a yemin ederim ki!Ebu Hureyre r.a. şöyle anlatmıştır: Biri Müslümanlardan, biri de Yahudilerden olan iki adam birbiriyle sövüştü. Müslüman yahudiye "Muhammed'i alemler üzerine seçip tercih eden Allah'a yemin ederim ki!" dedi. Yahudi de Müslümana hitaben: "Musa'yı alemler üzerine seçip tercih eden Allah'a yemin ederim ki!" dedi. Ebu Hureyre dedi ki: Yahudi bu yemini yaptığı sırada Müslüman öfkelendi ve yahudinin yüzüne bir tokat attı. Bunun üzerine Yahudi, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitti ve Müslümanla arasında geçen şeyleri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e haber verdi. Bunun üzerine nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Beni Musa üzerine daha hayırlı kılmayınız! Çünkü insanlar kıyamet gününde hep çarpılıp bayılacaklardır. (Onlarla birlikte ben de çarpılıp bayılırım.) Fakat ben ilk ayılan kimseler için olurum. O anda Musa'ya arşın bir tarafına sıkıca tutunmuş halde görürüm. Bilmiyorum, Musa da bayılanların içinde idi de benden evvel mi ayıldı yoksa bayılmaktan Allah'ın müstesna kıldığı kimselerden mi idi?
- 6518Bayılıp düşecekleri zaman insanlar hep birlikte bayılıp düşerler. Kalkışta ben, ayağa kalkanların ilki…Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Bayılıp düşecekleri zaman insanlar hep birlikte bayılıp düşerler. Kalkışta ben, ayağa kalkanların ilki olurum. Bir de görürüm ki, Musa arşa sıkıca tutunmuş durmaktadır. Artık ben Musa'da bayılanların içinde miydi (yahut değil miydi) bilemiyorum. " Fethu'l-Bârî Açıklaması "Sura üfürülmesi." Bu kelime Kur'an'da el-En'am, el-Muminun, en-NemI, ez-Zümer, Kaf ve başka surelerde tekrar edilir. Aynı şekilde meşhurkıraatlarda ve hadislerde de geçer. Hasan-ı Basrl'nin "suret" kelimesinin çoğulu olarak "suver" şeklinde okuduğu ve ruhların cesetlere yeniden iade edilmesi için onlara üflenmesi manasındadır şeklinde tevil ettiği nakledilmiştir. Ebu Ubeyde, el-Mecaz'da şöyle der: Bu kelime "suret" kelimesinin çoğulu olarak "sur" şeklindedir. Kelime bu haliyle "suru'l-medine" ifadesindeki "sur" gibidir. Duvar ve sur anlamına gelen bu kelimenin çoğulu da sin harfiyle birlikte "suret" şeklindedir. Bu açıklamanın benzerini Taberi bir topluluktan nakletmiştir ve o kelimenin "sufe" kelimesinin çoğulu olan "suf" gibi olduğunu ilave etmiştir. Bilginler şöyle derler: Sura üfürülmek tabirindeki "sur" kelimesinden maksat, ruhların yeniden iade edilmesi için cesetler ve bedenlerdir. Nitekim Allahu Teala "ve nefahtu fihi min ruhi=ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman siz hemen onun için secdeye kapanzn."(Hier 29; Sad 72) en-Nehhas ve başkaları tevile cevap vermede ileri gitmişlerdir. Ezherı şöyle der: Bu açıklama ehl-i sünnet ve'l-cemaatin anlayışına terstir. Biz de şunu ekleyelim: Ebü'ş-Şeyh, Kitabu'I-Azama'da Vehb b. Münebbih'İn şu cümlesine yer verir: Allah suru cam gibi berrak bir halde beyaz inciden yarattı. Sonra arşa "suru al" dedi ve sur ona yapıştı. Ardından "ol" emrini verdi ve İsrafil meydana geldi. Allahu Teala ona suru almasını emretti. O da aldı. Üzerinde bütün ruhun ve alınan nefesin sayısınca delik vardı. Bu hadisin devamında şu ifadeler de yer alır: Sonra bütün ruhlar surda birleşti. Öte yandan Allahu Teala İsrafil'e emredecek ve o sura üfürecek. Böylece her ruh kendi cesedine girecek. Buna göre ruha üfürme suretlere yani cesetlere ulaşsın diye önce sura üfürme şeklinde gerçekleşecektir. Üfürmenin boynuzdan ibaret olan sura üfürülmesİ gerçek, cesetlerden ibaret olan surlara üfürülmesi mecazdır. "Mücahid b. Cebr, sur boru gibi bir şeydir" demiştir. es-Sıhah müellifi şöyle der: Çalınan boru herkesçe malumdur. Batıla da "el-buk" denilir. Yani batıl cinsi bir şeyolduğu için mecazen ona da el-buk denir. Bir Uyarı: Bir şeyin kınanmış olması, övülen bir şeyin ona benzetilmemesini gerektirmez. Vahyin sesi çan sesine benzetilmiştir.Oysa Bed'ü'I-Vahy Bölümünde açıklaması geçtiği üzere namaz vakitlerinin insanlara duyurulması için çan çalınma adeti yasaklanmıştı. Sur merfu hadislerde geçtiği üzere bir borudur. Ezan uygulamasının başlangıcının konu edinildİği yerlerde Yahudilerin ezan vaktini bildirmek için kullandıkları alet hakkında "el-buk" ve "el-karn" kelimeleri kulJanılmıştır. Yemen lehçesinde "sur", "el-karn"ın ismidir. Ebu Davud, hasendir . değerlendirmesiyle Tirmizi, Nesai, .sahihtir değerlendirmesi ile İbn Hibban ve - Hakim'in naklettikleri bir hadiste Abdullah b. Amr b. eı-As şöyle demiştir: Bir bedevi Hz. Nebie gelerek "Sur nedir?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İçine üflenen bir borudur"'cevabını verdi.(Ebu Davud, Sünne; Tirmizi, Sıfatu'l-Kıyame; İbn Hibban, Sahih, XVI, 303; Hakim, Müstedrek, Il, 550) Tirmizi'nin hasendir değerlendirmesi ile Ebu Said' den yaptığı bir nakle göre Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "SCirun sahibi onu ağzına dayamış, ona üflenmesine ne zaman izin verilecek üfleyeceğim diye beklerken ben nasıl rahat hayatyaşanm?" buyurmuştur (Tirmizi, Sıfatu'I-Kıyame)
- 6519Allah (kıyamet günü) bütün yeryüzünü kabzasına alır, gekleri de sağ eli içine dürer büker, sonra (mahşer…Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah (kıyamet günü) bütün yeryüzünü kabzasına alır, gekleri de sağ eli içine dürer büker, sonra (mahşer halkına) 'İşte ben kainatın melikiyim! Yeryüzünün melikleri nerede?' diye hitap eder" buyurmuştur
- 6520Kıyamet gününde bütün yeryüzü tandırda pişirilen bir tek ekmek (gibi) olur. Cebbar olan Allah onu eliyle…Ebu Said el-Hudri r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde bütün yeryüzü tandırda pişirilen bir tek ekmek (gibi) olur. Cebbar olan Allah onu eliyle evirir çevirir alt üst eder. Sizin biriniz yolculukta bazlamasını (tandıra koyup pişirinceye kadar) evirip çevirdiği gibi. (Bu muazzam ekmek) cennet ehli için yolcuk konuk azığı olarak hazırlanır. " Ebu Said dedi ki: Bu sırada bir Yahudi geldi ve "Ya Ebe'I-Kasım! Rahman sana mübarek kılsın! Cennet ehlinin kıyamet günü yol azığının ne olduğunu sana haber vereyim mi?" dedi; Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet" buyurdu. Yahudi "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediği gibi, yeryüzü bir tek ekmek yapılır!" dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize baktı, sonra azı dişleri meydana çıkıncaya kqdar güldü. Sonra Yahudi "Sana cennet ehlinin ekmeklerinin katığını da haber vereyim mi?" dedi ve şöyle devam etti: "Cennet ehlinin katıkları balam ve nun' dur" dedi. Sahabiler "Bunlar nedir?" diye sordular. Yahudi "öküzle balıktır! Bu iki hayvanın ciğerlerinin en nefis uç parçalarını cennet ehlinden yetmiş bin kişi yiyecektir" diye cevap verdi;
- 6521Kıyamet günü insanlar, kepekten arınmış beyaz undan yapılan somun ekmek gibi beyaz bir saha üzerinde…Sehl b. Sa'd'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü insanlar, kepekten arınmış beyaz undan yapılan somun ekmek gibi beyaz bir saha üzerinde. toplanırlar" buyurmuştur. Sehl b. Sa'd -veya başka biri- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "O sahada bir kimseye yol gösterecek (dağ taş gibi) hiçbir alamet yoktur" demiştir. Fethu'l-Bârî Açıklaması "Allah (kıyamet günü) bütün yeryüzünü kabzaslna alır, gökleri de sağ eli içine dürer, büker." İbn Vehb'in Yunus'tan yaptığı rivayette "yevme'l-kıyameti" şeklinde bir farklılık vardır. Kadı lyaz şöyle der: Bu hadis Sahih'te üç lafıila yer almıştır: Bunlar "el-kabz", "et-tayy" ve "el-ahz" kelimeleridir. Bunların her üçü de "el-cem' = toplama" manasınadır. Zira gökler yayılmış, yeryüzü ise elips şeklinde dürülmüş ve uzatılmıştır. Öte yandan söz konusu manalar, "er-ref ' = yukarı kaldırma", "el-izale = izale etme" ve "et-tebdil = değiştirme" manasında birleşir. Bu da Allahu Teala'ın yeryüzünü bir uçtan diğer uca toplayıp yok edeceği sonucuna ulaşır. Üzerinde durduğumuz ifade, söz konusu mahlukları Allah'ın kabzetme ve yaydıktan sonra toplama ve dağıtmasının temsili anlatımıdır. İfade bu haliyle yayma ve kabzetmeye değil, kabzedilen ve yayılan şeye delalet etmektedir. Burada tamamen kuşatmaya da işaret vardır. Bu konunun daha fazla açıklaması inşallah ileride Tevhid Bölümünde gelecektir. "Kıyamet gününde bütün yeryüzü tandırda pişirilen bir tek ekmek (gibi) olur." Hadisteki "arz" kelimesinden maksat, dünya yuvarlağıdır. "Hubze" hakkında Hattabi şöyle demiştir: Hubze, içinde ateş yakıldıktan sonra tandır çukuruna konulan hamur demektir. "Yetekeffeuha el-cebbaru" yani onu evirir çevirir, alt üst eder. "Nüzülen li ehli'l-cenne" bu ifadede yer alan "nüzül" misafire ve askere takdim edilen yiyecek şeyler, azık demektir. Rızka, ihsan ve lütfa da "nüzül" denir. "Aslaha li'l-kavmi nüzülehCı" yani onlara başına oturmaları uygun olan gıdalarını güzelce hazırladı demektir. "Nüzül", yemekten önce misafire acele ile verilen şeye de denir. Kelimenin manaları içinde burada en uygun olanı bu son manadır. "Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize baktı, sonra güldü." Ravi bununla yahudinin kendi kitaplarından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vahiy yoluyla haber verdiğinin aynısını bildirmesine taaccub ettiğini ifade etmek istemektedir. Hakkında vahiy inmeyen hususlarda ehl-i kitabın söylediklerine uygun şeyler söylemesi, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hoşuna gidiyordu. Onların muvafakatları bir de kendisine vahiy inen hususta olduğunda durum nice olur! "Hatta bedet nevacizuhCı." Bu cümledeki "nevaciz", "nacize" kelimesinin çoğuludur. Bundan maksat azı dişlerinin en arkasında alandır. Hadis metninde yer alan "idam" ekmekle birlikte yenilen katık demektir. "Yahudi öküzle balıktır dedi." Hattabi şu açıklamayı yapar: Hadis metninde yer alan "nun" hadiste açıklaması yapıldığı üzere balık demektir. "Balam"a gelince, yahudinin yaptığı tefsir onun öküz olduğunu göstermektedir. Kadı Iyaz şöyle der: Bu konuda söylenebilecek en uygun şey "balam" kelimesinin rivayette yer aldığı şekilde bırakılması ve İbranice bir kelime olduğu şeklinde yorumlanmasıdır. İmam Nevevi bunu kesin bir dille ifade ederek kelimenin öküz manasında İbranice bir kelime olduğunu söylemiştir. "Bu iki hayvanın ciğerlerinin en nefis uç parçalarını cennet ehlinden yetmişbin kişi yiyecektir." Kadı Iyaz şöyle demiştir: "Ziyadetü'l-kebid" ve "zaidetuha" ciğere bitişik başlı başına bir parçadırki ciğerin en nefis kısmıdır. Bundan dolayı yetmiş bin kişinin özelolarak bundan yiyeceği ifade edilmiştir. Herhalde onlar cennete sorgusuz sualsiz girecek olan kimselerqir. Bundan dolayı da misafire takdim edilen ikramın en hoşu ile üstün tutulmuşlardır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "yetmiş" kelimesi ile birçok kişiyi kastetmiş ve bununla herhangi bir rakamı sınırlamak istememiş olma ihtimali vardır. Meğazi Bölümünden biraz önce "Ebvabu'l-hicre" başlığı altında Abdullah b. Selam'ın cennettekilerin yiyeceği ilk yemeğin balık ciğerinin uç parçası olduğunu söylediğine değinmiştik. Müslim'de yer alan Sevban hadisine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Cennet/iklerin armağanıbalık ciğerinin bir parçası olacaktır" demiştir. Aynı hadiste "Onların bu ön ikramdan sonraki gıdaları ise cennetin etrafından yiyen cennet öküzünün kendilerine kesilmesidir" ifadesi ile "Onların içecekleri selsebil adındaki pınardandır" cümlesi de yer almaktadır.(Müslim, hayz) "Ardun afra." Hattabi "el-afer" açık ve net olmayan bir beyazlıktır demiştir. "Ke kursati'n-nakiyyi." Hattabtnin açıklamasına göre karışımdan ve kepekten arınmış halis beyaz undan yapılmış somun ekmek gibi demektir. Sehl veya bir başkasının rivayetine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'O sahada bir kimseye delalet edecek, yol gösterecek hiçbir alamet yoktur' buyurmuştur. "el-Alem" ve "el-ma'lem" aynı manayadır. Hattabi'nin belirttiğine göre bununla yeryüzünün dümdüz olacağı ifade edilmek istenmektedir. "el-Ma'lem" kendisi sayesinde yolun bulunduğu şey, işaret demektir. Kadı Iyaz şöyle der: Söylenmek istenen dünyanın üzerinde mesken, bina, iz ve yol boylarındaki dağ, göze batan bir kaya parçası gibi işaretlerin olmaya. cağıdır. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Bu hadis dünya yüzeyinin nasılolacağını üstü kapalı olarak anlatmakta, onun gideceğini ve onunla olan (mülkiyet) bağın (ın) kesileceğini belirtmektedir. Davı}dı şöyle der: Söylenmek istenen şudur: O gün hiçbir kimse dünyadan herhangi bir şeyi ihraz edemeyecektir, sadece idrak ettiğini elde edecektir. 2- Ebu Muhammed b. Ebi Cemre şöyle der: Bu hadis Allah'ın kudretinin büyüklüğüne delildir. Hadis, kıyamet günü meydana gelecek olayları ayrıntısıyla bildirmektedir ki bunu duyan basiret üzere olsun ve nefsini o korkunç durumdan kurtarsın. Çünkü herhangi bir olayın ayrıntılarını daha meydana gelmeden bilmek onun ansızın gelmesinin aksine nefsi eğitme ve onu kurtuluşunu sağlayacak şeye sevketmek anlamınadır. 3- Hadis insanların mahşergünü dikilecekleri yerin şu andaki yeryüzünden çok daha büyük olduğuna işaret etmektedir Söz konusu sıfatın hikmeti o günün adalet ve hakkın zuhur edeceği gün olduğudur. Alıah'ın hikmeti bunların üzerinde gerçekleşecek olduğu yerin masiyet ve zulümden temiz olmasını gerektirmiştir. Bir de Allah'ın mümin olan kullarına kendi azametine layık olan bir yerde tecelli etmesi öngörülmüştür. Çünkü böyle bir yerde verilecek hüküm, ancak Allah için olacaktır. Dolayısıyla o mahallin Allah'a halis olması uygun düşmüştür. 4- Hadis, dünya arzının yok olacağına ve mahşerde durulacak ola yerin yenileceğine işaret etmektedir. Selef bilginleri arasında "Yer başka bir yer, gökler de (başka gökler) haline getirildiği, (insanlar) bir ue gücüne karşı durulamaz olan Allah'ın huzuruna çıktıkları gün (Allah bütün zalimlerin cezasını uerecektir)"(İbrahim 48) ayetinden neyin kastedildiği yani "yerin değiştirilmesi"nin zatı ve sıfatıyla mı, yoksa sadece sıfatıyla mı olacağı noktasında ihtilaf etmişlerdir. Buraya aldığımız hadis, birinci ihtimali güçlendirmektedir
- 6522İnsanlar (mahşerde) üç fırka olarak toplanırlarEbu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "İnsanlar (mahşerde) üç fırka olarak toplanırlar. Birinci fırka (gelecek hayatı) özleyen, nefret eden zümredir. İkinci fırka ikisi bir deve, üçü bir deve, dördü bir deve, onu bir deve üzerinde sevk olunurlar. Bunların bakiyesini (ki üçüncü fırkadır) bir ateş haşr edip toplar. Onlar nerede istirahat ederlerse o ateşte beraberlerinde istirahat eder. Onlann geceledikleri yerde onlarla birlikte geceler, onlann sabahladıklan yerde beraberlerinde sabahlar v onlarla birlikte yürüyüp, onlann akşamladıklan yerde onlarla beraber akşamlar
- 6523Ey Allah'ın Nebii! Kafir kıyamet günü yüzü üzerinde nasıl haşrolunur?Enes b. Malik r.a. şöyle anlatmıştır: Bir adam "Ey Allah'ın Nebii! Kafir kıyamet günü yüzü üzerinde nasıl haşrolunur?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Dünyada onu iki ayağı üzerinde yürüten Allah, kıyamet gününde yüzü üzerinde yürütmeye kadir değil midir?" diye cevap verdi. Ravi Katade "Evet, Rabbimizin izzetine yemin ederim ki o kudretlidiri" demiştir
- 6524Muhakkak ki sizler Allah'a yalın ayak, çıplak, yaya ve sünnetsiz olarak kavuşacaksınızİbn Abbas r.a.'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Muhakkak ki sizler Allah'a yalın ayak, çıplak, yaya ve sünnetsiz olarak kavuşacaksınız
- 6525Muhakkak ki sizler Allah'a yalın ayak, çıplak, sünnetsiz olarak kavuşacaksınızİbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim. O minber üzerinde konuşma yaparken şöyle diyordu: "Muhakkak ki sizler Allah'a yalın ayak, çıplak, sünnetsiz olarak kavuşacaksınız
- 6526Muhakkak sizler yalın ayak, çıplak olarak toplanacaksınız. 'Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar…İbn Abbas r.a. şöyle anlatmıştır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem aramızda ayağa kalktı ve bir konuşma yaparak şöyle dedi: "Muhakkak sizler yalın ayak, çıplak olarak toplanacaksınız. 'Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar o hale getiririz. (Bu), üzerimize aldığımız bir vaat oldu. Biz (vaat ettiğimizi) yaparız. "'(Enbiya 104) Mahluklar içinde kıyamet gününde ilk olarak elbise giydirilecek kimse İbrahim'dir. Şu da muhakkak ki ümmetimden birtakım adamlar getirilecek ve yakalanıp sol tarafa (cehennem tarafına) götürüleceklerdir. Hemen ben 'Ya Rab onlar benim arkadaşlarımdır (usayhCibf = az sayıda veya zavallı ashabımdırlar)' derim. Allah bana 'Sen onların senden sonra 'dinde ne bid'atler meydana getirdiklerini bilmezsin!' der. Ben de Allah'ın salih kulunun (Meryem oğlu İsa'nın) dediği gibi (şöyle) derim: 'Ben onlara ancak bana emrettiğini söyledim. Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artı onlar üzerinde gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin. EğJr kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin."(Maide, 117, 118) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dedi ki: "Bunun üzerine bana 'Bunlar ökçelerine basarak geri dönmüş mürtedler olmakta devam etmişlerdir' denilir
- 6527Sizler yalın ayak, çıplak, sünnetsiz olarak toplanacaksınızAişe r.anha şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Sizler yalın ayak, çıplak, sünnetsiz olarak toplanacaksınız" diye haber verdi. Aişe şöyle devam etti: Ben de "Ya Resulallahi Erkekler ve kadınlar birbirlerine (avret yerlerine) bakarlar" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Haşr işi, onların bunu düşünmelerinden bile çok şiddetli ve çetindir" buyurdu
- 6528Sizler cennet ehlinin dörtte biri olmaya razı olur musunuz?Abdullah b. Mes'ud şöyle anlatmıştır: Biz (kırk kişi kadar bir topluluk) bir kubbenin içinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in beraberinde bulunuyorduk. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Sizler cennet ehlinin dörtte biri olmaya razı olur musunuz?" buyurdu. Bizler "Evet" dedik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Cennet ehlinin üçte biri olmaya razı olur musunuz?" diye sordu. Biz tekrar "Evet" diye cevap verdik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Cennet ehlinin yarısı olmaya razı olur musunuz?" buyurdu. Bizler yine "Evet" diye cevap verdik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Muhammed'in canı elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki ben sizin cennet ehlinin yarısı olacağınızı kuvvetle ümit ediyorum. Şu da muhakkak ki, cennete Müslüman nefisten başka girmeyecektir. Sizler şirk ehline nispetle siyah öküzün derisi üzerindeki beyaz kıl mesabesinden başka değilsiniz. Yahutta sanki kırmızı öküzün derisi üzerindeki siyah kıl mesabesindesiniz'" buyurdu