İçeriğe geç
Hadis kitabı

Sahih-i Buhari

hadis
7.510
bölüm
97

Bölümler

97
  1. 01Vahyin Başlamasının Anlatıldığı BölümKitâbu Bedi'l-Vahy (1-7)
  2. 02İman KitabıKitâbu’l-İmân (8-58)
  3. 03İlim KitabıKitâbu'l-İlm (59-134)
  4. 04Namaz Abdesti KitabıKitâbu'l-Vudû (135-247)
  5. 05Boy Abdesti (Gusül) KitabıKitâbu'l-Gusl (248-293)
  6. 06Hayız KitabıKitâbu'l-Hayz (294-333)
  7. 07Teyemmüm KitabıKitâbu'l-Teyemmum (334-348)
  8. 08Namaz KitabıKitâbu's-Salât (349-520)
  9. 09Namaz Vakitleri KitabıKitâbu Mevâkîti's-Salât (522-602)
  10. 10Ezan KitabıKitâbu'l-Ezân (603-875)
  11. 11Cuma Namazı KitabıKitâbu'l-Cumua (876-941)
  12. 12Korku Namazı KitabıKitâbu Salâti'l-Havf (942-947)
  13. 13İki Bayram Namazı KitabıKitâbu'l-Îdeyn (948-989)
  14. 14Vitir Namazı KitabıKitâbu'l-Vitr (990-1004)
  15. 15Yağmur İsteme (İstiskâ) Namazı KitabıKitâbu'l-İstiskâ (1005-1039)
  16. 16Güneş ve Ay Tutulması (Küsûf) KitabıKitâbu'l-Küsûf (1040-1066)
  17. 17Kur'an'daki Secde Ayetleri KitabıKitâbu Sücûdi'l-Kur'ân (1067-1079)
  18. 18Namazı Kısaltma KitabıKitâbu Taksîri’s-Salât (1080-1119)
  19. 19Teheccüd Namazı KitabıKitâbu't-Teheccüd (1120-1187)
  20. 20Mekke ve Medine Mescidi'nde Namaz Kılmanın Fazileti KitabıKitâbu Fazli's-Salâti Fî Mescidi Mekke ve'l-Medîne (1188-1197)
  21. 21Namazda İş Yapma KitabıKitâbu’l-Amel Fi's-Salât (1198-1223)
  22. 22Namazda Yanılma KitabıKitâbu's-Sehv (1224-1236)
  23. 23Cenazeler KitabıKitâbu' l-Cenâiz (1237-1394)
  24. 24Zekât KitabıKitâbu'z-Zekât (1395-1512)
  25. 25Hac KitabıKitâbu’l Hac (1513-1772)
  26. 26Umre KitabıKitâbu'l-Umra (1773-1805)
  27. 27Hac veya Umre'den Alıkonulma ve İhramda İken Avlanma Cezası KitabıKitâbu'l-Muhsar (1806-1820)
  28. 28İhramlı İken Avlanma Cezası KitabıKitâbu Cezâu’s-Sayd (1821-1866)
  29. 29Medine'nin Faziletleri KitabıKitâbu Fezâili'l-Medîne (1867-1890)
  30. 30Oruç KitabıKitâbu’s-Savm (1891-2007)
  31. 31Teravih Namazı KitabıKitâbu Salâti't-Terâvîh (2008-2013)
  32. 32Kadir Gecesi'nin Fazileti KitabıKitâbu Fezâili Leyleti’l-Kadr (2014-2024)
  33. 33İtikat KitabıKitâbu'l-İ'tikâf (2025-2046)
  34. 34Alışveriş KitabıKitâbu’l-Buyû (2047-2238)
  35. 35Selem KitabıKitâbu's-Selem (2239-2256)
  36. 36Şuta (Öncelikli Alım Hakkı) KitabıKitâbu'ş-Şu'fa (2257-2259)
  37. 37Îcâr (Kiralama) KitabıKitâbu’l-İcâra (2260-2286)
  38. 38Havâle KitabıKitâbu'l-Havâlât (2287-2289)
  39. 39Kefil Olma KitabıKitâbu'l-Kefâle (2290-2298)
  40. 40Vekil Olma KitabıKitâbu'l-Vekâle (2299-2319)
  41. 41Ziraat Ortakçılığı KitabıKitâbu'l-Hars ve’l-Muzâraa' (2320-2350)
  42. 42Bağ-Bahçe Sulama Ortakçılığı KitabıKitâbu'l-Musâkâ (2351-2383)
  43. 43Ödünç Para İsteme (Kredi), Borç Ödeme, Kısıtlama, İflas KitabıKitâbun Fi’l-İstikrâz (2385-2409)
  44. 44Anlaşmazlıklar KitabıKitâbun Fi'l-Husûmât (2410-2425)
  45. 45Buluntu ve Kayıp KitabıKitâbun Fi’l-Lukata (2426-2439)
  46. 46Haksızlıklar KitabıKitâbu'l-Mezâlim ve'l-Gasb (2440-2482)
  47. 47Ortaklık (Şirket) KitabıKitâbu'ş-Şerike (2483-2507)
  48. 48Rehin Alma (İpotek) KitabıKitâbu'r-Rehn (2508-2515)
  49. 49Köle Azat Etme KitabıKitâbu'l-Itk (2517-2559)
  50. 50Köle ile Azatlık SözleşmesiKitâbu’l-Mukâtebe (2560-2565)
  51. 51Hibe (Bağışlama) ve Hibe'nin Fazileti KitabıKitâbu'l-Hibe (2566-2636)
  52. 52Şahitlik KitabıKitâbu’ş-Şehâdât (2637-2689)
  53. 53Anlaşmazlıkların Giderilmesi (Sulh) KitabıKitâbu's-Sulh (2690-2710)
  54. 54Şart Koşmalar KitabıKitâbu'ş-Şurût (2712-2737)
  55. 55Vasiyetler KitabıKitâbu'l-Vasâyâ (2738-2781)
  56. 56Cihad ve Siyer KitabıKitâbu'l-Cihâd ve's-Siyer (2782-3090)
  57. 57Humus KitabıKîtâbu Farzi'l-Humus (3091-3155)
  58. 58Cizye KitabıKitâbu'l-Cizye (3157-3189)
  59. 59Yaratmaya Başlamanın Anlatıldığı BölümKitâbu Bedi'l-Halk (3190-3325)
  60. 60Peygamberler KitabıKitâbu Ehâdîsi'l-Enbiyâ (3326-3488)
  61. 61Menkıbeler KitabıKitâbu'l-Menâkıb (3489-3648)
  62. 62Sahabenin Üstünlükleri KitabıKitâbu Fezâili Ashâbi'n-Nebî (3649-3775)
  63. 63Ensarın Menkıbeleri KitabıKitâbu Menâkıbi'l-Ensâr (3776-3948)
  64. 64Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Gazveleri KitabıKitâbu'l-Meğâzî (3949-4473)
  65. 65Tefsir KitabıKitâbu Tefsîri'l-Kur'ân (4474-4977)
  66. 66Kur'an'ın Üstünlükleri KitabıKitâbu Fezâili'l-Kur'ân (4979-5062)
  67. 67Nikâh KitabıKitâbu'n-Nikâh (5063-5250)
  68. 68Boşanma KitabıKitâbu’t-Talâk (5251-5350)
  69. 69Aile İçin Harcamalar (Nafakalar) KitabıKitâbu'n-Nafakât (5351-5372)
  70. 70Yemek Yeme KitabıKitâbu’l-Et'ime (5373-5466)
  71. 71Akika KitabıKitâbu’l-Akîka (5467-5474)
  72. 72Avlanma ve Hayvan Kesimleri KitabıKitâbu’z-Zebâih ve's-Sayd (5475-5544)
  73. 73Kurban KitabıKitâbu' l-Edâhî (5545-5574)
  74. 74İçecekler KitabıKitâbu'l-Eşribe (5575-5639)
  75. 75Hastalıklar KitabıKitâbu'l-Merdâ (5640-5677)
  76. 76Tıp KitabıKitâbu't-Tıb (5678-5782)
  77. 77Giyim-Kuşam KitabıKitâbu’l-Libâs (5783-5969)
  78. 78Âdâb KitabıKitâbu'l-Edeb (5970-6226)
  79. 79İzin İsteme KitabıKitâbu'l-İsti'zân (6227-6303)
  80. 80Dua KitabıKitâbu'd-Deavât (6304-6411)
  81. 81Kalbi İncelten Öğütler KitabıKitâbu'r-Rikâk (6412-6593)
  82. 82Kader KitabıKitâbu'l-Kader (6594-6620)
  83. 83Yemin ve Adak KitabıKitâbu’l-Eymân ve'n-Nüzûr (6621-6707)
  84. 84Yemin Keffâreti KitabıKitâbu Keffârâti'l-Eymân (6708-6722)
  85. 85Ferâiz (Miras Hukuku) KitabıKitâbu'l-Ferâiz (6723-6771)
  86. 86Had Cezaları KitabıKitâbu'l-Hudûd (6772-6860)
  87. 87Diyet KitabıKitâbu'd-Diyât (6861-6917)
  88. 88Dinden Dönenler ve Hakka Karşı İnat Edenlerden Tevbe Etmelerini İsteme ve Bunlarla Savaşma KitabıKitâbu’l-İstitâbeti'l-Murteddîn (6918-6939)
  89. 89İnsanın İstemediği Şeye Zorlanması KitabıKitâbu’l-İkrâh (6940-6952)
  90. 90Hileler (Hukukî Çâreler) KitabıKitâbu’l-Hıyel (6953-6981)
  91. 91Rüya Yorumu KitabıKitâbu't-Ta'bîr (6982-7047)
  92. 92Fitneler KitabıKitâbu'l-Fiten (7048-7136)
  93. 93Ahkâm KitabıKitâbu'l-Ahkâm (7137-7225)
  94. 94Temenni KitabıKitâbu't-Temennî (7226-7245)
  95. 95Vâhidlerin - Tek Kişilerin Haberleri KitabıKitâbu Ahbari'l-Ahadi (7246-7267)
  96. 96Kitap ve Sünnete Bağlanma KitabıKitâbu'l-İ'tisâm (7268-7370)
  97. 97Tevhid KitabıKitâbu't-Tevhîd (7371-7563)

Tüm hadisler

325 / 376
  1. 6529Kıyamet günü ilk çağrılacak kimse Adem Nebidir. Zürriyeti ona arz olunup görülür. Onlara 'Bu, babanız…Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Kıyamet günü ilk çağrılacak kimse Adem Nebidir. Zürriyeti ona arz olunup görülür. Onlara 'Bu, babanız Adem'dir!' denilir. Adem 'Lebbeyke ve sa'deyke (ya Rab)!' der. Allah ona 'Zürriyetinden cehennem kafilesi çıkar (gönder)!' buyurur. Adem 'Ya Rab! Ne kadar çıkarayım?' der. Allah 'Her yüz kişiden doksan dokuzu çıkar!' buyurur." Sahabiler "Ya Resulallah' Araızdan her yüz kişiden doksan dokuzu alındığı zaman bizden ne kadar kişi geri kalacak?" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Benim ümmetim, diğer ümmetler içinde siyah öküzdeki beyaz kıl gibidir!" buyurdu. Fethu'l-Bârî Açıklaması . "Haşr (toplanma)." Kurtubi şu açıklamayı yapmıştır: "el-Haşr" toplamak anlamına gelir. Haşr dört çeşittir: Bunlardan ikisi düada,ikisi ahirettedir. Dünyada olanlardan birisi Haşr suresinde sözü edilendir. İkincisi ise kıyamet alametleri arasında zikredilen haşrdır ki bunu Müslim Huzeyfe b. Useyd'den şöyle nakletmiştir: "Sizler kıyamet öncesinde on alameti görmedikçe kopmaY6lcaktır. "(Müslim, Fıten) Haşrın üçüncü çeşidi ölülerin tümünün dirilmesinden sonra kabirlerinden ve başka yerlerden toplanıp "mevkıf" denilen toplantı mahalline gelmeleridir. Yüce Allah "Hiçbirini bırakmaksızın onları (tüm ölüleri) mahşerde toplamış olacağız"(Kehf, 47) buyurmaktadır. Haşrın dördüncü çeşidi cennete veya cehenneme gitmek üzere toplanmaktır. Biz de şunu ekleyelim: Haşrın birinci çeşidi başlı başına bağımsız bir haşr değildir. Çünkü maksat o gün her mevcut olanın toplanmasıdır. Birincisi ancak özel bir fırka için vaki alandır. "Onlar nerede istirahat ederlerse, o ateş de beraberlerinde istirahat eder." Bu ifade, ateşin onlar haşr yerine ulaşıncaya kadar kendilerinden ayrılmayacağına işaret etmektedir. Söz konusu haşr, haşrın üçüncü çeşidi olmaktadır. Hattabi şöyle der: Hadiste sözü edilen bu haşr, kıyametten önce olup, insanlar canlı olarak Şam' da toplanacaklardır. Kabirden kalkıp mahşer yerine gitmek üzere olan haşra gelince, bu develere binme ve onun üzerine ardarda binme gibi tablonun aksinedir. Söz konusu haşr yukarıda yer alan İbn Abbas hadisinin ifadesi ile "yalın ayak, çıplak ve yaya" şeklinde olacaktır. Halimi ise söz konusu haşrın kabirden çıktıktan sonra olacağı kanaatini benimsemiştir. Gazzali de bunu kesin bir dille ifade eder. İsmaili şöyle der: Ebu Hureyre hadisinin zahiri insanların yalın ayak, çıplak ve yaya olarak mahşere geleceklerini ifade eden İbn Abbas hadisine ters düşmektedir. İsmaili şöyle der: Bu iki haber şöylece cem ve telif edilebilir: Bazen "haşr" ile kendisine bitişik olduğu için "neşr" ifade edilebilir. Neşr, yaratıkların kabiderinden yalın ayak ve çıplak olarak çıkarılmaları ve hesap vermek için mahşer yerine sevk edilip, toplanmalarıdır. Bu takdirde muttakiler develere binmiş olarak oraya geleceklerdir. Bir başkası ise bu iki rivayeti, onlar kabiderinden İbn Abbas hadisinde anlatıldığı şekilde çıkacaklar, sonra durumları -Ebu Hureyre hadisinde anlatıldığı gibi -oradan "mevkıf" denilen mahşer yerine gidinceye kadar farklılık gösterecektir diyerek cem ve telif etmiştir. Bu yaklaşımı Ahmed b. Hanbel, Nesai ve Beyhaki' de yer alan Ebu Zerr hadisi teyit etmektedir: "Sözünde doğru ve doğrulanmış olan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana insanların kıyamet günü üç fırka halinde haşr olunacaklarını haber verdi: Bir fırka yediği yedik, üstü giyin ik ve binmiş olarak gelirken, diğer fırka yürüyerek, bir üçüncüsü ise meleklerin eşliğinde yüzüstü sürünerek geleceklerdir. "(Ahmed b. Hanbel, V, 164; Nesa!, Cenaiz) "Muhakkak ki sizler Allah'a yalın ayak, çıplak, yaya ve sünnetsiz olarak kavuşacaksınız. " Yani dirildikten sonra mahşerde kavuşacaksınız. "Uraten." Beyhaki şöyle demiştir: Ebu Said'in naklettiği yani Ebu Davud'un ve sahihtir değerlendirmesiyle İbn Hibbadın naklettiği bir hadise göre Ebu Said ölmek üzere iken yeni bir elbise istedi ve giydi. Sonra "Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in 'Ölü içinde öldüğü elbisesi ile diriltilir' buyurmuştur. "(Ebu Davud, Cenaiz; İbn Hibban, Sahih, XVI, 311) Bu iki haber de şöyle cem ve telif edilir: Bazıları çıplak olarak mahşere gelirken, bazıları giyinik olarak geleceklerdir ya da onların tümü çıplak olarak mahşere gelecek, sonra Nebilere elbise giydirilecektir. İlk elbise giydirilecek Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hz. İbrahim aleyhisselam olacaktır ya da onlar kabirlerinden içinde öldükleri elbiselerle çıkacaklar, sonra mahşerin başlangıcında bu elbiseler üzerlerindEm sıyrılıp çıkacak ve mahşere çıplak olarak gireceklerdir. Ardından ilk elbise giyecek kişi İbrahim aleyhisselam olacaktır. Bazıları Ebu Said hadisini şehitlerle ilgili olarak kabul etmişlerdir. Çünkü elbiselerine sarılarak defnedilmeleri emri bunlar için verilmiştir. Dolayısıyla Ebu Said'in bunu Hz. Nebi'den şehit hakkında duymuş olması ve genelliğe yorumlamış bulunması ihtimal dahilindedir. "Gırlen." bu kelime "ağral"ın çoğulu olup, ölçü ve mana itibarıyla "el-aklef" yani sünnetsiz demektir. Bu, "ğırle"si duran kişidir. Gırle, sünnetçinin erkeklerin organından kestiği ,sünnet derisi demektir. "Mahluklar içinde kıyamet gününde ilk olarak elbisegiydirilecek kimse İbrahim'dir." Kurtubı, Şerh-u Müslim'de şu açıklamayı yapar: Burada geçen "halaik = yaratıklar" kelimesi ile Hz. Nebi'den başkaları kastedilmiş olabilir. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kendi nefsine yapılan hitabın genelliğine girmemiştir. Ancak onu talebesi Kurtubı, et-Tezkire'de şöyle tenkit etmiştir: Bu açıklama Hz. Ali hadisindeki ifadeler olmasaydı güzelolurdu. O bununla İbnü'lMübarek'in ez-Zühd'de Hz. Ali'den naklettiği şu hadisi kastetmektedir: "Kıyamet günü ilk elbise giydirilecek kişi Allah'ın dostu İbrahim'dir. Ona ince beyaz ketenden iki elbise giydirilecektir. Sonra Muhammed'e arşın sağ tarafından çizgili keten bir elbise giydirilecektir. "(Ebu Ya'la, Müsned, 1,427; İbn Ebi Şeybe, Musannef, VII, 265) Görüldüğü üzere o bu hadisi muhtasar ve mevkuf olarak nakletmiştir. "Şu da muhakkak ki ümmetimden birtakım adamlar getirilecek ve onlar yakalanıp sol tarafa götürüleceklerdir." Yani cehennem in sol tarafına götürü leceklerdir. "Bunlar ökçelerine basarak geri dönmüş mürtetler olmakta devam etmişlerdir denitir." Firebr! şöyle demiştir: Ebu Abdullah el-Buhari"nin Kabısa'dan şöyle bir nakli vardır: Onlar Hz. Ebu Bekir döneminde irtidad edip dinden dönenlerdir ki Ebu Bekir onlarla çarpışmıştır. Yani onlar öld\..irüıünceye veya küfür üzere ölünceye kadar kendileriyle çarpışmıştır .. Hattabı şöyle der: Sahabilerden hiç kimse irtidad etmemiştir. lrtidad edenler ancak Arapların kabalarından ve dinde herhangi bir yardımı söz konusu olmayan kimselerdir. Bu da meşhur sahabilere herhangi bir leke getirmez. Hadiste geçen "usayhabı'" şeklindeki ism-i tasgir kalıbı, onların sayılarının az olduğunu ifade etmektedir. Bir başkası şöyle demiştir: O zahiri itibariyle küfür üzere olan kişidir. "Ümmetim" kelimesinden maksat da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in icabet ümmeti değil, davet ümmetidir. İbnü't-Tıyn'ın görüşü şudur: Bunların münafık veya büyük günah işleyen kimseler olma ihtimali vardır. Bazıları ise şöyle demiştir: Bunlar Arapların kaba saba olanları olup, İslama istedikleri ve korktukları için girmişlerdir. Davudl'nin görüşü şöyledir: Büyük günah işleyenlerle bid'atçıların bunların arasına girmeleri imkansız değildir. Nevevl'nin görüşü şöyledir: Denildiğine göre bunlar münafık ve mürtedlerdir. Dolayısıyla onların ümmete dahil olmaları dolayısıyla alınlarında beyazlık ve ayaklarında ak seki ile birlikte mahşere gelmeleri ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendilerine simaları itibariyle seslenmesi mümkündür. Ancak Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e 'Onlar senden sonra dini değiştirdiler yani kendilerinden ayrıldığın halin zahiri üzere ölmediler' denilecektir. Kadı Iyaz ve başkası şöyle demiştir: Buna göre alınlarındaki aklık, ayakları ndaki ak seki gidecek ve yüzlerinin nuru sönecektir. Birisi şöyle demiştir: Onların üzerinde sima olması gerekmez. Dahası Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara Müslümanlıklarına dair bilinenler sebebiyle seslenecektir. Bir başkası ise bunlar, İslam üzere ölen büyük günah işleyenlerle bid'atçilerdir demiştir. Buna göre bu zümrenin cehenneme gireceği kesin olarak söylenemez. Çünkü bunların ilkin günahlarının cezası olarak havuzdan uzak tutulmaları, daha sonra kendilerine merhamet edilmesi de mümkündür. Alınlarında beyazlık, ayaklarında ak seki bulunması ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in -ister kendi zamanında, isterse kendisinden sonra gelmiş olsunlar- onları simalarından tanıması imkansız değildir. Beyzavı şöyle demiştir: Hadisteki "mürteddıne" ifadesi, onların İslamdan döndüklerinin açık bir ifadesi değildir. Tam tersine ifade, buna muhtemelolduğu gibi, salih ameli kötüsüyle değiştiren doğru istikametten sapmış asi müminler olduklarının vurgulanması da muhtemeldir
  2. 6530Allahu Teala 'Ya Adem! diye seslenir. Adem hemen cevap olarak 'Lebbeyk ve sadeyk' der. Allah Teala ateşe…Ebu Said'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Allahu Teala 'Ya Adem! diye seslenir. Adem hemen cevap olarak 'Lebbeyk ve sadeyk' der. Allah Teala ateşe girecekleri çıkarıp gönder!' der. Adem 'Ya Rab! Ateşe gönderilecekler ne kadardır?' diye sorar. Allahu Teala 'Her bin kişiden dokuzyüz doksandokuzu!' diye cevap verir. Bu (o günkü şiddetli korkudan) çocuğun ihtiyarlayacağı, her gebe kadının çocuğunu düşüreceği, insanları da -sarhoş olmadıkları halde Allah'ın azabı şiddetli olduğu için- sarhoş bir durumda göreceğin gündür. Oradakilere bu haber ağır geldi ve "Ya Resulallah! Bu (binde bir) kişi hangimizdir?" diye sordular. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Size müjdeler olsun! Muhakkak ki sizden bir kişiye mukabil Ye'cüc ve Me'cüc'den bin kişi {cehenneme gönderilecektir}!" buyurdu. Sonra da "Nefsim elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki ben sizlerin cennet ehlinin üçte biri olmanızı kuvvetle ummaktayım" buyurdu. Ravi dedi ki: Bunun üzerine biz yine Allah'a hamdettik ve tekbir getirdik. Bundan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Canım elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki ben sizlerin cennet ehlinin yarısı olmanızı kuvvetle ummaktayım. Çünkü ümmetlere nispetle sizin durumunuz, siyah öküzün derisi üzerindeki beyaz kıl gibidir, yahutta eşeğin ön ayaklarının iç taraflarında bulunan daire şeklindeki mühür gibidir." Fethu'l-Bârî Açıklaması "Allahu Teala'ın 'Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir.' sözü." Arapçada "ez-zelzele" sarsıntı demektir. Kelimenin aslı "ez-zelel" kökündendir. "Ze" harfinin tekrarlanması buna uyarıda bulunulmak içindir. "es-SS'a", esasen zamanın belli bir dilimi demektir. Ancak istiare yoluyla kıyamet gününe "saat" denilmiştir. "Yaklaşan yaklaştı." "Kıyamet yaklaştı." "Azife", yakınlık anlamına olan "elezef" kökünden türemedir. Arapçada "ezife keza" demek şöyle yaklaştı anlamınadır. Kıyamete "azife" denitmesi yakın olmasından veya vaktinin darlaşmasından dolayıdır. Müfessirler "ezifet" fiilinin yaklaştı anlamına geldiği noktasında ittifak etmişlerdir. 'ateşe girecekleri çıkarıp gönder!" "el-ba's" gönderilecekler anlamına "elmeb'us" demektir. Bu kelimenin aslı bir idarecinin savaşma ve başka amaçlarla herhangi bir yöne doğru göndermiş olduğu müfreze birlikler demektir. Kelimenin buradaki manası, anlama "Cehennemlikleri diğerlerinden ayır" şeklinde yansımaktadır. Adem'e bu görevin verilmesi onun herkesin babası olması ve mutluluğa erişenlerle, bedbaht olanları tanımış bulunmasındandır. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu İsra gecesi görmüştü. Sağ tarafında birtakım karaltılar, sol tarafında birtakım kara1tılar vardı. Bu olay İsra hadisinde daha önce geçmişti. ':ateşe gönderilecekler ne kadardır?" Yani ateşe gönderilecek kimselerin miktarı ne kadardır? Ebu Hureyre'nin naklettiği hadise göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya Rabbi! Ne kadar çıkarayım?" diye soracaktır. "Bu (o günkü şiddetli korkudan) çocuğun ihtiyarlayacağı, her gebe kadının çocuğunu düşüreceği, insanlan da -sarhoş olmadıklan halde Allah'ın azabı şiddetli olduğu için- sarhoş bir durumda göreceği n gündür." Bu ifadenin zahiri söz konusu gelişmenin mahşer yerinde beklerken olacağını göstermektedir. Ancak bu vakitte hamilelik, çocuk doğurma ve yaşlılık gibi şeyler olmayacağı ileri sürülerek burada anlaşılması zor bir durum olduğu (istişkal) olduğu ileri sürü!müştür. Buradan hareketle bazı müfessirler bunun kıyamet gününden önce olacağınıiddia etmişlerdir, fakat hadis bunu reddetmektedir. Kirmani bu probleme şöyle cevap vermiştir: Ayetin ifadesi, olayı misal vererek anlatma ve korku salma şeklindedir. Nevevi bu açıklamayı Kirmanl'den önce yapmış "Burada alimlerin iki şekilde açıklamaları söz konusudur" diyerek bunları zikretmiş ve sonra şöyle devam etmiştir: ifadenin takdiri şudur: Kıyametin geldiği anda sıkıntı o dereceye varacaktır ki o esnada kadınlar hamile olsalardı çocuklarını düşürürlerdi. Bu tıpkı Arapların "esabena emrun yeşibu minhü'l-velldu = başımıza öyle bir musibet geldi ki bebeğin başına gelse saçları ağınrdı" cümlesine benzer. Bizim kanaatimiz ise şöyledir: Yukarıdaki ifadeyi hakikati üzere yorumlamak da mümkündür. Eğer bir kimse nasıl öldüyse öyle dirilecekse hamile kadın hamile olarak, emzikli emzikli olarak ve çocuk çocuk olarak dirilecektir. K.ıyametin sarsıntısı meydana geldiği zaman ve Adem'e yukarıdaki emir verildiğinde, insanlar da Adem'i gördüklerinde ve kendisine söyleneni duyduklarında öyle bir titremeye kapılacaklardır ki bu korku ile hamile çocuğunu düşürecek, çocuğun başı ağaracak ve emzikli kadın emzirdiği çocuğunu unutacaktır. Bu olayın sura birinci üfürüşten sonra ve ikinci üfürüşten önce olma ihtimali de vardır. Bu. durumda söz konusu korku o anda mevcut olanlara mahsus olacaktır. "Fe zake" ifadesiyle işaret edilen kıyamet günüdür. Gerçeğin böyle olduğu, ayette açık ve nettir. Bu yorumdan kıyametin saati ile insanların mahşerde yerlerini alması ve oradakilerin ayrılması için Adem'e seslenilmesi arasındaki uzun mesafe reddedilemez. Çünkü bu olyların ardarda gelişeceği sabittir. Nitekim Allahu Teala bunu "O (diriitme) kork6nç bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onlann gözleri açılıp etrafa" mahşer alanına "bakacaklar"(Saffat 19) şeklinde anlatmaktadır. Bir başka ayette ise "çocuklar ak saçlı ihtiyarlara çevirecek o günden kendinizi nasıl koruyabileceksiniz?"(Müzzemmil 17) denilmektedir. K1sacası dirilme üfürüşünden sonraki korkunç durumların, sarsılm.-aların ve bunun dışında, C8nnet veya cehennemde istikrar hasıl oluncaya ka;i-aÇ meydana gelecek gelişmelerin tümüne birden "kıyamet günü"denilmektedir. "Feştedde zalike aleyhim = oradakilere bu haber ağır geldi." Bu cümle ibn Abbas'ın hadisinde "Bu haber orada bulunanlara ağır geldi ve üzerlerine hüzün ve tasa çöktü" şeklinde yer almaktadır. Tirmizl'de İmran'ın, İbn Cüd'şln vasıtasıyla Hasan-ı BasrI' den naklettiği haberde ise (Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kıyametin dehşetini anlatırken) "Feenşeel mu'minCıne yebkCıne = müminler ağlamaya başladılar" denilmektedir.(Tirmizi, "Suretu'l-Hac) "Sizden bir kişiye mukabil Ye'cüc ve Me'cüc'den bin kişi {cehenneme gönderilecektir)!". Tıybi şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu ifadesi, Ye'cüc ve Me'cüc'ün yukarıda zikri geçen sayıya ve tehdide dahilolduğuna işaret etmektedir. Bu da "cennetliklerin dörtte biri" ifadesinin bu ümmetin dışında da cennetlikler olduğuna işaret etmesine benzemektedir. Kurtubi şöyle der: "Min Ye' cüce ve Me'cüce elf" yani onlardan ve onlar gibi şirk üzere olanlardan bin demektir. "Ve minküm racül" yani Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabilerinden ve müminlerden onlar gibi olanlardan demektir. Biz burayı şöyle toplayabiliriz: Kısacası "minküm" ifadesindeki işaret her milletten Müslümanlaradır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem buna İbn Mesud hadisinde "Cennete ancak Müslüman kişi girer" cümlesi ile işaret etmiştir
  3. 6531Onlardan her biri kulaklannın yanlarına kadar kendi terleri içinde ayağa kalkacaklarİbn Ömer'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "yevme yekumu'n-nasu li Rabbi'l-alemin" ayetini "Onlardan her biri kulaklannın yanlarına kadar kendi terleri içinde ayağa kalkacaklar" şeklinde açıklamıştır
  4. 6532Kıyamet günü insanlar mahşer yerinde terleyecektir. Öyle bir derecede ki, dökülen ter yetmiş zira…(Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Kıyamet günü insanlar mahşer yerinde terleyecektir. Öyle bir derecede ki, dökülen ter yetmiş zira derinliğinde yere geçecek ve onlann ağızlanna yükselip, gemliyecek hatta kulaklanna ulaşacaktır." Fethu'l-Bârî Açıklaması "İbn Abbas "fe tekattaat bihimü'l-esb6bu = Nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır." ayetindeki "el-esbab" kelimesini dünyada birbirlerine olan bağlar, münasebetler şeklinde açıklamıştır." Ebu Ubeyde şöyle demiştir: "elesbab" onların dünyada birbirlerine iletişim kurdukları bağlar demektir. Kelimenin tekili "vasla" şeklindedir. ) "Kıyamet günü insanlar mahşer yerinde terleyecektir." Şeyh Ebu Muhammed b. Ebi Cemre şöyle demiştir: Hadisin zahiri herkesin bu durumda olacağını göstermektedir. Fakat başka hadisler, söz konusu sıkıntının oradaki bazı kimselere mahsus olduğunu göstermektedir ki bunlar çoğunluktadır. Bu kimselerden Nebiler, şehitler ve Allahu Teala'ın dilediği kimseler/istisna edilmiştir. En fazla terleyecek olanlar sırasıyla kafirler, büyük günah işleyenler, sonra onların ardından gelenlerdir. Bunların içinde Müslümanların oranı cehenneme gönderileceklerin konu edildiği hadiste açıklandığı üzere kafirlere oranla azdır. İbn Ebi Cemre şöyle devam eder: Doğru olanı hadisteki "zira=arşın" kelimesinden maksadın bilinen ve kullanılan "zira = arşın" olduğudur. Bazıları bunun "zira-ı meleki" olduğunu söylemişlerdir. Hadiste zikredilen durum üzerinde düşünen bir kimse o andaki korkunçluğun büyüklüğünü anlayabilir. Şöylesine ki; ateş mahşer yerinin etrafını çevreleyecek ve güneş ise başlara bir mil kadar yaklaşacaktır. Bu durumda yeryüzünün harareti kaça çıkar ve yeryüzü ne kadar bir terle ıslanır ki bu ter yetmiş arşına çıkar. Halbu ki mahşer yerinde bulunan her bir fert, ancak kendi ayağını bastığı yer kadar bir alan bulabilecektir. İnsanlarınfarklı olmalarıyla birlikte.,ter içindeki durumları nasılolacaktır? Bu durum akılları baştan gideren ve Allah'ın kudretinin büyüklüğünü gösteren, ahirete dair şeylere iman etmeyi gerektiren şeylerdendir. Bu gibi meselelerde aklın yorum yapacak herhangi bir alanı yoktur ve buna akıl, kıyas veya adetle itiraz etmek de mümkün değildir. Bu haberler kabul edilir ve gayba iman prensibinin altına girer. Kim bunlara inanmaz ve duraklarsa bu, onun hüsranadüştüğünü ve m::ıhrum olduğunu gösterir. Bu şekilde haber verilmesinin faydası dinleyenin uyanması ve kendisini bu korkunç durumlardan kurtaracak olan sebeplere yapışması, yaptığı şeylerin sorumiuluğundan tövbeye koşması, selamet vesilelerine karşı yardım etmesi için kerim ve bağışlayıcı olan Rabbine sığınması, daru'l-hevandan (dünyadan) selamette olması, kendisini lütfuyla ve keremiyle keramet yurduna dahil etmesi için Rabbine yakarması gerekir
  5. 6533Kıyamet günü insanlar arasında verilen ilk hüküm, kan davaları hakkındadırAbdullah'ın nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kıyamet günü insanlar arasında verilen ilk hüküm, kan davaları hakkındadır" buyurmuştur
  6. 6534Kimin yanında kardeşine ait haksız alınmış bir hak varsa o haksızlıktan dolayı hak sahibiyle helallaşsinEbu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kimin yanında kardeşine ait haksız alınmış bir hak varsa o haksızlıktan dolayı hak sahibiyle helallaşsin. Muhakkak olan şu ki kıyamette hiçbir dinar ve hiçbir dirhem yoktur. Kardeşinin hakkı için kendi hasenelerinden alınmadan önce dünyada onunla helallaşsin. Ahirette zalimin o hakkı karşılayacak haseneleri bulunmazsa, kardeşinin kötülüklerinden alınır da o zalimin üzerine atılır
  7. 6535Kıyamet günü mu'minler (Sırat'tan geçerek} ateşten kurtulurlar ve cennetle ateş arasındaki bır koprü uzerınde…Ebu Said el-Hudri r.a.'in nakline göre Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü mu'minler (Sırat'tan geçerek} ateşten kurtulurlar ve cennetle ateş arasındaki bır koprü uzerınde durdurulurlar. Orada dunyada iken aralarında meydana gelmiş haksızlıklar birbirinden kısas yapılır. Nihayet haksızlıklardan temizlendikleri ve pak oldukları zaman cennete girmelerine izin verilir. Muhammed'in nefsi elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki o müminlerden her biri cennetteki menziline, dünyadaki meskeninden daha iyi yol bulur. " Fethu'l-Bârî Açıklaması "Kıyamet gününde kısas." "el-Kısas" kelimesi kesmek anlamına gelen "elkass" kelimesinden alınmadır veya izi takip etmek anlamına olan "iktisasu'l-eser" kökünden türemedir. Çünkü izi takip eden kimse, caninin işlediği cinayetin aynısını ona uygulamak için suçunu takip eder. Arapça'da "iktassa min ğarımihı = borçlusundan aldı" ve "iktassa'l-hakimu li fülanin min fülanin = hakim filancaya filancaya yaptığının aynısını uyguladı" demektir. "Ve hiye'l-hakka." Bu cümledeki "hiye" kelimesi "kıyamet" yerine kullanılmıştır. "et-Teğabun, cennet ehlinin cehennem ehlini aldatmasıdır." Bunun sebebi cennetliklerin bedbaht olanların yerine konaklamalarıdır. Bu yer şayet mutlu ve bahtiyar olsalardı kendileri için hazırlanmıştı. İmam Buhari kıyametin isimlerinden yukarıdaki sayılanlarla yetinmiştir. Gazzalı, ardından Kurtubı bu isimleri toplamıştır. Bunlar yaklaşık seksen kadar isme ulaşmıştır. Bunların içinde kıyamet için "yevmu'l-cem = toplama günü", "yevmu'l-fezai'l-ekber = en büyük korku günü", 'yevmu't-tenad = nida ve çağrışma günü", "yevmu'l-va'ıd = tehdit günü", "yevmu'l-hasre = hasret, iç yangısı günü", "yevmu't-telak =' buluşma günü", "yevmu'l-me'ab = varış günü", "yevmu'l-fasl = ayırma günü", "yevmu'l-ard alallah = Allah'a sunma günü", "yevmu'l-huruc = çıkış gunü" ve "yevmu'l-hulud = ebediyet günü." Kıyame-. tin isimleri arasında "yevmun azım = büyük gün", "yevriıun asır = zor gün", "yevmun meşhud = bütün mahlukatın hazır bulunduğu gün", "yevmun abusun kamtarır = çetin ve belalı gün" ifadeleri de yer almaktadır. Yine bu isimlerin arasında şunları da görmek mümkündür: "Yevme ıb yenfeu'z-zalimine maziratuhum = zulmedenlerin mazeretlerinin fayda vermeyeceği gün", "yevmu la yentıkun = kafirlerin konuşmayacağı gün", "yevme la yenfe'u malun ve la benun= hiçbir malın ve evladın fayda vermeyeceği gün", "yevme la yektumuna'l-lahe hadısa = Allah'tan hiçbir haberi gizleyemeyecekleri gün', "yevme la meredde lehu mina'l-lah= Allah'tan geri çevrilmesi imkansız bir güı:ı", "yevme la bey' a fihi ve la hilal = ne alışveriş ve ne de dostluğun bulunmadığı gün." Bu saydığımız isimler asıl kıyamet isimlerine eklendiğinde kıyametin ismi otuzu aşar. Bunların büyük bir kısmı Kur'an-ı Kerim'de yukarıdaki lafızlarıyla birlikte yer almaktadır. İşaret edilen diğer isimler ise Kur'an-ı Kerim'de geçen kelimeden türetilmek suretiyle elde edilmiştir. Sözgelimi "yevmu's-sadr", "Yevmeizin yesduru'n-nasu eştata = o gün insanlar amellerini görmeleri için darmadağınık geri dönüp gelirler"(Zilzal 6) ayetinden türetilmiştir. Aynı şekilde "yevmu'l-cidal", "Yevme te'ti küllü;nefsin tucadilu an nefsiM = O gün herkes gelip kendi canını kurtarmak için uğraşır"(NahI 111) cümlesinden alınmıştır. Kur'an-ı Kerim'de bu çeşit bir araştırma yapıldığında sayı yukarıda zikredilenleri de geçer. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir: "Kıyamet günü insanlar arasında verilen ilk hüküm kan davaları hakkındadır." Bu hadis kan meselesinin ne kadar büyük ve önemli olduğunu göstermektedir. Çünkü başlangıç ancak en önemli ne ise onunla yapılır. Günah yol açtığı mefsedetin ve yok ettiği masıahatın büyüklüğüne göre büyür. Bir insanın bedenini ortadan kaldırmak, bu konuda yapılabilecek en büyük günahtır. Adam öldürmenin ne kadar büyük bir günah olduğu hakkında birçok ayet ve meşhur haberler gelmiştir. Bunların bazıları Diyat Bölümünün baş tarafında gelecektir. "Kıyamette hiçbir dinar ve hiçbir dirhem yoktur." İbn Ömer'in naklettiği bir başka hadiste Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her kim ölür ve dinar veya dirhem borcu olursa bu, onun hasendtından ödenir" demiştir. Bu hadisi İbn Mace rivayet etmiştir.(İbn Mace, Sadakat) Bu hadisin açıklaması Mezalim Bölümünde geçmişti. "Hasenat" kelimesinden maksat, onlara verilen sevap, "seyyiat" kelimesi ile kastedilen ise onlara verilecek cezadır. Kula (işlediği günah sebebiyle) sonsuza dek sürmeyen ceza verilmesine karşılık, (işlediği hasenattan dolayı) sonsuz olan sevabın verilecek olması problemli bir nokta olarak görülmüştür. Buna şöyle cevap verilmiştir: Hadis, hak sahibine sevabın aslından verilecek olan miktar, kötülüğün cezası miktarında olacaktır şeklinde yorumlanmıştır. Bundan daha fazlası ise Allah'ın lütfu ve ihsanıdır. Çünkü o sahibi için kalacaktır. Beyhaki şöyle der: Ehl-i sünnet anlayışına göre müminin kötülüklerinin cezası sonludur, hasenatının karşılığı ise sonsuzdur. Çünkü hasenatın sevabı cennette ebedi olarak kalmaktır. Bence -Allahu Teala daha iyi bilir- hadisi şöyle yorumlamak uygundur: Kötülük işlemiş müminin hasımlarına hasenatının sevabından onun kötülüklerinin cezasına denk kadarı verilecektir. Müminin hasenatı bittiğinde hasmının günahlarından alınacak ve müminin üzerine atılacaktır. Sonra o -şayet affedilmezse- azaba uğrayacaktır. Bu günahların cezası bittiğinde -Allahu Teala'ın mümin için imanından dolayı yazmış olduğu ebediyet nedeniylecennete sokulacaktır. Hasımlarına ise seyyiatının cezası karşılığında hc.senatının sevabından daha fazlası verilmeyecektir. Yani kat kat verilmeyecektir. Çünkü bu Allah'ın lütfu ve ihsanıdır. Allah onu kıyamet günü kendisine milinin olarak gelenlere verecektir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir
  8. 6536Kim inceden inceye hesaba çekilirse azab edilmiş olurAişe r.anha'nm nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Kim inceden inceye hesaba çekilirse azab edilmiş olur" buyurmuştur. Aişe dedi ki: Ben "Allahu Teala 'Kolay bir hesapla hesaba çekilecek'(İnşikak 8) buyurmuyor mu?" dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu senin söylediğin ayetteki 'kolay hesap' arzdır" buyurdu
  9. 6537Kıyamet günü inceden inceye hesaba çekilen bir kimse muhakkak helak olurAişe r.anha'nm nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Kıyamet günü inceden inceye hesaba çekilen bir kimse muhakkak helak olur" buyurdu. Ben "Ya Resulallah! Allah Teala 'Kimin kitabı sağından verilirse kolay bir hesabla hesaba çekilecek'(İnşikak 7, 8) buyur mu yar mu?" dedim. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bu (senin söylediğin) ancak bir arzdır. Kıyamet günü ince hesaba çekilecek kimse muhakkak azab olunur" buyurdu. Açıklaması: 2127 DE
  10. 6538Kıyamet günü kafir kişi getirilir ve ona 'Ne dersin?Enes b. Malik (r.a.)'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle diyordu: "Kıyamet günü kafir kişi getirilir ve ona 'Ne dersin? Senin dünya dolusu altının olsaydı, şu azaptan kurtulmak için onu feda eder miydin?' diye sorulur. O da 'Evet, feda ederim!' der. Bunun üzerine ona 'Fakat senden bundan daha kolay olan şey istenilmişti!' denilir
  11. 6539İçinizden kıyamet günü Allahu Teala'ın kendisiyle konuşmayacağı hiç kimse yokturAdiy b. Hatim'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur: "İçinizden kıyamet günü Allahu Teala'ın kendisiyle konuşmayacağı hiç kimse yoktur. Öyle bir durumdaki kendisiyle Allah arasında hiçbir tercüman bulunmaz. Sonra o kimse bakar, fakat önünde hiçbir şey göremez. Sonra önüne bakar, kendisini ateş karşılar. Sizlerden her kim bir tek hurma yarısıyla olsun ateşten korunmaya gücü yeterse bunu yapsın
  12. 6540Bir hurma yarısıyla bile olsa ateşten korununuz. Bunu da bulamayan, güzel bir sözle kendini ateşten korusun!Adiy b. Hatim'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ateşten kendinizi koruyunuz!" buyurdu. Sonra yüzünü döndürüp çekti. Sonra "Ateşten korununuz!" buyurdu. Sonra yüzünü bulunduğUyıerrden çevirip çekti. Bunu üç defa yaptı. Hatta biz kendisini ateşe bakıyor zannettik. Sonra yine "Bir hurma yarısıyla bile olsa ateşten korununuz. Bunu da bulamayan, güzel bir sözle kendini ateşten korusun!" buyurdu. Fethu'l-Bârî Açıklaması "İnceden İnceye Hesaba Çekilene Azab Edileceği." Başlıktaki "nukişe", "en-nakş" kökünden türemedir. Manası dikeni battığı yerden çıkarmak demektir. Bunun açıklaması daha önce Cihad Bölümünde geçmişti. Burada "münakaşa" kelimesinden maksat, inceden inceye hesaba çekilmek, az ve çok ne varsa tümünün hesabını sormak ve müsamahaya hiç yer vermemek demektir. "İntakaştu minhu hakki" yani ondan hakkımı milimine kadar istedim demektir. "Allahu Teala 'Kolay bir hesapla hesaba çekilecek' buyurmuyar mu?" dedim. Ahmed b. Hanbel'in bir başka isnadla nakline göre Aişe şöyle demiştir: Nebi s.a.v.'in namazıarından birinde "Allahümme hasibnf hisa ben yesfra = Ya Rabbi beni kolay bir hesapla hesaba çek!" diye dua ettiğini duydum. Namazını bitirince "Ya Resulallah' Kolay hesap nedir?" diye sordum. Şöyle cevap verdi: "Allah'ın kulunun amel defterine bakması ue bunların hesabını sormamasıdır. Ya Aişe' Kim o gün inceden inceye hesaba çekilecek olursa helak olur" buyurdu (Ahmed b. Hanbel, VI, 48) "Kıyamet günü hesaba çekilen kimse muhakkak helak olur." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sonunda şöyle dedi: 'Kıyamet günü inceden inceye hesaba çekilecek kimse muhakkak azab olunur.' Bu iki cümle aynı manaya varır. Çünkü "muhasebe"den maksat, hesabı yazmak demektir. Bu da münakaşayı gerektirir. Kim azab olunursa helak olur. Kurtubi el-Müfhim'de şöyle der: Hadisteki "husibe = hesaba çekilirse" yani inceden inceye hesaba çekilirse, "uzzibe = azab olunur" yani hesaba çekilmesinin ortaya çıkardığı kötülüklerinin karşılığı olarak ateşte aza b olunur, "heleke = helak olur" yani ateşte azabla helak olur demektir. Kurtubi şöyle der: Aişe r.anha "el-hisab" sözcüğünün zahiri manasını almıştır. Çünkü bu az ve çok her şeyin hesabının sorulması anlamına gelir. "Bu ancak bir arzdır." Kurtubi "bu ancak bir arzdır" cümlesinin manasını şöyleaçıklamıştır: Ayettesözü edilen hesap, -en-necva'daki İbn Ömer hadisinde ifade edildiği üzere- müminin amellerinin kendisine arz edilmesidir. Böylece Allahu Teala'ın onları kendisine dünyada iken örtme si ve ahirette affetmesi suretiyle onun lütfunu ve ihsanını anlaması hedeflenmiştir. Kadı lyaz şöyle der: "Uzzib = azab olunur" kelimesinin iki manası vardır. Birincisi inceden inceye hesaba çekilme, günahların arz edilmesi, geçmişte işlenen çirkin fiilleri bildirme anlamınadır. Azarlama aza b etmek demektir. İkinci manası ise bunun azabı hak etmeye yol açmasıdır. Çünkü kulun Allah katından olmayan hiçbir hasenesi yoktur. Çünkü o güzel fiili işlemeye kendisini Allah muktedir kılmış, o amel sayesinde kendisine lütufta bulunmuş ve onları kendisine göstermiştir. Zira Allah rızası için yapılan amel azdır. Bu ikinci manayı bir başka rivayetteki "heleke = helak oldu" fiili teyit etmektedir. Nevev! şöyle der: Yukarıdaki iki açıklamadan ikincisi doğrudur. Çünkü ihmal ve kusur etmek insanlarda yaygın bir niteliktir. Her kim inceden inceye hesaba çekilir ve müsamaha ile muamele görmezse helak olur. Bir başkası şöyle demiştir: Ayet ve hadis arasındaki çelişki şuradadır: Hadisin ifadesi inceden inceye hesaba çekilecek herkese azab edileceği noktasında geneldir. Ayet ise onların bazılarına aza b edilmeyeceğini ifade etmektedir. Bu çelişkiyi şöylece cem ve telif etmek mümkündür: Ayetteki "hisab" kelimesinden maksat arzdır. Arz, amelleri ortaya çıkarıp, izhar etmek ve onu işleyene günahlarını bildirmek ve sonra hesabını sormayıp, kendisini bağışlamaktır. "Fakat senden bundan daha kolayolan şey (yani tevhid) istenilmişW' denilir." Ebu Umran'ın rivayetine göre ona şöyle denir: "Sen Adem'in sulbünde iken bundan daha kalayını yani bana şirk koşmamanı istemiştim, fakat sen bundan yüz çevirdin ve bana şirk koştun." Sabit'in rivayetine göre ise "Senden bundan daha azını istemiştim ancak sen yapmadın denilir ve cehenneme atılması emri verilir." Kadı lyaz şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bununla Allahu Teala'ın "Rabbin Ademoğul/arından, onların bel/erinden zürriyetlerini çıkardı"(Araf 172) ayetine işaret etmektedir. Adem'in belinde iken kendilerinden alınan söz ve misak budur. Her kim dünyaya geldikten sonfa bu sözüne sadık kalırsa o mümindir. Kim de verdiği bu sözde durmazsa o da Yafirdir. Hadiste denilmek istenen şudur: Senden misakı aldığımda bunu isteq.ir.ı, ancak seni dünyaya çıkardığımda bundan vazgeçtin ve şirke düşmekten başkasını yapmadın. Burada yer alan "irade" kelimesin,dtm maksat, talep de olabilir. Buna göre mana sana emrettim ancak yapmadın' demek olur:- Çünkü; Allahu Teala'ın mülkünde ancak onun dilediği olur. Bazıları "irade" fiilinin iki şey karşılığında "irade-i 'takdir" ve "irade-i rıza" manasında olduğunu söylemişlerdir: İkincisi birincisine göre daha dar çerçevelidir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir. İmam Nevev! şöyle demiştir: Bu hadisten çıkan sonçlardan birisi insanın "yekulu'lclahu = Allah söylüyor" demesinin caizliğidir. Ancak bazıları bunu mekruh görmüşler ve caiz olanın sadece "kala'I-lahu=Allah dedi ki" olduğunu söylemişlerdir. Ancak bu görüş, şaz, selef ve halef alimlerin görüşlerine muhaliftir. BirçQk hadis bizim yaklaşımımızı teyit etmektedir. Allahu Teala "Vallahu yekOlu'lhakka ve hüve yehdi's-sebf/= Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola o eriştirir"(Ahzab 4) buyurmaktadır. "Sizlerden her kim bir tek hurma yansıyla olsun ateşten korunmaya gücü yeterse bunu yapsın." Yani çok basit bir şeyle bile olsa sadaka ve iyilik ederek c.teşle aranıza koruyucu bir şey koyun. "i"I.teşten kendinizi koruyunuz' buyurdu, sonra yüzünü döndürüp. çekti." Hadis metnindeki "eşaha" ateşten kaçındığını gösterdi demektir., İbnü't-Tıyn "eşaha" yüz çevirdi "e büzüldü demektir. Bazıları ateşin kendisine gelmesinden korkan kimsenin _ -ıJtığı gibi yüzünü çevirdi demişlerdir. Bizim kanaatimize göre birinci mana daha isabetlidir. Çünkü yüzünü çevirme manası "a'rada" fiilinden anlaşılmaktadır. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- İbn Ebi Cemre şöyle demiştir: Bu hadis, az bile olsa sadakanın kabul edileceğine delildir. Hadiste sadaka "hoş kazanç" şeklinde kayıtlanmıştır. 2- Hadis, az bir sadaka veya başka iyiliği küçük görmemek gerektiğini işaret etmektedir. 3- Bu hadis, tühd ehli kimseleri destekleyen bir delildir. Çünkü onlar, yüzünü sağa ve sola çeviren helak olacaktır demişlerdir. Bu hüküm hadiste sözü edilen kişinin sağına ve soluna bakmasından anlaşılmaktadır ki hadiste geçen ifadeyle "iltifat"ın şekli budur. Bundan dolayı o kişi önüne baktığında kendisini ateş karşılamıştır. 4- Hadis, mahşerde bekleyen kimselere cehennem ateşinin yakın olduğuna delildir. İbn Hübeyre şöyle demiştir: Burada "güzel bir söz" den maksat hidayeti gösteren, aşağılık bir şeye engelolan veya iki kişi arasını düzelten ya da birbiriyle anlaşmazlık halinde olan iki kişi arasında hüküm veren ya da bir problemi çözen veya kapalı bir şıoyi açığa çıkaran ya da öfkeli bir kimseyi savuşturan veya gazaba kapılmış birisini sakinleştiren söz demektir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir
  13. 6541Bütün ümmetler bana arz olunup gösterildi. Bir Nebi, yanına bir ümmet alıp geçiyordu. Bir Nebi, beraberinde…İbn Abbas'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bütün ümmetler bana arz olunup gösterildi. Bir Nebi, yanına bir ümmet alıp geçiyordu. Bir Nebi, beraberinde bir toplulukla geçiyordu. Bir Nebi beraberinde on kişiyle geçiyordu. Bir Nebi beraberinde beş kişiyle geçiyordu. Bir Nebi de yalnız başına geçiyordu. Ben uzakta büyük bir karaltı gördüm ve 'Ya Cibri!! Bunlar benim ümmetim mi?' diye sordum. O da 'Hayır değildir lakin şu ufka bak!' dedi. Ben oraya bakınca çok büyük bir karaltı gördüm. Cebrail 'İşte bunlar senin ümmetindir. Bunların yetmiş bin olan öncüc leri, üzerlerinde hiçbir hesab ve azab yoktur' dedi. Ben 'Niçin bunlara hesap ve azab yoktur?' dedim. Cebrai! 'Onlar ateşle dağlanma tedavisi yapmazlar. Rukye yapmazlar, {eşya ve kuşları} uğursuz saymazlar, onlar ancak Rablerine dayanıp güvenirlerdi' dedi." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu söyleyince, Ukkaşe b. Mıhsan kendisine doğru ayağa kalktı ve "Ya Resulallah! Beni onlardan kılması için Allah'a dua et!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya Allah! Bunu onlardan kıl!" diye dua etti. Sonra ona diğer bir adam kalktı ve o da "Beni de onlardan kılması için Allah'a dua ediver!" dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu konuda Ukkaşe seni geçti" buyurdu
  14. 6542Ümmetimden bir zümre (cennete) girer ki onlar yetmiş bindir. Onların yüzleri ayın on dördüncü gecesindeki…Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ümmetimden bir zümre (cennete) girer ki onlar yetmiş bindir. Onların yüzleri ayın on dördüncü gecesindeki parlaması gibi parlar. " Ebu Hureyre dedi ki: Bunun üzerine Ukkaşe b. Mıhsan el-Esedi üstünde bulunan siyah-beyaz çizgili elbiseyi kaldırarak ayağa kalktı ve "Ya Resulallah' Beni onlardan kılması için Allah'a dua ediverı" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Ya Allah! Bunu onlardan kıl!" diye dua etti. Sonra Ensar'dan bir adam ayağa kalktı ve "Ya Resulallah! Beni de onlardan kılması için Allah'a dua ediver!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu konuda Ukkaşe seni geçtiı" buyurdu
  15. 6543Muhakkak ki ümmetimden yetmiş bin veya yediyüzbin (bunların hangisini söylediğinde Ebu Hazim şüphe etmiştir)…Sehl b. Sa'd'm nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki ümmetimden yetmiş bin veya yediyüzbin (bunların hangisini söylediğinde Ebu Hazim şüphe etmiştir) -kişi veya zümre- hesap ve ceza görmeksizin ilk defa olarak cennete girecektir. Bunlar birbirine tutunmuşlar olarak bazısı bazısına tutunmuş vaziyette cennete girerler. Bu ilk zümrenin sondakileri cennete girinceye kadar öndekileri girmez. Bunların yüzleri, Bedir gecesinde ayın ışığı üzeredir
  16. 6544Cennet ehli cennete, cehennem ehli de cehenneme girdiği zaman sonra bir nidacı ayağa kalkar ve aralarında 'Ey…İbn Ömer r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Cennet ehli cennete, cehennem ehli de cehenneme girdiği zaman sonra bir nidacı ayağa kalkar ve aralarında 'Ey ateş ehli, artık ölüm yoktur' Ey cennet ehli, artık ölüm yok, ebedilik vardır!" diye nida eder
  17. 6545Cennet ehline hitaben 'Ey cennet ehfil Artık ebedilik vardır, ölüm yoktur!' Cehennem ehline hitaben de 'Ey…Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Cennet ehline hitaben 'Ey cennet ehfil Artık ebedilik vardır, ölüm yoktur!' Cehennem ehline hitaben de 'Ey ateş ehli! Artık ebedilik vardır, ölüm yoktur!' denilir." Fethu'l-Bârî Açıklaması "Yetmiş Bin Kişinin Cennete Sorgusuz Sualsiz Gireceği." Bu hadiste bundan önceki bölümde işaret edilen ayetin ihtiva ettiği taksimin gerisinde başka bir durum olduğuna ve mükelleflerin içinde hiç hesaba. çekilmeyecekler, kolay bir hesapla hesaba çekilecekler ve inceden inceye hesaba çekilecekler olduğuna işaret vardır. "Bir Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanına bir ümmet" yani birçok sayıda insan "alıp geçiyordu." "Ben uzakta büyük bir karaltı gördüm." Husayn b. Nemir'in rivayetine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ufku kaplamış büyük bir kalabalık gördüm" demiştir. Bu hadisin metninde geçen "sevad", "beyad" kelimesinin zıttıdır. Sevad, uzaktan görülen şahıs demektir. 'Ya Cibril! Bunlar benim ümmetim mi'? diye sordum. O da 'Hayır değildir' dedi." Husayn b. Nemir'in rivayetine göre ise Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bunların benim ümmetim olma/arını umdum, bana 'Bu kavmi içinde Musa'dır' denildi" demiştir. '''Onlar ateşle dağlanma tedavisi yapmazlar, rukye yapmazlar, (eşya ve kuşları) uğursuz saymazlar, onlar ancak Rablerine dayanıp güvenirlerdi' dedi." Said b. Mansur'un Müslim'de yer alan rivayetine göre .Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "la yektev6.n = dağlama tedavisi yapmazlar" yerine "ve la yerkun = rukye yapmazlar" demiştir.(Müslim, İman) Şeyh Takıyuddin İbn Teymiye bu rivayeti yadırgamış ve bunun ravisi tarafından bir hata olduğunu ileri sürmüştür. Buna sebep olarak da şöyle demiştir: Rukye yapan yaptığı kişiye iyilik etmektedir. Şu halde nasılolur da bunu terk etmesi talep edilir? Öte yandan Cebrail Nebie, Nebi'e sahabelerine rukye yapmış ve onların da rukye yapmalarına izin vermiş ve şöyle demiştir: "Kardeşine fayda vermeye gücü yeten bunu yapsın.'' (Müslim, Selam)Faydalı olmak talep edilen bir şeydir. İbn Teymiye şöyle devam etmiştir: Rukye yapılmasını isteyen ise başkasından bir şey istemekte ve onun faydasını ummaktadır. Allah'a tam tevekkül, bu harekete manidir. İbn Teymiye şöyle demiştir: Hadiste söylenmek istenen, yetmiş bin kişinin Allah'a tam bir tevekkülle nitelenmesidir. Bunun neticesi olarak onlar başkasından kendilerine rukye yapmasını istemezler, dağlamakla tedavi yapmazlar ve hiçbir şeyde uğursuzluk kabul etmezler. Bir başkası buna şöyle cevap vermiştir: Sika olan bir raviden gelen fazlalık makbuldür. Said b. Mansur hadis hafızıdır. Buhari, Müslim ona itimat etmişlerdir. Müslim şu rivayetinde ona dayanmıştır. Bir ravinin ziyadeliği, sahih kılma imkanı varken hatalı olduğu söylenmez. İbn Teymiye'nin hatalı kabul ettiği mana başkasından rukye isteyen kimsede mevcuttur. Çünkü o, bunun sebebini şöyle açıklamıştır: Başkasından kendisine rukye yapmasını talep etmeyen kimse, tam bir tevekkül içindedir. Ancak aynı şeyleri ona da söylemek mümkündür. Çünkü başkasına rukye yapan kimsenin tevekkülün tam olması için bunu yapmaması uygundur. Rukyenin Cebrail tarafından yapılmış olması, ortaya attığı iddiayı desteklemediği gibi, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in uygulamasında da bunu gösteren bir husus yoktur. Çünkü o teşri ve ahkamı açıklama makamındadır. Burada şöyle denilebilir: Adı geçenlerin rukyeyi ve rukye istemeyi terk etmeleri, bu mesleği kökünden kazımak içindir. Zira bunu yapan kimsenin bu konuda kendi nefsiyle başbaşa bırakılmayacağından emin olunamaz. Aksi takdirde rukye haddi zatında yasak bir iş değildir. Bunun yasak olanı, şirk olanı veya şirke muhtemel alanıdır. Bundan dolayı Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Rukyelerinizi bana gösterin, rukyede şirk olmadığı sürece herhangi bir sakınca yoktur!! buyurmuştur. Bu ifade açıklaması Tıb Bölümünde net olarak geçtiği üzere yasaklığın sebebini teşkil etmektedir. "Onlar uğursuz saymazlar.!! Uğursuzluk saymanın ne demek olduğu Tıb Bölümünde geçmişti. Söylenmek istenen onların cahiliye döneminde Arapların yaptığı üzere herhangi bir şeyi uğursuz saymadıklarıdır. "Onlar ancak Rablerine dayanıp güvenirler.!! Tevekkül hakkında kısa bir süre önce "Kim Allah'a güvenirse o, ona yeter''(Talak 3 ) başlığı altında açıklama geçmişti. Kurtubı ve başkaları şöyle der: Sufilerden bir zümre şöyle demiştir: Kalbine Allah'tan başkasının korkusu karışmayan kimseden başkası, "tevekkül eden" ismini almaya layık değildir. Gerçek bir tevekkül içinde olan kimseye bir aslan hücum etse bundan çekinmez, hatta Allah kendisine rızkı garanti ettiği için onun peşinde de koşmaz. Ancak çoğunluk bu görüşü kabul etmemiş ve şöyle demişlerdir: Tevekkül, Allah'ın vaadine güvenmek, kazasının mutlaka olacağına kesin olarak inanmak, rızık peşinde koşarak sünnete uymayı terk etmemekle olur. Çünkü yiyecek ve içecek bulmak şarttır. Silah hazırlayarak, kapıyı kapatarak ve benzeri önlemlerle düşmandan kaçınmak gerekir. Bununla birlikte kişi kalben sebeplere bağlanmaz. Aksine sebeplerin bizatihi fayda getirmeyeceğine ve zararı gidermeyeceğine inanır. Tam tersine sebep ve sebebin sonucunun Allah'ın fiili ve her şeyin onun dilemesiyle olduğuna inanır. Kişi sebebe meylettiği va ki olduğunda bu onun tevekkülünü zedeler. Ebü'l-Kasım el-Kuşeyrı şöyle demiştir: Tevekkülün yeri kalbtir. Dışa yansıyan harekete gelince, bu tevekküle mani değildir. Yeter ki kul her şeyin Allah tarafından olduğuna kesin olarak inansın, bir şeyi kolaylıkla ele geçirdiğinde bunun Allah'ın sayesinde olduğuna, herhangi bir şeyi zorlukla ve sıkıntıyla sağladığında bunun da onun tkdiri ile olduğuna inansın. Çalışıp kazanmanın meşruluğuna delillerden birisi BüyÜ Bölümünde geçen Ebu Hureyre had}sidir. Buna göre Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kişinin yediği şeyin en üstü-nü kendi kazancındandır. Davud a.s." kendi kazancını yerdi" demiştir. Allahu Teala da "Ona savaş sıkıntılarımzdan sizi koruması için zırh yapmayı öğrettik"(Enbiya 80) buyururken bir başka ayette "Ey iman edenler! Tedbirinizi alın"(Nisa 71) buyurmaktadır. "Ukkaşe b. Mıhsan kendisine doğru ayağa kalktı." Ukkaşe İslama ilk girenlerdendi. Künyesi Ebu Mıhsan' dır. O Bedir savaşına katılmış ve orada çarpışınıştır. Tarihçi İbn İshak şöyle der: Bana ulaşan habere göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ''l\rapların içinde en hayırlı süvari Ukkaşe' dir" demiştir. İbn İshak bir de şu tespiti yapar: Ukkaşe, Bedir günü çok şiddetli bir şekilde• çarpıştı. Sonunda elindeki kılıcı kırıldı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona kalın bir sopa verdi ve "Bununla çarpış" dedi. Ukkaşe onunla çarpışmaya başladı. Nihayet o odun parçası elinde uzun, sert, beyaz bir kılıca dönüştü. Ukkaşe bu kılıçla Allahu Teala fethi nasip edene kadar çarpıştı. Bu kılıç hicretin 12. yılı Halid b. Velid'le birlikte mürtetlerle çarpışırken şehit düşünceye kadar elinde kaldı. "Bu konuda Ukkaşe seni geçti." "Ukkaşe seni geçti." cümlesindeki hikmet hakkında alimlerin farklı görüşleri söz konusudur. İbnü'l-Cevzı, Keşfü'l-Müşkil isimli eserde yaptığı nakle göre Ebu Ömer ez-Zahid, Sa'leb diye bilinen Ebü'lAbbas Ahmed b. Yahya'ya bunun sebebini sorunca Sa'leb "O, münafıktı" demiştir. İbnü'l-Battal şöyle der: "Seni geçti" cümlesinin manası, bu sıfatları elde etmekte seni geçti demektir. Söz konusu sıfat, tevekkül, herhangi bir şeyi uğursuz saymama ve onunla birlikte sayılan diğer niteliklerdir. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sahabilerine lütufkar ve kendilerine güzel bir edeble muamele ettiği için kendisinden dua isteyen ikinci kişiye "Sen onlardan değilsin" veya "Sen onların ahlakı üzere değilsin" dememiştir. İbnü'l-Cevzi şöyle der: "Bana öyle geliyor ki Hz. Nebi'den bunu isteyen birinci kişi sadıkane bir kalple istemiş ve talebi kabul edilmiştir. İkinciye gelince, ona verilen cevapla bu çeşit talebe son verilmek istenmiş olma ihtimali vardır. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ikinci şahsa "evet" deseydi, ardından bir üçüncü, bir dördüncü kişi ayağa kalkacak ve bunun sonu gelmeyecekti. Herkes de böyle bir duaya layık değildir." Kurtubi şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den ikinci olarak talepte bulunan şahısta Ukkaşe'de bulunan durumlardal! yoktu. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun talebini kabul etmedi. Zira kabul etseydi orada bulunan herkes böyle bir taleb e kalkışacak ve bu da zincirleme uzayıp gidecekti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O kişiye verdiği cevapla bu kapıyı kapatmış oldu. Bu, "O, kişi münafıktı" diyenin görüşünden iki açıdan daha uygundur: Birincisi, sahabilerde aslolan münafık olmamaktır. Sahih bir nakil olmadıkça bunun aksi sabit olamaz. İkincisi sahih bir niyet ve Nebie kesin bir inançla tasdik olmaksızın böylesi bir talebin bir insandan çıkması nadir görülen hususlardandır. Dolayısıyla bir münafıktan böyle bir talep nasıl sad ır olabilir? İbn Teymiye de bu anlayışa meyletmiştir. Nevevi, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ukkaşe hakkındaki duasının kabul edileceğini, diğeri hakkındakinin ise edilmeyeceğini vahiy yoluyla öğrendiği iddiasını sahih kabul etmiştir. "Ümmetimden bir zümre" yani cemaatin bir kısmı diğerinin izi üzere yürüdüğü takdirde "(cennete) girer." "Onlarıri yüzleri ayın ondördüncü gecesindeki parlaması gibi parlar." Müslim'in rivayetinde bu cümle "ayın sureti gibi parlar" şeklindedir (Müslim, İman) Kurtubi şöyle demiştir: Müslim'in rivayetinde geçen "ala surati'l-kamer" ifadesindeki "es. sura" vasıf, niteliktir demiştir. Yani onların yüzleri ayın ondördüncügecesindeki olduğu gibi parlar. Buradan cennetliklerin nuriarının derecelerine göre farklı olduğu anlaşılmaktadır. Biz de şunu ekleyelim: Aynı şekilde derecelerine göre güzellikteki vasıfları da farklılık gösterir. "Bunun üzerine Ukkaşe b. Mıhsan el-Esedı üstünde bulunan siyah-beyaz çizgi li elbiseyi kaldırarak ayağa kalktı." Hadis metninde geçen "nemire", bedevilerin giydiği siyah beyaz çizgili,yünden yapılmış bir elbisedir
  18. 6546Cennete muttali oldum ve ahalisinin çoğunun fakirler olduğunu gördümİmran'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Cennete muttali oldum ve ahalisinin çoğunun fakirler olduğunu gördüm; Cehenneme muttali oldum, onun ahalisinin çoğunu da kadınlar olarak gördüm
  19. 6547Ben cennetin kapısı önünde durdum. Oraya girenlerin çoğu fakirler idiUsame'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Ben cennetin kapısı önünde durdum. Oraya girenlerin çoğu fakirler idi. Zenginlik sahipleri alıkonulmuşlardı. Lakin cehennemlikler ateşe girmeye emrolunmuşlardı. Ben cehennemin kapısı önünde de durdum. Oraya girenlerin çoğunun kadınlar olduğunu gördüm
  20. 6548Cennet ehli cennete, cehennem ehli de cehenneme ayrılıp gidince ölüm (bir koç suretine büründürülerek)…İbn Ömer'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Cennet ehli cennete, cehennem ehli de cehenneme ayrılıp gidince ölüm (bir koç suretine büründürülerek) getirilir. Bu koç cennetle cehennem arasında yatırılır, sonra kesilir, sonra bir nidacı 'Ey cennet ehli artık ölüm yoktur! Ey cehennem ehli ölüm yoktur!' diye nida eder. Cennet ehlinin ferahına bir ferah daha eklenir. Cehennem ehlinin hüzün ve kederine bir hüzün daha eklenir